Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 47. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 47. Yayın Dönemi: 30 Nisan 2018 – 4 Kasım 2018 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2018/6/18

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Yeni Ufuklar (Yeniden program) / UNDP Türkiye

Her kış dönemi olduğu gibi BM UNDP Türkiye ofisinin hazırladığı Yeni Ufuklar bu  yayın döneminde geri dönüyor.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste__19-06-2018

Açık Gazete kayıt arşivi

Acikgaste_OYA-BAYDAR-okumas–19-06-2018

08:02 Eduardo Galeano: Hikâye Avcısı (Açık Gazete’de yeni köşe) / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Salı Ahmet İnsel’le Ufuk Turu

UfukTuru20180619

Ufuk Turu kayıt arşivi

09:30 – 09:50 Açık Bilinç /  Güven Güzeldere ile Bilim ve Felsefe Sohbetleri

AcikBilinc20180619

Açık Bilinç kayıt arşivi

10:00 – 10:30 İklim İçin / Yücel Sönmez, Ömer Madra ve Murat Can Tonbil

IklimIcin20180619

İklim İçin kayıt arşivi

10:30 – 11:00 Ahşaptan Betona, Mecidiyeden Jetona / Pınar Erkan / Alameti kerametinden menkul kent hikayeleri

AhsaptanBetonaMecidiyedenJetona20180619

“Alameti kerametinden menkul kent hikâyeleri” şiarıyla yola çıkan programda tarihten günümüze tarihsel katmanlar da deşilerek Bizans köşklerinden, sarayların altyapısının nasıl oluşturulduğuna, konutlardan ofislere, kaldırımlardan sokaklara, dehlizlerden şarap üretilen üzüm bağlarına kadar şehrin farklı unsurlarına dair az ya da çok bilinen detaylar konuşuluyor.

Ahşaptan betona Mecidiyeden jetona kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Deniz Aşırı / Deniz Pak / Bozcaadalılar, adaya yolu düşenler ve adanın kıyısına vuranlar…

bozcaadasozlugu.blogspot.com/denizairi

12:00 – 13:00 Periplus (Yeni program) / Hazırlayan: Murat Can Tonbil

“Haritalar üzerinden caza çalan bir müzikal seyir rehberi” şiarıyla yola çıkan program, haftaiçi öğle kuşağını kıtalararası bir seyahate çıkarıyor.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Büyücüsü / Yazan: Ursula Le Guin / Çeviren: Çiğdem Erkal / Metis Yayınları / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak’ta aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü bu yayın döneminde başlıyor. Ne zaman biter, orası meçhul. 

13:00 – 14:00 Musica Brasileira / Jozi Levi / Brezilya’dan müzik

9

soundcloud.com/joezeex/

14:00 – 14:30 Dünya Mirası Adalar / Asu Aksoy, Derya Tolgay ve Alp Orçun

DunyaMirasAdalar19.06.2018

Adalar, yüzyıllarca imparatorluklara başkentlik yapmış, siyasi ve kültürel dönüşümlerin aktörlerini beslemiş dünya şehri İstanbul’un hikâyelerinin hep bir parçası olagelmiş. Krallar, kraliçeler, dini liderler sürgüne buralarda zindanlara atılmış, ardından Osmanlı’dan günümüze  farklı kültürel cemaatlerin zengin bürokratları, iş insanları, Adaları İstanbul’un sayfiye merkezi haline getirmiş, sanatçılar, yazarlar, Adalar’ın renginden, havasından, kokusundan beslenmek için buraları mekân tutmuş. Adalar, muhteşem mimari ve yaşam dokusuyla dünyada eşine az rastlanır bir kültürler havzası olma halini bugüne kadar taşımışlar.
Şanslıyız ki Adalarda İstanbul tarihinin tüm veçhelerinin mekânsal izdüşümlerini hâlâ görebiliyoruz ve barındırdıkları hikâyelerin bazen yaşayan bilgi kaynaklarına erişebiliyoruz. Kendimizi gerçekten müstesna hissetmeliyiz: Adalar’a adımımızı attığımızda İstanbul tarihinin çok da bozulmamış tanığının varlığını hissedebiliyoruz, şaşırıyor ve nedenini çok da bilmeden mutlu oluyoruz. Bu yayın döneminde bizi mutlu eden Dünya Mirası Adalar’ı enine boyuna konuşuyoruz.

14:30 – 15:30 Yeni / Hande Akkan / Yeni Philip Glass’ın 80. yaşını kutluyor

1937’de doğan Amerikalı usta besteci Philip Glass’ın 80’inci yaşını özel bir dizi programla kutluyoruz.

15:30 – 16:00 Yeşilçam Arkeolojisi / Hazırlayan: Utku Uluer / (15 günde bir)

YesilcamArkeolojisi20180619

sinematikyesilcam.com/2017/01/yesilcam-arkeolojisi-radyo-programi/

26 Nisan 2016 – 10 Ocak 2017 Progrmları içeriği yukarıdaki linkte

Türk sineması ve Yeşilçam’ın besin kaynaklarına, emekçilerine ve kıyıda köşede kalmış hikâyelerine yer verilecek bir program.

sinematikyesilcam.com/

Yeşilçam Arkeolojisi kayıt arşivi

***

zz8

Bu hafta Yeşilçam Arkeolojisinde Yılmaz Atadeniz var. Çeşitli sohbetlerinden derlediğimiz kayıtlarla önce Safa Önal, Yılmaz Atadeniz’i sonra Yılmaz Atadeniz Kilink filmlerini anlatıyor! Mesut Kara, Nizam Eren ve Kunt Tulgar’a teşekkürlerimle

16:00 – 16:30 Su Müştereği (Yeni program) / Su diye yazılır, demokrasi diye okunur! / Hazırlayanlar: Nuran Yüce ve Özdeş Özbay

su_musteregi_19.06.2018

En önemli müştereğimiz olan suya dair bir program.

***

Açık Radyo 94.9‘da Nuran ve Özdeş ile beraber gıdayı bir müşterek olarak nasıl tanımlayabileceğimizden, gıdayı bir müşterek olarak tanımlamanın önemine, dünyada ve Türkiye’de gelişen gıda müştereklerinin mücadele deneyimlerine, Türkiye’de gıda sorunun geldiği noktadan gıdayı müşterekler siyasetinin parçası haline getirmek için neler yapılabilineceğine dair konuştuk… Yakında bununla ilgili yayınlanacak bir yazının da reklamını yapmış olduk 🙂

***

Gıdayı Müşterekler Siyasetinin Parçası Haline Getirmek

zz1

Konuğumuz Umut Kocagöz ile gıdayı bir müşterek olarak nasıl tanımlayabileceğimizden, gıdayı bir müşterek olarak tanımlamanın önemine, dünyada ve Türkiye’de gelişen gıda müştereklerinin mücadele deneyimlerine, Türkiye’de gıda sorunun geldiği noktadan gıdayı müşterekler siyasetinin parçası haline getirmek için neler yapılabilineceğine dair konuştuk.

Gıdayı müşterekler siyasetinin parçası haline getirmek

Bu haftaki programımızda konuğumuz Umut Kocagöz ile gıda müştereği üzerine konuşuyoruz. Türkiye’de kır temelli toplumsal hareketler, köylü mücadeleleri, gıda egemenliği, müşterekler ve siyaset teorisi çalışmaları içerisinde yer alan Kocagöz’ün tez çalışması da Müşterekler Siyasetinin Rasyonalitesi’ne dair. 2017 yılında Metis Yayınları’ndan çıkan Herkesin Herkes için  kitabını Bengi Akbulut, Fikret Adaman ile hazırlayanlar arasında yer alıyor. Sivil ve Ekolojik Haklar Derneği’nin bu yıl yayınlayacağı müşterekler kitabında da Umut Kocagöz’ün Gıda’nın Müşterekler Siyasetibaşlıklı bir makalesi olacak.

Umut Kocagöz ile gıdayı bir müşterek olarak nasıl tanımlayabileceğimizden, gıdayı bir müşterek olarak tanımlamanın önemine, dünyada ve Türkiye’de gelişen gıda müştereklerinin mücadele deneyimlerine, Türkiye’de gıda sorunun geldiği noktadan gıdayı müşterekler siyasetinin parçası haline getirmek için neler yapılabilineceğine dair konuştuk.

Gıdanın üretiminin her aşamasının metalaştığı günümüzde sağlıklı gıdanın ve sağlıklı gıdaya erişimin herkes için temel bir hak olması fikri ve pratiği çok uzak gelse de sağlıklı gıda, herkes için bir zorunluluk.  Sağlıklı gıda, herkes için bir zorunluluk olarak tanımlandığında, gıdayı müşterek olarak düşünmenin imkanları ortaya çıkıyor.  Ve bu metalaşma süreci boyunca kat edilen bütün ilişkileri hesaba katan bütüncül ve sürece dahil olan tüm aktörlerin dahil olduğu bir süreç başlıyor. Müşterek tanımlamasını özcü bir yaklaşım yerine bütün süreciyle ele almak gerektiğine vurgu yapıyor Umut Kocagöz ve gıdayı müşterekler siyasetinin parçası haline getirmek için dört ana taktik sunuyor.

“Gıdayı müşterekleştirmenin ve müşterek gıda politikaları oluşturmanın stratejisini dört ana taktik üzerinden tarif edebiliriz. Birinci taktik, gıda sisteminin eleştirel bilgisinin üretilmesidir. Şirketleşmiş gıda sisteminin eleştirisi, sağlıklı ve besleyici gıdanın ne olduğu ve bu gıdaya nasıl erişileceğine yönelik bilgi üretimini zorunlu kılar. Araştırmacılar, üreticiler ve gıda inisiyatifleri bir arada ve dayanışma içinde bu bilgi üretimine katkıda bulunur ve bu bilginin kamusallaşması için çaba gösterir. İkinci taktik, gıda inisiyatiflerinin örgütlenmesidir. Kırda mevcut sendikal çalışmalar ve kolektif çiftlik pratikleri bunun temelleridir. Kentte yukarıda andığımız gıda inisiyatifleri müşterek zeminler inşa edebildiği sürece birer alternatif olma potansiyeli kazanır. Üçüncü taktik, kent ve kır temelli örgütlenmelerin ortak çalışmalar yapması ve gıda egemenliğini reel olarak inşa etmesidir. Örgütlü üreticiler ile tüketicilerin aracısız ve doğrudan bir sistem oluşturması, bu sistemi yaygınlaştırması ve toplumsallaştırması, dayanışma ilişkilerini pekiştirmesi bugün, burada, başka bir gıda sisteminin inşa edilmesi anlamına gelir. Bu sistem toplumsallaştığı ölçüde şirketleşmiş gıda sisteminin alternatifi olmaya aday olacaktır. Dördüncü taktik, müşterek gıda politikalarının kamusal düzeyde üretilmesidir. Bahsi geçen aktörlerin ve inisiyatiflerin bir araya gelerek inşa edecekleri bir “gıda politikası”, geniş toplumsal kesimlerin müşterek gıda programı olma özelliği kazanarak toplumsal mücadelenin bir parçası olma imkanı sağlayacaktır.”

16:30 – 17:00 Diğerkâm (Yeni program) / Hazırlayanlar: Damla Özlüer ve Rauf Kösemen

digerkam_35_19.06.2018_ULAS_TOL_MEYDAN

Geçtiğimiz dönemlerde Hemzemin programını hazırlayan Rauf Kösemen ve Damla Özlüer yine sosyal fayda iletişimi üzerine daha geniş düşünmeye çağırdıkları yeni programları Diğerkâm ile bu yayın döneminde de aramızdalar.

Facebook.com/Diğerkam

***

Language Turkish
Rauf Kösemen ve Damla Özlüer’in hazırlayıp sundukları Diğerkâm’ın 35. programı, Yaşama Dair Vakıf’tan Ulaş Tol’u ağırlıyor. Ulaş Tol, sivil toplum kuruluşları arasında yeni bir diyalog ve müzakere modelini hayata geçirmek üzere açılan Meydanda.org‘u anlatıyor.

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Ceyhan Usanmaz, Sanat Deliorman, Jak Kohen, Levent Öget ve Harun İzer

Dünyanın Cazı kadrosuna Caz vokalisti Sanat Deliorman dahil oluyor. Salı günleri Dünyanın Cazı ondan sorulacak.

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

dergi-blok1_18-06-2018

***

Açık Dergi: 19 Haziran 2018: İskender Savaşır

Hafta boyunca Ben Bugün Bişey Öğrendim Yayına Hazırlayanlar: Doruk Yurdesin, Ozan Sezgin ve Rauf Kösemen

facebook.com/benbugunbiseyogrendim

Açık Dergi Salı Dünyayı Okumak / Aytaç Timur ve Akif Pamuk

Yazmaya övgü. Eleştiriye ve eleştirmene kapı. Düşünmeye, düşünceye, üretmeye ve tartışmaya alan açmayı amaçlayan bir kültür programı.

Açık Dergi Salı Müziğin Başka Türlüsü (Açık Dergi köşesinde, gün ve yayın sıklığında değişiklik. Ayda 1) / Hazırlayanlar: Sumru Ağıryürüyen ve İlksen Mavituna

5 yıldır Perşembe günleri yayınlanan ve güncel sahneden müzisyenleri ağırladığımız program artık ayda 1 Salı günleri 19:00’da.

Müziğin Başka Türlüsü kayıt arşivi

Açık Dergi Salı  Kulis Sesleri – Bircan Yorulmaz (Ayda 1)

KulisSesleri20180619

***

Kundakçı

Kulis Sesleri bu programında Oyun Atölyesi tarafından sahnelenen “Kundakçı”nın kulisindeydi. Bircan Yorulmaz oyunun yönetmeni ve aynı zamanda oyuncusu Muharrem Özcan ile oyuncularından Tuna Kırlı ile konuştu.

“Bir devlet tiyatrosu ya da ödenekli tiyatro olunca haliyle o ideolojiye dönük bütün sansürlere tamam deyip, boyun eğmek zorunda kalıyorsunuz. Yakın zamanda gördük; oyuncuların oynamaması gerektiğinin söylendiği, aşağılandığı, yöneticilerin zaten oyuncuları oraya götürerek boyun eğdiği bir durum yaşandı. Sanatın özü muhalif olmak, sanatın bir derdi olmak zorunda. İktidar ne olursa olsun, ideoloji ne olursa olsun eleştirel bakmak zorunda sanat.”

Oyunu anlatır mısın lütfen?

Muharrem Özcan:
Hikâyesine baktığımızda, gerçek bir olaydan yola çıkılarak yazılmış bir oyun Kundakçı Herostratos adlı karakterin Artemis Tapınağı’nı gerçekten zamanında yakmasıyla başlayan, şöhret uğruna yaktığı düşünülen, fakat yazar, yani Grigory Gorin tarafından biraz daha evirtilerek aslında biraz daha iktidar, yargı, din eleştirisine dönüştürdüğü bir metin.

Tuna Kırlı:
Ben Herostratos’u oynuyorum. 1970’lerde Rusya’da yazılmış oyun, fakat milattan önceyi anlatıyor. Milattan önce neyse, 1970’ler Rusya’da da oymuş, Türkiye’de de devlet mekanizması simdi aynı şekilde işliyor. Tahmin ediyorum ki bütün dünyada devletin olduğu yerde, iktidarın olduğu yerde işler aynı açmazların içinde devam ediyor. Burada da Herostratos çok güzel bir çomak sokuyor sisteme. Çok güzel bir tapınak, oradaki rahip ve rahibeler, bir kral ve halkın seçtiği bir parlamento başkanı var. Bunlar her şeyi mutlu mesut yönetirlerken, adamın bir tanesi gelip, tapınağı yakınca haliyle ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Madem tapınağı yaktı, o zaman tanrılar neden buna müdahale etmedi? Tanrılar müdahale etseydi böyle olmazdı. Din adamları da ister istemez biz bu durumu bir durup düşünelim diyorlar. Sistem bir anda çöküyor. Ondan sonra herkes pozisyonunu ‘buradan nasıl nemalanırım’ fikrine uygun almaya başlıyor. Herostratos’un da kendi çıkarları uğruna bir denemesi var. Öyle bir yolu açılıyor ki, buraya da zıplayabilirim, şuraya da zıplayabilirim, bunu da alabilirim deyip ilerliyor.

Herostratos’un çıkış noktası ünlü olmak?

Muharrem Özcan:
Ünlü olmak gibi gözüküyor ama aslında gerçek metinde dert gerçek yaşanan olaydan biraz farklı. Zira geçek yaşanan olayın nedenlerini tam olarak bilmiyoruz. Herostratos’un bir akıl hastası olduğu söyleniyor, bunu gerçekten şöhret uğruna yaptığı söyleniyor. Ancak o dönemin kaynakları o kadar yetersiz ki bu konuda net olamıyoruz. Fakat metinde şöyle bir durum var; Herostratos şöhret uğruna tapınağı yakmaktan ziyade, ona bir birey olarak o yapının, o toplumun, o devlet mekanizmalarının içinde din, yargı ve iktidar/kraliyet sacayakları içinde hiç kendisi olmasına izin verilmemiş, varlık göstermesine müsaade edilmemiş. Sürekli vatandaş olarak, birey olarak haksızlığa uğramış bir adam. Dolayısıyla Artemis Tapınağı’nı yakıyor olması da bir birikim isyanı sonucunda; ‘beni görün; ben birey olarak varım, ben hiç değilim, ben varım, hiç olmaktan bıktım hiç görünmekten bıktım’ demek için yapılmış bir eylem var. Fakat bu haliyle birçok şeyi sorgulamamıza neden oluyor. Evet, Artemis neden gelip yardım etmedi? Madem tanrılar vardı, neden beni devlet zamanında korumadı ve şimdi bunun hesabını yapmaya çalışıyor gibi gibi birçok soruyu beraberinde getiriyor. Fakat gidişatta Herostratos bakıyor ki aslında her şey, bütün yapılar kendi çıkarına hizmet edecek şekilde ve sistem öyle kurulmuş. Artık öyle bir bakış açısı ve ayma noktası yaşıyor ki kendisinin de ne olduğunun farkına varıp, onun çarkın en büyük dişlilerinden birisi haline geliş sürecini izliyoruz.

Vandallık ile kahramanlık geçişini izliyor gibiyiz?

Tuna Kırlı:
Aslında şöyle; galiba birinin kahraman ya da vatan haini olmasına devletler karar veriyor. Bu adam terörist mi? Bir şey yakıyor mesela, sonra da vaat ettiği şey sistemi çökertmek. Şimdi bu adamın ne zaman terörist olduğunu anlarız? Sanırım ondan bir on yıl sonra terörist olup olmadığını anlarız. Neye karar verildi? Yani hala devam ediyorsa efsanesi halk kahraman olacak, etmiyorsa o zaman terörist olacak. Burada da bence başlangıç noktası adamın; ben bunu yakarım diyor, en kötü ihtimalle asarlar beni, tarihe mal olurum. Vazgeçiyor yani, zaten gemileri de yakıyor. Aslında sistemi yok etmek üzere girdiği savaşta yine sistemin içinde kalıyor.

İzlerken ilk aklıma gelen güncel eklemeler içermiş olsa da içeriğin, ana konunun güncelliğiydi. Metnin aslı da böyle miydi?

Muharrem Özcan:
Metinde aslında bahsettiğim içeriğin ekseninden ayrılmamaya dikkat ettik. Elbette güncellemeler oldu, eklemelerimiz oldu. Metin çok uzun ve eski bir metin. Çok fazla budanması ve yer değiştirmesi gereken yerleri vardı.  Dolayısıyla o düzenlemeyi ben yaptım, orijinal metinden biraz daha farklı bir metni oynuyoruz şimdi. Ama bütün derdi ve ekseni hiçbir şekilde aşınmaya uğramadı.

Bu oyunu seçmeniz ve bir araya gelmenizde oyunun güncelliği etken miydi?

Muharrem Özcan:
Zaten bir oyunu değerlendirirken, repertuara alıp bu oyunu sahnelemeliyiz diye düşünürken ister istemez birçok parametreyi hesaplayarak davranmak zorundayız. Bunun en önemli unsurlarından bir tanesi evrensel olması, hem yaşadığımız coğrafya ile hem yaşadığımız çağla ilişki kurabileceğimiz, dertler konusunda paralellik gösterebilen ve evet bu dert bizi hala ilgilendiriyor dedirten metinleri ortaya koymaktı. Dolayısıyla Kundakçı bu anlamda çok örtüşen; hem bizim coğrafyamızla hem dünyayla, sistemle fazla bağlantısı olan bir metin.

Türkiye’de tiyatroyu nasıl buluyorsunuz? Başka oyunlarınız var, yönetmen ve oyuncu olarak. Kapalı gişe oynuyorsunuz. Nasıl görünüyor?

Tuna Kırlı:
Tüm gelişmiş medeniyetlerde insanlar popülizmden para kazanıyorlar. Amerika filmlerini satıyor, Avrupa müziklerini satıyor. Fakat bunun popülizme sunulması için bunun bir arka planı olması gerekiyor. Bu arka planda işte şimdi sanat dediğimiz, ilerde ne olacak bilmediğim işin içine kanalize olmuş, hayatını buna vermiş insanların oluşturdukları şeyler. Tiyatro da bunun içinde veya bağımsız sinema veya bağımsız müzik vs. buna birçok şey eklenebilir. Oradan doğuyor aslında; bugünün popülist kültürü bundan 20 yıl öncesinin felsefesinden, tiyatrosundan müziğinden doğuyor. Amerika ya da Avrupa bunu biliyor, buna destek veriyor ve buna para akıtıyor.  Karşılıksız fonlar var. Türkiye’de bu yok. Biz genelde dışardan devşiriliyoruz. Popülist kültürümüze bakalım, Amerikan kültürü de var içinde işte Türk, doğu kültürü de var. Hindistan bile var. Bakınca Hint dizileri, Amerikan dizileri de var. Haliyle böyle olunca Türkiye’de tiyatroya önem verilmiyor. Bir kısım insanın temas ettikçe beğendiği bir şey tiyatro. Tiyatro güzel bir şey, insan insana yapılan bir şey. Bir insan geldiği zaman beğenince yeni bir oyuna da gideyim diyebiliyor. Fakat eleştirmen mekanizması iyi çalışmadığı için çok kötü oyunlar da olabiliyor. Ben bunlara mayın diyorum. Mayına çarpan bir daha tiyatroya gitmiyor. Burada ilginç bir durum var. Oyun atölyesi olarak biz yıllardır bir çaba içindeyiz. Seyirci geldiğinde mayına çarpmayacağını bildiği için artan bir seyircimiz var. Hâlbuki herkes aynı özveri ve denetimle çalışabilse, eleştirmen denetimi yani bu, o zaman hep iyi ürünler çıkacak. Her gittiğinde iyi bir ürün çıktığını düşünsenize, o zaman daha çok tiyatroya gidecek. Fakat bunun da yapılması için fonlar aktarılması gerekiyor. Biraz karışık işler bunlar.

Eskiden devlet tiyatrosu vardı, bu işlevi görmek için. Ama bunun da kısıtlayıcı, özgürlüğü yok edici bir yanı vardı.

Tuna Kırlı:
Devletin tiyatrosu olmaz. İngiltere bunu zamanında kapatıp, oraya aktardığı fonu sandalye başı tiyatroya veriyor. Devletin tiyatrosu olmaz, böyle saçma bir şey olmaz. Devletin bunu özel tiyatrolara aktarması gerekiyor.

Muharrem Özcan:
Bir devlet tiyatrosu ya da ödenekli tiyatro olunca haliyle o ideolojiye dönük bütün sansürlere tamam deyip, boyun eğmek zorunda kalıyorsunuz. Yakın zamanda gördük; oyuncuların oynamaması gerektiğinin söylendiği, aşağılandığı, yöneticilerin zaten oyuncuları oraya götürerek boyun eğdiği bir durum yaşandı. Sanatın özü muhalif olmak, sanatın bir derdi olmak zorunda. İktidar ne olursa olsun, ideoloji ne olursa olsun eleştirel bakmak zorunda sanat.

Yeni projeler var mı?

Muharrem Özcan
Yeni bir proje var, önümüzdeki sezonun açılış projesi olacak. Ağustos gibi provaya gireceğiz. Ekim’in ilk haftası da oyunu çıkaracağız gibi görünüyor.

 

www.oyunatolyesi.com  

Künye:

Orijinal Adı: Forget Herostratus!
Yazan: Grigory Gorin
Çeviren: Haluk Bilginer
Yöneten: Muharrem Özcan
Sahne Tasarımı: Özlem Karabay
Müzik: Çağrı Beklen
Işık Tasarımı: Ayşe Sedef Ayter
Beden Çalışması: Rüya Büyüktopçuoğlu
Afiş Tasarımı: Ethem Onur Bilgiç

Oynayanlar Herostratos: Tuna Kırlı
Kleon: Devrim Özder Akın
Tissafernes: Muharrem Özcan
Klementina: Tuğba Çom Makar
Klementina: Tuğçe Karaoğlan
Gardiyan: Evren Erler
Erita: Gözde Kırgız
Krisippos: Timuçin Başgül
Kentli-2. Tarihçi: Mithat Ozan Küren
Kentli-3. Tarihçi: Serkan Ilgaz
Kentli-1. Tarihçi: Sedat Bilenler

Yönetmen Asistanı: Melih Pamukçu
Yönetmen Asistanı: Kader Karadeniz
Oyun Fotoğrafları: Emre Mollaoğlu
Sahne Tasarımı Asistanı: Pınar Demir

Açık Dergi Salı 40 Yılda 1 / Sedat Nemli

Bu yaz da 1977’den müzikler dinliyoruz. Haziran ayı itibariyle.

Açık Dergi Salı  50. Yılında Velvet Underground & Nico 

Açık Dergi’de Salı akşamları, yayınlanışının 50. yılında Velvet Underground & Nico albümünün parçaları da yer alacak

Açık Dergi Salı Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Evrim Hikmet Öğüt / (15 günde bir)

GocmeninMuzigi.19.06.2018

Bir süredir Suriyeli müzisyenler ve onların Türkiye’de yer alabileceği müzikal konum üzerine çalışmaları bulunan etnomüzikolog Evrim Hikmet Öğüt’ten “Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü”, yeni programlarımızdan bir diğeri.

muziktekalmaz.org/

Program, farklı müzik kültür ve türleri üzerinden göçün müzik üretimine etkisini müzikolog-etnomüzikolog, iletişimci, müzik yazarı, müzisyen ve sanatçılarla tartışıp, göçmen müzisyenlerin deneyimlerini ilk ağızdan aktarmayı da hedefliyor.

Göçmenin Müziği arşivi için tklynz

***

zz6

Bugün saat 19.00’da Açık Radyo’da Göçmenin Müziği Müziğin Göçü’nde Omer Alkilani ile Suriyeli müzisyenler tarafındnan İstanbul’da kurulan Mood Band ve göçmen müzisyenlerin İstanbul’da müzik yapma imkanları üzerine konuşuyoruz! Kaçırmayın!

Mood Band’e ulaşmak için:
https://www.facebook.com/moodbandsy/

***

Omer Alkilani’yle İstanbul’da Suriyeli müzisyenler tarafından kurulan Mood Band’ı ve göçmen müzisyenlerin İstanbul’da müzik yapma olanaklarını konuşuyoruz

Açık Dergi Salı Yararlı Sanat Arşivi (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Onur Yıldız ve Can Gümüş / (15 günde bir)

Yararlı Sanat Arşivi, sanatta yarar ve kullanım konularının tartışmaya açılması için kurulan Arte Util (Yararlı Sanat) Topluluğu tarafından bir araya getirilmiş yararlı sanat örneklerini tartışır. Sanatın aktivizm ve kültür kurumlarıyla ilişkisi bağlamında geleceğini ele alan bir program.

20:00 – 21:00 Açık Şemsiye / Hakan Gürvit, Levent Dönmez, Mehmet Yusuf ve Şebnem Sühel Grimm / Gelmiş geçmiş tüm müzik türleri

21:00 – 22:00 Gitaresk / Jak Kohen, Gonca Açıkalın ve Meral Akman / Neo-klasik rock ve fusion

Gitaresk_19-06-18_DarkSideoftheMule2-2

gitaresk.com/

***

zz7

Bu gece saat 21:00’de, Açık Radyo 94.9 Gitaresk’te, jamband Gov’t Mule’un, Pink Floyd yorumlarından oluşan “Dark Side of the Mule” konserlerinin ikincisinin son bölümünü dinleyeceğiz. Mountain Jam festivali kapsamında Haziran 2015’de verilen bu konser, albüm olarak yayınlanmadı.
http://www.gitaresk.com/Playlists/47th/180619.htm

22:00 – 23:00 Esintiler / Seda Binbaşgil / Jazz

23:00 – 24:00 Psychoacoustics (Program gününde ve saatinde değişiklik) / Hazırlayanlar: Osman Kaytazoğlu, Berk Gökberk ve Barış Karakaş

Cumartesi geceleri 02.00’de yayınlanan Psychoacoustis bu yayın dönemi Salı geceleri saat 23.00’de

24:00 – 01:00 Flanörün seyir Defteri (Yeni program) / Sezgisel güzergâhta tesadüfi notalar / Hazırlayan: Hakan Gencol

FSD819.06.18

Alternatif bağımsız bir müzik programı. İlk progamında Charlie Winston’u ağırlıyor.

***

19.06.2018 FSD8: Çingenenin dansı

Flanörün Seyir Defteri

zz8

‘Sezgisel güzergâhta, tesadüfi notalar’
Açık Radyo 47. Yayın Dönemi’nde, her hafta salı gecelerini çarşambaya bağlayan gece saat 24:00-01:00 arasında yayımlanan programda, alternatif ve bağımsız müzik örnekleri yer alıyor.
Hazırlayan ve sunan: Hakan Gencol
flanorunseyirdefteri@gmail.com
***

İşte yine 2. programımızdaki listeye geri döndük, anahtar kelimelerimiz yine benzer: çingeneler, sirk müziği, Balkanlar, akordiyonlar, ska ritmleri ve dans… Klezmer müziğinin olmazsa olmazları; kemanlar ve klarnetler… Bu hafta dinlediğiniz müzikle yerinizde duramadığınıza eminiz.

Titreşimi frekansından yüksek program Flanörün Seyir Defteri’nde bu hafta, Doğu Avrupa’da şekillenen Klezmer müziği, Romanya’dan ezgiler, Gyspy Rock, polka ve ska ritmleri; Polonya’dan, Ukrayna’dan, hatta Türkiye’deki müzikal geleneklerden etkilenmiş örnekler dinliyorsunuz.

Gypsy punk bandosu Luminescent Orchestrii, bize Balkanların esintisini getiriyorlar. Kendilierini ‘The One and Only Death Blues Funeral Thrash Orchestra’ olarak tanımlayan The Dead Brothers ise bize çok tanıdık gelen ezgileri bizimle paylaşıyorlar.

1997 Fransa-Romanya ortak yapımı Gadjo Dilo filminden söz ediyoruz bir ara… Filmde, çingenelerin arasında efsanevi bir şarkıcının izini süren Fransız gencinin, kendisine çok farklı gelen o atmosferde tanık olduklarından dem vuruyoruz.

Mutlulukla ilgili olan anketimiz sürüyor. Gönderdiğiniz ses kayıtları arasından seçtiğimiz sesli mesajları yayımlamaya geçtiğimiz hafta başlamıştık, bu hafta da devam ediyoruz. Hem programda, hem de sosyal medya hesaplarımızda duyurduğumuz gibi, kaydedeceğiniz sesli mesajları, mail adresimize (flanorunseyirdefteri@gmail.com) göndermenizi rica ediyoruz.

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Albüm Adı Süre
Diego’s Umbrella
Old Vienna
Edjka
3:34
Oi Va Voi
Dusty Road
Travelling the Face of the Globe
3:17
Jack the Ripper
I Was Born A Cancer
Ladies First
3:15
Happy Camper, Pien Feith
A Single Life
A Single Life
3:00
DeVotchKa
Head Honcho
A Mad and Faithful Telling
3:45
Barcelona Gipsy Klezmer Orchestra
Djelem Djelem
Imbarca
4:52
Mano Solo, Mathew Ollivier
Allo Paris
La Marmaille Nue
2:45
Emilie Gassin
Curiosity Killed the Cat
Curiosity
3:33
Jason Webley
Icarus
Only Just Beginning
3:55
Luminescent Orchestrii
Jarba
Neptune’s Daughter
4:05
Jil is Lucky
The Wanderer
Jil is Lucky (Kenzo Flower Release + Radio Edit)
3:40
The Dead Brothers
Never Sang the Blues
Flammend’ Herz
2:00
Reklamlar