Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 48. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 49. Yayın Dönemi: 6 Mayıs 2019 – 3 Kasım 2019 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/6/26

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste27062019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

***

Her protesto dünyanın dengesini değiştirir

zz6

Manchester Guardian’ın kurulmasına yol açan Peterloo katliamı, üzerinden geçen iki yüz yıl sonrasında politik durumumuzu şekillendiriyor. Buradan nereye gidiyoruz?

 

Rebecca Solnit

Guardian, 1 Haziran 2019

Ölçeği büyütürsek devrim olur; küçültürsek de, dikbaşlılıktan ya da hastalık numarasından başka birşey olarak görülmeyebilecek, hatta gözle hiç görülemeyebilecek bireysel katılımsızlık olur. Protesto dediğimiz şey, halk iktidarı ile direniş kavramının bir yönünü, bir gücü tarif eder; bu güç, tarihle ve gündelik hayatımızla o kadar iç içe geçmiştir ki halka açık yerlerde tavır sergileyen insan topluluklarına odaklandığımız takdirde, bunun tesirini büyük ölçüde gözden kaçırırız. Ancak şu var: böyle tavır alan insanlar dünyayı defalarca değiştirdiler, rejimleri devirdiler, haklarını kazandılar, zalimleri dehşete düşürdüler, boru hatlarını, ormansızlaşmayı ve barajları durdurdular. Bu hareketler 200 yıl önceki Peterloo protesto ve katliamından çok daha öncesine, büyük Fransız devrimlerine, oradan Haiti’nin Fransa’ya karşı giriştiği devrime, onlardan da önceki köylü ayaklanmalarına, oradan sömürgecilik ve köleleştirmeye karşı Afrika’da ve Amerika’da girişilen yerli direnişlerine, ve oralardan da, hiç kayıtlara geçmemiş her çapta sayısız direniş eylemine kadar uzanıyor.
Şimdi şu andan itibaren çok daha ileri gidecekler. Şu anda, iklim krizinin üzerine giden örgütlerle, dünyanın birçok yerinde feminizme yeniden kan ve can veren örgütlerle, ırkçılık karşıtı kampanyalarla, ve belirli gruplarla meselelere odaklanan insan hakları kampanyalarıyla protestolar, herşeyin içinden geçen ve aynı zamanda pek çok şeye karşı duran bir güç oluşturmakta; zira bu, hem bir liderler sultası (otoritarizm) çağı, hem de global bir süper elitin zenginliğini pekiştirdiği bir çağ.
Şu anda örneğin, Florida’nın Immokalee İşçileri Koalisyonu, tarım işçilerinin haklarını savunmak için öğrencilerle yeni bir ittifak kuruyor ve ülke çapındaki ABD burger zinciri Wendy’yi hedef alıyor. Bu koalisyonu, hep güçsüz olduğu varsayılanların gücünü gösteren en büyük örneklerinden biri olarak görmek yararlı olacaktır: Kurumsal, askerî veya finansal güçten başka türden güçleri, yani daha az bilinen, daha az işlenen, incelenen ya da daha az değer verilen türden güçlerin kullanıcıları ve icracıları olarak öngörülebilecek o sözümona güçsüz gücün örnekleri olarak görmek. Bu işçi ve emekçi örgütçüleriyle Karayipler, Orta Amerika ve Meksika’dan gelmiş göçmen tarım işçilerinin ittifakı, Florida’daki Immokalee kasabası çevresindeki domates yetiştirilen bölgeyi üs tutarak insan hakları ve emekçi hakkı kampanyalarını koordine etmeye neredeyse yirmi yıl önce başladı. Göçmen tarım işçilerini güçsüz diye nitelendirmek kolaydı, ve aslına bakılırsa modern kölelik, onların hedef aldıkları esas konulardan biriydi.
Ama onlar gücün doğasını kavramışlardı işte: geçinebilecekleri bir gündelik ücret elde edebilmek için, her kasa domates başına birkaç sent daha fazla kazanmaları gerekiyordu ve çiftçilere baskı yapmak da işe yaramayacaktı; o zaman onlar da müşterilerin, yani büyük süpermarketlerle fastfood zincirlerinin peşine düştüler: her defasında bir tanesini hedef alarak koalisyonlar kurdular; medya kampanyaları, yürüyüşler ve başka kamu etkinlikleri düzenlediler. Ve kazandılar. 2005’te Taco Bell’i fethettiler. Sonra McDonald’sı. Daha sonra 2008 yılına kadar Burger King, Whole Foods Market ve Subway’i teslim aldılar ve bu böyle sürdü gitti. Immokalee İşçileri Koalisyonu elemanları modern kölelikle savaştılar, köleci çiftçileri hapse yolladılar ve işyeri standartları oluşturdular; kısa süre önce bu standartları tarlalarda cinsel tacizi ve istismarı kapsayacak şekilde genişlettiler. “Todos somos líderes” (Hepimiz lideriz), onların söylemlerinden biri bu; gücün her yerde bulunduğu ve herkesin de bunu tıpkı kendilerinin yaptığı gibi kullanabileceği konusunda ısrarcılar.
Köleliğe ilk direnenlerle son direnenler, köleleştirilmiş olanlardır; bu en başta da öyleydi, şimdi de öyle: 18. yüzyıl İngiltere’sinin ve İskoçya’sının tarihi, tek tek köleleri serbest bıraktırmak için mahkemelerde açılan bireysel davalarla ve diğer benzer taktiklerle doludur. Bugün güneydoğu Nijerya’da bulunan Igbo köyünden kaçırılan ve köle olarak satılan Olaudah Equiano, kendi özgürlüğünü satın almış, sonra da İngiltere’de kölelik karşıtı bir eylemci olmuştu. Equiano 1789’da çok okunan bir otobiyografi yayımlayarak köleliğin vahşeti ve dehşeti hakkındaki bilgileri derinleştirip yaygınlaştırdı. Değişimi, şiddet ve kaba kuvveti zorunlu kılan bir süreç olarak hayal etmenin tehlikesi vardır; bunun bir parçası da şudur: şiddet, şiddet içermeyen ayaklanmaların ve bireyleri kendi ayakları üzerinde duran birer sivil topluma dönüştüren diğer momentlerin o büyük gücünü gözden kaçırtabilir.
“En önemli savaş, çoğu kez ortak hayal gücünde verilir; bu savaş kısmen kitaplarla, fikirlerle, şarkılarla, konuşmalarla kazanılır.”
Ayrıca, bu anlayış, en önemli savaşın genellikle kolektif hayal gücünde olduğunu, bu savaşın kısmen kitaplarla, fikirlerle, şarkılarla, konuşmalarla, hatta eski melanetler için yeni kelimeler ve çerçeveler bulunmasıyla kazanıldığını gözden kaçırır. ABD’nin ikinci başkanı John Adams, Amerikan Devrimi’nin silahlı çatışmalar başlamadan önce ‘insanların aklında ve kalbinde’ meydana geldiğini söylemişti. Uzun süre katlanılmış olan şeyleri katlanılmaz kılan, doğrudan etkilenmeyen insanları durumu umursamaya iten, kamuoyunun yönünü değiştiren, sonucu etkileyen, harekete geçmemenin tehlikesinin harekete geçmenin önüne geçtiğini politikacıların fark etmelerini sağlayan şey nedir? Büyük halk hareketleri hakkında hatırlanması gereken bir başka şey de şu; ister 1999’da Seattle’da ve başka yerlerde Dünya Ticaret Örgütü’ne karşı girişilen protestolar olsun, ister 2003’te Irak savaşına karşı girişilen küresel protestolar olsun, isterse 2017’de dünyanın dört bir yanında girişilen yüzlerce kadın yürüyüşü olsun, bunlar halkın hayal gücündeki değişim tohumlarının toprağa ekilmesi değil, onların hasatının toplanmasıdır.
İnsanlar umursadılar; birşey onların umursamalarını sağladı; insanlar harekete geçmeye hazırdı;  insanlar kaynaştı; birisi ya da birçok birileri çağrıyı yaptı ve eylemi organize etti. Benim için geçerli bir metafor da şu: yağmurdan sonra çıkan mantarlar, göremediğimiz çok daha büyük bir yeraltı mantarının verimli gövdesidir; yağmur mantarların toprağın altından fışkırmasına sebep olur; ama mantar daha önce de canlı ve iyiydi (ve görünmezdi); yağmur bir olay olabilir. Donald Trump’ın, belli başlı yedi Müslüman ülkeye getirdiği göç yasağını düşünelim: bu yasak 2017’nin Ocak ayında Amerikalıların ülkenin dört bir yanındaki havaalanlarına üşüşmesine yol açmıştı. Ya da, iklim krizi konusunda yeterli tedbir alınmaması, Yokoluş İsyanı’nın Nisan’da Londra’daki kilit bölgelerde kontrolu ele geçirmesine neden olmuştu. Ayrıca, bu kamusal eylemler çoğu zaman kendi sonuçlarını doğurur; Birleşik Krallık parlamentosunun geçen ayın başlarında iklim acil durumu ilan etmesi kuşkusuz kısmen bu eyleme verilmiş bir karşılıktı, ama tabii ki resmi güçler – gelin onları yer üstündeki güçler olarak adlandıralım – yeraltı güçlerini kabullenmekten hiç hoşlanmadıkları için genellikle onları kovar, görmezden gelir ya da şeytanlaştırırlar. Ama biz bunları yapmak zorunda değiliz. Bu büyük kolektif anlarda insanlar birşeyleri önemsedikleri için bir araya gelirler; ortaya atıldıklarında da bu sefer kendilerinde yeni bir dayanışma ve güç duygusu bulurlar, ki bu da yepyeni başka olanakları meydana çıkarır.

 

Batı dünyasında, halk içinde büyük köle karşıtı kampanyanın tohumları 22 Mayıs 1787’de ekildi. O gün, 12 Quaker erkek, Adam Hochschild’ın ‘Bury The Chains’ (Zincirleri Gömelim) isimli muhteşem kitabında aktardığı üzere, köleliği sona erdirmek amacıyla bir kampanya başlatmak için Londra’daki bir matbaada toplandılar; onların başarıya ulaşmaları neredeyse 50 yıl alacak ve aralarından sadece biri Britanya imparatorluğu’nda köleliğin sona erdiğini görebilecekti. Yıllar geçtikçe hareketin uyguladığı  taktikler arasında şunlar vardı: bir şeker boykotu, Afrikalıların köle gemilerinin ambarlarına nasıl tıkıştırıldığını tasvir eden ve şimdi çok meşhur olan bir gravür, ayrıca mektuplar yazarak ve parlamentoda lobicilik yaparak halkın kampanyaya katılımını sağlamak için girişilen eylemler. Bunların hepsi günümüzde sosyal değişim sağlamakta kullanılan yaygın taktikler. 1807’de, köle alıp satmak imparatorluk içinde yasa dışı kılındı; köle sahipliği de 1833’te başlayan bir süreçle yasadışı hale getirildi. Kölelerden çok köle sahiplerini gözeten, kölelerden ziyade köle sahiplerine tazminat sağlayan bir süreçti bu; ama gene de kölelerin serbest kalmasını, köle sahipliğinin de yasaklanmasını sağladı işte.
Özgürleşme bulaşıcıdır – fikir olarak da, süreç olarak da. 19. yüzyılın en olağanüstü olay zincirlerinden biri, ABD kölelik karşıtı hareketinde aktif olarak yer almış Amerikalı kadınların Haziran 1840’ta Londra’da yapılan Dünya Kölelik Karşıtı Kongresi’nde konuşmak şöyle dursun, konferans salonu sıralarında oturmaktan bile alıkonulmalarına karşı verdikleri cevap oldu. Zaten köleliği sona erdirme mücadelesinde yer almış olan kadınlar böylelikle gözlerini kendi hak, özgürlük ve eşitlik yoksunluklarına çevirmeye başladılar. Sonuç, kadınlara oy hakkı talep eden hareketin doğuşu oldu – ki, kölelik karşıtı hareketin gelişmesi bile bunun yanında hızlı kalırdı. ABD anayasasına yapılan ve kimsenin ‘cinsiyetinden dolayı’ oy kullanma hakkından mahrum bırakılamayacağını öngören 19uncu değişiklik maddesinin kabul edilip onaylanması bile 80 yıl aldı (ve bugün ABD’de ırkına bakılmaksızın herkesin oy kullanma hakkına sahip olabilmesi için hâlâ mücadele etmekteyiz). Bu, dünyadaki diğer ülkelerde de kadınların oy hakkı için harekete geçmesine yol açtı. Siyahların vatandaşlık hakkı hareketinin ABD’deki Latinler, Asya kökenli Amerikalılar ve Amerikan yerlilerinin hakları için verilen diğer ırksal adalet hareketlerini nasıl tetiklediğini tam olarak bilmiyorum, ama 50 yıl önce Amerikan Yerlilerinin Alcatraz Adası’nı işgal etmesinin toplumda muazzam bir etki yarattığını biliyorum. Bu kampanya da, bundan üç yıl önce Dakota Access petrol boru hattına karşı yürütülen ‘Standing Rock’ (Dikilen Kaya) protesto hareketlerinde olduğu gibi kendi sınırlarının ve resmi hedeflerinin çok ötesine geçmişti.
Bu büyük halk eylemlerini, onlardan önce ekilen tohumların hasadı olarak tanımladım demin; olgun ürün daha fazla tohum üretir. Dikilen Kaya’daki büyük direniş buluşması, Alexandria Ocasio-Cortez’e siyasete atılması için ilham verdi; onun başarısı ve müteakip eylemleri ise, özellikle Yeşil Yeni Düzen’le birlikte insanların iklim kriziyle mücadele konusundaki kararlılıkları üzerinde olağanüstü etkili oldu. Bana anlattıklarına göre, Dikilen Kaya (Standing Rock), birçok Yerli Amerikalı katılımcısı için yeni ittifaklar getirmenin ve eski çatışmaları iyileştirmenin yanı sıra, insanlara gurur, umut ve güç duygusu aşıladı. Ayrıca, yerli olmayan birçok insan için de hem yerli hakları hem de arazi sorunları konusunda farkındalık yarattı. Alberta, Kanada’dan, ABD’nin ortabatısındaki Nebraska’ya kadar uzanması öngörülen Keystone XL petrol boru hattına karşı yapılan uzun süreli kampanyada olduğu gibi, Dikilen Kaya da, kıtanın dört bir yanında ve ötesinde yaşayan insanlara, boru hatlarının fosil yakıt hafriyatını kârlı bir iş yapmadaki rolü, bunun tehlikeleri, etkileri ve izlenen politikalar konusunda bir okul oldu.

 

Birkaç yüz insanın bir kamp kurması veya onbinlerce kişinin sokaklarda yürümesi kadar doğrudan bir eylem yoktur; ancak, bu, sonuçların doğrudan alınacağı ya da sadece doğrudan ve ölçülebilir sonuçların önemli olacağı anlamına gelmez. Her bir hareket dünyanın dengesini değiştirir; bazen dünya dengesindeki bu değişimler asla dikkate alınmayacak ya da bunların etkisi uzun zaman sonra hissedilecek ya da çok uzak yerlerde olacaktır. Peterloo’da silahsız insanlar silahlı süvariler tarafından katledilmişti; bunu bir yenilgi olarak tanımlamak kolay; ancak, belirtildiğine göre bu olay dengeyi öylesine değiştirdi ki, dünyada erkek oy hakkı meselesi birden acil hale geldi ve 13 yıl sonra da 1832 Reform Yasası’nın çıkarılması yoluna gidildi. Bu gazete, Peterloo olayları sonrasında kuruldu ve kuruluş amacı da “Reform davasını sıcak bir şekilde savunmak”tı; dolayısıyla, bu gazete, sözkonusu katliamın öngörülemeyen bir sonucudur. Şiddet, protestocuları öldürmekten, dağıtmaktan ve dehşete düşürmekten daha fazlasını yapmak anlamına geliyorduysa eğer, devlet güçleri orada kazanamadı; çünkü adalet fikrini öldüremedi, hatta adalet fikrinin ilerlemesini hızlandırmış bile olabilir. Dikilen Kaya’da, kiralık haydutlar ve devlet güçleri protestoculara çoğu kez zalimce saldırdılarsa da insanların inançlarını, umutlarını, fikirlerini ya da farkındalıklarının artmasını durdurmayı başaramadılar. Şiddet, insanları dönüştürmek amaçlıdır ama daha ziyade yıldırmakta işe yarır. Pablo Neruda, bir keresinde “Tüm çiçekleri biçebilirsin ama baharı durduramazsın” diye yazmıştı.
“Yeryüzünün ve onun üzerindeki tüm canlıların geleceği, iklim krizine yeterli cevabı verip veremeyeceğimize bağlı.”
Güzel bir ifade biçimiydi bu, ama şimdi iklim acil durumu, felaketi harfi harfine gerçekleştirmek suretiyle bu ifadeyi biraz sabote etmiş olabilir. Bu yılın ilkbaharı, Mozambik’te ve orta ABD’de yıkıcı sel felaketleri ve gecikmiş acayip kar fırtınaları, Kuzey Kutbu’nda rekor sıcaklıklar, Japonya’da da erken açan kiraz tomurcukları ile geldi. Evet, baharı durdurmadık ama çarpıtıp yamulttuk onu. Yeryüzünün ve onun üzerindeki tüm canlıların geleceği, şimdi, iklim krizine cevaben, tüm enerji üretim ve tüketimimizi, tarım ve ormancılığımızı, önceliklerimizi ve algılarımızı radikal bir şekilde dönüştürerek yeterli çabayı gösterip gösteremeyeceğimize bağlı.
Bu çaba da, büyük ölçüde aşağıdan, Filipinler’den Alaska’ya kadar iklim aktivistlerinin tabandan yükselen hareketleriyle yönlendirildi: Bu aktivistler geride bıraktığımız on-oniki yıl içinde, şaşırtıcı şeyler başardılar – kömür ve doğalgaz terminallerini, boru hatlarını, kaya çatlatma faaliyetlerini durdurdular (bazı ABD eyaletlerinde, özellikle de New York’ta ve Fransa, Almanya ve İrlanda dahil olmak üzere bazı ülkelerde kaya çatlatmayı düpedüz yasaklayan yasalar çıkmasını sağladılar). Rüzgâr ve güneş enerjisinde teknolojik bir devrim, fosil sonrası yakıt çağına girmemize izin verecek; ne var ki, bu, fosil yakıt şirketlerinin, vurguncularla kapkaççıların ve bir de, bunlara vatandaşlarından çok daha iyi hizmet veren hükümetlerin büyük güçlerine karşı koymak anlamına gelecektir. Gençleri yaşlılara karşı çıkmaya zorlayan bir çatışma bu: ki bu gençlerden kimi 22. yüzyılı görebilecek kadar küçük yaşta; ve yine bu öyle bir çatışma ki, iklim krizinin etkisini şu anda en çok hisseden yoksul insanları ve güney ülkelerinin halklarını, iklim krizinden büyük ölçüde sorumlu olan kuzey ülkelerinin halkları ile karşı karşıya getiriyor.
Bu, görünüşte güçsüz olanın, görünüşte güçlü olana karşı bir çatışması olmuştur hep ve daima da böyle olacaktır. Geçmişteki zaferlerimizi, protestonun gücünü hatırlamalıyız; ama aynı zamanda sanatın, hayal gücünün dönüştürücülüğünü, yaygın sivil itaatsizliğin gücünü de hatırlamamız gerekecek. Yine de bu, bir çatışmadan daha fazlası. İklim krizine verilecek karşılık, ulaşım sistemlerinden hayal gücüne kadar her şeyin dönüştürülmesi demek. Kimileri, herşeyin muhteşem güzellikte ve dehşet verici bir şekilde birbirine bağlandığı bir Yeryüzünü şimdiden tanıyor bile: Şu anda yaktığımız ya da yakmadığımız kömürün, geleceğin iklimi ile tümüyle birbirine bağlı olduğu olduğu bir dünyayı zaten tanıyor onlar: karbonu atmosferden çekip tutma konusundaki en mükemmel teknolojinin ormanlar olduğu bir dünyayı tanıyor, biliyorlar. Şimdi bize gençlerin öncülük etmekte olduğu bir dünya bu.
Greta Thunberg, yeni nesil iklim aktivistlerinin en ünlüsü; ancak, Oregon merkezli gençlik iklim davasındaki genç davacıları, ‘Günışığı Hareketi’ (Sunrise Movement) ve Yokoluş İsyanı (Extinction Rebellion) hareketlerinin genç liderlerini de bu öncüler arasında saymalıyız. Burada onları anıyorum çünkü batı Amerika’da görebildiklerim onlar. Ama dünyanın her yerinde olağanüstü gençlerin iş başında olduğunu da gayet iyi biliyorum – Amazon’da ormansızlaştırmayı durdurmak için Kolombiya’da açtıkları davayı daha yeni kazanan ve yaşları 7 ile 25 arasında değişen 25 eylemci ve Grönland’ın dört bir yanında hızla artan buz erimesine ilişkin farkındalığı arttıran şair Aka Niviana da bu genç öncülere dahil. Ve şunu biliyorum ki, onların sahip oldukları güç de, bizim sahip olduğumuz güç de, krizlerin en büyüğünü durdurmaya yeter –eğer bu krizler krizini kavrayabilir, farklı bir dünya hayal edebilir, ve her zaman sahip olduğumuz ama sahip olduğumuzu pek farketmediğimiz araçları kullanarak bunu gerçekleştirebilirsek. Eğer… •

 

Çeviren: Nil K. Sarrafoğlu

 

Çeviri Editörü: Ömer Madra

sehircilik20190627

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Perşembe Seyfettin Gürsel’le Ekonomik Gidişat

ekonomikgidisat20190627

Ekonomi Ekoloji kayıt arşivi

09:30 – 10:00 Güncel Hukuk Dergisi’nde bu ay / Fikret İlkiz / Ayda 1 program

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Ekonomi&Ekoloji / Pelin Cengiz, Mehveş Evin ve Serkan Ocak

ekonomiekoloji20190627

Ekonomi Ekoloji kayıt arşivi

Facebook.com/Pelin Cengiz

***

Yarın 10:30’da Açık Radyo Ekonomi&Ekoloji’de İstanbul seçimlerini, Gezi davasını, son dönemde ekonomiyle ilgili gelişmeleri ekonomist Mustafa Sönmez ile konuşuyoruz, bekleriz….

11:00 – 11:30 Yeşil Bülten (Yeni program) / Hazırlayan: Utku Zırığ

yesilbulten27.06.2019

İMC Televizyonunun kült programı Yeşil Bülten bu yayın döneminde Açık Radyo’da

Yeşil Bülten kayıt arşivi

11:30 – 12:00 Açık Mimarlık / Hüseyin Kahvecioğlu, İpek Akpınar ve Cenk Dereli / Mimarlığın tüm halleri üzerine konuşmalar

acikmimarlik20190627

acik_mimarlik_27.06.2019

acikmimarlik.blogspot.com/

Açık Mimarlık facebook sayfası

facebook.com/yagmurlyildirim

Açık Mimarlık kayıt arşivi

***

Bugün 11.30’da Açık Radyo konuğumuz Europe 40 Under 40 ödülünü kazanan Emir Drahşan, Narköy ve Kurtyeri Ekoköyü projelerini konuşuyoruz. Hem de sürpriz konuğumuz Boran Ekinci Architects ile birlikte

***

Açık Mimarlık’ta Emir Drahşan ile ekoköyler üzerine

27 Haziran 2019
Kurtyeri Ekoköyü, fotoğraf: Murat Germen

Emir Drahşan ve sürpriz konuğumuz Boran Ekinci ile birlikte, Emir’in pratiğini ve gerçekleştirdiği ekoköyleri konuşuyoruz. Narköy ve Kurtyeri Ekoköyü projelerinin mimarı olan Emir, bir arada ve sürdürülebilir yaşamlar için “sistem”ler tasarlıyor aslında. Kendisi, ailesi ve arkadaşlarının girişimi olan ekoköy kendi enerjisini ve gıdasını kendisi üretiyor, “tamamı yenebilir” bir peyzaja, seralara, atık dönüşüm ve su idare sistemlerine sahip. Bize ilginç gelen konulardan biri de Emir’in kuşaklardır aktarılan yöntemler ile bugünün teknolojisini ve bilgisini birleştirerek yapma pratiği oldu.

Emir Drahşan Avrupa Mimarlık, Tasarım ve Kent Çalışmaları Merkezi ve Chicago Athenaeum tarafından 40 yaş altındaki Avrupalı 40 mimara verilen “Europe 40 Under 40” ödülünün 2019 yılı kazananlarından biri oldu. Ödülü Türkiye’den kazanan diğer isim olan Alper Derinboğaz’ı önceki programda konuk etmiştik.

12:00 – 12:55 Afrikon (Yeni program) / Hazırlayan: Ufuk Aktaş

“Afrika üzerinde dolaşan sesler” şiarıyla yolan çıkan programda her hafta Afrika’nın başka bir ülkesinden geleneksel ve gelenekselden beslenen yeni icralar dinliyoruz.

12:55 – 13:05 Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün üçüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Aheng-i Hengâme / Alper ve Esra Kaliber / Soul, Funk ve Afrika müzikleri

27haziran2019afrofunkspecial3

 ahengihengame.blogspot.com/

14:00 – 14:30 Günün ve Güncelin Edebiyatı / Seval Şahin / Romanlar, Hikâyeler, Kahramanlar

gununguncelinedebiyati27.06.2019rec.16.05.2019tarihciler2

twitter.com/sevalsahinn/media

Günün ve Güncelin Edebiyatı kayıt arşivi

Twitter.com/Guncel Edebiyat

***

Acik Radyo 94.9gununveguncelinedebiyatiSeval ŞahinFatih ArtvinliEbru AykutNurçin İleriTarihçilerden Başka Bir Hikayede

***

Ebru Aykut ve Fatih Artvinli ile Söyleşi: Tarihçilerden Başka Bir Hikâye (2. Bölüm)

zz6

Bu hafta programımızda Tarihçilerden Başka Bir Hikâye kitabının editörlerinden Ebru Aykut ve Fatih Artvinli ile tarihçilerin yazdığı hikâyeleri konuşmaya devam ettik.

Kitap hakkında ayrıntılı bilgi için:

https://canyayinlari.com/kitapdetay/22394/tarihcilerden-baska-bir-hikye

Kitabın Editörleri Hakkında

Ebru Aykut https://mimarsinan.academia.edu/EbruAykut

Nurçin İleri http://boun.academia.edu/NurcinIleri

Fatih Artvinlihttp://www.acibadem.edu.tr/akademik/fatih-artvinli

Programımız hakkında Soru ve önerileriniz içinTwitterFacebook 

14:30 – 15:30 Notalarla Sohbet / Zerhan Gökpınar / Açıklamalı ve karşılaştırmalı bir klasik müzik programı

Notalarla Sohbet – Zerhan Gökpınar

***

Bugün Notalarla Sohbet programımızda 18. yüzyılın zarif,şık ve salınımlı eserleriyle birlikteyiz, saat 14.30/94.9 Açık Radyo’dayız, sohbetimize bekleriz.

www.acikradyo.com.tr

Fotoğraf açıklaması yok.

15:30 – 16:30 Hukuk Güvenliği (Yeni program) / Hazırlayanlar: Bahri Belen ve Aynur Tuncel

hukukguvenligi20190627

Hukuk güvenliğinin enine boyuna konuşulduğu programın sürekli konuğu Aynur Tuncel bu yayın döneminde aslî programcı kadrosuna dahil oldu.

16: 30 – 17:00 Biofilia (Yeni program) / Hazırlayan: Nurhan Keeler

biofilia27.06.2019j

Evrenin Suyuna Giden Tasarım programının zaman içinde eko-tasarım sınırlarını aşıp yeni bir programa dönüştü: Biofilia. Doğayla, diğer canlılarla, kültür ve tasarımla kurulan özenli ilişkiler üzerine bir program

twitter.com/nurhankeeler

Biofilia Fotoğraf Albümü

facebook.com/nurhan.keeler

***

Bugün Biofilia 16.30’da.

Konular şöyle:

-Mavi bal mümkün mü? Ne oldu da Fransa’da yukarı Ren bölgesinde arıcılar mavi bala rastladı?

-Çiş tasması nedir? Umumi tuvaletlerin azlığı, pisliği ve ayrıca trafik, insanların tuvalete gitme ve sıvı alma durumunu nasıl kısıtlıyor?

-Örneğin Tuareglerin yok olması Viyanalıları, Viyanalıların da yok olması Tuaregleri bozar mı? Dünyada her iki haftada bir dillerden biri ve onunla birlikte bir kültür ve bilgelik de yok oluyor. Bu durum insanlığı nasıl etkiler?

Müzik Kitrina Podilata’dan (Sarı Bisikletler) Hayat Sana Sesleniyor ve kapanış şarkısı Meksika ıslığı

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar, gökyüzü, açık hava ve doğa

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Ceyhan Usanmaz, Berna Kaytaz, Jak Kohen,Levent Öget ve Harun İzer

facebook.com/pages

dunyanincazi-loget.blogspot.com/

***

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, müzik enstrümanı çalıyor

Levent ÖgetÖget Caz ile birlikte.

DÜNYANIN CAZI – AÇIK RADYO 94.9 /17:00 / 18:00 (canlı)
hazırlayan ve sunan: Levent Öget

Wolfgang Haffner
Sebastian Studnitzky
Marcus Miller
Idris Muhammed
Andy Narrell
Kip Hanrahan
Don Byron
Chuck Loeb
Nils Landgren
Charnett Moffett
Oran Etkin
Ambrose Akinmusire
Robert Glasper
Lalah Hathaway
Wah-Wah Watson
Michael “Patches” Stewart
Lee Hogans
Chico Freeman
Andy González
Robby Ameen
Andrew Cyrille
Marvin Smitty Smith
Chocolate Armenteros
Milton Cardona
Richie Flores
Don Pullen
Carmen Lundy
Giovanni Hidalgo
Ignacio Berroa
Diahnne Abbott
Leo Nocentelli
Melvin Sparks
Buddy Caldwell
Clarence Thomas
Harold Mabern
Virgil Jones
Joey Baron
Charles Lewis
James Zollar

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20190627

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Perşembe Melis Behlil ile Sinemalardan

Açık Dergi Perşembe Beraber ve Solo Ahkâmlar (Açık Dergi’de yeni köşe) / 15 günde bir / Hazırlayanlar: Seyit Ali, Turgut Yüksel ve ve Mehmet Kekik

Farklı disiplinlerden 3 insanın müzik dinleme serüvenleri.

Açık Dergi Perşembe Sarı Tuğlalı Yol / Zeynep Arıca ve Burak Dinler / Müzikal Tiyatro’da bir gezinti

Müzikal tiyatro tarihinden klasikler hem ses kayıtları hem de sahne notlarıyla bu yayın dönemi Açık Dergi’de. Eski programcımız Zeynep Arıca’nın yanına sahne arkadaşı Burak Dinler’i alıp sunacağı Sarı Tuğlalı Yol’da amatör ve profesyonel müzik grupları da zaman zaman yayına konuk oluyor.

Açık Dergi Perşembe Dünya Sinema Sözlüğü (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayanlar: Oğulcan Bakiler ve Sabahat Özay

Önceki dönemlerde Altyazı Aylık Sinema Dergisi’nin Türkiye Sinema Sözlüğü’nü radyoya taşıyan Oğulcan Bakiler ve Sabahat Özay bu yayın döneminde yine Altyazı tarafından hazırlanan Dünya Sinema Sözlüğü’nü dinleyiciyle paylaşıyor.

Açık Dergi Perşembe Fransız Öpücüğü (Gün ve saat değişikliği) / Hazırlayan: Devrim Özkan

Şansonların ötesinde çağdaş Fransızca müzik programı Fransız Öpücüğü bu yayın döneminde on beş günde bir, üstelik bir saatlik formatıyla Açık Dergi’de bizlerle. Devrim Özkan, özel profilleri ve muhtelif anekdotlarıyla güncel müziğin Fransızcasına bakmayı sürdürüyor.

***

Uyarlamalar & Uyarlananlar-2

zz13

Fransız Öpücüğü’nün bu bölümünde farklı dillerden Fransızcaya uyarlanan şarkıların yanı sıra hafızalarımızda Türkçe sözlerle yer eden parçaların Fransızca versiyonlarına yer verdik. Programda, aranjmanlar söz konusu olduğunda Fransız müziğinde akla ilk gelen isimlerden Johnny Hallyday ve Claude François’ya ait şarkıların yanı sıra, Türk Pop müziği tarihinde de önemli bir yere sahip olan Patricia Carli ve Marc Aryan imzalı parçaları da dinledik.

27 Haziran 2019 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.

Programa altmışlı yıllarda Fransızcadan dilimize uyarlanmış bir parçayla başladık bu hafta. O dönemde Türkiye’yi sık sık ziyaret eden Patricia Carli, sözü ve müziği kendisine ait olan, 1967 tarihli La marguerite et le bleuet adlı parçayı seslendirdi . Carli’nin Son Mektup adıyla Türkçe sözlerle de kaydettiği parçanın, sözleri Fecri Ebcioğlu imzalı bir başka Türkçe uyarlamasını Erol Büyükburç, Son Tren adıyla yorumlamıştı.

Fransız şansonunun klasikleşmiş parçalarından biri olan La Mer’i yazmak Charles Trenet’nin aklına,1943 yılında, İkinci Dünya Savaşı sırasında, Montpellier’den Perpignan’a giden trenin penceresinden manzarayı izlerken gelmiş. Parçanın bestesini piyanist Leo Chauliac yapmış fakat Trenet parçayı biraz ağır, biraz da pastoral bulmuş ve kendi repertuvarı için uygun olmadığını düşünmüş zira genelde swing tarzında, daha neşeli şarkılarla tanınıyor Trenet, hatta bu nedenle “Le fou chantant” yani “Şarkı söyleyen çılgın” lakabıyla anılıyor. Böylece şarkı 1945’te ilk olarak Roland Gerbeau daha sonra da Renée Lebas tarafından kaydedilmiş.  Bu arada İkinci Dünya Savaşı sona ermiş ve İngiltere’de sürgünde olan yapımcı Raoul Breton Fransa’ya geri dönmüş. Bu geri dönüş için ses getirecek bir şarkı arayan Breton, La mer’i dinleyince parçanın düzenlemesi biraz değiştirilirse Trenet için aslında son derece uygun olduğunu düşünmüş. Bunun üzerine şarkı bir orkestra eşliğinde yeniden kaydedilmiş, Trenet’nin arkasında bir koro eklenmiş ve parça 1946’da bu kez Charles Trenet yorumuyla piyasaya çıkmış. Raoul Breton bununla da yetinmeyip şarkıyı Beyond the sea adıyla İngilizceye çevirtmiş ama parça Fransa dışında asıl patlamayı 1960’da, Amerikalı Bobby Darrin yorumuyla yapmış, sonrasında da Frank Sinatra, Django Reinhart ve George Benson gibi birçok isim tarafından yorumlanmış*.

1974 yılında Brezilyalı Morris Albert, Feelings adlı şarkıyla tüm dünyada büyük yankı uyandırmıştı. Şarkıyı Shirley Bassey’den Nina Simone’a Ella Fitzgeral’dan ve Frank Sinatra’ya birçok farklı isim de yorumlamıştı. Fransızca versiyonunu ise 1975’te Michel Jourdan’ın yazdığı sözlerle Mike Brant Dis-lui adıyla kaydetmişti. Hatta Mike Brant şarkıyı kaydettikten bir gün sonra Paris’teki apartman dairesinden düşerek yaşama veda etmişti. Bunun bir kaza mı intihar mı yoksa cinayet mi olduğu hala esrarını koruyor. Şarkının hikâyesi ise buradan itibaren ilginç bir hal alıyor. Şarkıyı radyoda dinleyen besteci Loulou Gasté (ki kendisi şarkıcı Line Renaud’nun eşi aynı zamanda), hayretler içinde kalıyor çünkü bunun aslında, 1957’de Le feu aux poudres adlı film için yaptığı Pour toi adlı bestenin ta kendisi olduğunu fark ediyor. Filmde Dario Moreno’nun seslendirdiği parçayı daha sonra Line Renaud da yorumlanmıştı.  Bunun üzerine çift, bir intihal davası açmaya karar veriyor. Sekiz yıl süren dava, Line Renaud’nun önemli bir şöhrete sahip olduğu Amerika’da devam ediyor. En sonunda ikili intihal davasını kazanıyor ve Feelings’in melodisinin aslında Pour toi’dan kopyalandığı resmiyet kazanıyor*.

1966 yılında Cher tarafından seslendirilen Bang bang dönemin en büyük hit parçalarından biri olmuştu. Cher’in o dönemdeki eşi, Sonny Bono’nun imzasını taşıyordu parça. Şarkıyı dinleyen yapımcı Claude Carrère, parçanın o zamanlar daha çok L’école est finie ya da Vous les copains gibi ergenlere hitap eden parçalarla tanınan Sheila’nın kariyerinde yeni bir sayfa açmak için çok uygun olduğunu düşündü. Parça, Georges Aber tarafından Fransızcaya çevrildi ancak sözleri biraz yumuşatıldı zira orijinal eserde sevgilisini öldüren bir adam söz konusuydu. Fransızca sözlerde bu, çocukluk yıllarında oynanan bir oyuna dönüştürüldü. Bu arada şarkıyı yorumlamak için yanıp tutuşan bir isim daha vardı o dönemde. O da Dalida’ydı. Parçanın Fransızca versiyonunun Sheila tarafından yorumlanınca, o da bu arzusunu şarkıyı İtalyanca sözlerle yorumlayarak hayata geçirmişti*. Şarkıyla ilgili son bir not: parçayı 1968 yılında, kendi yazdığı sözlerle Fecri Ebcioğlu Dan Dan adıyla seslendirmişti.

1960 yılında Joan Baez tarafından seslendirilen Donna Donna, Dünya çapında büyük ilgiyle karşılanmıştı. Parçanın sözleri ellili yılların ortasında Arthur Kevess ve Teddy Schwartz tarafından yazılmıştı. Şarkıda kesilmek üzere olan bir buzağıdan söz ediliyordu aslında ve parçanın orijinali 1940’larda Yiddiş dilinde Aaron Zeitlin & Sholom Secunda ikilisi tarafından Dana Dana ismiyle yazılmıştı ve ilk olarak Zeitlin’in yapımcılığını da üstlendiği bir oyunda seslendirilmişti. Parça, Joan Baez’ın ardından birçok ünlü isim tarafından da yorumlandı. 1964’te Claude François, Vline Buggy ile ortaklaşa yazdığı Fransızca sözlerle seslendirdi şarkıyı. Mezbahaya giden buzağının yerini yetişkinlik yılları ile ilgili hayaller kuran küçük bir çocuk almıştı bu kez. Son mısralardan bu küçük çocuğun Claude François’nın kendisi olduğu anlaşılıyordu ve bu anlamda otobiyografik bir özellik de kazanmış oluyordu şarkı.

Altmışlı yıllarda pek çok yabancı şarkıcı kendi şarkılarını Türkçe sözlerle de seslendirmişti. Bunlardan biri de Lübnan’dan Malatya’ya, oradan da Fransa’ya göç eden Ermeni asıllı bir ailenin oğlu olan Henri Markaryan, ya da sahne ismiyle Marc Aryan’dı. Sanatçı şansını önce Paris’te denemiş, 1963’te de Belçika’ya yerleşmişti. Fransa’da nerdeyse hiç tanınmamasına karşınaltmışlarda yolu sık sık Türkiye’ye de düşen sanatçının şarkılardan yapılan uyarlamaları Alpay, Ayferi ve Ajda Pekkan gibi isimler seslendirdiler. Biz bu parçaları Atlı Karınca, Kimdir bu sevgili ve Eylül’de gel adlarıyla biliyoruz. Bunun yanı sıra şarkılarının Fecri Ebcioğlu tarafından yapılan uyarlamalarını Türkçe sözlerle kendisi de yorumladı sanatçı. Bunlardan biri de Giorgina ya da Türkçesiyle Nasıl evlenirsin bu lisanla adlı parçaydı.

1990’da, Ajda Pekkan tarafından Sana Bana Yeter ismiyle yorumlanan Le vent du sud adlı şarkının orijinali, Enrico Macias’ın 1989 tarihli “Zingarella” albümünde yer alıyordu. Macias şarkının orijinalinde; askerleri çölün ortasında durduran, hapishanelerin duvarlarını aşan, diktatörleri tedirgin eden ve tüm özgürlükler adına esen Güney Rüzgârından bahsediyordu. Parçanın Fikret Şenes imzalı Türkçe uyarlamasındaysa, paylaşmanın ve gönül zenginliğinin güzelliğinden söz ediliyordu özetle. Altmışlı ve yetmişli yıllar boyunca Enrico Macias’ın onlarca şarkısı Türkçeye uyarlanmış ve Ajda Pekkan’ın yanı sıra Seyyal Taner, Yeliz ve Nilüfer’in yorumlarıyla ülkemizde de büyük ilgi görmüştü.

Altmışlı yıllar boyunca Anglosakson kökenli pek çok şarkının Fransızca uyarlamasını seslendiren Johnny Hallyday, kariyerine 1960’da henüz on yedi yaşındayken başlamış, kısa sürede dönemin gençlerinin idolü haline gelmişti. 1964’te şöhretinin zirvesindeyken askere alınan Johnny, askerlik görevi sırasında radyoda The Animals’ın The House of the Rising Sun şarkısını duymuş ve yakın dostu Hugues Auffray’den parçayı hemen Fransızcaya çevirmesini istemiş. Bob Dylan uyarlamalarıyla da tanınan Aufray de Claude François’nın söz yazarı Vline Buggy’den yardım istemiş ve böylece Le pénitencier çıkmış ortaya. Orijinal şarkıda New Orleans’daki bir evden bahsedilir ve buranın birçok delikanlının hayatını mahvettiği söylenir. Burada söz edilen mekânın bir randevu evi olduğu düşünülür genellikle ama buranın bir hapishane olduğunu söyleyenler de mevcut. Hugues Aufray de Fransızca sözleri bu ikinci yorum üzerinden yazmış ama “prison” yani “hapishane” kelimesini kullanmak yerine “Le pénitencier” yani “cezaevini” tercih etmiş. Şarkı, Johnny Hallyday’in sevimli genç adam imajını değiştiren parça olmuş aynı zamanda, o zamana dek hayranlarını ritmik dans şarkılarıyla coşturan genç kızların sevgilisinin yerini daha sert, daha marjinal bir adam almış, Johnny iyi çocukluktan kötü çocukluğa geçiş yapmış adeta*.

İlk 45’liğini 1966’da yayınlayan Nicoletta, siyahi blues şarkıcılarınkini akıllara getiren bir ses rengine sahipti. Bu özel ses, Yves Montand ve Edith Piaf’la çalışan besteci Hubert Giraud’nun da dikkatini çekmişti. Giraud’nun aklında uzun zamandır bir melodi vardı ve bu melodi ona batmakta olan güneşi çağrıştırıyordu. O da bundan söz yazarı Pierre Delanoë’ye bahsetti ve böylece Delanoë de Il est mort le soleil’i (Güneş öldü) kaleme aldı. Nicoletta şarkıya hayran kaldı ve kaydetmek için hemen stüdyoya girdi. Buna karşın Fransız radyoları parçayı fazla hüzünlü buldular ve programlarında çok fazla yer vermediler. Şarkı kendine daha çok Québec radyolarında yer bulunca Nicoletta da bunun üzerine albümün tanıtımını yapmak üzere Montreal’e gitti. Burada, hayranı olduğu Ray Charles’ın da bir konser vermek üzere şehirde olduğunu öğrenen genç kadın bir akşam onu izlemeye gitti. Konser sonrasında idolünü locasında ziyaret etti ve ona yeni albümünü hediye etti. Bunun ardından Paris’e dönen Nicoletta, üç hafta sonra bir gece yarısı telefonun sesiyle uyandı. Arayan Ray Charles’tı. Il est mort le soleil’i çok beğenmişti ve sözlerinin anlamını öğrenmek istiyordu, Nicoletta da dili döndüğünce anlattı ona. Böylece Ray Charles Il est mort le soleil’e İngilizce sözler yazdı ve parçayı The Sun Died adıyla seslendirdi*.

Fransızcaya uyarlanan şarkılar arasında sadece Anglosakson pop müzik parçaları yer almıyor. Latin Amerika kökenli birçok melodi de Fransızcaya uyarlanmış ve bu dilde klasik haline gelmeyi başarmıştı. Georges Moustaki, Bernard Lavilliers ve Michel Fugain bu konuda öne çıkan sanatçılardı. Latin melodilerini Fransızca sözlerle seslendiren isimlerden biri de Claude Nougaro’ydu. Brésilien, Noces de sang ya da uyarlamalarla ilgili ilk programda yer verdiğimiz Tu verras gibi parçaları yorumlamıştı sanatçı. Nougaro imzalı bir başka uyarlama da 1966 tarihli Bidonville’di. Brezilyalı Vinicius de Moraes ve Baden Powell’ın; Berimbau isimli parçasından yapmıştı sanatçı bu uyarlamayı. Şarkıda çocukların konserve kutularıyla futbol oynadıkları, evlerin odalarının içinden otlar fışkıran bir gecekondu mahallesinden bahsediyordu Nougaro.

Eserleri Fransızcaya en fazla uyarlanan Amerikalı şarkıcılardan biri de Bob Dylan. İlk kez altmışlı yıllarda Hugues Aufray tarafından Fransızcaya uyarlanmıştı sanatçının çalışmaları, Aufray 1995’te onun şarkılarının Fransızca versiyonlarını seslendirdiği daha kapsamlı bir albüm de yayınladı. Son olarak 2009’da da bu albümdeki şarkıların bazılarını Carla Bruni, Alain Souchon, Arno ve Francis Cabrel gibi meslektaşlarıyla yorumladığı “New Yorker” adlı bir düetler albümünü piyasaya sürdü. Francis Cabrel’den bahsetmişken, hem müzik tarzı hem de şarkılarında ele aldığı konular bakımından Dylan’ı akıllara getiren sanatçı, 2012’de onun Just Like a Woman, All Along the Watchtower, Blind Willie McTelll ve Simple Twist of Fate gibi eserlerini Fransızcaya uyarladığı “Vise le ciel” adlı albümü satışa sundu.

(*) Kaynak: La vie secrète des chansons: L’originale et la reprise, André Manoukian, France 3, 2018 

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Albüm Adı Süre
Patricia Carli
La marguerite et le bleuet
Salut les copains
3:10
Charles Trenet
La Mer (Beyond the sea)
Live à Pleyel
3:45
Dario Moreno / Line Renaud
Pour toi
Le mexicain tropical / Mon bonheur
2:50
Sheila
Bang Bang
Age Tendre, La Tournee des Idoles – Le Coffret des 10 Ans
3:20
Claude François
Donna Donna
L’intégrale 1962-1972
2:35
Marc Aryan
Giorgina (Nasıl Evlenirsin Bu Lisanla)
Kathy Vol.4 / Marc Aryan İstanbul’da
2:01
Enrico Macias
Le vent du sud
Enrico Macias (Zingarella)
3:20
Johnny Hallyday
Le Pénitencier
Rester Vivant Tour
5:05
Nicoletta
Il est mort le soleil
En Concert
3:57
Claude Nougaro
Bidonville
Live Olympia 1979
3:05
Francis Cabrel
D’en haut de la tour du guet
Vise le ciel
3:29
Açık Dergi Perşembe Albümün C Yüzü – Bürkan Özkan (15’te 1)

20:00 – 21:00 Caz Orkestrası / Hülya Tunçağ / Dünden bugüne büyük caz / orkestraları

21:00 – 22:00 Sosyal Müzik (Yeni program) / Hazırlayanlar: Gonca Açıkalın, Sina Hakman)

acikradyo.com.tr/program/sosyal-muzik

“Caz ve cazdan etkilenen müzikler” şiarıyla yola çıkan programda, caz müziğine, cazla ilişkili ya da ondan esinlenip etkilenmiş müziklere yer veriliyor.

***

İçimizde bir neşe, hayat daha hafif, her şey çok güzel… Bu duygularla eğlenceli parçalar seçtik ve mini bir Sosyal Müzik festivali düzenledik bu hafta…
🎶
Sosyal Müzik her perşembe 21:00’de, Açık Radyo 94.9’da 🎶
🎶
http://acikradyo.com.tr/sosyal-muzik/27-haziran-2019-festive

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve yazı
Görüntünün olası içeriği: araba ve açık hava
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, sahnede
Görüntünün olası içeriği: yazı

22:00 Falan: Freeform Freakout (Yeni program) / Hazırlayan: Clint Willey

Kick Out The Jams programıyla Amerika’nın çığır açan müzisenlerini ele alan Clint Willey bu yayın dönemi funk kanallarında ve farklı sadaların zengin çeşit âleminde bir keşif gezisine çıkıyor.

23:00 – 24:00 Stalker / Fatih Rağbet ve Yıldırım Arıcı / Herkesin ve hiçkimsenin programı

stalkeracikradyo.blogspot.com/

 24:00 – 01:00 Kılavuz / Bahadır Dilbaz / Türler arası

   bahadirdilbaz.blogspot.com/