You are currently browsing the monthly archive for Eylül 2019.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 48. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 49. Yayın Dönemi: 6 Mayıs 2019 – 3 Kasım 2019 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/9/30

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Yeni Ufuklar (Yeniden program) / UNDP Türkiye

Her kış dönemi olduğu gibi BM UNDP Türkiye ofisinin hazırladığı Yeni Ufuklar bu  yayın döneminde geri dönüyor.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_01-10-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü  

“İyi bir gerici, gerçek değişimin potansiyel kaldıracını hemen fark eder ve bundan nefret eder.”

Gazeteci, yazar ve bilimci Stephen Buranyi, genç iklim aktivisti Greta Thunberg’e dünyanın çeşitli yerlerinden siyasetçilerin, gazetecilerin, internet trollerinin yönelttiği nefret söylemlerinin ve saldırıların temelinde yatan saikleri analiz ediyor. (Guardian)

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, sahnede

umutdincsahin

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Salı Ahmet İnsel’le Ufuk Turu

ufukturu20191001

Ufuk Turu kayıt arşivi

09:30 – 09:50 Açık Bilinç /  Güven Güzeldere ile Bilim ve Felsefe Sohbetleri

acikbilinc20191001

Açık Bilinçkayıt arşivi

Açık Bilinç program metinleri

***

Prof. Ayşe Buğra ile söyleşi: Adalet, eşitlik, ve sosyal politikalar

02 Ekim 2019
Fotoğraf: boun.edu.tr

Sosyal politikalar nedir, ne zaman ve niçin ortaya çıkmıştır? Açık Bilinç’te Prof. Ayşe Buğra ile adil toplum anlayışlarındaki farkları, sosyal politikaların işlevini ve sivil toplum kuruluşlarının rollerini konuşuyoruz.

— / —
Bu hafta, yönümüzü sosyal ve beşeri bilimlere çeviriyoruz.

İçinde farklılıklar barındıran ülkelerde toplumsal dokunun sağlığı açısından önemli rol oynayan sosyal politikalar konusunu ele alacağız.

Sosyal politikalar, yoksulluk, işsizlik, istihdam, cinsiyet ayrımcılığı, ve genel olarak sosyal haklar açısından eşitsizlik konularında, farklı adalet anlayışları ve farklı siyasi güdümlerle belirlenen yaklaşımlardan oluşuyor.

— / —

Sosyal politikalar konusunun düşünce tarihinde ortaya çıkışında en önemli kaynaklardan birisi, 16. yüzyıl Rönesans dönemi felsefecilerinden Juan Luis Vives’in erken kapitalist dönemdeki toplumsal gelişmeler ışığında yazdığı eseri “De subventione pauperum” (Yoksul Yardımı Üzerine).

Yoksullukla toplumsal doku içinde nasıl baş edilmesi gerektiği konusu, iktisat, sosyoloji, felsefe, ve siyaset bilimi bünyesinde tartışılan ve  çokdisiplinli bir çalışma alanı olan sosyal politikaların o gün bu gündür başlıca meselelerinden birisi.

Ama sosyal politikalar çalışmaları, yoksulluk konusundan ibaret değil.

— / —

Türkiye’de sosyal politikalar konusunun en yetkin isimlerinden olan Prof. Buğra, konuya şu iki temel soruyla yaklaştığını söylüyor:

1. Bireysel farklılıklara rağmen birlikte sosyal varoluş.

Çağdaş toplumlarda, hepimiz aile türü aidiyetlerle bağlı olmadığımız bireylerle, bir anlamda yabancılarla, bir     arada yaşıyoruz.

Statü, etnik köken, cinsiyet gibi farklar, sosyal doku içinde ve adil bir şekilde nasıl var olabilir?

2. Geçim ve yaşam güçlüğü çeken bireylerin toplum içinde yer bulması, desteklenmesi.

Emeğiyle hayatını kazanan mülksüz bir birey, geçimini sağlayamaz hale gelirse, toplumsal doku içinde varlığını     nasıl sürdürebilir, hangi sosyal haklara sahip olmalıdır, nasıl desteklenebilir?

— / —

Programda konuşacağımız bu gibi konulara ilgi duyanlar, Prof. Buğra’nın kaleminden çıkmış pek çok aydınlatıcı makale ve kitaba göz atabilirler.

Güzel bir örnek: “Kapitalizm, Yoksulluk ve Türkiye’de Sosyal Politika” (İlk basımı 2008).

— / —

Prof. Buğra, sosyal politikaların arka planında, farklı adalet anlayışlarının belirlediği siyasi yaklaşımlar olduğunu söylüyor.

Bu yaklaşımların örneklerini, dünyanın farklı toplumlarında ve ülkemizin güncel siyasetinde görmek mümkün.

Bu farklı sosyal politika yaklaşımlarını 4 temel başlık altında toplayabiliriz:

1. Geleneksel

2. Muhafazakar

3. Liberal

4. Sosyal demokrat / sol eğilimli

Şimdi kısaca bu yaklaşımlara temel teşkil eden adalet anlayışındaki farklara göz atalım.

Prof. Buğra’ya göre, geleneksel yaklaşımın temelinde (çağdaş korporatist toplumlarda da görülen) statü, muhafazakar yaklaşımın temelindeyse ihtiyaç yatıyor.

Liberal yaklaşımda liyakat, sol eğilimli yaklaşımlardaysa toplumsal hayata sosyal haklar açısından eşit katılım öne çıkıyor.

— / —

Bu yaklaşımlardaki farklar, sosyal politikaların eğitim ve sağlık hizmetleri gibi temel yurttaşlık haklarını iyileştirmek veya bağış/lütuf yaklaşımıyla sosyal adaletin sağlanacağını düşünmek gibi temel siyasi görüş ayrılıklarının da altında yatıyor.
2013’de yaşanan ve hepimizin toplumsal hafızasına kazınan bir olay, sosyal adalet yaklaşımlarındaki büyük farkları göstermek açısından çok çarpıcı ve can yakıcı bir örnek.

Kanser hastası bir genç kadın, dönemin bakanı Erdoğan Bayraktar’dan temel sağlık hakkı talep ediyor, karşılığında eline para tutuşturuluyor.

— / —

Sosyal politikalar konusunun tartışmaya açtığı ve dünya üzerinde farklı uygulamalarını gördüğümüz pek çok ilginç soru var.

Örneğin, bir toplumda her birey, temel bir hak olarak bir “vatandaşlık geliri”ne sahip olmalı mı?

Bu konuda faydalı bir kaynak, Ayşe Buğra ve Çağlar Keyder’in birlikte derledikleri, ilk baskısı 2007’de yapılmış olan

“Bir Temel Hak Olarak Vatandaşlık Gelirine Doğru” başlıklı kitap.

Vatandaşlık Geliri konusuyla ilgilenenler için, sosyolog Emrah Irzık’ın geçen sene kaleme aldığı “Türkiye’nin Sosyal Yardım Rejimi ‘Temel Gelir’ Zamanı Geldi mi?” başlıklı makalesini de öneririm…

— / —

Sosyal politikalar konusunda bir başka önemli soru, bu politikaların belirlenmesinde rol oynayan aile, piyasa, devlet, ve sivil toplum kuruluşları gibi faktörlerin arasındaki ilişkiler ve burada kurulması gereken denge.

Prof. Buğra, sosyal politikalar alanında sivil toplum kuruluşlarının oynaması gereken rolün, var olan sorunları tespit etmek, göstermek, ve devleti göreve çağırmak olduğunu söylüyor.

Ülkemizde bu alandaki önemli insiyatiflerden bazılarını, haftaya konuşuyor olacağız.

— / —

Son olarak, konumuzla ilgili ve öğrencilerinin Prof. Ayşe Buğra’ya armağan olarak hazırladıkları bir derleme kitabı işaret ederek bitireyim.

Geçen sene İletişim Yayınları’ndan çıkmış olan “Türkiye’nin Büyük Dönüşümü” (2018).

— / —

Bu hafta, sosyal politikalar konusunu kuramsal ve akademik yönleriyle ele aldıktan sonra, gelecek hafta sosyal politikaların ülkemizdeki somut örneklerine bakacağız ve Türkiye’de sivil insiyatifle oluşturulmuş sosyal projeler üzerine konuşacağız.

Açık Bilinç’i Salı sabahları 9:30’da dinleyebilir, podcast arşivine ulaşabilirsiniz.

10:00 – 10:30 İklim İçin / Yücel Sönmez, Ömer Madra ve Murat Can Tonbil / İstanbul Forumu’ndan, Paris Zirvesi’ne yeryüzünün iklim güncesi

iklimicin20191001_201910

iklimicin20191001

İklim İçin kayıt arşivi

10:30 – 11:00 Ahşaptan Betona, Mecidiyeden Jetona / Pınar Erkan / Alameti kerametinden menkul kent hikayeleri

ahsaptanbetonamecidiyedenjetona20191001_201910

ahsaptanbetonamecidiyedenjetona20191001

“Alameti kerametinden menkul kent hikâyeleri” şiarıyla yola çıkan programda tarihten günümüze tarihsel katmanlar da deşilerek Bizans köşklerinden, sarayların altyapısının nasıl oluşturulduğuna, konutlardan ofislere, kaldırımlardan sokaklara, dehlizlerden şarap üretilen üzüm bağlarına kadar şehrin farklı unsurlarına dair az ya da çok bilinen detaylar konuşuluyor.

Ahşaptan betona Mecidiyeden jetona kayıt arşivi

***

1894 İstanbul depremi

02 Ekim 2019
1894 İstanbul depremini gazete haberleri, yurtdışına yansımaları ve neler yaşandığı üzerinden konuştuk.

Kategori:

11:00 – 12:00 Deniz Aşırı / Deniz Pak / Bozcaadalılar, adaya yolu düşenler ve adanın kıyısına vuranlar…

bozcaadasozlugu.blogspot.com/denizairi

12:00 – 13:00 Periplus (Yeni program) / Hazırlayan: Murat Can Tonbil

“Haritalar üzerinden caza çalan bir müzikal seyir rehberi” şiarıyla yola çıkan program, haftaiçi öğle kuşağını kıtalararası bir seyahate çıkarıyor.

http://canspod.com/

12:55 – 13:05 Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün üçüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Musica Brasileira / Jozi Levi / Brezilya’dan müzik

soundcloud.com/joezeex/

9

14:00 – 14:30 Dünya Mirası Adalar / Asu Aksoy, Derya Tolgay ve Alp Orçun

dma_01-10-2019

Adalar, yüzyıllarca imparatorluklara başkentlik yapmış, siyasi ve kültürel dönüşümlerin aktörlerini beslemiş dünya şehri İstanbul’un hikâyelerinin hep bir parçası olagelmiş. Krallar, kraliçeler, dini liderler sürgüne buralarda zindanlara atılmış, ardından Osmanlı’dan günümüze  farklı kültürel cemaatlerin zengin bürokratları, iş insanları, Adaları İstanbul’un sayfiye merkezi haline getirmiş, sanatçılar, yazarlar, Adalar’ın renginden, havasından, kokusundan beslenmek için buraları mekân tutmuş. Adalar, muhteşem mimari ve yaşam dokusuyla dünyada eşine az rastlanır bir kültürler havzası olma halini bugüne kadar taşımışlar.
Şanslıyız ki Adalarda İstanbul tarihinin tüm veçhelerinin mekânsal izdüşümlerini hâlâ görebiliyoruz ve barındırdıkları hikâyelerin bazen yaşayan bilgi kaynaklarına erişebiliyoruz. Kendimizi gerçekten müstesna hissetmeliyiz: Adalar’a adımımızı attığımızda İstanbul tarihinin çok da bozulmamış tanığının varlığını hissedebiliyoruz, şaşırıyor ve nedenini çok da bilmeden mutlu oluyoruz. Bu yayın döneminde bizi mutlu eden Dünya Mirası Adalar’ı enine boyuna konuşuyoruz.

Dünya Mirası Adalar facebook sayfası

***

Adalar ve Marmara denizi neden korunmalı?
Neden bu bölgelerde koruma alanları ilan edilmeli?
Açık Radyo-Dünya Mirası Adalar programında bu hafta konuklarımız, Deniz Biyoloğu Doç Nur Eda Topçu ve İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümü, Hidrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Cem Dalyan.
94.4 Salı 14.00

*İstanbul Ünv Deniz Biyoloğu Doç Nur Eda Topçu Eryalçın, İstanbul’da Adalar bölgesindeki mercan, sünger, pinnalar ve daha birçok deniz canlısının 4 yıl önce karasal kökenli çökelti sebebiyle öldüğünü bilimsel olarak kanıtladık diyor.
*İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümü, Hidrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Cem Dalyan ise Deniz çayırları, deniz ekosistemi için büyük önem taşır: Oksijen üretir, kıyı erozyonunu engeller, suda askıda bulunan partikülleri önler ve suyun ışık geçirgenliğini artırır diyor.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar
***
Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, gülümseyen insanlar, iç mekan

Dünya Mirası Adalar

Marmara denizi kendine has ekosistemi ve zengin habitatı ile bir yuva, bir barınak.
Ve biz 2015 de korkunç bir felaket yaşadık. Yassıada inşaatı ile doldurulan, dinamitlenen kıyılar tüm yaşam alanlarındaki mercanları, pinaları, süngerleri öldürerek adeta deniz dibini bir mezarlığa çevirip, çamur örtüsüyle kapladı.
Açık Radyo-Dünya Mirası Adalar programında, Adalar’da @ADYSDerneği ile dalışlar ve araştırmalar yapan İstanbul üniversitesi öğretim üyeleri Eda Nur Topçu ve Cem Dalyan konuğumuzdu. Devamı..
http://acikradyo.com.tr/podcast/219652 1. Bölüm
http://acikradyo.com.tr/podcast/219798 2. Bölüm

14:30 – 15:30 Yeni / Hande Akkan / Yeni Philip Glass’ın 80. yaşını kutluyor

Hande Akkan Twitter

15:30 – 16:00 Foto Müze / Gülderen Bölük (15 Günde 1)

foto-muze_01.10.2019_J

Osmanlı dönemi ağırlıklı olmak üzere Türkiye fotoğraf tarihinde bir gezinti… Eski gazete, dergi, fotoğraf koleksiyonu ve sayısız malzemenin kaynaklık ettiği programda, konusunda uzman olan bir çok konuk da ağırlanıyor. Osmanlı dönemi fotoğrafhaneleri ve fotoğrafçıları, dönemin fotoğrafa yaklaşımı, basın-fotoğraf ilişkisi, arşivcilik ve koleksiyonculuk programın ana konuları.

instagram.com/fotomuzeturkiye/

***

Program konuğu Şükrü Oral’la eski fotoğrafların korunması ve saklanması üzerine konuşacağız.
***

zz8

***

zz6

Bugün programımızda fotoğrafların konservasyonu nasıl olmalıdır; tahribatlar nasıl giderilir; yırtıklar, delikler, kurt yenikleri yok edilebilir mi gibi soruların cevabını arayacağız… Açık Radyo’da 15:30’da Foto Müze’de… #photo #fotomüze #museum #fotoğrafmüzesi #historyofphotography #arşiv #history #vintagephoto #instaphoto #instadaily #ephemera #portrait #stüdyo #ottoman #fotoğrafhane #instagood #instadaily #instapic #açıkradyo #history #fotoğraf #acikradyo #ifsak #söyleşi #historyphoto #nostalgia #koleksiyon #turkishphotography

***

zz7

Program konuğumuz Şükrü Oral’la fotoğraf konservasyonuyla ilgili pek çok şeyi masaya yatırıyoruz ⏰15:30’da, yani birazdan programımız başlayacak❗️ Radyoları 94.9 frekansına getirmeyi unutmayın ♥️ #photo #fotomüze #museum #fotoğrafmüzesi #historyofphotography #arşiv #history #vintagephoto #instaphoto #instadaily #ephemera #portrait #stüdyo #ottoman #fotoğrafhane #instagood #instadaily #instapic #açıkradyo #history #fotoğraf #acikradyo #ifsak #söyleşi #historyphoto #nostalgia #koleksiyon #turkishphotography

16:00 – 16:30 Sudan Gelen (Yeni program) / Suya doğanın, bilimin, sanatın, edebiyatın içinden bakmak / Hazırlayan: Akgün İlhan

sudangelen20191001

Hayat suyun varlığıyla başladı ve onunla devam ediyor. Hayatın sonunu ise suyun yokluğu getirecek. Yaşadığımız gezegende içinde su bulunmayan, sudan gelip suya karışmayan hiçbir şey yok. Suyun yaşamın başlangıcı olduğunu, her varlık için vazgeçilmezliğini ve yeri dolduramazlığını vurgulamak hiç bu kadar önemli olmamıştı. İşte bu yüzden sudan gelen hikâyelerle insanlığın doğayla ve kendiyle olan ilişkisini anlatmak için tasarlandı Sudan Gelen. Parçası olduğumuz doğayla nasıl bir ilişki içindeyiz? Doğaya nasıl bakıp, ona nasıl davranıyoruz? Kendimizi doğanın neresinde konumlandırıyoruz? Biz insanlar kimiz, nasıl canlılarız? İnsanlık için nasıl bir gelecek hayal ediyoruz? Bu Can alıcı sorulara cevap ararken doğanın en temel bileşeni ve bedenimizin yüzde %60’ını oluşturan suyla ilişkimize baktıkça kendimizi de daha iyi tanıyacağız.

Sudan Gelen facebook sayfası

***

Hayatımız plastik oldu… Yarın saat 16.00’da Sudan Gelen’de Akgün İlhan’ın sorularını Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Temel Bilimleri Bölümü’nden Doç. Dr. Sedat Gündoğdu yanıtlayacak. Sakın kaçırmayın… 94.9 FM ya da http://acikradyo.com.tr/stream/index.html adresinden bize bağlanın. Açık Radyo #mikroplastik

Görüntünün olası içeriği: yazı
***
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar, ayakta duran insanlar ve ayakkabılar

Sudan GelenAkgün İlhan ile birlikte Açik Radyo‘da.

İçimiz dışımız plastik oldu. Akgün İlhan tarafindan hazırlanan ve sunulan Sudan Gelen’e konuk olan Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Temel Bilimleri Bölümü’nden Doç. Dr. Sedat Gündoğdu mikroplastik meselesini ve bununla ilgili yapılan son araştırmaları anlattı. Buyurun buradan dinleyin: http://acikradyo.com.tr/podcast/219788 Açık Radyo #mikroplastik

16:30 – 17:00 Diğerkâm (Yeni program) / Hazırlayanlar: Damla Özlüer ve Rauf Kösemen

Geçtiğimiz dönemlerde Hemzemin programını hazırlayan Rauf Kösemen ve Damla Özlüer yine sosyal fayda iletişimi üzerine daha geniş düşünmeye çağırdıkları yeni programları Diğerkâm ile bu yayın döneminde de aramızdalar.

Facebook.com/Diğerkam

***

Bugün Diğerkâm’da, Asam SGDD Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği’nden Sinan Kadife ve Ayşegül Yalçın Eriş ile sığınmacılar ve göçmenlerin gündelik hayatta karşılaştıkları zorlukları, yerel topluluklarla uyum süreçlerini ve geleceği konuşuyoruz.

Damla Ozluer ile Rauf Kösemen’in hazırlayıp sunduğu, sosyal fayda üzerine konuşulan Diğerkâm, bugün ve her salı 16:30’da, Açık Radyo 94.9’da…

İnternetten canlı olarak dinlemek için > http://acikradyo.com.tr/stream

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, yazı

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Ceyhan Usanmaz, Sanat Deliorman, Jak Kohen, Levent Öget ve Harun İzer

Dünyanın Cazı kadrosuna Caz vokalisti Sanat Deliorman dahil oluyor. Salı günleri

 

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 1 Ekim 2019

02 Ekim 2019
Fotoğraf: Independent Türkçe

Afrika’nın batısındaki bir sahilde toplu olarak gizemli şekilde kıyıya vuran 130’dan fazla yunus öldü. Cape Verde’deki bir plajda yaklaşık 200 balina bulundu.

Kazdağları’nda siyanürlü altın arama faaliyetleri ve ağaç katliamı nedeniyle haftalardır yapılan eylemlerle protesto edilen, Kanada merkezli şirketin altın arama ruhsatı 13 Ekim’de dolacak. Aktivistler ve yöre halkı, ruhsatın yenilenmemesi için bir gün önce, yani 12 Ekim’de büyük bir eylem yapmayı planlıyor. Buna göre, yaklaşık 30 bin kişinin katılacağı, ‘Su ve Vicdan Nöbeti’ eylemi yapılacak. Herkesi 12 Ekim’de Cumhuriyet Meydanı’na davet eden Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, “Vicdanınızın ve yurttaşın sesini dinleyin ve ruhsatı yenilemeyin. Onlar gidecek ve bizler onların bıraktığı o katliamla yaşamak zorunda kalacağız” dedi. Kaz Dağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan da, “Bizler doğa ve yaşam mücadelemizi, binlerce yıldır bu toprakların can damarı olan, ‘bin pınarlı İda’yı, Kaz Dağları’nı savunmaya, mücadele etmeye devam edeceğiz. Bakanlığı da ruhsatı yenilememeye çağırıyoruz” diye konuştu.

Ağustos ayı elektrik üretim verileri açıklandı. Verilere göre Ağustos ayında Türkiye elektrik üretimi, bir yıl öncenin aynı dönemine göre %1,7 oranında gerileyerek 27.496,5 Gigavat-saat oldu. Hidroelektrik santralleri %25,6 ile kaynak bazında en fazla elektrik üretiminin sağlayan elektrik üretim tesisleri olurken, jeotermal, rüzgar ve güneş enerjisine dayalı üretim %15,7 oldu. Hidro güneş ve rüzgar ve jeotermal enerji kaynaklarına dayalı toplam üretim ise %40,96 oldu.

Ekolojist.net’ten Pınar Özurgancı Eşkin’in haberine göre, ABD’deki Rutgers Üniversitesinden ve Oregon Eyalet Üniversitesinden araştırmacılar, üzerine baskı yapılan kâğıtların tekrar kullanılmasına olanak sağlamak için kâğıt üzerindeki baskının çıkarılmasını sağlayan bir yöntem geliştirdi. Daha önce yazıcı tonerini standart kopya kağıdından çıkarmak için lazerlerin kullanıldığı sistemler tanıtılmıştı. Ancak bu sistemlerin, paketleme, reklam ve daha bir çok alanda kullanılan kuşe kağıdın üzerinde bulunan polimer kaplamalara hasar verdiği gözlemlendi. Bu nedenle de lazer sistemleri, kağıdın yeniden kullanımı için etkin bir yöntem değil. Rutgers Üniversitesi ve Oregon Eyalet Üniversitesi’nden bilim insanları bu sorunu çözmek üzere lazerleri xenon lambalar ile değiştirdi. Geliştirilen yöntemde mürekkebin kâğıttan çıkarılması için ilk olarak üzerinde baskı bulunan kâğıt görünür bölge dalga boyunda ışık yayan xenon lambaya maruz bırakılıyor. Işık mürekkep tarafından soğuruluyor ve kağıdın kaplamasını olumsuz yönde etkilemeden mürekkebin kâğıdın yüzeyine tutunmasını sağlayan kimyasal bağları zayıflatıyor ve bu bağların kopmasını sağlıyor. Ardından kâğıt, etil alkol damlatılmış bir malzemeyle silinerek mürekkep kâğıdın yüzeyinden uzaklaştırılıyor. Bu sayede kağıt yıpranmadan veya kağıdın renginde herhangi bir değişiklik olmadan mürekkep kağıttan silinebiliyor. Sonuçları Journal of Cleaner Production dergisinde yayımlanan yöntem, aynı kağıdın en az beş kez basılmasını ve ardından yeniden yazdırılmasını mümkün kılıyor. Bu sayı, kağıdın geleneksel geri dönüşümle tekrar kullanılabileceği sayıya eşdeğer. Kaynakları tüketime gitmeden önce yeniden kullanmayı hedef alan yöntem, döngüsel ekonomiye de fayda sağlayacak nitelikte.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Türkiye’deki 81 ilin tamamının hava kalitesini ölçmek için 313 Hava Kalitesi İzleme İstasyonu kurdu. Ölçüm bilgilerini, kurduğu havaizleme.gov.tr adlı internet sitesi üzerinden kamuoyu ile şeffaf bir biçimde paylaşmayı hedefledi. Ancak İzmir’de termik santralin bulunduğu, ağır sanayinin yoğun olduğu Aliağa, Menemen, Yeni Foça ve Bozköy bölgelerindeki Hava Kalitesi İzleme İstasyonları’nın verileri Haziran 2016’dan beri paylaşmadı. Hatta Bakanlık’ın verileri kamuoyu ile şeffaf bir biçimde paylaşmayı hedeflediği havaizleme.gov.tr adlı sitede bu bölgelere yer dahi vermedi. TBMM Çevre Komisyonu Üyesi ve partisinin komisyon sözcüsü CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan konuyu TBMM gündemine taşıdı. Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum tarafından yanıtlanması istemiyle yazılı soru önergesi verdi. Dünya Sağlık Örgütü’nün ‘görünmez katil’ olarak tanımladığı hava kirliliğinin İzmirlilerin sağlığını tehdit ettiğini belirten CHP’li Bakan, “Bölge, hava kirliliği açısından çok riskli ve kirli… Buradaki değerler belirlenen sınırların çok üzerinde olduğu için mi açıklanmıyor?” dedi.

Independent’ten Jane Dalton’un haberine göre, Afrika’nın batısındaki bir sahilde toplu olarak gizemli şekilde kıyıya vuran 130’dan fazla yunus öldü. Cape Verde’deki bir plajda yaklaşık 200 balina bulundu. Yetkililer, ada sakinleri ve turistler hayvanlardan bazılarını tekrar denize sürüklemeyi başarsa da balinalar tekrar karaya vurdu. Kısa bir süre sonra ABD’nin doğu kıyısı’nda Georgia açıklarındaki bir ada sahiline 26 pilot balina vurdu. Bunların 15’i öldü. Pilot balinalar temmuzdan bu yana Georgia eyaleti sahillerinde ikinci kez toplu şekilde karaya vurdu. İspanya’dan veterinerler, hayvanların neden öldüğünü araştırmak için testler yapmak üzere Afrika’nın batısındaki Boa Vista Adası’na gitmeye hazırlanıyor. Uzmanlar toplu şekilde karaya vurmaya hastalık, seyir hatası, ani bir gelgit, bir avcı tarafından kovalanma ve aşırı hava koşulları gibi unsurların yol açabileceğini söylüyor. Yılın ilk üç ayında, 1,100’den fazla yaralı yunus Fransa’nın güneybatısında karaya vurmuştu.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Aydınlık sabahın sesi: Gomidas 150 yaşında

***

Aydınlık Sabahın Sesi | Gomidas 150 Yaşında

01 Ekim 2019
Anadolu Kültür

7 Ekim Pazartesi akşamıCemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleştirilecek “Aydınlık Sabahın Sesi | Gomidas 150 Yaşında” konserini, Tamar Nalcı Açık Dergi’ye anlatıyor.

Ermeni besteci ve müzikolog Gomidas, doğumunun 150. yılında Türkiye ve dünyadan birçok sanatçının katılacağı özel bir konserle İstanbul’da anılıyor. “Aydınlık Sabahın Sesi” konseri 7 Ekim’de saat 20:30’da Cemal Reşit Rey’de!

Anadolu KültürKalan Müzik ve Maxim Gorki Theater işbirliğiyle düzenlenen konserde Gomidas’ın beste ve derlemelerini Türkiye, ABD ve Ermenistan’dan konuk sanatçı ve topluluklar seslendirecek.

Bu isimler arasında Aynur Doğan, Ertan Tekin, Karatzayn Quartet, Kevork Tavityan, Levon Eroyan, Lusavoriç Çocuk Korosu ve Sevana Tchakerian, Pervin Chakar, Şevval Sam, Vomank müzik grubu, Yerkaran Projesi’nin yanı sıra Ermenistan’dan GOGHT müzik grubu ve ABD’den Ara Dinkjian ve Zulal Trio yer alıyor.

Gomidas’ın, kültürel hafızanın korunmasına ve aktarımına ilişkin önemli bir örnek teşkil eden müzikoloji alanındaki çalışmaları ne yazık ki bugüne dek Türkiye’de bu alanda yapılan araştırmalara yeterince yansımamış ve müzikseverlere tanıtılamamış durumda. Bu konser, Gomidas’ı tanıtmayı ve onun bıraktığı müzik mirasına dikkat çekmeyi amaçlıyor.

Kütahya doğumlu bir din insanı olan Gomidas, Tiflis ve Berlin’de konservatuvar öğrenimi gördü, eşzamanlı olarak klasik batı müziği, kilise müziği ve halk müzikleri üzerinde çalıştı. Gomidas, 19. yüzyıl sonlarından itibaren Ermeni halk müziğinin yanı sıra Türk, Kürt ve İran halk müziklerinden derlemeler yaptı. Bu çalışmalar sayesinde, çok kısa bir süre sonra savaşlar, kırımlar ve göçlerle büyük kayıplar verecek olan Anadolu’nun ve Kafkasya’nın çeşitli bölgelerinden 2000’i aşkın halk şarkısı kayıt altına alınmış ve/ya notaya geçirilmiş oldu. Ancak 24 Nisan 1915’te tutuklanarak sürgüne gönderilen ve çalışmalarına el konulan Gomidas, yaşadığı travma nedeniyle ruh sağlığını yitirdi. Bu tarihten itibaren 20 yıl boyunca müzikle ve dünyayla ilişkisini tümüyle kesen Gomidas, Paris’te bir psikiyatri kliniğinde hayata gözlerini yumdu.

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Albüm Adı Süre
Yerkaran
Bahar Oldu
Yerkaran
3:57
Lusavorich Armenian Choir
Oror
Lusavorich Armenian Church Choir Concert
3:35

Açık Dergi Salı Dünyayı Okumak / Aytaç Timur ve Akif Pamuk

Yazmaya övgü. Eleştiriye ve eleştirmene kapı. Düşünmeye, düşünceye, üretmeye ve tartışmaya alan açmayı amaçlayan bir kültür programı.

Açık Dergi Salı 18:50 Harici Bellek / Şarkılarla Dünya Tarihi / Murat Meriç

Şarkılarla Memleket Tarihi programıyla geçtiğimiz dönemlerde çok sevilen Murat Meriç, Açık Radyo’ya geri dönüyor. Müziğin bellek ile ilişkisini konu edinen bu yeni yayında Meriç, insanlık tarihinden vakaların izlerini plaklar/kayıtlar aracılığıyla sürüyor.

Açık Dergi Salı  Kulis Sesleri – Bircan Yorulmaz (Ayda 1)

Açık Dergi Salı Trapez Kadro (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayanlar: Seçil Zor ve Zeynep Araboğlu

trapezkadro20191001

Açık Dergi’de Kadın Bisikletliler mikrofon başına geçiyor. Serbest Atış yayınıyla dönüşümlü olarak bizlerle her bölümünde farklı yaşam çevrelerinden bisikletçi kadınlar bisiklet deneyimlerini paylaşıyor.

zz2

Trapez Kadro intro

#TrapezKadro 19.00’da Açık Radyo‘da!

Bisikletli Kadın İnisiyatifi facebook sayfası

***

Bu akşam 19:00’da 94.9 frekansında Açık Radyo’da Trapez Kadro programında buluşalım !!!

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve yazı
Seçil Zor ve Zeynep Araboglu‘nun hazırlayıp sunduğu ve kadın bisikletlilerin mikrofonu aldığı Trapez Kadro, bu akşam 19.00’da Açık Radyo‘da!
Trapez Kadro mikrofonunu bu akşam Zeynep Alica alıyor ve Kayseri’ye, Erciyes dağının eteklerine götürüyor. Festa2200 Bisiklet Festivali‘nde bir araya geldiği Aslı AzmanEsra GülekenTimukan KaracaNevin Türkmen Garip ve Rahime Çelen ile sohbet ediyor.
1 Ekim 2019 Salı 19.00’da Açık Radyo 94.9’da ve acikradyo.com.tr’de!
#RadyonuzAçıkOlsun #trapezkadro #bisikletlikadin #Festa2200

Açık Dergi Salı  Kulis Sesleri – Bircan Yorulmaz (Ayda 1)

Açık Dergi Salı 40 Yılda 1 / Sedat Nemli

Bu yaz da 1977’den müzikler dinliyoruz. Haziran ayı itibariyle.

Açık Dergi Salı  50. Yılında Velvet Underground & Nico 

Açık Dergi’de Salı akşamları, yayınlanışının 50. yılında Velvet Underground & Nico albümünün parçaları da yer alacak

Açık Dergi Salı Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Evrim Hikmet Öğüt / (15 günde bir)

Bir süredir Suriyeli müzisyenler ve onların Türkiye’de yer alabileceği müzikal konum üzerine çalışmaları bulunan etnomüzikolog Evrim Hikmet Öğüt’ten “Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü”, yeni programlarımızdan bir diğeri. Program, farklı müzik kültür ve türleri üzerinden göçün müzik üretimine etkisini müzikolog-etnomüzikolog, iletişimci, müzik yazarı, müzisyen ve sanatçılarla tartışıp, göçmen müzisyenlerin deneyimlerini ilk ağızdan aktarmayı da hedefliyor.

Açık Dergi Salı Yararlı Sanat Arşivi (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Can Gümüş ve Onur Yıldız / (15 günde bir)

Yararlı Sanat Arşivi, sanatta yarar ve kullanım konularının tartışmaya açılması için kurulan Arte Util (Yararlı Sanat) Topluluğu tarafından bir araya getirilmiş yararlı sanat örneklerini tartışır. Sanatın aktivizm ve kültür kurumlarıyla ilişkisi bağlamında geleceğini ele alan bir program.

19:00 İklim Acil

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.

20:00 – 21:00 Açık Şemsiye / Hakan Gürvit, Levent Dönmez, Mehmet Yusuf ve Şebnem Sühel Grimm / Gelmiş geçmiş tüm müzik türleri

21:00 – 22:00 Gitaresk / Jak Kohen, Gonca Açıkalın ve Meral Akman / Neo-klasik rock ve fusion

gitaresk.com/

***

Gitaresk

Açık Radyo 94.9 Gitaresk’te, bu gece saat 21:00’de, Led Zeppelin, Jethro Tull The Who, Yes, Pink Floyd, Uriah Heep, Dream Theatre, Rush, Iron Maiden ve Tool’dan seçtiğim parçaları dinleyebilirsiniz.
http://www.gitaresk.com/Playlists/50th/191001.htm

22:00 – 23:00 Esintiler / Seda Binbaşgil / Jazz

23:00 – 24:00 Psychoacoustics (Program gününde ve saatinde değişiklik) / Hazırlayanlar: Osman Kaytazoğlu, Berk Gökberk ve Barış Karakaş

Cumartesi geceleri 02.00’de yayınlanan Psychoacoustis bu yayın dönemi Salı geceleri saat 23.00’de

24:00 – 01:00 Numune Hastanesi (Yeni program) / Hazırlayan: Cüneyt Bolak

Kaydedilmiş her türlü ses, bir progresif rock şarkısı ya da bir hint ragası, “Eşkıya” filminden bir diyalog ya da eski bir tv reklamı prodüktörlerin ellerinde yeniden hayat bulur. Doktor Frankenstein’ın canavarı gibi! 70lerin sonunda sampler’ın icadıyla müzik bir daha eskisi gibi olmadı. Özellikle Hip Hop’ta kesilen, biçilen ve yeniden hayat bulan “numune”lerin masaya yatırıldığı Numune Hastane’sinde örneği alınan ve bu örneklerle yapılan şarkıların izi sürülüyor. Sampling marifetiyle üretim yapan prodüktörler ve bu üretimleri altyapı olarak kullanan rapçilerin de konuk olduğu Numune Hastanesi dinleyicilerini “Ses Gezegeni’nde Örnek Avı”na davet ediyor.

facebook.com/Numune.Hastanesi

01:00 İklim Acil

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 48. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program    blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 49. Yayın Dönemi: 6 Mayıs 2019 – 3 Kasım 2019 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/9/27

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil,  Selahattin Çolak

acikgaste_30-09-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Gelmiş geçmiş en büyük iklim seferberliği oldu ve bu daha başlangıç.”

İklim aciliyeti konusunda yeryüzünde yaklaşık 7 milyon insanın sokağa çıktığı eylem haftasını düzenleyen FFF International (Gelecek için Cumalar) grubunun değerlendirmesi. (Common Dreams)

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, kalabalık ve açık hava

gretathunberg20190930

gretathunbergdegisimbasladiisterbegeninisterbegenmeyin

***

‘Grevci’ Greta: Biz değişimin kendisiyiz ve değişim geliyor!

30 Eylül 2019
Fotoğraflar: Reuters

Kanada’daki ‘grevci’ Greta Thunberg’e kulak verelim…

Ömer Madra: Açık Radyo’nun Açık Gazete’si, saat 9’u 8 dakika geçerken biraz önce de söylediğimiz gibi Montreal’de Kanada’da 600 bin kişinin önünde yani muazzam bir katılım olmuş, greve katılmış bütün ve bir çoğu da çocuklardan oluşuyor ama büyüklerin de desteği olmuş.

Zaten Montreal belediye başkanıyla da buluşup Greta Thunberg kendisinden şehrin anahtarı hediyesini de aldı. Yani Greta Montreal’ın bir vatandaşı, hemşehrisi unvanını aldı “bundan büyük bir onur duyuyorum” dedi. Montreal belediye başkanı olan hanımefendi de aynı şeyi, kendisinin duyduğunu da belirtti. Çok değişik şeyler oluyor.

Ayrıca Kanada başbakanı Justin Trudeau ile de buluştu ve “tamamen seni destekliyorum” demesine rağmen Justin Trudeau’nun bu buluşmada Greta Thunberg yeterince çaba göstermediğini söyleyerek düz konuşmasını sürdürdü. İlginç bir şey, buna rağmen de eşi ve çocuklarıyla birlikte Justin Trudeau da Montreal’deki bu büyük gösteriye katılmış durumdalar. Yani 600 bin kişinin önünde hakikaten “bütün gezegenin şimdiye kadar iklim değişikliği konusunda gördüğü en büyük gösteri” diyor Bill McKibben, 350.org kurucularından.

Rakamları da verelim aslında, 20-27 Eylül arasında 1,4 milyon insan Almanya’da, 1 milyon İtalya’da, 600 bin’in üzerinde Kanada’da, 500 bin’den fazla ABD’de, Avustralya’da 350 bin, Britanya’da Birleşik Krallık’ta gene 350 bin, Fransa’da 195 bin, Yeni Zelanda’da 170 bin, küçük Avusturya’da 150 bin, İrlanda’da 50 bin ki görülmemiş şeyler var Dublin’de de, 70 bin küçük İsveç’te, 42 bin Hollanda’da, 20 bin Brezilya’da, 21 bin Finlandiya’da, 15 bin Peru’da, 13 bin Meksika’da, 13 bin Hindistan’da, 10 bin Danimarka’da, Türkiye’de de 10 bin, 10 bin Pakistan, 6 bin Macaristan ki Budapeşte sokaklarında kalabalık bir grup vardı, kuyruk vardı, 5 bin Güney Kore’de, 5 bin Japonya’da 5 bin Güney Afrika’da, 3.500’ün üzerinde Şili’de, 3 binden fazla Pasifik bölgesinde, adalarda, 2 bin Singapur’da ve pek çok daha bilgi eksik olacak…

Yani “biz şunun için grev yapıyoruz: B gezegeni olmadığı için ve elimizden gelen her şeyi yapmalıyız bu krizi durdurmak için” diye Fridays For Future Türkiye’nin organizatörü Atlas Sarrafoğlu da demiş, bu da Common Dreams’dan aldığımız bir haber:

“Yoksa mutlu bir gelece sahip olma umutlarımız, rüyalarımız benden de alınacak ve bütün dünyanın dört bir yanındaki diğer çocukların da bu rüyası ortadan kalkacak” diyorlar.

Bu haftanın gösterisini de FFF (Gelecek İçin Cumalar: bunları düzenleyen kuruluş) “bu hareketin gücünü gösterdi, hem ilham verici hem de tarihiydi. Halkın gücü iktidarda olanların, muktedirlerin gücünden daha fazladır. En büyük iklim seferberliğiydi ve bu daha başlangıç” diyorlar.

“Moment bizden yana ve bir tarafa gidecek halimiz yok” demiş 350.org’un kurucu yöneticisi May Boeve de. İklim eylemlerinin bu politikalar değişene kadar kesinlikle devam edeceğini söylemiş. “Boğuşarak devam edeceğiz, politikacılar bilimi inkâr etmekten vazgeçene kadar ve fosil yakıt şirketleri de geleceğimize karşı işledikleri bu suçlardan sorumlu tutulana kadar, ta onlarca yıl önce olduğu gibi” demiş May Boeve, 350 org yöneticilerinden.

Şimdi Greta Thunberg’e kulak verelim, yaklaşık 600 bin kişinin önünde Kanada’da önce Fransızca başlıyor, çünkü Montreal Quebec’te, Fransızca’nın da konuşulduğu iki dilli bir ülke, eyalet ve bu konuşmayı şimdi size simültane olarak yansıtmaya çalışacağım.

Greta Thunberg: Günaydın Montreal! Kanada ve Quebec’e gelmiş olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Çok teşekkürler, bana evimi hatırlatıyor.

Bugün en az 500 bin kişi burada. Kendinizle çok iftihar etmelisiniz çünkü bunu birlikte yaptık ve size burada bulunmaktan dolayı duyduğum mutluluktan yeterince teşekkür edemem bile. Burada bulunmak ve bir arada olmak inanılmaz bir şey ve milyonlarca insan yürüyor şu anda dünyanın dört bir tarafında. Ortak bir dava için böyle bir arada olmak insana kendisini son derece iyi hissettiriyor, siz de öyle düşünmüyor musunuz?

Kanada’da olmak çok hoş bir duygu, eve gelmek gibi. Yani o kadar benziyor ki İsveç’e, benim geldiğim İsveç’le Kanada arasında o kadar büyük benzerlikler var ki. Sizin moose geyikleriniz var, bizim de moose geyiklerimiz var; sizin soğuk kışlarınız ve bol karınız ve çam ağaçlarınız var, bizde de onlardan var, soğuk kışlar ve bol bol çam ağaçlarımız var. Sizin karibu geyiğiniz var bizim de ren geyiklerimiz var. Siz buz hokeyi oynuyorsunuz biz de buz hokeyi oynuyoruz. Sizin akça ağaç şurubunuz var, bizim de, neyse unutun şimdi bizim de neyle meşhur olduğumuzu!

Siz iklim lideri olarak anlamlandırılan bir ülkesiniz, İsveç de öyle iklim lideri olarak nitelendirilen bir ülke ve her iki durumda da hiçbir anlamı yok bu sözlerin, bu liderliğin. Çünkü her iki halde de boş kelimelerden, boş sözlerden ibaret. İklim liderliği ve ihtiyaç duyulan politikalar hiçbir yerde görülmüyor, ortada yok. Dolayısıyla aynı ülkeleriz.

Geçen hafta 170’den fazla ülkede 4 milyon’dan fazla insan iklim için greve gitti. Yaşayan bir gezegen için yürüdük ve herkes için güvenli bir gelecek olsun diye. Bilimi anlattık ve iktidar sahibi insanların dinlemesi gereken ve bilime uygun hareket etmesi için yürüdük. Ama politik liderlerimiz dinlemedi.

Bu hafta New York’ta BM İklim Eylem Zirvesi’nde buluştu dünya liderleri ve bizi bir kere daha hayal kırıklığına uğrattılar boş sözleri ve ataletleriyle. Bilimin etrafında toplanalım dedik, dinlemediler. (Yuh sesleri…)

Dolayısıyla bugün milyonlarca insan dünyanın dört bir yanında tekrar yürüyoruz, bunu da onlar dinleyene kadar yapmaya devam edeceğiz, onlara dinletene kadar bunu sürdüreceğiz.

İktidardaki insanlar sorumluluklarını almıyorlarsa biz sorumluluğu omuzlarımıza alacağız. Bizim üstümüze kalmaması gerekirdi ama bunu da birilerinin yapması gerekiyor, onun için biz buradayız.

Bize “merak etmeyin, harika, parlak bir geleceğe bakıyoruz” diyorlar ama unutuyorlar ki işlerini yapmış olsalardı bizim kaygı duymamıza gerek kalmazdı. Eğer zamanında hareket etmiş olsalardı bugün bu kriz olmazdı.

Ve söz veriyoruz, bir kere onlar görevlerini yapmaya karar verir ve sorumluluklarını üstlenirlerse biz de kaygılanmaktan vazgeçeceğiz, okula döneceğiz, işlerimize döneceğiz, söz veriyoruz!

Bir kere daha söyleyelim, biz kendi fikirlerimizi ya da siyasi görüşlerimizi iletiyor değiliz, iklim ve ekoloji krizi parti politikalarının ötesindedir, şu anda elde edilebilen en sağlam bilimsel verileri iletiyoruz.

Bazı insanlara, özellikle bir çok yoldan bu krizi yaratmış olan insanlara bilim fazla rahatsız edici geliyor, onun için de bundan bahsetmiyorlar. Ama sonuçlarını yaşamak zorunda olan bizleriz ve gerçekten de aslında iklim ve ekoloji kriziyle şu anda yaşamakta olan insanlar olarak başka şansımız yok bilime uymaktan başka. Endüstri çağı öncesine göre 1,5 derecelik sıcaklık artışı tavanının altında kalmak için; insan kontrolünün ötesine geçmiş, artık geri döndürülemez bir zincirleme reaksiyon yaratmamak için gerçekleri söylemek ve onu olduğu gibi söylemek zorundayız, adlı adınca söylhemeliyiz. Neyse onu. Hükümetler arası iklim değişikliği heyetinin geçen yıl çıkan raporunda 1,5 derece, raporun 108. sayfasının 2.bölümünde küresel sıcaklık artışının 1,5 derecenin altında kalması konusunda %67 şans veriliyordu. 1 Ocak 2018’de 420 gigaton karbondioksit emisyonu yapabilecek bütçemiz vardı, şimdi bu bütçe 350 gigaton’a inmiş durumda. Bugünkü salım seviyeleriyle geri kalan karbondioksit bütçesi 8,5 yıldan daha kısa süre içinde tümüyle tüketilmiş olacak.

Ayrıca lütfen şunu da not edin ki bu hesaplar zaten şimdiye kadar toksik hava kirlenmesinin kilitlediği sıcaklığı, doğrusal olmayan devrilme noktalarını, pozitif geri beslemelerinin çoğunu, hakkaniyet ilkesini, yani yoksullarla zenginler arasındaki iklim adaletini içine almıyor.

Bize şunu dayatıyorlar, “100 milyonlarca ton karbondioksiti havadan teknolojiyle çekeceğiz” diyorlar ve ona güvenelim istiyorlar ama böyle bir teknoloji henüz yok ki. Bir kere bile, bir tek kere bile bu sayılardan bahseden herhangi bir politikacıya, gazeteciye ya da iş çevrelerinden bir kişiye bile rastlamadım.

Diyorlar ki “çocukları bırakalım çocuk olsunlar” tamam, biz de kabul ediyoruz, bırakın çocuk olalım, siz de kendi üzerinize düşeni yapın ve bu çeşit rakamları yansıtın sorumluluğu bize bırakmadan, o zaman biz de çocuk olmaya dönebiliriz işte.

Bugün okulda değiliz, işte de değiliz çünkü bu acil bir durum, öyle kenarda oturup, kaldırım kenarında seyreden insanlardan olmayacağız, pasif izleyici konumuna düşmeyeceğiz.

Bazıları diyor ki “siz değerli ders saatlerini kaybediyorsunuz, harcıyorsunuz.” Onlar öyle diyor, biz de “dünyayı değiştiriyoruz” diyoruz. Öyle ki ileride, büyüdüğümüz zaman “biz de elimizden gelen her şeyi yaptık” diyebilelim. Bu bizim ödevimizdir ve bunu yapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Yaşayan bir gezegen için ve geleceğimiz için mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz.

Elimizden gelen her şeyi yapacağız bu krizin daha da kötüye gitmesini engellemek için. Bu, okulu kırmak ya da işi kırmak anlamına gelse de bunu yapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Çünkü bu daha önemli.

Bize defalarca söylediler ki “bunu yapmanın bir anlamı yok” diye. Zaten bu yaptığımızın bir etkisi olmayacağını, bir fark yaratamayacağımızı defalarca söylediler ama şu anda bile bunun yanlış olduğunu göstermiş bulunuyoruz bence.

Tarih boyunca toplumdaki en önemli değişiklikler tabandan yukarı doğru olmuştur, temelden olmuştur. Hâlâ geliyor greve katılanların sayıları. Ama bu hafta ‘weekforfuture’un yani gelecek için hafta örgütünün verdiği rakamlara bakıyoruz: Geçen Cuma ve bu Cuma yapılan grevlerle 6,6 milyon’un üzerinde görünüyor rakamlar. Bu, tarihte görülmüş en büyük gösterilerden biri demek.

İnsanlar halklar konuşuyor ve konuşmaya da devam edecek. Ta ki liderlerimiz dinleyene ve harekete geçene kadar.

Biz değişimiz ve değişim geliyor işte! (Alkışlar… tezahürat…)

Değişim geliyor! İster beğensinler, ister beğenmesinler.

Herkese çok çok teşekkür ederim.

**************

ÖM: Greta Thunberg’in 16 yaşındaki iklim aktivisti Montreal’de Kanada’da 500 bin’in üzerinde hatta 600 bin civarında olduğu söylenen muazzam bir kalabalıkta çocukların, gençlerin ağırlıklı olduğu ama büyüklerin de ona katıldığı, hatta Kanada Başbakanı Justin Trudeau’nin eşi ve çocuklarıyla katıldığı ve desteklediğini söylediği müthiş ve tarihin de en büyük iklim protestosu olduğu belirtilen konuşmasının tamamını dinlediniz. Bendeniz Ömer Madra çevirmeye çalıştım, buradan dinleyerek maalesef, daha önce vaktimiz olmadı çevirecek ama bu kadarını yapabildik ve yetiştirebildik size.

***

Ömer Madra: Ya devrim olacak ve kurtulacağız ya da yok olacağız

30 Eylül 2019
Fotoğraf: Gazete Duvar

‘Küresel İklim Grevi’ni değerlendiren Açık Radyo Genel Yayın Yönetmeni Ömer Madra uyarıyor: “Ya devrim olacak ve kurtulacağız ya da yok olacağız.”

Ömer Madra’nın Gazete Duvar’dan İrfan Aktan’a verdiği söyleşi…

Sizinle söyleşi yapacağımızı söylediğimiz bir arkadaş, “yahu millet deprem yüzünden can derdinde, sen gidip iklim krizini konuşuyorsun” dedi. Sizce şu an deprem mi iklim krizi mi daha hayati mesele?

Böyle bir mukayese yapamam ama dünyada sınırları aşan, dağları, gökleri, ovaları, denizleri, gölleri, ormanları, her şeyi ve herkesi tehdit eden esas mesele iklim krizidir. Bakın, bilim dergisi Science Advances’ın daha yeni yaptığı bir araştırmaya göre, tüm kıtalarda kuraklık nedeniyle en geç 80 sene içinde temel beslenme kaynağı olan buğday, ekiminin yapıldığı tarlalar yüzde 60 oranında azalacak.

Bu tür bilgiler, dünya çapında alarm zillerini çaldırıyor mu?

Çaldıramıyor işte! Deprem söz konusuyken iklim krizi teferruat diyen arkadaşın kafasında bu alarm zillerin çalmıyor maalesef.

Sizce neden?

Bunun tek suçlusu biziz, medya! Bunu anlatamadık çünkü. Elbette dünyanın her ülkesinde deprem ihtimali var ve bunu kimse yadsımıyor. Nitekim Açık Radyo’da yirmi seneden beri devam eden Altın Saatler programında, deprem meselesini işliyoruz. Ama iklim krizi, insanlık, hatta gezegen tarihinin en büyük tehdidini oluşturuyor.

‘İKLİM KRİZİNİN YARATTIĞI MEVCUT TEHLİKE BİR MİLYON YILDIR YAŞANMADI’

Ayrıca deprem, kürenin kendi dinamizmiyle alakalı. Ama küresel ısınma doğrudan insan eliyle yaratılan bir kriz, değil mi?

Tastamam öyle! O yüzden biz aslında küresel ısınma değil, küresel ısıtma demeyi tercih ediyoruz. Çünkü bu kendiliğinden olan bir ısınma değil. Kaldı ki, insanın yaptıkları, toprağın üzerindeki esnekliği giderdiği, kar örtüsünü azalttığı için depremleri de artırıcı etki yaratıyor. Bununla ilgili çok sayıda araştırma da var. Dolayısıyla iklim krizi dolayısıyla karşı karşıya olduğumuz mevcut tehlike, bilebildiğim kadarıyla son bir milyon yıldır, yani insanlığın yeryüzünde oluşundan çok çok öncesinden beri yaşanmadı. Ve bu tehlikenin tek kaynağı var: Biz!

Peki on yıllardır bahsi edilen bu krize karşı insanlar neden harekete geçmiyor?

Bakın, Amerika’nın ve yeryüzünün en zengin insanlarından olan, Koch Biraderler denen iki kişinin bütün işi petrol, gaz filan. Onlar 1980’den beri, milyon dolar vererek yaptıkları araştırmanın sonucunda küresel ısınmanın olacağını, buzulların eriyeceğini, deniz seviyesinin yükseleceğini net bir şekilde tespit etmişler. Fakat bu hakikati gizledikleri gibi, ısrarla tersini söylemişler. Tüm bu hakikatleri bilip saklayan başta petrol şirketleri, emirlerindeki yöneticiler ve medyanın insanlığa karşı suçtan mahkum edilmeleri gerekir.

‘GERİ DÖNÜLMEZ NOKTAYA 10 YILDAN AZ ZAMAN KALDI’

Az önce, küresel ısınma ve kuraklık dolayısıyla 80 yıl sonra buğday kıtlığı yaşanacağını söylediniz ama insanların kahir ekseriyeti 2100 yılını değil, bugünü dert ediyor…

80 yıl sonra değil, 80 yıl içinde olacak bu. Kaldı ki zaten milyonlarca insan şu anda bu nedenle kıtlık çekiyor, ölüyor. Milyonlarca insan göç yollarında telef oluyor. Şu anda ABD’ye doğru göç dalgasının bir numaralı kaynağı Honduras, Guatemala gibi ülkelerin kuraklıktan dolayı artık yiyecek yetiştirememeleridir. Normalde hiçkimse kendi yerini terk etmek istemez ama çocukları gece yatağa aç giren insanlar, artık tahammül edemeyip ABD’ye gitmeye çalışıyor. Bakın, kırk küsür ülkenin en deneyimli bilim insanlarının, kimyacıların, atmosfer bilimcilerin bulunduğu Hükümetlerarası İklim Değişikliği kuruluşunun (IPCC) geçen yıl Ekim ayında yayınladığı rapora göre, eğer çok radikal tedbirler alınmazsa, geri dönülemez noktaya 10 yıldan az bir zaman kaldı.

Radikal tedbirlerden kasıt ne?

Petrol, gaz ve kömür çıkarmaya kesin olarak son verilmesi!

Bu çağda petrolsüz, doğalgazsız, kömürsüz bir hayat sürdürülebilir mi?

Tam tersine, petrollü, gazlı, kömürlü bir hayat sürdürülemez! İki ay önce Portekiz’de yapılan bir ihalede, güneş bataryalarının yüzde 92 ucuzladığı görüldü. Son on yıl içinde güneş enerjisi üretimi yüzde 90 ucuzladı. Rüzgâr enerjisinde de ciddi bir ucuzlama oldu. Üstelik gece saatlerinde de güneş enerjisini biriktirebilecek teknoloji geliştirildi. Yani güneş enerjisi artık depolanabiliyor. Dünya çapında yapılan araştırmaların hepsi tedbir alınmaması halinde neler olacağını avaz avaz bağırıyor.

Paris İklim Anlaşması önleyici bir tedbir değil mi?

Bütün devletlerin imzaladığı, sonradan bir tek ABD’nin çıkma kararı aldığı Paris İklim Anlaşması’nın gereklerinin yerine getirilmesinin bile bizi dönülmez noktadan kurtarma ihtimalinin yüzde 50 olduğu söyleniyor. Küresel ısınmanın 1,5 °C’nin altında kalmasını sağlamak zorundayız ki, şu anda zaten yüzde 1,1 derece ısınmış durumda.

‘GİDİŞAT, KENDİ KUYRUĞUNU YİYEN YILAN GİBİ’

Bu ölçüm neye göre yapılıyor?

Endüstriyel devrimden öncesiyle kıyaslanarak yapılıyor bu ölçüm ve buna göre küredeki ısınma şimdiye dek zaten 1,1 derece arttı. Paris Anlaşması, dünyanın kurtulması için ısınmanın kesin olarak 2, ama tercihen 1,5 derecenin altında tutulması gerektiğini belirtiyor. Fakat biliminsanları, bunun da garanti olmadığını, yüzde 50 şansımız olduğunu söylüyor.

Neden?

Çünkü hesaplanamayan başka şeyler var. Mesela bütün Sibirya’da, Rusya’da, Kanada’da permafrost denen donmuş tabakalar var. Onlar binlerce yıldır donmuş halde olan bu tabakalar erimeye başlayınca, fosiller çözülüp metan gazı çıkartmaya başlıyorlar. Üstelik metan gazı, karbondioksit denen sera gazından çok daha tehlikeli. Dolayısıyla gidişat, kendi kuyruğunu yiyen yılan gibi.

‘DOĞAYLA SAVAŞILAMAZ, MÜZAKERE DE EDİLEMEZ’

Eğer Paris İklim Anlaşması’ndaki öngörü sağlanamaz ve yüzde 50 denen şans ıskalanırsa, 9-10 yıl sonra ne olacak?

Dünya artık kimsenin kurtaramayacağı, geri döndürülemez noktaya gelecek. Buzulların erimesiyle sular basacak ve sonra da kuraklık başlayacak. Dünyanın en büyük temiz su kaynağı Himalayalar’da, Tibet Yaylası’nda. Ama eriyor. Erime hızlanınca, hepsi kutsal olan altı büyük nehir olan İndus, Brahmaputra, Ganj, Yangtze, Sarı Irmak ve Mekong nehirleri taşacak, ardından da kuraklık başlayacak. Çünkü suyun kaynağı kurumuş olacak. Dolayısıyla örneğin pirinç üretilemeyecek. Yüz milyonlarca insan kıtlık yaşamaya başlayıp göç edecek. Peki nereye, hangi ülkeye gidecekler? İstanbul depremi tabii ki büyük bir tehlike ve tartışmalıyız ama bununla mukayese edilemeyecek çapta bir tehlikeden söz ediyoruz.

Geçenlerde biri “doğa bize savaş açtı” demişti…

Doğa bize savaş açmış değil, biz doğayla, fizikle, kimyayla kavga ediyoruz. Doğayla, fizikle savaşılamaz, müzakere de edilemez. Yerçekimi olmasın diyemezsiniz!

Kuzey yarımküre neden güneye göre daha fazla ısınıyor?

Fizikte “Albedo” denen, yüzeylerin yansıtma gücü olarak tarif edilebilecek çok basit bir kural vardır. Düz beyaz yüzey, güneşten gelen ışınları yüzde 90 oranında geri yansıtıyor. Dünyanın dengesi bunun üzerinde duruyordu. Ama ısınma arttıkça yansıtacak beyaz yüzey kalmıyor. Grönland’daki buzullar eriyip denize karışıyor, deniz seviyesi artıyor. Öte yandan çok yakında, benim de ömrümün yeteceği bir zaman içinde uzaydan beyaz olarak görünen Kuzey Kutbu olmayacak. Dünya tek kutuplu hale gelecek. Çünkü Kuzey Buz Denizi de muazzam bir hızla eriyor. Böylece altından lacivert deniz, siyah-gri kayalar veya kahverengi toprak ortaya çıkıyor. Bunlar da güneş ışınlarını yüzde 70 oranında emiyor, absorbe ediyor. Beyaz yüzeye göre yüzde 160 oranında bir geribeslemeden söz ediyoruz yani! Metan ve karbondioksit gibi gazlar da artıyor ve tüm bunlar atmosferi bir battaniye gibi sarıyor. Battaniye altında ısınmaya devam ediyoruz ve bu ölümcül bir hale gelmeye başladı.

‘IPCC’NİN SON ARAŞTIRMASINA GÖRE OKYANUSLAR AYVAYI YEDİ’

Okyanuslarda durum ne?

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) son araştırması okyanusların ayvayı yediğini gösteriyor. Aşırı avlanmanın yanısıra, hayat için gerekli oksijenin havaya verilmesini sağlayan canlılar da ölüyor. Ayrıca okyanuslarda muazzam bir asitlenme var. Karbondioksiti en fazla emen ve dünyanın bugünkinden çok daha kötü olmasını engelleyen esas varlık okyanuslar ve Amazonlar başta olmak üzere yağmur ormanları. Dünya oksijeninin yüzde 6 gibi çok büyük kısmını sadece Amazonlar sağlıyor ama onlar da yanıyor! Okyanuslarlar da ormanlar da yok olmak üzere.

Trump küresel ısınmayı “kar yağmaya devam ediyor” diyerek reddediyor. Brezilya devlet başkanı Bolsonaro, Amazonlardaki yangınları söndürmek üzere Fransa’dan, Macron’dan gelen destek önerisini “sömürgecisiniz” diyerek elinin tersiyle itiyor. Dünyadaki pek çok popülist lider, kürenin karşı karşıya bulunduğu felaketi küçümsüyor ama bu şahıslar da çok yüksek oylar alarak iktidara geliyorlar…

Yönetici elitler ve hizmet ettikleri büyük şirketler her şeyi, her saniyesine kadar biliyor ama tümüyle inkâr ediyor, yalan söylüyorlar. Bütün imparatorluklar, son dönemlerini “vur patlasın, çal oynasın” şeklinde yaşamıştır. Ama artık medeniyetin sonuna geldik.

‘1900 YILINDA DÜNYADA 20 OTOMOBİL VARDI, ŞİMDİ 2 MİLYAR!’

Yani yerkürede insanlık imparatorluğunun çöküş döneminde miyiz?

Aynen öyle! IPCC’nin başkan yardımcısı, okyanuslarla ilgili durumun doğa ve insanlık için muazzam düzeyde geniş kapsamlı ve ağır sonuçları olacağını söylüyor. Tüm ekosistemin, ormanların, okyanusların ve tabii çocuklarımızın hayatı, geleceği söz konusu. Bakın, 1900 yılında fosil yakıtlarının yakılması sonucu yılda yaklaşık 2 milyar ton karbondioksit salınıyormuş. Bu sayı 1950’ye gelindiğinde üç katına, 6 milyar tona ve bugün ise 40 milyar tona çıkmış! Son on yılda bunda delice bir artış daha var. 1900’ün ilk on senesinde tüm dünyada 20 tane otomobil vardı.

Şimdi kaç tane?

Motorlu araç sayısı 2 milyar! Dolayısıyla bu yaşadıklarımız, yaptıklarımız karşısında normal!

‘PARADİGMA BASİT: YA DİRENECEĞİZ, YA ÖLECEĞİZ’

Havadaki karbondioksit oranının ölçümü neye göre yapılıyor?

Hawaii’deki Mauna Loa Dağı dünyanın en temiz havasının bulunduğu nokta. Dolayısıyla havada ne kadar karbondioksit olduğu en iyi orada ölçülüyor. Mayıs ayında Mauna Loa’daki gözlem istasyonunda yapılan ölçümde havadaki sera gazının 415 ppm’yi (milyonda bir birim) aştığı ortaya çıktı. Bu artış, aşağı-yukarı 150-200 bin yıldan bu yana gelen en yüksek konsantrasyon. Rakamlar ortada, hiç tartışılacak bir şey yok yani. Dünyadaki yeni paradigma net: Ya direneceğiz, ya öleceğiz. Deprem, iktidar savaşları, hukukun, adaletin yok oluşu, diktatörlerin gelmesi elbette büyük sorunlar. Fakat dünyanın en büyük adaletsizliği, iklim krizidir. Doğmamış çocukların yaşama hakkını elinden alıyorsun. Bizim araba sevdamız yüzünden, hava kirliliğinden dolayı daha plasentadaki bebeklerin beyinleri, kalp kasları zedelenmiş oluyor.

Çocuklara “sokakta dikkat edin, araba çarpar” diyoruz ama o arabanın varlığı zaten çocukları zehirliyor…

Tabii. Bence en büyük bela, “BBO” dediğim şey.

Nedir o?

“Bize bir şey olmaz abi-abla” sendromu! Bu arada da herkes televizyon, bilgisayar ya da telefon ekranlarına kilitlenmiş, dizi izliyor. “Nasıl olsa bir teknolojik çözüm bulunur, birileri mutlaka bizi kurtarır” diye yersiz bir beklenti, umut var. Halbuki bitmek üzereyiz ve daha da kötüleşeceği muhakkak. Otoritelerle işbirliği yapmamak, direnmek lazım. Dünya çapında bir gazeteci, düşünür ve aktivist olan, Irak savaşına karşı çıktığı için New York Times’tan atılan eski savaş muhabiri Chris Hedges son yazısında “gezegenin geleceği ne olacak” sorusuna üç yanıt olduğunu söylüyor. Birincisi, muhtemelen insan nüfusunun yüzde 70’i yok olacak. Ondan sonra da bir “istikrar” gelecek ama ülke nehir, orman yok… İkinci senaryo, insan ve diğer türlerin büyük çoğunluğunun yok olması. Zaten şu anda böceklerin yüzde 40’ı tükendi ki, onların yokluğu kuşların ve daha pek çok canlının da yok olması demek. Daha bugün konuştuğumuz bir habere göre Bolivya ormanlarındaki yangında 2,5 milyon hayvan, jaguarlar, pumalar vs, kavrulup ölmüş. Hedges’a göre üçüncü senaryo ise, insan toplumunun derhal ve radikal bir biçimde yeniden şekillenmesi ve biyosferi, evreni koruyup daha üretken hale getirmesi. Bu bir devrim senaryosu ve ne yazık ki biliminsanlarına göre en olası senaryo bu değil.

Bu devrimin koşulları ne?

Mevcut fosil yakıtlarının ebediyen yer altında bırakılması ve devam eden üretimin de en kısa sürede bırakılması.

Bu aynı zamanda devasa şirketlerin ve pek çok rejimin yıkılmasına bağlı…

Aynen öyle ama başka çare yok. Zaten pek çok rejimin varlığı bu kaynaklara dayanıyor. Katar mesela, sadece fosil yakıtlara dayanıyor.

‘VEGAN OLMALIYIZ: ÇÜNKÜ ISINMANIN EN BÜYÜK SEBEPLERİNDEN BİRİ HAYVANCILIK ENDÜSTRİSİ’

Fakat Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’nde Katar, iklim kriziyle mücadeleye 100 milyon dolar ayıracağını ilan etti…

16 yaşındaki İsveçli çocuk Greta Thunberg ve arkadaşlarının açığa çıkartmaya çalıştığı riyakârlığın doruk noktası da bu zaten. 100 milyon dolar nedir Allah aşkına! Katar emirinin uşağı o kadar parayı cebinden çıkarıp verir yahu! Dalga mı geçiyorlar bizimle!

Peki fosil yakıtlarından vazgeçilmesiyle iş biter mi?

Ayrıca Vegan olmamız şart!

Neden?

Çünkü küresel ısıtmanın en büyük sebeplerinden biri de havyancılık endüstrisi. Muazzam miktarda yağmur ormanlarını, hayvan yemi ekim sahası yaratmak için kesiyorlar. Yüzbinlerce sığırın barındırıldığı sığır-kentler var. Küresel ısınmanın yüzde 14,5’ini bu hayvanların yellenmesi ve geğirmesi yaratıyor. Metan gazı salıyorlar ki, en tehlikeli gaz bu. Tabii onların taşınması, nakli, beslenmesi ve yem endüstrisi, küresel ısıtmanın bir numaralı faktörü haline geliyor. Dolayısıyla petrol ve hayvancılık endüstrilerinin durması lazım. İnsana uzak bir seçenek gibi geliyor ama başka çare yok! Ayrıca çöllerin yeşertilmesi, ağaçların dikilmesi gerekiyor. Çok sevdiğim yazarlardan George Monbiot, Greta Thunberg’le beraber harika bir film yaptı. “Sihirli makine keşfedildi: Ağaç” diyorlar. Ama fosil yakıtların çıkarılmasına son verilmeden olmaz. Yeni tek bir kömür santrali yapmayacaksın, petrol kuyularını kapatacaksın, kaya çatlatma yöntemiyle gaz aramalara son vereceksin. Önümüzdeki otuz yıl içinde, Çin’in kuzeyindeki 150 milyon insanın tamamen aç kalacağı öngörülüyor. Bunları uydurmuyorum. Hepsi bilimsel araştırmalarla ortaya konmuş durumda. Peki bu insanlar nereye gidecek?

‘GRETA’YA ‘MANYAĞIN TEKİ’ DİYENLER BÜYÜK ŞİRKETLERİN KONTROLÜNDE’

Ümit Taşınır, Express dergisinin güz sayısında Antonio Negri ve Michael Hard’ın son kitabı Meclis‘ten şu alıntıyı yapıyor: “Önümüzde artık alıştığımız bir senaryo var: Adaletsizliğe ve tahakküme karşı insanlara esin veren toplumsal hareketler açığa çıkar, kısa süreliğine küresel manşetleri ele geçirir ve ardından gözlerden silinip gider. Karşılarına aldıkları münferit otoriter liderleri devirseler bile, şimdiye dek yeni ve kalıcı alternatifler yaratamamışlardır. Birkaç istisna dışında, bu hareketler ya radikal özlemlerini terk edip mevcut sistemlerin içine dahil olmuşlar ya da acımasız baskılarla bozguna uğratılmışlardır.”

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Pazartesi  Ali Bilge’yle Ekonomi Politik

Ekonomi Politik kayıt arşivi

09:50 – 10:00 İzel Rozental ile Haftanın Karikatürleri (Açık Gazete’de yeni köşe)

haftaninkarikaturleri20190930

Sevgili dostumuz çizer İzel Rozental dünyadan ve Türkiye’den seçtiği haftanın karikatürlerini radyoda anlatıyor.

facebook.com/izel.rozental

***

Gündemi karikatürlerden takip edin, haftaya neşeli bir başlangıç yapın.
“Haftanın Karikatürleri” pazartesi sabahları saat 9.50’den itibaren Açık Radyo’da 94.9 frekansında. Veya podcast teknolojisiyle istediğiniz yer ve saatte dinlemek için adresimiz:
http://acikradyo.com.tr/program/haftanin-karikaturleri

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi
***

Haftanın Karikatürleri: 30 Eylül 2019

01 Ekim 2019

Bu haftaki programda ele aldığımız karikatürler burada…

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü Oldies

10:30 – 11:00 Kamusla Güreş (Yeni program) / Hazırlayanlar: Didem Gürzap ve Kerem Doğan

kamusla_gures_30.09.2019_rec.16.09.2019

Kelimelerin, hayata dokunan anlamları, güncel ve geçmişe dayalı anlam ve çağrışımlarıyla tekrar ele alınacağı bir program.

zz8

Kamusla Güreş kayıt arşivi

Kamusla Güreş Twitter

Didem Gürzap Twitter

***

Surat, Yüz, Sima

11:00 – 12:00 Bisiklet Zinciri (Yeni program) / Hazırlayan: Muzaffer Çorlu

Müzik programcımız Muzaffer Çorlu yıllar sonra heyecanlı bir dönüş yapıyor. Programda müzik, film ve bilim üst şemsiyesi altında besteciler, bilim insanları ve dahi siyasetçiler nöro-bilimdeki yeni gelişmelerle birlikte ele alınıyor.

Bisiklet Zinciri kayıt arşivi

12:00 – 13:00 Jazz Club (Yeni program) / Hazırlayan: Dağhan İş

Önceki dönemlerde dansın peşinde koşturan Dağhan İş bu yayın döneminde “İçinden caz geçenler”in peşine düşüyor.

12:55 – 13:05 Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün üçüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Babil’den Sonra / Hazırlayan: Ercüment Gürçay

bbaildensonra30.09.2019

Dünyanın her yanından rüzgâra bırakılmış sesler bu yayın döneminde Pazartesi günleri saat 13.00’te.

zz6

facebook.com/ercumentgr

***

AÇIK RADYO (94.9) BABİL’DEN SONRA: MANOLİS MİTSİAS

Geçtiğimiz pazartesi günü “Babil’den Sonra”da, 28 Ocak 2019’da yayımlanan, Yunanistan’ın yaşayan en önemli seslerinden Manolis Mitsias şarkılarına yer verdiğim programın tekrarını dinledik.

Programın bu bölümünü destekleyen arkadaşım Bülent Müftüoğlu’na desteği için çok teşekkür ediyorum.

Programı buradan dinleyebilirsiniz: https://archive.org/details/bbaildensonra30.09.2019

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yakın çekim

14:00 – 14:30 Hamişden Sesler / Şenay Özden ve Özhan Önder / Suriye ve Suriyeliler hakkında sürgünden sesler

hamisdensesler20190930

Hamişten Sesler kayıt arşivi

14:30 – 15:30 Opus 94 9 / Berna Uzunoğlu

Daha önceki dönemlerde her bölümünü dâhi bir besteciye ayrılan programda, 39. yayın döneminden itibaren her bölümünü bir müzik enstrümanına ayrılıyor.

15:30 – 16:30 Yolgeçen / Rahmi Öğdül ve Evrim Altuğ / Hayatî ve kitabî patikaların kesiştiği yol ağızlarında ayaküstü konuşmalar

16:30 – 17:00 Hariçten Sanat (Yeni Program) / Gezegenden Kültür-Sanat Haberleri  / Hazırlayan: Çelenk Bafra

harictensanat20190930

acikradyo.com.tr/program/144512/kayit-arsivi/hariçten-sanat

Programda özellikle Türkiye’yi ilgilendiren ve/ya Türkiye’den katılımcılara yer veren uluslararası sanat gündeminden bir kesit sunulacak. Müzeler, bienaller ve sergilere özellikle odaklanarak geniş bir perspektifle sanat, mimarlık, tasarım ve müzecilik alanlarındaki yeni gelişmeleri, haberleri ve güncel tartışmaları incelenecek.

Hariçten Sanat kayıt arşivi

facebook.com/celenk.bafra

***

30 Eylül 2019 Pazartesi 16:30’da canlı yayın konuğum İpek sur van Dijk ile Açık Radyo 94.9 #HariçtenSanat programında @nlinturkey @kulturicinalan ve IKSV ( istanbul kultur sanat vakfi ) ortaklığı da bulunan #ongoingconnections programını öncesiyle sonrasıyla değerlendiriyoruz. Program kapsamında bu hafta Hollanda Sarayı’nda düzenlenen “Speed Dating” Türkiye’nin farklı şehirlerinden ve uluslararası kurumlardan gelen kültür-sanat aktörlerini buluşturarak var olan bağlantıların güçlenmesi ve yeni işbirliklerinin doğması için fırsat sunuyor. #NLinTR #makingconnections Hollanda Baskonsolosluğu Istanbul

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Ceyhan Usanmaz, Duygu Arın, Yinon Muallem, Levent Öget ve Harun İzer

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20190930

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 30 Eylül 2019

01 Ekim 2019
Fotoğraf: WWF

WWF-Türkiye ve Turizm Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği, Sıfır Atık hareketine destek amacıyla bir girişim başlattı. Bu çerçevede TURYİD üyesi restoranlardan harekete katılanlar da, “Atık Azaltma Taahhütleri”ni açıkladı.

WWF-Türkiye ve Turizm Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği, Sıfır Atık hareketine destek amacıyla bir girişim başlattı. Bu çerçevede TURYİD üyesi restoranlardan harekete katılanlar da, “Atık Azaltma Taahhütleri”ni açıkladı. Etkinliğe katılan restoran sahipleri; Amerikan servislerin kaldırılması, suyun sürahide servis edilmesi, tek kullanımlık şeker paketlerinin kaldırılması ve pipet kullanılmaması gibi taahhütlerde bulundular ve diğer restoranları da bu harekete katılmaya davet ettiler. Toplam 22 restoran, 121 şubesiyle hareketi başlattı. Taahhüt edilen azaltımlar sonucunda bir yılda 2700 ağaç kesilmemiş olacak; 6 ton alüminyum, 460 ton su tasarrufu sağlanacak ve 42 ton daha az plastik atık çıkacak. WWF-Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli, şunları söyledi: “WWF’in geçtiğimiz yıl yayımlanan ‘Plastik Kapanından Çıkış: Akdeniz’i Plastik Kirliliğinden Kurtarmak’ başlıklı raporuna göre, Akdeniz’in açık sularını, deniz tabanını ve kıyılarını kirleten atıkların %95’ini plastik maddeler oluşturuyor.  Akdeniz’e kıyısı bulunan Avrupa ve Afrika ülkelerinde plastiklerin çoğu yolculuğunu Akdeniz’de tamamlayıp deniz hayatına büyük bir tehdit oluşturuyor. Türkiye bir yandan Akdeniz’deki plastik kirliliğinin sorumlularından biri, öte yandan Akdeniz’deki plastik kirliliğinin en çok etkilediği sahiller ülkemizde bulunuyor.” TURYİD Başkanı Kaya Demirer ise “Her gün restoranlarda milyonlarca öğün yemek yeniliyor. Bunun sonucunda oluşan yıllık gıda, ambalaj ve plastik atığı çok ciddi rakamlara ulaşıyor. Bu nedenle atacağımız her adım ciddi değişiklik yaratma gücüne sahip. Yeme-içme sektörüne daha bilinçli bir tüketim anlayışı getirmek amacıyla TURYİD olarak WWF-Türkiye ile sektörümüzdeki atık miktarını azaltmak için çalışacağız.” dedi. Sözlerini “Bugün üye restoranlarımız şubelerinde atık azaltmaya yönelik taahhütlerini açıklamak için bir araya geldi” diyen Demirer, konuşmasını ülkemizdeki tüm restoranları bu hareketin bir parçası olmaya davet ederek bitirdi.

Türkiye’de Yeşil Hareketi oluşturan birey ve kurumlar, bugüne dek ayrı ayrı gerçekleştirdiği çalışma ve mücadelelerini birleştirmeye karar verdi. Kurulacak Yeşiller Meclisi, ‘insanın doğa ve insan üzerindeki tahakkümü ve yarattığı şiddete karşı birlikte politika üretmeyi ve sözlerini siyasal bir platforma ortaklaşarak yükseltmeyi’ amaçlıyor. Dün, 29 Eylül Pazar günü, Avrupa Yeşiller Partisi Eş Başkanı Monica Frassoni’nin katılımıyla yapılan tanıtım toplantısında: “Yeşiller Meclisi’ni kuruyoruz. Çünkü dünyada ve Türkiye’de hepimizin hayatı tehdit altında! İklim krizi ve onun sonuçları olan orman yangını, sel, fırtına, kuraklık ve sıcak dalgaları senelerdir dünya gündemini meşgul ediyor. Geri dönülmez noktaya hızla giderken hükümetlerin ilgisizliği hala sürüyor. Şirketler ve devletler, su, toprak ve hava gibi hayati kaynaklar dâhil, bütün doğayı bitmeyecekmiş gibi kullanıyor ve kirletiyor. Doğanın tahribi ve ormansızlaşma, iklim krizini hızlandırıyor. Irkçılık, yabancı düşmanlığı, trans cinayetleri, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, temsiliyet eşitsizlikleri, iş cinayetleri, düşünce ve ifade özgürlüğüne antidemokratik müdahaleler, sürdürülen savaşlar ve silahlanma gibi yıllardır mücadele ettiğimiz alanlarda gerçekleşen kazanımlar ülkemizde ve dünyada kaybedilmeye başlandı. Bütün bunların üstüne popülist aşırı sağın yükselişi bir tehdit olarak artıyor. Ama sonunda küresel bir eylemlilik zinciri başladı: Artık çocuklar gezegene ve geleceklerine sahip çıkmak için sokakta eylemler yapıyor, Cuma günleri okula gitmeyip İklim Grevi gerçekleştiriyorlar. Yeşil hareket aşırı sağın karşısında en ciddi alternatif olarak yükselmeye başladı. Nihayet umutlarımız yükseliyor” dendi.

Belçika Hasselt Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, fosil yakıtların atıklarından kaynaklanan hava kirliliğinden, anne karnındaki bebeklerin de etkilendiğini tespit etti. Yapılan araştırmada, daha önce hiç sigara kullanmayan 25 kadının, hamilelik süreci boyunca anne ile bebek arasındaki besin ve oksijen alışverişini sağlayan plasenta incelendi ve fetüsün bulunduğu kısımdaki her bir milimetreküpte binlerce “hava kirliliği partikülü” bulundu. Bilim insanları ilk kez, hamile kadınların soluduğu havadaki partiküllerin plasenta bariyerine sızabildiği gördü. Aynı zamanda hava kirliliğine maruz kalan hamile kadınların düşük, erken doğum ve bebeklerin normalden çok daha zayıf doğmasına yol açabiliyor.

Leicester Üniversitesi’nden Jan Zalasiewics dünyamızdaki teknokürenin ne kadar büyüklüğe ulaştığını hesapladı. Araştırmacının hesabına göre dünyamızın teknoküresi 30 milyar ton kütleye sahip. Bu kütle yeryüzünde düzenli bir şekilde dağıtılacak olursa bir metrekareye 50 kilo düşüyor. Uzmanlar, biyolojik kalıntıların aksine izlerimizin yok edilmesinin neredeyse imkânsız olduğunu ve bu yüzden de varlıklarını milyonlarca yıl koruyacaklarını belirtiyor. Buna göre, günümüzdeki yapıların ve objelerin birçoğu jeolojik tabakalara gömülerek uzak geleceğe kadar kalıcı olacak ve bu tekno fosiller sayesinde gelecekte “Antroposen” tarihlendirilebilecek ve tanımlanabilecek. Tahminlere göre günümüzde bile 1 milyardan fazla bu tür tekno fosil türü bulunmakta ki bu gezegenimizdeki organizma türünden fazla.

Buğday Derneği’nin organik tarım alanında deneyim sahibi ekibi tarafından hazırlanan Organik Tarıma Giriş Eğitimi 12-13 Ekim 2019 tarihlerinde, Buğday Derneği’nin Kadıköy’deki ofisinde ve Kartal %100 Ekolojik Pazar’da gerçekleşecek. Eğitim kapsamında, %100 Ekolojik Pazar’da ürünlerini satan üreticiler ve %100 Ekolojik Pazar ziraat mühendisleri de konuk konuşmacı olarak eğitime katılarak, üretim, lojistik, satış ve pazarlama tecrübelerini, kendi alanlarında yaşadıkları zorlukları aktaracaklar. Detaylı bilgi almak için Buğday Derneği’nin internet sitesini inceleyebilirsiniz.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Pazartesi Murat ‘Mrt’ Şeçkin ile Kadıköy Postası

Kadıköy’deki kültür-sanat takviminin tutulduğu programda Tayfun Polat’ın Kadıköy’den göçüyle oyuncu değişikliğine gidildi. Yine bir Kadıköylü Murat ‘Mrt’ Seçkin aramıza katıldı.

Açık Dergi Pazartesi Ebedi Yokoluş / Forever Extinct / Virginia Patrone ve Çiğdem Fidan

ebediyokolus20190930

Ebedi Yokoluş programında, insanlar yüzünden nesli tükenmiş ya da tehlike altında olan ve hiçbir şey değişmeden böyle giderse; kısa zamanda ebediyen yok olacak olan türler hakkında konuşuyoruz. Her hafta yokolan bir türün tarihine ve sesine kulak veriyoruz.

acikradyo.com.tr/program/ebedi-yokolus-forever-extinct

instagram.com/ebedi_yokolus/

***

zz5

Pazartesi akşamki programımızda nesli zehirlenme, avlanma ve elektrik çarpması gibi nedenlerle tehlikede olan Küçük Akbaba’dan bahsettik. Küçük akbabanın Avrupa’daki popülasyonunun yarısı Türkiye’de yaşıyor yani bu alımlı kuşlara ülkemizde de hala rastlamak mümkün ancak nesilleri hızla azalıyor!
Çizim: @virginiapatrone
#küçükakbaba #neophronpercnopterus #ebediyokolus #ForeverExtinct #açıkradyo #racingextinction

Açık Dergi Pazartesi  Haftanın Albümü

19:00 İklim Acil

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.

20:00 – 21:00 Bir Baba Indie Lokal / Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu

son yayınladıkları “Ana Can” albümünün hemen sonrasında Öfkeli Kalabalık’tan Can Büyükbaş ve Basri Hayran

Yerli sahneden yeni yayınlanan müzikler, konuklar ve canlı performanslar Bir Baba Indie Lokal’de.

facebook.com/birbabaindie/

birbabaindie.com/

twitter.com/birbabaindie

instagram.com/birbabaindie/?hl=tr

***

zz7

Bir Baba Indie Lokal programının 30 Eylül Pazartesi tarihindeki konuğu, son yayınladıkları “Ana Can” albümünün hemen sonrasında Öfkeli Kalabalık’tan Can Büyükbaş ve Basri Hayran oldu.

Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu tarafından hazırlanıp sunulan, yerli sahneden sesler sunan Bir Baba Indie Lokal her pazartesi saat 20:00 – 21:00 arasında 94.9 Açık Radyo’da yayınlanır.

Programın videosuna ise aşağıdan ulaşabilirsiniz.
https://youtu.be/qkfAlv5gGZw

birbabaindie.com
facebook.com/birbabaindie
instagram.com/birbabaindie
twitter.com/BirBabaIndie

21:00 – 22:00 Vertigo / Hilmi Tezgör ve Osman Öztürk / Savrulan şarkılar

vertigo500.blogspot.com/

***

Her hafta bir (çeviri) şiir: ‘Sohbet’

03 Ekim 2019
Fotoğraf: wbur.org

Her Pazartesi 21:00 – 22:00 arasında yayınlanan ‘Vertigo’ programcılarından Hilmi Tezgör’un çevirisiyle Karl Krolow’dan ‘Sohbet’

KARL KROLOW

Sohbet

 

Başparmakla işaret parmağı arasında

tutuyorlar su bardaklarını sessizce.

Ara sıra

götürüyorlar ağızlarına,

sönerken sigaralarının

küçük ateşleri.

Söylenecek çok şeyleri var.

Masanın altındaki bacakların hareketi

tedirgin bu yüzden.

Eşeliyorlar sinirle

Ayakkabılarıyla yeri.

Fakat masanın üstünde

Bozulmuyor sessizlik ve terbiye.

İyi beceriyorlar

su bardaklarını

bir süre sonra havada

asılı bırakmayı.

 

Bu arada cümleler kuruyorlar,

yalnızca kalbin derinliklerinde

anlaşılabilir olan.

 

Türkçesi: Hilmi Tezgör

22:00 – 23:00 Ahtapotun Bahçesi / Cem Sorguç / Alter-latif müzik

ahtapotunbahcesi.blogspot.com/

twitter.com/ahhtapot

***

Bugün

94.9 Ahtapotun Bahçesi’nde

ile hazırladığı ve yeni çıkan #MüzikleYaşayanKadınlar minvalinde laflayacağız, müzikler çalacağız.

***

deniz koloğlu
@denizkologlu

Ahtapotun Bahçesi’nde

‘la “Kâinata kayıt tutma misali” #MüzikleYaşayanKadınlar‘ı merkezimize alarak muhabbet edeceğiz. Be gece ve her Pazartesi 22.00’da Açık Radyo ‘da ahtapotunbahcesi.blogspot.com acikradyo.com.tr

Resim

23:00 – 24:00 Ay Palas / Tolga Yağlı / Bağımsız müzik

aypalas.blogspot.com/

24:00 – 01:00 Vantilatör / Selahattin Çolak’tan kakofonik gürültü

Ses ve gürültü ekseninde türler arası bir radyo programı.

01:00 İklim Acil

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 48. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 49. Yayın Dönemi: 6 Mayıs 2019 – 3 Kasım 2019 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

08:50 – 09:00 Nasrettin Hoca Hikâyeleri (Yeni program) / Orhan Veli Kanık / Yapı Kredi Yayınları / Açık Radyo ekibi okuyor.

Bu yayın döneminde Pazar sabahlarına Orhan Veli Kanık’ın şiirli ve sihirli kaleminden çıkma Nasrettin Hoca Hikâyeleri ile başlıyoruz.

09:00 – 10:00 Gezgin’in Şarkısı / Rönesans’tan Barok Dönem’e yaratıcı dehanın keşfi / İlknur Akman Erk

Rönesans’tan Barok Dönem’e uzanan uzun, çok yaratıcı ve verimli bir çağın bestecilerini, eserleriyle birlikte tanıtmayı amaçlayan bir program bu dönem Açık Radyo’da yayında.

09:50 – 10:00 La Fontaine’in Masalları (Yeni program)

“Bu Bizim ezelî bir derdimizdir/

Asıl Düşmanımız Efendimizdir”

Orhan Veli çevirisiyle bir yıl boyunca her pazar bir fabl okuyoruz.

10:00 – 10:30 Bir Dolap Kitap / Banu Aksoy ve Yıldıray Karakıya / Her yaş için çocuk kitabı

birdolapkitap.com/

birdolapkitap.com/radyo-arsivi/

10:30 – 11:00 Botanitopya (Yeni program) / Sesli Doğa Tarihi Müzesi / Hazırlayan: Benan Kapucu

botanitopya_29.09.2019-rec.26-09-2019

Bitkiler âleminin tuhaf ve muhteşem dünyasını belgeleyen botanik sanatına dair her şeyin konuşulacağı bir program.

Botanitopya kayıt arşivi

twitter.com/botanitopya

instagram.com/botanitopya/

botanitopya@gmail.com

***

Değerli doğa bilimci ve botanikçimiz Tuna Ekim bugün bize, Mutlu Kart Gür ile birlikte yayına hazırladıkları, Alıç Ağacının Gölgesinde Anadolu Bozkırları kitabını anlatıyor. 10:30’da 94.9 Açık Radyo’da buluşmak üzere acikradyo.com.tr/stream/

Resim

Resim

***

Tuna Ekim ile Anadolu Bozkırları Üzerine

29 Eylül 2019

Değerli doğa bilimci ve botanikçi Tuna Ekim, bu programda Mutlu Kart Gür ile birlikte yayına hazırladıkları Alıç Ağacının Gölgesinde Anadolu Bozkırları kitabını anlatıyor. Bozkırlar üzerine yazılmış en kapsamlı yayın olan kitap, bitki sosyolojisi kurucusu Hikmet Birand’a bir saygı duruşu niteliğinde.

29 Eylül 2019 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.

Botanitopya podcast servisi: iTunes / RSS

Değerli doğa bilimci ve botanikçi Tuna Ekim, bu programda Mutlu Kart Gür ile birlikte yayına hazırladıkları Alıç Ağacının Gölgesinde Anadolu Bozkırları kitabını anlatıyor. Bozkırlar üzerine yazılmış en kapsamlı yayın olan kitap, bitki sosyolojisi kurucusu Hikmet Birand’a bir saygı duruşu niteliğinde.

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Süre
Neşet Ertaş
Yalan Dünya
06:24

11:00 – 12:00 Mekânlar ve Çağlar İçinde Ses / İştar Gözaydın / İskender Savaşır

facebook.com/istar.gozaydin

12:00 İklim Acil

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.

12:00 – 13:00 Dünyayı Dinliyorum / Zekeriya Şen / Bir dünya müziği programı (Radio MultiCult 2.0 ile ortak yayın)

soundcloudcom/tıkabasamuzik

13:00 – 14:00 Ma’nın Tınısı / Hakan Ünseven / Anadolu müziğinin çağdaş yorumları

archive.org/details/@alabanda

14:00 – 15:00 Dilden Dile Titreşimler / Emre Dağtaşoğlu / Türk halk müziği

dildendiletitresimler29.09.2019

dildendiletitreimler.blogspot.com

***

(Destekçi: Jale Yazıcı)

  1. Azm-ı Rah Eyledin Gurbet Elleri – Alişan Bulut
  2. Gel Gönül Hevayı Gezme – Sercan Öztürk
  3. Bir Ulu Ağaçtan Bir Yaprak Düşse – İsmail Çakır
  4. Bindim Aşk Atına – Muharrem Temiz
  5. Evvelden Bade-i Aşk ile Mestiz – Onur Kocamaz
  6. Aşağıdan Gelen Telli Turnalar – Onur Kocamaz
  7. Hubyar Semahı – Erdal Erzincan
  8. Bir Geçinmek İçin Minnetm’eylerim! – Mazlum Çimen
  9. Salma Dil Gemisin Engine Aşık – Feyzullah Çınar
  10. Eser Bad-ı Saba – Feyzullah Çınar
  11. Yüce Şahtan Bize Bir DOlu Geldi – Feyzullah Çınar

15:00 – 16:00 Musıkî Arşivi / Bülent Aksoy / Musıkî icrasının geçmişine ayrıntılı bir bakış

16:00 – 17:00 Akdeniz Güneşi / Müzikli Akdeniz Turu / Tolga Esmer

akdenizgunesi29.09.2019rec24.09.2019

Akdeniz’in cazla buluştuğu radyo programı. Tabii Akdeniz kültürünün katı sınırlardan hoşlanmadığı düşünüldüğünde caz dışındaki müzik türlerine ve Akdeniz dışından, yüreği Akdeniz güneşiyle ısınmış müzisyenlere de yer veriyor. Program müzik ağırlıklı olsa da Akdeniz kültürü, tarihi, sanatı, insanları gibi konularda değiniyor.

17:00 – 18:00 Modernin Sesi / Aykut Köksal / Dört yüzyıllık müzik serüvenine derkenar

20. yüzyılın yazgısını tayin eden Devrim, bir bestecinin de yaşamını belirledi. Onu kimi kez kahraman ilan etti, kimi kez vatan haini. Besteci ise yalnızca müziğin peşinden gitti. Adı Dimitri Şostakoviç’ti… Açık Radyo’da, Devrim’in yüzüncü yıldönümünde, Şostakoviç dizisi yeniden Modernin Sesi’nde…

***

SATIE’DEN BİR “AVANT-GARDE” YAPIT: VEXATIONS

Bu pazar (29 Eylül) Aykut Köksal’ın hazırlayıp sunduğu Modernin Sesi’nde, Erik Satie’nin iki yapıtını dinleyeceğiz. İlki, Satie’nin gerçek bir “avant-garde” çalışması olan ve aynı motifin 840 kez yinelenmesinden oluşan 1893 tarihli “Vexations”dan bir kesit. Satie’nin bu çalışması, belirlediği yönerge içinde ilk kez 1963’te, John Cage’in düzenlediği bir performansta, 10 piyanistin 18 saat süren icrasıyla gerçekleşiyor. Ekteki fotoğrafta bu performans görülüyor, en sağda oturan Cage’in kendisi.
Programda dinleyeceğimiz ikinci yapıt ise 1895 tarihli “Yoksulların Missası”.
Modernin Sesi, Açık Radyo 94.9’da, her pazar saat 17:00’de…

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, oturan insanlar ve iç mekan

19:00 – 20:00 Türlü (Programın yayın gününde değişiklik) / Hazırlayanlar: Ahmet Ali Arslan ve Ozan Sarohan

Bu civardan müziklerin çalındığı Türlü,  43. yayın döneminde Pazar günleri saat 19.00’da.

20:00 – 21:00 The Big Easy / Aylin ve Varol Ünel / New Orleans kültürü ve müziği

New Orleans müziğinin ve kültürünün işlendiği The Big Easy bu yayın döneminde saat 20’de.

21:00 – 22:00 İstanbul’dan Gelen Telefon / Türler arası, eklektik bir müzik programı / Altuğ Güzeldere, Mahir Ilgaz ve Güven Güzeldere

Program, zaman zaman bir müzisyen veya bir müzik dönemini/tarzını ele alarak, “arkeolojik kazılar” diyebileceğimiz türde bir çizgi izliyor. Bazen de programcılarımızın sevdiği şarkılardan oluşan karışık seçkiler çalıyoruz. Ama her hal-ü kârda haftanın son akşamına uygun, güzel Pazar gecesi şarkılarıyla dinleyicilerimizin karşısında.

22:00 – 23:00 Sarhoş Atlar Zamanı / Akif Burak Atlar / Konu parantezinde rock

sarhosatlarzamani.tumblr.com/

mixcloud.com/SarhosAtlarZamani/

23:00 – 24:00 Jirayr’ın Walkman’i / Bilindik Ermeni müziğinin öbür türlüsü / Saro Usta ve Vartan Estukyan

Bildiğimiz Ermeni müziğinin dışında kalan Ermeni müzisyenlere, müziklere yeni üretimlere yer verilen bir program.

00:00 İklim Acil

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.

24:00 – 01:00 Mixed Folder / Elçin Özsoy / Türlerden bağımsız bir müzik programı

“Türlerden bağımsız bir müzik programı” şiarıyla yola çıkan programda her hafta bir karışık kaset hazırlıyoruz.

01:00 – 02:00 Münakaşa / Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali / Erkan Ömür

“Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali” şiarıyla yola çıkan programda downtempo elektronik müzik, etnik elektronik, elektronika, minimal, breakbeat örnekleri dinleyiciyle buluşuyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 48. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 49. Yayın Dönemi: 6 Mayıs 2019 – 3 Kasım 2019 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

08:50 – 09:00 Nasrettin Hoca Hikâyeleri (Yayın sıklığında değişiklik) / Yazan: Orhan Veli Kanık / Okuyan: Mesut Özkeçeci

Pazar sabahları yayınlanan Nasrettin Hoca Hikâyeleri bu yayın dönemi hem Cumartesi, hem de Pazar.

09:00 – 10:30 Radyo Agos / Haftalık Agos gazetesinin penceresinden Türkiye ve Dünya gündemi. Agos’un mutfağından haberler, söyleşiler, olaylar

radyoagos20190928

Radyo Agos kayıt arşivi

10:30 – 12:00 Şansonlar (Yeni program) / Fransızca şarkılar dünyasında bir devr-i âlem / Hazırlayan: Cengiz Işılay

12079 listebaşı olmuş şarkıyı radyoya taşıyan Cengiz Işılay bu yayın döneminde Fransız Şansonlarına ve Fransız popüler müziğinin seçme örneklerine el atıyor.

12:00 İklim Acil

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.

12:00 – 13:00 Dünya Dönüyor / Naim Dilmener / ’Türkçe Pop’un 50 yılı

diskotek.info/(Naim abinin “Bu sitede milyon hazine var” diyerek önerdiği site)

zz11

Açık Radyo’da pop tarihi… 1800’lerden, Muzika-yı Humayun’dan başlayarak ve günümüze kadar gelerek, haftalarca/aralıksız sürecek bir pop tarihi… Kantolar, tangolar, şarkılar, yıldızlar… Hem ciddi hem de komik ayrıntılar… Kaydetmeyi unutmayın  15 Haziran’da başlıyor. 12:00/94.9

facebook.com/naimdilmener

13:00 – 14:00 Açık Deniz / Beysun Gökçin / Üç tarafı denizlerle çevrili bir radyo programı

acikdeniz20190928

Açık Deniz kayıt arşivi

facebook.com/beysun.gokcin

14:00 – 15:00 Fizan Ekspresi / M. Bülent Kılıç / Farsî dünyanın müziği

facebook.com/Fizan-Ekspresi

‏16:00 – 15:00 Sadânüvîs (Yeniden program) / Hazırlayan: Cemal Ünlü

Açık Radyo’nun efsane programlarından Sadanüvis geri dönüyor. Fonograf, gramofon ve taş plak kayıtları Cemal Ünlü’nün anlatımıyla Cumartesi günleri saat 15.00’de Açık Radyo’da

16:00 – 17:00 Dünyanın En Güzel Müzikleri (Yeni program) / Reha Uz’a Göre

Reha Uz’un 60 yıllık müzik dinleme serüveninden eleğin üzerinde kalanları paylaştığı çok öznel, çok özel bir müzik programı

17:00 – 18:00 Music of the World İstanbul / Refika Kadıoğlu ve Kutay Derin Kuğay / Tokyo’dan Barcelona’ya müzik ve ötesi

facebook/Kutay Derin Kuğay

***

Today’s belated Music of the World Istanbul program announcement; featuring four fine new albums.

Fotoğraf açıklaması yok.
Görüntünün olası içeriği: iç mekan
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor
Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, açık hava ve doğa

18:00 – 19:00 Connections / Tim Hallam / 60′lar ve 70′lerde pop

connectionstr.blogspot.com/

mixcloud.com/tim-hallam/

19:00 – 20:00 Tighten Up / Simon Johns / Tematik bir müzik programı

tightenupwithsimonjohns.blogspot.com/

20.00 – 21:00 Woman to woman (Yayın gününde ve saatinde değişiklik) / Hazırlayanlar: Seda Aktaş, Ahmet Uncu ve Emir Akçit

Farklı zaman ve coğrafyalarda erkek egemen toplumun çeşitli alanlardaki adaletsizliğine boyun eğmeden değişim isteyen, duygularını müziğiyle var etmiş kadınlara dair Woman to Woman, bu yayın dönemi Cumartesi günleri 20’de..

21:00 – 22:00 High Times / Ras Memo/ Reggae

22:00 – 23:00 Flow / Türler arası gece müzikleri / Özgür Özer

flow47

Eklektik gece müziklerine yer verdiğimiz Flow bu yayın dönemi gece 22.00’de.

23:00 – 24:00 Login / Christopher Çolak / Elektronik müziğin alt türleri ve tüm renkleri

00:00 İklim Acil

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.

24:00 – 01:00 Lovaj / Ahmet Güneş / Elektronik ağırlıklı müzik

lovaj.com/

01:00 – 02.00 Alan Kod 212 / Türler arası / Batu Boran

Alan Kod 212 programı bu yayın döneminde haftasonuna transfer oluyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 48. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 49. Yayın Dönemi: 6 Mayıs 2019 – 3 Kasım 2019 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/9/26

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak, Emre Gülşer

acikgaste_27-09-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Birisi şu zavallı Greta’ya İncil’den Tekvin faslını okusa iyi olacak. Gelecek sefer küresel ısınma konusunda dertlendiğinde sadece gökkuşağına bakmasının yeterli olacağını söylese ona. Alaimisema, yani gökkuşağı, Tanrı’nın bir daha kutuplarda buzların erimeyeceğine ve dünyayı sel almayacağına dair vaadidir.”

ABD Başkanı Trump’ın Evanjelik Hıristiyanlar Danışma Kurulu üyesi Pastör Robert Jeffres, Fox radyosunda bir show’a çıkıp, Greta’ya nefret saldırılarında bulunan gerici ve muhafazakârlar ordusu saflarına katılıyor ve Tanrı’nın bir daha Nuh Tufanı olmayacağına dair “ahdini” hatırlatıyor. (Newsweek)

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta, okyanus ve açık hava

***

***

Açık Bilinç’te Marmara depremi ve depreme hazırlık serisi

27 Eylül 2019
Fotoğraf: Reuters

Açık Bilinç arşivinden ‘Marmara depremi’ ve ‘depreme hazırlık’ serisi.

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Cuma Sezin Öney’le Seyyare: Türkiye ve Dünya Olayları Arasında Paralellikler, Karşılaştırmalar

seyyare20190927

Seyyare kayıt arşivi

09:30 – 10:00 Cuma Alp Ulagay ile Spor

spor20190927

10:00 – 10:30 Duman / Yazan: Ivan Sergeyeviç Turgenyev / Okuyan: Eraslan Sağlam / İş Bankası Kültür Yayınları

Açık Radyo’da klasik edebiyat okumaları / İvan Sergeyeviç Turgenyev 200 yaşında

10:30 – 11:00 Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam / Leyla Aslı Ünlübay

tohumdanhasadaekolojikyasam20190927

facebook.com/bugdaydernegi/

Tohumdan Hasada Ekolojil Yaşam kayıt arşivi

***

🌱 Çocukların doğaya, doğanın da çocuklara ihtiyacı var!

🌾 Buğday Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Aslan Ünlübay‘ın hazırlayıp sunduğu Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam Programı’nda bu hafta okullarda ekoloji dersleri konuşuluyor.

Ekoloji Öğretmeni Esin Kuşluoğlu‘nun konuk olduğu programımız, yarın (27 Eylül) saat 10.30’da Açık Radyo’da. (94.9)

Radyonuz Açık olsun! 📻

Açık Radyo’yu internetten dinlemek için: http://acikradyo.com.tr/stream/index.html

Kaçıranlar, daha önceki programların kayıtlarına buradan ulaşabilirler: http://acikradyo.com.tr/program/84105/kayit-arsivi

#BuğdayDerneği #TohumdanHasadaEkolojikYaşam #AçıkRadyo

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar

11:00 – 12:00 Yeter ki İste / Hazırlayanlar: Elena Polyakova ve Alper Dalkılıç

yeterkiiste20190927

Ultra maratoncu çiftimiz Elena Polyakova ve Alper Dalkılıç’ın farklı disiplinlerden amatör ve profesyonel sporcu konuklarıyla alanlarındaki deneyimleri paylaştıkları Yeter ki İste, bu yayın döneminde bir saatlik bir program formatıyla dinleyiciyle buluşuyor.

***

 Yeter ki isteYeter ki IsteElena PolyakovaAlper DalkılıçAlper Dalkilicultra maratonDünyayı Koşan ÇiftDünyayı Kosan Ciftradyopodcastsportif yaşama kültürüsportif yasam kultururadiobisikletbikeAydan ÇelikAydan CelikAhmet MumcuNeşet ErtaşNeşetlerin ErtasOrta Asyabisiklet turubağlamabisikletkatlanır bisikletCyclist TürkiyedergikarikatürçizeryazarLanguage Turkish

Konuklarımız Aydan Çelik ve Ahmet Mumcu bisikletlerine bağlamalarını yükledi, Orta Anadolu bozkırında hem pedal çevirdi, hem de türkü söyledi. Bu gezinin ardından Ahmet Mumcu bisikletiyle Orta Asya’ya devam etti izlenimlerle. O kadar çok hikaye var ki, hangisini dinlesek de zaman yetmedi.

12:00 – 13:00 Caz Türbülans / Recep Şencan / Cazda serbest dolaşım

12:55 – 13:05 Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün üçüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 El Fueye / Ortaç Aydınoğlu / Tangonun büyülü kutusu

1900’lerin başında Arjantin’de doğup dünyaya yayılmış olan tangonun serüveninde Buenos Aires’in arka mahallerinden, Paris’in balo salonlarına; grand tuvalet giyinip tramvaylarla gidilen dans gecelerinden, yırtık kotla gidilen eski bir fabrikada düzenlenen milongalara; gitar çalıp söyleyen halk ozanlarından, senfoni orkestralarına; Afrika ritimlerinden, Japon ezgilerine ve tabii ki hüznün en melankolik halinden, neşenin en deli haline…

İsmini, müziğine özgün tınısını veren körüklü bir kara kutudan alan El Fueye ile tangonun büyülü kutusunu açıyoruz.

14:00 – 14:30  Bir Yaşam Dili (Yeni program) / Hazırlayanlar: Deniz Spatar ve Canan İrtem

biryasamdili27.09.2019rec02.09.2019

biryasamdili27.09.2019rec02.09.2019_201910

İsmini Marshall Rosenberg’in Şiddetsiz İletişim – Bir Yaşam Dili kitabından alan programda, anlaşmazlık içindeki bütün tarafları empati ile can-ı gönülden dinleyerek anlama, bu yoldan bağlantı kurarak işbirliği zemini yaratma ve herkesin ihtiyacının gözetildiği ortak çözümler üretme sanatı olan Şiddetsiz İletişim, çeşitli boyutları ile ayrıntılı olarak ele alınıyor.

Facebook.com/Şiddetsiz İletişim Türkiye

14:30 – 15:30 Wanderer / Can Denizci / (Richard Wagner özel programı)

Doğumunun 200. yılında Richard Wagner özel programı. 19. yüzyıl operasının en önde gelen iki isminden biri olan ve müziğin üst dilinin üstadı sayılan Wagner’in hayatı ve eserleri Wanderer’de

15:30 – 16:30 Sinefil / Melis Behlil ve Yeşim Burul Seven / Sinemasever muhabbetleri

sinefil_27.09.2019

Sinefil kayıt arşivi

16:30 – 17:00 Kavanozdaki Yıldız (Yeni program) / Hazırlayanlar: İsmail Başöz, Haluk Levent ve Mustafa Yılmazer

Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin toplumsal ve ekonomik etkilerini  kapsamlı biçimde ele almaya gayret eden bir program.

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Ceyhan Usanmaz, Berna Kaytaz, Jak Kohen, Levent Öget ve Harun İzer

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20190927

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 27 Eylül 2019

28 Eylül 2019
Fotoğraf: Change.org

Ünlü oyuncu Berna Laçin, Türkiye’de tek kullanımlık plastiklerin yasaklanması için bir kampanya başlattı. Change.org/PlastikYasaklansin adresinden ulaşılabilen kampanyada Berna Laçin plastik kirliliğinin boyutlarına dikkat çekiyor.

Ünlü oyuncu Berna Laçin, Türkiye’de tek kullanımlık plastiklerin yasaklanması için bir kampanya başlattı. Change.org/PlastikYasaklansin adresinden ulaşılabilen kampanyada Berna Laçin plastik kirliliğinin boyutlarına dikkat çekiyor. Ayrıca konunun Meclis’e de taşındığını ifade ederek 2021 yılına dek tek kullanımlık plastiklerin yasaklanmasını istiyor. Avrupa Birliği ülkeleri, 2021 itibarıyla, tek kullanımlık plastikleri yasaklıyor. Türkiye’de de yasaklanması için önerge şu an Meclis’te. Berna Laçin, kampanya plastik kirliliğinin boyutlarını şu şekilde ifade ediyor. ‘’Akdeniz’in derin sularından örnek alınıyor, inceleniyor, yüzde 92,8 oranında plastik saptanıyor. Deniz adeta plastik olmuş akıyor. Akdeniz Havzası’nda 4 metrekareye 1 plastik atık düşüyor. Dakikada 33 bin 800 plastik şişe ebatında atık Akdeniz’e karışıyor. Akdeniz sahiline günlük vuran plastik atık miktarı, kilometre başı 5 kg.! Ve ne yazık ki akıntı, dalga vs nedeniyle, bu plastik atıkların en çok sahile vurduğu ülkelerden biri de Türkiye… Marmara Denizi’nde her 10 çöpten biri plastik. Karadeniz’de ise durum daha vahim, çöplerin yarısı plastik! Bugün dünya genelinde denizlerde toplam 150 milyon ton plastik var. Her yıl 13 milyon tona varan plastik denize karışmaya devam ediyor ve bu oran gittikçe artıyor. Eğer, plastik tüketimine bu şekilde devam edersek, plastiğin ağırlığı, 2050 yılına gelindiğinde tüm deniz canlılarının toplam ağırlığını geçecek. Bir tek pet şişenin doğaya geri dönüşümü, 450 yıl!’’ Kampanya metninde plastik kullanımını azaltma konusunda bizlerin yapabileceklerine de yer veriyor Berna Laçin: ‘’Çocuklarımızı, pipet kullanmaktan vaz geçirmeliyiz. Çok naif ve masum görünen pipet kullanımı, plastik kirliliğinin en önemli etkenlerinden biri… Pet şişe çılgınlığına son vermeliyiz. Matara-suluk alışkanlığına dönmeli ve çocuklarımızın da suluk kullanmasını sağlamalıyız. Plastik çatal-bıçak-tabak gibi ürünlerden uzak durmalıyız. Özellikle plastik çöpleri denizlerden ve sokaklardan toplamalı, bu alışkanlığı çocuklara da aşılamalıyız.’’ Kampanyaya Change.org/PlastikYasaklansin adresinden ulaşıp imza verebilirsiniz. 

 

Sosyal medyada gördüğü bir farkındalık videosu sayesinde kampanya başlatan Burcu Civelek, diş macunlarının kutu içinde satılmasının büyük bir israf olduğunu söylüyor ve büyük diş macunu markalarına seslenerek, diş macunlarının kutusuz satılmasını talep ediyor. Kampanyaya Change.org/kutusuzMacun adresinden ulaşabilirsiniz. Burcu Civelek’in esinlendiği videonun ismi Alan’s Theory. Alan, fikri ortaya atarken şu soruları soruyor: “Diş macunu tüplerinin neden kağıttan bir ambalajı var? Dünyanın üçte ikisi her gün diş macunu kullanıyor. Kutulu ambalajlar macunları hem kullanıcı için hem de üretici için daha maliyetli hale getiriyor. Üstelik alır almaz direkt çöpe gidiyor. Peki o zaman bu ambalajın amacı ne?! Oturdum araştırdım ve sonunda şu sonuca vardım: ‘Diş macunu kutulu ambalajla satılıyor çünkü öyle daha iyi görünüyor.’ Başka da bir nedeni yok. Doğrudur ama ortalama bir kişinin yılda 3 tüp diş macunu tükettiğini düşünürsek, bu hesapla sadece ABD’de yılda 900.000’den fazla işlevsiz kutu eder. Fakat bunun farklı uygulandığı yerler de var. Mesela İzlanda. Aynı macun markaları ABD’de milyonlarca kutulu diş macunu satarken İzlanda’da aynı macunu kutusuz satıyorlar. Demek ki bu kesinlikle uygulanabilir bir şey.” Burcu Civelek, Türkiye’nin bu konuda öncülük edebileceğini de düşünüyor. Kampanyaya imza vermek için Change.org/KutusuzMacun adresini ziyaret edebilirsiniz.

 

Change.org/AllinforClimateAction adresinde devam etmekte olan İklim hareketinden daha önceki programlarda söz etmiştik. Dünya çapında liderlerden iklim acil durumu ilan edilmesi ve gerekli tedbirlerin alınması için açılan bütün kampanyalardaki imzalar bu adreste bir araya geliyor. Bu hareketin altında şu anda 5 kıtada açılmış 91 ayrı kampanyada 1 milyon 390 binin üzerinde imza toplandı. Hareket başladığında söz verildiği üzere bu imzalar bu hafta New York’taki iklim zirvesinde BM Genel Sekreter Yardımcı’sı Amina J. Mohammed’e teslim edildi. Türkiye’de Yaz Güvendi’nin açtığı ve Change.org/İklimKrizi adresinde devam eden kampanyaya verilen 12 binin üzerinde imza da teslim edilen imzaların arasında yerini aldı. Açılan kampanyalarda herkes kendi ülkesinin liderlerine sesleniyor. Yaz Güvendi, Türkiye’nin de yerkürenin bir parçası olduğunu unutmaması gerektiğini söylüyor ve bu kampanya ile Türkiye’deki karar vericilere tarihi sorumluluklarını hatırlatmak istediğini belirtiyor. Hareketin uluslararası sözcülüğünü üstlenen Almanya’dan Rebecca Freitag, bu hafta boyunca New York’taki iklim zirvesinde pek çok görüşme yaparak Change.org’da kampanya açanların taleplerini, arkasındaki 1 milyonun üzerindeki imzanın gücüyle iletti. İmzalar teslim edilmiş olsa da, talepler gerçekleşene kadar kampanyalar ve hareket devam edecek. Siz de henüz imza vermediyseniz Change.org/iklimkrizi  adresini ziyaret ederek imza verebilirsiniz.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Hafta boyunca Ben Bugün Bişey Öğrendim Yayına Hazırlayanlar: Doruk Yurdesin, Ozan Sezgin ve Rauf Kösemen

facebook.com/benbugunbiseyogrendim

Açık Dergi Cuma Ceyhan Usanmaz’la Bu Köşe Kitap Köşesi

***

Haftanın kitabı ‘Yapayalnız’: Yalnızca bir yalnızlık hikâyesi mi?

28 Eylül 2019
Fotoğraf: DHA

Chabouté’nin bu çizgi romanında, daha doğrusu grafik romanında, daha çok çizgiler konuşuyor. Diyalog yok denecek kadar az, kimi zaman birkaç sayfa boyunca yalnızca denizin, martıların, küçük bir kayalık üstünde yükselen o deniz fenerinin görüntüsü geçiyor gözlerimizin önünden

En basit anlamıyla, geceleri ya da sis gibi zorlu şartlar altında denizcilere yol göstermek, onları ikaz etmek üzere inşa edilen deniz fenerleri farklı yaklaşımlarla çokyüzlü bir çehreye kavuşur ve en çok da, yerleşim yerlerinden uzakta, sarp kayalıkların tepesinde ulaşılması zor oluşlarıyla, kimsenin çevrelerinde neler olup bittiğini bilemediği, duyamadığı mekânlar olarak yalıtılmışlığı, yalnızlığı ve bir tarafıyla tekinsizliği simgelerler. Bu sebeple de sinemada, edebiyatta sıklıkla gerilim unsuru olarak kullanılmışlardır ya da duygusal öykülerde…

 

Peki, hakkında şimdiye kadar bu kadar şey yazılıp çizilmiş, sınırları bu kadar keskin çizgilerle belli bir ‘mekândan’ daha ne kadar hikâye çıkabilir? En yakın tarihte, 18 Ekim’de gösterime gireceği açıklanan bir film var bile örneğin! XIX. yüzyılda geçen ve merkezinde iki fener bekçisinin yer aldığı bu korku filmi, uzun zamandır merakla bekleniyor. (Bu merakın ardında, başrolleri Willem Dafoe ile Robert Pattinson gibi isimlerin paylaşmasının da payı vardır elbette.) Umarız Türkiye’de gösterime girmesi için de uzun bir zaman beklemeyiz; ama bu film öncesi, aslında başka bir hikâye bekliyor bizi.

 

Denizin ortasında, küçük bir kayalık üstünde yükselen bir deniz feneri. Kimsenin uğramadığı bu deniz fenerinde, neredeyse hiçbir şey yapmadan yaşayan, çirkin olduğu düşünüldüğü için insan içine çıkarılmamış bir adam. Adının ‘yapayalnız’ olduğunu öğreniyoruz, ona öyle dendiğini. Fenerde doğmuş, karaya hiç ayak basmamış, ellili yaşlarında olduğu tahmin ediliyor; on beş sene önce, önce annesini, sonra babasını kaybetmiş… İki balıkçı her hafta uğrayıp erzak bırakıyor; bir sonraki hafta, bırakılan erzakların orada olmadığını gördükleri için yaşadığını tahmin ediyorlar, yoksa aralarında herhangi bir yakınlık kurulmuş değil.

 

Chabouté’nin bu çizgi romanında, daha doğrusu grafik romanında, daha çok çizgiler konuşuyor. Diyalog yok denecek kadar az, kimi zaman birkaç sayfa boyunca yalnızca denizin, martıların, küçük bir kayalık üstünde yükselen o deniz fenerinin görüntüsü geçiyor gözlerimizin önünden. Sağır edici bir sessizlik. Atmosferi yaşatan güçlü çizimler… Deniz fenerinin içine de giriyoruz, neler yaşandığını anlıyoruz yavaş yavaş. Ama Chabouté, o sinir uçlarıyla oynamış; hep bir korku hikâyesine dönüşecekmiş gibi hissediyoruz, yalnızca bir yalnızlık hikâyesi olarak da kalabilir diye düşünüyoruz, belki küçük bir umut da vardır diyoruz… Bir deniz feneriyse söz konusu olan, her tür hikâyeye hazır olmalıyız belki de!

YAPAYALNIZ

Chabouté

Çeviren: Can Belge

İletişim Yayınları, 2019, 368 s.

Açık Dergi Cuma Zîn (Açık Dergi’de yeniden köşe) (15 Günde 1) / Hazırlayan: Mehmet Said Aydın

Yazar ve editör Mehmet Said Aydın Açık Dergi’ye geri dönüyor. Farklı kültürlerden ve alfabelerden beslenen Türkiye Edebiyatı’nın tarihinden notlar ve güncel gelişmeler, tartışmalar her hafta Açık Dergi’de.

Açık Dergi Cuma Duygular Sözlüğü ( Açık Dergi’de yeni köşe) / Yazan: Tiffany Watt Smith / Çeviren: Hale Şirin / Okuyan: Ömer Madra / Kolektif Kitap

Neredeyse her şeyin sözlüğünü yayınlama sürecine giren Açık Dergi yeni yayın döneminde duyguları da işin içine karıştırmaya karar verdi! Tiffany Watt Smith’in kaleme aldığı ve Kolektif Kitap tarafından Türkçe’ye kazandırılan Acımadan Zevklenmeye Duygular Sözlüğü, Ömer Madra’nın sesinden Cuma akşamları birer maddeyle radyo yayınına karışıyor.

Açık Dergi Pazartesi Serbest Atış (Açık Dergi’de yeni köşe – 15 Günde 1) / Dünya Basketbol Gündemi / Hazırlayanlar: Mehmet Çopuroğlu ve Kayhan Ergin

Volkan Ağır ve Utku Gökerküçük’ün hazırlayıp sunduğu Efektif Pas bu yayın döneminde bir ara veriyor. Yerine, bir basketbol programı olan Serbest Atış geliyor.

Açık Dergi Cuma Normalin Sınırları / Klinik Felsefe Sohbetleri / Alper Hasanoğlu ve Bülent Usta

“Normalin Sınırları”nda, insanları hapseden bireysel ve toplumsal sınırların ve kalıpların ötesine geçip, dinleyicilerin kendilerine ve hayatlarına başka bir açıdan bakabilmesinin olanakları araştırılan bir ‘klinik felsefe’ programı.

Teoriyle uygulamayı birleştiren yazı ve çalışmalarıyla tanınan psikiyatristlerin, psikoterapistlerin, felsefecilerin ve edebiyatçıların konuk olarak yer aldığı yayın; günümüzde ilaç tekelinin baskısı altında insanın doğasına ait normal ve doğal acının bir hastalık olarak tanımlanması tehlikesi karşısında normali koruma çabası.

“Normalin Sınırları”nı, psikiyatrist, psikoterapist, yazar Alper Hasanoğlu ile antropolog, psikoterapist, yazar Bülent Usta birlikte sunuyor.

19:00 İklim Acil

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.

20:00 – 21:00 Koyu Mavi / Gülçin Orgun / Türler arası

koyumavi_27.09.2019

koyumavi.org/

***

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, müzik enstrümanı çalan insanlar, gitar ve yazı

Gülçin Orgun  Koyu Mavi / Açık Radyo

son albümü
Yarına Mektup ile
Senol Ayla ile birlikte
bu akşam
saat 20-21 arasında
canlı yayında
Koyu Mavi’de.

21:00 – 22:00  Aşağı Mahalle / Ümit Baykara / New York Downtown Cazve ötesi…

twitter.com/asagimahalle

 

22:00 – 23:00 Mint / Efkan Kula ve Mert Emcan / Gıcır cızır plâklar

mixcloud.com/mertemcan/

Alternatif rock’ın geçmiş ve günümüz klasiklerinin çalınacağı “Mint”te Stüdyo İmge yazarları; Efkan Kula ve Mert Emcan plak koleksiyonlarının en değerli single’larını hikayeleriyle birlikte çalıyor.

23:00 – 24:00 13 Melek / Yiğit Atılgan / Zamanın ruhundan bağımsız sesler

13melek-acikradyo357

Zamanın ruhundan bağımsız seslere kulak verdiğimiz 13 Melek bu yayın döneminde Cuma günleri 23.00’te.

24:00 – 01:00 Blackout / Gürkan Vayis, Ümit Şenol / Kirli ve aksak ritimler ile Siyah müzikler

Yeni yayın döneminde Overphonic ve Blackout programları birleşip yollarına, Overphonic’in saatinde Blackout adı altında devam ediyor.

overphonic.blogspot.com/

mixcloud.com/overphonic/

blackout949.blogspot.com/

soundcloud.com/blackout949

01:00 İklim Acil

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 48. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 49. Yayın Dönemi: 6 Mayıs 2019 – 3 Kasım 2019 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/9/25

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_26-09-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Doğa ve insanlık için sonuçları çok kapsamlı ve derin olacak. Tehlikede olan, ekosistemlerin ve yaban hayatının sağlığı. En önemlisi de, çocuklarımıza bıraktığımız dünya.”

BM’nin desteklediği Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) açıkladığı son raporda, dünya denizleri üzerine hazırlanmış en kapsamlı araştırmanın sonuçlarını değerlendiren araştırma lideri ve IPCC 2. başkanı Ko Barret, derhal fosil yakıtların bırakılmasını ve kapsamlı,eşgüdümlü, kalıcı tedbirlere acilen gidilmesini şart koşuyor. (Democracy Now)

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Perşembe Fikret Adaman ve Bengi Akbulut ile Bildiğimiz Ekonominin Sonu (15 günde 1)

Ekonomi Ekoloji kayıt arşivi

09:00 – 09:30 Dikilen Kaya / Standing Rock (15 günde 1) / Bikem Ekberzade

standingrockdikilenkaya20190926

dikilen kaya, bikem ekberzade

Intro videosu

Intro ses

Bikem Ekberzade’nin yeni kitabı Standing Rock: Greed, Oil and the Lakota’s Struggle for Justice 3 Ocak 2019’dan itibaren her 15 günde bir sabah 9-9:30 arası Açık Radyo 94.9 FM’de ve acikradyo.com’da.

***

Twitter Dikilen Kaya hashtagi

Twitter/Bikem.Ekberzade

09:30 – 10:00 Güncel Hukuk Dergisi’nde bu ay (Ayda 1)

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Ekonomi&Ekoloji / Pelin Cengiz, Barış Gençer Baykan, Serkan Ocak ve Mahir Ilgaz

ekonomiekoloji20190926

Ekonomi Ekoloji kayıt arşivi

Facebook.com/Pelin Cengiz

***

Yarın 10:30’da Açık Radyo Ekonomi&Ekoloji’de Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Doç Dr. Semra Cerit Mazlum ile BM İklim Zirvesi’nde konuşulanlar dışında medyaya yansımayanları, ülkelerin hedeflerini konuşuyoruz, bekleriz.

11:00 – 11:30 Yeşil Bülten (Yeni program) / Hazırlayan: Utku Zırığ

yesilbulten26.09.2019

İMC Televizyonunun kült programı Yeşil Bülten bu yayın döneminde Açık Radyo’da

Yeşil Bülten kayıt arşivi

11:30 – 12:00 Açık Mimarlık / Hüseyin Kahvecioğlu, İpek Akpınar, Yağmur Yıldırım ve Cenk Dereli / Mimarlığın tüm halleri üzerine konuşmalar

acikmimarlik20190926

acikmimarlik.blogspot.com/

Açık Mimarlık facebook sayfası

Açık Mimarlık kayıt arşivi

facebook.com/yagmurlyildirim

***

Birazdan 11.30: Yelta Köm ve Herkes İçin Mimarlık ekibi, 19 Eylül’de başlayan ve katılımcısı oldukları Şikago Mimarlık Bienali’nden izlenimlerini aktarıyor.

***

Yelta Köm ve Herkes İçin Mimarlık ekibi, katılımcısı oldukları Şikago Mimarlık Bienali’nden bildiriyor

26 Eylül 2019
Herkes İçin Mimarlık’ın Anthony Overton İlkokulu’nun kamusal alanlarını yeniden işlevlendirme projesi ‘Secret Ingredient’, fotoğraf: Herkes İçin Mimarlık
26 Eylül 2019 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.

Açık Mimarlık podcast servisi: iTunes / RSS

19 Eylül’de başlayan ve 5 Haziran’a kadar devam edecek olan 3. Şikago Mimarlık Bienali‘nin katılımcıları arasında Türkiye’den Herkes İçin Mimarlık da yer alıyor. Şikago’da Yelta Köm’ün kaydettiği programda Herkes İçin Mimarlık ekibi, bienal kapsamında Bronzeville’deki Anthony Overton İlkokulu’nun kamusal alanlarını yeniden işlevlendirme projelerini anlatıyor, ayrıca bienalden izlenimlerini öğreniyoruz. Yesomi Umolu’nun sanat direktörlüğünde “…and other such stories/ …ve diğer benzer hikayeler” başlığını taşıyan bienalde, 80’in üzerinde katılımcı yer alıyor.

12:00 – 12:55 Afrikon (Yeni program) / Hazırlayan: Ufuk Aktaş

“Afrika üzerinde dolaşan sesler” şiarıyla yolan çıkan programda her hafta Afrika’nın başka bir ülkesinden geleneksel ve gelenekselden beslenen yeni icralar dinliyoruz.

12:55 – 13:05 Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün üçüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Aheng-i Hengâme / Alper ve Esra Kaliber / Soul, Funk ve Afrika müzikleri

 ahengihengame.blogspot.com/

14:00 – 14:30 Günün ve Güncelin Edebiyatı / Seval Şahin / Romanlar, Hikâyeler, Kahramanlar

gununguncelinedebiyati26.09.2019rec.12.09.2019.guzidesabri

twitter.com/sevalsahinn/media

Günün ve Güncelin Edebiyatı kayıt arşivi

Twitter.com/Guncel Edebiyat  

***

Seval ŞahinGüzide Sabri AygünHilâl AytaçNeslihan Su Aydın

***

Hilâl Aytaç ve Neslihan Su Aydın ile Söyleşi: Güzide Sabri (Aygün) ve Münevver Romanı

28 Eylül 2019
Bu hafta programımızda Hilâl Aytaç ve Neslihan Su Aydın ile Güzide Sabri Aygün ve Münevver romanını konuştuk. 

Güzide Sabri Kimdir?

1886–1946)  Kadın romancılarımız içinde yaygın şöhrete sahip olanlardan ilkidir. Güzide Sabri, 1883 yılında İstanbul’da, Fındıklı semtinde doğmuştur. Babası reis’ülküttap Mustafa Efendizade’lerden olan Salih Reşat Bey’dir Salih Bey, Adliye Nezareti memurlarındandır. Annesi Nigar Hanım ise şair Koniçeli Kazım Paşa’nın yeğenidir.[1]

Güzide Sabri, Çamlıca’da bulunan köşklerde büyümüş, eğitimini özel hocalardan aldığı derslerle sürdürmüştür. Edebiyat hocası sözlük sahibi Hoca Tahir Efendi’dir. Güzide Sabri edebiyata merak salmış, daha çocuk yaşta yazmaya başlamıştır. Bu merakını ilk önce ders gördüğü hocaları baltalamak isteyecektir. Hocaları  “Şairliğe özeneceğine farzı, sünneti öğren” diyerek ona tepki vermişlerdir. Bu tür baskılara rağmen İlk romanı olan “Münevver” adlı romanının Hoca Tahir Efendi’den dersler aldığı ilk gençlik günlerinde yazıp yayımlamıştır. Bu roman Veremden ölen bir arkadaşının hatırasına ve onun hayatından etkilenerek yazılmıştır. Eser 1899 yılında yazılmış Hanımlara Mahsus adlı gazetede tefrika edilmiş ve oldukça beğeni toplamıştır.[2] İki yıl sonra kitap olarak basılan Münevver -1901-  Sırpçaya da tercüme edilir.

Güzide Sabri’nin iki kız kardeşi daha vardır. Bu kardeşlerinin adı ise Fatma Aliye ve Emine Semiye’dir. [3]Güzide Sabri, istibdad idaresinin kuvvetle hissedildiği bir devirde yetişmiş ve ailecek bu idarenin sıkıntıların üzerinde hissetmiştir. Babasının Abdulhamid’in hiddetine uğrayarak İstanbul’dan Anadolu’ya sürülmesi üzerine Çamlıca’daki köşklerinde geçen güzel günler bitecektir.

Küçük yaşta Beyoğlu birinci Noteri Ahmet Sabri Aygün ile evlenir.  Fakat Ahmet Sabri Bey, karısının isminin ön plana çıkmasından, rahatsızlık duyan birisidir. Hocalarının bu tepkisi yetmediği gibi kocasının da yazarlık yönüne karşı çıkması Güzide Sabri’yi yazma hevesinden vazgeçirememiştir. Eşi Ahmet Sabri Aygün beyin yazarlık yapma hevesine karşı kırıcı davrandığı hatta yazarlığına engel olmaya çalıştığı anlaşılmaktadır. Evlendiğinde eşinin izin vermemesi yüzünden, geceleri gizli kapaklı roman yazmaya koyulmuştur.

Ama Kısa bir zaman sonra eşi Ahmet Sabri Bey vefat etmiştir. Eşinin erken ölümü onda derin izler bırakacaktır. Güzide Sabri, ömrü boyunca mesut olamamış bir kadın yazar, edebiyat tarihinde hüzünlü bir hayat olarak kalacaktır.

Bu yıllarda Recaizade Mahmut Ekrem ve öğrencilerinin başlattığı Servet-i Fünun hareketi edebiyat dünyasına damgasını vurmuştur. Fakat Güzide Sabri bu harekete katılmayan kendi yolundan devam eden yazarlar arasında olmuştur. Kendi çizgisinde kaldığı ve diğer edebi hareketlere dâhil olmadığı halde kadın romancılarımız içinde yaygın şöhrete sahip olanlar ilk kadın yazar olarak dikkati çekecektir. Eserlerini Servet- i Fünun ve Milli Edebiyatın revaçta olduğu dönemlerde yayımlamış; fakat hiçbir edebi topluluğa dahil olmadan yazmıştır.

Meşrutiyet ve Cumhuriyet devrinin ilk yıllarında halk arasında çok tutulan kara sevda romanları yazan Güzide Sabri’nin romanları birçok baskı yapmış, bazıları da birkaç defa filme alınmıştır.  His, hayal, kara sevda ve kırk kalpler konulu romanları Meşrutiyet ve Cumhuriyet devrinin ilk yıllarında halk arasında çok tutulmuştur.  İkinci romanı olan Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrûkesi en çok okunan eseridir. Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi, ülkemizde filme de uyarlanmış, birçok defa basılmış ve Ermeniceye de çevrilmiştir. Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi,1901’de yayımlanmasından sonra ilki 56’da, ikincisi 69’da olmak üzere iki kez filme çekildi; ikincisinde Ediz Hun ile Hülya Koçyiğit rol almışlardır. [4] Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrûkesi’nde kalbinden hasta olan Fikret, doktoru Nejat’a âşık olur. Evli, iki çocuk babası Nejat Bey de Fikret’i sevmektedir. Fakat Fikret, Nejat’ın yuvasını bozmamak için kaçar, kendisinden yaşça epey büyük, zengin bir beyle evlenir. Oysa zevci, Nejat’ın yakın akrabasıdır.

Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi adlı romanının arka kapağında Güzide Sabri hakkında bazı yazarların görüşleri bulunmaktadır. Bu görüşlerden birisi de Nazan Bekiroğluna aittir. Nazan Bekiroğlu, Güzide Sabri’yi anlatan bu yazısında ondan şöyle söz etmektedir. “Güzide Sabri, kelimenin tam mânâsıyla bir kalem âşığıdır. Rahat ve çok yazabilmek için, “tazimle sevdiği” eşinin dahi uyumasını bekleyerek, gaz lambasının ışığı altında sabahlara kadar yazar. Ne parayı, ne mülkü sevdiğini, yalnızca kendi sebepsiz ızdıraplarını dinlemek, başkalarının felâketlerini ruhunda canlandırmak için yazdığını ifade eder. Güzide Sabri, kadınlara ait meseleleri kadınların daha iyi anlatabileceğine inandığı için, kadınlara yazar olmayı öğütlemiştir.”

Aynı kitabın arka kapağında Selim İleri Güzide Sabri için şunları yazmaktadır. ”  Bilincine tam varılmamış bir özgürlük istemi, bu tarz popüler karasevda romanlarıyla yerli okurun duygulanmalarında ifade bulmaktadır. Güzide Sabri’nin İstanbul romansları, İstanbul, İzmir gibi büyük kentlerin dışında, taşrada bile okurun ilgisini çeker.”

Hikmet Münir ise Güzide Sabri için şunları yazmıştır: “Bayan Güzide Sabri, kadınların kafes arkasında bir mahpus hayatı yaşadığı zamanlarda muhitinin teşvikine kapılarak değil, kendi ruhundakini hissetmek ve hissettiğini neşreylemek ateşiyle yazıcılığa başlamış bir ‘münevver’ Türk kadınıdır. Ve Güzide Sabri’nin eserleri, yazıları kendileri yaşarken ölen bazı muharrirler gibi ‘ölmüş bir kadının evrâk-ı metrûkesi’ haline gelmeyecek derecede kuvvetli görünüyorlar.”

Sıradan okurlara hitap eden romanlar yazan Güzide Sabri popüler veya piyasa romancılığı denen romancılık tarzının ilk örneklerini vermiştir.  Güzide Sabri popüler kırık kalp romanlarının öncüsü sayılır.

Güzide Sabri’nin İstanbul romansları, İstanbul, İzmir gibi büyük kentlerin dışında da oldukça ilgi çekmiştir. Güzide Sabri romanlarında  yasaklanmış aşkları işlemiş, Türk Edebiyatında popüler aşk romancıların öncüsü yazar olmuştur. 1930’da yayımlanan “Hicran Gecesi “ yasak, imkânsız aşk konularında bir adım daha ileriye gidererek kahramanları kötülük timsali olan kadın kahramanları ve entrikalarını da anlatamaya başlar. Onun bu yaklaşımı edebiyatımızda bir ilk olacaktır. Romanın kahramanı olan Serap çekici ama kötü bir kadındır. Bu roman, Erenköy’ünde şaşaalı “muhteşem” bir köşkte geçmektedir. Fazıl Şükrü Bey, yaşça kendisinden epey genç Serapla evlenmiştir. Kışları Şişlide göz kamaştırıcı bir apartmanda oturmaktadırlar. Serap köşkte Celâl ile tanışır. Celâli baştan çıkaran Serap, sevdiği adamı bir süre sonra çok genç ve güzel bir kıza kaptıracaktır. Fakat Serap, Nişantaşı’nın bir caddesinde dalgın ve umutsuz yürürken, otomobil kazası neticesinde ölür. [5]1940’larda yazılan bu roman toplumsal değişimlerin ve hayata bakış açısının Güzide Sabri üzerinde de kendini göstermeye başladığına bir delil olmaktadır.

Romanları özellikle Meşrutiyet sonrası birçok gazete ve dergide tefrika edilmiş olan Aygün, 1940’lı senelere kadar en çok okunan kadın romancılardan olmuştur.

“Güzide Sabri’nin eserlerinde kadınca bir duyarlılık hâkimdir. Eserlerinde bir tür iç dökme, duygularını dışa vurma görülür. Romanları hayale dayanan, aşırı duygusal içeriğe sahip olup sonları da genellikle ölümle bitmektedir.” Yazarın romanları, popüler roman türünün bizdeki ilk başarılı örnekleri arasında yer alır. Kadın kahramanları çoktur ve bunlar genellikle kültürlü, sanat ve musikiden anlayan tiplerdir. Bu kadar çok okunmasının en önemli sebepleri arasında ise duru dili ve sürükleyici üslubunun etkili olduğu söylenebilir. Eserlerinin birçok baskıları yapılmış, bazıları da birkaç defa filme alınmıştır.

Güzide Sabri (Aygün) 1946 yılında Giresun’da ölmüştür.

Ölümden sonra yalnızca Nahit Sırrı Örik onun hakkında şöyle bir yazı yazmıştır.
“Şimdi hiçbirinin mevzuunu hatırlayamamakla beraber, bu kitapları düşünürken o eski köşklerde sürülen rahat hayatın âdeta tadını duyar gibi oluyorum. Ve Güzide Sabri’nin eserlerinden muhafaza ettiğim hazzı söyleyebilmek için, yazı hayatımda karşıma çıkan ilk fırsatın ölümü olmasından da hüzün duyuyorum…”

Hakkında yapılan en derli toplu çalışma Prof. Dr Mazan Bekiroğlu’na aittir. “ Güzide Sabri İmajı “ Dergah, S..24-25-26- ( Şubat Mart- Nisan 1992)

Eserleri :

Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi( yedi defa basıldı ve Ermenice tercüme edildi.)(1905) Yaban Gülü(1926). Nedret(1922) Hüsran(1928) Hicran Gecesi(1937)  Gecenin Sırrı(1938)  Nejla(1941) Mazinin Sesi(1944)roman yazarı olarak tanınan ve en çok Münevver, Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi, Nedret

Hakkında Kaynakça

Canpolat-Yanardağ, Müge. “İlk Kadın ‘Aşk ve Karasevda’ Yazarımız Güzide Sabri ve Aşk Anlayışı.” Virgül. Sayı: 128. Mayıs-Haziran 2009.
Coşkun, Betül. “Türk Modernleşmesini Kadın Romanları Üzerinden Okumak.” Turkish Studies. 5/4 Fall (2010): 930-964.
Doğan, Abide. “Güzide Sabri Aygün”. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1993.
Güneş, Aslı. “Kemalist Modernleşmenin Adab-ı Muaşeret Romanları: Popüler Aşk Anlatıları”. Yüksek Lisans Tezi. Bilkent Üniversitesi, Ankara, 2005.
İleri, Selim. “Keder Veren Siyah Elbiseler İçinde.” Zaman. 21 Temmuz 2007.
—. “Soğuk Karlı Bir Gecede.” Radikal Kitap. 29 Temmuz 2011.
Karaca, Şahika. “Güzide Sabri Aygün: Hayatı, Sanatı ve Türk Edebiyatındaki Yeri Üzerine Bir İnceleme-Araştırma.” Yüksek Lisans Tezi. Erciyes Üniversitesi, Konya, 2004.
Necatigil, Behçet. Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü. İstanbul: Varlık, 2004.
Özçelik, Nalan. “Güzide Sabri’nin Romanlarında Kadın ve Aile.” Yüksek Lisans Tezi. Marmara Üniversitesi, Türkiyat Enstitüsü, İstanbul, 2002.
Özher-Koç, Sema. “Hikaye ve Romanlarıyla Güzide Sabri.” Yüksek Lisans Tezi. Fırat Üniversitesi, Elazığ, 2001.
Yazar, Mehmet Behçet. Edebiyatçılar Âlemi-Edebiyatımızın Unutulan Simaları. Yay. Haz. Mustafa Everdi. Ankara: 21. Yüzyıl Yay., 1999.

Kaynak (https://edebiyatvesanatakademisi.com/cumhuriyet-donemi-romancilarimiz/gu…)

Münevver Hakkında

Münevver’i aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz:

http://tefrikaokumalar.blogspot.com/search/label/Münevver

Programımız hakkında Soru ve önerileriniz içinTwitterFacebook 

14:30 – 15:30 Notalarla Sohbet / Zerhan Gökpınar / Açıklamalı ve karşılaştırmalı bir klasik müzik programı

Notalarla Sohbet – Zerhan Gökpınar

***

Bugün Notalarla Sohbet programımızda her nota mum yakıp aydınlatıyor ortalığı, saat 14.30/94.9 Açık Radyo’dayız, bekleriz🎶🎤🎧
www.acikradyo.com.tr

Fotoğraf açıklaması yok.

15:30 – 16:30 Hukuk Güvenliği (Yeni program) / Hazırlayanlar: Bahri Belen ve Aynur Tuncel

hukukguvenligi20190926

Hukuk güvenliğinin enine boyuna konuşulduğu programın sürekli konuğu Aynur Tuncel bu yayın döneminde aslî programcı kadrosuna dahil oldu.

16:30 – 17:00 Toplumsal Dönüşümde Sosyal Grişimcilik / Hülya Denizalp ve Ayzen Atalay Durmuşoğlu

sosyalgirisimcilik20190926

sosyalgirisimci-lik.blogspot.com/

facebook.com/pages/Toplumsal-dönüşüm için Sosyal Girişimcilik-(Social Entrepreneurship)

http://hulyadenizalp.net/

hulyadenizalp.net/radyo-programlari/

Fotoğraf açıklaması yok.
Hulya DenizalpAçik Radyo‘da.

2002 yılında
@acikradyo da başladığım “Gönüllülük ve Sosyal Sorumluluk Programı,
2010 yılından itibaren🎙️🎧🎙️🎧 #Toplumsaldönüşümiçinsosyalgirişimcilik olarak devam etmektedir.

📻 2019 yılından itibaren radyo programımın kayıtları
#hulyadenizalp.net e yüklenmektedir.
🔊🔊🔊🔊🔊🔊🔊Daha önceki yayınları ise
http://sosyalgirisimcilik.biz/ den dinleyebilirsiniz.

 

***

Açık Radyo’da 26 Eylül 2019 Perşembe günü saat 16.30 Toplumsal Dönüşüm için Sosyal Girişimcilik programının konukları Hüsnü Özyeğin Vakfı ve Özyeğin Üniversitesi ‘nin düzenlediği Yerel ve Kırsal Kalkınma Sertifika Programı katılımcıları ;
Abdullah Çiçek / Doğu Anadolu kalkınma ajansı
Adnan Tuzcu / Karacadağ kalkınma ajansı
Merve Ertekin / Anagold
Merve Renan Türkkulu / Kızılay,
ve Murat Bayramoğlu, Ahmet Murat Fiş, Uygar Özesmi.

Programı 94.9 fm den veya http://acikradyo.com.tr dinleyebilirsiniz ÖNEMLİ NOT: Programı saat 16.30 da dinleyemezseniz, kaydına daha sonraki günlerde http://hulyadenizalp.net/radyo-programlari ve/ya Facebook/Toplumsaldönüşümiçinsosyalgirişimcilik sayfasından ulaşabilirsiniz.. _

Görüntünün olası içeriği: 7 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar ve iç mekan

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Ceyhan Usanmaz, Berna Kaytaz, Jak Kohen,Levent Öget ve Harun İzer

facebook.com/pages

dunyanincazi-loget.blogspot.com/

***

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi

Levent Öget

DÜNYANIN CAZI-AÇIK RADYO 94.9 FM – Perşembe-17:00/18:00 (canlı)
Hazırlayan ve Sunan: Levent Öget

Chris Minh Doky
Courtney Pine
John Patitucci
Trevor Watts
Famoudou Don Moye
Joseph Jarman
Greg Osby
Bheki Mseleku
Mike Stern
Adam Rogers
Eric Harland
Jason Moran
Jim Beard
Tarus Mateen
Gary Crosby
Cymin Samawatie

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20190926

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 26 Eylül 2019

27 Eylül 2019
Fotoğraf: Yeşil Gazete

Yunuslara Özgürlük Platformu’nun 2014’te Çevre Komisyonu’nda reddedilen yunus parkları ve hayvanlı sirklerin yasaklanması talebi, beş yıl sonra diğer pek çok konu başlığıyla birlikte bu kez bu komisyonca değerlendirilecek.

Birleşmiş Milletler İklim Eylem Zirvesi önemli duyurulara sahne oldu. Devlet liderleri ve özel sektör temsilcilerinin iklim eylemi hakkındaki duyurular yaptığı zirveye damgasını vuran ise Greta Thunberg’in liderleri harekete çağıran akılcı ve duygusal haykırışı oldu. Zirve’de somut eylem ortaya koymadığı için söz alamayan Donald Trump da Greta’yı dinleyenler arasındaydı. Zirve’de iklim eylemi konusunda önemli somut duyurular da yapıldı: Rusya, Paris Anlaşması’nı onayladığını zirvede açıkladı. Bu duyuru ile birlikte G20 üyeleri içinde Paris Anlaşması’na taraf olmayan tek ülke kaldı: Türkiye. Zirve sonu itibari ile resmi olarak 66 ülke sıfır emisyon hedefi üzerine çalışıyor. 59 ülke ise iklim planlarını kesin olarak 2020 sonuna kadar açıklayacak. İklim eylem planın dışında da ülkeler özellikle kömür  ve yenilenebilir enerji konusunda önemli duyurular yaptı. Yunanistan, 2028 yılı itibari ile ülkedeki tüm linyit kömürü santrallerini kapatacağını açıkladı. Yunanistan’daki mevcut toplam kurulu gücün yaklaşık dörtte birini linyit santralleri oluşturuyor. Hindistan ise 450 GW’lık güneş enerjisi santralı kuracağını ilan etti. Almanya, daha önce açıkladığı 2038’e kadar kömürlü termik santralleri kapatma planını yineledi ve Kömür Sonrası Enerji Küresel İttifakı’na katıldığını açıkladı. Böylelikle ittifakın üye sayısı 91’e ulaştı. İklim eyleminin finansmanı için kritik öneme sahip Yeşil İklim Fonu hakkında da önemli duyurular yapıldı. Fona, 8 ülke toplamda 1.5 milyar dolar daha kaynak aktaracağını açıkladı. Fransa, katkısını ikiye çıkaracağını açıkladı. Birleşik Krallık yaptığı kalkınma desteklerinden iklim eylemine vereceği katkıyı iki katına çıkardığını ve iklim değişikliği ile mücadele için araştırma geliştirme bütçesini ise 1 milyar dolara çıkardığını açıkladı. 35 trilyonluk değere sahip 100 banka, 1.5 dereceye uyumlu iklim hedefi koyduğunu açıkladı. Aynı şekilde 2.4 trilyonu yöneten 87 varlık şirketi de 1.5 derece uyumlu iş planlarını hayata geçiriyor. Zirve’de Türkiye ise özellikle ulaşım alanında önemli adımlar yapacağına dair açıklamalarda bulunurken, Paris Anlaşması’nın onay sürecine dair her hangi bir açıklama gelmedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, trafikteki seragazı salımını düşürmek için demiryolu taşımacılığında katedilen mesafe hakkında bilgi verdi hızlı tren hatlarının önümüzdeki 5 yılda 5 bin 600 kilometreye ulaşacağını söyledi. Zirve’nin kapanışında konuşan Antonio Guterres “Bu zirvede önemli ilerleme kaydedildi, ancak gidecek daha çok yolumuz var. Ülkelerden ve şirketlerin daha fazla iklim eylemi yapması gerekiyor. Ülkelere daha önce söylediğimi yineliyorum: 2020 sonrasında hiçbir yeni kömür santralı yapılmamalı” diyerek sözlerini noktaladı.

 

Britanya’nın en önemli hukukçularından Michael Mansfield hükümetlerin, doğayı yasal olmayan bir şekilde yok etmesine karşı daha sıkı yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğine inanıyor ve gelecekte et yemenin de yasaklanabileceğini söylüyor. Mansfield, bir zamanlar, kapalı alanda sigara içmek gibi, olağan sayılan durumların artık yasaklandığını söylüyor. Mansfield, et yemenin bir doğa katliamı olarak sayılması önerisini İşçi Partisi konferansında açıkladı. Mansfield, “Biliyoruz ki dünyadaki en büyük 3000 şirket, et ve süt ürünleri üretimiyle gezegene 1.5 trilyon poundluk zarar veriyor. Biliyoruz çünkü Birleşmiş Milletler söyledi. Et yemenin gezegene verdiği zarara baktığımızda gelecekte bir gün etin yasaklanacağı fikri akıl almaz değil” dedi. Mevcut küresel seragazı emisyonlarının %25’i tarımdan; %25’in %80’i de et üretimi için hayvan yetiştiriciliğinden kaynaklanıyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün verilerine göre hayvan yemi için yetiştirilen soya, mısır gibi ürünler; su kullanımı, ormansızlaştırma, etin taşınması ve ihracatında kullanılan petrol gibi bütün süreçler, insan kaynaklı seragazı salımlarının %18’inden sorumlu. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin Ağustos ayında yayımlanan “İklim Değişikliği ve Arazi Özel Raporu’na” göre yem üretimi için ormansızlaştırılan alan ve hayvanların kaynaklı metan emisyonu nedeniyle, kırmızı etin seragazı emisyon oranı çok yüksek. Rapor, bu nedenle daha çok sebze, tahıl, meyve ve kuruyemişin yendiği bir beslenme şekline küresel olarak geçilmesi gerektiğinin altını çiziyor.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılması planlanan değişikliklere dair raporlarını sonlandırmak için bu hafta yeniden toplanıyor. Yunuslara Özgürlük Platformu’nun 2014’te Çevre Komisyonu’nda reddedilen yunus parkları ve hayvanlı sirklerin yasaklanması talebi, beş yıl sonra diğer pek çok konu başlığıyla birlikte bu kez bu komisyonca değerlendirilecek. Komisyon üyelerinin hazırlayacağı rapor 4 Ekim’de kamuoyuyla paylaşılacak.

 

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Av. Mahmut Tanal, Çankırı’nın Orta ilçesine bağlı Büğdüz köyünde diatomit madeni arayan İsviçre merkezli maden şirketi yetkililerinin yanı sıra ilgili bakanlıklar, mülki idare yetkilileri ve belediye yetkilileri hakkında Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Tanal, suç duyurusu dilekçesinde, maden şirketinin, bölgenin yaşam kaynağı Devrez Çayı’nın yanı başındaki noktada faaliyetlerini tamamladıktan sonra ihale öncesi taahhüt ettiği ıslah çalışmalarını yürütmediği, maden sahasını kapatmadan arkada büyük bir çukur, enkaz ve doğa yıkımı bıraktığını dile getirdi. Tanal, maden arama faaliyeti sonrasında maden aranan bölgenin rehabilite edilerek tekrar doğaya kazandırılmasının sadece şirketin bakanlığa yazılı taahhüdü değil, aynı zamanda güncel mevzuatın da bir gereği olduğunu söyledi.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

depremokantuysuzrec.26092019

geadepremlebirlikteyasamhatirlatma/page/n13

***

26 Eylül 2019 Silivri Depremi’ni Okan Tüysüz’le konuşuyoruz.

***

Prof. Dr. Okan Tüysüz’le söyleşi: İstanbul depremi

26 Eylül 2019
Fotoğraf: Twitter

Kandilli Rasathanesi’nin verilerine göre, Silivri açıklarında 5.7 şiddettinde yaşanan depremi İstanbul Teknik Üniversitesi emekli Öğretim Üyesi Yerbilimci Prof. Dr. Okan Tüysüz ile konuştuk.

Silivri açıklarında 13:59’da gerçekleşen depremle ilgili Tüysüz şunları kaydetti: “Ana Fay kırılmadı. Bugünkü deprem sıkışmalı ters bir faydı. Boyu tahminen 15 km olan bir fay kırıldı. Bu beklenen büyük İstanbul Depremi’nin öncüsüdür, denilemez. Hiçbir biliminsanı bunu söyleyemez. Ama 1600 km’lik Kuzey Anadolu Fayı’nda (Bingöl-Yunanistan arası) ciddi stres birikimi olduğunu söyleyebiliriz. Bu depremler de bunun göstergesi.”

***

Prof. Dr. Okan Tüysüz’le söyleşi: İstanbul depremi

28 Eylül 2019
Fotoğraf: Twitter

İstanbul Teknik Üniversitesi emekli Öğretim Üyesi Yerbilimci Prof. Dr. Okan Tüysüz ile konuştuk.

Didem Gençtürk: Merhaba, bu akşam için özel bir dosya hazırladık, bugün yaşanan 13:59’da kent genelinde hissedilen şiddetli bir deprem yaşadık malumunuz. Bununla ilgili olarak 20 yıldır deprem peşinde koşan programcımız sevgili Gürhan Ertür İstanbul Teknik Üniversitesi emekli öğretim üyesi yer bilimci Okan Tüysüz’le görüştü, şimdi bu kaydı dinliyoruz.

 

Gürhan Ertür: Telefon hattımızda Okan Tüysüz hocamız var kendisi şu anda, hocam merhabalar.

 

Okan Tüysüz: Merhabalar, iyi yayınlar diliyorum.

 

Gürhan Ertür: Sağ olunuz hocam! Evet bu son depremi siz İstanbul’da yaşadınız ve hemen arkasından uçakla Van’a gittiniz. Bu deprem hakkında verebileceğiniz bilgileri alabilir miyiz? Kandilli, AFAD, USGS ve Avrupa Akdeniz Sismoloji Merkezi, hepsi de aynı büyüklüğü veriyor, 5.7 büyüklüğünden bir depremden bahsediyor. Derinlik olarak farklı bilgiler var, 7 km, 12.3 km ve 20 km gibi. Sizden bilgileri rica ediyoruz hocam.

 

Okan Tüysüz: Ben havaalanındaydım, o nedenle de son 1-2 saatteki gelişmeleri bilmiyorum ama o son 1-2 saatin öncesindeki bildiklerimi sıralamaya çalışayım.

 

Gürhan Ertür: Lütfen.

 

Okan Tüysüz: Depremin olduğu yer orta Marmara çukurluğu, büyüklüğü söylediğiniz gibi 5.6 ile 5.8 arasındaki değerler olarak veriliyor. Diofon adında Fransızların kurmuş olduğu bir sismik istasyon var, son derece güvenilir bir istasyondur, onların yaptığı fay çözümünde de bu depremin bir ters fay tarafından yaratıldığı görülüyor. Bildiğiniz gibi Marmara denizi içerisinde olacak depremi biz kuzey Anadolu üzerinde bekliyoruz, büyük depremi ve bunu 20 yıldır da konuşuyoruz.

 

Gürhan Ertür: Bu Karadeniz’e paralel olarak uzanan fay hattı?

 

Okan Tüysüz: Evet Bingöl’den, Karlıova’dan gelip Marmara denizi içerisinden geçip Saroz körfezinden Yunanistan’a uzanan 1600 km’lik bir fay. Bu sağ yönlü doğrusal atımlı bir fay, bu ne demek? Yani bir fay bloku üzerinde durduğumuzda karşıdaki blokta sağa doğru yanal olarak hareket ediyor, aşağı ya da yukarı doğru çok inmeksizin, çıkmaksızın. Oysa ki bugün olan depreme baktığımız zaman bu sıkışmalı ters fay dediğimiz bir fay türü. Yani fayın bir blokunun diğerinin üstüne doğru çıktığı nitelikte bir fay.

 

Gürhan Ertür: Yani bu 1600 km.’lik fayda olan bir deprem değil değil mi?

 

Okan Tüysüz: Değil, şöyle ki bu fay aslında tek bir faydan değil, kendi içerisinde çok sayıda faydan oluşan bir sistem, bir zone, bu zone’un içerisinde bir ters faydan oluşan bir deprem olarak görülüyor. Muhtemelen 10-15 km. boyunda olması ürettiği depreme bakıldığı zaman bu civarda bir fayın kırıldığını ve bu depremi ürettiğini gösteriyor. Arkasından da 1 saat kadar 15 kadar artçı deprem olmuş, sanıyorum bu saatte biraz daha artmıştır.

 

Gürhan Ertür: Evet arttı hocam.

 

Okan Tüysüz: Dolayısıyla bize söyleyeceği şeyler, bir, ana fay kırılmadı, ana fay üzerinde değil, iki, ana fayda gerçekten önemli oranda bir stres birikimi var, bu zone içerisinde bir stres birikimi var, bu da geçen yaşadığımız 4.6 ya da bugün yaşadığımız 5.8 gibi depremler üretiyor. Tabii herkes şu anda bunun bir öncü olduğu sorusunu soruyor genel olarak.

 

Gürhan Ertür: Doğru.

 

Okan Tüysüz: İnsanların ‘gene öncü oldu, hemen sokağa çıkalım, arkasından artçı da gelsin ve bu işten kurtulalım’ ama maalesef yer bilimlerin hiçbir dalı bize böyle bir imkan sağlamıyor. Yani ‘bu deprem oldu öncüdür, arkasından büyük bir deprem gelecek’ diye bunu net bir şekilde hiçbir bilim insanının söyleme imkanı yok.

 

Gürhan Ertür: Bu son derece önemli bir bilgi tabii.

 

Okan Tüysüz: Ama büyük bir deprem olmaz mı? Büyük bir depremi biz zaten 20 yıldır bekliyoruz, bu kısa sürede olabileceği gibi çok uzun süreler olmaksızın da bekleyebilir. Çünkü geçmiş örneklere bakıyoruz, geçmiş örneklerde bir fay üzerinde hep böyle sabit aralıklar deprem gelişmiyor, bazen 200 yılda bir, bazen 250 yılda bir, bazen 300 yılda bir geçiyor. Dolayısıyla hemen büyük deprem beklentisine girmemek ama 20 yıldır söylediğimizi bir defa daha tekrar edeyim mutlaka depreme hazır olmak gerekiyor. Bu yaşadığımız 2 deprem de kanaatimce bu konuda bize en önemli detayı veren iki olay olmuştur.

 

Gürhan Ertür: Evet. Bu 4.7 ile 4.9 arası büyüklük verilen çeşitli kaynaklar tarafından deprem konusuna da geri dönersek, bu deprem ana fay hattında mı gerçekleşmişti?

 

Okan Tüysüz: Hayır, onda da bir bindirme bileşeni vardı, o da buna çok yakındı, o da orta Marmara çukurunun doğu ucunda idi. Bu biraz daha onun doğusunda ve bindirme bileşeni çok bariz. Öncekinde doğrusal atım ama az bir bindirmesi olan bir depremdi, şimdiki saf bir bindirme fayı şeklinde gerçekleşti.

 

Gürhan Ertür: Bindirme bileşimi derken bu bahsettiğimiz iki fay da Karadeniz’e dik açıda olan faylar mıdır hocam?

 

Okan Tüysüz: Hayır, bunlar Marmara denizinin uzun eksenine paralel, doğu-batı, biraz kuzeydoğu-güneybatı uzanan faylardır.

 

Gürhan Ertür: Ama boyları kısa, 10-15 km. büyüklüğünde, bu nedenle de bu hatlarda büyük bir deprem beklemiyorsunuz denebilir mi?

 

Okan Tüysüz: Şimdi bu olan noktalarda beklemiyorum ama ona çok yakın kuzey Anadolu fayı ana kolu var, kolları üzerinde zaten 20 senedir deprem beklentisi var. Bu olabilir ama ne zaman olabilir? Bunun zamanını söylemek mümkün değil, belki 20 sene sonra belki 2 gün sonra, belki de 50 sene sonra.

Gürhan Ertür: Belki de biraz sonra! Peki hocam, ana hatta ciddi bir stres olduğunu, birikinti olduğunu bildirdiniz, bu bilginin kaynağı gene Marmara denizinin dibine yerleştirilmiş olan sismoloji cihazlarında mıdır?

 

Okan Tüysüz: Evet, onlardan da gelen bilgiler var, 17 Ağustos 99’un aktarmış olduğu stres konusunda çalışmalar var, yani aşağı yukarı yapılan çalışmaların çok önemli bir kısmı Marmara’da stres birikiminin aşağı yukarı 766 depreminde bu yana olduğunu ve özellikle 17 Ağustos 99’dan sonra da bunun arttığını gösteriyor. Yapılan çalışmalar da büyük ölçüde bu 17 Ağustos’tan sonra söylenenleri doğrular nitelikte.

 

Gürhan Ertür: Siz bir konuşmanızda diyorsunuz ki “4.5’luk depremden 31 tane olursa 5.5’lik depremi 1000 tane olursa 6.5’luk depremi engeller” ama bu belirtmiş olduğunuz bindirme bileşimi fayların böyle bir etkisi olur mu? Diyelim ki bunlardan

 

Okan Tüysüz: Hayır. Bir de şunu bekliyor insanlar, küçük küçük depremler olsun, ondan sonra büyük depremi önlesin.

 

Gürhan Ertür: Stres boşalsın.

 

Okan Tüysüz: Öyle değil, çünkü depremlerin büyüklüğü logaritmik artıyor, yani 2 büyüklüğündeki bir deprem 3 büyüklüğündekinin 1/31’i kadardır ama 4 büyüklüğündeki bir deprem 1/1000 kadar, 5 büyüklüğüne geldiğiniz zaman gene 31’le çarpmanız lazım, 31 bin üstü oluyor. Yani stresi küçük depremlerle boşalttığı zaman fayda deprem olmayacak denemez.

 

Gürhan Ertür: Bu bir efsaneden ibaret!

 

Okan Tüysüz: Evet.

 

Gürhan Ertür: Peki hocam, önümüzdeki günlerde gene benzer faylarda bir takım aktiviteler bekleniyor mu, gene yapılan kayıtlardan hareketle böyle bir tespitiniz var mı?

 

Okan Tüysüz: Bu bölgede başka kırıklar olabilir, başka depremcikler ya da orta büyüklüğe varan depremler olabilir ama bu konuda net bir şey söylemek mümkün değil. Biraz depremlerin gidişatını izlemek gerekiyor.

 

Gürhan Ertür: Bu önümüzdeki 1-2 günün bu açıdan önemli olduğunu siz tekrarlıyorsunuz. Çünkü 4.7’lik depremde de aynı değerlendirmeyi yapmıştınız değil mi?

 

Okan Tüysüz: Evet, yani şöyle bir şey oluyor, deprem olduğu anda bizim telefonlarımız çalmaya başlıyor, nerede oldu, nasıl oldu? Hemen bilgi veriyoruz, bazen yanılma payımız da fazla oluyor. Asıl yapılması gereken elbette önce fay çözümünü beklemek, hangi fay bu depremi üretti, sonra bu depremin seyri nasıl gidiyor? Onu görmek, ondan sonra açıklama yapmak ama kamuoyunun buna pek sabrı yok, o nedenle bizim de hızlı açıklamalar yapmamız gerekiyor. Hızla açıklamalar yapınca da bazen yanılıyoruz. İnsanların da bilgiye ihtiyacı var, eldeki mevcut verilerle bir şeyler söylemek zorundayız ama bilgiler zaman içerisinde arttıkça elbette daha doğru, daha yere basan bilgilere ulaşma şansına ve daha tatmin edici yorumlara ulaşma şansına sahip oluyoruz.

 

Gürhan Ertür: Evet bu orta Marmara bölgesinde gerçekleşen son iki depremle ilgili elle tutulabilir daha kapsamlı bilgilere kaç gün içinde ulaşırız hocam?

 

Okan Tüysüz: En önemli şeylerden biri fay çözümü, fayın nasıl kırıldığı, ne tür bir fayın depremi ürettiği? Bu yapıldığında özellikle 5’in üzerindeki depremler için oldukça kesin yapılabiliyor ama deprem boyutu küçüldükçe bu zaman alıyor ve bazen de çok doğru çözümlere ulaşamayabiliyoruz. Bu birkaç saatlik bir çalışmanın sonunda ortaya çıkıyor, onun sonrasında ise olan artçıların nerede dağıldığı, hangi büyüklükte olduğu, hangi … gösterdiği gibi bir takım parametrelere bakmamız gerekiyor ki bu da zaman istiyor, birkaç günlük, bazen daha uzun, hatta yıllar süren araştırmalar bile yapılabiliyor.

 

Gürhan Ertür: Bir şansımız var ki artık Marmara denizinin dibinde ölçüm cihazları var, ayrıca GPS’lerle de bazı bilgilere ulaşmak mümkün değil mi?

 

Okan Tüysüz: Tabii Marmara şu anda çok iyi bilinen bir deniz, üzerinde ulusal ve uluslararası çok çalışma yapıldı, özellikle 17 Ağustos’tan sonra uluslararası camianın çok ciddi destekleri oldu buradaki çalışmalara, Fransızların, Japonların, İtalyanların. Onlarla Marmara denizini büyük ölçüde biliyoruz, bu konuda çok fazla yayın yapıldı, o yayınlardan da takip edip nerede fay var, nerede GPS ölçümleri nasıl, deprem olasılıkları nedir, hatta bizim İTÜ’den ve Fransa’dan fayın üzerine inip doğrudan gözlem yapmışlardı, fayın üzerindeki gaz çıkışlarını araştırmışlardı.

 

Gürhan Ertür: Evet hatırlıyoruz.

 

Okan Tüysüz: Büyük ölçüde iyi bilinen bir bölge olduğunu söyleyebiliriz Marmara’nın.

 

Gürhan Ertür: Ne zaman dönüyorsunuz hocam Van’dan?

 

Okan Tüysüz: Ben yarın akşam döneceğim.

Gürhan Ertür: Önümüzdeki günlerde de sizden bilgi almak mümkün olabilecek ama sizin son cümlenizi ben kestim, kusura bakmayın, lütfen tamamlayalım.

 

Okan Tüysüz: Rica ederim. Marmara’da artık büyük ölçüde bilgi var ama bilimsel çalışmanın sonu yok, yani biz Marmara’yı öğrendik bitti, orayı öğrendik bitti diye bir şey yok. Çalışmanın sonu yok. Bakarsınız hiç bilmediğiniz bir fay ortaya çıkabilir. Bakın şu anda bulunduğum Van’da 2011’deki deprem olmadan önce fay haritalarında bu depremi oluşturan fay yoktu. O esnadaki fay haritalarında görülmeyen bir faydı bu, 2011 depremiyle ortaya çıktı. Yani bilimsel çalışma bitmiyor, bu hep sürecek.

 

Gürhan Ertür: Ama şunu çok net olarak söyleyebiliriz, gerekli miktarda hatta fazlasıyla bilimsel çalışma var, yeter ki biz önlem almaya kalkışalım, bunun için harekete geçelim.

 

Okan Tüysüz: Tabii, en önemli olan şey önlem almak, önlem alınmazsa yapılan bilimsel çalışmaların sadece bilim camiası açısından önemi var, insan hayatına bunlar yansımıyor, insan hayatına, yaşayan kişilere, özellikle Türkiye’nin her tarafı için bunu söylemek mümkün. Önemli olan depremin hasar vermesini önlemek ya da en aza indirmek ve bu konudaki tedbirlerin alınması.

 

Gürhan Ertür: Hocam size çok çok teşekkür ederiz, size kolaylıklar diliyoruz, döndüğünüzde de tekrar görüşmek üzere hoşça kalın!

 

Okan Tüysüz: Çok sağ olun.

 

Gürhan Ertür: Evet telefon hattımızda Prof. Dr. Okan Tüysüz hocamız vardı, kendisiyle bugün saat 13:59’da gerçekleşen 5.7 büyüklüğündeki orta Marmara bölgesinde gerçekleşen depreme ilişkin bilgileri konuştuk.

Açık Dergi Perşembe Melis Behlil ile Sinemalardan

Açık Dergi Perşembe Beraber ve Solo Ahkâmlar (Açık Dergi’de yeni köşe) / 15 günde bir / Hazırlayanlar: Seyit Ali, Turgut Yüksel ve ve Mehmet Kekik

Farklı disiplinlerden 3 insanın müzik dinleme serüvenleri.

Açık Dergi Perşembe Sarı Tuğlalı Yol / Zeynep Arıca ve Burak Dinler / Müzikal Tiyatro’da bir gezinti

Müzikal tiyatro tarihinden klasikler hem ses kayıtları hem de sahne notlarıyla bu yayın dönemi Açık Dergi’de. Eski programcımız Zeynep Arıca’nın yanına sahne arkadaşı Burak Dinler’i alıp sunacağı Sarı Tuğlalı Yol’da amatör ve profesyonel müzik grupları da zaman zaman yayına konuk oluyor.

Açık Dergi Perşembe Fransız Öpücüğü (Gün ve saat değişikliği) / Hazırlayan: Devrim Özkan

Şansonların ötesinde çağdaş Fransızca müzik programı Fransız Öpücüğü bu yayın döneminde on beş günde bir, üstelik bir saatlik formatıyla Açık Dergi’de bizlerle. Devrim Özkan, özel profilleri ve muhtelif anekdotlarıyla güncel müziğin Fransızcasına bakmayı sürdürüyor.

Twitter.com/Fransız Öpücüğü

19:00 İklim Acil

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.

20:00 – 21:00 Caz Orkestrası / Hülya Tunçağ / Dünden bugüne büyük caz / orkestraları

21:00 – 22:00 Sosyal Müzik (Yeni program) / Hazırlayanlar: Gonca Açıkalın, Sina Hakman)

acikradyo.com.tr/program/sosyal-muzik

“Caz ve cazdan etkilenen müzikler” şiarıyla yola çıkan programda, caz müziğine, cazla ilişkili ya da ondan esinlenip etkilenmiş müziklere yer veriliyor.

***

26 Eylül 2019 – McCartney

26 Eylül 2019

Nisan ayında Lennon parçalarının caz yorumlarını çaldığımız bir program yapmıştık. Şimdi sırada McCartney parçalarının caz yorumlarında…

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Albüm Adı Süre
Renee Rosnes
With A Little Help From My Friends
Art & Soul
6:19
Jeff Beck
A Day In The Life
Performing This Week… Live at Ronnie Scott’s
4:46
Avishai Cohen
For No One
1970
3:14
Brad Mehldau Trio
And I Love Her
Blues and Ballads
9:25
Madeleine Peyroux
Martha, My Dear
Standing On The Rooftop
2:32
Beatle Jazz
Here, There and Everywhere
Another Bite of the Apple
5:33
Take 6
Got To Get You Into My Life
Iconic
3:57
22:00 Falan: Freeform Freakout (Yeni program) / Hazırlayan: Clint Willey

Kick Out The Jams programıyla Amerika’nın çığır açan müzisenlerini ele alan Clint Willey bu yayın dönemi funk kanallarında ve farklı sadaların zengin çeşit âleminde bir keşif gezisine çıkıyor.

23:00 – 24:00 Stalker / Fatih Rağbet ve Yıldırım Arıcı / Herkesin ve hiçkimsenin programı

stalkeracikradyo.blogspot.com/

24:00 – 01:00 Kılavuz / Bahadır Dilbaz / Türler arası

   bahadirdilbaz.blogspot.com/

01:00 İklim Acil

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 48. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 49. Yayın Dönemi: 6 Mayıs 2019 – 3 Kasım 2019 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/9/24

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_25-09-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Parlak bir geleceğe umutla bakan, çok mutlu genç kız.”

İklim aktivisti 16 yaşındaki Greta Thunberg, Twitter hesabı profilini Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın “alay etme” maksadıyla kendisini tanımladığı sözlerle güncelledi: “Parlak bir geleceğe umutla bakan, çok mutlu bir genç kıza benziyor. Bunu görmek öyle güzel ki.” (@realDonaldTrump/@gretathunberg)

Görüntünün olası içeriği: 6 kişi, ayakta duran insanlar ve takım elbise

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Nereye Doğru: Cengiz Aktar’la Geleceğe Bakışlar

nereyedogru20190925

Nereye Doğru kayıt arşivi

09.30 – 10:00 50. Yılında 68 Devrimi (Açık Gazete’de yeni köşe) / Tarih Vakfı’nın katkılarıyla

30. yılını bir sergi, 40. yılını ise 6 dakika 8 saniyelik bir dizi program ile andığımız 68’in, 50. yaşını de es geçmiyoruz. Tarih Vakfı’nın katkılarıyla 68 Devrimini enine boyuna konuşuyoruz.

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Açık Yeşil / Ümit Şahin ve Ömer Madra / Hayatın, politikanın ve sokağın çevre ekoloji gündemi

acikyesil20190925

Açık Yeşil kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Metropolitika / Aysim Türkmen, Korhan Gümüş ve ve Murat Güvenç / Kent ve kentlilik üzerine tartışmalar

metropolitika20190925

Metropolitika kayıt arşivi

12:00 – 12:55 Hipnopompia (Yeni program) / Algı dürten müzikler / Hazırlayan: Emirhan Arapoğlu

Açık Radyo’nun öğlen caz kuşağında algı dürten, cazdan elektroniğe geniş bir alanda gezen yeni bir müzik programı.

12:55 – 13:05 Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün üçüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Tuna’nın Beri Yanı / Muammer Ketencoğlu / Balkan ağırlıklı etnik müzik

muammerketencoglu.com/

tunaninberiyani.blogspot.com/

facebook.com/ketencoglumuammer

14:00 – 14:30 Türlerin Yaşam Hakkı / Işıl Karaelmas / Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey

turlerinyasamhakki25.09.2019rec24.09.2019

zz4

“Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey” şiarıyla yola çıkan program; Türkiye ve dünyadaki hayvan hakları gündeminden, etik veganlık anlayışına; hayvansal ürünleri tüketmeyi bırakmaktan, sokak hayvanlarına yardım etmeye kadar faydalı insan yaklaşımları ve pratikleri üzerine.

twitter.com.türlerin.yaşam.hakkı 

pictosee.com/turlerinyasamhakki/

***

 · 
turlerinyasamhakki. Bugün (25 Eylül Çarşamba) konuğum Uzm. Dr. Oğuzcan Kınıkoğlu ile yeni

Bugün (25 Eylül Çarşamba) konuğum Uzm. Dr. Oğuzcan Kınıkoğlu ile yeni kurulan Deneye Hayır Derneği çalışmalarını ve hayvan deneylerine karşı yürütülen mücadeleyi konuşuyoruz. . 🐀Hayvan deneyleri hangi alanlarda, hangi türler üzerinde yapılıyor? . . 🐁Tıp ve veterinerlik fakültelerinde hayvanlara eziyet etmeden okumak isteyen öğrenciler ne yapabilirler? . 🐇Hayvan deneylerine karşı nasıl bir mücadele yürütülebilir? . Saat 14.00’te 94.9 Açık Radyo’da. #hayvanözgürlüğü #animalliberation

14:30 – 15:30 Alla Turca / Ali Pınar ve Ersin Antep / Türkiye’den klâsik müzik yorumcuları ve bestakârları

www.facebook.com/alla.turca.5

instagram.com/allaturca2001/

***

zz19

Çarşamba #AllaTurca’nın konuğu piyanist #IrazYıldız#SonyClassical için #HowardGriffiths yönetiminde ORF Viyana Radyo Senfoni Orkestrası ile kaydettiği #FazılSay’ın #ChinaRhapsody adlı eseri üzerine konuşacağız.

zz9

Wednesday’s guest at #AllaTurca is pianist @irazyildiz! We will talk about her album of @fazilsay’s China Rhapsody with ORF Wien Radio Symphonieorchester led by Howard Griffiths recorded for @sony.classical@alipinarofficial @muzikbilim @acikradyo #klasikmüzik #classicalmusic #classicalmusicians #instamusic #instamusicians #instamusiciansdaily #instamoods #instamood #instagood

15:30 – 16:30 Altın Saatler / Nuray Aydınoğlu, Elvan Cantekin, Argun Yum ve Gürhan Ertür / 17 Ağustos’u unutma

altinsaatler20190925

Altın Saatler kayıt arşivi

16:30 – 17:00 Emeğin Gündemi / Ayşe Berna Uçarol ve Mustafa Eren / Fabrikalardan plazalara emekçilerin ortak sorunları ve örgütlenme deneyimleri

emegingundemi.blogspot.com/

emegingundemi.blogspot.com/search/label/aç1kradyo

16:30 – 17:00 Kentin Gizli Öyküleri (Yeni program, 15 günde 1) / Hazırlayan: Kenan Doğan

74kentingizlioykuleri25eylul2019

Olağan insan hikâyelerinin işlendiği programda her hafta bir konukla kendi yaşamını konuşuyoruz.

***

Antalya sokaklarında Düldül adını verdiği sepetli motosikleti ve köpeğiyle birlikte çöplerden karton toplarken bulduğu oyuncakları temizleyip onararak; oyuncağı olmayan çocuklara dağıtan bir garip adam Ali Çevik yaşam öyküsü ile bu hafta Kentin Gizli Öyküleri’nin konuğu.  Kentin Gizli Öyküleri, on beş günde bir Çarşamba günleri, 16.30’da, 94.9 Açık Radyo’da ve www.acikradyo.com.tr adresinde.

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / (Tekrar program) / Hazırlayan: Atilla Aksoy

Açık Radyo kurucularından, programcı dostumuz Atilla Aksoy’u yakın zaman önce kaybettik. Dünyanın Cazı programının ilk programcısı Aksoy’un 2004 yılında bu çerçevede hazırlayıp sunduğu programları 13 yılın ardından Çarşamba günleri 17.00’de tekrar yayınlıyoruz.

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20190925

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 25 Eylül 2019

26 Eylül 2019
Fotoğraf: Yeşil Gazete

Kazdağları‘nda bulunan Eybek Dağı’na yapılması planlanan Rüzgar Enerjisi Santrallerinin yanlış yere ve yanlış ölçekte yapıldığını savunan aktivistleri, Eybek Dağı’nın zirvesine doğru tırmanışa geçti. Zirvede pankartlarını açarak “Doğaya, İnsana, Bilime Özgürlük”, “Birleşe Birleşe Kazanacağız”, “Kadınlar Her Yerde, Mücadelede”, “Havama, Suyuma, Dağlarıma Dokunma” sloganları attı.

ABD’nin New York şehrinde düzenlenen Birleşmiş Milletler 74. Genel Kurulu BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in başkanlık ettiği İklim Değişikliği Zirvesi’nin açılışıyla başladı. Dünya liderlerine seslenen Guterres, “2050 yılına kadar müzakere etme zamanı değil, karbon salımını 2050’ye kadar sıfıra indirmek için harekete geçme zamanı” ifadelerini kullandı. İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg’in de dahil olduğu 16 çocuk, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu beş ülke hakkında iklim değişikliğiyle mücadele konusunda yeterli adımları atmadıkları gerekçesiyle BM’ye şikayette bulundu. BM’ye sunulan resmi şikayet dilekçesinde Türkiye’nin yanı sıra Fransa, Almanya, Brezilya ve Arjantin yer alıyor. Fosil yakıt kullanmadan yelkenli tekneyle Atlantik Okyanusu’nu geçerek New York’a gelen ve İklim Zirvesi’ne katılan İsveçli iklim aktivisti 16 yaşındaki Greta Thunberg, konuşmasında “Benim burada olmamam gerek, okyanusun ötesinde okulda olmam gerek. Sizler ne cesaretle bizden umut bekliyorsunuz. Boş sözlerinizle çocukluğumu ve hayallerimi çaldınız. Ben yine de şanslı çocuklardan biriyim. İnsanlar ölüyor, ekosistemimiz çöküyor, kitlesel yok oluşla karşı karşıyayız ama siz sadece para ve ekonomik büyümelerinizden bahsediyorsunuz” dedi. 

 

Güney Amerika ülkesi Şili’de on yıldır süren susuzluk sorunu, daha tehlikeli bir hale geliyor. Ülkedeki İklim Değişikliği Ofisi’ne göre son 10 yıl, ülkenin en kurak 10 yılıydı ve sorun daha da büyüyerek, nüfusun %70’inden fazlasını etkilemeye başladı. Ülke bu yıl 25. Taraflar Konferansı’na  ev sahipliği yapacak. Başkent Santiago’nun yaklaşık 60 kilometre kuzeyindeki kırsal Runge bölgesinin İçme Suyu Bakanı Sabina Martinez, “Bu yıl çok kurak geçti. Neredeyse hiç gerçek anlamda yağmur yağmadı. Bu hepimizi daha da fazla etkileyecek çünkü yaz geliyor. Yazın suya daha da fazla ihtiyacımız olacak” dedi. Greenpeace Şili sorumlularından Estefania Gonzalez, “Hükümet bu konuyu ciddiye almalı ve küresel iklim değişikliğine karşı adım atmalı. Aynı zamanda artık suya erişimi olmayan bölge insanlarını hesaba katarak, suya hâlâ erişebilenler açısından israfı önlemek için düzenlemeler yapmalı” dedi.

Türkiye Göller Yöresi’nin en önemli sulak alanlarından Burdur‘a bağlı Yeşilova ilçesinde başta flamingolar olmak üzere birçok kuş türüne ev sahipliği yapan Bayındır Gölü’nün ardından Yarışlı Gölü de kurudu. Sodyum fosfat, sodyum klorür ve sodyum sülfat açısından zengin olduğu için suları acı olan göl tamamen kuruduktan sonra çöle dönüştü. Lisinia Doğa Yaşam Alanı kurucusu Öztürk Sarıca, son yıllardaki küresel ısınma kaynaklı yağış azlığı ve aşırı sıcak havalar nedeniyle tamamen kuruduğunu söyledi. Öztürk Sarıca, “Özellikle flamingoların son dönemde kullanmaya başladığı alanlardan birisiydi. Akgöl’ün kuruması, Yarışlı Gölü’nün de kurumasıyla birlikte flamingoları artık sadece Burdur Gölü kenarında ve Acıgöl’de görmekteyiz. Özellikle küresel ısınma kaynaklı ve bu yıl anormal derecede yükselen hava sıcaklıkları ve yağış rejiminin çok düzensiz ve bölgenin ciddi anlamda yağış almıyor olması, sulak alanlarımızın hızla kurumasına neden oluyor” diye konuştu. Sarıca ayrıca şunları söyledi:  “Göller Bölgesi’ndeki büyükbaş hayvancılığın yoğunlaşarak devam etmesi, alternatif ürün modellerinin yaygınlaşmaması, küçükbaş hayvan ve susuz yetişen aromatik bitki üretiminin azlığı, ayrıca sulak alanlarımızın büyük kısmının etrafında yoğunlaşan mermer ocakları gibi sorunlar var” dedi.

Körfezli çevre aktivistleri Eybek Dağı’nda bir araya geldi. Kazdağları‘nda bulunan Eybek Dağı’na yapılması planlanan Rüzgar Enerjisi Santrallerinin yanlış yere ve yanlış ölçekte yapıldığını savunan aktivistler, protesto gösterisi gerçekleştirdi. 300’e yakın eylemci üç buçuk kilometre yürüyerek Eybek Orman Gözetleme Kulesi’ne ulaştı. Daha sonra yüzün üzerinde kişi, Eybek Dağı’nın zirvesine doğru tırmanışa geçti. Zirvede pankartlarını açarak “Doğaya, İnsana, Bilime Özgürlük”, “Birleşe Birleşe Kazanacağız”“Kadınlar Her Yerde, Mücadelede”, “Havama, Suyuma, Dağlarıma Dokunma” sloganları attı. Basın açıklamasında projenin bugüne kadarki ÇED süreci ve gelinen nokta hakkında bilgi verildi ve proje iptal edilene kadar mücadeleye devam edileceği ve “ÇED Olumlu” kararı verilmesi halinde kararın dava edileceği vurgulandı. Karaburun’da ve Çeşme’de mantar gibi biten RES’lerin bölgenin ekosistemine açtığı zararların ve bölge halkının şikayetlerine konu olan RES’lerin kuşlar, arılar, yarasalar ve insanlar üzerindeki etkilerine dikkat çekilen açıklamada, Eybek Dağı’na yapılmak istenen RES’lerin Eybek ekoosistemine olası etkileri anlatıldı. “Enerji açığımız var” söyleminin koca bir yalan olduğu belirtilen açıklamada, Türkiye’nin 80 bin Megawat’ın üzerinde kurulu gücünün olduğu, 2018’de bunun yalnızca 47 bin’inin kullanıldığı, önce kayıp kaçakların önlenmesi ve enerji tasarrufu ve verimliliği gibi önlemlerin alınması gerektiği belirtildi. Açıklamada, yenilenebilir olmasına rağmen yanlış yere, yanlış ölçekte yapılan RES’lerin sorgulanması gerektiği  ve ayrıca doğru yerde, doğru ölçekte yapılacak yenilenebilir enerji tesislerinin de yerel yönetimler ve halkın ortak olacağı kooperatifler eliyle yapılması ve enerjinin demokratikleştirilmesi gerektiği vurgulandı. Basın açıklamasından ardından Eybek’e çığlık olarak “Eybekte Yangın Varrrrr” diye kulaktan kulağa bağıran aktivistler, mücadeleye daha büyük kararlılıkla devam edeceklerini belirterek dağıldı.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Çarşamba Oyun Arası / Emre Gümüşer

Muhtelif tiyatro müziği örneklerine kulak atıp, oyunlar arası bir yolculuğa çıkıyoruz.

Açık Dergi Çarşamba 18:50 Tasarım Sözlüğü (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Muğlak Standartlar Enstitüsü

Muğlak Standartlar Enstitüsü’nün uzun süredir üstünde çalıştığı ve memlekete özgü tasarımsal terim ve icatların derlendiği müstesna Tasarım Sözlüğü’nün maddeleri Enstitü üyelerince her Çarşamba akşamı birer maddeyle radyoda seslendirilmeye başlıyor.

Açık Dergi Cuma Üçüncü Mekan  Kütüphaneler – Arşivler (Açık Dergi’de yeni köşe) ( 15 Günde 1) / Hazırlayan: Sevil Sarp

ucuncumekan20190925

Dergi’nin Sevil Sarp tarafından hazırlanıp sunulan bu yeni bölümünde 15 günde 1 İstanbul’da faaliyette bulunan bir kütüphaneye gidiyoruz. Kullanıcıların ve çalışanların konuk edildiği program şehrin kültür haritasına mütevazı ve fakat kendince önemli bir katkıda bulunmayı hedefliyor.

Açık Dergi 19:30 Tezahür (15 Günde 1) / Hazırlayan: Gülin Dede Tekin / İstanbul tiyatro hayatı üzerine gündelik konuşmalar

Tiyatro dünyasından haberler, röportajlar, yeni oyunlar, güncel meseleler. Artık Salı değil Çarşamba akşamları. Çıplak Ayaklarla Dans’la dönüşümlü.

Tezahür kayıt arşivi

Açık Dergi 19:30 Yerden Yüksek / Çocukların Mekân Algısı ve Mekânsal Hakları / Gizem Kıygı

Değişen kentsel ve kırsal mekânlarda çocuıkların mekânlarda nasıl varoldukları ve mekânı nasıl algıladıklarını ve bu konuda yapılan çalışmaları konuşuyoruz. Her bölümde bir araştırmacı-uzman konuk yayına eşlik ediyor.

instagram.com/yerden.yuksek94.9/?hl=tr

medium.com/yerdenyüksek

Açık Dergi Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı / Yıldırım Arıcı Anısına / Eser: Bilge Karasu / Okuyan: Eraslan Sağlam

metis izniyle. açık radyo prodüksiyon. / okuyan eraslan sağlam / müzik scaramouch

19:00 İklim Acil

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.  

20:00 – 21:00 Ay’da Caz (Yeni program) / Caz tarihinde bu ay / Hazırlayanlar: Nazlı Toprak ve Leyla Diana Gücük

Caz tarihinde o ay doğan-ölen müzisyenler, çıkan albümler, önemli olayların işlendiği bir caz programı

21:00 – 22:00 Alçak Basınç / Harun İzer / Popüler Kültürün kıyısında yeşeren alternatif yenilikçi müzik akımları

22:00 – 23:00 Ayın Karanlık Yüzü / Yosi Falay / Bir albüm

23:00 – 24:00 Caz Portreleri / Mustafa Aykın / Ayrıntılı caz tiplemeleri

24:00 – 01:00 Beton Orman / Da-Frogg Eyez /  Reggae, Dub ve alt türleri

8 yıl aradan sonra Beton Orman, Reggae, Dub ve alt türlerinin pozitif titreşimlerini yaymak için döndü.

01:00 İklim Acil

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 48. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 49. Yayın Dönemi: 6 Mayıs 2019 – 3 Kasım 2019 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/9/23

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Yeni Ufuklar (Yeniden program) / UNDP Türkiye

Her kış dönemi olduğu gibi BM UNDP Türkiye ofisinin hazırladığı Yeni Ufuklar bu  yayın döneminde geri dönüyor.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_24-09-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Bizi yüzüstü bırakıyorsunuz. Ama gençler sizin ihanetinizi görmeye başladı artık.

Bütün gelecek kuşakların gözleri sizin üzerinizde […] Dünya uyanıyor. Ve değişim geliyor – ister beğenin ister beğenmeyin.”

İklim aktivisti Greta Thunberg, BM iklim acil durumu zirvesinde Genel Kurul’da dünya liderlerine sesleniyor. (Guardian)

gretaninbmkonusmasibunecuret

***

Greta’nın BM Konuşması: “Bu Ne cüret?!”

Size mesajım şu: Gözümüz üzerinizde olacak! (Gülüşmeler, alkışlar).

Bu baştan aşağıya yanlış! Benim burada ne işim var? Okyanusun öbür yakasında okulda olmam gerekirdi. Oysa siz, biz gençlere gelip umutlanmak istiyorsunuz. Bu ne cüret?!

Ne cesaretle bizden umut bekliyorsunuz. Boş sözlerinizle hayallerimi ve çocukluğumu çaldınız. Ben yine de şanslı çocuklardan biriyim. İnsanlar ıstırap çekiyor, insanlar ölüyor, koca koca ekosistemler çöküyor; bir kitlesel yokoluşun eşiğindeyiz ve sizin tek konuştuğunuz şey para puldan, ebedi ekonomik büyüme masallarından ibaret! Bu ne cüret?! (alkış kıyamet!)

30 yıldır bilim billur berraklığında; peki siz başınızı başka tarafa çevirmeye nasıl cüret edersiniz?! Gerekli politikalar ve çözümler namına ortada hiçbir şey görünmezken buralara gelip yeterli çabayı gösterdiğinizi nasıl söylersiniz?

Bizi “işittiğinizi”, durumun aciliyetini kavradığınızı söylüyorsunuz. Ama ne kadar üzgün ve kızgın olsam da buna inanmak istemiyorum. Çünkü durumu tam olarak anladıysanız ve buna karşın harekete geçmemeye devam ediyorsanız, bu sizi şeytan yapar. Ve ben buna inanmayı reddediyorum. (alkışlar)

Emisyonları 10 yılda yarı yarıya azaltma yolundaki popüler fikir bize küresel ısınmayı endüstri çağı öncesine göre 1.5 C derecelik bir sıcaklık artışıylala sınırlı tutabilme şansımızın yüzde 50 olduğunu gösterir. İnsan kontrolünün ötesinde geri dönüşü olmayan zincirleme reaksiyonları başlatma konusunda yarı yarıya şans verir.

Yüzde 50 sizin için kabul edilebilir bir orandır belki. Ama bu rakamlar devrilme noktalarını, geri besleme döngülerinin çoğunu, zehirli hava kirlenmesinin gizlediği ekstra ısınmayı, ya da hakkaniyet ilkesini, iklim adaleti kavramını içermiyor.

Bu rakamlar, ayrıca benim kuşağımın sizin püskürttüğünüz yüz milyarlarca ton karbondiyoksidi havadan emeceğini öngören yeni teknolojilere dayalı, ama bu teknolojiler ortada yok.

Yani, kısacası, % 50’lik risk oranının, bunun sonuçlarıyla yaşamak zorunda olan bizler için kabul edilebilir bir tarafı yok.

Bunun “böyle gelmiş böyle gider anlayışı ile ve birtakım teknik çözümlerle satılabilir olduğunu ne cesaretle ileri sürebilirsiniz?!

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli verilerine göre 1.5C derecelik sıcaklık artışının altında kalma şansının %67 olması için , 1 Ocak 2018’de, dünya çapında 420 gigatonluk karbondioksit salımı hakkı kalmıştı. O rakam şimdiden 350 gigatonun altına düştü.

Bugünkü emisyon seviyeleriyle birlikte, kalan CO2 bütçesinin tamamının sekiz buçuk yıldan daha az bir sürede tükeneceği tahmin ediliyor.

Bugün burada bu rakamlara uygun düşen plan ve çözüm önerilerinden eser bile yok. Çünkü bu rakamlar rahatsızlık veriyor ve siz de gerçeği olduğu gibi, adlı adınca söyleyebilecek olgunlukta değilsiniz.

Bizi yüzüstü bırakıyorsunuz. Ama gençler sizin ihanetinizi görmeye başladı artık. Bütün gelecek kuşakların gözleri sizin üzerinizde.

Ve eğer bizi yüzüstü bırakma yolunu seçecek olursanız, ben de diyorum ki, sizi asla bağışlamayacağız. (alkışlar, bravo sesleri)

Bundan kaçıp kurtulmanıza izin vermeyeceğiz. Çizgiyi çizdiğimiz yer işte tam burası.

Dünya uyanıyor. Ve değişim geliyor – ister beğenin ister beğenmeyin.

Teşekkür ederim. (Alkış kıyamet)

Çeviren: Ömer Madra

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Salı Ahmet İnsel’le Ufuk Turu

ufukturu20190924

Ufuk Turu kayıt arşivi

09:30 – 09:50 Açık Bilinç /  Güven Güzeldere ile Bilim ve Felsefe Sohbetleri

acikbilinc20190924

Açık Bilinç kayıt arşivi

Açık Bilinç program metinleri

https://twitter.com/acikbilinc

***

Bitkiler çevrelerini algılayabiliyorlar mı, hissetme, acı çekme kapasiteleri var mı? Şaşırtıcı bitki davranışları, bir sinir sistemi olmadan, nasıl mümkün? Dr. @aktenbik ile Sinir Sistemleri serisi (2). 24 Eylül 2019 Salı 09:30 @acikradyo ve acikradyo.com.tr/program/44255/ podcast. +
Bu Tweet dizisini göster

Resim

***

Bitkilerde akıl, algı, acı hissi

26 Eylül 2019
Fotoğraf: Getty Images

Bitkiler çevrelerini algılayabiliyorlar mı, hissetme, acı çekme kapasiteleri var mı? Şaşırtıcı bitki davranışları, bir sinir sistemi olmadan, nasıl mümkün? Açık Bilinç’te, Dr. Bikem Akten’le Sinir Sistemleri serisinin 2. programını yapıyoruz.

— / —

Geçen haftaki ilk programda hayvanları ve insanları karşılaştırmalı bir şekilde ele almış, acı hissine temel oluşturan “nociception” denilen özelleşmiş sinir sistemi yapılarından söz etmiştik.

— / —

“Bitki Nörobiyolojisi diye bir alan var mı?” sorusu bugünlerde bilim dünyasında şiddetli tartışmaların nedeni.

Nöronları olmayan, dolayısıyla fizyolojik anlamda sinir sisteminden yoksun bitkilerin biyolojisinden söz edilebilir, ama buna nörobiyoloji dememek gerekir diyenler var.

Öte yandan, bitkilerin “akıllı” diye nitelenebilecek, çok çeşitli ve etkileyici davranışlarda bulunduğunu, iletişim ve savunma stratejileriyle hareket ettiğini biliyoruz.

Bitkilerin zengin biyolojik yaşamlarını, sinir sistemleri yoksa, bilimsel olarak nasıl açıklayabiliriz?

Peki, gözlemlediğimiz davranışları temelinde bitkiler için gerçekten akıllı atfında bulunmalı mıyız?

Benzer iddiaları sınamak için soruları çoğaltmak mümkün:

Bitkilerde bilinç var mı?

Bitkiler acı hisseder mi?

Bitkiler insanları manipüle ve kontrol ediyorlar denebilir mi?

— / —

Bitkilerin iç yapılarının çeşitliliğine, hücreleri arasındaki sinyalizasyon ve iletişim kapasitesine, ve bunların mümkün kıldığı etkileyici davranışlara baktığımızda, karşımıza gerçekten büyüleyici ve çoğunlukla göz ardı edilmiş bir biyolojik zenginlik çıkıyor.

Bitkiler, insan algısına görece olarak çok yavaş hareket ettiklerinden, “bitki davranışı” diyebileceğimiz alandaki gözlemler ancak yeni geliştirilen hızlandırılmış film teknolojisiyle mümkün olabildi.

Küçük bir örnek: Sarmaşık, yakınlarında tutunup tırmanacağı bir yapı arıyor.

— / —

Öte yandan, dikkatli ve sabırlı biyologların, bitkiler dünyasına büyük ilgi gösterdiklerini ve önemli gözlemler yaptıklarını biliyoruz.

Örneğin Darwin hayatının son yıllarını bitkiler üzerine araştırmalara ayırmış ve ölümünden iki yıl önce (1880) “Bitkilerde Hareketin Gücü” başlıklı bir kitap yayımlamıştı.

Bütün bunlar, bitki biyolojisinin önemini gösteriyor.

Diğer yandan, bitkiler konusunda algı, bilinç, insanları kontrol etme gibi akla ziyan iddiaların bilim dünyası dışında büyük heyecan yarattığı göz önüne alınırsa, bu alanda dengeli bir değerlendirme yapmanın önemi anlaşılır.

— / —

Bitkilerin neler yapabildikleri ve neler yapamayacakları konusuna döneceğim.

Fakat önce, bitkiler konusunda büyük sansasyon yaratmış, 1970’lerde kült statüsü kazanmış bir kitaptan ve içindeki çok tartışmalı bazı iddialardan söz ederek başlayayım:

“Bitkilerin Gizli Yaşamı”

Bu kitaptan söz etmemin nedeni, ilk basıldığı zaman çok ilgi uyandırmış olması. Bu aralar Türkiye’de de sosyal medyada tartışıldığını ileten dinleyiciler oldu.

Örneğin, Ekşi Sözlük’te Cleve Baxter’ın (sözlükte ismi “Clee” olarak yanlış yazılmış) bitkilerle yaptığı deneyler, bu kitaptan aktarılmış: clee backster

Cleve Baxter, bir CIA sorgucusu. Fotoğrafından göreceğiniz üzere, biraz ünlü roman kahramanı Frankenstein’ı andıran bir adam!

1960’larda yalan makinesi olarak çok kullanılan  poligraf cihazıyla bitkilerin verdiği elektriksel tepkileri ölçmüş.

— / —

Aslında, Cleve Baxter’ın aslında neyi ölçtüğü pek belli değil. Çünkü deneyleri hakkında çok sansasyonel ve inanması zor iddiaları var, ama yaptığını iddia ettiği şeyler bir daha tekrarlanamamış.

Dolayısıyla, Baxter’ın tezleri, sınanmış bilimsel sonuçlar arasında yer almıyor.

Baxter’a göre, bitkiler yalnızca çevrelerinde olan biteni algılamak, kendilerine iyi veya kötü bir şeyler yapan insanları kategorize edip sonradan tanımak, hatırlamak gibi bilişsel yeteneklerin yanı sıra, bir takım “paranormal” kapasitelere de sahip.

“Paranormal kapasite”den kastım, “Extra Sensory Perception – ESP” diye adlandırılan türde, fiziksel duyularımızın ötesine geçtiği iddia edilen algı türleri.

Uzakta olan bitenlerin farkına varmak, uzaktaki nesneleri hareket ettirmek, olacakları önceden bilmek gibi …

Not. ESP çalışmalarının ilginç bir tarihçesi var. Daha önce de birkaç programda değinmiştim. Çok emek verilmiş bir sürü araştırma bulmak mümkün, fakat bilimsel kıstaslara uygun olarak kabul gören, yani hakemler eşliğinde ve deneyci eğiliminden arındırılmış ortamlarda tekrarlanabilen sağlam sonuçlar yok.

— / —

Sonuç olarak, ”Bitkilerin Gizli Yaşamı” kitabında iki gazeteci yazarın heyecanla aktardığı Baxter’ın bulguları da, bu kitapla birlikte tarihe karışmış durumda.

Doğru olsalardı, bugüne dek bu konularda çalışan bir bitki fizyolojisi laboratuvarında benzer sonuçlar ortaya çıkardı.

Zaten kitabı biraz karıştırınca, ne kadar ipe sapa gelmez bir düşünsel çerçeve içinde yazıldığı ortaya çıkıyor. 

Yazarlara göre, bitkilerin bu gizli yeteneklerinin sebebi, onların cinler, periler gibi fiziksel olmayan dünyanın kozmik yaratıkları olması imiş. Artık bu her ne demekse!

— / —

Yani, “Bitkilerin Gizli Yaşamı”nı okuyarak, bitkilerin aslında son derece etkileyici duyumsama ve davranma kapasiteleri hakkında doğru şeyler öğrenmek mümkün değil.
Ama bu bizi bitkilere karşı önyargılı yapmamalı.

Bitkilerin gerçekten düşündüğümüzden daha karmaşık bir iç yapıları ve bu sayede edinmiş oldukları kendilerini koruma mekanizmaları var. Ama olgular ışığında konuşmak ve gerçek olması mümkün olmayan iddialara kulak asmamak gerek.

Zaman zaman benzer bir sansasyonel çizgi tutturan, ama yazarının bunu bir satış stratejisi olarak yaptığı bir kenara bırakılırsa, sunduğu olgular açısından çok daha bilimsel bir yaklaşımı olan bir başka kitap: “Arzunun Botaniği”.

Bitkilere, etkileyici canlılar olarak, haklarını verelim. Ama bu, olmadık komplo teorilerine inanmamızı gerektirmiyor. Ortada insanları kontrol eden veya yönlendiren bir “bitki üst-aklı” yok. Olmasına da, biyoloji ve sinirbilim açısından imkan yok.
— / —

Şimdi biraz da bitkilerin gerçekten neler yapabildiğine bakalım.

Bitkilerin gözleri yok, dolayısıyla göremiyorlar. Ama görsel uyaranlara, örneğin ışığa karşı hassaslar.

Kulakları yok, duyamıyorlar, ama havadaki ses titreşimlerine tepki verebiliyorlar.

Kokular veya böcek ısırıkları da bitkilerde ilginç savunma davranışlarını tetikleyebiliyor.

Burada bir parantez açarak, davranış konusunda daha berrak bir görüş oluşturmak için, üçlü bir kavramsal ayrım önermek istiyorum.

1. Hareket

2. Davranış

3. Edim

İnsanlar dışındaki hareket eden veya edebilen, organik (bitkiler, hayvanlar) veya sentetik (robotlar) varlıklardan söz ederken, bu üç kavramı ayrı tutmak bence önemli.

— / —

Hareket: Herhangi bir nesnenin, uzay içinde bir yerden başka bir yere gitmesi. Davranış ve edimin de altında yatan, en temel kavram, yani yer değiştirme.

Bu anlamda, koşan bir kişi de hareket eder, rüzgarda sürüklenen bir yaprak veya raketle vurduğumuz tenis topu da …

Ama her hareket, bir davranışı, her davranış da bir edimi gerekli kılmaz.

Hareket için, dışsal bir güç (rüzgar veya raketin momentumu) yeterli olur.

Davranış içinse, nesnenin içinde yer alan bir mekanizmanın hareketi tetiklemesi gerekir.

Rüzgarda sürüklenen, dalından kopmuş bir yaprağın içinde onu kendiliğinden hareket ettirecek bir mekanizma yok. Bu anlamda, yaprağa davranış atfedemeyiz.

Ama canlı bir günebakan bitkisi ışığa yöneldikçe, sarmaşık çite sarıldıkça, önerdiğim anlamda bir davranıştan söz edebiliriz.

Her davranış bir edim değildir demiştim. Bu da bizi bu ayrımın 3. aşamasına getiriyor. Edim, veya Arapça kullanımıyla Amel, bir maksatla yapılan iş, eylem, fiil demek.

Bir davranışın, aynı zamanda bir edim olması için, organizmanın bir maksadı, hedefi, isteği olması gerek.

Bile isteye gösterdiğimiz davranışlar, örneğin bu satırları yazıyor olmam, edim kategorisine girer.

Ama örneğin uyurken üşüdüğümüzde otomatik bir hareketle yorganı üstümüze çekmemiz, veya hava ısındığında farkında bile olmadan terlememiz, edim değil davranıştan ibarettir.

Biraz uzun oldu, farkındayım. Burada anlamla ilgili (semantik) bir tartışma açmak niyetim de yok.

Yalnızca, bitkilerin yaptıklarını açıklarken kullandığım “davranış” teriminin yanlış anlaşılmaması için, felsefi bir ayrımla başlamak istedim.

Önerdiğim anlamda, bitkiler yalnızca hareket etmiyorlar, çünkü onların hareketlerini tetikleyen içsel mekanizmaları var.

Yani bitkiler, köklerini suya doğru yönlendirir veya yapraklarını yiyen böceklere karşı kimyasal maddeler üretirken, bitki davranışından söz etmek mümkün.

Fakat bitki davranışlarının bir anlayış ve maksat ile yapıldığını, yani bitkinin “köklerimi suya doğru yönlendireyim ki, kuruyup kalmayayım”gibi bir düşünceyle hareket ettiğini söylemek imkansız.

Bunun için genellikle beyin türü bir merkezi sinir sistemi yapısına ihtiyaç oluyor.

Yani, özetle, bitki davranışı, kendisine dışarıdan etki eden güçlerle yer değiştirebilen nesnelerin hareketinden daha sofistike, fakat bunu bir anlayış çerçevesinde gerçekleştiren hayvan veya insanların ediminden daha basit bir kategoride yer alıyor.

Parantezi kapatıyorum.

— / —

Şimdi biraz bitki davranışlarından örneklere bakalım.

Bitkiler, biz insanların algıladığı hemen her fiziksel uyarana karşı, farklı iç mekanizmalarla, hassasiyet gösterebiliyorlar.

Işığa, sese, veya dokunuşa duyarlı olmaları için, illa gözleri ve kulakları olması gerekmiyor.

Evimizde yetiştirdiğimiz bitkilerin ışığa yöneldiğini (fototropizm) biliyoruz.

Toprak üstündeki bu davranışın bir benzerini, bitkilerin kökleri toprak altında gösteriyor. Kökler, başka bitkilerin köklerinden uzak dururken, yer altındaki su kaynağına yöneliyorlar (hidrotropizm).

— / —

Bu davranışın aslında ne denli karmaşık ve hayran olunası bir mekanizma gerektirdiğinin altını çizmek isterim.

Uyaranların (ışık, su) farkına varmak, bitkinin bir bütün olarak hücreler arası koordinasyonla bir hedefe doğru yönelmesi, hedef değiştikçe davranışını değiştirmesi …

Istituto Italiano di Tecnologia, bir Avrupa Birliği projesi olarak, bir bitki gibi kök salabilen sentetik bir robot (plantoid) geliştirmiş.

İlginç ve potansiyel olarak tarıma faydalı olabilecek bir proje. Fakat unutmayalım ki, 3 yıl süren ve 2 milyon Eu’dan daha yüksek bir maliyeti olan bu projeden çok daha üstün ürünleri, doğa her adım başında kendiliğinden karşımıza çıkartıyor:

İlgilenenler için, 2012-2015 yılları arasında gerçekleştirilen Plantoid projesinin detayları, şurada.

— / —

Bitki davranışları içinde en çok dikkat çekenler arasında, sinekkapanı (Venus Flytrap) gibi dokunma hassasiyetinin tetiklediği hareketle, sinek ve böcekleri yakalayıp bir protein kaynağı olarak sindiren bitkilerin mekanizmaları yer alıyor.

Bir sinekkapanıyla talihsiz bir sineğin olağanüstü kalitede görselleştirilmiş hikayesini, BBC’den David Attenborough’nun sesinden dinlemek isterseniz, şurada (İngilizce):

— / —

Şimdi daha ilginç yeni bir çalışmaya bakalım.

Sinekkapanı da dahil olmak üzere pek çok bitki türü, aynı insanlar ve hayvanlarda olduğu gibi, uyuşturucu (anestetik) ilaçlara benzer tepki veriyor, duyarlılıklarını ve davranış kabiliyetlerini yitiriyorlar.

Pages from Yokawaetal.2018AnnBot

Anestezi altında bitkilerin davranışlarında gözlemlenen farklılıkları, şu Scientific American yazısının içindeki videolarda izleyebilirsiniz:

Plants, Like People, Succumb to Anesthesia [Video]

— / —

Peki, bu çalışmadan hangi sonucu çıkartmalıyız?

“Bitkiler de insanlar gibi duyusal bilince sahip, acı hissedebiliyorlar; uyuşturucu kimyasallar insanlarda olduğu gibi bu acı hissini köreltiyorlar” demeli miyiz?

Acı hissedebilme kapasitesinin, Felsefe ve Biyoloji içinde yarattığı tartışmaların ötesinde, veganlık ve vejeteryanlık konusuyla da ilgili etik sonuçları olduğuna, geçen hafta değinmiştik.

Bitkiler de hayvanlar gibi acı hissedebiliyorlarsa, onları da yemememiz gerekmez mi?

— / —

Deutsche Welle’nin hazırladığı bitkilerle ilgili bir belgesel, bu konulardaki kafa karışıklığına öğretici bir örnek olabilir.

Bir bitki, bir böcek tarafından ısırıldığında ne olur?

[Video, ekte.]

Belgeselin bu kısacık parçasında, pek çok doğru ve iki yanlış var.

Doğru olan, bitkilerde hücreler arası sinyalizasyon ve iletişim olması ve bunun kalsiyum kanallarına bağlı mekanizması.

Fakat bu mekanizmanın, bitkinin hissettiği acıya endeksli bir sinir sistemi olduğu, yanlış.

Özetin başında söylediklerime geri döneyim:

Bitkilerin nöronları yok. Dolayısıyla, fizyolojik açıdan ancak nöron ağlarıyla oluşturulan sinir sistemleri de yok. 

Bunun ötesinde, acı hissini iletmeye yarayan “nociception” sistemlerine de sahip değiller.

Fizyolojik değil işlevsel olarak baktığımızda,bitkilerde biz insanlar ve çoğu hayvanlarda var olan sinir sistemlerinin muadili olan ve hücreler arası iletişimi sağlayan yapılar olduğunu söyleyebiliriz.

Fakat bu yapıların bağlandığı ve acı hissini işlemleyen bir merkezi yapı yok.
— / —

Anestetik maddelerin bitkiler üzerinde etkili olması, doğada çok temel bir ortak noktaya işaret ediyor.

Bitkilerden hayvanlara ve insanlara uzanan bir yelpazede, hücreler arası etkileşim kanallarının çalışması da, engellenmesi de, benzer kimyasal mekanizmalara bağlı.

Buradan çıkartmamız gereken asıl önemli sonuç, doğa içindeki hayret verici derinlikteki yekparelik ve süreklilik.

En temel mekanizmalara baktığımızda, biz insanları bütün diğer organizmalarla aynı kefede tartan ortak bir altyapı görüyoruz.

Bu ortak altyapının üstüne kurulan türler arası farklılıklar, kendini bilinç ve bilişsellik alanlarında ifade ediyor.

Bu anlamda, her canlı türünün, kendi ekolojisindeki hayati becerilerine saygı duymak, ve her şeyi insan merkezli bir terazide tartmamak gerek diye düşünüyorum.

Bitkilerin, gezegenimizde milyonlarca yıl boyunca evrimleşerek gelişmiş becerilerine hayranlık duymak için, onların illa insanlar gibi akıllı, bilinçli, veya acı hissedebilir olduklarını varsaymak gerekmiyor.

— / —

Az önce değindiğim etik soruya dönerek bu akışı tamamlayayım:

Bitkilerde, pek çok hayvan türünün aksine, acı hissetmeye yol açacak herhangi bir içsel mekanizma yok. Bu anlamda, bitkilerin acı hissettiklerini destekleyen verilere sahip değiliz.

Söz bitkiler, hayvanlar, veganlık ve vejeteryanlıktan açılmışken, Açık Radyo’da bu konuya farklı açılardan yaklaşan ve benim de takip ettiğim pek çok ilginç program olduğunu not edeyim.

İlgilenenler, şu hesaplardan bilgi edinebilirler:

@turlerinyasami

@Vegan_Saglik

@botanitopya

— / —

Bitirirken, son soru: Peki, acı hissedebilecek bir robot inşa etmeye kalksak, ne yapmamız, işe nereden başlamamız gerekirdi?

header pain in the machine

Bu soru, “Bilincin Zor Problemi” başlığı altında tartışılan konunun merkezini oluşturuyor.

Bir başka programda ele almak üzere …

— / —

Haftaya, iki programlık bir seriye başlıyoruz.

Prof. Ayşe Buğra ile, iktisat, sosyoloji, felsefe, ve siyaset bilimi çerçevesinde “sosyal politikalar” konusunu ele alacağız.

Sonraki hafta, Anadolu Kültür liderliğinde sivil toplum kuruluşlarının Türkiye’de hayata geçirdiği sosyal projelerden söz edeceğiz.

Açık Bilinç’i Salı sabahları 9:30’da dinleyebilir, podcast arşivine ulaşabilirsiniz.

10:00 – 10:30 İklim İçin / Yücel Sönmez, Ömer Madra ve Murat Can Tonbil

iklimicin20190924

İklim İçin kayıt arşivi

10:30 – 11:00 Ahşaptan Betona, Mecidiyeden Jetona / Pınar Erkan / Alameti kerametinden menkul kent hikayeleri

ahsaptanbetonamecidiyedenjetona20190924

“Alameti kerametinden menkul kent hikâyeleri” şiarıyla yola çıkan programda tarihten günümüze tarihsel katmanlar da deşilerek Bizans köşklerinden, sarayların altyapısının nasıl oluşturulduğuna, konutlardan ofislere, kaldırımlardan sokaklara, dehlizlerden şarap üretilen üzüm bağlarına kadar şehrin farklı unsurlarına dair az ya da çok bilinen detaylar konuşuluyor.

Ahşaptan betona Mecidiyeden jetona kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Deniz Aşırı / Deniz Pak / Bozcaadalılar, adaya yolu düşenler ve adanın kıyısına vuranlar…

bozcaadasozlugu.blogspot.com/denizairi

12:00 – 13:00 Periplus (Yeni program) / Hazırlayan: Murat Can Tonbil

“Haritalar üzerinden caza çalan bir müzikal seyir rehberi” şiarıyla yola çıkan program, haftaiçi öğle kuşağını kıtalararası bir seyahate çıkarıyor.

http://canspod.com/

12:55 – 13:05 Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün üçüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Musica Brasileira / Jozi Levi / Brezilya’dan müzik

9

soundcloud.com/joezeex/

14:00 – 14:30 Dünya Mirası Adalar / Asu Aksoy, Derya Tolgay ve Alp Orçun

dunyamirasiadalar24.09.2019

Adalar, yüzyıllarca imparatorluklara başkentlik yapmış, siyasi ve kültürel dönüşümlerin aktörlerini beslemiş dünya şehri İstanbul’un hikâyelerinin hep bir parçası olagelmiş. Krallar, kraliçeler, dini liderler sürgüne buralarda zindanlara atılmış, ardından Osmanlı’dan günümüze  farklı kültürel cemaatlerin zengin bürokratları, iş insanları, Adaları İstanbul’un sayfiye merkezi haline getirmiş, sanatçılar, yazarlar, Adalar’ın renginden, havasından, kokusundan beslenmek için buraları mekân tutmuş. Adalar, muhteşem mimari ve yaşam dokusuyla dünyada eşine az rastlanır bir kültürler havzası olma halini bugüne kadar taşımışlar.
Şanslıyız ki Adalarda İstanbul tarihinin tüm veçhelerinin mekânsal izdüşümlerini hâlâ görebiliyoruz ve barındırdıkları hikâyelerin bazen yaşayan bilgi kaynaklarına erişebiliyoruz. Kendimizi gerçekten müstesna hissetmeliyiz: Adalar’a adımımızı attığımızda İstanbul tarihinin çok da bozulmamış tanığının varlığını hissedebiliyoruz, şaşırıyor ve nedenini çok da bilmeden mutlu oluyoruz. Bu yayın döneminde bizi mutlu eden Dünya Mirası Adalar’ı enine boyuna konuşuyoruz.

Dünya Mirası Adalar facebook sayfası

***

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, iç mekan
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, oturuyor

Dünya Mirası Adalar

24 Eylül Salı, Deniz Biyoloğu Doç Nur Eda Topçu ve Hidrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Cem Dalyan Açık Radyo-DünyaMirasıAdalar programımıza konuk oluyor.
Deniz’lerimize neler yaptık? Özellikle Prensadaları’nda gözümüzle göremediğimiz su altı zenginliğimiz ne durumda? Mercanlarımız, Deniz çayırlarımız, Balıklarımız, ve ekosistemin içindeki bu varlıklar ne durumda? Antroposen adı verilen bu yeni çağın en belirgin özelliği ise, ona jeolojik faaliyetlerden ziyade insan faaliyetlerinin yol açmış olması, Yassıada gibi 😞 Peki etkileri?
İSTANBUL Üniversitesi, Su Bilimleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.Dr. Nur Eda Topçu Eryalçın, İstanbul’da Adalar bölgesindeki mercan, sünger, pinnalar ve daha birçok deniz canlısının 4 yıl önce karasal kökenli çökelti sebebiyle öldüğünü bilimsel olarak kanıtladık diyor.
İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümü, Hidrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Cem Dalyan ise Deniz çayırları, deniz ekosistemi için büyük önem taşır: Oksijen üretir, kıyı erozyonunu engeller, suda askıda bulunan partikülleri önler ve suyun ışık geçirgenliğini artırır diyor. Bugün onlar ne durumda?

***

Deniz biyoloğu Doç.Nur Eda Topçu Eryalçın ve Hidrobiyolog Cem Dalyan Açık Radyo-DünyaMirasıAdalar program konuğumuzdu.
PrensAdalar’ın inanılmaz güzellikteki su altı zenginliklerini ve Yassıada’nın bu zenginlikleri nasıl kaybedip, çölleştiğine dinlemek isterseniz; İşte size bir Antroposen ..
http://acikradyo.com.tr/podcast/219652

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve sakal
Görüntünün olası içeriği: bitki, çiçek, ağaç, açık hava ve doğa
Görüntünün olası içeriği: bitki, gökyüzü, çim, açık hava ve doğa
***
Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, gülümseyen insanlar, iç mekan

Dünya Mirası Adalar

Marmara denizi kendine has ekosistemi ve zengin habitatı ile bir yuva, bir barınak.
Ve biz 2015 de korkunç bir felaket yaşadık. Yassıada inşaatı ile doldurulan, dinamitlenen kıyılar tüm yaşam alanlarındaki mercanları, pinaları, süngerleri öldürerek adeta deniz dibini bir mezarlığa çevirip, çamur örtüsüyle kapladı.
Açık Radyo-Dünya Mirası Adalar programında, Adalar’da @ADYSDerneği ile dalışlar ve araştırmalar yapan İstanbul üniversitesi öğretim üyeleri Eda Nur Topçu ve Cem Dalyan konuğumuzdu. Devamı..
http://acikradyo.com.tr/podcast/219652 1. Bölüm
http://acikradyo.com.tr/podcast/219798 2. Bölüm

 

14:30 – 15:30 Yeni / Hande Akkan / Yeni Philip Glass’ın 80. yaşını kutluyor

Hande Akkan Twitter

15:30 – 16:00 Türk İşi Kovboylar / Hazırlayan: Utku Uluer / (15 günde bir)

turkisikovboylar20190924

zz1

Bugün Açık Radyo 94.9’da yeni bir yolculuğa çıkıyoruz. Yeni programın ismi; Türk İşi Kovboylar! – Türk Sineması ve Yeşilçam’da Westernler.

Yani Yeşilçam Arkeolojisi ile başladığımız yolculuğu daha spesifik bir başlığa taşıyoruz. Bugün saat 15:30’da yayınlanacak programda, içeriği ile ilgili detayları ve neler yapmayı planladığımızı anlatacağım. #western#yeşilçam#Türkişikovboylar#Kovboylar#cowboy#ErişteWesternEkrem GökkayaMelek Gorgun

sinematikyesilcam.com/

16:00 – 16:30 Nöro Blog / Onur Arpat ve Taner Yılmaz / Beynimizden Geçen Herşey

noroblog.net/

youtube.com/NöroBlog

soundcloud/Nöroblog

16:30 – 17:00 Diğerkâm (Yeni program) / Hazırlayanlar: Damla Özlüer ve Rauf Kösemen

Geçtiğimiz dönemlerde Hemzemin programını hazırlayan Rauf Kösemen ve Damla Özlüer yine sosyal fayda iletişimi üzerine daha geniş düşünmeye çağırdıkları yeni programları Diğerkâm ile bu yayın döneminde de aramızdalar.

Facebook.com/Diğerkam

***

Bugün Diğerkâm’da, Gunesin Aydemir ile İklimdaşlık Üzerine ve UNDP Türkiye tarafından bugün saat 18:00’de düzenlenecek İklimce Sohbetler etkinliği hakkında konuşuyoruz.

Damla Ozluer ile Rauf Kösemen‘in hazırlayıp sunduğu, sosyal fayda üzerine konuşulan Diğerkâm, bugün ve her salı 16:30’da, Açık Radyo 94.9’da…

İnternetten canlı olarak dinlemek için > http://acikradyo.com.tr/stream

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, gülümseyen insanlar, yazı

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Ceyhan Usanmaz, Sanat Deliorman, Jak Kohen, Levent Öget ve Harun İzer

Dünyanın Cazı kadrosuna Caz vokalisti Sanat Deliorman dahil oluyor. Salı günleri Dünyanın Cazı ondan sorulacak.

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20190924

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 24 Eylül 2019

25 Eylül 2019
Fotoğraf: Audubon News

Cornell Ornitoloji Laboratuvarı bilim insanları,  ABD ve Kanada’daki kuşların üreme popülasyonunun 1970’den bu yana yaklaşık % 30 oranında azaldığını tespit etti. Bilim insanları yaşamımız boyunca yaklaşık 3 milyar kuşun kaybolduğunu tespit etti.

Çevre temizliğinde farkındalık yaratmak için tüm dünyada başlatılan ‘Let’s Do It’ hareketi Türkiye’de de 81 ilde birden yapıldı ve 100 binin üzerinde katılım oldu. Sadece İstanbul’dan 60 ton çöp toplandı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da Sarıyer’deki ormanlık alanda çöp topladığı etkinlik, İstanbul’da 16 ayrı noktada yapıldı. Let’s Do It İstanbul Temsilcisi Görkem Önal, “Türkiye’de 100 binin üzerinde bir katılım oldu. Sadece Kadıköy Moda’da 600 gönüllü yaklaşık 700 çöp poşeti doldurduk. İstanbul’dan ortalama 60 ton çöp çıktı. Sadece bir tane dünyamız var. O halde temiz tutalım” dedi. Görkem Önal, Hürriyet’e şu açıklamada bulundu: ‘’Tüm dünyada 169 ülkede bugün bu etkinlik yapıldı. Türkiye’de 100 binin üzerinde bir katılım oldu. Dünyayı bir günde temizlemek ve farkındalık için yaptık. Çöpü atan biz değiliz ama bu memleket bizim.” Bakırköy Botanik Parkı’ndaki etkinlikte Atıksız Yaşam Platformu kurucusu Zeliha Sunal şunları söyledi: “Atmadan önce düşünmek lazım. Attığımızın ne işe yaradığını bilmek gerekir. Geri dönüşüm çok önemli. Sentetik plastik elyaflar almak için atık almaya başladık yurtdışından. Türkiye’de atık malzemelerin sadece yüzde 1’i geri dönüştürülüyor. Türkiye’de yılda 35 milyon ton çöp çıkıyor. Bunun gibi 179 ülke olduğunu düşünürseniz o 7’nci kıtanın niye oluştuğunu hayal edebilirsiniz. Ben de bu farkındalık için buradayım. Kirletmeye, atmaya artık dur demek geriyor. Artık çöplerinizi yere atmayın. Atıkları toplama işlemi insan emeği, araç yükü, benzin kullanımı demek. Biraz daha dikkatle dünya daha yaşanabilir hale gelebilir.” 

Pagos Üretici Pazarı’nda stant açan yedi kadın, Kadifekale’deki kadınların hayatını iyileştirmek üzere Pagos Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi’ni kurdu. Bölge kadınlarına destek olmayı amaçlayan “Pagos Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi”, Kadifekale’nin gastronomik değerlerinin kent yaşamına dahil olmasını da sağlayacak. Kadifekale’de midye yapan kadınların üretim koşullarını iyileştirmekten ürünlerini markalaştırmaya kadar pek çok hedefi var. Kooperatifin kurucu ortaklarından Berivan Alpergün “Üç yıl önce Hasan Özdemir Mahallesi’nde açılan semt merkezindeki meslek kurslarına katıldım. Daha sonra Kadın Emeği Değerlendirme Vakfı aracılığıyla girişimcilik, finansal okuryazarlık ve kooperatifçilik üzerine eğitim aldım. El emeği tekstil ürünleri satıyorduk. Başkan Tunç Soyer’in Kadifekale’deki girişimiyle heyecanımız arttı. Yedi kadın bir araya geldik ve kooperatif çalışmalarımıza başladık” diyerek özetliyor. Kooperatifçiliği ekonomik bir kalkınma modeli olarak gördüklerini vurguluyan Alpergün, “Kooperatif olarak ilk beş yıl içindeki hedefimiz, midye yapan kadınların aldıkları ücretleri artırmak ve sektörde belirleyici olmak. Burada yoğun bir kadın yoksulluğu var. Kooperatif olarak bunun önüne geçmek istiyoruz. Midyenin daha hijyenik koşullarda yapılmasını sağlamak için bir midye tesisinin kurulması konusunda da aktif olacağız. Ürünlerimizin markalaşması, şehrin farklı noktalarında satılması da hedeflerimiz arasında” diyor. Kooperatifin kurucularından Filiz Çakar ise kadınların kolektif çalışmayı yaşayarak öğrendiklerini söylüyor ve yedi kurucu ortağın gece gündüz çalışarak örnek olmaya çalıştıklarını söylüyor.

Cornell Ornitoloji Laboratuvarı bilim insanları,  ABD ve Kanada’daki kuşların üreme popülasyonunun 1970’den bu yana yaklaşık %30 oranında azaldığını tespit etti. Bilim insanları yaşamımız boyunca yaklaşık 3 milyar kuşun kaybolduğunu tespit etti. Bu şaşırtıcı kayıplar, tüm habitatlarda meydana gelmiş durumda ve serçeler, ötleğenler, ardıçlar gibi yaygın türler bile hızla azalıyor. Bulgular, hava durumu radarını kullanarak göç eden kuşların hacmini saptamak için yeni tekniklerden ortaya çıktı, bunun yanı sıra vatandaşlarında da dahil olduğu yaklaşık 50 yıllık kuş gözlemleme verileri ile ortaya konuldu. Veriler doğadaki kuş popülasyonlarının dörtte birinden fazlasının hızlı bir şekilde kaybedildiğini gösteriyor. Bu doğal sistemlerimizin bir zamanlar yaptıkları yaşamın zenginliğini ve çeşitliliğini destekleme yeteneğini kaybettiğinin bir işareti. Veriler, koruma alanı yaratıldığında kuşların dirençli olduğunu gösteriyor. Su kuşları %56 oranında artarken, odaklanan koruma fonları ve korumaları sayesinde yırtıcılar %200 oranında artmış durumda. Science dergisinde yayınlanan çalışma, uzmanların Batı Yarımküre’deki çok sayıda kuş kaybını tahmin etmeye çalıştıkları ilk araştırma. Çalışma, belirli bir tür, habitat, bölge veya tehdit türü üzerinde odaklanmıyor. Birçok kuş türünün zamanla ağır nüfus kayıpları yaşadığını gösteriyor. Araştırma ekibi, 529 türün üreme popülasyonunu birçok alandan verileri toplayarak analiz etti. Hava durumu radarları, yalnızca son on yılda gece baharı göç eden kuşlarda yüzde 14’lük bir düşüşe işaret ederek yazarların daha uzun dönem araştırma eğilimlerini doğrulamasına yardımcı oldu – özellikle de izlenen uzak kuzey habitatlarında üreyenler için.

Kirazlı Altın Madeni’nin ruhsatı 13 Ekim 2019’da sona erecek. Kazdağları Kardeşliği, ruhsatın yenilenmemesi için Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’nden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na dilekçe yazmaya davet etti. Dilekçeye Kazdağları Kardeşliği’nin sosyal medya hesaplarından ulaşabilirsiniz.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Hafta boyunca Ben Bugün Bişey Öğrendim Yayına Hazırlayanlar: Doruk Yurdesin, Ozan Sezgin ve Rauf Kösemen

facebook.com/benbugunbiseyogrendim

Açık Dergi Salı Dünyayı Okumak / Aytaç Timur ve Akif Pamuk

dunyayiokumak20190924

dunyayi_okumak_24.09.2019

Yazmaya övgü. Eleştiriye ve eleştirmene kapı. Düşünmeye, düşünceye, üretmeye ve tartışmaya alan açmayı amaçlayan bir kültür programı

***

Bize gelen kitaplar. Metis etiketi ile gelen 2 edebiyat dışı kitap var bu hafta. İlki “Milletin Mimarisi: Yeni İslamcı Ulus İnşasının Kent ve Mekan Siyaseti – Bülent Batuman”, diğeri “Psikopolitika: Neoliberalizm ve Yeni İktidar Teknikleri – Byung Chul-Han”. Edebiyat kitapları ise “Sen Ne istersen – Neslihan Önderoğlu – Günışığı Kitaplığı”

Konuğumuz Ömer Faruk. Şubat ayında Altıkırbeş’den çıkan kitabı, “Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği”, erkek düzüşmek için beynini, düşünmek için çükünü kullanır diyen Ursula Le Guin’in sözü de kitap kapağının alt kısmına iliştirilmiş

Açık Dergi Salı 18:50 Harici Bellek / Şarkılarla Dünya Tarihi / Murat Meriç

Şarkılarla Memleket Tarihi programıyla geçtiğimiz dönemlerde çok sevilen Murat Meriç, Açık Radyo’ya geri dönüyor. Müziğin bellek ile ilişkisini konu edinen bu yeni yayında Meriç, insanlık tarihinden vakaların izlerini plaklar/kayıtlar aracılığıyla sürüyor.

Açık Dergi Salı  Kulis Sesleri – Bircan Yorulmaz (Ayda 1)

Program kaydı

19:00 İklim Acil

gretaninbmkonusmasibunecuret

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.

***

‘Grevci’ Greta’nın BM konuşması: Bu ne cüret?!

24 Eylül 2019
Fotoğraf: BBC

Dünya uyanıyor. Ve değişim geliyor – ister beğenin ister beğenmeyin.

Size mesajım şu: Gözümüz üzerinizde olacak! (Gülüşmeler, alkışlar).

Bu baştan aşağıya yanlış! Benim burada ne işim var? Okyanusun öbür yakasında okulda olmam gerekirdi. Oysa siz, biz gençlere gelip umutlanmak istiyorsunuz. Bu ne cüret?!

Ne cesaretle bizden umut bekliyorsunuz. Boş sözlerinizle hayallerimi ve çocukluğumu çaldınız. Ben yine de şanslı çocuklardan biriyim. İnsanlar ıstırap çekiyor, insanlar ölüyor, koca koca ekosistemler çöküyor; bir kitlesel yokoluşun eşiğindeyiz ve sizin tek konuştuğunuz şey para puldan, ebedi ekonomik büyüme masallarından ibaret! Bu ne cüret?! (alkış kıyamet!)

30 yıldır bilim billur berraklığında; peki siz başınızı başka tarafa çevirmeye nasıl cüret edersiniz?! Gerekli politikalar ve çözümler namına ortada hiçbir şey görünmezken buralara gelip yeterli çabayı gösterdiğinizi nasıl söylersiniz?

Bizi “işittiğinizi”, durumun aciliyetini kavradığınızı söylüyorsunuz. Ama ne kadar üzgün ve kızgın olsam da buna inanmak istemiyorum. Çünkü durumu tam olarak anladıysanız ve buna karşın harekete geçmemeye devam ediyorsanız, bu sizi şeytan yapar. Ve ben buna inanmayı reddediyorum. (alkışlar)

Emisyonları 10 yılda yarı yarıya azaltma yolundaki popüler fikir bize küresel ısınmayı endüstri çağı öncesine göre 1.5 C derecelik bir sıcaklık artışıylala sınırlı tutabilme şansımızın yüzde 50 olduğunu gösterir. İnsan kontrolünün ötesinde geri dönüşü olmayan zincirleme reaksiyonları başlatma konusunda yarı yarıya şans verir.

Yüzde 50 sizin için kabul edilebilir bir orandır belki. Ama bu rakamlar devrilme noktalarını, geri besleme döngülerinin çoğunu, zehirli hava kirlenmesinin gizlediği ekstra ısınmayı, ya da hakkaniyet ilkesini, iklim adaleti kavramını içermiyor.

Bu rakamlar, ayrıca benim kuşağımın sizin püskürttüğünüz yüz milyarlarca ton karbondiyoksidi havadan emeceğini öngören yeni teknolojilere dayalı, ama bu teknolojiler ortada yok.

Yani, kısacası, yüzde 50’lik risk oranının, bunun sonuçlarıyla yaşamak zorunda olan bizler için kabul edilebilir bir tarafı yok.

Bunun “böyle gelmiş böyle gider anlayışı ile ve birtakım teknik çözümlerle satılabilir olduğunu ne cesaretle ileri sürebilirsiniz?!

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli verilerine göre 1.5C derecelik sıcaklık artışının altında kalma şansının %67 olması için, 1 Ocak 2018’de, dünya çapında 420 gigatonluk karbondioksit salımı hakkı kalmıştı. O rakam şimdiden 350 gigatonun altına düştü.

Bugünkü emisyon seviyeleriyle birlikte, kalan CO2 bütçesinin tamamının sekiz buçuk yıldan daha az bir sürede tükeneceği tahmin ediliyor.

Bugün burada bu rakamlara uygun düşen plan ve çözüm önerilerinden eser bile yok. Çünkü bu rakamlar rahatsızlık veriyor ve siz de gerçeği olduğu gibi, adlı adınca söyleyebilecek olgunlukta değilsiniz.

Bizi yüzüstü bırakıyorsunuz. Ama gençler sizin ihanetinizi görmeye başladı artık. Bütün gelecek kuşakların gözleri sizin üzerinizde.

Ve eğer bizi yüzüstü bırakma yolunu seçecek olursanız, ben de diyorum ki, sizi asla bağışlamayacağız. (alkışlar, bravo sesleri)

Bundan kaçıp kurtulmanıza izin vermeyeceğiz. Çizgiyi çizdiğimiz yer işte tam burası.

Dünya uyanıyor. Ve değişim geliyor – ister beğenin ister beğenmeyin.

Teşekkür ederim. (Alkış kıyamet)

Çeviren: Ömer Madra

20:00 – 21:00 Açık Şemsiye / Hakan Gürvit, Levent Dönmez, Mehmet Yusuf ve Şebnem Sühel Grimm / Gelmiş geçmiş tüm müzik türleri

21:00 – 22:00 Gitaresk / Jak Kohen, Gonca Açıkalın ve Meral Akman / Neo-klasik rock ve fusion

gitaresk.com/

***
Görüntünün olası içeriği: yazı

Gitaresk

Açık Radyo 94.9 Gitaresk’te, saat 21:00’den itibaren Primus albümlerinden seçtiğim parçaları dinleyebilirsiniz.

24 Eylül/September 2019
21:00-22:00

 

Sıra/ Müzisyen(ler) / Musician(s) Albüm / Album Parça / Song Süre/Time
Slot
1 Primus Antipop/1999 Antipop Dirty Drowning Man 04:48
2 Brown Album/1997 Brown Album Over The Falls 02:41
3 Frizzle Fry/1991 Frizzle Fry The Toys Go Winding Down 04:35
4 Of Whales and Woe/2006 Of Whales_and_Woe Iowan Gale 03:29
5 Pork Soda/1993 Pork Soda Welcome to this World 03:41
6 Primus & The
Chocolate Factory
with the Fungi
Ensemble/2014
Chocolate Candy Man 04:25
7 Sailing the Seas of Cheese/1991 Sailing the Seas of Cheese American Life 04:32
8 Jerry Was A Race Car Driver 03:11
9 Suck on This/1989 Suck on This Pudding Time 04:20
10 Tales From the Punchbowl/1995 Tales from the Punchbowl Southbound Pachyderm 06:21
11 Over the Electric Grapevine 06:24
12 The Desaturating Seven/2017 The Desaturating Seven The Seven 03:08

http://gitaresk.com/Playlists/50th/190924.htm

22:00 – 23:00 Esintiler / Seda Binbaşgil / Jazz

23:00 – 24:00 Psychoacoustics (Program gününde ve saatinde değişiklik) / Hazırlayanlar: Osman Kaytazoğlu, Berk Gökberk ve Barış Karakaş

Cumartesi geceleri 02.00’de yayınlanan Psychoacoustis bu yayın dönemi Salı geceleri saat 23.00’de

24:00 – 01:00 Numune Hastanesi / Cüneyt Bolak / Ses Gezegeninde Örnek avı

Kaydedilmiş her türlü ses, bir progresif rock şarkısı ya da bir hint ragası, “Eşkıya” filminden bir diyalog ya da eski bir tv reklamı prodüktörlerin ellerinde yeniden hayat bulur. Doktor Frankenstein’ın canavarı gibi! 70lerin sonunda sampler’ın icadıyla müzik bir daha eskisi gibi olmadı. Özellikle Hip Hop’ta kesilen, biçilen ve yeniden hayat bulan “numune”lerin masaya yatırıldığı Numune Hastane’sinde örneği alınan ve bu örneklerle yapılan şarkıların izi sürülüyor. Sampling marifetiyle üretim yapan prodüktörler ve bu üretimleri altyapı olarak kullanan rapçilerin de konuk olduğu Numune Hastanesi dinleyicilerini “Ses Gezegeni’nde Örnek Avı”na davet ediyor.

facebook.com/Numune.Hastanesi

***

Fotoğraf açıklaması yok.

Cüneyt Bolak

Numune Hastanesi‘nde bu gece Turntablist DJ Rob Swift ve Turntable Jazz! Swift jazz plaklarını kesip kesip biçiyor..
Herbie Hancock Al Hırt Bob James Lou Donaldson Eddie Harris Dizzy Gillespie Dave McMurray Dujeus & more…
gece yarısı Açık Radyo ve acikradyo.com.tr

01:00 İklim Acil

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 48. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 49. Yayın Dönemi: 6 Mayıs 2019 – 3 Kasım 2019 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/9/20

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil,  Selahattin Çolak

acikgaste_23-09-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Artık bize kulak vermeyi bırakın ve dinleyin. Kurtaracak bir gezegenimiz var. Artık bunun için çalışın. Biz de artık okula gidelim. Keyif aldığımız için okulu kırmıyoruz. Bunu okula gitmemek için yapsaydık, Pazartesi sendromu yaşamamak için Pazartesi günleri yapardık.”

Fridays for Future (Gelecek için Cumalar) hareketinin Türkiye’deki katılımcılarından Atlas Sarrafoğlu, 20 Eylül Küresel İklim Grevi’nde yetişkinlere sesleniyor. (Bianet)

Görüntünün olası içeriği: 12 kişi, kalabalık

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Pazartesi  Ali Bilge’yle Ekonomi Politik

ekonomipolitik20190923

***

‘İklim yıkımı’nın tarihi

26 Eylül 2019
Fotoğraf: TIME

Açık Gazete’nin ‘Ekonomi Politik’ köşesinde Ali Bilge’yle konumuz ‘iklim yıkımı’nın tarihi.

(23 Eylül 2019 tarihinde Açık Radyo’da Ekonomi Politik programında yayınlanmıştır.)

 

Ömer Madra: Günaydın Ali bey!

 

Ali Bilge: Günaydın Ömer bey, Can, Selahattin günaydın, iyi yayınlar tüm ekibe.

 

Can Tonbil: Günaydın Ali bey, merhaba!

 

ÖM: Türkiye de ile ilgili, bölgeyle de ilgili epey haberler var ama esas itibariyle biz bu büyük iklim grevini, genel grevin sarsıntısını yansıtmaya çalıştık büyük ölçüde. Sizinle nasıl bir değerlendirme yapalım?

 

AB: Birincisi gezegende yaşadığımız iklim yıkımına bakalım, grevlerin yapılmasına neden olan iklim yıkımına, nereden nereye geldik? İklim yıkım tarihine bakalım isterseniz kısaca.

 

ÖM: Evet iyi olabilir.

 

AB: Nasıl yıktık biz bu iklimi, nasıl mahvettik? Ancak öncelikle günün manşetini baştan atalım, bu grevler gösterdi ki , “biz uyurken çocuklar da büyümüş”, bunu görüyoruz. Yaşadığımız grevler, protestolar, dünyada çok önemli bir dalgayı başlatacak türden, adeta bir “iklim enternasyonali”. Bağımlılık kuramının önde gelen düşünürlerinden Samir Amin ölmeden önce son verdiği mülakatta “yeni bir enternasyonale ihtiyaç var” demişti. Bugün dünyanın pek çok yerinde yaşadığımız bu kalkışma da adeta yeni bir enternasyonalin habercisi sanki. Buna pekala iklim enternasyonali diyebiliriz, iklim enternasyonalinin ittifakları çok çeşitli, dolayısıyla çocukların öncülüğünde başlayan bu hareketin büyüklerin uyanmasını sağlayacağını umalım, büyüklerin başlarını kaldıracağını umalım, çocuk farkındalığının, iklim yıkımına odaklanmanın bundan sonra daha büyük adımları sağlayabileceğini dileyerek programa başlayalım.

 

CT: Çok ufak bir şey ekleyerek ben de başlayabilir miyim yorumlamaya sizin yanınızda Ali bey.

 

AB: Tabii.

 

CT: İnce bir çizgi var burada, çocuklardan bahsediyoruz ve çocukların dünya genelinde harekete geçmesiyle beraber belki de dünya üzerinde görülmüş en büyük iklim hareketi ve diğer hareketler içerisinde görülmüş en büyük olanlarından bir tanesi gerçekleştirildi. Devamı da gelecek diyoruz. Şu anda Türkiye’deki mevcut yapı içerisinde bunları daha önceden çalışmış olanlar, yapmış olanlar ya da yapmak isteyenlerin aynı zamanda çocuklarla beraber çalıştıklarını unutmamaları gerekiyor. Çocuklar bir bayrak değil kendisi siyasi ideolojilerini yayma konusunda, o yüzden biraz daha dikkatli olunması gerektiğini her fırsatta dile getirmek gerekiyor. Çocukların şu andaki benim anladığım kadarıyla temel derdi iklim krizi. Yani siyasi bir ideolojiden daha ziyade iklim krizinin çözümüyle alakalı olarak yetişkinlerin harekete geçmesi için bir çağrı yapıyor çocuklar. Bu çağrıya da saygı gösterilmesi lazım ve farklı amaçlarla kullanılırken ya da kullanılmadan önce yahut böyle bir şey düşünüldüğü zaman bir şekilde aklın köşesinde bırakılması gerekiyor galiba bu çağrının da.

 

AB: Elbette, sorunun çocuklar tarafından dile getirilmesi önemli ancak bu aynı zamanda siyasi bir sorun, gezegene hakim olan sistemle ilgili bir sorun, dolayısıyla büyüklerin, küçüklerin, çocukların başlattıkları, çocuklar öncülüğünde başlayan bu kalkışmaya bütüncül bakmak gerekir. İklim yıkımına nereden nereye geldik, elbette sadece bugünkü nesiller değil, geçmiş nesiller de bu yıkımın sorumlusu. Bundan sonra hareketin nasıl devam edeceği de ayrı bir tartışma konusu onu da konuşalım daha sonra isterseniz.

İsterseniz meseleye şuradan girelim, ikinci dünya savaşından bu yana iklim yıkımı sürecini analiz etmeye çalışalım. İkinci dünya savaşından sonra dünyayı iki kampta görüyorsunuz, bir sosyalist sistem var, bir de kapitalist dünya var, bunların arasında soğuk savaş var , ancak iki tarafta büyüme paradigması üzerinden birbirleriyle yarışıyor. Kapitalist dünyada ücret artışına dayalı, sosyal güvenlik genişlemesine dayalı bir tüketimle büyüme modeli çalışıyor, böylelikle refah toplumuna ulaşılmaya çalışılıyor. Bu anlayış 1945’lerden 80’lere kadar geliyor. Bu iktisadi modelle bakıyoruz ki sanayileşme ivmesi inanılmaz boyutlara ulaşıyor, sonuçta da iktisadi büyümenin yarattığı büyük bir tehlike de iklim yıkımı olarak karşımıza çıkıyor. Başlangıçta iktisadi büyümenin meseleleri konuşulurken yarattığı tahribat ve yıkım çok önemsiz görülüyor ve marjinal düzeyde önemseniyor, en azından, gündeme gelmeyen bir mesele oluyor, çünkü temel yaklaşım, hedef iktisadi büyüme. Dolayısıyla bu kaygılar başlangıçta çok öne çıkmıyor, öne çıkan temel itki iktisadi büyüme motivasyonu üzerinden oluyor. Aslında 1950’lerde ilk sinyaller geliyor, özellikle Britanya’da yaşanan, Londra’da yaşanan hava kirliliği, maden kömürü kullanılıyor ısınma sistemlerinde ve ‘smoke’ adı verilen dumanla karışık sis büyük bir faciaya yol açıyor. 1 haftada 12 bin Londralı ölüyor 1952 yılının Aralık ayında.

 

ÖM: Bunu şimdiki yeni nesiller hatırlamıyor ama gerçek bir faciaydı benim çocukluğumda hatırladığım bir şey.

 

AB: 100 bin kişi de hastanelik oluyor.

 

ÖM: Evet.

 

AB: Bu inanılmaz sonuç büyük bir infiale yol açıyor “bizim sonumuz ne olacak?” düşüncesi hakim olmaya başlıyor, tabii bu arada bütün Avrupa’da ağır sanayileşme hamleleri devam ediyor, Almanya’da da oluyor böyle bir olay 50’lerin sonlarına doğru, başka yerlerde de yaşanıyor, Avrupa’nın özellikle sanayileşen bölgelerinde, 70’lerin başlarına geldiğimizde sanayileşme Avrupa’nın doğusunda ve batısında hakim durumda ancak artık kirlilikten kara topraklar da oluşmaya başlıyor. Özellikle o zaman doğu bloku diye tanımlanan dünyada yaşananları çok iyi bilmiyoruz, sanayileşme ve nüklüerleşme yarışı içinde taraflar , kirlenme ve kazalar her iki tarafta da yaşanıyor , mesela Sovyetler Birliği’nde Ural dağlarında 1957 yılında bulunan bir nüklüer reaktörün soğutma sisteminde yaşanan kaza nedeniyle harap olan 60 bin hektarlık bir alan var, bu biliniyor. Bütün bu sanayileşme ivmesi sonrasında yaşanan kirlenme sonrasında, kıta Avrupa’sında, Amerika’da çevre kirliliği üzerine insanlar düşünmeye başlıyor. İngiltere’de özellikle hava kirliliğine ilişkin ilk yasalar çıkmaya başlıyor 1954’te, 56’da ilk önlemler alınmaya başlanıyor. İlk uyanan topluluk bildiğim kadarıyla 1968 yılında akademisyenlerden oluşan Roma Kulübü var, onların gezegenin geleceğine ilişkin ilk çalışmaları raporları yayınlanıyor. 1972 yılında sıfır büyümeyle ilgili, iktisadi büyümenin sınırlarıyla ilgili bir rapor yayınlanıyor. Bu rapor çok dikkat çeken bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor. Sanayileşme ile birlikte gittikçe kara topraklar, kara bölgeler Avrupa’da artmaya başlayınca, gelir yükselmesiyle kirlilik arasındaki ilişki ortaya konuyor. Roma Klübü’nün raporu, insanlığın geleceğine dair rapor, büyümenin sınırları üzerine dikkat çekiliyor mevcut gidişat intihar politikası olarak nitelendiriliyor. Bu çalışmalar, yayınlar, raporlar sınırlı bir çevreden çıkıyor, siyasete ve sivil topluma da yansıyor, özellikle siyasi gelişmelerde karşılık buluyor. Tabii o dönemde çok önemli bir dalgayı 68 olayını da not etmek lazım, 68 dünyanın gidişatına dikkat çeken, rahatsızlıkları ortaya koyan en önemli kalkışmalardan biri. 1968’de Roma Kulübü kuruluyor, 1968 olayları dünyayı sarıyor, işte o entelektüellerin, bilim insanlarının çalışmaları 70 başlarında yayınlanıyor, 70’lerde yeşil hareketinin ortaya çıkması, yeşil hareketine 68’in önde gelen liderlerinin katılmasını da beraberinde getiriyor. Bunlar rastlantı olmasa gerek.

 

ÖM: 1968’de önce Fransa’da Paris’te ama sonradan dünyanın hemen hemen her yerinde, özellikle Meksika’da filan öğrenciler yerleşik siyasi düzenin bu müthiş haksızlığına ve adaletsizliğine karşı büyük bir isyan hareketi başlatmışlardı. Hemen ardından da işçiler gençlere katılmakta gecikmedi ve büyük bir enternasyonal hareket sizin de belirttiğiniz gibi doğdu. 1970 ve 72’de Roma Klübü’nün de büyümenin sınırları, aslında büyümeme uyarıları çok önemliydi ama dikkate alınmadı. Şimdi de bugüne gelindiğinde de, biraz önce de programda söylediğimiz gibi BM’nin açıldığı zirvede, BM iklim acil durumu deklerasyonuyla açıyor BM genel sekreteri Guterres, sonra genç aktivist Greta Thurnberg ve iki başka genç aktivist de konuşacaklar ama aynı gün petrol ve gaz şirketleri hedefte. New York şehrinin dört bir yanına dünyanın en büyük fosil yakıt şirketleri Shell, BP, Exxon ve Shevron’un ceo’larının fotoğraflarını asıyorlar ve ‘iklim suçundan aranıyor’ diye posterler. Yani o hale gelmiş bir durumdayız.

 

AB: Burada şunu da eklememiz lazım tabii, dünyanın yaşadığı önemli kalkışmalardan 68 hareketi aynı zamanda Türkiye’de de, ancak o zaman iklimle, çevre ile ilgili mevzular pek gündemde değil konuşulmuyor. Örneğin Türkiye’de yaşanan önemli kalkışmalardan olan 1970 15-16 Haziran’da da söz konusu değildi bildiğim kadarıyla, ama işçilerin ve aydınların önderliğinde var olan kötü gidişata ilişkin büyük bir tepki ortaya kondu, Türkiye’de yaşadığımız önemli toplumsal ivmelenmelerden biridir15-16 Haziran.

 

ÖM: Nitekim bugün de Beyazıt’ta katledilen 68 öğrenci liderlerinden Taylan Özgür ve 50 ve 1 yaşındaki adaşları katledildiği yerde anacak haberleri var.

 

AB: Vedat Demircioğlu’nun katlinden dan sonra ikincidir galiba, 68 olayları ve sonrasında yaşanan Taylan Özgür’ün katli, değil mi ?

 

ÖM: Evet. Bugün vurulduğu yerde ve saatte, 12:25’te anılacak, onu da bildirmiş olalım. Taylan Bek ve Taylan Özgür Alkan bebekler o gün doğumlarından sonra adları konan iki bebek de şimdi 50 ve 1 yaşındaki adaşları da katledildikleri yerde anacaklarmış onu.

 

AB: Böyle yükselen toplumsal muhalefet dalgaları üzerinden çevre ve iklim yıkımı meselelerine bakmakta fayda var, üstü üste grafikleri oturtarak bakmakta fayda var. Ancak bir taraftan da Sovyetler Birliği ve doğu bloku denilen o günkü cari sosyalist sistem içerisinde yaşananlara da dikkat çekmekte yarar var. O dönemde bu ülkelerde uygulanan sisteme ilişkin muhalefet etmek çok güçtü ve çok önemliydi , ancak çevresel sorunlar ve tartışmalar muhalefet etmek için yeni alanlar yaratıyordu. Bunlardan bir tanesi Macaristan’da Dunakör hususuydu, bu mesele Tuna üzerinde yapılacak barajdı, o zaman bu konu muhalefetin rejime karşı çıkışının önemli unsurlarından biri olmuştu. Aynı zamanda Bulgaristan’da Başkan Todor Jivkov’a karşı da en büyük protesto gösterisi ekolojik savunma adı altında yapılmıştı. Yani dünya bu dönemde bir yandan kirlenirken böylesi çıkışlar da söz konusuydu.

Yeşil hareketi 70’lerin sonlarında ve 80’lerde parlamentolara sıçradı, Almanya’da, Danimarka’da önemli mesafeler aldılar. Alınan mesafe çok güçlüydü bu partiler hükümet ortağı oldular. Elbette bu durumlar uluslararası örgütleri de etkiledi, başta BM olmak üzere, BM’nin 1972’de ilk konferansı var Stockholm’de. Bağlayıcı olmayan 109 tavsiyede bulundu. Daha sonra okyanusların kirliliğine ilişkin müzakereler yapıldı ardı ardına gelen uluslararası çabalara şahit oluyoruz. 1985’te sülfür emisyonuna ilişkin bir protokol imzalanıyor. Viyana konvansiyonu, Montreal protokolü, Londra, Kopenhag, Viyana düzenlemeleri beraberinde geliyor. Tabii sorun siyasal bir kimlik üzerinden gitmeye başlıyor. Tabii ki 1989-90 Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’daki sistem değişimleri bu yarayı daha da genişletiyor.

1945’den 80’lere uzanan “altın çağ“ olarak nitelendirilen denilen dönem de kapitalist dünyada uygulanan büyüme modeli, ücret artışlarına dayalı büyüme modeli, sosyal güvenlik, sosyal devlet, refah devleti diye adlandırılan kıta Avrupa’sında uygulanan bu büyüme modeli çevre yıkımına, iklim yıkımına yol açmasına karşın, bu süreçte aynı zamanda bir taraftan da birleşik Avrupa’yı hedefleyen bir barış projesi başladı. Başlangıcı ironiktir, günümüz AB’si çelik ve kömür üretiminin esaslara bağlanması için yapılan bir anlaşma ile başlamıştır. Malum kömür ve çelik savaşlara yol açan hususlardır, kömür ve demir ve madenler için savaşlar çıkmıştır. Aynı zamanda kömür ve çelik üretimi gezegenin iklim yıkımına yol açan en önemli alanlar oldu. Bu anlaşmalar ve birlikler 1957 yılında başka anlaşmalarla birlikte toplulaşarak Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) adı altına toplandı. AET sonra Avrupa Topluluğu (AT), sonra da Avrupa Birliği’ne (AB) oldu. Tüm bu sürecin çevre, ekoloji ve iklimle ilgili gelişmelere de önemli katkıları oldu. Açıkçası dünyada bugün böyle bir hukukun ve hareketin gelişmesinde AB nizamlarının önemli katkısının olduğunun altını çizmekte fayda var. Yıllar boyunca, bu hususlarla bağlantılı olarak 2000’e yakın kanun ve düzenleme yapıldığını belirtmekte fayda var.

 

CT: O zaman Brezilya devlet başkanı Bolsonara’nın dışişleri bakanının dediği gibi iklim krizi kültürel Marksist bir projesi ise bütün AB de kültürel Marksist bir proje midir?

 

AB: Değil tabii AB kapitalist bir organizasyon ama duyarlılık zaman içinde bu çevrede daha fazla olmaya başladı. Bütün bu süreci taradığımızda birliğin bu işte önemli mesafeler almaya kalkışan düzenlemeleri olduğunu görüyoruz. Diğer dünyanın başka bölgelerine göre AB’nin daha insan merkezli bir küresel model olması nedeniyle olsa gerek, işte refah devletine ulaşmak , gerçi refah devleti ile ilgili hususlar başta Britanya olmak üzere 80’lerden itibaren zayıflamaya son bulmaya başladı , başka bir büyüme modeli devreye girdi, o büyüme modeli de, neo-liberal büyüme modelidir. Ancak neoliberal büyüme de dünyada iklim yıkımını daha da hızlandırdı. Refah toplumunu tasfiye etmekle birlikte çevre konusunda pek çok düzenleme yapılmaya başladı, başta Almanya’da ve diğer bazı ülkelerde bu önlemler kendisini gösterdi, alternatif enerjiler üzerine yoğunlaşmalar başladı, yani işi Marksist olarak çözmek değil kapitalizmin başka versiyonları üzerinden bakılmaya çalışıldı.

Aslında iklim krizini cari kapitalizmin çözebileceğini düşünmüyorum, kapitalizmin böyle bir yeteneği yok, çözme kabiliyeti yok , yıkma kabiliyeti var, ama bu tespit iklim sorununu çözmek için sistem içerisinde mücadele edilemeyeceği anlamına gelmiyor. Ortada bir gerçeklik var, çocukların farkındalığıyla birlikte yükselen bir hareket var. Bugün ülkede ve dünyada yapılanları sana sormak istiyorum detaylarını, sen de önemli bir işlev yüklendin Türkiye’deki çalışmalarda.

 

CT: Evet.

 

AB: Dolayısıyla bu konuların o günlerden bugünlere nasıl geldiğine bakmaya devam edersek, işte Kyoto protokolü, ardından Paris anlaşmasına kadar giden bir yol var… 1980’lerin başında 1957’deki Roma anlaşmasına çevre ile ilgili başlık eklemek durumunda kaldılar. Çünkü yükselen çevresel bir hareket artık başlamıştı. Dolayısıyla ben, uluslararası örgütler tarafından baktığımda Dünya Bankası, IMF, OECD gibi, AB’nin çevre ve iklim meselelerine hissiyatının ve katkısının daha fazla olduğunu görüyorum. AB’nin ortak bir yönetim teşkilatı, idari yapıları bulunuyor, önemli bir mevzuat geliştirilmesi, düzenleme geliştirilmesi, standartların gelişmesine tanık oluyoruz. Tabii bu yeterli değil ama rakamları 1952’den itibaren aldığımızda AB ülkelerinde çevresel uygulamaların daha yoğun olduğunu mesafe alındığını gösteriyor. Bunda temel olgulardan birini ortaya koymakta fayda var, özellikle ikinci dalga boyutunda, yani neoliberal boyutunda gelişmiş ülkelerin kendi ülkelerini kirleten endüstrilerini gelişmekte olan ülkelere kaydırdıklarını enjekte ettiklerini görüyoruz. Mesela gidiyor “lastik üretimini ben yapmayacağım Türkiye yapsın” diyor, Türkiye’de lastik sanayi gelişiyor. Yani kirleten endüstrileri gelişmekte olan ülkelere yıkıyor ve en yüksek katma değer sağladığı parçayı, bölümü de kendi ülkesinde yaparak katma değerin büyük bölümüne el koyuyor, ekonomik olarak katma değeri düşük bölümü ve kirli endüstrileri gelişmekte olan ülkelerin üzerine yıkıyor.

 

ÖM: Yani Paris anlaşmasının Greta Thurnberg’in net olarak her seferinde tekrarladığı gibi Paris iklim anlaşmasının en önemli, her satırında neredeyse geçen hakkaniyete dayalı çözüm ilkesi, yani yoksul kesimler elbette ki altyapı, kendi hayatiyetlerini ve diriliklerini korumak için gerekli altyapı yatırımlarını yapmaya devam etmeliler ama asıl kesmesi gerekenler bu büyük petrocülerin, fosil yakıtçıların egemenliğindeki büyük ekonomilerin öncelikle salımlarını kısması gerektiğini dikkate almıyorlar. Onun için de büyük bir mücadele veriliyor, iklim adaleti mücadelesinin önemi orada. Bir de şunu eklemek isterdim, yani ikonik bir fotoğrafla başlamıştı bu son gelişmelere, son noktaya getirmek gerekirse sözü, iki tane önemli şey var, bir tanesi Greta Thurnberg’in İsveç parlamento binasının önünde el yazması pankartıyla ‘iklim için okul grevi’ diye tek başına koca binanın önünde oturan siyah beyaz fotoğrafıyla konmuş, hemen yanında da Stockholm’de 10 bin kişinin katıldığı devasa bir şey, kendisinin de ekrandan konuşmasının yansıtıldığı harika bir video var. İkisini bir arada gördüğün zaman 1’e 10 bin kat artmış olduğunu da bazı açılardan söylemek mümkün. Bu çok sevindirici bir şey, 1 yıl 1 ay arayla muazzam bir fark var. İkincisi de Türkiye’de Ankara TED Koleji’nin ki mezunları arasında çok yakınlarımız var, bir kısmı rahmetli oldu, onlar da sevinirlerdi böyle bir şeyi duysalardı, TED Koleji de büyük bir şekilde, güçlü bir şekilde destek verdi, greve katıldı.

 

CT: Sadece Ankara’da da değil birçok yerinde Türkiye’nin kendi okullarında etkinlik yaptılar ve büyük etkinliklerdi bunlar, ikinci defa.

 

ÖM: Evet, evet 30 bin kişinin üzerinde bu da Türkiye açısından sevindirici bir şey.

 

CT: Tebrik etmek lazım.

 

ÖM: Kökeni Ankara’da olduğu için Ali bey de Ankara’da.

 

AB: TED cumhuriyetin başlarında Ankara’da ilk kurulan eğitim derneğidir , ilk özel okuldur.

 

ÖM: Aileden çok iyi bilirim, müteveffa annem oradandı.

 

AB: Zehra Hanımı da anmış olalım, sanırım 1927-28 yılında kuruluyor, hatta okulun ilk binası Demirtepe’de Ben şu anda Antalya’dayım, TED Antalya da etkin bir şekilde katıldı, içlerinde benim de tanıdığım çocuklar ve gençlerde var, konuştum onlarla. Buradan isterseniz kendi tarihimize geçelim, çevre ve iklim meselleriyle tanışmam nasıl oldu? Bir gazeteci, yayıncı olarak bu işlerle nasıl meşgul oldum? Kısaca biraz da ondan bahsederek kapatalım.

 

ÖM: Lütfen.

 

AB: Ben 30 yıl 1986-2016 aylık bir iktisat dergisi yayınladım akademik boyutlu, dolayısıyla insan hemen kendi arşivine bakıyor, neler yapmışım diye..

 

ÖM: İktisat, İşletme ve Finans.

 

AB: Evet. Kendi tarihimde neydi bu durum. Aslında 1992’de çevre ve ekonomi konusu kapak olmuş ama onun öncesinde de 1988 yılında Sakıp Sabancı’yla, Sabancı Holding’e ait çimento fabrikalarının yarattığı kirliliğe ilişkin bir röportaj yapmışım. Hayrettin Karaca ile söyleşilerim var bu konular üzerine, o da daha eski. Hayrettin beyin o sırada lakabı o sırada ‘erozyon dede’ idi, erozyon meseleleri üzerinde çok duruyordu. TEMA ve ÇEKÜL’ün kuruluşunu ve Adnan Kahveci’yi hatırlıyorum, o çok uğraşmıştı bu işlerle, hatta bende pek çok konuştum bu konularda kendisiyle. Bu konulara ilgi duyan bir siyasetçiydi Adnan Kahveci. 1992 yılında sevgili Erinç Yeldan’la birlikte çok iyi bir iş çıkarmışız , sonradan tekrar baktım, hatırladım bayağı uğraştıran bir söyleşi olmuştu. Bence çevre ve ekonomi üzerine o güne kadarki en detaylı ve teknik söyleşiyi yapmışız açıkçası. İsterseniz göndereyim koyun onu.

ÖM: Evet tabii memnuniyetle.

 

AB: Kabaca bir taradım derginin elektronik arşivini, dergi şu anda sadece arşiv hizmeti veriyor, derginin arama motorundan yaptığım aramada ,”çevre” kelimesi geçen makale sayısı 278 çıktı. Bayağı bir külliyat var yani. Elbette derginin yayınlanma dönemi biraz önce değindiğim kapitalizmin altın çağından ! sonraki neoliberal çağda! Kendi hayatımdan bir de şunları hatırlıyorum,

 

ÖM: Her yıl yaklaşık 10’a yakın makale yayınlamışsınız.

 

AB: Evet, dünyada Avrupa’da çevre ve iklime duyarlılık ve hareket gelişince, genişleyince akademik dünyanın da ilgisi yoğunlaşıyor. Onlar da yayın yapmaya başlıyorlar filan, bizim de gazeteci olarak dikkatimizi çekiyor, biz de söyleşiler yapıyoruz . Biz çok tehlikeli bir dönem atlattık, Ömer Madra da o sırada Ankara’da idi muhtemelen, biz 70’li yılların başlarından neredeyse 80’lerin sonlarına kadar büyük bir hava kirliliği yaşadık Ankara’da.

 

ÖM: Evet gayet iyi hatırlıyorum.

 

AB: Yürürken ağzımızı kapatarak yürüyorduk, maske de bulunamıyordu, kaşkolla ağzımızı örterek yürürdük, çünkü Ankara kötü bir linyit şehriydi. Halen bazı bölgelerinde kullanılıyor. Önümüze Kumrular sokakta güvercin ölüsü düşerdi, zehirlenirdi güvercinler. Yine o yıllara ilişkin mesela şunu hatırlıyorum, 13-14 yaşlarındaydık, bir gençlik kültür merkezine gidiyorduk , Ankara’nın trafik sorunu, Ankara’nın hava kirliliği sorununu inceliyorduk, kocaman ağır bir makaralı teyple Kızılay, Sıhhiye ve Cebeci’de Ankara’lılara mikrofon uzattığımı hatırlıyorum. Daha sonra o söyleşileri ve topladığımız bilgileri elimizde kağıtlara yazıp çektiğimiz fotoğraflarla birlikte merkezdeki Duvar gazetesinde yayınlamıştık, o duvar gazetelerinden eser yok şu anda, işte böyle duvar gazeteleri falan çıkarıyorduk. Böylesi bir duyarlılık var ama bu bir iklim sorunsalına bağlanmış dökülmüş değil, yani bugünün gençleri, çocukları gibi bir hüviyette değildik, zaten çok kısa sonra yoğun bir siyasallaşma çok yüksek, politizasyon başladı. Bunları yapan bizler, çocuklar bir iki yıl sonra devrimci oldular, Marx’ı, Lenin’i, Mao’yu filan öğrenmeye başladılar. Aşırı bir politizasyon üzerinden sağ-sol çatışması içine düşüldü ve hava çevre kirlilik filan gündemden çıktı ama ne vardı, yine yükselen dalga, ‘NATO’ya hayır’ kampanyaları, füzelere ilişkin kampanyalar, onların içerisinde yoğrulmaya başladık.

 

CT: Bu sefer öyle olmaz değil mi Ali bey?

 

AB: Olacağını zannetmiyorum çünkü bizden daha akıllısınız.

 

CT: Estafurullah! Benden daha akıllı gençler de var ama bu sefer öyle olmayacak, öyle olmaması için elimizden geleni yapmalıyız.

 

ÖM: Ben de öyle hissediyorum.

 

AB: Bence de , çünkü birey olmayı da öğrenen bir nesil bugünkü nesil, böyle sadece yığınlara yön verme arzusu içinde değiller, hem toplumsallaşma hem de birey olma özelliklerine, kimliklerine sahipler. O yüzden “biz uyurken çocuklar büyüdü” diyorum.

 

ÖM: Yeni Enternasyonel’e hoş geldik!

 

AB: Evet, “iklim enternasyonalini” reflekssel olarak bunu söyledim, Samir Amin de esin kaynağım oldu, onu da yayınladık mı hatırlamıyorum? 2003’ te Dünya Sosyal Forumu’nda Samir Amin’le bir röportaj yapmıştım, Dergi’de yayınladık ama belki Açık Radyo’da da yayınladık, unutuyoruz, yıllar geçiyor. Yayınının sonuna geldik ama başından beri aklımda ‘Dünyayı verelim çocuklara’ şiiri var Nazım’ın. Onu okuyabilir miyim?

 

ÖM: Tabii lütfen.

AB:

Dünyayı verelim çocuklara

Hiç değilse bir günlüğüne

Allı pullu bir balon

Gibi verelim oynasınlar

Oynasınlar türküler söyleyerek

Yıldızların arasında

Dünyayı çocuklara verelim

Kocaman bir elma gibi verelim

Sıcacık bir ekmek somunu gibi

Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar

Dünyayı çocuklara verelim

Bir günlük de olsa öğrensin

Dünya arkadaşlığı

Çocuklar dünyayı alacak elimizden

Ölümsüz ağaçlar dikecekler

 

AB: Biz 1 günlüğüne değil tamamını vermek istiyoruz.

 

ÖM: Çok teşekkür ederiz Ali bey.

 

AB: Hoşça kalın!

 

ÖM: Görüşmek üzere.

09:50 – 10:00 İzel Rozental ile Haftanın Karikatürleri (Açık Gazete’de yeni köşe)

haftaninkarikaturleri20190923

Sevgili dostumuz çizer İzel Rozental dünyadan ve Türkiye’den seçtiği haftanın karikatürlerini radyoda anlatıyor.

facebook.com/izel.rozental  

***

Kaldığımız yerden devam… Küresel İklim Grevi ve diğerleri… Haftanın haberlerinden haftanın karikatürleriyle haberdar olun. Haftanın Karikatürleri, pazartesi sabahları saat 9.50’den itibaren Açık Radyo 94.9 kanalında…

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, gülümseyen insanlar
***

Haftanın Karikatürleri: 23 Eylül 2019

24 Eylül 2019

Bu haftaki programda ele aldığımız karikatürler burada…

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 Kamusla Güreş (Yeni program) / Hazırlayanlar: Didem Gürzap ve Kerem Doğan

kamusla_gures_23.09.2019_rec.16.09.2019

Kelimelerin, hayata dokunan anlamları, güncel ve geçmişe dayalı anlam ve çağrışımlarıyla tekrar ele alınacağı bir program

zz8

Kamusla Güreş kayıt arşivi

Kamusla Güreş Twitter

Didem Gürzap Twitter

***

Kamusla Güreş, Kerem Doğan, Didem Gürzap, Sima, Yüz, Açık Radyo, 94.9

11:00 – 12:00 Bisiklet Zinciri (Yeni program) / Hazırlayan: Muzaffer Çorlu

Müzik programcımız Muzaffer Çorlu yıllar sonra heyecanlı bir dönüş yapıyor. Programda müzik, filim ve bilim üst şemsiyesi altında besteciler, bilim insanları ve dahi siyasetçiler nöro-bilimdeki yeni gelişmelerle birlikte ele alınıyor.

Bisiklet Zinciri kayıt arşivi

12:00 – 13:00 Caz Club / İçinden Caz Geçenler / Dağhan İş

12:55 – 13:05 Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün üçüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00  Babil’den Sonra / Rüzgâra Bırakılmış Sesler / Hazırlayan: Ercüment Gürçay

babildensonra23.09.2019

zz7

facebook.com/ercumentgr

***

[BABİL’DEN SONRA] GÖNÜL DAĞININ BİR GARİP YOLCUSU, NEŞET ERTAŞ

Dün gece aramızdan ayrılışının 34. yılında hocamız RUHİ SU’yu Şişli Cemil Candaş Kültür Merkezi’nde düzenlediğimiz bir konserle andık…Ruhi Su bir yazısında “Türkü söylemek benim için bir aşk halidir. En güzel aşklarımı türkü söylerken yaşadım. Ne onlar beni aldattı ne de ben onları. Türkü söyledikçe yeşeriyor çiçekleniyorum.” diyordu…

Neşet Ertaş’ı da tıpkı Ruhi Su gibi bir eylül ayında son yolculuğuna uğurlamıştık. İkisi de yaşadıkları aynı hastalık nedeniyle yaşamlarını yitirdiler. Neşet Ertaş farklı kulvarda da olsa tıpkı Ruhi Su gibi aşkla yaşadı, türkülerini büyük bir aşkla söyledi.

Neşet Ertaş 25 Eylül 2012’de, 74 yaşında sazını, sesini, sözünü geride bırakıp bu dünyaya veda etmişti. Hakkında çok şeyler yazıldı, söylendi…

Bugün 13:00’de Açık Radyo’da “Babil’den Sonra” programında, türkülerinde kullandığı “GARİP” mahlasından yola çıkarak söylemek gerekirse “GÖNÜL DAĞININ BİR GARİP YOLCUSU”nu, NEŞET ERTAŞ’I anıp, sevdiğim türkülerinden seçtiğim küçük bir güldesteyi sizlerle paylaşacağım…

Programı FM bandında 94.9 frekansından veya buradan dinleyebilirsiniz: http://acikradyo.com.tr/stream/index.html

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

14:00 – 14:30 Hamişden Sesler / Şenay Özden ve Özhan Önder / Suriye ve Suriyeliler hakkında sürgünden sesler

hamisdensesler20190923

Hamişden Sesler kayıt arşivi

14:30 – 15:30 Opus 94 9 / Berna Uzunoğlu

Daha önceki dönemlerde her bölümünü dâhi bir besteciye ayrılan programda, 39. yayın döneminden itibaren her bölümünü bir müzik enstrümanına ayrılıyor.

15:30 – 16:30 Yolgeçen / Rahmi Öğdül ve Evrim Altuğ / Hayatî ve kitabî patikaların kesiştiği yol ağızlarında ayaküstü konuşmalar

16:30 Hariçten Sanat (Yeni Program) / Gezegenden Kültür-Sanat Haberleri / Hazırlayan: Çelenk Bafra

acikradyo.com.tr/program/144512/kayit-arsivi/hariçten-sanat

Programda özellikle Türkiye’yi ilgilendiren ve/ya Türkiye’den katılımcılara yer veren uluslararası sanat gündeminden bir kesit sunulacak. Müzeler, bienaller ve sergilere özellikle odaklanarak geniş bir perspektifle sanat, mimarlık, tasarım ve müzecilik alanlarındaki yeni gelişmeleri, haberleri ve güncel tartışmaları incelenecek.

Hariçten Sanat kayıt arşivi

facebook.com/celenk.bafra

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Ceyhan Usanmaz, Berna Kaytaz, Başak Yavuz, Jak Kohen, Levent Öget ve Harun İzer

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20190923

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 23 Eylül 2019

24 Eylül 2019
Fotoğraf: WWF

WWF, bölgeyi tek kullanımlık plastik tüketiminin olmadığı, plastik atık yönetiminin çok daha etkin yapıldığı bir noktaya taşımak ve bir modele dönüştürmek istiyor. Bu kapsamda Adalar’da öncelikle bilinçlendirici faaliyetler yürütülerek bireysel davranışların değiştirilmesi hedefleniyor.

WWF-Türkiye, uluslararası çevre gündeminin en önemli konularından biri olan plastik kirliliğini önleme çalışmaları kapsamında, Adalar Belediyesi ile önemli bir adım attı. İstanbul’un Adaları Sıfır Atık Uygulama Bölgesi projesi, Büyükada İDO İskelesi’nde düzenlenen basın toplantısıyla başlatıldı. WWF’nin plastik kirliliğine dikkat çekmek için Fransa’dan yola çıkan Blue Panda yelkenlisinin de ziyaret ettiği Büyükada’da İDO İskelesi’nde etkinlik gerçekleştirildi. WWF-Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli, plastik kirliliğine son vermenin yolunun davranış değiştirmekten geçtiğini vurguladı. WWF-Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Bayar ise şunları söyledi: “Adalardaki projenin başarılı olması, plastik atıklar konusunda örnek oluşturması açısından çok önemli. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından başlatılan Sıfır Atık Projesi kapsamında yürütülen bu çalışma daha farklı ölçekli başka çalışmaların yolunu açacak. Ülkemiz ve dünyamız için denizlerimizin bugün karşı karşıya bulunduğu bu tabloyu değiştirmek zorundayız. Bugün burada bu iskelede gördüğümüz tablo aslında, çevre kirliliğiyle ilgili mevcut gidişatı değiştirmenin anahtarı. Bugün Bakanlık, yerel yönetim, sivil toplum kuruluşları ve yerel toplum, burada yaşayan insanlar, hepimiz bir aradayız, dayanışma içindeyiz. Bu dayanışma ve kararlılık sürdüğü müddetçe gelecek için de güçlü bir umut taşımaya devam edeceğiz.” dedi. Tüm dünyada benzer projeleri uygulamakta olan WWF, plastik atıklardan arındırılarak hem deniz hayatını hem de bölgedeki yaşam kalitesini destekleyen sağlıklı deniz ekosistemleri yaratmayı amaçlıyor. WWF, bölgeyi tek kullanımlık plastik tüketiminin olmadığı, plastik atık yönetiminin çok daha etkin yapıldığı bir noktaya taşımak ve bir modele dönüştürmek istiyor. Bu kapsamda Adalar’da öncelikle bilinçlendirici faaliyetler yürütülerek bireysel davranışların değiştirilmesi hedefleniyor. Öğrencilere ve gençlere, adada yaşayan yetişkinlere, adayı ziyaret eden yerli ve yabancı turistlere yönelik bilgilendirici dokümanlar hazırlanırken, plastik tüketimine karşı festivaller düzenlenmesi, okullarda bu konuda çalışacak kulüpler kurulması planlanıyor.  Proje kapsamında, belirli yerlere farklı atıklar için kumbaralar yerleştirilecek. Organik atıklar ve geri dönüşebilecek atıklar ayrı ayrı toplanacak. Organik atıklar kompost, gübre haline getirilip park ve bahçelerde kullanılacak. Atıkların evlerde ve işyerlerinde ayrı toplanması için belediyelerce sistem kurulacak. Tek kullanımlık plastik malzemenin tüketilmemesi için çaba gösterilirken, vatandaşlarla işbirliği yapılarak bu malzemelerin kullanımının azaltılması amaçlanacak. Restoranlara, teknelere ve otellere plastik malzeme kullanmamaları için çağrı yapılacak. Alınan sonuçlar belirli performans kriterlerine göre değerlendirilerek gerekli adımlar atılacak.

Şişli Belediyesi, Şişli Kent Konseyi Ekolojik Meclisi ve TümBelSen’in işbirliğiyle iklim krizine karşı hep birlite mücadele etmek amacıyla tüm belediye çalışanları bir saatlik iş bıraktı. Çalışma arkadaşlarıyla birlikte greve katılan Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin; ”Bu dünya bizim değil, çocuklarımızın. Duyarlı bir toplum olmazsak bu dünyaya hükmedemeyiz. Sadece kişisel çıkarlarımız üzerinden hayatı belirlemeye çalışırız. Onunda kimseye faydası olmaz” dedi.

Birleşmiş Milletler İklim Eylem Zirvesi öncesi önemli bir duyuru Almanya’dan geldi. Alman Bakanlar  “İklim Eylem Programı 2030”u Berlin’de kamuoyu ile paylaştı. Plana göre tüm sektörlerde 2030 emisyon hedefleri 2019 yılı sonuna kadar yazılı hale getirilecek. Her bakanlık, ilgili detaylı eylem planını yazacak. Almanya, ulaşım ve yapı sektöründe “Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi”ni kuruyor. Ayrıca, 2021 yılı itibari ile sabit karbon fiyatına geçiyor. 2021 yılında CO2’nin tonu başına 10 ile 35 Euro arasında bir fiyat belirlendi. Bu fiyat 2026 yılında yeniden düzenlenerek 35 ile 60 Euro/ton düzeyine çekilecek. Bu fiyatlandırma ülkede benzin fiyatının 3 ile 15 euro cent artacağı anlamına geliyor. Bu fiyatlandırma rejimi ile özellikle elektrikli ulaşım ve enerji verimliliği alanında önemli gelişmelerin olması bekleniyor. Almanya’nın karbona fiyat koyması uluslararası sivil toplumun da talep ettiği önemli bir adımdı. Almanya elektrikli araçlara yatırımı arttırıyor. Ülkede 2030 yılına kadar elektrikli şarj istasyonu sayısı 1 milyon’a çıkacak. Ayrıca benzinli araçlara karbon vergisi gelmesi, havacılık vergilerinin arttırılması ve demiryolu ulaşımına vergi muafiyetleri getirilmesi planlanıyor.  2030’a kadar 17 GW kömür santrali kapatılacak ve yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payı %65’e çıkarılacak.

Plana dair ayrıntar https://www.cleanenergywire.org/news/german-government-reaches-agreement-climate-strategy-co2-pricing  internet sitesinde bulmak mümkün. Bu arada, Almanya yetkilileri bu kararı açıklarken, Almanya sokakları da iklim eylemcileri ile doluydu. Sadece Berlin’de 80.000 kişi olmak üzere tüm Almanya’da 1.4 milyon insan sokaklara çıkarak ülkenin iklim eylemini arttırmasını talep etti.

Sözcü gazetesinden Deniz Ayhan’ın haberine göre Türkiye’de 2017 yılından itibaren baca gazı arıtma tesisi bulunmayan santralların çalışmasına izin verilmiyor. Ancak özelleştirme yoluyla devredilen santrallar, kapsam dışında tutuluyor. CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz “Poşeti yasaklayıp, termik santraller için tutarsız bir politika izleniyor. Özelleştirilen termik santralların çevre yükümlülüklerinden muaf tutulmasına dair düzenlemede şirketlere tanınan süre 31 Aralık 2019’da sona eriyordu. Daha önce de muafiyet getiren bu yöndeki bir yasayı Anayasa Mahkemesi iptal etti. AYM, gerekçesinde sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının ekonomik ve mali gerekçelerle vazgeçilecek haklardan olmadığını belirtti. Son yapılan değişiklikle ise halkımızı zehirlemek pahasına, bu termik santral şirketlerine kâr ve çıkar elde etmeleri için 2022 yılının sonuna kadar doğayı kirletebildikleri kadar kirletme hakkı sorumsuzca verildi” diye konuştu

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Pazartesi Murat ‘Mrt’ Şeçkin ile Kadıköy Postası

Kadıköy’deki kültür-sanat takviminin tutulduğu programda Tayfun Polat’ın Kadıköy’den göçüyle oyuncu değişikliğine gidildi. Yine bir Kadıköylü Murat ‘Mrt’ Seçkin aramıza katıldı.

Açık Dergi Pazartesi Ebedi Yokoluş / Forever Extinct / Virginia Patrone ve Çiğdem Fidan

ebediyokolus20190923

Ebedi Yokoluş programında, insanlar yüzünden nesli tükenmiş ya da tehlike altında olan ve hiçbir şey değişmeden böyle giderse; kısa zamanda ebediyen yok olacak olan türler hakkında konuşuyoruz. Her hafta yokolan bir türün tarihine ve sesine kulak veriyoruz.

acikradyo.com.tr/program/ebedi-yokolus-forever-extinct

instagram.com/ebedi_yokolus/

***

zz6

Bugünkü dostumuz, bilimsel adıyla Capra pyrenaica pyrenaica olarak anılan, Pirene dağ keçisi.

Pirene dağ keçisi, İspanyol dağ keçisinin soyu tükenmiş iki alt türünden biri, diğeri 1892’de soyu tükenmiş olan Portekiz dağ keçisi. Andorra, Fransa ve İspanya’da bir dağ silsilesi olan Pirenelere endemik bu tür, on binlerce yıldır bu dünya üzerindeydi; bu saydığımız ülkelerde 50.000’i bulan nüfusları vardı. 1900’lerin başlarında, sayıları 100’ün altına düşmüştü ve 6 Ocak 2000’de, Celia adlı dişi dağ keçisinin, düşen bir ağacın altında kalarak ölmesiyle nesilleri tamamen tükendi.

Pirene dağ keçileri, uçurumlu taşlık arazilerde ve maki veya çam ağaçları ile kaplı kayalıklarla yaşıyorlardı. Aynı zamanda mevsime bağlı göç ediyorlardı: çiftleşme zamanları olan ilkbaharda dağların yükseklerine çıkarlardı. Dişiler Mayıs aylarına denk gelen doğum sürecinde inzivaya çekilir ve genellikle tek yavru doğururlardı. Kışları ise dağların karla kaplı olmayan yamaçlarına geri dönerlerdi.

Bu canlının neslinin tükenmesine neden olan sebepler avlanma ve insan eliyle bölgeye getirilen hayvanların taşıdıkları hastalıklardı. Bu iki sebebin de ortak bir öznesi var: insan.

Sonuç olarak, Pirene dağlarının güçlü ve zarif bir sakini olan Pirene dağ keçisi sonsuza dek bu gezegenden ayrıldı.

Çizim: @virginiapatrone
#ForeverExtinct #EbediYokoluş #Pirenedağkeçisi # PyreneanIbex # Caprapyrenaicapyrenaica #Racingextinction #AçıkRadyo #AçıkDergi

Açık Dergi Pazartesi  Haftanın Albümü

19:00 İklim Acil

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.

***

‘Grevci’ Greta ABD Kongresi önünde: Benim rüyam kudretlilerin iklim krizini ciddiyetle ele alması

23 Eylül 2019
Fotoğraf: AFP

Öyle bir rüyam var ki iktidarlar ve medya da, bu krizi, neyse o olarak, yani varoluşa ilişkin bir kriz olarak ele almaya başlıyor. Böylece ben de eve dönüp kızkardeşime ve köpeklerime kavuşuyorum. Onları özlüyorum da.

Independent

Benim adım Greta. 16 yaşındayım, İsveç’liyim. Sizinle burada ABD’de buluşabilme fırsatını bulduğum için size müteşekkirim. Bu ülke, birçok kişi için rüyalar ülkesi.

Benim de bir rüyam var: Hükümetlerin, siyasi partilerin ve şirketlerin iklim ve ekoloji krizinin aciliyetini kavrayıp, aralarındaki görüş ayrılıklarına rağmen – aciliyet durumlarında olduğu gibi – bir araya gelmesi ve yeryüzündeki herkes için haysiyetli bir hayatın şartlarını güvence altına almak için gerekli önlemleri alması.

Çünkü o zaman biz –okul kıran milyonlarca genç– okullarımıza dönebileceğiz.

Öyle bir rüyam var ki iktidarlar ve medya da, bu krizi, neyse o olarak, yani varoluşa ilişkin bir kriz olarak ele almaya başlıyor. Böylece ben de eve dönüp kızkardeşime ve köpeklerime kavuşuyorum. Onları özlüyorum da.

Aslına bakarsanız birçok rüyam var benim. Ama 2019 yılındayız. Şimdi rüyaların zamanı da zemini de değil. Şimdi uyanma zamanı. Tarihin öyle bir anındayız ki, gözlerimiz apaçık, tümüyle uyanık halde olmalıyız.

Ve evet, rüyalara ihtiyacımız var elbette, rüyalar olmadan yaşayamayız. Ama herşeyin bir zamanı ve zemini var. Ve rüyalar herşeyi adlı adınca söylemenin önüne geçemez.

Ama ne var ki, nereye gidersem gideyim peri masallarıyla kuşatılmış gibiyim. İş dünyasının liderleri, siyasi yelpazenin her tarafından seçilmiş yetkililer tüm vakitlerini bizi sakinleştirip yeniden uykuya daldırmak amacıyla ninni ve masallar uydurup bunları söylemekle geçiriyorlar.

Bunlar, her şeyi nasıl düzelteceğimizi anlatan “kendini iyi hisset” masalları. Her şeyi “çözdüğümüz” zaman göreceksiniz herşey nasıl da harika olacak. Oysa, bizim yüzyüze olduğumuz sorun rüya görme ya da daha iyi bir dünya tahayyülü kurma becerisinden yoksun olmamız değil ki. Şu anda karşımızdaki sorun, gözlerimizi açıp uyanmaya ihtiyacımız olduğu. Gerçeklikle, olgularla, bilimle yüzleşme zamanı geldi.

Bilim esas olarak “daima özlemini çektiğimiz o toplumu yaratmak için dev fırsatlar”dan söz etmiyor ki. Bilim dile getirilmeyen insan acılarından bahsediyor: Şu anda davranmaya başlamazsak gitgide kötüye gidecek ve biz harekete geçmeyi erteledikçe büsbütün artacak ıstıraplardan bahsediyor. Ve evet, donüştürülmüş sürdürülebilir bir dünya elbette birçok yeni yarar sağlayacaktır. Ama şunu anlamalısınız artık: Bu, öncelikle yeni yeşil istihdam alanları, yeni işletmeler ya da yeşil ekonomik büyüme yaratmak için bir fırsat değil. Bu, hepsinden öte bir acil durum, ve herhangi bir acil durum da değil. İnsanlığın yüzyüze geldiği en büyük kriz bu.

Ve biz de bunu durumun icap ettirdiği şekilde ele almalıyız ki insanlar aciliyeti anlayıp kavrayabilsinler. Çünkü, bir krizi kriz olarak ele almadıkça onu çözemezsiniz. İnsanlara herşey iyi olacak demekten vazgeçin, çünkü aslında, bugün göründüğü kadarıyla herşey çok da iyi olmayacak. Bu sizin ambalajlayıp satabileceğiniz, ya da sosyal medyada “like”layacağınız birşey değil.

Kendiniz, kendi ticari buluşlarınız, siyasi partiniz ya da kurguladığınız plan herşeyi çözecekmiş gibi davranmaktan vazgeçin artık. Şunu farketmeliyiz ki henüz tüm çözümler elimizde değil. Hiç alakası yok. Tabii, eğer bu çözümlerden kasıt, bazı şeyleri yapmaktan kesin olarak vazgeçmemiz değilse.

Feci zararlı bir enerji kaynağını biraz daha az zararlısıyla değiştirmek, ilerleme değildir. Karbon salımlarımızı denizaşırı ülkelere ihraç etmek salımlarımızı azaltmak demek değildir. Yaratıcı muhasebe oyunları bir işe yaramaz. Sorunun özünde yatan asıl bunlardır zaten.

Bazılarınız duymuştur belki, 1 Ocak 2018 tarihinden itibaren karbondiyoksit salımlarımızı yarıya indirmek için 12 yılımız kaldı. Ama sanırım küresel ısınmayı endüstri çağı öncesine göre 1.5 C derecelik bir artışla sınırlı tutabilme şansımızın yüzde 50 olduğunu duymuş olanınız yoktur. Şansımız yüzde elli.

Üstelik, elimizde bulunan en iyi ve en son bilimsel hesaplar, doğrusal olmayan devrilme noktalarını da, kuzey kutup bölgesinde hızla çözülmekte olan sürekli donmuş toprak tabakasından (permafrost’tan) hızla atmosfere sızan son derece güçlü metan gazı gibi artı geri besleme mekanizmalarını da içermiyor. Toksik hava kirlenmesinin maskelediği küresel ısınma kitlenmesini de. Ya da işin hakkaniyet yönünü de, yani iklim adaleti meselesini de.

Yani, yüzde ellilik bir şans – istatistik olarak yazı-tura oynamak – hiç şüphesiz yeterli olmayacaktır. Yazı-turayı ahlaken savunmak imkânsızdır. Aranızdan herhangi biri, düşme ihtimalinin yüzde 50’den fazla olduğunu bildiği bir uçağa biner miydi? Daha da önemlisi: çocuklarınızı bu uçağa bindirir miydiniz?

Peki 1.5 derece sınırının altında kalmak niçin bu kadar önemli dersiniz? Çünkü bilimin birleşip çağrı yaptığı konu bu işte: iklimin istikrarının bozulmasını önlemek, insan kontrolu dışında geri döndürülemez bir zincirleme reaksiyonu tetiklemenin uzağında durmak için. 1 derecelik bir ısınmada bile kabulü mümkün olmayacak hayat ve dirlik kaybı olduğunu gözlerimizle görüyoruz.

O halde nereden başlayalım? Valla benim önerim, geçen yıl yayınlanan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporunun 108. sayfasında, ikinci bölümü okumakla başlamaktır. O sayfada, küresel sıcaklık artışını 1,5 derece Celsius’un altında tutup orada sınırlamak için yüzde 67 şansımız olmasını istiyorsak, 1 Ocak 2018’de karbondiyoksit bütçemizde kalan emisyon miktarı yaklaşık 420 Gton kadardır (gigaton) diyor. Toprak kullanımını da dahil edersek her yıl yaklaşık 42 Gton CO2 saldığımıza göre bugün elbette bu rakam çok daha düşük.

Bugünkü emisyon seviyeleri ile, bize kalan bütçe 8 buçuk yıldan daha az bir sürede bitecek. Bu rakamlar benim fikirlerim değil. Bu sayılar hiç kimsenin fikirleri ya da siyasi görüşleri değil. Bu halen elimizde bulunan en geçerli bilimsel veriler. Gerçi bu rakamların bile fazlasıyla ılımlı olduğunu söyleyen pek çok bilimci var ama IPCC aracılığıyla tüm ülkeler bu rakamları kabul etmiş durumda.

Lütfen şunu da not edin: bu rakamlar küreseldir, dolayısıyla işin hakkaniyet yönü üzerinde hiçbir şey söylemezler; oysa Paris Anlaşması’nda baştan sona belirtildiği gibi, anlaşmanın dünya çapında yürütülebilmesi için hakkaniyet ilkesinin uygulanması mutlak bir şarttır. Bu da demek oluyor ki, zengin ülkeler üzerlerine düşeni adil şekilde yapmak ve sıfır emisyonlara çok daha önce ve hızla inmek zorundadırlar, ki daha yoksul ülkelerin halkları, bizim çoktan inşa etmiş olduğumuz altyapının bir bölümünü inşa etsinler ve böylelikle kendi hayat standartlarını yükseltebilsinler. Yani yollar, hastaneler, okullar, temiz içme suyu ve elektrik gibi hizmetler…

ABD, tarihteki en büyük karbon kirleticisi olduğu gibi, aynı zamanda dünyanın bir numaralı petrol üreticisi. Ama ne görüyoruz, Paris Anlaşması’ndan çıkmak için güçlü bir niyet beyanında bulanan tek ülke de sizsiniz. Neden? Tırnak içinde: “ABD için kötü bir anlaşma”ymış da ondan.

1 Ocak 2018’de, küresel sıcaklık artışında 1,5 derecenin altında kalmak için yüzde 67 şansa sahip olmak üzere 1 Ocak 2018’de, salım yapabileceğimiz dörtyüz yirmi Gt karbondiyoksit kalmıştı elimizde. Şimdi bu rakam 360 Gt’nin altına inmiş durumda.

Bu rakamlar son derece rahatsız edici. Ama insanların bunu bilmeye hakları var. Oysa, ezici çoğunluğumuz bu rakamların varlığından bile haberdar değil. Politikacılardan söz etmiyorum bile. Ne var ki politikacıların hepsi kendi siyasi planlarının tüm krizi kökünden çözeceğinden acayip emin görünüyorlar.

Ama, tümüyle anlamayı bile başaramadığımız bir sorunu nasıl çözebiliriz ki? Tablonun bütününü ve ulaşılabilen en son bilimsel verileri nasıl dışarıda bırakabiliriz?

Bunu yapmanın muazzam tehlikeli olduğuna inanıyorum. Krizin arkaplanı ne kadar siyasi olursa olsun, bunun parti politikaları sorunu olarak devam etmesine izin veremeyiz. İklim ve ekoloji krizi parti politikalarının ötesindedir. Ve şu andaki asıl düşmanımız siyasi hasımlarımız değildir. Şu andaki asıl düşmanımız fiziktir. Ve fizikle “anlaşmalar” yapamayız.

Herkes biosferin (canlılar âleminin) sağ kalması için –ve şimdiki nesillerle gelecekteki nesillere güvenli yaşamlar sağlamak için– fedakârlıklar yapmanın imkânsız birşey olduğunu söylüyor.

Amerikalılar daha önce de aleyhlerindeki feci ihtimalleri altetmek için gerçekten büyük fedakârlıklar yaptılar.

II. Dünya Savaşı’nda Normandiya Çıkarması gününde (D Day) Omaha kumsalında sahillere koşarak çıkan ilk dalgadaki kahraman askerleri hatırlayın. Selma’dan Montgomery’ye yürümek için herşeylerini riske sokan Martin Luther King’i ve yanındaki 600 hak savunucularını hatırlayın. 1962’de Amerika’nın “bu on yıl içinde aya gitmeyi ve başka şeyleri gerçekleştirmeyi seçmesi kolay oldukları için değil, zor oldukları içindi…” diyen Başkan John F. Kennedy’yi hatırlayın.

Belki de imkânsızdır. Ama bu rakamlara bakınca –elimize ulaşan son bilimsel verileri içeren ve bütün ülkelerin imzaladığı belgelere bakınca– o zaman tam da imkânsızı başarmayı hedeflediğimizi düşünüyorum.

Ama bütün zamanınızı düş kurmakla ya da bunu kazanılacak bir siyasi kavga daha olarak görmekle harcayamazsınız.

Ve, çocuklarınızın geleceğini yazı-tura atacağınız bir paraya bağlayamazsınız.

Bunları yapmak yerine bilimin etrafında birleşmelisiniz.

Eyleme geçmelisiniz.

İmkânsızı gerçekleştirmelisiniz.

Çünkü pes etmek asla bir seçenek olamaz.

Greta Thunberg

Çeviren: Ömer Madra

20:00 – 21:00 Bir Baba Indie Lokal / Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu

“Bir Şey Var” ile Fikri Karayel oldu

Yerli sahneden yeni yayınlanan müzikler, konuklar ve canlı performanslar Bir Baba Indie Lokal’de.

facebook.com/birbabaindie/

birbabaindie.com/

twitter.com/birbabaindie

instagram.com/birbabaindie/?hl=tr

***

zz5

Bir Baba Indie Lokal programının 23 Eylül Pazartesi tarihindeki konuğu, son yayınladığı teklisi “Bir Şey Var” ile Fikri Karayel oldu.

Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu tarafından hazırlanıp sunulan, yerli sahneden sesler sunan Bir Baba Indie Lokal her pazartesi saat 20:00 – 21:00 arasında 94.9 Açık Radyo’da yayınlanır.

Programın videosuna ise aşağıdan ulaşabilirsiniz.
https://youtu.be/Cl1CiKZlVTs

www.birbabaindie.com
www.facebook.com/birbabaindie
www.instagram.com/birbabaindie
www.twitter.com/BirBabaIndie

21:00 – 22:00 Vertigo / Hilmi Tezgör ve Osman Öztürk / Savrulan şarkılar

vertigo500.blogspot.com/

22:00 – 23:00 Ahtapotun Bahçesi / Cem Sorguç / Alter-latif müzik

ahtapotunbahcesi.blogspot.com/

twitter.com/ahhtapot

23:00 – 24:00 Ay Palas / Tolga Yağlı / Bağımsız müzik

aypalas.blogspot.com/

24:00 – 01:00 Vantilatör / Selahattin Çolak’tan kakofonik gürültü

Ses ve gürültü ekseninde türler arası bir radyo programı.

01:00 İklim Acil

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 48. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 49. Yayın Dönemi: 6 Mayıs 2019 – 3 Kasım 2019 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

08:50 – 09:00 Nasrettin Hoca Hikâyeleri (Yeni program) / Orhan Veli Kanık / Yapı Kredi Yayınları / Açık Radyo ekibi okuyor.

Bu yayın döneminde Pazar sabahlarına Orhan Veli Kanık’ın şiirli ve sihirli kaleminden çıkma Nasrettin Hoca Hikâyeleri ile başlıyoruz.

09:00 – 10:00 Gezgin’in Şarkısı / Rönesans’tan Barok Dönem’e yaratıcı dehanın keşfi / İlknur Akman Erk

Rönesans’tan Barok Dönem’e uzanan uzun, çok yaratıcı ve verimli bir çağın bestecilerini, eserleriyle birlikte tanıtmayı amaçlayan bir program bu dönem Açık Radyo’da yayında.

09:50 – 10:00 La Fontaine’in Masalları (Yeni program)

“Bu Bizim ezelî bir derdimizdir/

Asıl Düşmanımız Efendimizdir”

Orhan Veli çevirisiyle bir yıl boyunca her pazar bir fabl okuyoruz.

10:00 – 10:30 Bir Dolap Kitap / Banu Aksoy ve Yıldıray Karakıya / Her yaş için çocuk kitabı

birdolapkitap.com/

birdolapkitap.com/radyo-arsivi/

10:30 – 11:00 Botanitopya (Yeni program) / Sesli Doğa Tarihi Müzesi / Hazırlayan: Benan Kapucu

botanitopya_22.09.2019-rec.19-09-2019

botanitopya_22.09.2019-rec.19-09-2019_201909

Bitkiler âleminin tuhaf ve muhteşem dünyasını belgeleyen botanik sanatına dair her şeyin konuşulacağı bir program.

Botanitopya kayıt arşivi

botanitopya twitter

botanitopya instagram

botanitopya@gmail.com

***

zz6

Radyoda değerli konuğum Bitki Ressamı Işık Güner ile sohbetteyiz. Bize bitki ressamlığını öğrenmek isteyenler için yazdığı, yurt dışında üç ayrı dilde yayımlanan Botanical Illustration from Life kitabını anlatacak. 10:30’da 94.9 Açık Radyo’ya bekliyoruz:)

***

Işık Güner ile Yeni Kitabı Botanical Illustration from Life Üzerine…

22 Eylül 2019

Bitki Ressamı Işık Güner, bitki ressamlığını öğrenmek isteyenlere yönelik eğitim kitabı olarak yazdığı, yurt dışında İngilizce, İspanyolca ve Fransızca yayımlanan Botanical Illustration from Life / A Visual Guide to Observing, Drawing and Painting Plants kitabını anlatıyor.

Bitki ressamlığının doğayı, bitkileri insanlara anlatan bir iletişim yolu olarak gördüğünü söyleyen Işık Güner, bitkinin resimden daha önemli olduğu düşüncesini kitabında da vurguluyor: “Bitki resimlerinin amacı, doğanın o karmaşık dünyasını anlayabilmek, onu anlamanın ve aktarmanın en iyi yolu da çizmek. O bitkiyle ilgili bilgiyi, tüm karmaşasından arındırarak, belli başlı özelliklerine vurgu yaparak yalın haliyle tek bir sayfada anlatmak.”

Çizdiği her bitkide, adım adım izlediği yöntem kitabın kurgusunu da oluşturmuş: “Başından sonuna kadar bitkiyi resmederken, belli bir yol takip ediyorum Bu kendi çalışma yöntemimi, aynı sırayla anlattım” diyor. Doğru örneği seçmekten koruma yöntemleri, malzeme seçiminden perspektife, her aşamada ayrıntılı bilgiler var.

Habitatlarını görmenin, bitkileri tüm duyularla algılamanın, doğanın içindeki doğal duruşlarını, hayranlık verici detaylarını, zaman içinde tomurcuktan çiçeğe nasıl geçtiklerini görmenin, kısacası gözlem yeteneğini geliştirmenin doğru sonuca ulaştıracağını söylüyor; “Baktığımız şeyi görmeyi öğrenmeliyiz, bütün konu gözlemden geçiyor. Hiçbir tarafı es geçemezseniz. Bitki resmimde yapmaya çalıştığım şey, doğru yapmak.”

“Benim ilgi alanım yabani bitkiler, bitkilerin çiçeklenme dönemine göre şekilleniyor bu bazen bir botanik bahçesinde olabiliyor, bazen de bir dağın tepesinde… ” Canlı örnekten çizmeyi, insansız koşullarda yetişen bitkilerin peşine düşmeyi seven Işık Güner, kitabında maceracı yönünü de ortaya koyduğunu anlatıyor.

Fotoğraf çekimlerinde Esin Özbiçer imzası var. Parramon Paidotribo tarafından yayımlanan kitabın  İngilizce baskısı Search Press’e ait.

Sohbetin tümünü podcast yayınından dinleyebilirsiniz.

11:00 – 12:00 Mekânlar ve Çağlar İçinde Ses / İştar Gözaydın / İskender Savaşır

facebook.com/istar.gozaydin

12:00 İklim Acil

Greta: Bu bir rüya olmalı!

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.

***

‘Grevci’ Greta: Bu bir rüya olmalı

22 Eylül 2019
Fotoğraf: Reuters

Tüm dünyada milyonlarca insana ilham veren 16 yaşındaki İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg, 20 Eylül İklim Grevi hakkında konuştu: “Çok memnunum, bu büyük bir zafer. Her şey çok kısa sürede oldu, bu bir rüya olmalı.” 

12:00 – 13:00 Dünyayı Dinliyorum / Zekeriya Şen / Bir dünya müziği programı (Radio MultiCult 2.0 ile ortak yayın)

tikabasamuzik.com/Katagorileri/dunyayi-dinliyorum

mixcloud.com/dunyayidinliyorum/

soundcloudcom/tıkabasamuzik

13:00 – 14:00 Ma’nın Tınısı / Hakan Ünseven / Anadolu müziğinin çağdaş yorumları

archive.org/details/@alabanda

14:00 – 15:00 Dilden Dile Titreşimler / Emre Dağtaşoğlu / Türk halk müziği

dildendiletitresimler22.09.2019

dildendiletitreimler.blogspot.com/ 

***

 (Destekçi: Jale Yazıcı)

  1. Azm-ı Rah Eyledin Gurbet Elleri – Alişan Bulut
  2. Gel Gönül Hevayı Gezme – Sercan Öztürk
  3. Bir Ulu Ağaçtan Bir Yaprak Düşse – İsmail Çakır
  4. Bindim Aşk Atına – Muharrem Temiz
  5. Evvelden Bade-i Aşk ile Mestiz – Onur Kocamaz
  6. Aşağıdan Gelen Telli Turnalar – Onur Kocamaz
  7. Hubyar Semahı – Erdal Erzincan
  8. Bir Geçinmek İçin Minnetm’eylerim! – Mazlum Çimen
  9. Salma Dil Gemisin Engine Aşık – Feyzullah Çınar
  10. Eser Bad-ı Saba – Feyzullah Çınar
  11. Yüce Şahtan Bize Bir DOlu Geldi – Feyzullah Çınar

15:00 – 16:00 Musıkî Arşivi / Bülent Aksoy / Musıkî icrasının geçmişine ayrıntılı bir bakış

16:00 – 17:00 Akdeniz Güneşi / Müzikli Akdeniz Turu / Tolga Esmer

akdenizgunesi22.09.2019rec17.09.2019

Akdeniz’in cazla buluştuğu radyo programı. Tabii Akdeniz kültürünün katı sınırlardan hoşlanmadığı düşünüldüğünde caz dışındaki müzik türlerine ve Akdeniz dışından, yüreği Akdeniz güneşiyle ısınmış müzisyenlere de yer veriyor. Program müzik ağırlıklı olsa da Akdeniz kültürü, tarihi, sanatı, insanları gibi konularda değiniyor.

17:00 – 18:00 Modernin Sesi / Aykut Köksal / Dört yüzyıllık müzik serüvenine derkenar

***

MİSTİK SATIE…

Bu pazar (22 Eylül), Aykut Köksal’ın hazırlayıp sunduğu Modernin Sesi’nde, Erik Satie’nin mistik döneminde yazdığı parçaları dinleyeceğiz. 1892’den 1898’e dek uzanan bu dönemde Satie dönemin hakim müzik anlayışına savaş açar. Mizahı da yine bu amaç için kullanan Satie’den dinleyeceğimiz parçalar, “Uspud”, “Gotik Danslar”, “Prelüd”, “Yakarış” ve o dönemde büyük bir aşk yaşadığı Suzanne Valadon için yazdığı “Günaydın Biqui”. “Biqui”, Satie’nin Valadon’a seslenirken kullandığı ad.
Suzanne Valadon’la yaşadığı aşk, o dönemde Satie’nin müziğini de daha duygu yüklü kılmış. Ekte, Toulouse-Lautrec’in “Suzanne Valadon” portresi görülüyor.
Modernin Sesi her pazar saat 17:00’de, Açık Radyo 94.9’da…

Fotoğraf açıklaması yok.

18:00 – 19:00 İnsan Sesi / Aksel Tibet / Çoksesli Batı müziğinde insan sesinin yeri

19:00 Türlü (Programın yayın gününde değişiklik) / Hazırlayanlar: Ahmet Ali Arslan ve Ozan Sarohan

Bu civardan müziklerin çalındığı Türlü,  43. yayın döneminde Pazar günleri saat 19.00’da.

20:00 – 21:00 The Big Easy / Aylin ve Varol Ünel / New Orleans kültürü ve müziği

New Orleans müziğinin ve kültürünün işlendiği The Big Easy bu yayın döneminde saat 20’de.

21:00 – 22:00 İstanbul’dan Gelen Telefon / Türler arası, eklektik bir müzik programı / Altuğ Güzeldere, Mahir Ilgaz ve Güven Güzeldere

Program, zaman zaman bir müzisyen veya bir müzik dönemini/tarzını ele alarak, “arkeolojik kazılar” diyebileceğimiz türde bir çizgi izliyor. Bazen de programcılarımızın sevdiği şarkılardan oluşan karışık seçkiler çalıyoruz. Ama her hal-ü kârda haftanın son akşamına uygun, güzel Pazar gecesi şarkılarıyla dinleyicilerimizin karşısında.

22:00 – 23:00 Sarhoş Atlar Zamanı / Akif Burak Atlar / Konu parantezinde rock

sarhosatlarzamani.tumblr.com/

mixcloud.com/SarhosAtlarZamani/

23:00 – 24:00 Jirayr’ın Walkman’i / Bilindik Ermeni müziğinin öbür türlüsü / Saro Usta ve Vartan Estukyan

Bildiğimiz Ermeni müziğinin dışında kalan Ermeni müzisyenlere, müziklere yeni üretimlere yer verilen bir program.

00:00 İklim Acil

Dünyadan Küresel İklim Grevi

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.

***

Dünyanın dört bir yanından: Küresel İklim Grevi

22 Eylül 2019
Fotoğraf: The New Yorker

Küresel İklim Grevi haftası, Gelecek için Cumalar (Fridays For Future) hareketinin çağrısıyla 20 Eylül günü başladı.

Independent Turkish/Çağla Üren

23 Eylül’de ABD’nin New York kentinde düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi öncesi, Türkiye dahil birçok ülkede gençler ve gençlere eşlik eden aileler, işçiler ve beyaz yakalılar sokaklara çıktı.

117 ülkede 2 bin 500 iklim grevi düzenlenirken, 27 Eylül’e kadar sürecek Küresel İklim Grevi haftası boyunca 137 ülkede 4 bin 500’ün üzerinde eylem ve etkinlik düzenlenmesi bekleniyor.

Ülkemizde de genç iklim aktivistlerini bir araya getiren Gelecek İçin Cumalar Türkiye’nin ana çağrıcılığında gerçekleşen etkinliklere, Sıfır Gelecek Kampanyası altında bir araya gelen çeşitli sivil toplum kuruluşları ve demokratik kitle örgütleri de destek verdi.

EE52U5wXUAEthCH.jpg

İklim grevine LÖSEV de destek verdi (LÖSEV)

Türkiye’de greve çıkan şehirler arasında Ankara, Antalya, Balıkesir, Bodrum, Bursa, Çanakkale, Diyarbakır, İstanbul, İzmir, Kocaeli ve Muğla yer aldı.

İzmir, Gündoğdu Meydanı’nda 15.00’da buluşan öğrenciler, daha sonra Alsancak iskele önünde toplandı ve yürüyüşe geçti.

Bursa’daki etkinlikler 14.00’de Nilüfer Kent Konseyi önünde başlarken, genç iklim aktivistleri Ankara’da 14.00’da Kuğulu Park’ta, Eskişehir’deyse 15.00’de Espark AVM önünde bir araya geldi.

Türk Eğitim Derneği’ne (TED) bağlı 40 okulun, 32 bin öğrencisiyle iklim için katıldığı greve, Diyarbakır Bisiklet ve Doğa Sporları Derneği de karbonsuz bir gelecek için Simya Koleji’ne pedallayarak destek verdi.

ea242a92-a935-4f86-8b66-bee0c4b3c950.jpg

Kadıköy iskele meydanı… (Sıfır Gelecek)

İstanbul’daki etkinliklerin adresiyse Kadıköy oldu. 14.00’te Kadıköy İskele Meydanı’nda buluşan genç iklim aktivistlerinin grevine sivil toplum kuruluşları ve demokratik kitle örgütleri de destek verdi. Ardından 16.00’da çeşitli atölyelerin, performans gösterilerinin ve konuşmaların yapıldığı Yoğurtçu Parkı’nda müzik grupları sahne aldı.

“Artık biz çocukları dinlemelisiniz”

Paris İklim Anlaşması’nın şartları yerine getirmelerini ve küresel ısı artışını 1,5 derecenin altında tutmalarını talep eden öğrenciler, 15 Mart’ta 125 ülkede, 24 Mayıs’ta da 118 ülkede eş zamanlı eylemler düzenlemişti.

Gelecek İçin Cumalar (Fridays for Future) hareketinin 3. İklim Grevi için de bugün bir araya gelen gençler, “İklim adaleti istiyoruz, hemen şimdi” diye seslendi.

Genç aktivistlerin taleplerini onlar için konuşma yapan Elif Ünal dile getirdi. “Öncelikli talebimiz içinde bulunduğumuz iklim krizi gerçeğiyle bir an önce yüzleşilmesi ve karar alıcılar tarafından iklim acil durumu ilan edilmesi” diyen Ünal, sözlerini şöyle sürdürdü:

Hedefimiz, sıcaklık artışının, insan kaynaklı bir iklim felaketini önlemek için sanayi devrimi öncesi zamana göre maksimum +1,5°C ile sınırlandırılması. Bu da 2030 yılına kadar net sıfır sera gazı emisyonuna geçmemiz gerektiği anlamına geliyor. Gelecekteki bütün kararların ve politikaların bu gerçekler üzerinden planlanmasını talep ediyoruz.

Fosil yakıtların ve iklimin tahribatının tüm finansmanı ve desteğininin derhal sonlandırılmasını, termik santraller gibi iklim tahribatına neden olan tüm projelerin yasaklanmasını talep eden Ünal, bu projelere finansman sağlayan bankalar, piyasa kuruluşları, hükümetler ve diğer tüm kurumların bunu yapmasını engelleyici yasal düzenlemeler yapılması gerektiğini söyledi.

Gelecek İçin Cumalar’ın basın açıklamasını okuyan Selin Gören ve Atlas Sarrafoğlu ise büyüklere şöyle seslendi:

“Şimdi artık bu grevin bir parçasısınız. / Ona göre hareket etmelisiniz. / Artık kavga etmeyi bitirmelisiniz.  / Artık birbirinizi suçlamamalısınız. / Artık bir araya gelmelisiniz.  / Ve en önemlisi / Artık biz çocukları dinlemelisiniz.”

Küresel İklim Haftası kapsamında yapılan etkinlikler devam edecek

20-27 Eylül Küresel İklim Grevi haftasına Adana Çevre Platformu, 21 Eylül Cumartesi 17.00’da Adana Atatürk Parkı’nda “Yeryüzü, atmosfer, denizler şirketlerin çöplüğü değildir!” diyerek destek verdi. 23 Eylül Pazartesi ise Muğla Çevre Platformu Yatağan Turgut Köyü’nde kömür maden sahası sınırında kömür yataklarının genişlemesinden dolayı tehlike altında bulunan zeytinliklerde iklim krizine ve Muğla’daki kömür madenciliğine dikkat çeken bir basın açıklaması gerçekleştirecek.

Etkinlikler hakkında güncel bilgilere www.sifirgelecek.org üzerinden ulaşılabilir.

Dünyada neler oldu?

image-from-ios-1.jpg

“Eviniz yanıyormuş gibi davranın çünkü eviniz yanıyor” (Phoebe Weston / The Independent)

Küresel iklim hareketinin sembolü Greta Thunberg, The Independent’ta yayımlanan ABD kongresinde yaptığı konuşmada “Bir hayalim var: Hükümetlerin, siyasi partilerin ve şirketlerin iklim krizinin ve ekolojik krizlerin aciliyetini kavradıklarını ve farklılıklarına rağmen bir araya geldiklerini görmek” diyerek, iklim grevine çağrı yaptı.

“Ancak o zaman -biz, yani grevdeki milyonlarca öğrenci- okula geri dönebiliriz” diyen Thunberg’in çağrısıyla dünyanın dört bir yanından gençler ve yetişkinler sokaklara çıktı.

Tarihteki en büyük iklim protestosu olacağı düşünülen greve İngiltere, Almanya, Hindistan, Avustralya, Nepal, Endonezya, Filipinler, Tayland ve Çin gibi ülkelerden aktivistler katıldı.

İngiltere’de göstericiler, İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn’in “Buradaki ve dünyanın dört bir yanındaki gençler, çevre ve iklim acil durumunu görmezden gelmeyi imkansız hale getiriyor” diyerek çağrı yaptığı Londra’da grevine katıldı.

Öğrenci İklim Ağı’ndaki kampanya koordinatörü Jake Woodier, “Grevi BM’nin iklim zirvesinden sadece üç gün önce düzenlememizin nedeni, hükümetlerimize iklim krizinin üstesinden gelmeleri için baskı yapmak” dedi.

Birmingham’daki Zafer Meydanı’nda toplanan binlerce göstericiye seslenen Yeşil Parti meclis üyesi Julien Pritchard da “İklim acil durumuyla mücadele etmek iklim adaleti demektir” diye konuştu.

2019-09-20T115822Z-564860346-RC1A6FFC2CE0-RTRMADP-3-CLIMATE-CHANGE-STRIKE-INDIA.jpg

“Okyanuslarımız yükseliyor, o yüzden bizde ayağa kalkıyoruz” (Hindistan / Reuters)

Alman polisine göre onlarca gösterici, Almanya’nın finans başkenti Frankfurt’un merkezinde bir yolu, Berlin’deyse Spree nehri üzerindeki bir köprüyü kapattı.

Filipinler’de de onlarca öğrenci, çevreyi korumak için öldürülen göstericileri anmak için Manila’da yürüyüş düzenledi.

Çok sayıda çevre aktivisti, Yeni Delhi’de Hindistan Konut ve Şehir İşleri Bakanlığı’nın önünde toplandı. “İklim eylemi istiyoruz” ve “Temiz nefes almak istiyoruz” gibi sloganlar atan genç eylemciler, “B gezegeni yok” yazılı pankartlarla alternatifimiz olmadığına dikkat çekti. 16 yaşındaki protestocu Aman Sharma, “Havayı ve suyu temizlemek için anayasal haklarımızı da geliştirmemiz gerekiyor” dedi.

Tayland’daki protestocularsa çok yaratıcı bir eyleme imza attı. “Temiz hava hakkımız” yazılı, evde yaptıkları dövizleri taşıyan göstericiler, bakanlığın dışındaki kaldırımlara uzanarak “ölü” taklidi yaptı.

AFP-1KG2AN.jpg

Endonezya… (AFP)

Avustralya sokaklarındaki protestoların organizatörleri, bugünkü iklim grevinin ülkede Irak Savaşı protestolarından beri yapılan en kitlesel eylem olduğunu düşünüyor. Ülkede yaklaşık 300 bin iklim aktivistinin sokağa çıktığı bildirildi.

School Strike 4 Climate (İklim İçin Okul Grevleri) yaptığı açıklamada, 7 şehirde yapılan gösterilere 265 bin kişinin katıldığını söyledi. En büyük kalabalıksa Melbourne’da 100 bin, Sidney’deyse 80 bin olarak hesaplandı.

Büyük Okyanus'un güneyindeki Solomon Adaları da öğrencilerin eylemlerine sahne oldu.jpg

Büyük Okyanus’un güneyindeki Solomon Adaları’nda da öğrenciler eylem yaptı (Reuters)

İklim değişikliğinden kaynaklanan en acil varoluşsal tehditle karşı karşıya kalan Güney Pasifik de eylemdeydi.

Solomon Adaları’nda yaşayan halk, yükselen deniz seviyesi nedeniyle şimdiden topraklarından ayrılmak zorunda.

O yüzden bu bölgedeki gençler de bugün greve çıkan milyonlarca yaşıtının çağrısına sessiz kalmadı ve sembolik olarak protestolara katıldı.

The Independent’ta yer alan habere göre gençler ve yetişkinler, tehdidin büyüklüğünü göstermek amacıyla suya girdi.

Kiribati ve Marshall adaları da dahil olmak üzere diğer yerliler de Solomon’daki protestocuların çağrısına yanıt verdi. Kiribati’deki gençler, “Batmıyoruz, savaşıyoruz!” dedi.

24:00 – 01:00 Mixed Folder / Elçin Özsoy / Türlerden bağımsız bir müzik programı

“Türlerden bağımsız bir müzik programı” şiarıyla yola çıkan programda her hafta bir karışık kaset hazırlıyoruz.

01:00 – 02:00 Münakaşa / Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali / Erkan Ömür

“Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali” şiarıyla yola çıkan programda downtempo elektronik müzik, etnik elektronik, elektronika, minimal, breakbeat örnekleri dinleyiciyle buluşuyor.

Blog Stats

  • 92.873 hits