Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 48. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 49. Yayın Dönemi: 6 Mayıs 2019 – 3 Kasım 2019 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/9/23

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Yeni Ufuklar (Yeniden program) / UNDP Türkiye

Her kış dönemi olduğu gibi BM UNDP Türkiye ofisinin hazırladığı Yeni Ufuklar bu  yayın döneminde geri dönüyor.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_24-09-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Bizi yüzüstü bırakıyorsunuz. Ama gençler sizin ihanetinizi görmeye başladı artık.

Bütün gelecek kuşakların gözleri sizin üzerinizde […] Dünya uyanıyor. Ve değişim geliyor – ister beğenin ister beğenmeyin.”

İklim aktivisti Greta Thunberg, BM iklim acil durumu zirvesinde Genel Kurul’da dünya liderlerine sesleniyor. (Guardian)

gretaninbmkonusmasibunecuret

***

Greta’nın BM Konuşması: “Bu Ne cüret?!”

Size mesajım şu: Gözümüz üzerinizde olacak! (Gülüşmeler, alkışlar).

Bu baştan aşağıya yanlış! Benim burada ne işim var? Okyanusun öbür yakasında okulda olmam gerekirdi. Oysa siz, biz gençlere gelip umutlanmak istiyorsunuz. Bu ne cüret?!

Ne cesaretle bizden umut bekliyorsunuz. Boş sözlerinizle hayallerimi ve çocukluğumu çaldınız. Ben yine de şanslı çocuklardan biriyim. İnsanlar ıstırap çekiyor, insanlar ölüyor, koca koca ekosistemler çöküyor; bir kitlesel yokoluşun eşiğindeyiz ve sizin tek konuştuğunuz şey para puldan, ebedi ekonomik büyüme masallarından ibaret! Bu ne cüret?! (alkış kıyamet!)

30 yıldır bilim billur berraklığında; peki siz başınızı başka tarafa çevirmeye nasıl cüret edersiniz?! Gerekli politikalar ve çözümler namına ortada hiçbir şey görünmezken buralara gelip yeterli çabayı gösterdiğinizi nasıl söylersiniz?

Bizi “işittiğinizi”, durumun aciliyetini kavradığınızı söylüyorsunuz. Ama ne kadar üzgün ve kızgın olsam da buna inanmak istemiyorum. Çünkü durumu tam olarak anladıysanız ve buna karşın harekete geçmemeye devam ediyorsanız, bu sizi şeytan yapar. Ve ben buna inanmayı reddediyorum. (alkışlar)

Emisyonları 10 yılda yarı yarıya azaltma yolundaki popüler fikir bize küresel ısınmayı endüstri çağı öncesine göre 1.5 C derecelik bir sıcaklık artışıylala sınırlı tutabilme şansımızın yüzde 50 olduğunu gösterir. İnsan kontrolünün ötesinde geri dönüşü olmayan zincirleme reaksiyonları başlatma konusunda yarı yarıya şans verir.

Yüzde 50 sizin için kabul edilebilir bir orandır belki. Ama bu rakamlar devrilme noktalarını, geri besleme döngülerinin çoğunu, zehirli hava kirlenmesinin gizlediği ekstra ısınmayı, ya da hakkaniyet ilkesini, iklim adaleti kavramını içermiyor.

Bu rakamlar, ayrıca benim kuşağımın sizin püskürttüğünüz yüz milyarlarca ton karbondiyoksidi havadan emeceğini öngören yeni teknolojilere dayalı, ama bu teknolojiler ortada yok.

Yani, kısacası, % 50’lik risk oranının, bunun sonuçlarıyla yaşamak zorunda olan bizler için kabul edilebilir bir tarafı yok.

Bunun “böyle gelmiş böyle gider anlayışı ile ve birtakım teknik çözümlerle satılabilir olduğunu ne cesaretle ileri sürebilirsiniz?!

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli verilerine göre 1.5C derecelik sıcaklık artışının altında kalma şansının %67 olması için , 1 Ocak 2018’de, dünya çapında 420 gigatonluk karbondioksit salımı hakkı kalmıştı. O rakam şimdiden 350 gigatonun altına düştü.

Bugünkü emisyon seviyeleriyle birlikte, kalan CO2 bütçesinin tamamının sekiz buçuk yıldan daha az bir sürede tükeneceği tahmin ediliyor.

Bugün burada bu rakamlara uygun düşen plan ve çözüm önerilerinden eser bile yok. Çünkü bu rakamlar rahatsızlık veriyor ve siz de gerçeği olduğu gibi, adlı adınca söyleyebilecek olgunlukta değilsiniz.

Bizi yüzüstü bırakıyorsunuz. Ama gençler sizin ihanetinizi görmeye başladı artık. Bütün gelecek kuşakların gözleri sizin üzerinizde.

Ve eğer bizi yüzüstü bırakma yolunu seçecek olursanız, ben de diyorum ki, sizi asla bağışlamayacağız. (alkışlar, bravo sesleri)

Bundan kaçıp kurtulmanıza izin vermeyeceğiz. Çizgiyi çizdiğimiz yer işte tam burası.

Dünya uyanıyor. Ve değişim geliyor – ister beğenin ister beğenmeyin.

Teşekkür ederim. (Alkış kıyamet)

Çeviren: Ömer Madra

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Salı Ahmet İnsel’le Ufuk Turu

ufukturu20190924

Ufuk Turu kayıt arşivi

09:30 – 09:50 Açık Bilinç /  Güven Güzeldere ile Bilim ve Felsefe Sohbetleri

acikbilinc20190924

Açık Bilinç kayıt arşivi

Açık Bilinç program metinleri

https://twitter.com/acikbilinc

***

Bitkiler çevrelerini algılayabiliyorlar mı, hissetme, acı çekme kapasiteleri var mı? Şaşırtıcı bitki davranışları, bir sinir sistemi olmadan, nasıl mümkün? Dr. @aktenbik ile Sinir Sistemleri serisi (2). 24 Eylül 2019 Salı 09:30 @acikradyo ve acikradyo.com.tr/program/44255/ podcast. +
Bu Tweet dizisini göster

Resim

***

Bitkilerde akıl, algı, acı hissi

26 Eylül 2019
Fotoğraf: Getty Images

Bitkiler çevrelerini algılayabiliyorlar mı, hissetme, acı çekme kapasiteleri var mı? Şaşırtıcı bitki davranışları, bir sinir sistemi olmadan, nasıl mümkün? Açık Bilinç’te, Dr. Bikem Akten’le Sinir Sistemleri serisinin 2. programını yapıyoruz.

— / —

Geçen haftaki ilk programda hayvanları ve insanları karşılaştırmalı bir şekilde ele almış, acı hissine temel oluşturan “nociception” denilen özelleşmiş sinir sistemi yapılarından söz etmiştik.

— / —

“Bitki Nörobiyolojisi diye bir alan var mı?” sorusu bugünlerde bilim dünyasında şiddetli tartışmaların nedeni.

Nöronları olmayan, dolayısıyla fizyolojik anlamda sinir sisteminden yoksun bitkilerin biyolojisinden söz edilebilir, ama buna nörobiyoloji dememek gerekir diyenler var.

Öte yandan, bitkilerin “akıllı” diye nitelenebilecek, çok çeşitli ve etkileyici davranışlarda bulunduğunu, iletişim ve savunma stratejileriyle hareket ettiğini biliyoruz.

Bitkilerin zengin biyolojik yaşamlarını, sinir sistemleri yoksa, bilimsel olarak nasıl açıklayabiliriz?

Peki, gözlemlediğimiz davranışları temelinde bitkiler için gerçekten akıllı atfında bulunmalı mıyız?

Benzer iddiaları sınamak için soruları çoğaltmak mümkün:

Bitkilerde bilinç var mı?

Bitkiler acı hisseder mi?

Bitkiler insanları manipüle ve kontrol ediyorlar denebilir mi?

— / —

Bitkilerin iç yapılarının çeşitliliğine, hücreleri arasındaki sinyalizasyon ve iletişim kapasitesine, ve bunların mümkün kıldığı etkileyici davranışlara baktığımızda, karşımıza gerçekten büyüleyici ve çoğunlukla göz ardı edilmiş bir biyolojik zenginlik çıkıyor.

Bitkiler, insan algısına görece olarak çok yavaş hareket ettiklerinden, “bitki davranışı” diyebileceğimiz alandaki gözlemler ancak yeni geliştirilen hızlandırılmış film teknolojisiyle mümkün olabildi.

Küçük bir örnek: Sarmaşık, yakınlarında tutunup tırmanacağı bir yapı arıyor.

— / —

Öte yandan, dikkatli ve sabırlı biyologların, bitkiler dünyasına büyük ilgi gösterdiklerini ve önemli gözlemler yaptıklarını biliyoruz.

Örneğin Darwin hayatının son yıllarını bitkiler üzerine araştırmalara ayırmış ve ölümünden iki yıl önce (1880) “Bitkilerde Hareketin Gücü” başlıklı bir kitap yayımlamıştı.

Bütün bunlar, bitki biyolojisinin önemini gösteriyor.

Diğer yandan, bitkiler konusunda algı, bilinç, insanları kontrol etme gibi akla ziyan iddiaların bilim dünyası dışında büyük heyecan yarattığı göz önüne alınırsa, bu alanda dengeli bir değerlendirme yapmanın önemi anlaşılır.

— / —

Bitkilerin neler yapabildikleri ve neler yapamayacakları konusuna döneceğim.

Fakat önce, bitkiler konusunda büyük sansasyon yaratmış, 1970’lerde kült statüsü kazanmış bir kitaptan ve içindeki çok tartışmalı bazı iddialardan söz ederek başlayayım:

“Bitkilerin Gizli Yaşamı”

Bu kitaptan söz etmemin nedeni, ilk basıldığı zaman çok ilgi uyandırmış olması. Bu aralar Türkiye’de de sosyal medyada tartışıldığını ileten dinleyiciler oldu.

Örneğin, Ekşi Sözlük’te Cleve Baxter’ın (sözlükte ismi “Clee” olarak yanlış yazılmış) bitkilerle yaptığı deneyler, bu kitaptan aktarılmış: clee backster

Cleve Baxter, bir CIA sorgucusu. Fotoğrafından göreceğiniz üzere, biraz ünlü roman kahramanı Frankenstein’ı andıran bir adam!

1960’larda yalan makinesi olarak çok kullanılan  poligraf cihazıyla bitkilerin verdiği elektriksel tepkileri ölçmüş.

— / —

Aslında, Cleve Baxter’ın aslında neyi ölçtüğü pek belli değil. Çünkü deneyleri hakkında çok sansasyonel ve inanması zor iddiaları var, ama yaptığını iddia ettiği şeyler bir daha tekrarlanamamış.

Dolayısıyla, Baxter’ın tezleri, sınanmış bilimsel sonuçlar arasında yer almıyor.

Baxter’a göre, bitkiler yalnızca çevrelerinde olan biteni algılamak, kendilerine iyi veya kötü bir şeyler yapan insanları kategorize edip sonradan tanımak, hatırlamak gibi bilişsel yeteneklerin yanı sıra, bir takım “paranormal” kapasitelere de sahip.

“Paranormal kapasite”den kastım, “Extra Sensory Perception – ESP” diye adlandırılan türde, fiziksel duyularımızın ötesine geçtiği iddia edilen algı türleri.

Uzakta olan bitenlerin farkına varmak, uzaktaki nesneleri hareket ettirmek, olacakları önceden bilmek gibi …

Not. ESP çalışmalarının ilginç bir tarihçesi var. Daha önce de birkaç programda değinmiştim. Çok emek verilmiş bir sürü araştırma bulmak mümkün, fakat bilimsel kıstaslara uygun olarak kabul gören, yani hakemler eşliğinde ve deneyci eğiliminden arındırılmış ortamlarda tekrarlanabilen sağlam sonuçlar yok.

— / —

Sonuç olarak, ”Bitkilerin Gizli Yaşamı” kitabında iki gazeteci yazarın heyecanla aktardığı Baxter’ın bulguları da, bu kitapla birlikte tarihe karışmış durumda.

Doğru olsalardı, bugüne dek bu konularda çalışan bir bitki fizyolojisi laboratuvarında benzer sonuçlar ortaya çıkardı.

Zaten kitabı biraz karıştırınca, ne kadar ipe sapa gelmez bir düşünsel çerçeve içinde yazıldığı ortaya çıkıyor. 

Yazarlara göre, bitkilerin bu gizli yeteneklerinin sebebi, onların cinler, periler gibi fiziksel olmayan dünyanın kozmik yaratıkları olması imiş. Artık bu her ne demekse!

— / —

Yani, “Bitkilerin Gizli Yaşamı”nı okuyarak, bitkilerin aslında son derece etkileyici duyumsama ve davranma kapasiteleri hakkında doğru şeyler öğrenmek mümkün değil.
Ama bu bizi bitkilere karşı önyargılı yapmamalı.

Bitkilerin gerçekten düşündüğümüzden daha karmaşık bir iç yapıları ve bu sayede edinmiş oldukları kendilerini koruma mekanizmaları var. Ama olgular ışığında konuşmak ve gerçek olması mümkün olmayan iddialara kulak asmamak gerek.

Zaman zaman benzer bir sansasyonel çizgi tutturan, ama yazarının bunu bir satış stratejisi olarak yaptığı bir kenara bırakılırsa, sunduğu olgular açısından çok daha bilimsel bir yaklaşımı olan bir başka kitap: “Arzunun Botaniği”.

Bitkilere, etkileyici canlılar olarak, haklarını verelim. Ama bu, olmadık komplo teorilerine inanmamızı gerektirmiyor. Ortada insanları kontrol eden veya yönlendiren bir “bitki üst-aklı” yok. Olmasına da, biyoloji ve sinirbilim açısından imkan yok.
— / —

Şimdi biraz da bitkilerin gerçekten neler yapabildiğine bakalım.

Bitkilerin gözleri yok, dolayısıyla göremiyorlar. Ama görsel uyaranlara, örneğin ışığa karşı hassaslar.

Kulakları yok, duyamıyorlar, ama havadaki ses titreşimlerine tepki verebiliyorlar.

Kokular veya böcek ısırıkları da bitkilerde ilginç savunma davranışlarını tetikleyebiliyor.

Burada bir parantez açarak, davranış konusunda daha berrak bir görüş oluşturmak için, üçlü bir kavramsal ayrım önermek istiyorum.

1. Hareket

2. Davranış

3. Edim

İnsanlar dışındaki hareket eden veya edebilen, organik (bitkiler, hayvanlar) veya sentetik (robotlar) varlıklardan söz ederken, bu üç kavramı ayrı tutmak bence önemli.

— / —

Hareket: Herhangi bir nesnenin, uzay içinde bir yerden başka bir yere gitmesi. Davranış ve edimin de altında yatan, en temel kavram, yani yer değiştirme.

Bu anlamda, koşan bir kişi de hareket eder, rüzgarda sürüklenen bir yaprak veya raketle vurduğumuz tenis topu da …

Ama her hareket, bir davranışı, her davranış da bir edimi gerekli kılmaz.

Hareket için, dışsal bir güç (rüzgar veya raketin momentumu) yeterli olur.

Davranış içinse, nesnenin içinde yer alan bir mekanizmanın hareketi tetiklemesi gerekir.

Rüzgarda sürüklenen, dalından kopmuş bir yaprağın içinde onu kendiliğinden hareket ettirecek bir mekanizma yok. Bu anlamda, yaprağa davranış atfedemeyiz.

Ama canlı bir günebakan bitkisi ışığa yöneldikçe, sarmaşık çite sarıldıkça, önerdiğim anlamda bir davranıştan söz edebiliriz.

Her davranış bir edim değildir demiştim. Bu da bizi bu ayrımın 3. aşamasına getiriyor. Edim, veya Arapça kullanımıyla Amel, bir maksatla yapılan iş, eylem, fiil demek.

Bir davranışın, aynı zamanda bir edim olması için, organizmanın bir maksadı, hedefi, isteği olması gerek.

Bile isteye gösterdiğimiz davranışlar, örneğin bu satırları yazıyor olmam, edim kategorisine girer.

Ama örneğin uyurken üşüdüğümüzde otomatik bir hareketle yorganı üstümüze çekmemiz, veya hava ısındığında farkında bile olmadan terlememiz, edim değil davranıştan ibarettir.

Biraz uzun oldu, farkındayım. Burada anlamla ilgili (semantik) bir tartışma açmak niyetim de yok.

Yalnızca, bitkilerin yaptıklarını açıklarken kullandığım “davranış” teriminin yanlış anlaşılmaması için, felsefi bir ayrımla başlamak istedim.

Önerdiğim anlamda, bitkiler yalnızca hareket etmiyorlar, çünkü onların hareketlerini tetikleyen içsel mekanizmaları var.

Yani bitkiler, köklerini suya doğru yönlendirir veya yapraklarını yiyen böceklere karşı kimyasal maddeler üretirken, bitki davranışından söz etmek mümkün.

Fakat bitki davranışlarının bir anlayış ve maksat ile yapıldığını, yani bitkinin “köklerimi suya doğru yönlendireyim ki, kuruyup kalmayayım”gibi bir düşünceyle hareket ettiğini söylemek imkansız.

Bunun için genellikle beyin türü bir merkezi sinir sistemi yapısına ihtiyaç oluyor.

Yani, özetle, bitki davranışı, kendisine dışarıdan etki eden güçlerle yer değiştirebilen nesnelerin hareketinden daha sofistike, fakat bunu bir anlayış çerçevesinde gerçekleştiren hayvan veya insanların ediminden daha basit bir kategoride yer alıyor.

Parantezi kapatıyorum.

— / —

Şimdi biraz bitki davranışlarından örneklere bakalım.

Bitkiler, biz insanların algıladığı hemen her fiziksel uyarana karşı, farklı iç mekanizmalarla, hassasiyet gösterebiliyorlar.

Işığa, sese, veya dokunuşa duyarlı olmaları için, illa gözleri ve kulakları olması gerekmiyor.

Evimizde yetiştirdiğimiz bitkilerin ışığa yöneldiğini (fototropizm) biliyoruz.

Toprak üstündeki bu davranışın bir benzerini, bitkilerin kökleri toprak altında gösteriyor. Kökler, başka bitkilerin köklerinden uzak dururken, yer altındaki su kaynağına yöneliyorlar (hidrotropizm).

— / —

Bu davranışın aslında ne denli karmaşık ve hayran olunası bir mekanizma gerektirdiğinin altını çizmek isterim.

Uyaranların (ışık, su) farkına varmak, bitkinin bir bütün olarak hücreler arası koordinasyonla bir hedefe doğru yönelmesi, hedef değiştikçe davranışını değiştirmesi …

Istituto Italiano di Tecnologia, bir Avrupa Birliği projesi olarak, bir bitki gibi kök salabilen sentetik bir robot (plantoid) geliştirmiş.

İlginç ve potansiyel olarak tarıma faydalı olabilecek bir proje. Fakat unutmayalım ki, 3 yıl süren ve 2 milyon Eu’dan daha yüksek bir maliyeti olan bu projeden çok daha üstün ürünleri, doğa her adım başında kendiliğinden karşımıza çıkartıyor:

İlgilenenler için, 2012-2015 yılları arasında gerçekleştirilen Plantoid projesinin detayları, şurada.

— / —

Bitki davranışları içinde en çok dikkat çekenler arasında, sinekkapanı (Venus Flytrap) gibi dokunma hassasiyetinin tetiklediği hareketle, sinek ve böcekleri yakalayıp bir protein kaynağı olarak sindiren bitkilerin mekanizmaları yer alıyor.

Bir sinekkapanıyla talihsiz bir sineğin olağanüstü kalitede görselleştirilmiş hikayesini, BBC’den David Attenborough’nun sesinden dinlemek isterseniz, şurada (İngilizce):

— / —

Şimdi daha ilginç yeni bir çalışmaya bakalım.

Sinekkapanı da dahil olmak üzere pek çok bitki türü, aynı insanlar ve hayvanlarda olduğu gibi, uyuşturucu (anestetik) ilaçlara benzer tepki veriyor, duyarlılıklarını ve davranış kabiliyetlerini yitiriyorlar.

Pages from Yokawaetal.2018AnnBot

Anestezi altında bitkilerin davranışlarında gözlemlenen farklılıkları, şu Scientific American yazısının içindeki videolarda izleyebilirsiniz:

Plants, Like People, Succumb to Anesthesia [Video]

— / —

Peki, bu çalışmadan hangi sonucu çıkartmalıyız?

“Bitkiler de insanlar gibi duyusal bilince sahip, acı hissedebiliyorlar; uyuşturucu kimyasallar insanlarda olduğu gibi bu acı hissini köreltiyorlar” demeli miyiz?

Acı hissedebilme kapasitesinin, Felsefe ve Biyoloji içinde yarattığı tartışmaların ötesinde, veganlık ve vejeteryanlık konusuyla da ilgili etik sonuçları olduğuna, geçen hafta değinmiştik.

Bitkiler de hayvanlar gibi acı hissedebiliyorlarsa, onları da yemememiz gerekmez mi?

— / —

Deutsche Welle’nin hazırladığı bitkilerle ilgili bir belgesel, bu konulardaki kafa karışıklığına öğretici bir örnek olabilir.

Bir bitki, bir böcek tarafından ısırıldığında ne olur?

[Video, ekte.]

Belgeselin bu kısacık parçasında, pek çok doğru ve iki yanlış var.

Doğru olan, bitkilerde hücreler arası sinyalizasyon ve iletişim olması ve bunun kalsiyum kanallarına bağlı mekanizması.

Fakat bu mekanizmanın, bitkinin hissettiği acıya endeksli bir sinir sistemi olduğu, yanlış.

Özetin başında söylediklerime geri döneyim:

Bitkilerin nöronları yok. Dolayısıyla, fizyolojik açıdan ancak nöron ağlarıyla oluşturulan sinir sistemleri de yok. 

Bunun ötesinde, acı hissini iletmeye yarayan “nociception” sistemlerine de sahip değiller.

Fizyolojik değil işlevsel olarak baktığımızda,bitkilerde biz insanlar ve çoğu hayvanlarda var olan sinir sistemlerinin muadili olan ve hücreler arası iletişimi sağlayan yapılar olduğunu söyleyebiliriz.

Fakat bu yapıların bağlandığı ve acı hissini işlemleyen bir merkezi yapı yok.
— / —

Anestetik maddelerin bitkiler üzerinde etkili olması, doğada çok temel bir ortak noktaya işaret ediyor.

Bitkilerden hayvanlara ve insanlara uzanan bir yelpazede, hücreler arası etkileşim kanallarının çalışması da, engellenmesi de, benzer kimyasal mekanizmalara bağlı.

Buradan çıkartmamız gereken asıl önemli sonuç, doğa içindeki hayret verici derinlikteki yekparelik ve süreklilik.

En temel mekanizmalara baktığımızda, biz insanları bütün diğer organizmalarla aynı kefede tartan ortak bir altyapı görüyoruz.

Bu ortak altyapının üstüne kurulan türler arası farklılıklar, kendini bilinç ve bilişsellik alanlarında ifade ediyor.

Bu anlamda, her canlı türünün, kendi ekolojisindeki hayati becerilerine saygı duymak, ve her şeyi insan merkezli bir terazide tartmamak gerek diye düşünüyorum.

Bitkilerin, gezegenimizde milyonlarca yıl boyunca evrimleşerek gelişmiş becerilerine hayranlık duymak için, onların illa insanlar gibi akıllı, bilinçli, veya acı hissedebilir olduklarını varsaymak gerekmiyor.

— / —

Az önce değindiğim etik soruya dönerek bu akışı tamamlayayım:

Bitkilerde, pek çok hayvan türünün aksine, acı hissetmeye yol açacak herhangi bir içsel mekanizma yok. Bu anlamda, bitkilerin acı hissettiklerini destekleyen verilere sahip değiliz.

Söz bitkiler, hayvanlar, veganlık ve vejeteryanlıktan açılmışken, Açık Radyo’da bu konuya farklı açılardan yaklaşan ve benim de takip ettiğim pek çok ilginç program olduğunu not edeyim.

İlgilenenler, şu hesaplardan bilgi edinebilirler:

@turlerinyasami

@Vegan_Saglik

@botanitopya

— / —

Bitirirken, son soru: Peki, acı hissedebilecek bir robot inşa etmeye kalksak, ne yapmamız, işe nereden başlamamız gerekirdi?

header pain in the machine

Bu soru, “Bilincin Zor Problemi” başlığı altında tartışılan konunun merkezini oluşturuyor.

Bir başka programda ele almak üzere …

— / —

Haftaya, iki programlık bir seriye başlıyoruz.

Prof. Ayşe Buğra ile, iktisat, sosyoloji, felsefe, ve siyaset bilimi çerçevesinde “sosyal politikalar” konusunu ele alacağız.

Sonraki hafta, Anadolu Kültür liderliğinde sivil toplum kuruluşlarının Türkiye’de hayata geçirdiği sosyal projelerden söz edeceğiz.

Açık Bilinç’i Salı sabahları 9:30’da dinleyebilir, podcast arşivine ulaşabilirsiniz.

10:00 – 10:30 İklim İçin / Yücel Sönmez, Ömer Madra ve Murat Can Tonbil

iklimicin20190924

İklim İçin kayıt arşivi

10:30 – 11:00 Ahşaptan Betona, Mecidiyeden Jetona / Pınar Erkan / Alameti kerametinden menkul kent hikayeleri

ahsaptanbetonamecidiyedenjetona20190924

“Alameti kerametinden menkul kent hikâyeleri” şiarıyla yola çıkan programda tarihten günümüze tarihsel katmanlar da deşilerek Bizans köşklerinden, sarayların altyapısının nasıl oluşturulduğuna, konutlardan ofislere, kaldırımlardan sokaklara, dehlizlerden şarap üretilen üzüm bağlarına kadar şehrin farklı unsurlarına dair az ya da çok bilinen detaylar konuşuluyor.

Ahşaptan betona Mecidiyeden jetona kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Deniz Aşırı / Deniz Pak / Bozcaadalılar, adaya yolu düşenler ve adanın kıyısına vuranlar…

bozcaadasozlugu.blogspot.com/denizairi

12:00 – 13:00 Periplus (Yeni program) / Hazırlayan: Murat Can Tonbil

“Haritalar üzerinden caza çalan bir müzikal seyir rehberi” şiarıyla yola çıkan program, haftaiçi öğle kuşağını kıtalararası bir seyahate çıkarıyor.

http://canspod.com/

12:55 – 13:05 Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün üçüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Musica Brasileira / Jozi Levi / Brezilya’dan müzik

9

soundcloud.com/joezeex/

14:00 – 14:30 Dünya Mirası Adalar / Asu Aksoy, Derya Tolgay ve Alp Orçun

dunyamirasiadalar24.09.2019

Adalar, yüzyıllarca imparatorluklara başkentlik yapmış, siyasi ve kültürel dönüşümlerin aktörlerini beslemiş dünya şehri İstanbul’un hikâyelerinin hep bir parçası olagelmiş. Krallar, kraliçeler, dini liderler sürgüne buralarda zindanlara atılmış, ardından Osmanlı’dan günümüze  farklı kültürel cemaatlerin zengin bürokratları, iş insanları, Adaları İstanbul’un sayfiye merkezi haline getirmiş, sanatçılar, yazarlar, Adalar’ın renginden, havasından, kokusundan beslenmek için buraları mekân tutmuş. Adalar, muhteşem mimari ve yaşam dokusuyla dünyada eşine az rastlanır bir kültürler havzası olma halini bugüne kadar taşımışlar.
Şanslıyız ki Adalarda İstanbul tarihinin tüm veçhelerinin mekânsal izdüşümlerini hâlâ görebiliyoruz ve barındırdıkları hikâyelerin bazen yaşayan bilgi kaynaklarına erişebiliyoruz. Kendimizi gerçekten müstesna hissetmeliyiz: Adalar’a adımımızı attığımızda İstanbul tarihinin çok da bozulmamış tanığının varlığını hissedebiliyoruz, şaşırıyor ve nedenini çok da bilmeden mutlu oluyoruz. Bu yayın döneminde bizi mutlu eden Dünya Mirası Adalar’ı enine boyuna konuşuyoruz.

Dünya Mirası Adalar facebook sayfası

***

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, iç mekan
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, oturuyor

Dünya Mirası Adalar

24 Eylül Salı, Deniz Biyoloğu Doç Nur Eda Topçu ve Hidrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Cem Dalyan Açık Radyo-DünyaMirasıAdalar programımıza konuk oluyor.
Deniz’lerimize neler yaptık? Özellikle Prensadaları’nda gözümüzle göremediğimiz su altı zenginliğimiz ne durumda? Mercanlarımız, Deniz çayırlarımız, Balıklarımız, ve ekosistemin içindeki bu varlıklar ne durumda? Antroposen adı verilen bu yeni çağın en belirgin özelliği ise, ona jeolojik faaliyetlerden ziyade insan faaliyetlerinin yol açmış olması, Yassıada gibi 😞 Peki etkileri?
İSTANBUL Üniversitesi, Su Bilimleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.Dr. Nur Eda Topçu Eryalçın, İstanbul’da Adalar bölgesindeki mercan, sünger, pinnalar ve daha birçok deniz canlısının 4 yıl önce karasal kökenli çökelti sebebiyle öldüğünü bilimsel olarak kanıtladık diyor.
İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümü, Hidrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Cem Dalyan ise Deniz çayırları, deniz ekosistemi için büyük önem taşır: Oksijen üretir, kıyı erozyonunu engeller, suda askıda bulunan partikülleri önler ve suyun ışık geçirgenliğini artırır diyor. Bugün onlar ne durumda?

***

Deniz biyoloğu Doç.Nur Eda Topçu Eryalçın ve Hidrobiyolog Cem Dalyan Açık Radyo-DünyaMirasıAdalar program konuğumuzdu.
PrensAdalar’ın inanılmaz güzellikteki su altı zenginliklerini ve Yassıada’nın bu zenginlikleri nasıl kaybedip, çölleştiğine dinlemek isterseniz; İşte size bir Antroposen ..
http://acikradyo.com.tr/podcast/219652

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve sakal
Görüntünün olası içeriği: bitki, çiçek, ağaç, açık hava ve doğa
Görüntünün olası içeriği: bitki, gökyüzü, çim, açık hava ve doğa
***
Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, gülümseyen insanlar, iç mekan

Dünya Mirası Adalar

Marmara denizi kendine has ekosistemi ve zengin habitatı ile bir yuva, bir barınak.
Ve biz 2015 de korkunç bir felaket yaşadık. Yassıada inşaatı ile doldurulan, dinamitlenen kıyılar tüm yaşam alanlarındaki mercanları, pinaları, süngerleri öldürerek adeta deniz dibini bir mezarlığa çevirip, çamur örtüsüyle kapladı.
Açık Radyo-Dünya Mirası Adalar programında, Adalar’da @ADYSDerneği ile dalışlar ve araştırmalar yapan İstanbul üniversitesi öğretim üyeleri Eda Nur Topçu ve Cem Dalyan konuğumuzdu. Devamı..
http://acikradyo.com.tr/podcast/219652 1. Bölüm
http://acikradyo.com.tr/podcast/219798 2. Bölüm

 

14:30 – 15:30 Yeni / Hande Akkan / Yeni Philip Glass’ın 80. yaşını kutluyor

Hande Akkan Twitter

15:30 – 16:00 Türk İşi Kovboylar / Hazırlayan: Utku Uluer / (15 günde bir)

turkisikovboylar20190924

zz1

Bugün Açık Radyo 94.9’da yeni bir yolculuğa çıkıyoruz. Yeni programın ismi; Türk İşi Kovboylar! – Türk Sineması ve Yeşilçam’da Westernler.

Yani Yeşilçam Arkeolojisi ile başladığımız yolculuğu daha spesifik bir başlığa taşıyoruz. Bugün saat 15:30’da yayınlanacak programda, içeriği ile ilgili detayları ve neler yapmayı planladığımızı anlatacağım. #western#yeşilçam#Türkişikovboylar#Kovboylar#cowboy#ErişteWesternEkrem GökkayaMelek Gorgun

sinematikyesilcam.com/

16:00 – 16:30 Nöro Blog / Onur Arpat ve Taner Yılmaz / Beynimizden Geçen Herşey

noroblog.net/

youtube.com/NöroBlog

soundcloud/Nöroblog

16:30 – 17:00 Diğerkâm (Yeni program) / Hazırlayanlar: Damla Özlüer ve Rauf Kösemen

Geçtiğimiz dönemlerde Hemzemin programını hazırlayan Rauf Kösemen ve Damla Özlüer yine sosyal fayda iletişimi üzerine daha geniş düşünmeye çağırdıkları yeni programları Diğerkâm ile bu yayın döneminde de aramızdalar.

Facebook.com/Diğerkam

***

Bugün Diğerkâm’da, Gunesin Aydemir ile İklimdaşlık Üzerine ve UNDP Türkiye tarafından bugün saat 18:00’de düzenlenecek İklimce Sohbetler etkinliği hakkında konuşuyoruz.

Damla Ozluer ile Rauf Kösemen‘in hazırlayıp sunduğu, sosyal fayda üzerine konuşulan Diğerkâm, bugün ve her salı 16:30’da, Açık Radyo 94.9’da…

İnternetten canlı olarak dinlemek için > http://acikradyo.com.tr/stream

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, gülümseyen insanlar, yazı

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Ceyhan Usanmaz, Sanat Deliorman, Jak Kohen, Levent Öget ve Harun İzer

Dünyanın Cazı kadrosuna Caz vokalisti Sanat Deliorman dahil oluyor. Salı günleri Dünyanın Cazı ondan sorulacak.

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20190924

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 24 Eylül 2019

25 Eylül 2019
Fotoğraf: Audubon News

Cornell Ornitoloji Laboratuvarı bilim insanları,  ABD ve Kanada’daki kuşların üreme popülasyonunun 1970’den bu yana yaklaşık % 30 oranında azaldığını tespit etti. Bilim insanları yaşamımız boyunca yaklaşık 3 milyar kuşun kaybolduğunu tespit etti.

Çevre temizliğinde farkındalık yaratmak için tüm dünyada başlatılan ‘Let’s Do It’ hareketi Türkiye’de de 81 ilde birden yapıldı ve 100 binin üzerinde katılım oldu. Sadece İstanbul’dan 60 ton çöp toplandı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da Sarıyer’deki ormanlık alanda çöp topladığı etkinlik, İstanbul’da 16 ayrı noktada yapıldı. Let’s Do It İstanbul Temsilcisi Görkem Önal, “Türkiye’de 100 binin üzerinde bir katılım oldu. Sadece Kadıköy Moda’da 600 gönüllü yaklaşık 700 çöp poşeti doldurduk. İstanbul’dan ortalama 60 ton çöp çıktı. Sadece bir tane dünyamız var. O halde temiz tutalım” dedi. Görkem Önal, Hürriyet’e şu açıklamada bulundu: ‘’Tüm dünyada 169 ülkede bugün bu etkinlik yapıldı. Türkiye’de 100 binin üzerinde bir katılım oldu. Dünyayı bir günde temizlemek ve farkındalık için yaptık. Çöpü atan biz değiliz ama bu memleket bizim.” Bakırköy Botanik Parkı’ndaki etkinlikte Atıksız Yaşam Platformu kurucusu Zeliha Sunal şunları söyledi: “Atmadan önce düşünmek lazım. Attığımızın ne işe yaradığını bilmek gerekir. Geri dönüşüm çok önemli. Sentetik plastik elyaflar almak için atık almaya başladık yurtdışından. Türkiye’de atık malzemelerin sadece yüzde 1’i geri dönüştürülüyor. Türkiye’de yılda 35 milyon ton çöp çıkıyor. Bunun gibi 179 ülke olduğunu düşünürseniz o 7’nci kıtanın niye oluştuğunu hayal edebilirsiniz. Ben de bu farkındalık için buradayım. Kirletmeye, atmaya artık dur demek geriyor. Artık çöplerinizi yere atmayın. Atıkları toplama işlemi insan emeği, araç yükü, benzin kullanımı demek. Biraz daha dikkatle dünya daha yaşanabilir hale gelebilir.” 

Pagos Üretici Pazarı’nda stant açan yedi kadın, Kadifekale’deki kadınların hayatını iyileştirmek üzere Pagos Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi’ni kurdu. Bölge kadınlarına destek olmayı amaçlayan “Pagos Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi”, Kadifekale’nin gastronomik değerlerinin kent yaşamına dahil olmasını da sağlayacak. Kadifekale’de midye yapan kadınların üretim koşullarını iyileştirmekten ürünlerini markalaştırmaya kadar pek çok hedefi var. Kooperatifin kurucu ortaklarından Berivan Alpergün “Üç yıl önce Hasan Özdemir Mahallesi’nde açılan semt merkezindeki meslek kurslarına katıldım. Daha sonra Kadın Emeği Değerlendirme Vakfı aracılığıyla girişimcilik, finansal okuryazarlık ve kooperatifçilik üzerine eğitim aldım. El emeği tekstil ürünleri satıyorduk. Başkan Tunç Soyer’in Kadifekale’deki girişimiyle heyecanımız arttı. Yedi kadın bir araya geldik ve kooperatif çalışmalarımıza başladık” diyerek özetliyor. Kooperatifçiliği ekonomik bir kalkınma modeli olarak gördüklerini vurguluyan Alpergün, “Kooperatif olarak ilk beş yıl içindeki hedefimiz, midye yapan kadınların aldıkları ücretleri artırmak ve sektörde belirleyici olmak. Burada yoğun bir kadın yoksulluğu var. Kooperatif olarak bunun önüne geçmek istiyoruz. Midyenin daha hijyenik koşullarda yapılmasını sağlamak için bir midye tesisinin kurulması konusunda da aktif olacağız. Ürünlerimizin markalaşması, şehrin farklı noktalarında satılması da hedeflerimiz arasında” diyor. Kooperatifin kurucularından Filiz Çakar ise kadınların kolektif çalışmayı yaşayarak öğrendiklerini söylüyor ve yedi kurucu ortağın gece gündüz çalışarak örnek olmaya çalıştıklarını söylüyor.

Cornell Ornitoloji Laboratuvarı bilim insanları,  ABD ve Kanada’daki kuşların üreme popülasyonunun 1970’den bu yana yaklaşık %30 oranında azaldığını tespit etti. Bilim insanları yaşamımız boyunca yaklaşık 3 milyar kuşun kaybolduğunu tespit etti. Bu şaşırtıcı kayıplar, tüm habitatlarda meydana gelmiş durumda ve serçeler, ötleğenler, ardıçlar gibi yaygın türler bile hızla azalıyor. Bulgular, hava durumu radarını kullanarak göç eden kuşların hacmini saptamak için yeni tekniklerden ortaya çıktı, bunun yanı sıra vatandaşlarında da dahil olduğu yaklaşık 50 yıllık kuş gözlemleme verileri ile ortaya konuldu. Veriler doğadaki kuş popülasyonlarının dörtte birinden fazlasının hızlı bir şekilde kaybedildiğini gösteriyor. Bu doğal sistemlerimizin bir zamanlar yaptıkları yaşamın zenginliğini ve çeşitliliğini destekleme yeteneğini kaybettiğinin bir işareti. Veriler, koruma alanı yaratıldığında kuşların dirençli olduğunu gösteriyor. Su kuşları %56 oranında artarken, odaklanan koruma fonları ve korumaları sayesinde yırtıcılar %200 oranında artmış durumda. Science dergisinde yayınlanan çalışma, uzmanların Batı Yarımküre’deki çok sayıda kuş kaybını tahmin etmeye çalıştıkları ilk araştırma. Çalışma, belirli bir tür, habitat, bölge veya tehdit türü üzerinde odaklanmıyor. Birçok kuş türünün zamanla ağır nüfus kayıpları yaşadığını gösteriyor. Araştırma ekibi, 529 türün üreme popülasyonunu birçok alandan verileri toplayarak analiz etti. Hava durumu radarları, yalnızca son on yılda gece baharı göç eden kuşlarda yüzde 14’lük bir düşüşe işaret ederek yazarların daha uzun dönem araştırma eğilimlerini doğrulamasına yardımcı oldu – özellikle de izlenen uzak kuzey habitatlarında üreyenler için.

Kirazlı Altın Madeni’nin ruhsatı 13 Ekim 2019’da sona erecek. Kazdağları Kardeşliği, ruhsatın yenilenmemesi için Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’nden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na dilekçe yazmaya davet etti. Dilekçeye Kazdağları Kardeşliği’nin sosyal medya hesaplarından ulaşabilirsiniz.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Hafta boyunca Ben Bugün Bişey Öğrendim Yayına Hazırlayanlar: Doruk Yurdesin, Ozan Sezgin ve Rauf Kösemen

facebook.com/benbugunbiseyogrendim

Açık Dergi Salı Dünyayı Okumak / Aytaç Timur ve Akif Pamuk

dunyayiokumak20190924

dunyayi_okumak_24.09.2019

Yazmaya övgü. Eleştiriye ve eleştirmene kapı. Düşünmeye, düşünceye, üretmeye ve tartışmaya alan açmayı amaçlayan bir kültür programı

***

Bize gelen kitaplar. Metis etiketi ile gelen 2 edebiyat dışı kitap var bu hafta. İlki “Milletin Mimarisi: Yeni İslamcı Ulus İnşasının Kent ve Mekan Siyaseti – Bülent Batuman”, diğeri “Psikopolitika: Neoliberalizm ve Yeni İktidar Teknikleri – Byung Chul-Han”. Edebiyat kitapları ise “Sen Ne istersen – Neslihan Önderoğlu – Günışığı Kitaplığı”

Konuğumuz Ömer Faruk. Şubat ayında Altıkırbeş’den çıkan kitabı, “Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği”, erkek düzüşmek için beynini, düşünmek için çükünü kullanır diyen Ursula Le Guin’in sözü de kitap kapağının alt kısmına iliştirilmiş

Açık Dergi Salı 18:50 Harici Bellek / Şarkılarla Dünya Tarihi / Murat Meriç

Şarkılarla Memleket Tarihi programıyla geçtiğimiz dönemlerde çok sevilen Murat Meriç, Açık Radyo’ya geri dönüyor. Müziğin bellek ile ilişkisini konu edinen bu yeni yayında Meriç, insanlık tarihinden vakaların izlerini plaklar/kayıtlar aracılığıyla sürüyor.

Açık Dergi Salı  Kulis Sesleri – Bircan Yorulmaz (Ayda 1)

Program kaydı

19:00 İklim Acil

gretaninbmkonusmasibunecuret

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.

***

‘Grevci’ Greta’nın BM konuşması: Bu ne cüret?!

24 Eylül 2019
Fotoğraf: BBC

Dünya uyanıyor. Ve değişim geliyor – ister beğenin ister beğenmeyin.

Size mesajım şu: Gözümüz üzerinizde olacak! (Gülüşmeler, alkışlar).

Bu baştan aşağıya yanlış! Benim burada ne işim var? Okyanusun öbür yakasında okulda olmam gerekirdi. Oysa siz, biz gençlere gelip umutlanmak istiyorsunuz. Bu ne cüret?!

Ne cesaretle bizden umut bekliyorsunuz. Boş sözlerinizle hayallerimi ve çocukluğumu çaldınız. Ben yine de şanslı çocuklardan biriyim. İnsanlar ıstırap çekiyor, insanlar ölüyor, koca koca ekosistemler çöküyor; bir kitlesel yokoluşun eşiğindeyiz ve sizin tek konuştuğunuz şey para puldan, ebedi ekonomik büyüme masallarından ibaret! Bu ne cüret?! (alkış kıyamet!)

30 yıldır bilim billur berraklığında; peki siz başınızı başka tarafa çevirmeye nasıl cüret edersiniz?! Gerekli politikalar ve çözümler namına ortada hiçbir şey görünmezken buralara gelip yeterli çabayı gösterdiğinizi nasıl söylersiniz?

Bizi “işittiğinizi”, durumun aciliyetini kavradığınızı söylüyorsunuz. Ama ne kadar üzgün ve kızgın olsam da buna inanmak istemiyorum. Çünkü durumu tam olarak anladıysanız ve buna karşın harekete geçmemeye devam ediyorsanız, bu sizi şeytan yapar. Ve ben buna inanmayı reddediyorum. (alkışlar)

Emisyonları 10 yılda yarı yarıya azaltma yolundaki popüler fikir bize küresel ısınmayı endüstri çağı öncesine göre 1.5 C derecelik bir sıcaklık artışıylala sınırlı tutabilme şansımızın yüzde 50 olduğunu gösterir. İnsan kontrolünün ötesinde geri dönüşü olmayan zincirleme reaksiyonları başlatma konusunda yarı yarıya şans verir.

Yüzde 50 sizin için kabul edilebilir bir orandır belki. Ama bu rakamlar devrilme noktalarını, geri besleme döngülerinin çoğunu, zehirli hava kirlenmesinin gizlediği ekstra ısınmayı, ya da hakkaniyet ilkesini, iklim adaleti kavramını içermiyor.

Bu rakamlar, ayrıca benim kuşağımın sizin püskürttüğünüz yüz milyarlarca ton karbondiyoksidi havadan emeceğini öngören yeni teknolojilere dayalı, ama bu teknolojiler ortada yok.

Yani, kısacası, yüzde 50’lik risk oranının, bunun sonuçlarıyla yaşamak zorunda olan bizler için kabul edilebilir bir tarafı yok.

Bunun “böyle gelmiş böyle gider anlayışı ile ve birtakım teknik çözümlerle satılabilir olduğunu ne cesaretle ileri sürebilirsiniz?!

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli verilerine göre 1.5C derecelik sıcaklık artışının altında kalma şansının %67 olması için, 1 Ocak 2018’de, dünya çapında 420 gigatonluk karbondioksit salımı hakkı kalmıştı. O rakam şimdiden 350 gigatonun altına düştü.

Bugünkü emisyon seviyeleriyle birlikte, kalan CO2 bütçesinin tamamının sekiz buçuk yıldan daha az bir sürede tükeneceği tahmin ediliyor.

Bugün burada bu rakamlara uygun düşen plan ve çözüm önerilerinden eser bile yok. Çünkü bu rakamlar rahatsızlık veriyor ve siz de gerçeği olduğu gibi, adlı adınca söyleyebilecek olgunlukta değilsiniz.

Bizi yüzüstü bırakıyorsunuz. Ama gençler sizin ihanetinizi görmeye başladı artık. Bütün gelecek kuşakların gözleri sizin üzerinizde.

Ve eğer bizi yüzüstü bırakma yolunu seçecek olursanız, ben de diyorum ki, sizi asla bağışlamayacağız. (alkışlar, bravo sesleri)

Bundan kaçıp kurtulmanıza izin vermeyeceğiz. Çizgiyi çizdiğimiz yer işte tam burası.

Dünya uyanıyor. Ve değişim geliyor – ister beğenin ister beğenmeyin.

Teşekkür ederim. (Alkış kıyamet)

Çeviren: Ömer Madra

20:00 – 21:00 Açık Şemsiye / Hakan Gürvit, Levent Dönmez, Mehmet Yusuf ve Şebnem Sühel Grimm / Gelmiş geçmiş tüm müzik türleri

21:00 – 22:00 Gitaresk / Jak Kohen, Gonca Açıkalın ve Meral Akman / Neo-klasik rock ve fusion

gitaresk.com/

***
Görüntünün olası içeriği: yazı

Gitaresk

Açık Radyo 94.9 Gitaresk’te, saat 21:00’den itibaren Primus albümlerinden seçtiğim parçaları dinleyebilirsiniz.

24 Eylül/September 2019
21:00-22:00

 

Sıra/ Müzisyen(ler) / Musician(s) Albüm / Album Parça / Song Süre/Time
Slot
1 Primus Antipop/1999 Antipop Dirty Drowning Man 04:48
2 Brown Album/1997 Brown Album Over The Falls 02:41
3 Frizzle Fry/1991 Frizzle Fry The Toys Go Winding Down 04:35
4 Of Whales and Woe/2006 Of Whales_and_Woe Iowan Gale 03:29
5 Pork Soda/1993 Pork Soda Welcome to this World 03:41
6 Primus & The
Chocolate Factory
with the Fungi
Ensemble/2014
Chocolate Candy Man 04:25
7 Sailing the Seas of Cheese/1991 Sailing the Seas of Cheese American Life 04:32
8 Jerry Was A Race Car Driver 03:11
9 Suck on This/1989 Suck on This Pudding Time 04:20
10 Tales From the Punchbowl/1995 Tales from the Punchbowl Southbound Pachyderm 06:21
11 Over the Electric Grapevine 06:24
12 The Desaturating Seven/2017 The Desaturating Seven The Seven 03:08

http://gitaresk.com/Playlists/50th/190924.htm

22:00 – 23:00 Esintiler / Seda Binbaşgil / Jazz

23:00 – 24:00 Psychoacoustics (Program gününde ve saatinde değişiklik) / Hazırlayanlar: Osman Kaytazoğlu, Berk Gökberk ve Barış Karakaş

Cumartesi geceleri 02.00’de yayınlanan Psychoacoustis bu yayın dönemi Salı geceleri saat 23.00’de

24:00 – 01:00 Numune Hastanesi / Cüneyt Bolak / Ses Gezegeninde Örnek avı

Kaydedilmiş her türlü ses, bir progresif rock şarkısı ya da bir hint ragası, “Eşkıya” filminden bir diyalog ya da eski bir tv reklamı prodüktörlerin ellerinde yeniden hayat bulur. Doktor Frankenstein’ın canavarı gibi! 70lerin sonunda sampler’ın icadıyla müzik bir daha eskisi gibi olmadı. Özellikle Hip Hop’ta kesilen, biçilen ve yeniden hayat bulan “numune”lerin masaya yatırıldığı Numune Hastane’sinde örneği alınan ve bu örneklerle yapılan şarkıların izi sürülüyor. Sampling marifetiyle üretim yapan prodüktörler ve bu üretimleri altyapı olarak kullanan rapçilerin de konuk olduğu Numune Hastanesi dinleyicilerini “Ses Gezegeni’nde Örnek Avı”na davet ediyor.

facebook.com/Numune.Hastanesi

***

Fotoğraf açıklaması yok.

Cüneyt Bolak

Numune Hastanesi‘nde bu gece Turntablist DJ Rob Swift ve Turntable Jazz! Swift jazz plaklarını kesip kesip biçiyor..
Herbie Hancock Al Hırt Bob James Lou Donaldson Eddie Harris Dizzy Gillespie Dave McMurray Dujeus & more…
gece yarısı Açık Radyo ve acikradyo.com.tr

01:00 İklim Acil

Amazon’da, Afrika’da, Alaska’da, Sibirya’da, Kutuplarda, İzmir’de, Tunceli’de ormanlarımız kavruluyor, buzlarımız – buzullarımız eriyor, her yeri sular-seller götürüyor, canlılar alemi hızla tükeniyor. İklim için harekete geçmenin tam zamanı. İklimAcil!

İklimAcil! hafta içi 19.00, tekrarı 01.00’de. Hafta sonu 12.00, tekrarı 00.00’da.