You are currently browsing the monthly archive for Kasım 2019.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

08:50 – 09:00 Nasrettin Hoca Hikâyeleri (Yeni program) / Orhan Veli Kanık / Yapı Kredi Yayınları / Açık Radyo ekibi okuyor.

Bu yayın döneminde Pazar sabahlarına Orhan Veli Kanık’ın şiirli ve sihirli kaleminden çıkma Nasrettin Hoca Hikâyeleri ile başlıyoruz.

09:00 – 10:00 Gezgin’in Şarkısı / Rönesans’tan Barok Dönem’e yaratıcı dehanın keşfi / İlknur Akman Erk

Rönesans’tan Barok Dönem’e uzanan uzun, çok yaratıcı ve verimli bir çağın bestecilerini, eserleriyle birlikte tanıtmayı amaçlayan bir program bu dönem Açık Radyo’da yayında.

09:50 – 10:00 La Fontaine’in Masalları (Yeni program)

“Bu Bizim ezelî bir derdimizdir/

Asıl Düşmanımız Efendimizdir”

Orhan Veli çevirisiyle bir yıl boyunca her pazar bir fabl okuyoruz.

10:00 – 10:30 Bir Dolap Kitap / Banu Aksoy ve Yıldıray Karakıya / Her yaş için çocuk kitabı

birdolapkitap.com/

birdolapkitap.com/radyo-arsivi/

10:30 – 11:00 Botanitopya (Yeni program) / Sesli Doğa Tarihi Müzesi / Hazırlayan: Benan Kapucu

botanitopya_01-12-2019-rec.30-11-2019

Bitkiler âleminin tuhaf ve muhteşem dünyasını belgeleyen botanik sanatına dair her şeyin konuşulacağı bir program.

Botanitopya kayıt arşivi

botanitopya twitter

botanitopya instagram

botanitopya@gmail.com

***

Fotoğraf açıklaması yok.
zz12
Yemek araştırmacısı, çevirmen ve tarihçi Nazlı Pişkin ile çevirisini yaptığı, yeni yayımlanan kitabı, kokulu otları, baharatları ve daha birçok şeyi konuşuyoruz🌿 Bugün 10:30’da 94.9 Açık Radyo’da buluşmak üzere🌿acikradyo.com.tr/stream/🌿@botanitopya @acikradyo @oglakkitap @nazlipiskin

11:00 – 12:00 Mekânlar ve Çağlar İçinde Ses / İştar Gözaydın / İskender Savaşır

facebook.com/istar.gozaydin

12:00 – 13:00 Dünyayı Dinliyorum / Zekeriya Şen / Bir dünya müziği programı (Radio MultiCult 2.0 ile ortak yayın)

tikabasamuzik.com/Katagorileri/dunyayi-dinliyorum

mixcloud.com/dunyayidinliyorum/

soundcloudcom/tıkabasamuzik

13:00 – 14:00 Ma’nın Tınısı / Hakan Ünseven / Anadolu müziğinin çağdaş yorumları

archive.org/details/@alabanda

14:00 – 15:00 Dilden Dile Titreşimler / Emre Dağtaşoğlu / Türk halk müziği

dildendiletitresimler01.12.2019

dildendiletitreimler.blogspot.com/

***

(Destekçi: Deniz Azime Aral)

  1. Bülbül Ne Gezersin Çukurova’da? – Ayşe Biten
  2. Yaylalar İçinde Erzurum Yayla – Ayşe Biten&Nida Ateş
  3. İki Keklik – Nağme Yarkın&Baturay Yarkın&Yurdal Tokcan
  4. Gide Gide Bir Söğüde Dayandım – Ayfer Vardar
  5. Bir Fırtına Tuttu Bizi – İsmail Çakır
  6. Beyaz Giyme Toz Olur – Uğur Önür&Umut Sülünoğlu
  7. Kırmızı Buğday Ayrılmıyor Sezinden – Nazlı Öksüz
  8. Çarşamba’yı Sel Aldı – Salih Gündoğdu
  9. Ela Gözlerini Sevdiğim Dilber – Salih Gündoğdu
  10. Gesi Bağlarında Dolanıyorum – Kemal Koldaş

15:00 – 16:00 Musıkî Arşivi / Bülent Aksoy / Musıkî icrasının geçmişine ayrıntılı bir bakış

16:00 – 17:00 Semt-i Nihavend / Klasik Türk musikisine dair / Fikret Karakaya

Usta müzisyen Fikret Karakaya Semt-i Nihavend programında bu yayın dönemi;  bazen bir makamı, bir sazı, bir bestekârı, bir icracıyı tanıtıp kayıtlarını dinletiyor. Bazen de konuklarla Türk Musıkisi üzerine söyleşiyor.

17:00 – 18:00 Modernin Sesi / Aykut Köksal / Dört yüzyıllık müzik serüvenine derkenar

***

SATIE’DEN “SOCRATE” VE “NOCTURNES”

Bu pazar (1 Aralık) Aykut Köksal’ın hazırlayıp sunduğu Modernin Sesi’nde, Erik Satie’nin “mizahçı” yönünü bir yana bırakarak yazdığı iki kapsamlı ve “ciddi” çalışmasını dinleyeceğiz. İlki, insan sesi ve orkestra için, Platon’un “Diyaloglar”ı üzerine bestelediği 1917 tarihli “Socrate” adlı senfonik dram. İkincisi ise altı parçadan oluşan 1919 tarihli “Nocturnes”.

Satie’nin dostlarından Georges Braque’ın ilişikteki resmi de yine 1917 tarihli. Satie’nin “Socrate” partisyonu Braque’ın natürmort nesnelerinden biri olmuş.

Modernin Sesi her pazar Açık Radyo 94.9’da, saat 17:00’de…

Fotoğraf açıklaması yok.
18:00 – 19:00 İnsan Sesi / Aksel Tibet / Çoksesli Batı müziğinde insan sesinin yeri

19:00 – 20:00 I Can Rock and I Can Roll / Rock’n Roll’un öncü kadınları / Şenol Ayla

“Rock erkek işidir” diyenlere inat, onlar o güne dek görülmemiş biçimde, kulis odalarını değil sahneyi istediler, gitarda ısrar ettiler, tırnaklarını kısa kestiler, sahnede terlediler ve bir ‘hanımefendi‘ye yakışmayacak biçimde avaz avaz bağırdılar. Onlar Rock’n Roll’un öncü kadınlarıydı. Pek çoğu listelerin en üst sıralarına çıkan parçalar bestelediler, mükemmel gitar çaldılar, kadınların daha iyisini yapabileceğini gösterdiler… ama isimlerini Rock’ın ‘resmî tarihine’ yazdıramadılar, sadece meraklısınca hatırlandılar. Bu program, onlar için gecikmiş bir anma, hak ettikleri bir saygı duruşu.

20:00 – 21:00 The Big Easy / Aylin ve Varol Ünel / New Orleans kültürü ve müziği

thebigeasy31601.12.2019

New Orleans müziğinin ve kültürünün işlendiği The Big Easy bu yayın döneminde saat 20’de.

***

The Big Easy @Açık Radyo 94.9 Istanbul, Turkey, broadcasted LIVE every Sunday 8 p.m

                                   Playlist prepared and provided by Burcu Alkan

1) Louis Armstrong – La Vie en Rose (3:22)

2) Mahalia Jackson – We shall overcome (2:48)

3) Tuba Skinny – Jubilee Stomp  (3:51)

4) Glen David Andrews – Redemption (2014) – Didn’t It Rain (3:32)

5) Ray Charles – New Orleans (3:32)

6) Muddy Waters – Louisiana Blues (2:54) (mentioned but not played during the show!)

7) Louis Armstrong – When the Saints (4:46) (due to time limitations, not played during the show!)

21:00 – 22:00 İstanbul’dan Gelen Telefon / Pazar gecesi biterken dinlemek isteyeceğiniz, her telden güzel şarkılar. Bazen de müzik arkeolojisi. / Altuğ Güzeldere, Mahir Ilgaz, ve Güven Güzeldere. Bu yayın döneminde Hakan Gürvit ve zaman zaman Ömer Madra’nın katkılarıyla…

İstanbul’dan Gelen Telefon bu yayın döneminde ekiplerine Hakan Gürvit ve zaman zaman Ömer Madra’yı dahil edip efsanevi müzisyen, şarkıcı, besteci ve ozan ‘Pete Seeger’a odaklanıyor. Amerikan halk müziğinin öncü isimlerinden Seeger’ın yurttaş hakları, barış ve çevre hakları peşinde 70 yılı aşkın süre geçirdiği müzik ve aktivizm serüvenine ve bıraktığı kültürel mirasa bir bakış denemesi Açık Radyo’da.

22:00 – 23:00 Sarhoş Atlar Zamanı / Akif Burak Atlar / Konu parantezinde rock

sarhosatlarzamani.tumblr.com/

mixcloud.com/SarhosAtlarZamani/

23:00 – 24:00 Jirayr’ın Walkman’i / Bilindik Ermeni müziğinin öbür türlüsü / Saro Usta ve Vartan Estukyan

Bildiğimiz Ermeni müziğinin dışında kalan Ermeni müzisyenlere, müziklere yeni üretimlere yer verilen bir program.

24:00 – 01:00 Audiocity / Türler arası / Bahadır Dilbaz

Yıllardır sürdürdüğü Kılavuz programını bitiren Bahadır Dilbaz, bu yayın döneminde 25 yıllık Dj’lik serüveninde eleğin üzerinde kalan müzikleri Audiocity’ye taşıyor.

01:00 – 02:00 Münakaşa / Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali / Erkan Ömür

“Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali” şiarıyla yola çıkan programda downtempo elektronik müzik, etnik elektronik, elektronika, minimal, breakbeat örnekleri dinleyiciyle buluşuyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

08:50 – 09:00 Nasrettin Hoca Hikâyeleri (Yayın sıklığında değişiklik) / Yazan: Orhan Veli Kanık / Okuyan: Mesut Özkeçeci

Pazar sabahları yayınlanan Nasrettin Hoca Hikâyeleri bu yayın dönemi hem Cumartesi, hem de Pazar.

09:00 – 10:30 Radyo Agos / Haftalık Agos gazetesinin penceresinden Türkiye ve Dünya gündemi. Agos’un mutfağından haberler, söyleşiler, olaylar

radyoagos20191130

Radyo Agos kayıt arşivi

10:30 – 12:00 Şansonlar (Yeni program) / Fransızca şarkılar dünyasında bir devr-i âlem / Hazırlayan: Cengiz Işılay

12079 listebaşı olmuş şarkıyı radyoya taşıyan Cengiz Işılay bu yayın döneminde Fransız Şansonlarına ve Fransız popüler müziğinin seçme örneklerine el atıyor.

12:00 – 13:00 Dünya Dönüyor / Naim Dilmener / ’Türkçe Pop’un 50 yılı

diskotek.info/(Naim abinin “Bu sitede milyon hazine var” diyerek önerdiği site)

zz11

Açık Radyo’da pop tarihi… 1800’lerden, Muzika-yı Humayun’dan başlayarak ve günümüze kadar gelerek, haftalarca/aralıksız sürecek bir pop tarihi… Kantolar, tangolar, şarkılar, yıldızlar… Hem ciddi hem de komik ayrıntılar… Kaydetmeyi unutmayın  15 Haziran’da başlıyor. 12:00/94.9

facebook.com/naimdilmener

***

Murat Meriç Açık Radyo’da. İki ciltlik yeni kitabı Hayat Dudaklarda Mey’i konuşacak, meyli şarkılar çalacağız. 30 Kasım/12:00

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, gülümseyen insanlar

13:00 – 14:00 Açık Deniz / Beysun Gökçin / Üç tarafı denizlerle çevrili bir radyo programı

acikdeniz20191130

Açık Deniz kayıt arşivi

facebook.com/beysun.gokcin

14:00 – 15:00 El Fueye / Tangonun büyülü kutusu / Ortaç Aydınoğlu

Tangonun büyülü kutusu bu yayın döneminde 15 günde bir Cumartesi günleri saat 14:00’de.

15:00 Sadânüvîs (Yeniden program) / Hazırlayan: Cemal Ünlü

Açık Radyo’nun efsane programlarından Sadanüvis geri dönüyor. Fonograf, gramofon ve taş plak kayıtları Cemal Ünlü’nün anlatımıyla Cumartesi günleri saat 15.00’de Açık Radyo’da

16:00 – 17:00 Dünyanın En Güzel Müzikleri (Yayın saatinde ve sıklığında değişiklik) / Reha Uz’a göre / Hazırlayan: Reha Uz

60 yılı aşkın bir müzik dinleme serüveninde Reha Uz’a göre Dünyanın En Güzel Müzikleri bu yayın dönemi hem Cumartesi hem de Pazar günleri saat 16.00’da.

17:00 – 18:00 Music of the World İstanbul / Refika Kadıoğlu ve Kutay Derin Kuğay / Tokyo’dan Barcelona’ya müzik ve ötesi

facebook/Kutay Derin Kuğay

***

On the occasion of Fairouz’s 84th birthday Music of the World Istanbul celebrates this day with music from the living legend of Lebanese and Arab music Fairouz on Saturday at 5pm with special guest Kindah M S Abbas.
Fairouz was ethnically Syriac by birth although she sang most of her songs in Arabic.
Selections from several albums are:
1) Bhebak ya lubnan
2) Ohebu Dimashqa
3) Shat Iskendaria
4)Ya anw
5)Saalony Alias
6)Lokana Kalbi Maui
7)Yamn Hawa wardalryadi
8)Jadaka Alghaythu
9) Yalaylu Sabbu
10)Baadana
11)Baghdad

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, Kutay Derin Kugay dahil, gülümseyen insanlar

18:00 – 19:00 Connections / Tim Hallam / 60′lar ve 70′lerde pop

connectionstr.blogspot.com/

mixcloud.com/tim-hallam/

19:00 – 20:00 Tighten Up / Simon Johns / Tematik bir müzik programı

tightenupwithsimonjohns.blogspot.com/

20.00 – 21:00 Güneyin Sesi / Salsa’dan Morna’ya, Bossa Nova’dan Nueva Canción’a Afro-Latin ezgiler… / Karaca Yiğit Pehlivanlı

guneyinsesi4.program30kasim2019

zz4

“Güney’in Sesi” Latin Amerika müziğinin beslendiği kültürler (Afrika, İspanya, Portekiz ve Amerikan yerli kültürü) üzerinden, geçirdiği değişimleri ve günümüze kadar hangi müzik türlerini nasıl etkilediğini ya da hangi müzik türlerinin etkisinde kalarak çeşitlendiğini anlatan; hepsinin temelinde var olan ‘yaşama sevincini’ yansıtan bir program.

facebook.com/karaca.pehlivanli

***

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi
Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, gülümseyen insanlar, sahnedeki insanlar ve müzik enstrümanı çalan insanlar
Görüntünün olası içeriği: 9 kişi, gülümseyen insanlar

Karaca Yiğit Pehlivanlı  Güney’in Sesi / Açık Radyo

Dördüncü programda kulağımızda olacak Güney’in seslerine dair… Güney’in Sesi saat 20’de Açık Radyo da 😊

21:00 – 22:00 High Times / Ras Memo/ Reggae

22:00 – 23:00 Flow / Türler arası gece müzikleri / Özgür Özer

flow56

Eklektik gece müziklerine yer verdiğimiz Flow bu yayın dönemi gece 22.00’de.

23:00 – 24:00 Login / Christopher Çolak / Elektronik müziğin alt türleri ve tüm renkleri

24:00 – 01:00 Lovaj / Ahmet Güneş / Elektronik ağırlıklı müzik

lovaj.com/

01:00 – 02.00 Alan Kod 212 / Türler arası / Batu Boran

Alan Kod 212 programı bu yayın döneminde haftasonuna transfer oluyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/11/28

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak, Emre Gülşer

Acikgaste_29-11-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

***

Birleşmiş Milletler’in ‘iklim krizi’ raporu

30 Kasım 2019
Fotoğraf: Getty Images

Açık Gazete’de Ömer Madra ve Can Tonbil, Birleşmiş Milletler (BM)’nin iklim raporunu değerlendirdi. Rapora göre, Paris Anlaşması’nın 1,5 derece hedefi için önümüzdeki 10 yıl boyunca yılda %7,6’lık küresel emisyon azaltımı yapılması gerekiyor.

Ömer Madra: Tartışmasız günün en önemli haberi kesinlikle Birleşmiş Milletler (BM)’nin raporu; iklim değişikliği konusunda dünyanın bütün milletlerini temsil eden en büyük örgüt olan BM ve ona bağlı Dünya Meteoroloji Örgütü (DMÖ) atmosfere yayılan ve küresel ısınmaya yol açan sera gazı salımı yoğunluğunun 2018 yılında rekor seviyeye ulaştığı uyarısında bulundu, dün de değinme fırsatımız olmuştu. Bu üçüncü rapor oluyor çok kısa bir zaman içinde, 3 gün içinde üçüncü rapor ve dünyada çok ciddi bir krizin bütün belirtilerinin olduğunu dünyanın en büyük örgütü ve ona bağlı örgütler de söylüyorlar. 2018’de rekor kırıldı ve DMÖ sera gazı salımı yoğunluğunun yani fosil yakıt yakmaya bağlı olarak küresel ısınmaya yol açan gazların yoğunluğunun 2017’ye kıyasla yaklaşık %1 arttığını açıklamış, dün de verdik. Gene verilere göre artış oranı son 10 yılın ortalamasının da üzerinde. Yani rekor üstüne rekor ve hızlanarak devam ediyor. Sanayi devriminin başlangıcı sayılan 1750’ye kıyasla sera gazı salımı yoğunluğunun %47 yani yarıya yakın fazla olduğuna da dikkat çekiyor. DMÖ’nün genel sekreteri Petteli Talas Paris iklim sözleşmesinin ardından verilen sözlere rağmen atmosfere sera gazı salımında düşüş olduğuna hatta yavaşlama olduğuna dair bile hiçbir işaret olmadığını söylüyor. Bunun da sonuçları olarak Petteli Talas diyor ki “Uzun vadede gelecek nesillerin iklim değişikliğinin yol açacağı hava sıcaklığının artması, sıcak dalgaları bir, deniz suyu seviyelerinin yükselmesi iki, deniz ve kara ekolojik sistemlerinin bozulması üç ve olağanüstü hava koşulları dört gibi ciddi etkilerle karşılaşacağını gösteriyor. Mevcut sera gazı salım düzeyi en son 3 ila 5 milyon yıl önce görülmüştü yani 5 milyona yakın zamandır görülmüş en yüksek sıcaklık, en büyük denge bozuklukları var.” Artık kapıda da değil kapıyı girmiş vaziyette olduğunu söylüyor ama o dönemde deniz seviyesi mevcut düzeyden 20 metre de yukarıda, bu son veriler gelecek hafta İspanya’nın başkenti Madrid’te yapılacak MB iklim zirvesi öncesi açıklanıyor. Trump da hatırlanacağı üzere ABD’yi Paris anlaşmasından çekmişti 2 yıl önce geçen ay da başlatmıştı bu çekme sürecini resmen. Türkiye de G20 ülkeleri arasında bu anlaşmayı meclisinden geçirip onaylamayan tek ülke olarak gözüküyor. BM sera gazı salımlarını bir de BM çevre programı UNEP’in dehşet verici bir raporu daha var, onu da hemen söyleyelim. Bugünün ve bütün önümüzdeki günlerin de en önemli konusu bu hiç şüphesiz. Küresel iklim değişikliğinin yol açacağı kaosu önlemek için sera gazı salımlarının yani fosil yakıt dediğimiz petrol, kömür ve gazdan çıkanların salımların önümüzdeki 10 sene boyunca her yıl %7,6 oranında azaltılması gerekiyor. Bu şimdi “gerçekçi değil” denecek, “imkansız” denecek fakat fizikle, kimyayla, yer çekimiyle tartışılacak bir durum yok, bu matematik bir hesap. UNEP dünyadaki sıcaklık artışı bu yüzyıl sonunda yani bu yüzyıl içinde diyelim 1,5 santigrat dereceyi aşmaması gerektiği biliniyor, onun için de ülkelerin sera gazı salımlarını azaltma hedeflerini tam 5 katına çıkartması gerektiğini söylemiş. Yani bugünkü çabaların 5 katına, yani %500 mü oluyor artış?

 

Can Tonbil: Evet.

 

ÖM: Yani akıl durdurucu bir şey ama öyle, UNEP’in raporu da yıllık sera salımlarını azaltmak için belirlenmiş mevcut hedeflere uyulsa bile yüzyıl sonuna kadar dünyada sıcaklık artışı 3 dereceyi bulacak hatta aşacak 3,2 derece.

 

CT: İyimser tahminlere göre.

 

ÖM: Evet iyimser tahmin. Bu da yeryüzündeki yaşamın neredeyse imkansız hale geleceğini açıkça ortaya koyan bir şey. Daha önce bu raporlarda koyduk ama bu şimdiye kadar gördüğümüz en ağır durum. En zengin ülkelerin sera gazı salımlarını azaltmak için gereken tedbirleri zamanında almadığı, bu gecikme nedeniyle çok daha hızlı hareket etmek ve daha yüksek hedefler belirlemek gerektiği ifade ediliyor. Daha ne söylenebilir bilmiyorum? En zengin 20 ülkenin 15’i sera gazı salımlarını 0’a düşüreceği tarihi belirlemiş değil. Uzmanlar dünyada canlı yaşamını tehlikeye atabilecek şiddette bir iklim değişikliğini önlemek için sıcaklık artışının bu yüzyıl sonunda 1,5 dereceyi aşmaması gerektiğini söylüyor. Petrol, kömür gibi fosil yakıt tüketimi endüstriyel ve tarımsal, hayvancılık tarımı başta olmak üzere o faaliyetler sonucu atmosferde başta karbondioksit olmak üzere başka sera gazlarının, metan, azot oksit gibi gazların artmasıyla meydana gelen küresel ısıtma iklim değişikliğine hatta krizine neden oluyor. Karbon dioksit artışı rekor düzeyde, Paris anlaşmasında belirlenmiş hedeflere ulaşılsa bile aradaki açığın kapatılamayacağını söylüyor. Çok net açık acımasız bir rapor bu ama böyle, gerçekler böyle, veriler böyle, değiştiremeyiz yani. Raporda “küresel sera gazı artışını engellemek konusunda ülkeler bütün olarak sınıfta kaldı” diyor. Çok açık söylemişler, karbon emisyonunun çok daha fazla ve çok daha hızlı azaltılması gerekiyor, oysa DMÖ verilerine göre atmosferdeki karbon dioksit ve diğer sera gazları yoğunluğu 2018’de son 10 ortalamasının üzerinde seyretti biraz önce söylediğimiz gibi. Azalma olmadığı gibi hızlanma var ve hükümetler arası iklim değişikliği paneli diye adlandırılan bu dünyanın en büyük bilimsel heyeti geçen yılki toplantısında bu yüzyıl sonuna kadar 1,5 dereceyi aşarsa insanların, bitkilerin ve hayvanların yaşamının bir bütün olarak da dünyanın muazzam zarar göreceği uyarısında bulunmuştu zaten. Bu yılki raporsa sıcaklık artışını 1,5 derecede tutmak için karbon emisyonunun salımının önümüzdeki 10 yıl boyunca yılda %7,6 düzeyine azaltılması gerektiğini vurguluyor. Bunu yapan hiçbir ülke yok, azaltmak şöyle dursun arttırıyorlar hepsi Türkiye de dahil büyük bir artış var. UNEP’in direktörü Inger Andersen “iklim değişikliği konusunda zamanında yeterli çaba gösterilmediği için, ayak süründüğü için gelecek 10 yıl içinde yılda %7,5 gibi çok daha büyük kesinti yapılması gerekiyor” demiş. Özellikle zengin ülkelerin rolüne dikkat çekilmiş, en zengin 20 ülke dünyadaki sera gazı salımlarının %78’inden neredeyse %80’inden sorumlu, sadece 20 ülke bunların arasında Türkiye de var, G20 deniyor bunlara. ABD, Avustralya, Brezilya, Japonya, Kanada, Güney Kore ve Güney Afrika mevcut hedeflerine ulaşmak için çok daha ciddi önlemler almaları gerekiyor. Türkiye konusunda da şöyle deniyor UNEP’in raporunda “Türkiye, Hindistan ve Rusya’nın sera gazı salımlarını azaltmak için belirledikleri hedefleri %15 aştılar ve başarı kaydettiler” ama bu neden kaynaklanıyor? Aldatıcı olabilir demeye gelmiş, tebrik etmek için çok erken çünkü baştaki ilk hedeflerin düşük olmasından. Yani orada da bir çeşit aldatmaca olduğunu söyleyebiliriz, onlar söylememişler ama biz söyleyebiliriz herhalde. Belirlenen hedefe uyan, hem doğru hesaplayan hem de hedefe uyan sadece 3 birim varmış, AB ülkeleri, Çin ve bir de Meksika belirlenen hedeflere uydukları belirtiliyor. “Tek tek ülkelerin sera gazı salımlarını azaltma hedeflerini yükseltmemesi halinde 2030’da gerçekleşecek” diyor. Yani 10 yıl içinde yüzyıl sonunda Paris anlaşmasında belirlenmiş asla aşılmaması gerektiği söylenen 1,5 derecelik tavan 10 yıl içinde aşılmış olacak 2030’da, 2100’de de söylediğimiz gibi yüzyıl sonuna daha varmadan 3,2 derecelik rekor bir artışla dünyanın cayır cayır yanacağı, kuraklık, sel ve fırtınalardan mahvolacağı söyleniyor. En büyük adımların enerji sektöründe atılması gerekiyor, Guardian gazetesi iklim araştırmaları kuruluşlarının verilerine dayanarak küresel karbon salımlarının en az 1/3’ünden sadece 20 petrol şirketinin sorumlu olduğunu yazmıştı bir kısmı özel bir kısmı devletlerin. İlk 3 sırada da S.Arabistan petrol şirketi Aramco, Amerikan enerji devli özel Shevron ve Rus devi Gasprom yer alıyor. Gereken değişiklikleri yapmak için 2050’ye kadar yılda 2020 ile 2050 arasındaki 30 yılda 3,8 trilyon Dolar harcanması gerektiği belirtiliyor, milyar değil trilyon dikkat çekerim! BM raporu bu adımları atmak için zaman kalmadı, zamanın şimdi olduğuna dikkat çekiyor ve bu konuların 2 Aralık’ta başlayıp 13 Aralık’a kadar devam etmesi beklenen, önce Şili’de yapılacaktı ama devlet başkanı Pinera’nın bir kararıyla iptal edilen ve dolayısıyla hemen İspanyol hükümetinin müdahalesiyle Madrit’e alınan iklim zirvesinde bu konferansta konunun ayrıntılı olarak ele alınması da bekleniyor. Yani çok ürkütücü bu BM raporu, küresel sıcaklıklar 3,9 dereceye kadar da çıkabilirmiş. Sen iyimser dedin bir de kötümserini verelim.

 

CT: Kaç dediniz?

 

ÖM: 3,9 yani 4 derece santigrata da çıkmasının mümkün olacağını gayet net olarak bilimsel raporlara, verilere, sadece onlara dayanarak veriyor. Şimdiye kadar görülmemiş emisyon yani salım kısıtlamalarına gidilmesi gerektiği iklim krizinin en korkunç sonuçlarından kurtulabilmek için deniyor. Yıllık emisyon açığı (emitions gap) raporu deniyor BM’nin çevre programı UNEP tarafından verilmiş. Çok ciddi uyarılar var, yeterli bile olmak mümkün değil Paris iklim anlaşmasında öngörülen taahhütlerin, dünya liderlerine de şunu söylüyoruz fosil yakıt endüstrisinin, ilk defa söylüyor BM fosil yakıttan bu kadar net olarak yani petrol, kömür ve gazın adının da geçtiği fosil yakıtların ve derhal azaltılması için son çağrı olduğu ilk defa söyleniyor. 350 org’un yöneticisi Mebuvi diyor ki “dünya liderlerine şunu söylüyoruz, şu anda fosil yakıt endüstrisini durdurmanın zamanı, genişlemesinin, tek bir yeni maden bile açılamaz, tek bir yeni kömür ya da başka bir fosil yakıt madeni açılamaz, tek bir yeni petrol boru hattı bile kurulamaz ya da doğal gaz, halbuki Suriye ile Sibirya ile daha Çin yeni Rusya bunlara girişiyorlar.

 

CT: Evet.

ÖM: Türkiye’nin de hesapları var ve “tek bir petrol kuyusu okyanusların dibinde açılamaz” diyor Mebuvi. Gayet açıkça şöyle devam ettirmişler “böyle azar azar gıdım gıdım yükselecek tedbirlerin yeterli olamayacağı apaçık, yeterli olmayacak ve hızlı, dönüşsel adeta devrimci bir dönüşüme ihtiyaç var” diyor rapor, açıkça söylemiş yani “zorunlu olarak bu bir enerjimizin, iki yiyecek sistemimizin ve diğer maddi müşevviklerle yürütülen servislerin, hizmetlerin nasıl yürütüleceğini hepsinin derinlemesine değişmesi gerekiyor. Bütün dünyadaki yaşama biçimimizi, düşünme biçimimiz de dahil değiştirmemiz gerekiyor, hem hükümetler hem iş yerleri ve sanayi yani ve ticaret merkezleri hem de piyasalar buna ayak uydurmak zorundalar. Yani bu çok acayip bir şey, şu anda harekete geçmemiz gerekiyor, yeterince ayak sürüdük, safsakladık ve şu anda hareket geçmenin zamanı, çok tehlikeli zamandayız, 3 dereceyi aşabilir ve DMÖ’nün raporu da ortada, hepsi ortada. Ölümcül ve felakete yol açacak sıcak dalgaları, fırtınalar ve kirlenmeye gidecek” diyorlar. Fevkalade bu şimdiye kadar 22 yıldır yaptığımız yayınlar içindeki belki de en önemli gördüğümüz rapor, yani resmi düzeyde çıkarılan rapordan bahsediyoruz. Zaten açıkça gayretlerin 5 kat arttırılması gerektiğini, %500’lük bir artış mı oluyor? Her yıl %7’nin üzerinde bir gayret, kesinti gayretleri bu petrol, kömür, gaza ve şöyle diyor mesela 3 büyük rapor 350.org’un bir basın açıklaması var “bilim haykırıyor!” başlığında ‘The Science is Criming’ “ne cüretle bunu gözden kaçırırırsınız?” diye Greta’nın BM’de liderlere yaptığı konuşmayı da anımsatarak o başlığı koymuşlar. 3 rapor vardı diyor ve “iklim çöküşünün, yıkılışının korkunç durumunu açıkça ortaya koyuyorlar” diyor 350.org’un açıklamasında, çözümler de orada olduğu halde Paris anlaşmasındaki hedefleri tutturma halinde çözümü mümkün olduğu halde bu korkunç iklim durumuna ilişkin 3 rapor. Birincisi işte biraz önce sözünü ettiğimiz 26 Kasım 2019 tarihli emisyon açığı raporu, yani salım açığı diyebiliriz ‘emissions gap’ diyorlar. Bu da dünyanın 3,2 derece artışına gidiyor G20 ülkelerinin de %78’i bütün emisyonların, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu G20 ülkelerinden bahsediyoruz. Artık lamı cimi kesin kalmadı. İki, DMÖ raporu biraz önce söyledik, o da 25 Kasım 2019’da çıkmıştı. Yani iklimi ısıtan sera gazlarının hiçbir yavaşlama olmaksızın hatta azalmayı bıraktık hiçbir yavaşlama bile olmadan yüksek bir rekora çıkmasını gösteriyor ikinci rapor 25 Kasım’daki DMÖ raporu. O da BM’ye bağlı ve bütün taahhütlere rağmen yapılıyor, hiçbir taahhüt tutulmuyor Paris anlaşmasındaki.

 

CT: Evet.

 

ÖM: Anlaşmayı onaylamayan ülkeler bile var Türkiye gibi. Üç, ‘production gap report’ denilen 20 Kasım 2019’da yani geçen hafta, 1 hafta önce yayımlanmış olan bir üçüncü büyük rapor üretim açığı raporu. Bu da dünyanın 2030’da yani sadece 10 yıl içinde, bundan 10 yıl sonra %50 daha fazla fosil yakıt üreteceğini her şeye meydan okuyarak, bütün bilime, bütün akıl, sağduyu, rasyonel düşünce, ne varsa, hatta vicdan da varsa onlara da aykırı olarak %50 daha fazla fosil yakıt üreteceğini söylüyorlar sadece bir avuç, bir avuç bile değil aslında milyarlarca insanı hesaba kattığımızda ya da yüzlerce ülkeyi, bir avuç şirketin kâr hırsı yüzünden oluyor bu ve 10 yıl içinde %50 daha fazla fosil yakıt üretilecek ve böylece 2 derecede tutmanın imkanı olmayacak %120 aşacak ve %50 aşacak 2 derecenin üzerine aşmasını, 1,5 dereceyi aşması ise %120 gibi imkansız bir şeye gidecek” diyor. Yani bu 3 rapor diyor Mebuvi.

 

CT: Tekrar edebilir miyiz?

 

CT: Birinci rapor emisyon açığı raporu 26 Kasım 2019 ve G20 ülkelerini suçluyor işte 3,2 derece en az iyimser raporu yüzyıl içinde gidecek. İkinci rapor DMÖ o da BM’in uzmanlık kuruluşu 25 Kasım 2019 tarihli evvelki gün, dün ve evvelki günkü raporları söyledik. “Hiçbir konsantrasyonda azalma yok iklimi ısıtan sera gazlarında rekor var ve azalmak şöyle dursun yavaşlamıyor bile” diyor. Üç, üretim açığı raporu ‘production gap report’ bu da gene BM tarafından yayımlanmış ve dünyanın sadece 10 yıl içinde gerekli olandan yani 2 derecede tutabilmek için ısınmayı ki 2 derece de çok zaten felaketi önleyecek bir sayı değil 2 derecelik bir artış tavanı. Onun için 2030’da tutarlı olabilmesi için %50 daha fazla öngörüyor. Tutarlı değil yani, Paris’i tutturmak imkansız, 2 dereceyi bile. Paris anlaşmasının iyimser hedefi ise 1,5 derece onu tutturabilmesinin %120 açığını bulmuş, yani %120 daha fazla tutturamayacağı anlaşılıyor. “Bu 3 rapor artık bir uyarı değil” diyor Meybuvi 350.org kuruluşunun, uluslararası iklimle mücadele kuruluşunun bildiğimiz baş yöneticisi diyor ki “Bu artık bir uyarı değil, şu anda iklim yıkımının gündelik hayatımızdaki etkilerini görüyoruz. Kongo’da, Kaliforniya’da ve Avustralya’da muazzam yangınlar var, aynı zamanda başka yerlerde de, Avrupa’nın dört bir tarafında da, işte Fransa’da, İtalya’da, Yunanistan’da gördüğümüz seller var, sular seller götürüyor her tarafta, bu artık gündelik deneyimimiz” diyor. Bu 3 rapor, yanlış anlaşılmasın bu 3 rapor öyle sıradan bir grup meraklı bilim insanının filan yaptığı bir şey değil demeye getiriyor Meybuvi, bunu açıkça söylememiş ama bunlar bilimsel olarak hakemli yayınlarda defalarca kontrol edilmiş ve son derece ciddi şekilde araştırılmış, bilim haykırıyor artık. Dünya liderlerine söylüyoruz fosil yakıt endüstrisinin derhal ama derhal genişlemesinin durdurulması gerekiyor. Hiçbir tane bile yeni maden açılmayacak, kömür şeyi yapılamayacak” diyor. Türkiye’de kaç tane kömür yakıtıyla termik santral yapılıyor? Hesabı 80’e yakın, aslında daha mevcut olanlar artık gündemden düşmüş olmaları gerekirken bile onların da uzatma kararı alındı filtresiz olarak çalışıyorlar üstelik. Filtre meselesi bile değil artık. “Hiçbir tane bir tane bile boru hattı olamayacak, oysa daha yeni Sibirya üzerinden yeni petrol boru hattı üzerinde konuşuluyor, Çin, Rusya, vs. ve bir tane bile okyanuslarda artık petrol, sondaj kuyusu açılmayacak, açılamaz. Oysa bütün ülkeler, ABD, Rusya, Norveç hatta eriyen buzların altında kuzey kutbunda aramalara girişiyorlar, geniş ölçüde. Biz derhal sürdürülebilir, yenilenebilir enerji sistemlerine geçmek zorundayız” diyor. Çok önemli bir şey, muazzam bir ucuzlama var yenilenebilir enerjide, bütün raporlar onu gösteriyor, özellikle güneş ve rüzgarda dünyanın ihtiyacının kat be kat, 5 kat üstünde olabileceği de hesaplandı, öyle bir rapor da okuduk eğer sığ sularda, offshore denilen yerlerde rüzgar türbinleri kurulursa ve dolayısıyla da “COP 25 için Madrid’te toplanan hükümetlere bütün gelecek nesillerin gözleri sizin üzerinizde diyoruz. Dünya artık iklim yıkımı gerçekliğine uyanmış durumda, iklim değişikliğinin önünde duranlara biz de şunu söylüyoruz hangi cüretle, ne cüretle yapabilirsiniz bunu diyorlar. Tek önleme şeyi de budur, bu size bu dünyanın en önemli konuları hakkındaki bilgileri BBC’den, BBC’nin hem İngilizce hem de Türkçe yayınlarından, hem Washington Post’tan, hem de Guardian’dan derleyip toparlamaya çalıştık. Gözümüze uyku girmiyor ama bunlarla uğraşıyoruz, bir de Common Dreams’den aldığımız pek çok siteden ve gazetelerden baktık, öğrenmeye çalıştık. Bizzat BM çevre programı UNEP’in sitesine de girip baktık. ‘Executive Summery’ dedikleri şeyi de okuduk yönetici özetini de okuduk ve durumu özetlemeye çalıştık. Greenpeace UK yani Britanya’nın başkanı John Soven da dün günün sözüydü, iklimi mahveden sera gazları yoğunluğunun rekor kırdığını, azalma şöyle dursun yavaşlama bile göstermediğini belirten son raporunu şöyle anlatmıştı “Karbondioksit yoğunluğuna ilişkin bu rakam gerçek dünyanın kıyamet saatine en yakın şey olduğunu söyleyelim. Bizi gece yarısı 12’ye doğru hızla itiyor arkamızdan” demişti. Yani Açık Gazete’nın naçiz elemanları olarak uyarmamız şart ve Yale Environment 360 dergisinde de Bill Mc Kibben şunu söylemişti “İklim değişikliği pek çok anlama geliyor, bir etik mesele, ahlaki bir mesele, ikincisi nesiller arası bir adalet sorunu, çocukları ve torunlara ne diyeceğimiz, üçüncüsü büyük bir ekonomik sorun getiriyor ve şimdi de dördüncü olarak günlük ve dehşet verici bir gerçeklikle karşı karşıyayız”.

 

CT: Şöyle bir durum da söz konusu, biraz önce bahsettiniz bir avuç şirket küresel iklim krizinin başlıca sebebi olan bir avuç şirketin başında gelen Suudi Aramco’nun bile bazı faaliyetlerinin iklim krizi nedeniyle durma noktasına gelebileceğine dair bir açıklama yapıldı, daha doğrusu bir araştırma yapılmış. Paris merkezli danışmanlık şirketi Calender’ın hazırladığı rapor deniz seviyesindeki yükselişin Aramco için büyük bir tehdit oluşturduğunu, bazı tesislerinin sular altında kalmasına yol açabileceğini ve şirketin faaliyetinin göstermesinin zorlaşacağını söylemiş. Onlar dahil yani bu krize neden olan şirketler dahi bu krizden doğrudan etkilenecekler kurumlar ve yapılar arasında

 

ÖM: Dünyanın sonundan bahsediyoruz yani yapılacak bir şey yok. Öte yandan da Deutsche Welle’den bir haber Rusya’nın doğalgazını Çin’e taşıyacak olan boru hattı 2 Aralık’ta tam da bugünlerde devreye giriyor işte BM’nin kıyamet raporları, 3 rapor birden gelirken ve en önemli iklim COP zirvesi toplanırken aynı tarihlerde 2 Aralık’ta yeni petrol boru hattı devreye sokuluyor Sibirya’nın Gücü adını taşıyor, adı da çok hoş değil mi: Sibirya’nın Gücü! 50 milyar Euro’yla Rusya’nın bugüne kadarki en maliyetli boru hattı projesi Deutsche Welle’den okuyabiliriz. Kremlin’den yapılan açıklamaya göre Rus doğagazını Çin’e taşıyacak olan Sibirya’nın Gücü isimli petrol boru hattının açılışında dün de bahsetmiştik, Rusya lideri Vladimir Putin’le Çin devlet başkanı Xi Jinping’in video konferans yoluyla da yer almaları bekleniyormuş. Bravo ben de video konferans yoluyla alkışlıyorum onları!

 

CT: Öyle oluyor.

 

ÖM: Duyuyor musun?

 

CT: Evet.

 

ÖM: Devlete ait Rus Gasprom, en önemli 10 sorumdan bir tanesi Gasprom işte yeryüzünde bütün kuşakları mahveden, canlıları bitiren, bitkisini ve şeyi bitiren Sibirya’nın Gücü hayvanları, bitkileri ve insanları 50 milyar Euro’ya mal olmuş. Peki bu Kuzey Akım 2 projesinin yaklaşık 5 katıymış, bu da Baltık denizi üzerinden Avrupa’ya taşıyacak ve o da yıl sonunda açıklanması planlanan Kuzey Akım 2 var. Bir yandan BM’nin dünyanın bütün raporları var, bir yandan da bunlar açıklanıyor, Sibirya’nın Gücü var, Kuzey Akım 2 var, bu iki doğalgaz hattına ek olarak bir tane daha var: Türk Akımı! Türk Akımı projesini de 2020 yılının başında hayata geçirmeyi hedefliyor. Bizimle dalga mı geçiyorlar?

 

CT: Dalga geçiyorlar, sizinle değil sadece diğer türlerle de dalga geçiyorlar. Dünyanın bütün kurumlarıyla dalga geçiyorlar.

 

ÖM: BM’yle de dalga geçiyorlar.

 

CT: Ama asıl dalga geçenler bence bu haberleri duyduktan sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eden herkes.

 

ÖM: Mesela birçok önemli haber varken neden bununla açıyorsun ve yarım saat 40 dakikadan beri sadece bundan bahsediyorsunuz diyebilecek olanlara da söyleyebiliriz. Yani Türk Akımı projesi 2020 yılı başında hayata geçirilecek, Karadeniz’den geçen boru hattı Kırklareli’nin Kıyıköy ilçesindeki dağıtım noktasına ulaşıyormuş. Bak ne güzel! Rusya’dan gelen doğalgaz buradan nereye ulaşacak? İki yere birden Can, bir tanesi hem Türkiye’ye geliyor hem de Avrupa’ya. Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov Ocak’ın ilk 10 gününde yapılması planlanan Türk Akımı projesinin açılışına katılmak üzere Putin geliyormuş! Sevindin değil mi? Putin Türkiye’yi ziyaret edecekmiş. Çin’e yılda 38 milyar metreküp varmış Sibirya Gücü, en büyük petrol boru hattı projelerinden biri. Yani tamamen dalga geçiyorlar, yani bir kabustan bahsediyoruz, korkutucu bir şey!

 

CT: Dalga geçiyorlar gerçekten, 2100 tarihi nedir? Yani şu anda çocuğunuz olsa ve o çocuğunuzun çoğunun görebileceği bir tarih, hatta çocuğunuzun da görebileceği bir tarih, yani hayatının son evrelerinde görebileceği bir tarih. Diğer taraftan torunlarınızın içinde bulunacağı bir tarihten bahsediyoruz 2100 denildiği zaman ve bununla alakalı herhangi bir şey yapmıyorsunuz. Bilim insanları net bir şekilde 2100 yılına gelindiği zaman iyimser rakamlarla 3,2 derecelik bir artıştan bahsediliyor. 3,2 derecelik bir artış dünyanın ölümü demek iyimser rakamlarla, kötümser rakamlarla 3,9. Her iki durumda da bu dünyanın tamamen içinde bulunan canlılarla beraber ölümü demek. Tekrardan başlar dünya, orada bir problem yok ama kendi elimizle yok edeceğimiz ve bizden sonra gelecek olan kuşakların tamamen ipini çektiğimiz, altındaki sandalyeye tekme attığımız bir zaman diliminden geçiyoruz.

 

ÖM: Çocuklar ve torunlar “sen ne yapıyordun?” demezler mi? 2100’ü bekleyecek değiliz tabii, 2030’da da korkunç felaketler olacak.

 

CT: Evet.

 

ÖM: Ama biz diyeceğiz ki “Sibirya’nın Gücü vardı, Türk Akımı vardı, Çin’e 38 milyar metreküp vardı” öyle mi? Ne yapacağız? Çok korkunç aslında!

 

CT: Hiçbir şey yapmayacağız, Hürriyet gazetesini açacağız ve ondan sonra okumaya devam edeceğiz “Acun beni denizde uçurdu!” Her neyse bundan bahseden çok fazla gazete yok, çok fazla haber yok ama doğrudan içinde bulunduğumuz gezegenin varoluşuyla alâkalı.

 

ÖM: Ama biz mücadele edeceğiz, çocukların, bugünkü kuşağın geleceklerini kurtarmaları için ve hesap sormaları için de “bu ne cüret!” diye hesap soran çocukların, Greta varmak üzere, birkaç haftası daha var aslında, iklim zirvesine yelkenliyle gidiyor, katamaranla ama onun izindeki pek çok çocuk da Türkiye’den de hepsi mücadele halindeler, onları da size nakletmeye giderek artan bir şekilde nakletmeye devam edeceğiz. Şimdi ara verelim.

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Cuma Sezin Öney’le Seyyare: Türkiye ve Dünya Olayları Arasında Paralellikler, Karşılaştırmalar

seyyare20191129

Seyyare kayıt arşivi

09:30 – 10:00 Cuma Alp Ulagay ile Spor

spor20191129

10:00 – 10:30 İklim Acil / Dünya Acil Durum ilan ediyor / Can Tonbil

Gençler sokağa çıkıyor, yurttaşlar haklarını talep ediyor. İklim Acil, iklim aktivistleri ile beraber yeryüzündeki iklim mücadelesine panoramik bir bakış atıyor.

***

Havalar nasıl oralarda?

29 Kasım 2019
Fotoğraf: Greenpeace
İklim değişikliği ve hava kirliliği, Türkiye’de hava kirliliği, kirli havanın sağlığa etkileri, hava kirliliği ve kömür, yapabileceklerimiz ve Temiz Hava Platformu’ndan 10 öneri.

İklim Krizi Yazıları/Bianet

İnsan açlığa altı hafta, susuzluğa altı gün dayanabilirken; havasız ancak altı dakika yaşayabilir.

Türkiye’de soluduğumuz havanın kalitesi ne durumda? Havanın kirli olduğunu nasıl anlarız?

Kirli hava sağlığımızı nasıl etkiliyor? Hava kalitesinin artması için neler yapabiliriz?

Bütün bu sorulara 2015’te çevre ve sağlık alanında çalışan 16 sivil toplum kuruluşunun bir araya gelerek kurduğu Temiz Hava Hakkı Platformu (THH) ile birlikte cevap arayacağız.

Havadaki gazlar ve asılı duran katı ve sıvı halindeki gaz karışımının içerisinde insan sağlığına zararlı kimyasalların ağırlıkta olmasına hava kirliliği diyoruz. Hava kirliliğini bazen sis ve koku gibi özelliklerinden dolayı duyularımızla anlayabiliriz.

Bazen de gözle görünmeyen saç telinin 30’da biri kadar olan ince partikül maddelerden (PM2.5) kaynaklandığından anlamamız mümkün olmayabilir. Bu sebeple hava kirliliğine “Sessiz Katil” diyoruz. Hava kirliliği volkan patlaması, çöl tozu gibi doğal sebeplerden kaynaklanabileceği gibi günümüzde genellikle ısınma, enerjide tüketilen fosil yakıtlar ve trafik gibi insan faaliyetlerinden kaynaklı olarak ortaya çıkıyor.

Hava kalitesini takip edebilmek için belli kriterlere göre yerleştirilen, kalibrasyonu olan cihazlarla ölçümler ve potansiyel kaynaklarla ilgili modellemeler yapılıyor.

İklim değişikliği ve hava kirliliği  

Hava kirliliği ve iklim değişikliğinin ikisi de temel olarak insan faaliyetlerinden, hatta çoğunlukla fosil yakıt tüketiminden kaynaklanan, ekonomik, sosyal ve sağlık boyutları da olan yüzyılın en büyük çevre sorunları.

Sadece karbondioksit değil partikül madde gibi diğer hava kirleticileri de atmosferde bir tabaka oluşturarak yeryüzünde ısıyı tuttukları için ikinci bir sera etkisine sebep olurlar. Bu nedenle, yakın zamanda Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ile İklim ve Temiz Hava Koalisyonu (CCAC)gibi uluslararası kuruluşlar hükümetlere iklim değişikliği ve hava kirliliği krizlerinin birlikte ele alınması için çağrıda bulundu.

WHO’ya göre iç ve dış ortam hava kirliliği, her yıl sekiz milyon erken ölüme yol açıyor. Dünyadaki her yedi çocuktan biri, WHO’nun önerdiği değerlerin üzerinde kirli hava soludukları yerlerde yaşıyor.

Paris Anlaşması’nda sunulan iklim değişikliği hedeflerine ulaşılması, aynı zamanda 2050 yılına kadar her yıl en az bir milyon erken ölümü ve hava kalitesindeki iyileşmeler sayesinde yaklaşık 54,1 trilyon dolar maliyeti engelleyebilir. Bu rakam, iklim değişikliğiyle mücadele için harcanan bütçenin iki katı demek.

Hava kirliliği ve iklim değişikliğinin ikisi de temel olarak insan faaliyetlerinden, hatta çoğunlukla fosil yakıt tüketiminden kaynaklanan, ekonomik, sosyal ve sağlık boyutları da olan yüzyılın en büyük çevre sorunları.

Sadece karbondioksit değil partikül madde gibi diğer hava kirleticileri de atmosferde bir tabaka oluşturarak yeryüzünde ısıyı tuttukları için ikinci bir sera etkisine sebep olurlar. Bu nedenle, yakın zamanda Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ile İklim ve Temiz Hava Koalisyonu (CCAC)gibi uluslararası kuruluşlar hükümetlere iklim değişikliği ve hava kirliliği krizlerinin birlikte ele alınması için çağrıda bulundu.

WHO’ya göre iç ve dış ortam hava kirliliği, her yıl sekiz milyon erken ölüme yol açıyor. Dünyadaki her yedi çocuktan biri, WHO’nun önerdiği değerlerin üzerinde kirli hava soludukları yerlerde yaşıyor.

Paris Anlaşması’nda sunulan iklim değişikliği hedeflerine ulaşılması, aynı zamanda 2050 yılına kadar her yıl en az bir milyon erken ölümü ve hava kalitesindeki iyileşmeler sayesinde  yaklaşık 54,1 trilyon dolar maliyeti engelleyebilir. Bu rakam, iklim değişikliğiyle mücadele için harcanan bütçenin iki katı demek.

Türkiye’de hava kirliliği 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kurduğu istasyonlarda yapılan hava kirliliği ölçümleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Ulusal Hava İzleme Ağı üzerinden ve Türkiye dahil tüm dünyadaki ölçümleri buradan anlık olarak takip edilebilirsiniz. Ülkemizde diğer kirleticiler olan PM10 ve SO2 için yasal mevzuat ile belirlenen sınır değerler Avrupa Birliği ile uyumlanmış olsa da sağlık açısından WHO’nün önerdiği kılavuz değerlerin üzerindedir.

Temiz Hava Hakkı Platformu’nun yayımladığı Kara Rapor’daki resmi ölçüm verileri kullanılarak yapılan analizler, Türkiye’de 2018 yılında yeterli ölçüm yapılan 163 istasyonun yüzde 96,3’ünde yıllık PM10 ortalamasının WHO limitlerinin üzerinde kirli olduğunu gösteriyor.

Aynı rapora göre Türkiye’de hava kirliliği 2017 yılında Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) önerdiği seviyelere indirilseydi 30 yaş üzerinde yaklaşık 52 bin kişinin hayatını kaybetmesi yani trafik kazalarının yedi katı kadar ölüm önlenebilirdi.

Ayrıca tüm dünyada en tehlikeli hava kirleticilerinden birisi olarak kabul edilen ince parçacık maddeler (PM2.5) ülkemizde hala tüm illerde ölçülmüyor, ölçülse bile azaltılması için yasayla tanımlanmış bir ulusal sınır değerimiz yok.

Kara Rapor’dan öne çıkan diğer bulgular:  

2017’de hava kirliliği WHO’nun önerdiği kılavuz değerlere indirilseydi Türkiye’de yaşanan ölümlerin yaklaşık yüzde 13’ü önlenebilirdi.

Ulusal sınır değerlere göre değerlendirildiğinde de, 2018’de 81 ilin yarısından fazlası (%56) kirli hava soludu.
Ölçümler yetersiz olduğundan 2018’de her 10 ilden birinde yaşayanların nasıl bir hava soluduğunu bilemiyoruz. (Eskişehir, Bolu, Kastamonu, Kırıkkale, Kütahya, Muş, Şırnak ve Uşak)
2018’de hava kalitesi en kötü olan il, Afşin – Elbistan ilçesinde işletmede iki kömürlü termik santrali olan ve 6 yeni santral daha yapılması planlanan Kahramanmaraş.
2018’de WHO’nun önerdiği kılavuz hava kirliliği değerlerini sadece tek ilimiz karşılıyor. (Ardahan). 

Kirli havanın sağlığa etkileri 

Yapılan bilimsel çalışmalar hava kalitesinin artmasının sağlık durumunu iyileştirdiğini gösteriyor. Özellikle PM10 ve PM2.5 miktarlarının düşürülmesi akciğer sağlığını koruyor, var olan solunum sistemi hastalıklarının kötüleşmesini önlüyor ve yaşam beklentisini artırıyor.

PM2.5 düzeyindeki her 10 µg/m3 düşüş ortalama yaşam beklentisini 0.61 ± 0.20 yıl uzatıyor. Tam tersine, maruz kalınan havadaki partikül maddelerde (PM2.5) her 10 µg/m3’lük artış akciğer kanseri kaynaklı ölümlerde yüzde 15-27 oranında artışa yol açıyor.

Ayrıca, çocuklar anne karnında ve erken bebeklik dönemlerinde sinir sistemi toksinlerine çok duyarlılar. Bu kapsamda Çin’de yapılan pek çok araştırmada, gebelik süresince fosil yakıtlardan kaynaklanan hava kirliliğine maruz kalan annelerin çocuklarında zeka düzeylerinin daha düşük olduğu saptandı.

Belçika Hasselt Üniversitesi’nde yapılan çalışmalar, solunan havadaki kirletici maddelerin akciğerler yoluyla plasentaya girdiğini gösteriyor. Anne karnındayken maruz kalınan bu partiküllerin, anne karnındaki bebekler üzerinde doğrudan etkilerinin olması kaçınılmaz. Örneğin ABD’de ve Danimarka’da yapılan araştırmalar, çocuk yaşta maruz kalınan hava kirliliğinin bipolar bozukluk, şizofreni ve depresyon gibi rahatsızlıklarla ilişkili olduğunu ortaya koydu.

Santraller yüzünden Çan’a bağlı Yaya Köyü’nün yüzde 80’i göç etti (Fotoğraf: Greenpeace / Caner Özkan)

Hava kirliliği ve kömür

Greenpeace Hindistan’ın NASA Ozon Görüntüleme Aracı (OMI) görüntülerinden faydalanarak hazırladığı rapor, 2018’de Türkiye’nin insan faaliyetleri kaynaklı kükürt dioksit (SO2) emisyonlarında dünyada 10. sırada bulunduğunu gösteriyor.

Sıralama şöyle: Hindistan, Rusya, Çin, Meksika, İran, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Ukrayna, ABD, Türkiye.

Türkiye’de kükürt dioksit emisyonlarının yüzde 90’ı kömür kaynaklı. Emisyonların en yoğun olduğu bölge ise; tatil mekanı olarak bilinmesine rağmen Kemerköy, Yeniköy ve Yatağan Termik Santralleri’nin bulunduğu Muğla. Türkiye kömür kaynaklı kükürtdioksit emisyonlarında dünya genelinde 6. sırada yer alıyor. Afşin – Elbistan A ve B Termik Santralleri ile Kangal Termik Santrali’nin oluşturduğu bölge de dünyada en çok kükürtdioksit emisyonuna sebep olan kaynaklar arasında 10. sırada.

Yapabileceklerimiz

Anayasa’nın 56. maddesi şöyle diyor: “Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamak ve çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir.”

Bu sebeple temiz hava hakkına sahip çıkmak için vatandaş, yerel ve merkezi yönetimlerin birlikte çalışması gerekiyor.

14 Şubat 2019’da kömürlü termik santrallere havayı kirletme izni veren ve meclisteki tüm partilerin ortak kararıyla geri çekilen yasal düzenleme (eski Madde 45), altı ay sonra tekrar Meclis gündemine geliyor.

15 adet kömürlü termik santrale 4. kez havayı kirletme izni verecek teklif yasalaşırsa, Türkiye’nin en eski ve kirli santralleri 2022’ye kadar havayı kirletme ve halk sağlığını tehdit etmeye devam edecek.

Bunun için siz de bütün partilerin grup başkan vekillerine hem twitter üzerinden, hem telefonla arayarak hem de imza vererek bu santrallerin havayı kirletmesine izin verecek tasarı kabul edilmesin diyebilirsiniz.

Hava kirliliğini azaltacak önlemlerin alınması gibi hava kalitesini artıracak politikaların geliştirilmesi için sesimizin ulusal ve yerel düzeyde karar vericilere ulaşmasını hep birlikte sağlayabiliriz.

10 öneri

Ölçüm: Hava kirliliği konusunda veri güvenliğinin geliştirilmesi, anlaşılabilir, erişilebilir, gerçek zamanlı kanallar ile doğru ve güncel verilerin halka sunulması, ölçüm yapılan ama bilgileri paylaşılmayan istasyonların da geriye dönük tüm verilerinin paylaşılması, yeni ölçüm istasyonu yerleri seçilirken uygun modelleme yöntemlerinin kullanılması, yer seçim kriterlerinin şeffaf şekilde açıklanması ve tüm çalışan istasyonlara uygulanması,

Kamuya açık veri: Hava kirliliğinin sağlık etkilerini ve Türkiye’de her ildeki tahmini erken ölüm sayısını ortaya koyabilecek tüm veri kaynaklarının kamuoyuna açıklanması ve akademik çalışmalar için kolaylıkla ulaşılabilir olması,

Yasa ve politikalar: PM10, PM2.5 ve SO2 başta olmak üzere tüm kirletici limitlerinin WHO’nun limitleri ile uyumlu hale getirilmesi için mevzuat düzenlemesinin tamamlanması ve limitlerin çalışmakta olan sanayi tesisleri için de istinasız olarak uygulanması ve hava kirliliğinden oluşan zararlara karşı hem önleyici hem de tazmin edici tedbirler konusunda bağlayıcı, uygulanabilir mevzuat geliştirilmesi,

PM2.5 limitleri: WHO’nun önerdiği değerler ile uyumlu yasal limitler konusunda hızla bağlayıcı mevzuat kabul edilmesi, uygulamaya koyulması ve mevcut durumda pilot uygulama olarak ölçümleri yapılan PM2.5 ölçümlerinin tüm ülke çapında yaygınlaştırılması ve halk sağlığı açısından temsiliyeti olan yerlere kurulacak olan ölçüm istasyonlarının verilerinin kamuoyuyla paylaşılması,

Sanayi izin süreçleri: Endüstriyel yatırımların Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) izin süreçlerinde proje sahiplerinden; kompleks arazi koşullarını da hesaba katan, kümülatif etkiler ve ikincil PM2.5 oluşumunu da kapsayan ve dünya çapında kabul gören en güncel programları kullanılarak hava kirliliği dağılımı modelleme çalışması yapılmasının talep edilmesi,

Sağlık Etki Değerlendirmesi: Endüstriyel yatırımların izin süreçlerinde yatırımcılardan istenen “Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu”nun yanı sıra, “Sağlık Etki Değerlendirmesi Raporu”nun hazırlanması, özellikle hava kirliliği nedeniyle oluşan sağlık etkileri, yaşanacak erken ölümleri ve iş gücü kaybının modellenerek hesaplanmasının istenmesi bu yönde bağlayıcı yasal yükümlülükler eklenmesi ve Sağlık Bakanlığı’nın da sanayi tesislerinin izin süreçlerine aktif olarak dahil olması,

Fosil Yakıt Desteklerine Son: Hava kirliliğinin en önemli kaynaklarından kömüre dayalı enerji üretiminin teşvik edilmesine son verilmesi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından enerji verimliliği politikalarının yürürlüğe konması ve yenilenebilir kaynakların enerji üretimindeki payının arttırılmasını için politikaların oluşturulması,

Temiz Hava Eylem Planları: Ani kirlilik durumunda yöneticilerin görevlerini, halkın alacağı tedbirleri de tanımlayan ve Yönetmeliğe göre yapılması zorunlu olan Temiz Hava Eylem Planlarının bütün iller için katılımcı bir anlayışla hazırlanarak, kamuoyu ile paylaşılması ve acilen uygulamaya koyulması,

Alternatifler: Kentlerde toplu taşıma ve bisikletli ulaşımın teşvik edilmesi, motorlu araç trafiğine kapalı alanlar yaratılması, ormanların korunması ve artırılması, araçlardan kaynaklanan kirletici emisyonları azaltacak yasal değişiklikler yapılması ve evsel ısınma için kömürün yerine alternatif kaynakların yaygınlaştırılması,

İşbirliği: Hava kirliliğinin sağlık etkilerinin değerlendirilmesi ve kirliliğin azaltılması ile ilgili politika geliştirilmesinde, özellikle Sağlık Bakanlığı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlıklarının koordinasyonun arttırılması ve disiplinler arası olarak kendi aralarında ve ayrıca çevre ve sağlık alanında çalışan meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliği içinde çalışmalar yürütülmesi.

10:30 – 11:00 Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam / Buğday Ekibi (Leyla Aslan Ünlübay – Turgay Özçelik)

tohumdanhasadaekolojikyasam20191129

facebook.com/bugdaydernegi/

Tohumdan Hasada Ekolojil Yaşam kayıt arşivi

***

Zehirsiz Kampanya başladı.

🌾 Buğday Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Aslan Ünlübay’ın hazırlayıp sunduğu Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam Programı’nda bu hafta, Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı’nın başlattığı, pestisitlerin yasaklanmasına ilişkin kampanya konuşuluyor.

Zehirsiz Sofralar Projesi İletişim ve Kampanya Koordinatörü Turgay Özçelik ile pestisitlere ve kampanyaya dair her şeyi konuştuğumuz programımız, yarın (29 Kasım) saat 10.30’da Açık Radyo’da. (94.9)

📻 Radyonuz Açık olsun!

Kampanyaya imza vererek destek olmak için: Change.org/ZehirsizSofralar

Açık Radyo’yu internetten dinlemek için: http://acikradyo.com.tr/stream/index.html

Kaçıranlar, daha önceki programların kayıtlarına buradan ulaşabilirler: http://acikradyo.com.tr/program/84105/kayit-arsivi

#BuğdayDerneği #TohumdanHasadaEkolojikYaşam #AçıkRadyo

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, yazı

11:00 – 12:00 Hikâyenin Her Hali / Hayata dair cinsiyet-aşırı sohbetler / Aslı, Ayşe Gül, Didem, Kristen, Özlem ve Sema

Hayatın ‘olağan akışında’ normalleşen, olağan gözüken, ‘eşyanın tabiatı gereği’ akıp gidenleri, cinsiyet-aşırı sohbet masamıza koyuyoruz. Gündemi kentte, kırda, sokakta, fabrikada, evde, mahkemede, sinemada, müzikte takip ederken, gündeme gömülen hafızayı da hikâyelerle kazıyoruz. Bugünü kadim zamanlarda arayabiliyoruz, başımızın çaresine tarihsiz antik hikâyelerin penceresinden de bakıyoruz. Program, misafirleriyle olağanda olağanüstüyü, düzende darmadağını, dertte dermanı, yasta gücü, birlikte farkı aşındırıp, kamplara bölünmüşlerin peşinden gidiyor. Masamız kalabalık, masamız renkli. Masa da, masaymış ha!

12:00 – 13:00 Caz Türbülans / Recep Şencan / Cazda serbest dolaşım

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Önce Sağlık / Ayşegül Tözeren, Betigül Öngen ve Selim Badur

oncesaglik20191129

Kış yaklaşıyor ve havalar her defasında daha da kestirilemez oluyor. Önce Sağlık, her sefer olduğu gibi, bu kışın tekinsiz havalarında da nöbette.

14:00 – 14:30  Bir Yaşam Dili (Yeni program) / Hazırlayanlar: Deniz Spatar ve Canan İrtem

İsmini Marshall Rosenberg’in Şiddetsiz İletişim – Bir Yaşam Dili kitabından alan programda, anlaşmazlık içindeki bütün tarafları empati ile can-ı gönülden dinleyerek anlama, bu yoldan bağlantı kurarak işbirliği zemini yaratma ve herkesin ihtiyacının gözetildiği ortak çözümler üretme sanatı olan Şiddetsiz İletişim, çeşitli boyutları ile ayrıntılı olarak ele alınıyor.

Facebook.com/Şiddetsiz İletişim Türkiye

14:30 – 15:30 Wanderer / Can Denizci / (Richard Wagner özel programı)

Doğumunun 200. yılında Richard Wagner özel programı. 19. yüzyıl operasının en önde gelen iki isminden biri olan ve müziğin üst dilinin üstadı sayılan Wagner’in hayatı ve eserleri Wanderer’de

15:30 – 16:30 Sinefil / Melis Behlil ve Yeşim Burul Seven / Sinemasever muhabbetleri

sinefil_29.11.2019

Sinefil kayıt arşivi

***

Melis Behlil ve Yeşim Burul tarafından haftalık olarak hazırlanıp sunulan “Sinefil” Cuma günleri 15:30’da Açık Radyo 94.9’da yayınlanmakta; podcast olarak da tüm sinemaseverlerle paylaşılmaktadır.

Konuk: “Küçük Şeyler” filminin yönetmeni Kıvanç Sezer
***

‘Küçük Şeyler’: Yönetmen-senarist Kıvanç Sezer’le söyleşi

02 Aralık 2019

Bu hafta Sinefil’de vizyona yeni giren filmi ‘Küçük Şeyler’ ile yönetmen-senarist Kıvanç Sezer’i ağırladık. Modern dünyada beyaz yakalılık, erkeklik ve kadınlığın yanı sıra filmin güzel afişi ve müzikleri üzerine de söyleştik.

IMG 4998

16:30 – 17:00 Kavanozdaki Yıldız (Yeni program) / Hazırlayanlar: İsmail Başöz, Haluk Levent ve Mustafa Yılmazer

Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin toplumsal ve ekonomik etkilerini  kapsamlı biçimde ele almaya gayret eden bir program.

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20191129

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 29 Kasım 2019

01 Aralık 2019
Fotoğraf: İzmir Belediyesi

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Gediz Deltası’nın UNESCO Dünya Doğa Mirası ilan edilmesi için resmi başvuruda bulundu.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı, küresel emisyonları inceleyen önemli bir raporu kamuoyu ile paylaştı. UNEP Emisyon Açığı Raporu, ülkelerin ulusal emisyon azaltım çalışmalarını inceleyerek, Paris İklim Anlaşması’nın hedefleri çerçevesinde küresel durumu analiz ediyor. Yıllık olarak yayımlanan bu önemli rapor, küresel emisyonların halen artmaya devam ettiğini ve iklim krizini önlemek için acilen azalmaya başlaması gerektiğini gözler önüne seriyor. Rapora göre, küresel ısınmayı 2030 yılında 1.5 ºC hedefinde durdurabilmek için, sera gazı emisyonlarının her yıl ortalama yüzde 7.6 oranında azaltılması gerekiyor.  Rapor’da, Paris İklim Anlaşması ve iklim değişikliği ile mücadele çerçevesinde yapılan çalışmalara rağmen, küresel emisyonların artmaya devam ettiği de ortaya konuluyor. Rapora göre, küresel emisyonlarda son on yılda, yıllık ortalama yüzde 1.5 artış kaydedildi. Ülkelerin mevcut iklim planlarını da inceleyen çalışma, 1.5 ºC hedefini tutturmak için bu mevcut planların en az beş kat iyileştirilmesi gerekiyor.

Nature’da yayınlanan yeni bir makaleye göre güçlü bir sera gazı olan azot oksit emisyonları, bilim insanlarının tahmininden çok daha hızlı artıyor. Stratosferdeki ozonu yok eden gaz, genellikle tarlalara uygulanan azot bazlı gübrelerin kullanımının bir yan ürünü olarak ortaya çıkıyor. Kjeller’deki Norveç Hava Araştırmaları Enstitüsü’ndeki Rona Thompson ve arkadaşları, 1998’den 2016’ya kadar azot oksit emisyon oranını hesaplamak için küresel bir gözlem ağından atmosferik taşıma modelleriyle verileri birleştirdi. Ekip, küresel emisyonlardaki artışın, temel olarak gübre kullanımıyla ilgili istatistiklere dayanan önceki tahminlerin neredeyse iki katı olduğunu buldu. Doğu Asya ve Güney Amerika’dan gelen emisyonlar, tahmin edilen artışın büyük kısmını oluşturmakta. Yazarlar, azot oksit emisyonlarının tarımda azot kullanımına yanıt olarak orantısız şekilde yükseldiğini yazıyor. Küresel emisyonları azaltmak, daha doğru, kimyasal olmayan, karbon depolayan bir gübre uygulaması gerektirecek. Nihayetinde insan gıda sistemi ve beslenmesinde değişiklikler olması gerekecek.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Gediz Deltası’nın UNESCO Dünya Doğa Mirası ilan edilmesi için resmi başvuruda bulundu. Gediz Deltası, Türkiye’nin en büyük yüz ölçümüne sahip kıyı sulak alanlarından biri. Tüm Türkiye’deki tuz üretiminin yaklaşık üçte birini karşılayan delta, aynı zamanda İzmirli balıkçı ve çiftçilerin de üretim alanı. Yüzlerce kuş ve canlı türünün yaşadığı Gediz Deltası’nın korunması ve gelecek nesillere aktarılması için 2002’den bu yana çalışma yürüten Doğa Derneği de Şubat 2019’da bir kampanya başlatarak alanın UNESCO Dünya Doğa Mirası ilan edilerek koruma altına alınmasını talep etmişti. Alanın UNESCO Dünya Doğa Mirası kıstaslarını karşıladığı akademisyen ve doğa korumacıların hazırladığı bilimsel rapora göre ortaya konmuştu. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından Gediz Deltası’nın UNESCO Dünya Doğa Mirası ilan edilmesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na yapılan başvurunun ardından İzmirliler, bilim insanları ve doğa korumacılar UNESCO Dünya Mirası Yolunda Gediz Deltası Çalıştayı’nda bugün bir araya geldi. Gediz Deltası’nın UNESCO dünya mirası olması için hazırlıkları tamamlayıp Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na başvurduklarını söyleyen Tunç Soyer, bir belediyenin asli görevinin doğayı korumak olduğunu vurguladı. Soyer, “Gediz Deltası ülkemizdeki 305 doğa alanı ve 14 RAMSAR alanından biri. Çok özel bir sulak alan. 298 kuş türüyle ülkemizde kuş çeşitliliğinin en çok olduğu yerlerden birisi.” dedi.

Edirne’de merkeze bağlı Hasanağa köyündeki dere sabah saatlerinde kahverengi ve siyah akmaya başladı. Durumu farkeden köylüler Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü yetkililerine haber verdi. Derenin siyah akmasının nedeninin Edirne Belediyesi’nin yeni açtığı çöplükte, atık sularını arıtmadan salması olduğunu ifade eden köylüler, duruma çözüm bulunmasını istedi. Köy Muhtarı Mehmet Üstün, “Deremiz bu sabah böyle siyah akmaya başladı. Biraz ileride Hıdırağa köyüne gittiğimizde orada hiçbir şey yok. Burada ise durum bu. Köyümüzde vatandaşlarımız tarım ve hayvancılıkta sürekli bu dereyi kullanıyor. Ama artık korkudan hayvanlarımızı bile bu dereden geçiremiyoruz. Yetkililere haber verdik, gelip numune almalarını bekliyoruz” dedi.  Köylülerden Yılmaz Akgün ise, “Köyümüzde bu dere can damarı niteliğinde. Ben kendim de hayvancılık ve tarımla uğraşıyorum. Ama bu görüntüden sonra hayvanlarımı derenin yakınında bile tutmuyorum. Kaldı ki kendimiz bile derenin yakınına gelmek istemiyoruz” dedi. Gün boyunda siyah akmaya devam eden dere için Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü yetkililerinin gelip numune alması bekleniyor. Akan siyah suyun kalitesi ve içeriği söz konusu numune testinden sonra belli olacak.

Yeşil Düşünce Derneği ve Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği işbirliğiyle 9. Yeşil Ekonomi Konferansı’nı 3 Aralık 2019’da Yeşil Yeni Düzen başlığıyla Cezayir Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilecek. Katılım için Yeşil Düşünce Derneği’nin sosyal medya hesaplarından ulaşılabilen başvuru formu doldurulması gerekiyor.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Hafta boyunca Ben Bugün Bişey Öğrendim Yayına Hazırlayanlar: Doruk Yurdesin, Ozan Sezgin ve Rauf Kösemen

facebook.com/benbugunbiseyogrendim

Açık Dergi Cuma Ceyhan Usanmaz’la Bu Köşe Kitap Köşesi

***

Haftanın kitabı ‘Mesleğim Yazarlık’: Murakami’den ‘yazma dersleri’

30 Kasım 2019
Fotoğraf: L’Express

Uzun zamandır adı Nobel Edebiyat Ödülü’yle birlikte anılan bir yazar var çünkü karşımızda; daha doğrusu, adı favori listesinin ilk sıralarından inmeyen ama bir türlü de ödüle ‘uzanamayan’ bir yazar…

Murakami’nin Türkçedeki yeni kitabı ‘Mesleğim Yazarlık’ı farklı yaklaşımlarla okumak mümkün. Öncelikle, Murakami ne yazsa okuyacaklar için sevindirici bir haber bu. Murakami’nin artık bu kategoride bir yazar olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz; alışveriş listesi bile yazsa, belli bir kitle tarafından ilgi görecektir! Diğer yandan, yazma heveslilerinin ilgisini çekecek bir kitap olarak da nitelendirebiliriz ‘Mesleğim Yazarlık’ı; ne de olsa Murakami, bir roman yazarının yazarlık yaşamından anekdotlar paylaşıyor, ‘ne hakkında yazmalıyım, nasıl karakterler yaratalım, kime yazarız’ gibi soruları cevaplandırmaya çalışıyor. Benim gibi işin biraz daha ‘magazinel’ yönünü merak edenler de, eminim ilk olarak “Edebiyat Ödülleri Hakkında” başlıklı bölümden başlayacaklardır kitabı okumaya. Uzun zamandır adı Nobel Edebiyat Ödülü’yle birlikte anılan bir yazar var çünkü karşımızda; daha doğrusu, adı favori listesinin ilk sıralarından inmeyen ama bir türlü de ödüle ‘uzanamayan’ bir yazar…

İşin ‘magazini’ bir yana, Nobel Edebiyat Ödülü’nü gerçekten de Murakami’den çok daha fazla dert edinenler var gibi görünüyor. Her ne kadar, Murakami’nin örneğin Akutagava Ödülü ile ilgili “Bugüne dek kim bu ödülü almış, kim almamış onu da bilmiyorum” gibi sözlerine pek inanmasam da, ya da yine inandırıcı olmayan bir şekilde, Haruki Murakami Akutgava Ödülünü Neden Alamadı? isimli bir kitap hakkında “Okumadığım için kitabın içeriğini bilmiyorum ama…” diyorsa da; “edebiyat dünyası denen dünyaya girmeye en başından beri ne ilgim vardı ne de bu yer hakkında yeterli bilgim,” cümlesinin samimiyetinden şüphe duymuyorum. Tam zamanlı yazarlık öncesi yapıp ettiklerini az çok biliyoruz. Ayrıca, şu söylediklerinde de gayet haklı zaten: “Bu söylediklerim bana sadece Akutagava Ödülü değil, dünyadaki tüm edebiyat ödülleri ‘gerçekte ne kadar değerli?’ sorusunu sorduruyor ve böyle olunca da konu orada tıkanıp kalıyor. Ödül dediğimiz şey, ister Akademi Ödülü olsun ister Nobel Edebiyat Ödülü, değerlendirme kriterlerinin sayısal değerlere dayandıklarını bir kenara bırakırsak, objektif hiçbir dayanağı olmayan bir şeydir.”

Sonuç olarak; dünya ölçeğinde ‘başarılı’ kabul edilen bir roman yazarının roman yazmak üzerine, roman yazmayı sürdürmekle ilgili dile getirdikleri nereden yaklaşırsak yaklaşalım ilgi çekici bir metindir. ‘Mesleğim Yazarlık’ da, hiç kuşkusuz böylesi bir metin.

MESLEĞİM YAZARLIK

Haruki Murakami

Çeviren: Ali Volkan Erdemir

Doğan Kitap, 2019, 207 s.

Açık Dergi Cuma Zîn (Açık Dergi’de yeniden köşe) (15 Günde 1) / Hazırlayan: Mehmet Said Aydın

Yazar ve editör Mehmet Said Aydın Açık Dergi’ye geri dönüyor. Farklı kültürlerden ve alfabelerden beslenen Türkiye Edebiyatı’nın tarihinden notlar ve güncel gelişmeler, tartışmalar her hafta Açık Dergi’de.

Açık Dergi Cuma Duygular Sözlüğü ( Açık Dergi’de yeni köşe) / Yazan: Tiffany Watt Smith / Çeviren: Hale Şirin / Okuyan: Ömer Madra / Kolektif Kitap

Neredeyse her şeyin sözlüğünü yayınlama sürecine giren Açık Dergi yeni yayın döneminde duyguları da işin içine karıştırmaya karar verdi! Tiffany Watt Smith’in kaleme aldığı ve Kolektif Kitap tarafından Türkçe’ye kazandırılan Acımadan Zevklenmeye Duygular Sözlüğü, Ömer Madra’nın sesinden Cuma akşamları birer maddeyle radyo yayınına karışıyor.

Açık Dergi Cuma Serbest Atış (Açık Dergi’de yeni köşe – 15 Günde 1) / Dünya Basketbol Gündemi / Hazırlayanlar: Mehmet Çopuroğlu ve Kayhan Ergin

Volkan Ağır ve Utku Gökerküçük’ün hazırlayıp sunduğu Efektif Pas bu yayın döneminde bir ara veriyor. Yerine, bir basketbol programı olan Serbest Atış geliyor.

Açık Dergi Cuma Normalin Sınırları / Klinik Felsefe Sohbetleri / Alper Hasanoğlu ve Bülent Usta

normalinsinirlari20191129

“Normalin Sınırları”nda, insanları hapseden bireysel ve toplumsal sınırların ve kalıpların ötesine geçip, dinleyicilerin kendilerine ve hayatlarına başka bir açıdan bakabilmesinin olanakları araştırılan bir ‘klinik felsefe’ programı.

Teoriyle uygulamayı birleştiren yazı ve çalışmalarıyla tanınan psikiyatristlerin, psikoterapistlerin, felsefecilerin ve edebiyatçıların konuk olarak yer aldığı yayın; günümüzde ilaç tekelinin baskısı altında insanın doğasına ait normal ve doğal acının bir hastalık olarak tanımlanması tehlikesi karşısında normali koruma çabası.

“Normalin Sınırları”nı, psikiyatrist, psikoterapist, yazar Alper Hasanoğlu ile antropolog, psikoterapist, yazar Bülent Usta birlikte sunuyor.

Açık Dergi Cuma Mazruf (Açık Dergi’de yeni köşe) (15 Günde 1) / Hazırlayan: Murat ‘mrt’ Seçkin ve Audioban

İki haftada bir yayımlanan “Mazruf” müzik sektöründe, özellikle bağımsız sahnede yer alan kolektif, müzisyen ve projelerin yanı sıra, sahne arkası – yani masabaşı –işleri yüklenen ekip ve kişilerin seslerine de kulak veriyor. Mülakatlar ve bolca müzik eşliğinde ve 15 günde bir.

20:00 – 21:00 Koyu Mavi / Gülçin Orgun / Türler arası

koyumavi.org/

***

Fotoğraf açıklaması yok.

Gülçin Orgun  Koyu Mavi / Açık Radyo

Mavi yağmur şarkıları

Tom Waits / Diamonds on My Windshield

Teoman / Yağmur (Bülent Ortaçgil)

Peggy Lee / I Get the Blues When It Rains

Lightnin’ Hopkins / Rainy Day Blues

John Lee Hooker, Van Morrison / Rainy Day

Brownie McGhee / Rainy Day

Etta James / Cry Like A Rainy Day

Gary B.B. Coleman / The Sky Is Crying

ZZ Top /Sure GotCold After the Rain Fell

Willie Nelson, Johnny Lang / Rainy Day Blues

bu akşam

saat 20-21 arasında

Koyu Mavi’de.

21:00 – 22:00  Aşağı Mahalle / Ümit Baykara / New York Downtown Cazve ötesi…

twitter.com/asagimahalle

22:00 – 23:00 Mint / Efkan Kula ve Mert Emcan / Gıcır cızır plâklar

mixcloud.com/mertemcan/

Alternatif rock’ın geçmiş ve günümüz klasiklerinin çalınacağı “Mint”te Stüdyo İmge yazarları; Efkan Kula ve Mert Emcan plak koleksiyonlarının en değerli single’larını hikayeleriyle birlikte çalıyor.

23:00 – 24:00 13 Melek / Yiğit Atılgan / Zamanın ruhundan bağımsız sesler

13melek-acikradyo366

Zamanın ruhundan bağımsız seslere kulak verdiğimiz 13 Melek bu yayın döneminde Cuma günleri 23.00’te.

24:00 – 01:00 Blackout / Gürkan Vayis ve Ümit Şenol / Kirli ve aksak ritimler ile Siyah müzikler

Yeni yayın döneminde Overphonic ve Blackout programları birleşip yollarına, Overphonic’in saatinde Blackout adı altında devam ediyor.

overphonic.blogspot.com/

mixcloud.com/overphonic/

blackout949.blogspot.com/

soundcloud.com/blackout949

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/11/27

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_28-11-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

***

***

Açık Radyo programcıları, 1996.
#tbt #acikradyokacyasinda

Görüntünün olası içeriği: 63 kişi, gülümseyen insanlar

***

***

Sacha Baron Cohen’den Facebook’u köklerinden sarsacak eleştiri: “Dünya tarihindeki en büyük propaganda makinası”

28 Kasım 2019
Fotoğraf: Daily Beast

21 Kasım Perşembe akşamı İftira ve Karalama ile Mücadele Birliği’nde (Anti-Defamation League, ADF) yaptığı konuşmada aktör/komedyen Sacha Baron Cohen, Facebook ve diğer sosyal medya platformlarını hedef alarak nefret söylemi ve doğru olmayan çeşitli bilgi yayımladıklarını iddia etti.

(Britanya’nın saygın medya kuruluşlarından The Guardian’da yayınlanan bu makale Semra Somersan tarafından Açık Radyo için çevrilmiştir.)

Geçen hafta yaptığı bir konuşmada Cohen, “Eğer geçmişte Facebook olsaydı Hitler’in propaganda malzemelerini bile düşünmeden yayımlardı” dedi.

21 Kasım Perşembe akşamı İftira ve Karalama ile Mücadele Birliği’nde (Anti-Defamation League, ADF) yaptığı konuşmada aktör/komedyen Sacha Baron Cohen, Facebook ve diğer sosyal medya platformlarını hedef alarak nefret söylemi ve doğru olmayan çeşitli bilgi yayımladıklarını iddia etti.

Samimiyeti açısından konuşma son derece çarpıcı idi; çünkü Baron Cohen orada, alaya aldığı tiplerden biri veya oynadığı bir karakter değil, tam da azarlayan- çıkışan kendisi olarak sahnedeydi.

Facebook’u “tarihteki en büyük propaganda makinesi” olarak niteleyen Baron Cohen, kullanıcılar tarafından yayımlanan siyasi malzemelerin şirket tarafından ve doğruluk açısından denetlemediğini ve platformunda Hitler’in bile propaganda yapmasına izin vereceğini iddia etti.

Aşağıda hazırlanmış konuşma metninin tümüyle yayımlıyoruz:

Irkçılık, nefret ve bağnazlık ile savaşımı için İftira ve Karalama ile Mücadele Birliği’ne teşekkür ediyorum. Ve hemen ekleyim. “Irkçılık, nefret ve bağnazlık” derken Stephen Miller’ın ‘Labradoodlelarının’ isimlerinden  bahsetmiyorum.

Şimdi bazılarınızın, ‘bir komedyen böyle bir konferansta konuşarak ne halt ediyor’ diye düşündüğünü fark ediyorum. İşte gördüğünüz gibi buradayım ve konuşuyorum. Geçen iki yılı çeşitli karakterleri oynayarak geçirdim. Durum şu ki, bugün ilk defa oynadığım karakterlerden en az popüler olanı, Sacha Baron Cohen olarak konuşuyorum. İtiraf etmeliyim ki bu son derece ürkütücü.

Farklı bir nedenle de buradaki varlığımın beklentilere hiç de uymadığının farkındayım. Bazıları benim oynadığım komik rollerin, aslında, mevcut klişeleri pekiştirmekten başka bir işe yaramadığını düşünüyor.

Gerçek şu ki ömrüm boyunca bağnazlık ve hoşgörüsüzlüğe karşı meydan okumak en tutkulu olduğum alandı. İngiltere’deki daha ilk gençlik yıllarımda, ırk ayrımcılığı rejimine karşı çıkmak üzere Ulusal Cephe karşıtı yürüyüşe katıldım. Üniversiteye girdikten sonra tüm ABD’de seyahat edip İftira ve Karalama ile Mücadele Birliği’nin arşivlerini de kullanarak, tezimi, buradaki sivil haklar hareketi konusunda yazdım. Bir komedyen olarak da, insanların kendilerini koruma duvarlarını alçaltmaya çalışarak, önyargıları dahil, gerçekten neye inandıklarını ortaya dökmek istedim.

Şimdi kalkıp da her şeyi yüce bir amaca hizmet etmek üzere yaptığımı iddia etmeyeceğim. Evet yaptığım komikliklerin bir kısmı, haydi kabul edeyim, belki yarısı çok çocukça, diğer yarısı ise tamamen aptalca idi. Kabul etmeliyim ki ipotek komisyoncuları konferansında çırılçıplak koşturarak, ilk uydurma haberi yapan Kazakistanlı gazeteci Borat rolünde pek de aydınlatıcı bir yön yoktu.

Ama ne zamanki, Borat, Arizona eyaletinde koca bir barı ayağa kaldırarak “Yahudi’yi kuyuya at” şarkısını söyletmeyi başardı, işte o zaman insanların Yahudi karşıtlığını ne kadar umursamadığını gösterebilmiştim. Ya da Bruno’nun kişiliğinde, Avusturyalı kafes dövüşündeki erkeği öpmeye çalışan eşcinsel moda gazetecisi olarak, neredeyse bir isyan başlattığımda, homofobinin şiddete ne kadar yaklaştığını gösterdim. Ve başka bir sefer kırsal alanda bir cami inşa etmeyi teklif ettiğimde de, orada yaşayanlardan bir kişi kalkıp, gururla “Ben ırkçıyım, Müslümanlara karşıyım” dediğinde Batı’daki Müslümanlık korkusunu gösterebildim.

İşte tam da bu nedenlerle bugün burada sizlerle beraber olma fırsatını yakalamış olmaya çok değer veriyorum.  Bugün dünyanın hemen her yerinde demagoglar en kötü içgüdülerimize hitap ediyor. Bir zamanlar kıyıda köşede duran komplo teorileri artık revaçta. Sanki Akıl Çağı -kanıtlara dayalı tartışma- sona eriyor; bilgi hükmü yitirdi ve bilimsel mutabakatın da hiçbir itibarı kalmadı. Paylaşılan hakikatlere dayalı demokrasi gerilerken, yerini hızla, paylaşılan yalanlara dayalı otokrasi alıyor. Nefret suçları dolup taşarken, dini ve etnik azınlıklar saldırıya maruz kalıyor.

Bu tehlikeli gidişatın ortak yönü ne? Ben bir aktör veya bir bilim insanı değil, sadece bir komedyenim.  Ama şu bana çok açık görünüyor. Bütün bu nefret ve şiddet, tarihteki en büyük propaganda makinası olan bir avuç internet şirketi tarafından kolaylaştırılıyor.

Tarihteki en büyük propaganda makinası

Bir düşünün. Facebook, YouTube, Google, Twitter ve diğerleri- bunlar milyarlarca insana ulaşıyor. Bu ortamların dayandığı algoritmalar kasten kullanıcıları sürekli angaje edecek şekilde içeriklerini büyütüp bollaştırıyor- öyle içerikler, öyle hikayeler ki bunlar çok temel içgüdülerimize hitap ederek korku ve öfkemizi tetikliyor. İşte tam da bu nedenle Youtube, komplocu Alex Jones  videolarını milyarlarca kere tavsiye ediyor. İşte bu nedenle yalancı haberler gerçek haberlerden çok daha başarılı bir performans ortaya koyuyor- çünkü araştırmalara göre, yalanlar gerçeklerden çok daha hızlı yayılıyor. Ve şu da hiç şaşırtıcı değil; tarihteki en büyük propaganda makinası- Yahudilerin bir şekilde tehlikeli olduğu yalanını, tarihteki en eski komplo teorisini yaydı. Bir gazete manşetinin ortaya attığı gibi “Hele bir düşünün, Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbels hayatta olsaydı Facebook ile neler yapabilirdi?”

İnternette her şey eşit derecede meşru görünebilir. Breitbart BBC’ye benzer. Aslında hikayeden başka hiç bir tarihsel içeriği olmayan Siyon Liderleri (Elders of Zion ) protokolleri, İftira ve Karalama ile Mücadele Birliğiniz’in bir raporu kadar geçerli görünebilir. Ve bir manyağın yüksekten atması, Nobel Ödüllü bir bilimcinin bulguları kadar inandırıcı sanılabilir. Öyle görünüyor ki demokrasinin dayanağı, paylaşılan “temel olgular” anlayışını kaybettik.

Gangster olmaya can atan Ali G’nin kişiliğinde ben, astronot Buzz Aldrin’e “Güneşte yürümek nasıl bir şeydi” diye sorduğumda, şaka işe yaradı çünkü seyirci aynı olgulara inanıyordu. Eğer insanın aya ayak bastığı olgusunun palavra olduğunu düşünüyorsanız, şakam hiç de komik gelmemiştir.

Arizona’daki barda hemen herkes, “Yahudiler tüm insanların parasını denetler ve asla geri vermez” cümlesindeki Borat esprisini doğru algıladı; çünkü seyirciler Yahudilerin paracanlısı ve tamahkar olduğu fikrinin, Orta Çağ’dan kalma bir komplo teorisi olduğunu biliyordu.

Ama bazı komplo teorileri, sosyal medya sayesinde gerçek olarak algılanıp yerleşmeye başlayınca, o zaman nefret gruplarının yeni üye kazanması, yabancı istihbarat ajanslarının seçimlerimize müdahale etmesi ve Myanmar (eski ismiyle, Burma) gibi bir ülkede Rohingalara soykırım yapılması kolaylaşıyor.

Aslına bakarsanız komplo teorilerini şiddete dönüştürmek o kadar kolay ki, şaşıp kalırsınız. Son yaptığım ‘Amerika kimdir?’ şovumda, iyi eğitilmiş, iyi bir işte çalışan normal bir erkeğin, sosyal medyada, Başkan Trump’ın Twitter’da , 67 milyon takipçisine bin 700 kere yolladığı komplo teorilerini tekrar tekrar kopyalayıp paylaştığını gördüm. İş o hale gelmişti ki Başkan, aşırı sağa karşı yürüyüş yapan Anti-fa (anti-faşist) grubunu bile terör örgütü olarak nitelemeyi düşündüğünü vurgulayan tweetler atmıştı.

Ve günün birinde İsrailli bir anti-terör uzmanı, Albay Erran Morad kimliğine bürünmüş olarak San Francisco’da Kadınların Yürüyüşü’nde mülakat yaptığım kişiye, Anti-fa örgütünün, bebek bezlerine hormon koyarak onları cinsler-arası yaratıklara dönüştürmeyi söylediğimde bana inanmıştı.

Yine aynı kişiye, yürüyüşteki üç tane dünyadan habersiz masum insanın üstüne küçük araçlar eker de gösterdiğim bir düğmeye basarsa büyük bir patlamaya yol açıp herkesi öldürebileceğine ikna ettim. Aslında bunlar gerçekten patlayıcı değildi, ama o, öyle olduklarını sanıyordu.  Öğrenmek istediğim, gerçekten de dediğimi yapacak mıydı?

Cevap “Evet”ti. Düğmeye bastı ve gerçekten de üç kişiyi öldürdüğüne inandı. Voltaire haklıydı, “Sizi saçmalıklara inandıranlar, canavarlığa da yönlendirebilir”. Ve işte sosyal medya,  milyarlarca otoriter insana saçmalıklar yaptırtmayı başarıyor.

Yiğidi öldür, ama hakkını ver: Şunu da söylemem lazım, bazı sosyal medya şirketleri kendi platformlarında nefret söylemini ve gizli tezgahları asgariye indirmek için belli adımlar atıyor, ama genellikle bunlar pek yüzeysel kalıyor.

Bugün konuşuyorum çünkü şuna inanıyorum: Çoğulcu demokrasimiz bir uçurumun kenarında ve önümüzdeki 12 ay içinde sosyal medyanın konumu bu açıdan belirleyici olacak. İngiliz seçmenler seçim sandıklarına giderken internetteki komplocular, şu iğrenç “yerinden edip-yerine geçme” kuramını öne sürerek son derece bilinçli bir şekilde, Hıristiyanların,  yerlerini Müslüman göçmenlerin alacağını ileri sürecekler. Amerikalılar başkan seçerken troller ve parazitler, seçmenleri, “iğrenç Hispanikler Amerika’yı işgal ediyor” yalanına inandırmaya çalışacak. Ve YouTube’un yıllarca gösterdiği “iklim felaketi tamamen uydurmadır” videolarından sonra, Amerika Birleşik Devletleri de, 2016’da imzalanan iklim için Paris Antlaşması’ndan resmen çıkmaya çalışacak.  Demokrasimizi ve gezegeni tehdit eden, insanların kafalarında bağnazlık ve zehirli komplo teorileri eken bir internet- eminim ki yaratıcılarının aklında asla böyle bir şey yoktu.

Şuna inanıyorum: Sosyal medyayı temelden yeniden gözden geçirerek, nefret, komplo ve yalanları çevreye  nasıl yaydığını, al baştan düşünmeliyiz. Buna rağmen daha geçen ay yaptığı önemli bir konuşmada Facebook’un Mark Zuckerberg’i, kendininki gibi şirketlerin yeni yasa ve yönetmeliklerle sınırlandırılmasına karşı uyardı. Aslında bu argümanların bir kısmı tamamen saçma. Şimdi şöyle bir bakalım.

İlk olarak Zuckerberg bütün meseleyi “İfade özgürlüğü bağlamında yapılacak seçim” diye niteledi.  Bu tamamen gülünç  Bu, kimsenin ifade özgürlüğünü kısıtlamıyor ki. Sadece bir kısmı gezegenin en nefret edilesi insanlarına, gezegende yaşayanların üçte birine ulaşma olanağı veriyor. İfade özgürlüğü, erişme özgürlüğü değildir. Ne yazık ki hemen her zaman ırkçılar, kadınlar ve Yahudilerden nefret edenler ve çocukları istismar etmeye yatkın kişiler olacak. Ama ben yobazlara ve sübyancılara kendi görüşlerini büyütüp yaymak ve kurbanlarını hedeften vurmak imkanı vermek gerektiğine inanmıyorum.

İkincisi, Zuckerberg, sosyal medyaya konanlara sınır koymanın “ifade özgürlüğünden geriye adım atmak” olduğunu belirtiyor. Bu tamamen saçma. Amerikan Anayasası’na yapılan birinci değişiklik şöyle: “Kongre, ifade özgürlüğünü kısıtlayan hiç bir yasa yapamaz”; ne var ki bu Facebook gibi özel teşebbüs şirketlerini içermiyor. Biz bu şirketlerin tüm toplumda ifade özgürlüğünün sınırlarını belirlemesini istemiyoruz. Tek istediğimiz kendi alanlarında, kendi platformlarında sorumlu davranmaları.

Eğer yeni yetme bir Nazi, paldır küldür bir restorana gelip diğer müşterileri tehdit ederek Yahudileri öldürmek istediğini söylerse restoran sahibi ona dört dörtlük yemek dolu bir masa hazırlatır mı? Tabii ki hayır. Restoran sahibinin bu müşteriyi lokantasından bir an önce, hatta,  isterse tekmeleyerek dışarı atma hakkı var, benzer şekilde, internet şirketlerinin de.

Üçüncüsü, Zuckerberg kendisininkine benzeyen şirketlerin yönetmeliklerle düzenlenmesinin “en baskıcı toplumların işi” olduğunu söylüyor. İnanılmaz. Bunu söyleyen de kim? Tüm gezegende yaşayan sekiz milyar insanın hangi bilgileri göreceğine karar veren gezegendeki  sadece altı kişiden biri. Facebook’tan Zuckerberg, Google’dan Sundar Pichai ve onun ana kuruluşu Alphabet’ten Larry Page ile Sergey Brin, YouTube’dan Brin’in eski baldızı Susan Wojcicki ve nihayet Twitter’dan Jack Dorsey.

Hayatlarındaki en büyük gayeleri de demokrasiyi korumaktan ziyade hisse senetlerinin fiyatını arttırmak olan hepsi Amerikalı, hepsi milyarder Silikon Altılısı. Bunun ismi ideolojik emperyalizmdir- seçilmemiş ve Silikon Vadisi’nde iş yapan altı kişi, dünyanın geri kalanına kendi görüşlerini empoze ediyor; hiçbir hükümete hesap vermek zorunda değiller ve tüm kanunların üstündeymişçesine davranıyorlar. Sanki Mark Zuckerberg’in Sezar olduğu Roma İmparatorluğu’nda yaşıyoruz.  Bu, hiç olmazsa, onları örnek alarak niye tıpkı aynı modelde saç kestirdiğini açıklar.

İşte size bir fikir. Kaderimizi Silikon Altılısı’na bırakmak yerine, dünyadaki her demokraside, halk tarafından seçilmiş temsilcilerin bu kararlara asgari katkısı olmalı.

Dört, Zuckerberg “fikir çeşitliliğini” çok hoş karşılayacağını söylüyor, geçen yıl bize bunun bir örneğini de verdi. Dedi ki, Yahudi Soykırımı’nı inkar eden Facebook yazılarını son derece rencide edici buluyormuş; ama bunların internetten çıkarılmasını istemedi çünkü “bazı insanlar bundan farklı sonuçlara varabilirmiş.”  Facebook’ta hala şu an hala Yahudi Soykırımı inkarcıları var, Google da tek bir klik ile sizi dünyanın en iğrenç inkarcı sayfalarına götürebiliyor.  Geçenlerde bir gün Google’ın tepe yöneticilerinden biri, bana, bu sitelerin  sadece “olayın iki yüzünü gösterdiğini” söyledi. Bu bir çılgınlık.

Edward R. Murrow’dan  alıntı yapacak olursam, “Her olay, ve her hikayede farklı ve eşit derecede mantıklı iki görüş olduğu kabul edilemez.” Yahudi Soykırımı konusunda milyonlarca kanıtımız var- bu tarihi bir gerçek. Ve bunu inkar etmek öyle sıradan, tesadüfi bir iddia değildir. Yahudi Soykırımı’nı inkar edenler yeni bir soykırımı teşvik etmeyi amaçlar.

Buna rağmen Zuckerberg diyor ki “Neyin inanılabilir olduğuna teknoloji şirketleri değil, insanlar karar versin.”  İyi güzel de iki binler de doğmuş gençlerin üçte ikisi, Auschwitz’den haberleri bile olmadığını söylüyor; o zaman neyin inanılabilir olacağına nasıl karar verecekler? Yalanın yalan olduğunu onlar nasıl bilecek?

Objektif hakikat diye bir şey var. Olgular var. Eğer bu internet şirketleri gerçekten bir fark yaratmak istiyorsa, yeterince yetiştiriciyi işe alıp İftira ve Karalama ile Mücadele Birliği gibi gruplarla yakından çalışarak olguların ne olduğunu öğrenip bunlarda ısrar etmeli, platformlarını yalan ve komplo teorilerinden temizlemeli.

Beş,  Zuckerberg bazı içeriğin platformlardan kaldırılması konusunun zor olduğuna değinerek “Çizgiyi nereden çizeceksiniz?” diye sordu. Doğru çizgiyi çizmek zor bir konu. Ama aslında o, şunu söylemek istiyor: Bu veya bunun gibi yalanları platformlardan kaldırmak çok pahalı bir iş.

Bunlar dünyanın en zengin şirketleri ve dünyanın en iyi mühendisleri onlarla çalışıyor. İsteseler bu soruna bir çözüm bulurlardı. Twitter bir algoritma ile beyaz üstünlüğüne dayalı çok daha fazla nefret söylemini platformundan silebilir, ama böyle yapmadı çünkü ortaya çıkan haberler gibi, bu, bazı ünlü politikacıları da platformlarından çıkarmak anlamına gelebilirdi. Aslında belki bu o kadar da kötü bir şey değildir. Gerçek şu ki bu şirketler tüm iş modellerini değiştirmez ,çünkü model sürekli daha fazla angajman yaratmak üzerine kurulmuş ve işin doğrusu, yalan, korku ve aşırı kızgınlıklar çok daha fazla angajman yaratıyor.

Aslında bu şirketlerin ne olduğunu kendilerine söyleme zamanı geldi- dünya tarihindeki en büyük yayıncı bunlar.  İşte işlerine yarayabilecek bir fikir; aynen gazete, dergi ve televizyon haberleri gibi onlar da gündelik olarak, her gün, temel standartlara uymalı:  Televizyonlarda, sinemalarda bazı standartlar ve alışkanlıklar, insanların söyleyip yapamayacağı şeyler var. İngiltere’de bana şöyle dediler: Ali G akşam saat 21’den önce televizyona çıkarsa küfür edemez. ABD’de de Amerika Film Derneği (Motion Picture Association of America), ne seyredebileceğimizi derecelendirip denetliyor. Eğer sinema ve televizyon için ne gösterip-ne gösteremeyecekleri konusunda standart ve uygulamalar var ise milyarlarca insan için malzeme yayımlayan şirketler için de mutlaka temel standart ve pratikler olmalı.

Siyasi reklamlara bakalım. Neyse ki Twitter artık onları yasakladı, Google da bazı değişiklikler yapıyor. Ama onlara para verirseniz, mesela Facebook, istediğiniz her tür “siyasi” reklamı internete koyabilir. Hatta isterseniz en fazla etki için mikro-hedefleyerek, bu yalanları kullanıcılarına da iletir. Bu çarpık mantıkla, eğer 1930’larda Facebook olsaydı, Hitler’in “Yahudi Sorununa” “çözümünü” 30 saniyelik reklamlar halinde yayımlayabilirdi. Dolayısı ile, işte iyi bir standart ve pratik: Haydi bakalım Facebook, gelen siyasi ilanları yayımlamadan önce kontrol et, mikro-hedefli yalanları derhal durdur ve reklamlar yanlış ise, şirketin parasını iade et, reklamını da asla internete koyma.

İşte iyi bir pratik daha: yavaşla!. Her gelen iletinin o an yayımlanması gerekmez.  Oscar Wilde bir keresinde şöyle demişti: “Öyle bir devirde yaşıyoruz ki lüzümsüz şeyler ihtiyaçlarımız haline geldi.” Peki ama gelen düşünce ve video ırkçı veya canice ise, veya insanı cinayet işlemeye yönlendiriyorsa bile anında yayımlanması gerekir mi? Tabii ki hayır!

Yeni Zelanda’da Müslümanları katleden kişi, yaptığı korkunç işi Facebook’tan yayımlayarak tüm internete dağılmasına ve böylelikle, herhalde, milyonlarca kere izlenmesine neden oldu. Sosyal medyanın ayaklarınıza kadar getirdiği gerçek bir film. İnsanı böylesi berbat bir ruhi  duruma sokan böylesi pislik filmin yayılması niye önceden fark edilip önlenemedi?

Ve nihayet, Zuckerberg sosyal medya şirketlerinin “sorumluluklarını yerine getirmesi” gerektiğini söylüyor, ama yerine getirmedikleri zaman ne olacağı konusunda son derece sessiz. Artık şu kesin, bu şirketlerin kendilerini kontrol edeceğine güvenemeyiz. Aynen endüstri devrimi gibi bu yüksek teknolojinin, hırsız baronların açgözlülüğünün denetlenmesi ve yasalara tabi kılınması gerekiyor.

Bütün diğer endüstrilerde ürünü bozuk çıkan bir firma bundan sorumludur ve ilgili yasaya tabidir. Motorlar patladığında veya emniyet kemerleri düzgün çalışmadığında, arabaları yapan şirketler binlerce aracı geri çağırır ve milyonlarca lira para öder. O halde Facebook, YouTube ve Twitter’a şunu söylemek gerekiyor: “Malınız bozuk, maliyeti her ne olursa olsun, kaç moderatörü işe almanız gerekirse gereksin, bunu düzeltmeye mecbursunuz.”

Diğer tüm endüstrilerde, birine zarar verdiğinizde, sebep olduğunuz rahatsızlık için mahkemeye gitmeniz gerekir. Bana pek çok kere dava açıldı. Buna karşılık sosyal medya şirketleri, müşterileri her ne kadar ve ne tür zarar verirse versin, tüm sorumluluktan korunuyor- dikkatinizi çekerim Topluma Uygunluk İletişim Yasası’nın 230. bölümüne göre.

Neyse ki şimdi internet şirketleri, pedofillerin, çocukları hedef alarak kurdukları siteler nedeniyle sorumlu tutuluyor. Bence din ve ırklarından dolayı çocukları kitle halinde katletmeyi öneren şirketleri de bu sorumluluk ağı içine almalıyız. Ama belki bu bile yeterli olmaz. Belki şirketleri parasal ceza ödemeye mecbur etmek de yerli değildir. Belki Mark Zuckerberg’e ve benzer şirketlerin genel müdürlerine şunu deme zamanı geldi: “Halen bir yabancı ülkenin seçimimize müdahale etmesine izin verdiniz, Myanmar’daki soykırımın gerçekleştirilmesinde kolaylaştırıcı rolü oynadınız; bir daha benzer bir şeyler yaptığınızda gideceğiniz tek yer var: Hapishane.”

Sonuçta iş dönüp dolaşıp nasıl bir dünyada yaşamak istediğimize dayanıyor. Zuckerberg konuşmasında, amaçlarından birinin “ifade özgürlüğünün en geniş tanımını el üstünde tutmak” olduğunu söyledi. Özgürlükleriniz kendi başlarına birer amaç değil, aynı zamanda başka bir amacı gerçekleştirecek yoldur da- burada, ABD’de ifade edildiği gibi, yaşam hakkı, özgürlük, ve mutluluk arayışı. Ama bugün bu haklar, nefret, komplo ve yalanlar ile tehdit ediliyor.

Şimdi toplum için farklı bir amaç önererek sizlerden ayrılayım. Son tahlilde toplumun amacı, insanların, kimliği nedeniyle, nereden geldikleri, kimi sevdikleri ve nasıl dua ettikleri nedeniyle hedef alınmamasını, rahatsız edilmemesini ve  öldürülmemesini sağlamaktır.

Eğer bunları amacımız haline getirirsek, eğer hakikati yalanlara üstün tutabilir, vurdum duymazlık yerine empati kurabilir ve cehalet yerine bilgili kişiler olabilirsek, o zaman belki, belki, tarihteki bu propaganda makinasını durdurabilir, demokrasiyi kurtarıp yine de özgür ifadenin çok önemli yerini koruyabiliriz ve en önemlisi de benim esprilerim hala işe yarayabilir.

Hepinize çok teşekkür ederim.

***

***

İklim Krizi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği

28 Kasım 2019
Fotoğraf: forestsnews.org

Kadınlar eşit ve özgür olmayan ve haklarına ulaşamayan bu güç hiyerarşisinin tabanında yer aldığı için iklim değişikliğinin etkilerinden erkeklere oranla daha fazla etkileniyor.

Bianet/İklim Krizi Yazıları

İklim değişikliği şüphesiz günümüzün en büyük krizidir.

Birleşmiş Milletler Afet Risk Azaltım Dairesi (United Nations Office for Disaster Risk Reduction /UNDRR) doğal afet diye tanımlanan olayları doğadaki tehlikeler (hazards) sosyo-ekonomik koşullara bağlı olarak afete (diaster) dönüştüğü için “doğal afet” değil sadece “afet” olarak tanımlıyor.

Yani günümüzde meydana gelen doğal yıkımlar insan etkisi ile afete dönüşmüş kabul edilmektedir.

İklim değişikliği insan etkisi ile geri dönüştürülemez noktaya gelmiş birbiri ile bağlantılı olarak gerçekleşen afetlerin krizidir. Üstelik artık uzun zaman dilimlerinde başımıza gelecek bir takım doğal felaketlerin afete dönüşmüş hali de değildir. Ekonomide, çevrede, sağlıkta, kültürde, sosyal hayatta ve gündelik hayatımızın her aşamasında birebir hepimizin hayatına dokunan bir krizdir.

Bu sebeple yalnızca iklim değişikliği olarak adlandırmak eksik bir tanımamladır. Tüm gezegendeki yaşamı tehdit eden bir kriz olduğu için iklim krizi adlandırması en doğru tanımlamadır.

Üstelik iklim değişikliği sadece çok uzak diyarlarda eriyen buzullar yüzünden kaybolan birkaç adanın sorunu değil tam da hayatımızın içinde cebimizde, soframızda, hücrelerimizde ve psikolojimizde bir sorundur.

Tüm bu sebeplerden ötürü, iklim değişikliği aynı zamanda bir sosyo-ekonomik sorundur. Yoksullukla ilgilidir, bir sınıf ve eşitlik sorunudur. Haklarla ilgilidir ve insan hakları sorunudur. Bir hak sorunu olduğu içinde toplumsal cinsiyet eşitliği sorunudur.

Bir ekonomi, çevre, sosyoloji ve sağlık sorunu olarak iklim değişikliği cinsiyet eşitliği ile doğrudan ilgilidir. Bu ilginin detaylarına inmeden önce toplumsal cinsiyet eşitliği, iklim değişikliği ve iklim adaleti nedir diye kısaca bir hatırlayalım.

Toplumsal cinsiyet eşitliği nedir?

Biyolojik olarak kadın ya da erkek olarak tanımlanmamız ‘cinsiyet’ olarak tanımlanırken, toplum içindeki kültürel ve sosyal rollerimiz ise toplumsal cinsiyet olarak tanımlanır. İngilizcede ‘gender’ olarak ifade edilen kavramın Türkçe karşılığı toplumsal cinsiyettir. Kavramın kendi içinde de ifade edildiği gibi cinsiyet rolleri, sosyal ilişkiler ve kültüre bağlı olarak belirlenir.

Halihazırdaki sosyal yapı içerisinde tüm cinsiyet gruplarının (sadece biyolojik kadınlar ve erkekler değil, kendini hissettiği cinsiyette tanımlayan tüm bireyler) eşit haklara sahip olması ise ‘toplumsal cinsiyet eşitliği’dir.

Toplumsal cinsiyet eşitliği sosyal adaletin kalbindedir. Buradan hareket ile sağlıklı bir toplum ve sosyal yapı için ve de bu yapı içerisinde sağlanacak adaletin baki olması için toplumsal cinsiyet eşitliği temel taştır.

İklim değişikliği nedir?

Dünya Meteoroloji Örgütü’ne (World Meterorological Organization/WMO) göre ‘iklim’ aylık, yıllık, otuz yıllık veya birkaç yüzyıllık zaman diliminde ortalama hava değerlerinin (sıcaklık, yağış, rüzgar) istatistiksel rejimidir.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli‘nin (Intergovernmental Panel on Climate Change/ IPCC) 2007’de yayımladığı Dördüncü Değerlendirme Sentez  Raporu’nda ‘iklim değişikliği’ bir yörede, iklim durumunun, en az on yıllık bir zaman diliminde, iklim değerlerindeki değişme ile değişmesidir, diye tanımlanıyor.

IPCC raporlarına göre 1700’lü yıllarda başlayan sanayi devrimi ile birlikte doğada 280 ppm oranında bulunan karbon dioksit 2000’li yıllarda 398 ppm değerine ulaşarak yüzde 40 oranında artış gösterdi.

Doğadaki karbon dioksit oranı Ocak ayı itibari ile ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Araştırmaları Müdürlüğü (Unites States National Oceanic & Atmospheric Administration, NOAA Research) verilerine göre, 400 ppm 3 seviyesi kalıcı olarak aşıldı ve artık maalesef fosil yakıtların kullanımı hemen yarın dursa bile bu değerin altına düşmeyecektir.

İklim adaleti nedir?

İklim adaleti, insan haklarının ve gelişmenin iklim değişikliği ile ilintili olarak güvenceye alınması, iklim değişikliği etkilerinin adil paylaşılması ve iklim değişikliğine adil ve ortak çözümler aranması olarak tanımlanıyor.

İklim adaleti bir kavram olarak 1990’lı yıllardan itibaren hem akademinin hem de sivil toplumun gündeminde olan bir kavramdır. Fakat bu kavram ilk kez Kopenhag’da düzenlenen 15. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı’nda müzakere edildi.

Toplumu ilgilendiren tüm krizlerde ve toplumsal krizlerde cinsiyet eşitliği sebepler, etkiler ve sonuçlar bakımından çok kritik bir odaktır. Sosyal adaletin sağlanması için en başta olması gereken eşitlik cinsiyet eşitliğidir. Herhangi bir toplumsal veya ekonomik krizde en başta derinleşecek eşitsizliklerin başında yine toplumsal cinsiyet eşitsizliği geliyor.

Maalesef bir neoliberal devlet politikası bir kriz durumunda her zaman en uçtaki ötekinden vazgeçer. Birçok sosyolojik krizin sebeplerinden biri cinsiyetler arası eşitsizliğin yarattığı adaletsizliğin çarpıklığa dönüşmesidir. Ekonomik krizlerde ve çevre felaketlerinde ise bu eşitsizlik krizin etkileri ve neticeleri açısından büyük bir çarpandır.

İklim krizine bağlı olarak gerçekleşen tüm krizler elbette en başta en dezavantajlı grupları vuracaktır. Zira vurmaktadır. Bu krizin ortaya çıkışından, etkilerine, sonuçlarına, yönetilmesine ve bu krizle baş edilmesine kadar her aşamasında cinsiyet eşitliğinin sağlanmamış olmasının olumsuz etkileri yaşanıyor.

Özellikle yoksul veya gelişmekte olan ülkelerde kadınların, mülkiyet hakkının olmaması, eğitime ve sağlığa erişim hakkı olmaması, gelir sahibi olamamaları, onları yoksul sınıfın en altındaki bireyler yapmakla kalmıyor, iklim değişikliğinin etkilerinin en fazla zarar verdiği alt sınıf haline de getiriyor.

Afrikalı kadınlar üzerinde iklim değişikliği etkisini araştıran Garce Adeniji’ye göre toplumsal cinsiyet iklim değişikliği etkilerinin bir bileşenidir. Cinsiyet eşitsizliği bu iklim değişikliği etkilerinin kadınları erkeklere göre fazla etkiliyor. [Adapting to climate change in Africa. Grace Adeniji, Jotoafrika. no. 6 (2011)]

Maalesef iklim değişikliğinin yol açtığı iklim krizi aynı zamanda bir sınıfsal sorundur. Özellikle iklim değişikliğinin etkilerinin acı bir biçimde gözlendiği ülkelerde, iklim değişikliği önce en alt sınıfları ve alt sınıflarda da en çok kadınları vuruyor.

Bunun altında ise kadınların haklarının ellerinden alınması yatmaktadır. Eğitim hakkı, kendini ifade etme hakkı, bedeni ile ilgili kararları alma hakkı, hayatı ile ilgili kararları alma hakkı elinden doğar doğmaz alınmış bir birey elbette ki yaşanacak tüm olumsuz şartların en çok etkileneni olacaktır. İklim krizinin yaşandığı yörelerde etkisinin yayılması güç hiyerarşisine göre gerçekleşir.

Eşit ve özgür olmayan ve haklarına ulaşamayan kadın bu güç hiyerarşisinin tabanında yer aldığı için iklim değişikliğinin etkilerinden erkeklere oranla daha fazla etkileniyor.

İklim krizinin tüm sınıfları aynı oranda tehdit ettiğini öngörmek oldukça naif ya da derinlikten yoksun bir bakış açısıdır. İklim krizi, yoksulları, bilakis yoksul kadınları, orta ve üst sınıf insanları etkilediği gibi etkilemiyor. Örneğin orta üst sınıf için istihdam sorunu olan iklim krizi bir Üçüncü Dünya ülkesinde açlık demektir. Yoksul ülkelerin çoğunda kadın olmak doğrudan yoksul olmak olduğu için de bu ülkelerin kadınları etki hiyerarşisinin en dibindedir.

Hatta birçok örnekte, kadının yaşam hakkı bu adaletsizlik sebebiyle elinden alınmıştır. Adeniji’nin çalışmasında, London School of Economics (LSE) tarafından 141 ülkede yürütülmüş iklim değişikliği sebepli felaketlerde ve krizlerde kadın ölüm oranlarının daha yüksek olduğu bunun da sebebinin kadınların sosyo-ekonomik durumları olduğu belirtiliyor. Kadınların daha az hakka ve güce sahip olduğu örneklerde ölüm oranların daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir.

Eğitime erişim hakkı elinden alınan kadın birçok yoksul veya gelişmekte olan ülkede evin geçimini sağlamak için çiftçilik yapmak durumunda kalmaktadır. Dünya Gıda ve Tarım Örgütü’nün 2011 yılı Tarımda Kadınlar raporuna göre, teknolojiye ulaşamayan, daha az ürünü ve tarım toprağı olan ve daha az geliri olan kadın çiftçiler, erkek çiftçilere göre iklim değişikliğinden daha fazla etkilenmektedir.

Çiftçilik yapan kadın için bile eşit şartlar söz konusu değildir. Alman Kalkınma Enstitüsü’nün 2009’da yayımladığı İklim Değişikliğine Adaptasyon ve Toplumsal Cinsiyet raporunda, gelişmekte olan ülkelerde gıdanın yüzde 60-80 oranında üretilmesini sağlayan kadınların, bütün tarım topraklarından ancak yüzde 10’luk bir kısmına ve tüm topraklardan ancak yüzde 2’lik bir kısmına sahip oldukları belirtiliyor.

İklim değişikliği sınıf gözetmeden her bir dünya gezegeni sakinini aynı ölçüde demokratik bir şekilde tehdit ederken bunun sadece yoksul ülkelerin yoksul kadınlarının derdi olarak görülmesi oldukça sığ bir toplumsal cinsiyet bakışıdır. Cinsiyet eşitsizliği sorunun temellerinden birisi eşit olmayan temsiliyettir.

Gezegeni bu hale getiren kararların erkek egemen iktidarlarca alındığı gözlerden kaçmasın. Bu elbette cinsiyet eşitliği olsaydı iklim değişikliği politik kararlar ile önlenebilirdi anlamına gelmiyor. Sadece erk ile doğrudan ilgili olan erkin eşitsiz ve adaletsiz kararlar ile bu sonuca ulaştığının altının çizilmesi gerekir. Mücadele ve adalet birbirini besleyerek yükselir. İklim değişikliği ile mücadele ederken, iklim adaletini talep ederken, cinsiyet eşitliği ve adaleti talep etmemek, ‘sorunlar daha kritik olduğu için şimdilik talep etmemek ‘iklim değişikliğinin etkileri ile mücadele etmeyi eksik bırakır. Cinsiyet eşitliği mücadelesi iklim mücadelesini, iklim mücadelesi cinsiyet eşitliği mücadelesini besleyecek ve yükseltecektir.

Toplumsal cinsiyet eşitliği günümüzde artık iklim krizi politikası gündemlerinden biridir. Nasıl bir gündem haline geldiğini ve nasıl bir politika yapma mekanizmasına dönüştüğünü açıklamak gerekirse, Birleşmiş Milletler İklim Krizi Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS)    gündeminde yer alma hikâyesini anlatmak gerekir.

Birleşmiş Milletler İklim Krizi Çerçeve Sözleşmesi kapsamında Bali’de düzenlenen 13. Taraflar Konferansı’nda sivil toplum örgütleri ‘cinsiyet adaleti olmadan, iklim adaletinin olmayacağını’ dile getirdiler.

Bu çalışmaların ardından kadın çalışmaları ve iklim adaleti ağları kurulmuş bu ağların çalışmaları üzerinde de Lima’da yapılan 20. Taraflar Konferansı’nda ‘Lima Toplumsal Cinsiyet Çalışma Programı’ başlatıldı.

Bu program hem iklim değişikliğine çözümler bağlamında kadına yönelik çalışmaları teşvik etti, hem de BMİDÇS çatısı altında yapılan müzakerelerde kadınların katılımı ve karar alma süreçlerine müdahil olması yönünde hayli etkiledi. Günümüzde bir çok önemli görevde kadın müzakereci bulunması Lima Programı’nın başarılarından birisidir. Ne yazık ki Paris Anlaşması toplumsal cinsiyet eşitliğine değinmiş olsa da emisyon azaltma konusu gibi bu konuda da taraf ülkelere hukuken bağlayıcılığı olan yaptırımlar öngörmedi.

Marakeş’te gerçekleşen 22. Taraflar Konferansı’nda da toplumsal cinsiyet eşitliği konusu en çok finansman konusu ile birlikte ele alındı. Toplumsal cinsiyet toplantı ve müzakerelerinin yüzde 80’ni toplumsal cinsiyet ve finansman ile ilgiliydi. Bu finans aktörlerinin bu konuyu finansman sağlama şartlarından biri olarak ele almaya başladıkları anlamına geliyor. Daha basitleştirilmiş bir ifade ile iklim değişikliği ile mücadele için finans kaynağı sağlayacak kurum ve kuruluşlar finansman sağlayacakları her program ve proje için toplumsal cinsiyet eşitliği boyutu şartı uygulayacak.

2017 yılında ise bu konu sivil toplumun ve özel sektörün tartışmalarını aşıp BMİDÇS gündemlerinden biri haline geldi. 10-11 Kasım 2017‘de yapılan toplantı ve görüşmeler neticesinde özellikle kadın organizasyonları Toplumsal Cinsiyet Aksiyon Planı’nın Paris Çalışma Programında karar olarak yer alacağı müjdesini verdiler.

14 Kasım 2017’de günün sonunda yapılan son ana oturumda diğer başlıklar ile birlikte BMİDÇS uzunca bir zamandır tartışılan Toplumsal Cinsiyet Eylem Planı’nı (Gender Action Plan, GAP) kabul etti. Özellikle kadın örgütleri ve sivil toplum kuruluşları bu alanda yıllardır böyle bir plan çıkması için mücadele vermekteydi. En sonunda bu mücadele geniş kapsamlı ve geliştirilmeye açık bir eylem planının kabul edilmesi ile ivme kazandı.

Bu karar kesinlikle bu alandaki nihai başarı değil çünkü alınacak o kadar uzun bir yol var ki. Bu mücadele temelde bir hak ve eşitlik mücadelesi bu sebeple tüm hak ve eşitlik mücadeleleri gibi karşısında çıkar odaklı iktidar sahipleri ile karşı karşıya. Üstelik bu durumda bir de ‘erkeklik’ ve sinsi cinsiyetçilik de bu iktidarın tam kalbinde yer almakta.

Kadınlar, sadece kendi adlarına değil toplumsal cinsiyet eşitliği adına zor bir kazanım elde ettiler. Bu kazanım için yıllarca mücadele eden hem sivil toplumdan hem devlet delegasyonlarından gelen kadınların hakkını teslim etmek gerekir. Bu iklim müzakerelerinde yer alan kadın hareketinin bir başarısıdır.

Toplumsal Cinsiyet Aksiyon planı bir SB46 uygulaması olarak COP22’ye sunuldu. COP22 ise Lima Kararlarını 2019’a kadar uzatma kararı aldı. Ardından yapılan iki günlük bir çalıştay ile Aksiyon Planı oluşturuldu. Bu çalıştaya ise hem BMİDÇS hem kadın Organizasyonları katıldı.

Aksiyon Planı hedefleri şu şekilde belirlendi;

Bu alanda kapasite geliştirme, bilgi paylaşımı ve iletişim geliştirme
Cinsiyet eşitlikçi katılım ve kadın liderliğinin desteklenmesi
BMİDÇS ve BM arasında bu kararlar ile ilgili olarak en yeni ve ilerici kararın kabulü bağlantısı
Cinsiyete duyarlı uygulamalar ve Paris’in uygulanmasında cinsiyete duyarlı kararların alınması
İzleme ve raporlama.

Aslında bu plan toplumsal cinsiyet politikasını ana akımlaştırıp tüm kararlarda gözetilmesini hedeflemekte. Ayrıca cinsiyet hassasiyeti olan iklim aksiyonu ve iklim politikası da ana hedeflerinden birisi. Bu plan ile birlikte tüm BMİDÇS mekanizmaları uzun vadede etkilenecek. Üstelik daha önceki kararlar gibi alınıp bir köşede tutulacağa da benzemiyor.

Toplumsal cinsiyet eşitliğini bir iklim politikasına dönüştürmeyi başaran kadın hareketi Paris Anlaşması ile birlikte başlayan yeni iklim rejiminde tüm ötekilerin hakları için yoğun çaba gösteriyor. Aynı zamanda patriarkaya karşı bu çetin mücadele öfkesiz mümkün değil.

Bu alandaki en temel eşitsizlik temsiliyet konusunda. Kadınların yerine, sadece erkeklerden oluşan grupların konuştuğu karar aldığı o kadar çok yaşandı ki. Kadınların özne değil araç hatta meta olduğu o kadar çok oldu ki. Teknik konularda dışarıda bırakıldıkları hatta uzun ve saçma açıklamalara maruz kaldıkları o kadar çok oldu ki…

Bu yüzden öfkeliler.

İklim değişikliğine karşı mücadele için çaba gösteren kadınlar bu sebeple daha fazla öfkeliler. Aynı mücadeleyi aynı çabayla verirken neden eşit değiliz, diye sormakta çok haklılar. Hem gezegeni yok edip hem de bizi yok saymaya devam edemezsiniz demekte çok haklılar.

Ben bile bu yazıyı kaleme alırken ve bu konuyu anlatırken kendimi aynı öfkeye kapılmaktan alamıyorum. Günümüzün en büyük krizi ve felaketi ile mücadele ederken bir de en temel eşitlikleri sağlayıp adaleti gerçekleştirmek aynı kriz için mücadele eden avantajlı gruplara göre daha fazla yük taşımak demektir.

İklim krizi durdurulabilir mi sorusunun cevabını vermek zor fakat iklim krizi ile baş ederken adaleti sağlamak mümkün. Bunu da en temelde toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele edenler sağlayacak. En azında gelecek kuşaklara daha adaletli bir gelecek bırakma şansımız var. (MK/APA)

* UNFCCC Taraflar konferansları ile ilgili tüm numerik bilgiler ilgili toplantının ilgili mekanizmasının tutanakları burada.

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Perşembe Seyfettin Gürsel’le Ekonomik Gidişat

ekonomikgidisat20191128

09:30 – 10:00 Güncel Hukuk Dergisi’nde bu ay (Ayda 1)

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Ekonomi&Ekoloji / Pelin Cengiz, Barış Gençer Baykan, Serkan Ocak ve Mahir Ilgaz

ekonomiekoloji20191128

Ekonomi Ekoloji kayıt arşivi

Facebook.com/Pelin Cengiz

11:00 – 11:30 Yeşil Bülten (Yeni program) / Hazırlayan: Utku Zırığ

yesilbulten28.11.2019

İMC Televizyonunun kült programı Yeşil Bülten bu yayın döneminde Açık Radyo’da

Yeşil Bülten kayıt arşivi

11:30 – 12:00 Açık Mimarlık / Hüseyin Kahvecioğlu, İpek Akpınar, Yağmur Yıldırım ve Cenk Dereli / Mimarlığın tüm halleri üzerine konuşmalar

acikmimarlik20191128

acikmimarlik.blogspot.com/

Açık Mimarlık facebook sayfası

Açık Mimarlık kayıt arşivi

facebook.com/yagmurlyildirim

***

Dilara Tekin Gezginti ve Sait Ali Köknar ile Genç Mimarlar Seçkisi ve mimarlıkta genç olmak üzerine

28 Kasım 2019
Sait Ali Köknar ve Dilara Tekin Gezginti, fotoğraf: The Circle

40 yaş altındaki mimarların birer projeleri ile başvurdukları Genç Mimarlar Seçkisi ve Sergisi’nin küratörü Sait Ali Köknar ve sergi tasarımını gerçekleştiren Dilara Tekin Gezginti konuğumuz. Kendileriyle proje sürecini, yapılan yüzden fazla başvuru üzerinden bugün genç mimarlarda yorumladıkları eğilimleri ve farklılıkları, mimarlıkta genç olma hallerini konuştuk. Genç Mimarlar Seçkisi ve Sergisi 30 Kasım tarihine kadar The Circle’da görülebilir.

12:00 – 12:55 Afrikon (Yeni program) / Hazırlayan: Ufuk Aktaş

“Afrika üzerinde dolaşan sesler” şiarıyla yolan çıkan programda her hafta Afrika’nın başka bir ülkesinden geleneksel ve gelenekselden beslenen yeni icralar dinliyoruz.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Aheng-i Hengâme / Alper ve Esra Kaliber / Soul, Funk ve Afrika müzikleri

28kasim2019ahengihengame501

 ahengihengame.blogspot.com/

14:00 – 14:30 Günün ve Güncelin Edebiyatı / Seval Şahin / Romanlar, Hikâyeler, Kahramanlar

gunun-ve-guncelin_28-11-2019-2

twitter.com/sevalsahinn/media

Günün ve Güncelin Edebiyatı kayıt arşivi

Twitter.com/Guncel Edebiyat  

***

Günün ve güncelin edebiyatı
***

Ömer Madra ile Söyleşi: Kıyamet Tacirlerine Karşı Kıyam Et

30 Kasım 2019

Bu hafta programımızda Ömer Madra ile son kitabı Kıyamet Tacirlerine Karşı Kıyam et kitabını konuştuk.

Kitap hakkında detaylı bilgi için bkz.

https://www.kitapkoala.com/kitap/kiyamet-tacirlerine-karsi-kiyam-et-omer…

Programımız hakkında Soru ve önerileriniz içinTwitterFacebook 

14:30 – 15:30 Notalarla Sohbet / Zerhan Gökpınar / Açıklamalı ve karşılaştırmalı bir klasik müzik programı

Notalarla Sohbet – Zerhan Gökpınar

***

28. Kasım tarihinde Notalarla Sohbet programımızda romantik dönem eserlerimiz var, saat 14.30/94.9 Açık Radyo’dayız, sohbetimize bekleriz. 🎧🎤😊

www.acikradyo.com.tr

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, gülümseyen insanlar, yazı

15:30 – 16:30 Hukuk Güvenliği (Yeni program) / Hazırlayanlar: Bahri Belen ve Aynur Tuncel

hukukguvenligi20191128

Hukuk güvenliğinin enine boyuna konuşulduğu programın sürekli konuğu Aynur Tuncel bu yayın döneminde aslî programcı kadrosuna dahil oldu.

16: 30 – 17:00 Biofilia (Yeni program) / Hazırlayan: Nurhan Keeler

Evrenin Suyuna Giden Tasarım programının zaman içinde eko-tasarım sınırlarını aşıp yeni bir programa dönüştü: Biofilia. Doğayla, diğer canlılarla, kültür ve tasarımla kurulan özenli ilişkiler üzerine bir program

twitter.com/nurhankeeler

Biofilia Fotoğraf Albümü

facebook.com/nurhan.keeler

***

Biofilia bugün saat 16.30’da 94.9 Açık Radyo’da: Konular:

1. Venedik son haftalarda 1872’den beri en feci Mose / gel git sonucu su baskınını yaşadı. Buna iklim krizinin yanı sıra endüstriyel turizmin dev gemilerin de katkısı olduğu tartışılıyor.

2. Bir araştırma gençlerin kafataslarının arkasında boynuzsu sivri uçlar geliştirdiğini gösteriyor. Bu çıkıntının akıllı telefon ve tablet gibi el tipi cihazların yaygın kullanımıyla geliştirilen duruşlarla bağlantılı olabileceği sonucuna varmışlar.

3. Fizikçi Bülent Aslan Işığın Kirli Yüzü adlı kitabında yapay ışık ve melatonin ilişkisinden bahsediyor. Yapay ışık demek daha az melatonin ve yüksek kanser riski demek…

4. Kosta Rika hükümeti #StopAnimalSelfies başlıklı bir kampanya başlattı. Bu kampanya ile turistlerin hayvanları beslemelerini, fotoğraf çekmelerini ve onları manipüle etmelerini önlemeyi hedefliyorlar.

5. Tom Shadyac I Am filmi için “Dünyada neyin yanlış olduğunu sorarak başladık ve neyin doğru olduğunu keşfettik” diyor.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gökyüzü ve açık hava

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

facebook.com/pages

dunyanincazi-loget.blogspot.com/

***

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve yazı

Levent ÖgetÖget Caz ile birlikte.

DÜNYANIN CAZI-AÇIK RADYO 94.9 FM – Perşembe-17:00/18:00 (canlı)
Hazırlayan ve Sunan: Levent Öget

Anouar Brahem
Michel Portal
John Surman
Steve Kuhn
Craig Taborn
Django Bates
Scott Colley
Bill Frisell
Kevin Eubanks
Jacob Bro
Dave Holland
Victor Bailey
Thomas Morgan
Ron Carter
Trilok Gurtu
Brian Blade
Jon Christensen
Billy Cobham
Jack De Johnette
Wolfgang Haffner
Airto Moreira
Ralph Alessi
Palle Mikkelborg

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20191128

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 28 Kasım 2019

28 Kasım 2019
Fotoğraf: Independent Türkçe

 Zoologlar dünyanın en küçük gergedanı Sumatra gergedanının esaret altında yaşayan son üyesinin de ölmesiyle bu hayvanın soyunun Malezya’da tükendiğini bildirdi.

Independent’ten Hurry Cockburn’un haberine göre, Zoologlar dünyanın en küçük gergedanı Sumatra gergedanının esaret altında yaşayan son üyesinin de ölmesiyle bu hayvanın soyunun Malezya’da tükendiğini bildirdi. Ülkenin doğusundaki Sabah eyaletinin Vahşi Yaşam Dairesi, Borneo adasındaki Iman isimli gergedanın kanser nedeniyle öldüğünü açıkladı. Artık doğada kalan Sumatra gergedanı sayısının 100’ün altına düştüğü tahmin edilirken, bazı tahminler yasadışı avlanma ve bir zamanlar gezindikleri doğal habitatlarının endüstriyel ölçekte ormansızlaştırılması sonucu yok olmasıyla bu sayının 30’un bile altında olduğunu öne sürüyor. Dünya Doğayı Koruma Vakfı bu gergedandan şu anda yalnızca 80 civarında kaldığını tahmin ediyor ve bunlar çoğunlukla Endonezya’daki Sumatra ve Borneo’da doğada yaşıyor.

İngiliz iklim düşünce kuruluşu Sandbag, Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi ve Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen araştırmaya göre, 40 yıldır giderek büyüyen ve iklim krizinin nedenlerinden olan küresel kömürden elektrik üretiminde büyük düşüşün gerçekleşmesi bekleniyor. Verilere göre kömürden elektrik üretiminde 2019’un sonunda %3 azalma yaşanması bekleniyor. Bu oran Almanya, İspanya ve İngiltere’nin geçtiğimiz yılki toplam kömürden elektrik üretiminden fazla ve artan emisyonların düşürülmesinde etkili olabilir. Son 30 yıldır, Hindistan’ın kömür santrallerine olan bağımlılığında ilk kez bu yıl düşüş yaşanması ve Çin’in kömür enerjisi üretimini arttırmamasıyla küresel kömür üretiminde azalışın yaşanabileceği belirtiliyor. Asya’da ekonomik büyümenin yavaşlamasıyla ve yenilenebilir enerji alternatiflerinin yükselişte olması nedeniyle gelişmekte olan ülkelerin kömürden elektrik üretimi azalıyor. Ayrıca Avrupa Birliği içerisinde ve ABD’de, gelişmiş ülkelerin yenilenebilir enerjiye geçmesiyle kömür enerjisinde beklenmedik bir düşüş söz konusu. Ancak raporun yazarları, küresel kömür kullanımında azaltım olmasına rağmen Paris Anlaşması kapsamındaki hedeflere ulaşılmasında bu oranın oldukça düşük olduğu uyarısında bulundu.

Dünyada gittikçe daha fazla orman tahrip edilirken, bilim insanları bir sonraki ölümcül salgının ormansızlaşmadan dolayı çıkabileceğini söylüyorlar. Kaliforniya Üniversitesi Toprak Araştırma Enstitüsü’nün ekolojisti Andy MacDonald, “Ormansızlaşmanın, bulaşıcı hastalıkların yayılmasında itici güç olduğu biliniyor. Bu bir sayı oyunu: Orman habitatlarını ne kadar bozarsak, bulaşıcı hastalıkların ve salgınların meydana geldiği durumların içerisinde kendimizi bulma ihtimalimiz o kadar yüksek” diyor. Sivrisinekler tarafından yayılan Plasmodium parazitlerinin neden olduğu enfeksiyondan dolayı yılda bir milyondan fazla öldüren sıtmanın, ormansızlaşma ile el ele gittiğinden şüpheleniliyor. Brezilya’daki kontrol çalışmaları geçmişte sıtmayı önemli ölçüde azaltmış olsa da yüzyılın başında, Amazon havzasında yılda 600.000’den fazla vaka vardı. Ulusal Bilim Akademisi Bildirileri’nde yayınlanan dergide yakın zamanda yayınlanan uydu ve sağlık verilerinin karmaşık bir analizinde MacDonald ve Stanford Üniversitesi’nden Erin Mordecai, Amazon havzasındaki ormansızlaşmanın, sıtmanın yayılmasında önemli bir etkisi olduğunu rapor ettiler. 2003 ve 2015 yılları arasında, orman kaybında yıllık yüzde 10’luk bir artışın sıtma vakalarında yüzde 3’lük bir artışa yol açtığı tahmin edildi. Bu etki en çok, bazı orman bütünlüğünün hala yerinde olduğu, sivrisineklerin sevdiği nemli habitat ortamını sağlayan orman içlerinde belirgindi. Sivrisinekler, insanlara ölümcül hastalıklar bulaştırabilecek tek tür değil. Ormanlarda yaşayan hayvanlardan kaynaklanan HIV, Ebola ve Nipah da dahil olmak üzere insanlarda ortaya çıkan yeni bulaşıcı hastalıkların yüzde 60’ı, çoğu yaban hayatı olan bir dizi başka hayvan tarafından bulaşmakta. Küresel olarak bulaşıcı hastalıkları izleyen New York merkezli Ecohealth Alliance’ın 2015 yılında yaptığı bir araştırma, yeni ve tekrar ortaya çıkan hastalıkların neredeyse üçte birinin ormansızlaşma ile bağlantılı olduğunu gösteriyor. Bulaşıcı hastalıklar ayrıca enfeksiyon taşıyan türleri ormandan kovmaya çalıştığınızda da ortaya çıkabilir. MacDonald, “Eğer doğayı koruyabilirsek, o zaman belki sağlığı da koruyabiliriz” diyor.

İklim krizine karşı hükümetlerin eyleme geçmesi talebiyle okul grevine çıkan öğrenciler 29 Kasım Cuma günü dördüncü kez küresel iklim grevine çıkıyor. Kasım ayının son cumasına denk gelen bugünün bir özelliği de alışveriş günü Kara Cuma’ya yani Black Friday’e denk gelmesi. Gerçekleşecek grevlerde İstanbul’daki öğrenciler Kadıköy Tasarım Atölyesi’nde kıyafet takası, Ayvalık’taki öğrenciler ise kitap ve oyuncak takası etkinlikleri düzenlemeyi planlıyor. 29 Kasım’da gerçekleşecek eylem ile öğrenciler dördüncü kere tüm dünya ile eş zamanlı olarak sokaklarda olacak. Fridays for Future (Gelecek için Cumalar) tarafından organize edilen etkinlikte öğrenciler Black Friday’e, önüne geçilemeyen üretim-tüketim çılgınlığının doğal kaynaklarımıza ve iklim krizine etkilerine karşı duruşlarını hep birlikte takas yaparak sergilemeyi amaçlıyor. Ayvalık Perşembe Pazarı Pazar Alanı’nda, saat 16.00’da buluşacak öğrenciler ise kitap ve oyuncak takası düzenleyecek. Etkinlik çağrısında “Sizi, sadece indirimde olduğu için kullanmayacağınız eşyalar satın alarak bu tüketim çılgınlığa destek olmak yerine, para kullanmadan yeni eşyalar alabileceğiniz takas şenliğine davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Perşembe Melis Behlil ile Sinemalardan

Açık Dergi Perşembe Beraber ve Solo Ahkâmlar (Açık Dergi’de yeni köşe) / 15 günde bir / Hazırlayanlar: Seyit Ali, Turgut Yüksel ve ve Mehmet Kekik

Farklı disiplinlerden 3 insanın müzik dinleme serüvenleri.

Açık Dergi Perşembe Sarı Tuğlalı Yol / Zeynep Arıca ve Burak Dinler / Müzikal Tiyatro’da bir gezinti

Müzikal tiyatro tarihinden klasikler hem ses kayıtları hem de sahne notlarıyla bu yayın dönemi Açık Dergi’de. Eski programcımız Zeynep Arıca’nın yanına sahne arkadaşı Burak Dinler’i alıp sunacağı Sarı Tuğlalı Yol’da amatör ve profesyonel müzik grupları da zaman zaman yayına konuk oluyor.

Açık Dergi Perşembe Fransız Öpücüğü (Gün ve saat değişikliği) / Hazırlayan: Devrim Özkan

French Kiss 28.11.19

Şansonların ötesinde çağdaş Fransızca müzik programı Fransız Öpücüğü bu yayın döneminde on beş günde bir, üstelik bir saatlik formatıyla Açık Dergi’de bizlerle. Devrim Özkan, özel profilleri ve muhtelif anekdotlarıyla güncel müziğin Fransızcasına bakmayı sürdürüyor.

Twitter.com/Fransız Öpücüğü

***

Ünlü şairlerin eserlerinin Fransız müziğine olan yansımaları

28 Kasım 2019

Fransız Öpücüğü’nün bu haftaki bölümünde ünlü şairlerin eserlerinin Fransız müziğine olan yansımalarını inceledik. Programda Charles Baudelaire, Jacques Prévert ve Guillaume Apollinaire gibi Fransız sanatçıların yanı sıra Yunus Emre ve Rudyard Kipling gibi farklı kültürlerden gelen isimlere ait şiirlerden yapılan uyarlamalara da yer verdik.

28 Kasım 2019 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.

Programın açılışında Ridan, 2007 tarihli Ulysse adlı şarkısını seslendirdi. Joachim du Bellay’nin 1558 tarihli Heureux qui comme Ulysse adlı eserinden ilham almış sanatçı bu şarkı için. Türkçeye de çevrilmişti bu eser Sabri Esat Siyavuşgil tarafından. Du Bellay doğduğu şehir olan Liré’yi terk edip Roma’ya yerleşmişti, ailesini ve ülkesini terk etmenin kendisinde yarattığı hüzün duygusunu dile getiriyordu bu şiirde. Cezayir asıllı bir sanatçı olan Ridan da şarkının ikinci kısmında, göç meselesine getiriyor konuyu ve Fransa’daki göçmenlerin sorunlarından bahsederek güncel bir dokunuş katıyor parçaya.

Eserleri müziğe en fazla uyarlanan Fransız şairlerden olan Jacques Prévert’den yapılan uyarlamaları; Yves Montand, Mouloudji ve Juliette Gréco gibi isimler seslendirmişti. Bir başka ünlü Prévert yorumcusu da Serge Reggiani’ydi. Reggiani asıl mesleğinin aktörlük olması ve tok sesi sayesinde şiirlere bambaşka bir hava katıyordu. Yakın zamanda onun kaydettiği farklı şiirlerden oluşan dört albüm, yenilenmiş kayıtlarla tekrar piyasaya sürüldü. Bu albümlerde yer alan Cet amour isimli şiir, Prévert tarafından kırklı yılların ortasında kaleme alınmış, Türkçeye de Orhan Suda tarafından Bu Sevda ismiyle çevrilmişti. Prévert geleneksel bir tema olan aşkı ele almış ama bunu doğanın bir gücüne, hatta insanlığı kurtaracak bir tanrıya dönüştürmüştü eserinde.

Serge Reggiani tarafından yorumlanan şiirlerden biri de Charles Baudelaire’e ait. Aslında bir şiir de değil bu, bir nesir demek daha doğru olur. Enivrez-vous yani Sarhoş olun bu eserin adı. Şairin Paris Sıkıntısı isimli kitabında yer alıyor. Türkçe çevirisinin giriş kısmı şöyle:

“Her zaman sarhoş olmak gerekir, her şey ondadır; bütün sorun bu. Sizin omuzlarınızı çökerten ve sizi yere çalan zamanın korkunç yükünü duymamak için, durmadan sarhoş olmak gerekir. Ama neyle? Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz.” (Çeviri: Celal Kabadayı)

Baudelaire alkole ve uyuşturucuya düşkün biriydi. Eserine, Sarhoş olun adını vermesi on dokuzuncu yüzyıl Fransız burjuvazisi için bir provokasyondu bir yandan ama aslında hayatın yükünü hafifletmek, hayattan daha fazla zevk almak için önerdiği tek yöntem şarap içmek değildi Baudelaire’in. İki farklı önerisi daha vardı. Bunlardan biri şiirdi. Yani hayatın dertlerinden sanat aracılığıyla uzaklaşmayı öneriyordu şair ki bu da entelektüel anlamda bir sarhoşluk demekti aslında. Bir diğer yöntem de erdemdi. Aslında Baudelaire için şaşırtıcı bir tavsiyeydi bu çünkü sonuçta erdem, biraz dini ve ahlaki bir kavramdı. Ne var ki burada da “erdem”i, insanı günlük hayatın sıradanlığından uzaklaştıran, adeta nirvanaya ulaştıran bir duygu gibi ele almış Baudelaire. Bu açıdan da bu sözcüğün burada ruhani ya da mistik bir kaçışı simgelediğini söyleyebiliriz.

1903-1976 yılları arasında yaşayan yazar ve şair Raymond Queneau, Zazie metroda adlı romanıyla tanınıyor. Yüzün üzerinde şiiri de müziğe uyarlanmıştı Queneau’nun. Onun en ünlü yorumcularından biri de Juliette Gréco’ydu. 1947’de Jean-Paul Sartre’ın tavsiyesi üzerine şiir uyarlamalarını seslendirmeye başlamıştı Gréco. Bu uyarlamalardan biri de, bestesi Joseph Kosma’ya ait olan Raymond Queneau şiiri Si tu t’imagines’di. Bu şiirde gençliğin çabucak gelip geçtiğinden ve anı yaşamanın öneminden bahsediyordu Queneau. Aynı zamanda Pierre de Ronsard’ın bu tema üzerine yazdığı üç şiire de atıfta bulunuyordu.

Modern şiirin kurucularından Paul Verlaine’in birçok eseri Léo Ferré tarafından müziğe uyarlanmıştı. Bunlardan biri de 1847 tarihli Romances sans paroles adlı derlemede bulunan Green adlı şiirdi. Eser, Türkçeye Cahit Sıtkı Tarancı tarafından çevrilmişti. Bu şiirin giriş kıtası başka bir sanatçıya da ilham kaynağı oldu ilerleyen yıllarda. Serge Lama, 2001 tarihli “Feuille à feuille” albümünün açılış şarkısında şiirdeki ilk dörtlüğü kullanmış, buna kendi yazdığı sözleri de ekleyerek ortaya Voici des fleurs, des fruits isimli hüzünlü bir ayrılık şarkısı çıkarmıştı. Parçanın müziği ve düzenlemesi de Nicolas Montazaud ve Sergio Tomassi’ye aitti.

Repertuarında şiirlerden yapılan uyarlamalara yer veren başka bir isim de Bernard Lavilliers. 2003’te “La Marge” adlı bir albüm yayınlayan sanatçı, bu çalışmasında Franoçis Villon, Charles Baudelaire ve Guillaume Apollinaire gibi şairlerin eserlerinin yanı sıra Léo Ferré ve Boris Vian imzalı şarkılara da yer vermişti. Albümde yer alan parçardan biri de İngiliz yazar ve şair Rudyard Kipling imzasını taşıyan If idi.. Eser, Türkçeye Bülent Ecevit tarafından Adam Olmak ismiyle çevrilmişti.

1897- 1982 yılları arasında yaşayan Aragon’un eserleri başta Léo Ferré olmak üzere Georges Brassens, Georges Chelon ve Jean Ferrat gibi isimlerce müziğe uyarlanmıştı. Eserlerinde günlük hayatı ve aşkı olduğu kadar politik konuları da ele alan Aragon, 1995’te Jean Ferrat tarafından müziğe uyarlanan La complainte de Pablo Neruda (Pablo Nerdu’nın yakınması) adlı şiirini,  yolunun hem gerçek hayatta hem de edebi anlamda kesiştiği Şilili meslektaşı Pablo Neruda’ya adamıştı.

 Tüm insanlar eşittir
Müzik güzel olduğunda
Ve adaletsizlik isyan ettirir
Paris’te de Santiago’da da

Aynı dili konuşuyoruz
Ve aynı ezgi bağlıyor bizi
Kodes sonuçta kodestir
Fransa’da da, Şili’de olduğu gibi

Kariyeri boyunca Tristan Corbière, Pierre MacOrlan ve Pierre de Ronsard gibi şairlerin eserlerinden yapılan uyarlamaları seslendiren Monique Morelli, Louis Aragon şiirlerini de yorumlamıştı.  Bunlardan biri de bestesi Léo Ferré imzalı Il n’aurait fallu yani Gerekliydi sadece adlı şiirdi. Umutsuz bir adamın aşk sayesinde hayatla yeniden barışmasını konu alan bu şiiri Aragon ellili yıllarda eşi Elsa için yazmıştı. Türkçeye Gertrude Durusoy ve Ahmet Necdet tarafından çevrilen şiirin ilk dizeleri söyleydi:

Birazcık daha vakit
Gerekliydi sadece
Ölümün gelmesine
Ne var ki çıplak bir el
O zaman çıktı geldi
Ve dokundu elime

Kim böyle geri verdi
Kaybolmuş renklerini
Günlere haftalara
Bir de gerçekliğini
Uçsuz bucaksız yaza
O insancıl şeylerin 

Yirminci yüzyıl Fransız şiirinin dikkate değer ama pek fazla tanınmayan isimlerinden olan Bernard Dimey, 1931-1981 yılları arasında yaşamıştı. Şiirleri ve şarkı sözleri altmışlı yıllardan itibaren müziğe uyarlanmaya başlamış ve Yves Montand, Henri Salvador, Juliette Gréco ve Mouloudji gibi isimlerce seslendirilmişti. Özellikle Henri Salvador’un Syracuse ve Zizi Jeanmaire’in Mon truc en plumes yorumları büyük ses getirmişti. Seksenlerde Charles Aznavour da onun eserlerini yorumladığı bir albüm yayınlamıştı. Geçtiğimiz aylarda Dimey’nin kızı Dominique, babasının eserlerinden yapılan uyarlamaları seslendirdiği “Père & fille” (Baba & kız) adlı albümü piyasaya sürdü. Bu çalışmada yer alan parçalardan biri  L’enfant maquillé (Makyajlı çocuk) idi. Buradaki makyajlı çocuğun Dimey’nin kendisi olduğu, bu açıdan otobiyografik bir yön de taşıdığı belirtiliyor bu şiirin. Şarkı, 1983 tarihli “Aznavour chante Dimey” albümünde de yer alıyordu. Bu albümdeki La salle et la terasse adlı parçada ise, Charles Aznavour, çalıştığı restoran ya da bistroda, hatıralarına dalıp giden yaşlı bir garsonun rolüne bürünüyor ve umutsuzca aşık olduğu Marie-Louise’den bahsediyordu bizlere.

Kariyeri boyunca birçok şiiri müziğe uyarlayan Hélène Martin, bu uyarlamaları bir araya getirdiği “Abécédaire des poetes” adında, dört albümlük bir koleksiyon da yayınlamıştı. Bu albümlerde Louis Aragon, Jacques Audiberti, Paul Eluard ve Pablo Neruda gibi onlarca şairin eserlerini yer alıyordu. Bu çalışmada bizim yakından tanıdığımız bir halk ozanının bir eseri de vardı. Anadolu kültüründe derin izler bırakan Yunus Emre’nin imzasını taşıyan Şöyle Garip Bencileyin adlı şiiri 2000 yılında Fransızca sözlerle seslendirmişti Hélène Martin. Eserin orijinali, geçmiş yıllarda Esin Afşar tarafından da yorumlanmıştı. Martin’in parçasının girişinde Anadolu bozkırlarında koşan bir atın ayak sesini duyuyoruz, ayrıca şarkı boyunca kullanılan vurmalı ve üflemeli çalgılar da oldukça mistik bir atmosfer yaratıyor.

1880-1918 yılları arasında yaşayan Guillaume Apollinaire, gerçeküstücülük akımının öncülerinden biri olarak görülüyor. Apollinaire’in en ünlü şiirlerinden biri 1913 tarihli Le Pont Mirabeau. Mirabeau köprüsü 1893-1896 yılları arasında inşa edilmiş, bu açıdan hem modernliği temsil ediyor hem de Seine nehrinin iki yakasını birleştirdiği için kavuşma anlamını taşıyor. Ne var ki Apollinaire’in eseri, geçmiş yıllarda ressam Marie Laurencin ile yaşadığı ayrılığı konu alıyor, bu açıdan da ikili bir paradoks söz konusu.Köprünün altından akıp giden Seine nehri de geçip giden zamanı temsil ediyor. Şiir altmışlı yıllarda Serge Reggiani tarafından kaydedilmişti, 2001 yılında ise Marc Lavoine, daha modern bir uyarlamasına imza attı.

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Albüm Adı Süre
Ridan
Ulysse
L’ange de mon démon
3:41
Serge Reggiani
Cet amour
Poètes 2 et 3
3:58
Serge Regiani & Zen Baboon
Enivrez-vous
Origiro
2:09
Juliette Gréco
Si tu t’imagines
A l’Olympia 92
3:02
Serge Lama
Voici des fleurs des fruits
Feuille à feuille
3:24
Bernard Lavilliers
If
La marge
3:00
Jean Ferrat
Complainte de Pablo Neruda
Ferrat chante Aragon Vol.2
3:32
Monique Morelli
Il n’aurait fallu
Chante Aragon
2:22
Dominique Dimey
L’enfant maquillé
Père & fille
3:13
Charles Aznavour
La salle et la terasse
Aznavour chante Charles et Dimey
3:01
Hélène Martin
Y a t-il en ce monde?
Abécédaire des poètes 2
3:49
Marc Lavoine
Le Pont Mirabeau
Olympia deuxmilletrois
3:40

20:00 – 21:00 Caz Orkestrası / Hülya Tunçağ / Dünden bugüne büyük caz / orkestraları

21:00 – 22:00 Sosyal Müzik (Yeni program) / Hazırlayanlar: Gonca Açıkalın, Sina Hakman)

acikradyo.com.tr/program/sosyal-muzik

“Caz ve cazdan etkilenen müzikler” şiarıyla yola çıkan programda, caz müziğine, cazla ilişkili ya da ondan esinlenip etkilenmiş müziklere yer veriliyor.

***

28 Kasım 2019 – Bi Dünya

28 Kasım 2019

Sosyal Müzik’e başlarken keskin sınırlarımız olmasın, caz etrafında serbest dolaşım hakkımız olsun istemiştik. Bu gece tam da böyle, hem caz hem de caza dokunan parçalar çalıyoruz.

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Albüm Adı Süre
Black Flower
Ankor Wat
Future Flora
5:03
Arat Kilo feat. Mamani Keïta, Mike Ladd
Dou Coula
Visions of Selam
4:43
Altın Gün
Anlatmam Derdimi
Gece
4:13
Yazz Ahmed
Lahan al-Mansour
Polyhymnia
9:57
Bokanté, Metropole Orkest, Jules Buckley
La Maison En Feu
What Heat
7:18
Céu
Nascente
Vagarosa
3:21

***

Bi Dünya müzik…
🌍
Sosyal Müzik’e başlarken keskin sınırlarımız olmasın, caz etrafında serbest dolaşım hakkımız olsun istemiştik. Bu gece tam da böyle, hem caz hem de caza dokunan parçalar çalıyoruz.
📻
Sosyal Müzik her perşembe 21:00’de Açık Radyo 94.9’dahttp://acikradyo.com.tr/sosyal-muzik/28-kasim-2019-bi-dunya
Fotoğraf açıklaması yok.

22:00 Alçak Basınç / Popüler kültürün kıyısında yeşeren, alternatif, yenilikçi müzik akımları / Harun İzer

Popüler kültürün kıyısında kenarında yeşeren alternatif ve yenilikçi müzik akımlarının izini süren Alçak Basınç bu yayın döneminde Perşembe akşamları saat 22:00’de.

23:00 – 24:00 Falan: Freeform Freakout / Clint Willey

Funk kanallarında ve farklı sadaların zengin çeşitliliğe sahip âleminde bir keşif gezisine çıkan Falan: Freeform Freakout bu yayın döneminde saat 23:00’de.

24:00 – 01:00 Modyan Bulundurur / Sesin İnternetteki Serüveni / Barış Yalaz, Ömer Ergün, Ayşe İdil İdil

Radyo içinde radyo! İnternet radyosu Radyo Modyan bu yayın döneminde sesin internetteki macerasına Açık Radyo içinden bir tünel açıyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow

democracynow.org/shows/2019/11/26

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgazete27.11.2019

acikgazete27.11.2019a

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Küresel sera gazı emisyonu artışını engelleme konusunda ülkeler bir bütün olarak sınıfta kaldı. Karbon emisyonunun çok daha fazla ve çok daha hızlı azaltılması gerekiyor.”

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), küresel iklim değişikliğinin yol açacağı kaosu önlemek için sera gazı salımlarının önümüzdeki 10 sene boyunca her yıl yüzde 7,6 oranında azaltılması gerektiğini açıkladı. UNEP, raporda dünyadaki sıcaklık artışının bu yüzyıl sonunda 1,5 santigrat dereceyi aşmaması için, ülkelerin sera gazı salımlarını azaltma hedeflerini 5 katına çıkarması gerektiğine dikkat çekti. (BBC Türkçe)

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar, gökyüzü, ağaç ve açık hava

BM İklim Krizi Raporu

***

Birleşmiş Milletler’in ‘İklim Krizi’ raporu

01 Aralık 2019
Fotoğraf: Getty Images

Açık Gazete’de Ömer Madra ve Can Tonbil, Birleşmiş Milletler (BM)’nin iklim raporunu değerlendirdi. Rapora göre, Paris Anlaşması’nın 1,5 derece hedefi için önümüzdeki 10 yıl boyunca yılda yüzde 7,6’lık küresel emisyon azaltımı yapılması gerekiyor.

Ömer Madra: Tartışmasız günün en önemli haberi: Birleşmiş Milletler’in (BM) yeni raporu. Dünyanın bütün milletlerini temsil eden en büyük örgüt olan BM ve ona bağlı Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) atmosfere yayılan ve küresel ısınmaya yol açan sera gazı salımı yoğunluğunun 2018 yılında rekor seviyeye ulaştığı uyarısında bulundu. Çok kısa bir zaman içinde yayınlanmış üçüncü rapor oluyor bu – Bir hafta içinde üçüncü rapor! Dünyanın en büyük örgütü ve ona bağlı örgütler dünyada çok ciddi bir iklim krizinin bütün belirtilerinin olduğunu söylüyorlar.

2018’de rekor kırıldı ve WMO sera gazı salımı yoğunluğunun, yani fosil yakıt yakmaya bağlı olarak küresel ısınmaya yol açan gazların yoğunluğunun 2017’ye kıyasla yaklaşık yüzde 1 arttığını açıklıyor raporlar. Bunu dün de verdik programımızda. Gene verilere göre, sera gazı artış oranı son 10 yılın ortalamasının da üzerinde. Yani rekor üstüne rekor kırılıyor ve süreç hızlanarak devam ediyor. Maalesef!

Sera gazı salımı yoğunluğunun sanayi devriminin başlangıcı sayılan 1750’ye kıyasla yüzde 47 yani yarıya yakın fazla olduğuna da dikkat çekiyor raporlar. Dünya Meteoroloji Örgütü genel sekreteri Petteri Taalas Paris iklim anlaşmasının ardından verilen tüm sözlere rağmen atmosfere sera gazı salımında düşüş olduğuna hatta yavaşlama olduğuna dair bile hiçbir işaret olmadığını söylüyor. Bunun da sonuçları olarak Taalas diyor ki uzun vadede gelecek nesillerin iklim değişikliğinin yol açacağı hava sıcaklığının artması,

  1. sıcak dalgaları,
  2. deniz suyu seviyelerinin yükselmesi,
  3. deniz ve kara ekolojik sistemlerinin bozulması ve
  4. olağanüstü hava koşulları gibi ciddi etkilerle karşılaşacağını gösteriyor.

Mevcut sera gazı salım düzeyi en son 3 ila 5 milyon yıl önce görülmüştü; yani 5 milyona yakın zamandır görülmüş en yüksek sıcaklık, en büyük denge bozuklukları sözkonusu! İklim felaketinin artık kapıda da değil, kapıyı kırıp girmiş vaziyette olduğunu söylüyor genel sekreter ve hatırlatıyor ki, o dönemde deniz seviyesi bugünü mevcut düzeyden 20 metre de yukarıda!

Bu son veriler gelecek hafta İspanya’nın başkenti Madrit’te yapılacak BM iklim zirvesi öncesi açıklanıyor.  ABD Başkanı Trump, hatırlanacağı üzere, ABD’yi Paris anlaşmasından çekmişti 2 yıl önce, geçen ay da başlatmıştı bu çekme sürecini resmen. Türkiye de G20 ülkeleri arasında bu anlaşmayı meclisinden geçirip onaylamayan tek ülke olarak gözüküyor.

Sera gazı salımları konusunda bir de BM çevre programı UNEP’in dehşet verici bir raporu var, onu da hemen söyleyelim. Bugünün ve bütün önümüzdeki günlerin en önemli konusu bu, hiç şüphesiz.

Küresel iklim değişikliğinin yol açacağı kaosu önlemek için sera gazı salımlarının yani fosil yakıt dediğimiz petrol, kömür ve gazdan çıkan salımların önümüzdeki 10 sene boyunca her yıl yüzde 7,6 oranında azaltılması gerekiyor. Bu şimdi “Gerçekçi değil” denecek, “İmkânsız” denecek –  fakat fizikle, kimyayla, yer çekimiyle tartışılacak bir durum da yok: bu matematik bir hesap meselesi. Dünyadaki sıcaklık artışının bu yüzyıl içinde 1,5 santigrat dereceyi aşmaması gerektiği biliniyor, onun için de UNEP ülkelerin sera gazı salımlarını azaltma hedeflerini tam 5 katına çıkartması gerektiğini söylemiş! Yani bugünkü çabaların 5 katına çıkması gerektiğini. Can, yüzde 500 mü oluyor artış?

Can Tonbil: Evet.

ÖM: Yani akıl durdurucu bir şey ama öyle, UNEP’in raporu yıllık sera salımlarını azaltmak için belirlenmiş mevcut hedeflere uyulsa bile yüzyıl sonuna kadar dünyada sıcaklık artışı 3 dereceyi bulacak hatta aşacak diyor! – 3,2 derece!

CT: İyimser tahminlere göre.

ÖM: Evet iyimser tahmin. Bu da yeryüzündeki yaşamın neredeyse imkânsız hale geleceğini açıkça ortaya koyan bir veri. Daha önce böyle raporlara yer verdik ama bu şimdiye kadar gördüğümüz en ağır durum raporu denebilir bence. En zengin ülkelerin sera gazı salımlarını azaltmak için gereken tedbirleri zamanında almadığı, bu gecikme nedeniyle çok daha hızlı hareket etmek ve daha yüksek hedefler belirlemek gerektiği ifade ediliyor. Daha ne söylenebilir bilmiyorum?

En zengin 20 ülkenin 15’i sera gazı salımlarını sıfıra düşüreceği tarihi belirlemiş değil. Uzmanlar dünyada canlı yaşamını tehlikeye atabilecek şiddette bir iklim değişikliğini önlemek için sıcaklık artışının bu yüzyıl sonunda 1,5 dereceyi aşmaması gerektiğini söylüyor. Petrol, kömür, gaz gibi fosil yakıt tüketimi ve endüstriyel ve hayvancılık tarımı başta olmak üzere tarımsal/endüstriyel faaliyetler sonucu atmosferde karbondioksit ve eşdeğer sera gazlarının, yani metan, azot oksit gibi gazların artmasıyla meydana gelen küresel ısıtma, iklim değişikliğine, hatta iklim krizine neden oluyor.

Karbon dioksit artışı rekor düzeyde, Paris Anlaşması’nda belirlenmiş hedeflere ulaşılsa bile aradaki açığın kapatılamayacağını söylüyor rapor. Çok net, açık, “acımasız” bir rapor bu, ama böyle işte: gerçekler böyle, veriler böyle – değiştiremeyiz yani. Raporda “Küresel sera gazı artışını engellemek konusunda ülkeler bütün olarak sınıfta kaldı” diyor. Çok açık söylemişler, karbon emisyonunun çok daha fazla ve çok daha hızlı azaltılması gerekiyor, oysa WMO verilerine göre atmosferdeki karbon dioksit ve diğer sera gazları yoğunluğu 2018’de son 10 yıl ortalamasının üzerinde seyretti – biraz önce de söylediğimiz gibi. Azalma olmadığı gibi hızlanma var ve Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) diye adlandırılan dünyanın en büyük bilimsel heyeti geçen yılki toplantısında bu yüzyıl sonuna kadar 1,5 dereceyi aşarsa insanların, bitkilerin ve hayvanların yaşamının ve bir bütün olarak da dünyanın muazzam zarar göreceği uyarısında bulunmuştu zaten.

Bu yılki raporsa sıcaklık artışını 1,5 derecede tutmak için karbon emisyonu salımının önümüzdeki 10 yıl boyunca yılda yüzde 7,6 düzeyinde azaltılması gerektiğini vurguluyor! Bunu yapan hiçbir ülke yok dünyada! Ve, azaltmak şöyle dursun arttırıyorlar! Türkiye de dahil hepsinde büyük bir artış var. UNEP’in direktörü Inger Andersen “İklim değişikliği konusunda zamanında yeterli çaba gösterilmediği için, ayak sürüdüğümüz için, gelecek 10 yıl içinde yılda yüzde 7,5 gibi çok daha büyük oranda kesinti yapılması gerekiyor” demiş.

Özellikle zengin ülkelerin rolüne dikkat çekiliyor burada: en zengin 20 ülke dünyadaki sera gazı salımlarının yüzde 78’inden (yani neredeyse yüzde 80’inden) sorumlu! Sadece 20 ülke –G20 ülkeleri deniyor bunlara ve aralarında Türkiye de var – ağır sorumluluk taşıyorlar. Farklı derecede sorumluluk değerlendirmesi var tabii: ABD, Avustralya, Brezilya, Japonya, Kanada, Güney Kore ve Güney Afrika özellikle sorumlu gösterilmiş: mevcut hedeflerine ulaşmak için onların çok daha ciddi önlemler almaları gerekiyor.

Türkiye konusunda da şöyle deniyor UNEP’in raporunda: “Türkiye, Hindistan ve Rusya sera gazı salımlarını azaltmak için belirledikleri hedefleri yüzde 15 aştılar ve başarı kaydettiler”. Ama bakalım bu neden kaynaklanıyor? Aldatıcı olabilir demeye getriyorlar. Tebrik etmek için çok erken, çünkü  asıl sebep, baştaki hedeflerin düşük tutulmuş olması. Yani orada da bir çeşit aldatmaca olduğunu söyleyebiliriz. Raporu hazırlayanlar söylememişler ama biz bunu söyleyebiliriz herhalde.

Belirlenen hedefe uyan, yani hedefleri hem doğru hesaplayan hem de bunlara uyan sadece 3 birim varmış: AB ülkeleri, Çin, bir de Meksika. Bunların belirlenen hedeflere uydukları belirtiliyor. “Tek tek ülkelerin sera gazı salımlarını azaltma hedeflerini yükseltmemesi halinde tehlike 2030’da gerçekleşecek” diyor rapor. Yani Paris Anlaşması’nda belirlenmiş, asla aşılmaması gerektiği söylenen 1,5 derecelik tavan 10 yıl içinde aşılmış olacak! 2030’da, yüzyıl sonuna daha varmadan 3,2 derecelik rekor bir artışla dünyanın cayır cayır yanacağı, kuraklık, sel ve fırtınalardan mahvolma tehlikesinin başgöstereceği söyleniyor.

En büyük adımların enerji sektöründe atılması gerekiyor, Guardian gazetesi, bir ay kadar önce iklim araştırmaları kuruluşlarının verilerine dayanarak küresel karbon salımlarının en az 1/3’ünden sadece 20 petrol şirketinin sorumlu olduğunu yazmıştı. Bu şirketlerin bir kısmı özel, bir kısmı devletlerin. İlk 3 sırada da S.Arabistan petrol şirketi Aramco, Amerikan enerji devi özel Chevron şirketi ve Rus devi Gazprom yer alıyor. Tehlikeyi bertaraf etmek için gereken değişiklikleri yapmak için 2020 ile 2050 arasındaki 30 yılda 3,8 trilyon dolar harcanması gerektiği belirtiliyor! Milyar değil trilyon – dikkat çekerim!

Özetle, BM raporu bu adımları atmak için zaman kalmadığına, zamanın şimdi olduğuna dikkat çekiyor. Bu konuların 2 Aralık’ta başlayıp 13 Aralık’a kadar devam etmesi beklenen iklim zirvesinde (COP 25) ele alınması bekleniyor. COP 25 normal olarak Şili’de yapılacaktı ama büyük bir toplumsal isyan dalgası çıktı ve insanlar sokağa döküldü. Bunun üzerine devlet başkanı Piñera’nın keyfî bir kararıyla alelacele iptal edilen ve İspanyol hükümetinin müdahalesiyle alelacele Madrit’e alınan iklim zirvesinde bunların ayrıntılı olarak tartışılması bekleniyor. Yani çok ürkütücü bu BM raporu: küresel sıcaklıklar 3,2 dereceye kadar çıkabilirmiş.

CT: Kaç dediniz?

ÖM: 3,2 derece. Ama kötümser senaryoya göre daha da yukarı çıkmasının mümkün olacağı bilimsel raporlara, verilere dayanarak belirtiliyor. İklim krizinin en korkunç sonuçlarından kurtulabilmek için şimdiye kadar görülmemiş emisyon (yani salım) kısıtlamalarına gidilmesi gerektiği açıkça belirtiliyor.

Buna ilişkin bir başka yeni rapor daha var: “Yıllık Emisyon Açığı” (“Emissions Gap”) raporu. BM’nin çevre programı UNEP tarafından verilmiş bir rapor bu da. Çok ciddi uyarılar içeriyor: Paris iklim anlaşmasında öngörülen taahhütlerin tutulması için son çağrı gibi birşey bu: Dünya liderlerine de şunu söylüyoruz diyorlar: fosil yakıt endüstrisine, fosil yakıtların derhal azaltılması için son çağrı olduğu ilk defa bu netlikte söyleniyor. İklim adaleti için uğraşan 350 org kuruluşunun yöneticisi May Boeve raparlar üzerine çıkan deklarasyonda diyor ki :

“Dünya liderlerine şunu söylüyoruz, şu an fosil yakıt endüstrisini durdurmanın zamanı, genişlemesinin yolu yok, tek bir yeni maden bile açılamaz, tek bir yeni kömür ya da başka bir fosil yakıt madeni açılamaz, tek bir yeni petrol ya da doğal gaz boru hattı kurulamaz!”

Halbuki Çin ile Rusya bu projelere asıl şimdi girişiyorlar. “Sibirya’nın Gücü” gibi en pahalı gaz boru hattı yatırımları BM iklim zirvesiyle aynı gün açılıyor!

CT: Evet!
ÖM: “Yeni tek bir petrol kuyusu bile okyanusların dibinde açılamaz” diyor May Boeve. Gayet açıkça şöyle devam ediyor çevreci kuruluşun raporu da: “Böyle azar azar, gıdım gıdım yükselecek tedbirlerin yeterli olamayacağı apaçık –  yeterli olmayacak ve hızlı, dönüşsel, adeta devrimci bir dönüşüme ihtiyaç var.” Böyle diyor rapor. Açıkça söylemiş yani:

“1) enerjimizin,

2) yiyecek sistemimizin ve

3) diğer maddi müşevviklerle yürütülen hizmetlerin nasıl yürütüleceği değişmeli…

Bütün bunların hepsinin derinlemesine değişmesi gerekiyor. Dünyadaki yaşama biçimimizi – düşünme biçimimiz de buna dahil tabii – değiştirmemiz gerekiyor. Hem hükümetler hem iş yerleri yani sanayi ve ticaret merkezleri hem de piyasalar buna ayak uydurmak zorundalar.”

Yani bu çok acayip bir şey: BM raporu “Şu anda harekete geçmemiz gerekiyor, yeterince ayak sürüdük, safsakladık ve tam hareket geçmenin zamanı, çok tehlikeli zamanlardayız, sıcaklık ortalaması 3 dereceyi aşabilir” diyor. WMO’nun raporu da ortada, hepsi ortada.

Bütün raporların uyarısı aynı aslında: “Ölümcül ve felakete yol açacak sıcak dalgaları, fırtınalar ve kirlenmeye gidiyor dünya” diyorlar.

Bunlar, şimdiye kadar neredeyse 22 yılı aşkın zamandır yaptığımız yayınlar içinde yer verdiğimiz belki de en önemli raporlar – resmî düzeyde çıkarılan ve yayınlanan raporlardan bahsediyoruz. Zaten bir rapor açıkça gayretlerin 5 kat arttırılması gerektiğini, yüzde 500’lük bir artış gerektiğini söylüyor? Petrol, kömür, gaza her yıl yüzde 7’nin üzerinde salım kesintisi yapılmasının şart olduğunu!…

350.org’un bir basın açıklaması var bu 3 büyük rapor hakkında: Başlığı: “Bilim haykırıyor!” (‘The Science is Screaming’). Şöyle diyor mesela: “Ne cüretle bunları gözden kaçırırırsınız?” diye soruyor, Greta’nın BM’de dünya liderlerine hitaben yaptığı çarpıcı konuşmayı da anımsatarak.

Bu 3 rapor “iklim çöküşünün, yıkılışının korkunç durumunu açıkça ortaya koyuyor” diyor 350.org’un açıklamasında. Ve devam ediyor: “Çözümler de orada olduğu halde, yani Paris anlaşmasındaki hedefleri tutturma halinde çözüm pekala mümkün olduğu halde bu korkunç iklim durumuna geldiğimize ilişkin 3 rapor var elimizde.”

Birincisi – işte biraz önce sözünü ettiğimiz – 26 Kasım 2019 tarihli emisyon açığı raporu. Salım açığı da diyebiliriz (“emissions gap”). Bu da dünyada sıcaklığı 3,2 derece artışına götürüyor. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu G20 ülkelerinin de bütün emisyonların yüzde 78’inden sorumlu olduğu ortaya konuyor! Artık lamı cimi kalmadı yani.

İkincisi, Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) raporu. O da 25 Kasım 2019’da yayınlandı. Yani iklimi ısıtan sera gazlarının – azaltmayı bıraktık – hiçbir yavaşlama bile olmadan yüksek bir rekora çıktığını gösteriyor. Bütün taahhütlere rağmen kırılıyor rekor, yani hiçbir taahhüt tutulmuyor Paris anlaşmasındaki. Türkiye gibi anlaşmayı daha meclisinden geçirip onaylamayan ülkeler bile var.

CT: Evet.

ÖM: Üçüncüsü de üretim açığı raporu (“Production Gap Report”). 20 Kasım 2019’da yayımlanmış olan bir büyük rapor. Bu da 2030’da, yani sadece 10 yıl içinde, dünyada yüzde 50 daha fazla fosil yakıt üretileceğini gösteriyor. Yani, her şeye meydan okuyarak, bilime, akıl, sağduyu, rasyonel düşünce, ne varsa, hatta vicdan da varsa hepsine aykırı olarak, şirketlerin yüzde 50 daha fazla fosil yakıt üreteceğini söylüyor. Özetlersek, sadece bir avuç şirketin kâr hırsı yüzünden milyarlarca insanı ya da iki yüze yakın ülkenin halklarını mahva sürüklemesinden bahsediyoruz! 10 yıl içinde yüzde 50 daha fazla fosil yakıt üretilecek ve böylece dünya sıcaklığındaki artışı 2 derecenin altında tutmanın imkânı kalmayacak. 1,5 dereceyi aşması ise yüzde 120 ihtimal oluyor. Yani, içinden çıkılması imkânsız bir şeye, bir “devrilme noktası”na – ya da “bardağı taşıran damla” durumuna (“tiping point”) – gidilecek diyor rapor.

CT: Tekrar edebilir miyiz?

ÖM: Özetlersek, birinci rapor emisyon açığı raporu, 26 Kasım 2019 tarihli. Ağırlıkla G20 ülkelerini suçluyor. Yüzyıl içinde dünya 3,2 sıcaklık artışı görecek diyor.

İkinci rapor BM’nin uzmanlık kuruluşu WTO’nun 25 Kasım 2019 tarihli raporu. “Hiçbir konsantrasyonda azalma yok, iklimi ısıtan sera gazlarında rekor var ve azalmak şöyle dursun, yavaşlamıyor bile!” diyor.

Üç, gene BM’nin “Üretim Açığı” (“Production Gap”) raporu. 20 Kasım’da yayınlanmıştı bu da. Dünyayı 2 derecelik sıcaklık artışı tavanının altında tutabilmek için gerekli olandan yüzde 50 daha fazla fosil yakıt üretileceğini öngörüyor – sadece 30 yıl içinde! Tutarlı değil yani. Paris’te belirlenen hedefleri tutturmak imkânsız, 2 derecenin altında kalma hedefini tutturmak bile imkânsız görünüyor. Paris anlaşmasının iyimser hedefi 1,5 derece, onu tutturabilmesinin yüzde 120 açığını bulmuş, yani şyüzde 120 daha fazla oranda tutturamayacağı anlaşılıyor.

“Bu 3 rapor artık bir uyarı değil” diyor May Boeve. Kendisi uluslararası iklimle mücadele kuruluşu 350.org’un yöneticisi. Ve şöyle devam ediyor:

“Bu artık bir uyarı değil, şu anda iklim yıkımının gündelik hayatımızdaki etkilerini görüyoruz. Kongo’da, Kaliforniya’da ve Avustralya’da muazzam yangınlar var, aynı zamanda başka yerlerde de, Avrupa’nın dört bir tarafında da, işte Fransa’da, İtalya’da, Yunanistan’da gördüğümüz seller var, sular seller götürüyor her tarafı, bu artık gündelik hayatımız oldu.”

“Hani yanlış anlaşılmasın, bu 3 rapor öyle sıradan bir grup meraklı bilim insanının filan yaptığı bir şey değil” demeye getiriyor. Bunu açıkça söylememiş ama şunu belirtiyor net olarak:

“Bunlar bilimsel olarak hakemli yayınlarda defalarca kontrol edilmiş, son derece ciddi şekilde araştırılmış raporlar. Bilim haykırıyor artık. Dünya liderlerine söylüyoruz: fosil yakıt endüstrisinin genişlemesinin derhal durdurulması gerekiyor. Hiçbir yeni maden açılmayacak, kömür çıkarma yapılamayacak…”

Oysa, bakalım, Türkiye’de kaç tane kömür yakıtıyla termik santral yapılıyor? Hesabı 80’e yakın, aslında mevcut olanlar arasında artık miadını doldurmuş olanların, kapatılmaları gerekenlerin bile ömürlerinin uzatılması kararı alınıyor ve üstelik filtresiz olarak çalışıyorlar. Oysa mesele filtre meselesi bile değil artık.

“Hiçbir yeni boru hattı açılamaz” diyor 350.org.  Oysa bakıyoruz: Sibirya üzerinden 2 yeni petrol boru hattı açılmak üzere, biri rekor maliyetli….Çin – Rusya anlaşmışlar. İklim zirvesi açılırken onlar da 2’li zirve yapıp açacaklar bunu. Ayrıca bir de Türk Akımı2 projesi var Rusya – Türkiye arasında – onun da resmî açılışı yeni yılın başında yapılacak. Avrupa’ya da o hattan gaz sevkiyatı yapılacak.

Okyanuslarda artık petrol sondaj kuyusu açılmayacak, açılamaz BM raporlarına göre. Oysa bütün ülkeler, ABD, Rusya, Norveç vb eriyen buzların altında kuzey kutbunda aramalara girişiyorlar, geniş ölçüde. BM raporlarında derhal sürdürülebilir, yenilenebilir enerji sistemlerine geçmek zorunluluğu belirtiliyor ama gidişat bunun tam tersi yönde.

Ayrıca, çok önemli bir nokta ilave edelim: Yenilenebilir enerjide muazzam bir ucuzlama var – araştırma ve raporlar onu gösteriyor, özellikle güneşte. Ayrıca rüzgârda dünyanın ihtiyacının 5 kat üstünde enerji sağlanabileceği de hesaplandı. Guardian’da geçen ay öyle bir rapor haberini de okuduk: eğer sığ sularda, “offshore” denilen yerlerde rüzgâr türbinleri çiftlikleri kurulursa adeta devrimci bir sonuç elde edilebiliyor. Dolayısıyla da iklim aktivistleri ve ilgili kuruluşlar şöyle bağlıyorlar bildirilerini:

“COP 25 için Madrit’te toplanan hükümetlere bütün gelecek nesillerin gözleri sizin üzerinizde diyoruz. Dünya artık iklim yıkımı gerçekliğine uyanmış durumda, iklim değişikliğinin önünde duranlara biz de şunu söylüyoruz : Ne cüretle yapabilirsiniz bunu!”

Evet, iklim felaketini tek önleme imkânı da budur.

Biz de naçizane söyleyelim: Dünyanın bu en önemli konuları hakkındaki bilgileri BBC’den, BBC’nin hem İngilizce hem de Türkçe yayınlarından, Washington Post’tan, Guardian’dan derleyip toparlamaya çalıştık. Gözümüze uyku girmiyor ama bunlarla uğraşıyoruz, bir de Common Dreams’den aldığımız pek çok siteden ve gazetelerden baktık, öğrenmeye çalıştık. Bizzat BM çevre programı UNEP’in sitesine de girip baktık. “Yönetici Özeti” (“Executive Summary”) dedikleri metni de okuduk ve durumu özetlemeye çalıştık.

Greenpeace UK yani Greenpeace Britanya’nın başkanı John Sauven da – Açık Radyo’da dün günün sözüydü – iklimi mahveden sera gazları yoğunluğunun rekor kırdığını, azalma şöyle dursun yavaşlama bile göstermediğini belirten son raporu şöyle anlatmıştı:

“Karbon dioksit yoğunluğuna ilişkin bu rakamın gerçek dünyanın kıyamet saatine en yakın şey olduğunu söyleyelim. Bizi gece yarısı 12’ye doğru hızla itiyor arkamızdan.”

Yani Açık Gazete’nin naçiz elemanları olarak bu uyarıları dinleyicilerimize aktarmamız bir görev.

“Yale Environment 360” internet dergisinde de Bill McKibben şunu söylemişti:

“İklim değişikliği pek çok anlama geliyor: birincisi, etik/ahlaki mesele; ikincisi nesiller arası bir adalet sorunu, çocukları ve torunlara ne diyeceğimiz; üçüncüsü büyük bir ekonomik sorun getiriyor ve şimdi de dördüncü olarak günlük ve dehşet verici bir gerçeklikle karşı karşıyayız.”

CT: Şöyle bir durum da söz konusu, biraz önce bahsettiniz, küresel iklim krizinin başlıca sebebi olan bir avuç şirketin başında gelen Suudi Aramco’nun bile bazı faaliyetlerinin iklim krizi nedeniyle durma noktasına gelebileceğine dair bir açıklama yapıldı. Daha doğrusu bir araştırma yapılmış. Paris merkezli danışmanlık şirketi Calender’in hazırladığı rapor, deniz seviyesindeki yükselişin Aramco için büyük bir tehdit oluşturduğunu, bazı tesislerinin sular altında kalmasına yol açabileceğini ve şirketin faaliyet göstermesinin zorlaşacağını söylemiş. Yani bu krize neden olan şirketler dahi bu krizden doğrudan etkilenecek kurumlar ve yapılar arasında…

ÖM: Evet. Dünyanın sonundan bahsediyoruz yani, yapılacak bir şey yok. Öte yandan da Deutsche Welle’den bir haber: Rusya’nın doğalgazını Çin’e taşıyacak olan boru hattı 2 Aralık’ta, yani tam da bugünlerde devreye giriyor. BM’nin kıyamet raporları, 3 raporu birden gelirken ve en önemli iklim zirvesi olan COP 25 toplanırken aynı tarihlerde, 2 Aralık’ta yeni petrol boru hattı devreye sokuluyor “Sibirya’nın Gücü” adını taşıyor, adı da çok hoş değil mi: Sibirya’nın Gücü! 50 milyar Euro’yla Rusya’nın bugüne kadarki en maliyetli boru hattı projesiymiş! Deutsche Welle Türkçe’den okuyabiliriz: Kremlin’den yapılan açıklamaya göre Rus doğalgazını Çin’e taşıyacak olan Sibirya’nın Gücü isimli petrol boru hattının açılışında Rusya lideri Vladimir Putin’le Çin devlet başkanı Xi Jinping’in video konferans yoluyla yer almaları bekleniyormuş. Bravo! Ben de video konferans yoluyla alkışlıyorum onları!

CT: Öyle oluyor.

ÖM: Duyuyor musun?

CT: Evet.

ÖM: Devlete ait Rus Gazprom, küresel iklim krizinin en önemli 10 sorumlu şirketinden bir tanesi işte yeryüzünde bütün kuşakları mahveden, canlıları bitiren, bitkisini bitirenlerden bir Şirketin Sibirya’nın Gücü adlı dev projesi 50 milyar Euro’ya mal olmuş. Kuzey Akım 2 adlı gaz projesinin maliyetinin yaklaşık 5 katıymış. Bu da Baltık denizi üzerinden gazı Avrupa’ya taşıyacak. Bu da yıl sonunda açıklanması planlanıyor. O da İklim zirvesine denk gelir inşallah. Alay eder gibi. Bir yandan BM’nin bütün raporları var, bir yandan da bunlar açıklanıyor, Sibirya’nın Gücü, Kuzey Akım 2. Evet, bu iki doğalgaz hattına ek olarak bir tane daha var: Türk Akımı! Türk Akımı projesini de 2020 yılının başında hayata geçirmeyi hedefliyor. Bizimle dalga mı geçiyorlar?

CT: Dalga geçiyorlar, sizinle değil sadece, diğer canlı türleriyle de dalga geçiyorlar. Dünyanın bütün kurumlarıyla dalga geçiyorlar.

ÖM: BM’yle de dalga geçiyorlar.

CT: Ama asıl dalga geçenler, bence bu haberleri duyduktan sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eden herkes.

ÖM: Bu haberleri veren medya mı var ki? Mesela “Birçok önemli haber varken neden bununla açıyorsunuz programı ve yarım saat 40 dakikadan beri sadece bundan bahsediyorsunuz?!” diyebilecek olanlara da şunları söyleyebiliriz. Türk Akımı projesi 2020 yılı başında hayata geçirilecekmiş. Karadeniz’den geçen boru hattı Kırklareli’nin Kıyıköy ilçesindeki dağıtım noktasına ulaşıyormuş. Bak ne güzel! Rusya’dan gelen doğalgaz buradan nereye ulaşacakmış peki? İki yere birden Can: bir tanesi hem Türkiye’ye geliyor hem de Avrupa’ya. Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov’un açıklamasına göre Ocak’ın ilk 10 gününde yapılması planlanan Türk Akımı projesinin açılışına katılmak üzere Putin geliyormuş! Sevindin değil mi? Putin Türkiye’yi ziyaret edecekmiş. Çin’e yılda 38 milyar metreküp gaz akıtacakmış Sibirya’nın Gücü, en büyük petrol boru hattı projelerinden biri. Yani tamamen dalga geçiyorlar – bir kâbustan bahsediyoruz aslında, korkutucu bir şeyden!

CT: Dalga geçiyorlar gerçekten, 2100 tarihi nedir? Yani şu anda çocuğunuz olsa ve o çocuğunuzun çocuğunun görebileceği bir tarih, hatta çocuğunuzun kendisinin bile belki görebileceği bir tarih, yani hayatının son evrelerinde görebileceği bir tarih. Diğer taraftan torunlarınızın içinde bulunacağı bir tarihten bahsediyoruz 2100 denildiği zaman ve bununla alakalı herhangi bir şey yapmıyorsunuz. Bilim insanları net bir şekilde 2100 yılına gelindiği zaman iyimser rakamlarla 3,2 derecelik bir artıştan bahsediliyor. 3,2 derecelik bir artış dünyanın ölümü demek iyimser rakamlarla, kötümser rakamlarla daha da fena. Her iki durumda da bu dünyanın tamamen içinde bulunan canlılarla beraber ölümü demek. Tekrardan başlar dünya, orada bir problem yok ama kendi elimizle yok edeceğimiz ve bizden sonra gelecek olan kuşakların tamamen ipini çektiğimiz, altındaki sandalyeye tekme attığımız bir zaman diliminden geçiyoruz.

ÖM: Çocuklar ve torunlar “Sen ne yapıyordun?” demezler mi? 2100’ü bekleyecek değiliz tabii, 2030’da da korkunç felaketler olacak.

CT: Evet.

ÖM: Ama biz diyeceğiz ki “Sibirya’nın Gücü vardı, Türk Akımı vardı, Çin’e 38 milyar metreküp gaz vardı!…” Böyle mi diyeceğiz? Ne yapacağız? Çok korkunç aslında!

CT: Hiçbir şey yapmayacağız, Hürriyet gazetesini açacağız ve ondan sonra okumaya devam edeceğiz “Acun beni denizde uçurdu!” Her neyse bundan bahseden çok fazla gazete yok, çok fazla haber yok doğrudan içinde bulunduğumuz gezegenin varoluşuyla alâkalı.

ÖM: Ama biz mücadele edeceğiz, çocukların, bugünkü kuşağın geleceklerini kurtarmaları için ve hesap sormaları için de – “bu ne cüret!” diye hesap soran çocukların, Greta Avrupa’ya varmak üzere, birkaç haftası daha var aslında, iklim zirvesine yelkenliyle gidiyor, katamaranla, ama onun izindeki pek çok çocuk da – dünyadan da, Türkiye’den de – hepsi mücadele halindeler… Biz de onların bu çabalarını size giderek artan bir gayretle nakletmeye devam edeceğiz…

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Nereye Doğru: Cengiz Aktar’la Geleceğe Bakışlar

nereyedogru20191127

Nereye Doğru kayıt arşivi

09.30 – 10:00 50. Yılında 68 Devrimi (Açık Gazete’de yeni köşe) / Tarih Vakfı’nın katkılarıyla.

30. yılını bir sergi, 40. yılını ise 6 dakika 8 saniyelik bir dizi program ile andığımız 68’in, 50. yaşını de es geçmiyoruz. Tarih Vakfı’nın katkılarıyla 68 Devrimini enine boyuna konuşuyoruz.

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Açık Yeşil /Ümit Şahin ve Ömer Madra / Hayatın, politikanın ve sokağın çevre ekoloji gündemi

acikyesil20191127

Açık Yeşil kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Metropolitika / Aysim Türkmen, Korhan Gümüş ve ve Murat Güvenç / Kent ve kentlilik üzerine tartışmalar

metropolitika20191127

Metropolitika kayıt arşivi

12:00 – 12:55 Midday Blues / Gün ortasında müzik arası / Ahmet Uncu

Coğrafyalardan ve türlerden bağımsız “günortası müzikleri” programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Tuna’nın Beri Yanı / Muammer Ketencoğlu / Balkan ağırlıklı etnik müzik

Kadınlar söylüyor

muammerketencoglu.com/

tunaninberiyani.blogspot.com/

facebook.com/ketencoglumuammer

facebook.com/muammerketencoğlu

***

14:00 – 14:30 Türlerin Yaşam Hakkı / Işıl Karaelmas / Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey

turlerinyasamhakki27.11.2019

zz4

“Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey” şiarıyla yola çıkan program; Türkiye ve dünyadaki hayvan hakları gündeminden, etik veganlık anlayışına; hayvansal ürünleri tüketmeyi bırakmaktan, sokak hayvanlarına yardım etmeye kadar faydalı insan yaklaşımları ve pratikleri üzerine.

twitter.com.türlerin.yaşam.hakkı 

pictosee.com/turlerinyasamhakki/

***

94.9 Açık Radyo – Türlerin Yaşam Hakkı

Hazırlayan ve sunan: Işıl Karaelmas
İnek sütü; süt endüstrisi hakkında bilinmeyenler
***
zz11

Bugün (27 Kasım Çarşamba) en fazla tüketilen hayvansal ürünü, inek sütünü konuşuyoruz. . 🐄Süt endüstrisindeki bir ineğin hayatı nasıl? 🐄Yeni doğan yavrulara ne oluyor? 🐄Süt miktarını arttırmak için yapılanlar . Saat 14.00’te 94.9 Açık Radyo’da. . Görsel: onegreenplanet.org . #dairy #süt #milk #dairycow #veal #vegan #veganism

14:30 – 15:30 Alla Turca / Ali Pınar ve Ersin Antep / Türkiye’den klâsik müzik yorumcuları ve bestakârları

www.facebook.com/alla.turca.5

instagram.com/allaturca2001/

***

zz13

BESTECİ VE ORKESTRA ŞEFİ OĞUZHAN BALCI; ALLA TURCA’DA…

zz14

Ali Pınar ve Ersin Antep’in hazırlayıp sunduğu Alla Turca’ya bu Çarşamba, Besteci, Orkestra Şefi ve Akademisyen Oğuzhan Balcı konuk olacak. Son dönemde sanatçılar ve orkestralarca sıkça eserleri seslendirilen, Orkestra İstanbul başta olmak üzere idaresinde gerçekleşen senfonik konserlerle göz dolduran Oğuzhan Balcı ile besteciliği üzerine sohbet edeceğiz. Oğuzhan Balcı’nın yönettiği Orkestra İstanbul’un “Yol” adlı eserinin, Keman Sanatçısı Cihat Aşkın’ın solistliğinde Keman Konçertosu’nun bir bölümünün seslendirisi yanında Açık Radyo dinleyicilerine bir sürpriz olarak; Devrim Erbil’in tablosu üzerine bestelediği ve Keman Sanatçısı Rüstem Mustafa ile Piyanist Gökhan Aybulus’un seslendirdiği “Samatya’da Bir Akşamüstü” adlı eserini dinleyeceğiz. Alla Turca; Çarşamba saat 14.30’dan itibaren 94.9 Açık Radyo’da… (instagram ve twitter: @allaturca2001 /
facebook grubu: Alla Turca /
e-posta: allaturca@acikradyo.com.tr)

#OğuzhanBalcı @ogzhnbalci
@muzikbilim @alipinarofficial @cihataskin @acikradyo @gokhanay1 @rustus_mustus #ersinantep #AliPınar #94.9Açık Radyo #AçıkRadyo #AcikRadyo #AllaTurca #Yol #SamatyadaBirAkşamüstü #keman #piyano #violin #piano #klasik #konçerto #CihatAşkın #radyo #klasikmüzik #classicalmusic #radio #Türkiye #Turkey #Orkestraİstanbul #orkestra #orchestra

15:30 – 16:30 Altın Saatler / Nuray Aydınoğlu, Elvan Cantekin, Argun Yum ve Gürhan Ertür / 17 Ağustos’u unutma

altinsaatler20191127

Altın Saatler kayıt arşivi

16:30 – 17:00 Sudan Gelen (15 Günde 1) / Suya doğanın, bilimin, sanatın, edebiyatın içinden bakmak / Hazırlayan: Akgün İlhan

sudangelen20191127

Hayat suyun varlığıyla başladı ve onunla devam ediyor. Hayatın sonunu ise suyun yokluğu getirecek. Yaşadığımız gezegende içinde su bulunmayan, sudan gelip suya karışmayan hiçbir şey yok. Suyun yaşamın başlangıcı olduğunu, her varlık için vazgeçilmezliğini ve yeri dolduramazlığını vurgulamak hiç bu kadar önemli olmamıştı. İşte bu yüzden sudan gelen hikâyelerle insanlığın doğayla ve kendiyle olan ilişkisini anlatmak için tasarlandı Sudan Gelen. Parçası olduğumuz doğayla nasıl bir ilişki içindeyiz? Doğaya nasıl bakıp, ona nasıl davranıyoruz? Kendimizi doğanın neresinde konumlandırıyoruz? Biz insanlar kimiz, nasıl canlılarız? İnsanlık için nasıl bir gelecek hayal ediyoruz? Bu Can alıcı sorulara cevap ararken doğanın en temel bileşeni ve bedenimizin yüzde %60’ını oluşturan suyla ilişkimize baktıkça kendimizi de daha iyi tanıyacağız.

Sudan Gelen facebook sayfası

***

Suyumuz kuruyor: Akgün İlhan’ın hazırlayıp sunduğu Sudan Gelen’de yarın saat 16.30’da yazar ve psikolog Hande Aydın ile doğayla olan ilişkimizi 2017 yılı basımı kitabı Kuru Su üzerinden konuşacağız. Sohbetimize herkesi bekleriz. Saat 16.30’da 94.9 FM bandında ya da http://acikradyo.com.tr/stream/index.html adresinde görüşmek üzere! Açık Radyo

Görüntünün olası içeriği: yazı
***

Akgün İlhan’ın hazırlayıp sunduğu Sudan Gelen’e konuk olan yazar ve psikolog Hande Aydın suyla ve doğayla olan ilişkimizi 2017 yılı basımı kitabı Kuru Su üzerinden anlattı. Kaçıranlar programın kaydını buyursun buradan dinlesin: http://acikradyo.com.tr/podcast/220715 Açık Radyo #KuruSu

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar ve ayakkabılar

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Açık Radyo kurucularından, programcı dostumuz Atilla Aksoy’u yakın zaman önce kaybettik. Dünyanın Cazı programının ilk programcısı Aksoy’un 2004 yılında bu çerçevede hazırlayıp sunduğu programları 13 yılın ardından Çarşamba günleri 17.00’de tekrar yayınlıyoruz.

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20191127

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 27 Kasım 2019

27 Kasım 2019
Fotoğraf: Birgün

İngiltereli indie rock grubu Coldplay, çıkacak yeni albüm tanıtımını seyircisiz olarak vereceği, ayrıca çevre kaygıları nedeniyle, albüm için dünya turnesine çıkmayacağını da duyurdu.

 Business Green’den Madeleine Cuff’ın haberine göre, İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, İngiltere’nin sanayi sektörünü canlandıracak ve ülkenin 2030 yılında sıfır karbon bir enerji sistemine ulaşmasını sağlayacak yeşil bir sanayi devrimi yaratacağı sözünü verdi. Corbyn, İngiltere’de görmezden gelinen topluluklar adına, kamu hizmetlerini artırarak ve temiz büyümenin öncüsü olarak “gerçek değişimi” yaratacağını söyledi. Corbyn büyük çoğunluğu petrol ve doğalgaz şirketlerinden sağlanacak vergilerle yeşil enerjiye ve elektrikli otomobillere milyarlar yatırma taahhüdünde bulundu. Corbyn ayrıca, 11 milyar euroluk verginin petrol ve doğalgaz şirketlerinin tarih boyunca sorumlu olduğu emisyonlar kapsamında alınacağını söyledi. “İklim krizi hızlı bir eylem gerektiriyor. Ancak iklim acil eyleminin sorumluluğunu halka veya enerji sektöründeki işçilere yüklemek doğru değil. Dolayısıyla bir İşçi Partisi hükümeti, gezegenimizi ısıtan fosil yakıt şirketlerinin bu sorumluluğu üstleneceğinin ve sorumlu oldukları parayı Adil Dönüşüm vergisi kapsamında ödeyeceklerinin güvencesini sağlayacak” dedi. Parti manifestosunda, fosil yakıt şirketlerine karşı aşırı önlemler alınacağı taahhüdü Londra Borsası’nda “iklim kriziyle mücadeleye katkı sağlayamayan şirketlerin” listeden çıkarılmasıyla sağlanacağı belirtiliyor.

Katolik Kilisesi ruhani lideri Papa Francis, İkinci Dünya Savaşı sonrasında atom bombasıyla vurulan Nagazaki ve Hiroşima kentlerini ziyaret etti. Francis, dünya liderlerinden sahte bir güvenlik hissi sunduğunu söylediği nükleer silah stoğunu durdurmalarını talep etti. Francis konuşmasında “Nükleer silahları olmayan bir dünyanın mümkün ve gerekli olduğuna inandığım için, siyasi liderlerden bu silahların bizi şu anki tehditlerden koruyamayacaklarını ulusal ve uluslararası güvenliğe karşı koruyamayacaklarını unutmamalarını istiyorum” ifadelerini kullandı. Francis, “Savaş amacıyla nükleer enerji kullanımı, bir etik suçu ve ihlali. Savaş için modern bir silah geliştirilirken barıştan nasıl söz edilebilir? Gerçek barış, yalnızca silah olmadan sağlanabilir” dedi.

Gümüşhane’nin Taşköprü Yaylası’nda “define” iddiası üzerine yasal izin alınarak yapılan kazı sonucu yok olan ve “eski haline dönüştürülecek” iddiasıyla su takviye edilen Dipsiz Göl’de inceleme yapan Jeomorfoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Turoğlu, “Kazıldıktan sonra gölün dengesi bozuldu. Gelip bu yeni yapılan çanağa suyu doldurursanız ancak havuz olur” dedi. Prof. Dr. Hüseyin Turoğlu, Dipsiz Göl çevresinden yaptıkları incelemeler ve topladıkları taş ve toprak gibi numuneler üzerinde çalışmalarının sürdüğünü belirtti. Ayrıca Turoğlu, gölün eski haline dönüştürülmesi çalışmalarını da yakından takip ettiklerini söyledi. Turoğlu, “Bu gölün oluşumuyla ilgili bazı kaynaklarda ‘çökme gölü’, ‘karstik dolin’ olduğu söyleniyor. Bu doğru değil. Çünkü çevrede hiç kireç taşı yok. Bunların yerinde gelip gözlemlenmesi, çalışılması, incelenmesi ve ondan sonra bu konuda görüş bildirilmesi gerekir. Biz bunu yapmaya, delillere dayanarak, gözlemlerimizin sonucunu tartışarak değerlendirmeye ve bir şeyler söylemeye çalışıyoruz” dedi. Turoğlu, “Karlar eriyerek bu çukurlukta birikiyordu. Gölün zemininde ana kaya kırıntılarının oluşturduğu bir örtü malzeme var. Bu nedenle su, kısmen hareket edebilme yeteneğine sahip. Gölün, hem yüzeyden hem yer altından da beslenme imkanı vardı ve kendi ekosistemini oluşturmuştu. Bu düzen hidrolojik bir denge içerisinde devam ediyordu. Kazıldıktan sonra bu denge bozuldu. Şu anda kotlara da baktığımız vakit doğal kotlardan çok farklı. Şekil özelliği de bozuldu. Şu anda başka bir şey var burada” diye konuştu.

Harvard ve Yale üniversitelerinden gelen öğrenci ve mezunlar iki üniversite arasında her yıl gerçekleşen yıllık futbol karşılaşmasını bir saat boyunca durdurdu. Futbol sahasını giren öğrenciler, üniversitelerin fosil yakıtlara yatırım yapmayı sonlandırmasını talep etti. Sahaya inen 200’den fazla protestocu “Hey Hey! Ho Ho! Fosil yakıtların gitmesi gerekiyor!” sloganları attı. “Kazanan olmayacak. Yale ve Harvard iklim adaletsizliğinde suç ortakları” yazılı pankartı açan eylemciler, sahada oturma eylemi gerçekleştirdi. Guardian’ın haberine göre her iki okulun da iklim krizine katkıda bulunan petrol ve gaz ve kömür şirketlerine yatırım yapmayı bırakması için 2012 yılından itibaren kampanyalar başlatıldı. Her iki üniversite de ortak olarak kalırlarsa kurumsal iklim eylemlerini teşvik etmek için daha iyi bir konumda olacağını savunarak reddetti. Her yıl Harvard Üniversitesi 39 milyar dolar, Yale ise yaklaşık 29 milyar dolar değerinde yatırım yapıyor. Aktivistler, eğer üniversiteler yatırımlardan çıkarsa, yüzlerce kurumun onları takip edeceğine inanıyor.

İngiltereli indie rock grubu Coldplay, çıkacak yeni albüm tanıtımını seyircisiz olarak vereceği, YouTube’dan canlı yayımlanacak iki konserle yapma kararı aldı. Grup, ayrıca çevre kaygıları nedeniyle, albüm için dünya turnesine çıkmayacağını da duyurdu. Grup Londra Doğal Tarih Müzesi’nde vereceği konserin tüm gelirini bir çevre kuruluşuna bağışlayacak. BBC Türkçe’nin haberine göre; grubun solisti Chris Martin, “Son iki yıldır, turumuzun sadece sürdürülebilir değil aynı zamanda nasıl yararlı olabileceğini düşünüyorduk. Yeni turumuz mümkün olduğunca çevre dostu olacak. Karbon salımına yol açmamız, bizi hayal kırıklığına uğratır” dedi. Martin, “Çok büyük konser turları düzenledik. Şimdi nasıl alırız değil, nasıl veririz diye bakıyoruz” diye de konuştu.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Çarşamba Oyun Arası / Emre Gümüşer

Muhtelif tiyatro müziği örneklerine kulak atıp, oyunlar arası bir yolculuğa çıkıyoruz.

Açık Dergi Çarşamba Her ayın son Çarşamba akşamı 18:30 – Fasikül / Aylık Özgür Sinema Gündemi / Ekrem Buğra Büte

Sinemada ifade özgürlüğünün önündeki engeller ve bunlara karşı geliştirilen yaratıcı çözümler Fasikül’de raporlanıyor ve muhtelif aktörlerle değerlendiriliyor.

Açık Dergi Çarşamba 15 günde bir Çarşamba 19.00 – Küçük Düşünürler Topluluğu / Özge Özdemir

Küçük Düşünürler Topluluğu programı, felsefeci ve eğitmen Dr. Özge Özdemir’in kolaylaştırıcılığında çocukların bir soru ya da kavram üzerine felsefi tartışma yürüttükleri bir tartışma programı. İki haftada bir biraraya gelen 12 yaşındaki felsefeciler nitelikli düşünme ve yargıda bulunma becerisinin nasıl geliştiğini hep birlikte işliyor.

Açık Dergi Çarşamba Yerden Yüksek / Çocukların Mekân Algısı ve Mekânsal Hakları / Gizem Kıygı

yerdenyuksek20191127

Değişen kentsel ve kırsal mekânlarda çocuıkların mekânlarda nasıl varoldukları ve mekânı nasıl algıladıklarını ve bu konuda yapılan çalışmaları konuşuyoruz. Her bölümde bir araştırmacı-uzman konuk yayına eşlik ediyor.

yerdenyuksek.medium.com

instagram.com/yerden.yuksek94.9/

***

zz12

📻 Yerden Yüksek günü! Geçtiğimiz hafta #çocukhaklarıgünü toplu taşıma kullanımında normalleştirilmiş bir konu iki yurttaş tarafından başlatılan bir kampanya ile gündeme getirildi: Çocukların Toplu Taşımada Oturma Hakkı. Bugün konuklarım, bu kampanyayı başlatan @blogcuanne Elif Doğan ve @efsun.sertoglu 🎧 Programda, mevcut toplu taşıma deneyiminde çocukların “yersizliği” üzerine sohbet edeceğiz. 19.00’da @acikradyo frekanslarında buluşalım! Kampanyayı imzalamak isteyenler için link profilde ☝️

***

zz2

📻 Podcast yayında!
.
Konuklarım @blogcuanne Elif Doğan ve @efsun.sertoglu ile #önceçocuklarotursun kampanyası hakkında konuştuk. Toplu taşıma araçları çocuklar gözetilerek tasarlanmıyor. Yolculukta beliren zorluk, oturan çocuğun kaldırılması, azarlanması gibi hallerle kamusal mekanda teması şiddet ve sabırsızlıkla çevrelenen zorlayıcı bir tecrübeye dönüştürüyor. Oysa bu yolda birlikteyiz! Elif ve Efsun başlattıkları kampanya ile hem çocukların toplu taşıma haklarına, kent hakkına hem de bireylik haklarına dikkat çekiyorlar. Önce kampanyayı imzalayın, sonra programı dinleyin ve hep ama hep çocuklara yer verin! 🌿 Program kaydı profildeki linkte ☝️
.
#açıkradyo #podcast #çocuk #çocukhakları #çocukdostuşehirler

Açık Dergi Çarşamba 18:50 Tasarım Sözlüğü (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Muğlak Standartlar Enstitüsü

Muğlak Standartlar Enstitüsü’nün uzun süredir üstünde çalıştığı ve memlekete özgü tasarımsal terim ve icatların derlendiği müstesna Tasarım Sözlüğü’nün maddeleri Enstitü üyelerince her Çarşamba akşamı birer maddeyle radyoda seslendirilmeye başlıyor.

Açık Dergi 19:30 Çıplak Ayakla Dans (Açık Dergi’de yeniden köşe, 15 günde 1) / Hazırlayanlar: Duygu Güngör ve Mihran Tomasyan

ciplakayakladans20191127

Çıplak Ayaklar Kumpanyası bu yayın döneminde yeni konu ve konuklarıyla aramıza dönüyor. Tezahür programıyla dönüşümlü olarak.

Çıplak Ayakla Dans kayıt arşivi

20:00 – 21:00 Ay’da Caz (Yeni program) / Caz tarihinde bu ay / Hazırlayanlar: Nazlı Toprak ve Leyla Diana Gücük

Caz tarihinde o ay doğan-ölen müzisyenler, çıkan albümler, önemli olayların işlendiği bir caz programı

21:00 – 22:00 Akdeniz Güneşi / Müzikli Akdeniz Turu / Tolga Esmer

Akdeniz’in cazla buluştuğu radyo programı. Tabii Akdeniz kültürünün katı sınırlardan hoşlanmadığı düşünüldüğünde caz dışındaki müzik türlerine ve Akdeniz dışından, yüreği Akdeniz güneşiyle ısınmış müzisyenlere de yer veriyor. Bu yayın döneminde çarşamba akşamları saat 21.00’de.

22:00 – 23:00 Ayın Karanlık Yüzü / Yosi Falay / Bir albüm

23:00 – 24:00 Caz Portreleri / Mustafa Aykın / Ayrıntılı caz tiplemeleri

24:00 – 01:00 Beton Orman / Da-Frogg Eyez /  Reggae, Dub ve alt türleri

8 yıl aradan sonra Beton Orman, Reggae, Dub ve alt türlerinin pozitif titreşimlerini yaymak için döndü.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/11/25

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Yeni Ufuklar (Yeniden program) / UNDP Türkiye

Her kış dönemi olduğu gibi BM UNDP Türkiye ofisinin hazırladığı Yeni Ufuklar bu  yayın döneminde geri dönüyor.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgazete26.11.2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Karbondiyoksit yoğunluğuna ilişkin bu rakam gerçek dünyanın Kıyamet Saati’ne en yakın şey: Bizi geceyarısına doğru hızla itmekte.”

Greenpeace UK başkanı John Sauven, Meteoroloji Örgütü’nün sera gazları yoğunluğunun rekor kırdığını raporunu anlatıyor. (Guardian)

Görüntünün olası içeriği: ağaç, gökyüzü, açık hava ve doğa

***

***

Bu cuma geleceğimizi ‘karartmayın’

26 Kasım 2019
Sao Paulo, Brezilya’da Kara Cuma (Fotoğraf: Cris Faga/Rex/Shutterstock)

29 Kasım’da dünya çapında “kara” ile “yeşilin” rekabetine tanık olacağız. Kazananı belirleyen ise bizim yapacağımız seçimler olacak. Aslında karşı karşıya kaldığımız çok da zor bir tercih değil, tabii önce seçimimizin sonuçlarını fark etmemiz gerek.

(Bianet)

Kara Cuma (daha sık duyduğumuz ismiyle Black Friday) bu yıl 29 Kasım Cuma günü gerçekleşecek. Peki nedir bu “kara cuma” ve nereden çıktı bu bela başımıza?

Her yıl Şükran Günü’nden sonraki cuma günü “Kara Cuma” olarak isimlendiriliyor ve bu gün 24 saatlik süre zarfında satıcılar özel promosyonlar ve indirimler yaparak tüketicileri Noel alışverişine teşvik ediyorlar. Eskiden Amerikalı satıcılar zararları kırmızıyla, kârları ise siyahla işaretliyormuş ve genellikle yılın bu cumasında kârlı duruma geçtikleri için günün ismine “Kara Cuma” denmiş. “Ee ne güzel işte, almak istediğim ama normalde bütçeme uygun olmayan ürünleri uygun fiyata alıyorum!” diye düşünebilirsiniz ama daha hikayenin sonuna gelmedik.

“Kara Cuma” genellikle ihtiyacından fazla alma, aşırı tüketim ve dolayısıyla da tüketici başına daha büyük bir ekolojik ayak izi ile ilişkilendiriliyor. Çünkü alıcılar fiyatların düşmesi sayesinde (veya yüzünden) zaten sahip oldukları, hiç de ihtiyaçları olmayan ve normal zamanda almayacakları bir ürünü satın almaya teşvik ediliyorlar. Önlerinde bir fırsat var ve bu fırsatı kaçırmak istemiyorlar!

Fakat bu hikayenin görünmeyen bir kısmı da var. Satın aldığımız her yeni kıyafet, eşya, teknolojik alet karbon emisyonuna katkı anlamına geliyor. O ürünün yapımında, kullanımında ve çöp haline geldikten sonra geri dönüşümünde ciddi miktarda enerji ve kaynak harcaması yapılıyor. Örneğin bir pamuklu tişörtün yapımında 2500 litre kadar su kullanılıyor.

Türkiye’de Ekim ayı yağışlarında geçen yıla göre yüzde 57 azalma meydana gelmişken ve kuraklık dünyayı sarmaya hızla devam ederken üzerine düşünülmesi gereken bir konu da kesinlikle moda sektörü. Yokoluş İsyanı dünya genelinde özellikle bu konuya dikkat çeken grevleri uzun zamandır yürütüyor.

29 Kasım’da takas şenliği

Peki bu cuma alışveriş çılgınlığına ortak olmak yerine neler yapabilirsiniz? Size güzel bir önerim var. Fridays for Future (Gelecek için Cumalar) dördüncü küresel iklim grevi tarihi olarak 29 Kasım’ı seçti.

(Kadıköy / 20 Eylül İklim Grevi)

Bu grev hem 2 Aralık’ta Madrid’de gerçekleşecek olan ve Greta’nın da şu anda yolunu tuttuğu Birleşmiş Milletler COP25 İklim Değişikliği Konferansı öncesinde baskı yaratmayı hedefliyor, hem de iklim krizini hızlandıran çevresel etkileri beraberinde getiren Kara Cuma’yı protesto ediyor. Biz Fridays for Future Türkiye olarak bu sefer biraz farklı bir grev yapalım dedik ve İstanbul, İzmir, Ayvalık, Konya gibi FFF’in aktif olarak iklim mücadelesi verdiği şehirlerin bazılarında takas şenliği yapmaya karar verdik.

Bodrum, Eskişehir gibi birkaç şehirde ise 20 Eylül’dekine benzer bir iklim grevi gerçekleşecek. İstanbul’da saat 17.00’de TAK Kadıköy’de buluşuyoruz. Bu etkinlikle rejeneratif kültürün mümkün olduğunu, işbirliği ve paylaşım yoluyla, kaybettiğimizi sandığımız bağları yeniden kurabileceğimizi göstermek istiyoruz. Paranın satın alamayacağı bazı “değer”leri bu etkinlikte bulabilirsiniz yani.

Diğer şehirler için de Fridays for Future Türkiye’nin sosyal medya hesaplarında detaylı bilgi bulabilirsiniz. Eğer yakınınızda bir takas şenliği gerçekleşmiyorsa size gene de bir önerim var: bu cuma alışveriş çılgınlığına ortak olarak doğanın katliamında aktif rol almayın. Onun yerine eylemlerde aktif olun, seyirci kalmayın. Ben bu Cuma karaya karşı yeşili seçeceğim, zarar veren değil restore eden tarafta duracağım. Ve biz iklim aktivistleri artık çok kalabalık bir ekibiz, Türkiye’nin dört bir yanından liseli gençler iklim adaleti istiyorlar. Unutmayın, yaptığınız her seçim bizim geleceğimiz. Geleceğimizi “kara”rtmayın.

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Salı Ahmet İnsel’le Ufuk Turu

ufukturu20191126

Ufuk Turu kayıt arşivi

09:30 – 09:50 Açık Bilinç /  Güven Güzeldere ile Bilim ve Felsefe Sohbetleri

acikbilinc_26-11-2019

acikbilinc20191126

Açık Bilinçkayıt arşivi

Açık Bilinç program metinleri

twitter.com/açık bilinç

***

Alzheimer, intihar ve ötanazi üçgeni: Aklı yavaş yavaş yok olurken yaşamının son mücadelesini veren psikoloji profesörü

26 Kasım 2019
Fotoğraf: New York Times

Açık Bilinç’te, Alzheimer, intihar, ötanazi üçgeninde Sandra ve eşi Daryl Bem’e dair gerçek bir hayat hikayesi.

Bu sabah, aklı yavaş yavaş yok olurken yaşamının son mücadelesini veren bir psikoloji profesöründen söz edeceğim.

Son iki hafta, Dr. İlker Küçükparlak ile ülkemizde gündeme oturan intihar konusunu, sonra da Prof. Hakan Gürvit ile insanları ileri aşamalarında ölüme götüren Alzheimer hastalığını ele almıştık.

Bu hafta, hem intihar hem de Alzheimer konusuna temas eden, hem de şu aralar bütün dünyada büyük hukuk ve etik tartışmalarının merkezinde yer alan ötanazi konusuna değinen, ve 5 yıllık bir mücadele sonrasında 2014’de sona eren gerçek bir hikaye aktaracağım.

— / —

Sandra ve Daryl Bem, benim öğrencilik yıllarımda, sosyal psikoloji alanında yıldız isimlerdi.

Harvard ve Stanford gibi okulların ardından New York eyaletindeki Cornell Üniversitesi’ne geçtiler. Boşanmış olmalarına rağmen aynı bölümde öğretim üyesi olmayı sürdürdüler.

Özellikle kadın çalışmaları ve cinsiyet/kimlik alanındaki çalışmalarıyla öncü bir isim haline gelen Sandra Bem, 2009 Mayıs’ında Alzheimer hastalığı üzerine bir belgesel seyrederken, son zamanlarındaki kendi unutkanlıklarının bir hastalık belirtisi olabileceği şüphesine kapılır.

— / —

http://acikradyo.com.tr/ebedi-yokolus-forever-extinct/genetik-olarak-ins…

Eski eşi Daryl Bem ile bir nörologa giderler. Sandra (Sandy) Bem’in şüpheleri haklı çıkar. Kendisinde Alzheimer başlangıcı tespit edilir.

Henüz bunu bilmemektedir ama o zamanlar 65 yaşında olan Sandy Bem, 5 yıl sonra yine bir Mayıs günü hayata kendi eliyle veda edecektir..

— / —

Alzheimer, insanları aşama aşama giderek kötüleşen bir demans (Latince kökü:aklını yitirme) durumuna götüren ve bu anlamda ilerleme çizgisi iyi kötü öngörülebilen bir hastalık.

Sandy Bem bir yandan tedavi yöntemlerini araştırırken, diğer yandan geleceği üzerine düşünmeye başlar ve şuna karar verir: Hastalığına bir çare bulunamazsa, zihinsel melekelerini tamamen yitirmemişken, henüz bunu yapmaya muktedirken, hayatına kendisi son verecektir.

Başkalarının bakım ve merhametine muhtaç olacak aşamaya gelene kadar yaşamak istemediğinden emindir.

— / —

Kimi Avrupa ülkelerinde, özel durumlarda, hastasının talebi üzerine hekimlerin o hastanın hayatına son vermesine yardımcı olmasına yasal olarak izin veriliyor.

Ama bu pratik, “ötanazi”, Türkiye’de olduğu gibi ABD’de de (bazı eyaletlerde istisnai durumlar dışında) yasal değil.

— / —

Daryl Bem, eski eşinin kararına saygı duyar ve destek olmaya karar verir.

Ama ötanazi’ye yardımcı olmak, taammüden cinayet işlemek cezasına tabi olduğundan, hayatına son verecekse, Sandy Bem’in bunu kendisinin yapması gerekmektedir.

En zor soru, ne kadar beklemesi gerektiği veya bekleyebileceğidir.

Burada, haliyle, çok hassas bir denge  söz konusu.

Sandy Bem bir yandan aklı yerinde olduğu müddetçe yaşamaya devam etmek, ama zihinsel melekelerini yitirmenin uç noktalarına gelmeden hayatına kendi eliyle son vermek istemektedir.

Bunu ne zaman yapması doğru olacaktır?

— / —

Hayatta her şey, elbette, planlandığı gibi gitmiyor.

Sandy Bem’in bilişsel yetileri ilerleyen Alzheimer hastalığı yüzünden giderek erozyona uğrarken, kızlarının bir bebek beklediği haberini alırlar.

Bebeği görebilmek için ötanaziyi ertelemeye karar verir.

Bu hüzünlü hikayede pek çok başka lojistik zorluk da söz konusu..

Örneğin Avrupa’da ötanazi için kullanılan kimyasal maddeye ABD’de erişmele imkanları yoktur. Yasadışı yollarla Meksika’dan temin ederler.

— / —

Sandy Bem, unutkanlıkları giderek artarken, kendi kimliğini yitirmeye karşı bir çapa görevi görmesi ümidiyle günlük tutmakta ve kendisine hatırlatma notları yazmaktadır.

Hayatına kendi isteğiyle ve kimsenin yardımı olmadan son veriyor olduğuna dair bir vasiyet hazırlar.

Sonunda, 20 Mayıs 2014’de, binbir güçlükle de olsa, Sandy Bem, eski eşinin refakatinde, kendi yatağında ve arzu ettiği şekilde haysiyetle yaşamına son vermeyi becerir.

5 yıllık mücadelesi, istediği gibi sona ermiştir.

— / —

Sandy Bem’in hikayesini, New York Times Pazar ekinde 2015 yılında yayımlanan “Hayatının Son Günü” başlıklı bir yazıdan aktardım. İngilizce aslından okumak isteyenler için: https://www.nytimes.com/2015/05/17/magazine/the-last-day-of-her-life.html

— / —

Hatırlayanlar olacaktır, Sandy Bem’in ölümünden kısa bir süre sonra gösterime giren, ve başrolünde Julianne Moore’un Alzheimer hastası dilbilimci bir akademisyeni canlandırdığı “Still Alice” (2014) filmi, bu aktardığım hikaye üzerine kurulmuş olmasa da, bazı benzerliklere sahip.

Filmin sonlarına doğru Moore’un canlandırdığı karakter, bir Alzheimer kongresinde zorlukla da olsa bir konuşma verir, ve “Bir zamanlar olduğum kişi olarak kalmak için mücadele ediyorum” der.

 

— / —

Sandy Bem’in çok çarpıcı bulduğum ölüm-kalım ve haysiyet mücadelesi, Alzheimer ve benzeri hastalıklar arkaplanında, tıp, etik, ve hukuk açısından ötanazi üzerinde düşünmek için aydınlatıcı bir giriş oluşturuyor.

Şimdi biraz konuya bu açıdan yaklaşmaya çalışayım.

“Ötanazi” (“ötenazi” değil) teriminin kökeni, eski Yunanca’daki “eu” (iyi) ön eki ve “thanatos” (ölüm) sözcüğünün birleştirilmesine dayanıyor.

Avrupa dillerine 17. yüzyılda girmiş. Çilesiz, eziyetsiz ölüm anlamında kullanılıyor.

Efes’teki Artemis tapınağında bulunan bu heykelde, Thanatos, belinde kılıcı olan kanatlı genç bir melek olarak tasvir edilmiş.

— / —

Ötanazi teriminin bir de karanlık yönü var.

2. Dünya Savaşı sırasında Naziler, saf Aryan ırkını oluşturmak için bedensel veya zihinsel “kusurları” bulunan bebeklerin öldürülmesini, “merhamet cinayeti” tanımlamasıyla yöntem olarak benimsiyorlar ve “ötanazi” terimini kullanıyorlar.

— / —

Bugün tanımlanan şekliyle ötanazi, Hollanda ve Belçika gibi Avrupa ülkelerinde, hekimle hasta arasında, hastanın talebi üzerine ve özel koşullarda, yasal olarak izin verilebilecek bir pratik olarak kabul ediliyor.

Tıp etiği ve hukuku alanlarında ötanazi, son yılların en tartışmalı konusu olarak öne çıkmış durumda.

Tıp Etiği Dergisi’nde 2006’da yayımlanan bir araştırmaya göre, biyoetik alanında üzerinde en çok yayın yapılan konu, açık arayla, ötanazi.

Hekimlik Andı’nda, Hipokrat “İsteyen hiç kimseye öldürücü bir eczayı ne vereceğim ne de bunu tavsiye edeceğim” diyor.

Bu cümle, günümüzdeki ötanazi pratiğiyle çelişiyor mu, yoksa kabul edilebilir kılıyor mu?

Yalnız bu soru üzerine bile onlarca makale bulmak mümkün.

— / —

Ötanazi, tartışmalı olduğu kadar hassas bir konu.

Türkiye’nin de içinde olduğu pek çok ülkede ötanazi yasal değil ve çok ciddi cezaya tabi.

ABD’deki ötanazi destekçileri de yıllardır Avrupa ülkelerindekine benzer bir yasa çıkarttırmak için uğraşıyorlar ama başarılı olamamış durumdalar.

Ötanaziye, Tanrı’nın verdiği canı ancak Tanrı’nın alabileceği ilkesi doğrultusunda, en başta dini inançlar çerçevesinde karşı çıkılıyor.

Fakat bu alanda bile birbiriyle çelişen tutumlar söz konusu.

Örneğin, 2. Dünya Savaşı sonrası New York eyaletinde yüzlerce hekim, yanlarına Protestan ve Musevi din adamlarının desteğini alarak, ötanazi yasası için imza kampanyası yapıyorlar.

Protestanlara karşı Katolik din adamlarının muhalefet ettiği bu yasa hiç bir zaman gerçekleşmiyor.

— / —

Bu tartışmalarda önemli bir nokta, ötanazi ile intiharın birbirinden ayrı tutulması gerekliliği.

Sınırları belirlenmiş bir tıp-hukuk çerçevesi içinde hekimlerin kararına bırakılmış ötanazi pratiği, aklından her intihar düşüncesi geçen kişiye yardımcı olmak diye düşünülmemeli.

Ötanazinin yasallaşması için mücadele edenler, tıbben başka ihtimallerin kalmadığı durumlarda, bunu isteyen kişilere cefasız ve haysiyetli bir ölüm hakkının tanınması gerektiğini savunuyorlar.

Bu benim de son derece makul bulduğum bir görüş.

Sandy Bem’in hikayesi umarım bu konuda düşünmek açısından herkese yardımcı olur.

— / —

Haftaya, farklı bir konuya geçiyoruz.

Gazeteci Elif İnce ile Kazdağları direnişi, “Mülksüzleştirme Ağları”, ve “İnternetten Kamusal Veriye Ulaşma Rehberi” üzerine konuşacağız.

Açık Bilinç’i Salı sabahları 9:30’da (http://acikradyo.com.tr/stream) dinleyebilir, podcast arşivine http://acikradyo.com.tr/program/acik-bilinc‘den ulaşabilirsiniz.

10:00 – 10:30 İklim İçin / Yücel Sönmez, Ömer Madra ve Murat Can Tonbil / İstanbul Forumu’ndan, Paris Zirvesi’ne yeryüzünün iklim güncesi

iklimicin20191126

İklim İçin kayıt arşivi

10:30 – 11:00 Ahşaptan Betona, Mecidiyeden Jetona / Pınar Erkan / Alameti kerametinden menkul kent hikayeleri

ahsaptanbetonamecidiyedenjetona20191126

“Alameti kerametinden menkul kent hikâyeleri” şiarıyla yola çıkan programda tarihten günümüze tarihsel katmanlar da deşilerek Bizans köşklerinden, sarayların altyapısının nasıl oluşturulduğuna, konutlardan ofislere, kaldırımlardan sokaklara, dehlizlerden şarap üretilen üzüm bağlarına kadar şehrin farklı unsurlarına dair az ya da çok bilinen detaylar konuşuluyor.

Ahşaptan betona Mecidiyeden jetona kayıt arşivi

***

“Haliç’ten Beyoğlu’nun Tepebaşı tarafına çıkan dik yamaçlar tamamen mezarlıktı, manzarası muhteşemdi”

26 Kasım 2019

Pınar Erkan’la Ahşaptan Betona Mecidiyeden Jetona’da bu hafta Beyoğlu’nun 19. yüzyıldaki değişimi ele alınıyor.

Alameti kerametinden menkul kent hikâyeleri içeren programdan kısa bir kesit:

“Beyoğlu ile ilgili her şeyi bildiğimizi zannediyoruz fakat buradaki mahallelerin ancak 19. yüzyılda gelişip biçimlendiğini çoğu zaman gözden kaçırıyoruz. Örneğin, Haliç’ten Beyoğlu’nun Tepebaşı tarafına çıkan dik yamaçlar tamamen mezarlıktı. Manzarası muhteşemdi. Mezarlıklar mahallelerin içlerine kadar sokuluyordu. Yaşam ile ölülerin sonsuza kadar dinlenme bahçeleri kucak kucağa idi. 1800’lerin ortalarına doğru yeni yapılarla bölgenin çehresi değişmeye başladı ve hayatın günlük akışı da artık pek eskisi gibi değildi. Hatta her şey çok hızlı değişti. Tepebaşı yamaçlarında mezarlıklar yavaş yavaş geri çekildikçe burada Haliç’e doğru bakan teras gibi bir düzlük oluştu. Düzlükte Fransız Askeri Bandosu konserler veriyordu.”

Ahşaptan Betona Mecidiyeden Jetona programını her salı saat 10.30’dan itibaren Açık Radyo’dan dinleyebilirsiniz.

11:00 – 12:00 Deniz Aşırı / Deniz Pak / Bozcaadalılar, adaya yolu düşenler ve adanın kıyısına vuranlar…

bozcaadasozlugu.blogspot.com/denizairi

12:00 – 13:00 Cam Kenarı / Türlerden bağımsız yol müzikleri / Selahattin Çolak

Funk, oldschool hip-hop, jazz, jazz hiphop ve zaman zaman soul müziklerle sol şeritte ilerleyen bir müzik programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Musica Brasileira / Jozi Levi / Brezilya’dan müzik

soundcloud.com/joezeex/

9

14:00 – 14:30 Dünya Mirası Adalar / Asu Aksoy, Derya Tolgay ve Alp Orçun

dunya-mirasi_26-11-2019

Adalar, yüzyıllarca imparatorluklara başkentlik yapmış, siyasi ve kültürel dönüşümlerin aktörlerini beslemiş dünya şehri İstanbul’un hikâyelerinin hep bir parçası olagelmiş. Krallar, kraliçeler, dini liderler sürgüne buralarda zindanlara atılmış, ardından Osmanlı’dan günümüze  farklı kültürel cemaatlerin zengin bürokratları, iş insanları, Adaları İstanbul’un sayfiye merkezi haline getirmiş, sanatçılar, yazarlar, Adalar’ın renginden, havasından, kokusundan beslenmek için buraları mekân tutmuş. Adalar, muhteşem mimari ve yaşam dokusuyla dünyada eşine az rastlanır bir kültürler havzası olma halini bugüne kadar taşımışlar.
Şanslıyız ki Adalarda İstanbul tarihinin tüm veçhelerinin mekânsal izdüşümlerini hâlâ görebiliyoruz ve barındırdıkları hikâyelerin bazen yaşayan bilgi kaynaklarına erişebiliyoruz. Kendimizi gerçekten müstesna hissetmeliyiz: Adalar’a adımımızı attığımızda İstanbul tarihinin çok da bozulmamış tanığının varlığını hissedebiliyoruz, şaşırıyor ve nedenini çok da bilmeden mutlu oluyoruz. Bu yayın döneminde bizi mutlu eden Dünya Mirası Adalar’ı enine boyuna konuşuyoruz.

Dünya Mirası Adalar facebook sayfası

***

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele gününde Dünya Mirası Adalar Açık Radyo programcıları olarak, adaların eşit ve adil bir hayata kavuşmasının adaların kültürel ve doğal değerlerinin korunması çabasının önemli bir boyutu olduğunu düşünüyor ve kadınların güvenli bir şekilde varolabildiği bir adalar ortamı sağlanmadan adaların mirasının korunmasının da bir anlam taşımadığına inanıyoruz.
Salı 14.00 de Açık Radyo-Dünya Mirası Adalar programında 2011’de Türkiye’nin onayladığı İstanbul Sözleşmesi’ni, cezasız kalan kadınlara yönelik şiddeti, Adalara kadar uzanan Kınalıada tecavüzlerini, dayanışmanın önemini, konuğumuz, İstanbul Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin (KASAUM) Müdürlüğünü yapan Doç. Dr. Sevgi Uçan Çubukçu. İle konuşacağız. Canlı dinlemek için; http://acikradyo.com.tr/stream/index.html
Rakamlar üzücü, korkunç;
324 günde 302 kadının erkekler tarafından öldürüldüğü
Ocak ayında 23 kadının…
Şubatta 23 kadının…
Martta 22 kadının…
Nisanda 31 kadının…
Mayısta 27 kadının…
Haziranda 34 kadının…
Temmuzda 22 kadının…
Ağustosta 40 kadınının…
Eylülde 37 kadının…
Ekimde 23 kadının…
1-20 Kasımda 20 kadının…
324 günde 302 kadının erkekler tarafından
…bıçaklanarak,
…kurşunlanarak,
…boğularak,
…dövülerek,
…balkondan atılarak,
…yakılarak,
…başı taşla ezilerek öldürüldüğü bir memleket burası…
https://t24.com.tr/…/farkinda-misin-324-gunde-302-kadinin-e…
Sevgi Uçan Çubukçu:
Doç. Dr. Sevgi Uçan Çubukçu Lisans ve Doktora derecelerini (Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi), yüksek lisans derecesini Boğaziçi Üniversitesi (Siyaset Bilimi ve Uluslararası ilişkiler) alanında aldı. Lisans ve yüksek lisans ve doktora programında, “Siyaset Bilimine Giriş”, “Siyasal Düşünceler Tarihi”, “Modern Siyasal Kuram ve Tartışmalar”, “Demokrasi Teorisi”, “Küreselleşme ve Siyaset Teorisi”, “Feminist Teoriler” ve “Kültürel Çalışmalar” dersleri vermekte.2014-2016 yıllarında İstanbul Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin (KASAUM) Müdürlüğü yapan Doç. Dr. Sevgi Uçan Çubukçu, halen Mimar Sinan Üniversitesi sosyoloji bölümü doktora programında “Kültürel Çalışmalar I ve II” derslerini vermektedir. Halen, Bremen Üniversitesi Kültürel Çalışmalar Bölümü ile “Türkiye’de Üniversitelerde Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Araştırma Merkezlerinin Kurumsallaşması” konulu bir araştırma projesinin yürütücülüğünü yapmaktadır. Mor Çatı Kollektifi, Eşitiz gibi kadın sivil toplum örgütlerinde üye olan Çubukçu aynı zamanda, Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı Genel Kurul üyesidir

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor
Görüntünün olası içeriği: yazı
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, yürüyen insanlar, kalabalık ve açık hava
Görüntünün olası içeriği: yazı

14:30 – 15:30 Yeni / Hande Akkan / Yeni Philip Glass’ın 80. yaşını kutluyor

Hande Akkan Twitter

15:30 – 16:00 Foto Müze / Gülderen Bölük (15 Günde 1)

Gölge Fanzin

Osmanlı dönemi ağırlıklı olmak üzere Türkiye fotoğraf tarihinde bir gezinti… Eski gazete, dergi, fotoğraf koleksiyonu ve sayısız malzemenin kaynaklık ettiği programda, konusunda uzman olan bir çok konuk da ağırlanıyor. Osmanlı dönemi fotoğrafhaneleri ve fotoğrafçıları, dönemin fotoğrafa yaklaşımı, basın-fotoğraf ilişkisi, arşivcilik ve koleksiyonculuk programın ana konuları.

instagram.com/fotomuzeturkiye/

***

An interview with Cenk Mirat Pekcanatti (founder of Gölge Fanzine) about fanzine, its foundation circumstances, manifesto and the point that is reached after passing years.

Gölge Fanzin’in kurulma nedeni, manifestosu ve bunca senenin sonunda gelinen nokta: Cenk Mirat Pekcanattı’yla söyleşi

***

zz6

ölge Fanzin, 2003 yılından bu yana, fotoğraf üzerine çıkan tek fanzin. Kuruculardan Cenk Mirat’la yarın Açık Radyo‘da söyleşiyor olacağız. Kulaklar bizde olsun 👂🏻📢🗯 #gölgefanzin #cenkmiratpekcanattı #photo #fotomüze #museum #fotoğrafmüzesi #historyofphotography #arşiv #history #vintagephoto #instaphoto #instadaily #ephemera #portrait #stüdyo #ottoman #fotoğrafhane #instagood #instadaily #instapic #açıkradyo #history #fotoğraf #acikradyo #ifsak #söyleşi #historyphoto #nostalgia #koleksiyon #turkishphotography #fanzin

***

zz7

Bugün @acikradyo ‘da 15:30’da Gölge Fanzin’in kurulma nedenini, manifestosunu, bunca senenin sonunda gelinen noktayı ve pek çok şeyi konuşuyor olacağız. Fanzinin kurucularından @cenkmiratpekcanatt ile bir araya geleceğiz. #photo #fotomüze #museum #fotoğrafmüzesi #historyofphotography #arşiv #history #vintagephoto #instaphoto #instadaily #ephemera #portrait #stüdyo #ottoman #fotoğrafhane #instagood #instadaily #instapic #açıkradyo #history #fotoğraf #acikradyo #ifsak #söyleşi #historyphoto #nostalgia #koleksiyon #turkishphotography #gölgefanzin #fanzin

***

zz8

Biz stüdyoda yerimizi aldık bile 🎧 Siz çayınızı, kahvenizi, minderinizi hazır ettiniz mi? ☕️ Kedinizi de alın kucağınıza, hah 🤗🐈 #photo #fotomüze #museum #fotoğrafmüzesi #historyofphotography #arşiv #history #vintagephoto #instaphoto #instadaily #ephemera #portrait #stüdyo #ottoman #fotoğrafhane #instagood #instadaily #instapic #açıkradyo #history #fotoğraf #acikradyo #ifsak #söyleşi #historyphoto #nostalgia #koleksiyon #turkishphotography

***

zz9

Değerli Cenk Mirat’la Gölge Fanzin’i konuştuk. Bu hafta programımızı destekleyen sayın @bilgekorezlioglu ‘na ve Cenk’e çok teşekkür ediyorum. Fanzinin son sayısı değerli hocam Sabit Kalfagil’e önemli bir yer ayırmış. Aramızdan ayrılalı çok olmadı. Hepimiz gibi fanzin ekibi de hocamızın arşivinin akıbetini merak ediyor. Bu konuda ki dileklerine katılmamak mümkün değil… Umarım Ara Güler gibi değerli hocamıza da tüm birikimlerinin korunması nasip olur. #gölgefanzin #fanzin #fotoğraf #sabitkalfagil #fotomuze #bilgekorezlioglu

cenkmiratpekcanatti

Değerli @gulderenboluk‘e #gölgefanzin‘i @fotomuzeturkiye programında konuk ettiği için teşekkür ediyorum. Programı destekleyen @acikradyo dinleyicisi @bilgekorezlioglu‘na da buradan selam olsun. İyi ki varsınız, güzel şeylere vesile oluyorsunuz. ❤️❤️❤️ #fotoğrafcandır

16:00 – 16:30 Emeğin Gündemi / (15 Günde 1)Fabrikalardan plazalara emekçilerin ortak sorunları ve örgütlenme deneyimleri / Ayşe Berna Uçarol

emegingundemi20191126

Emeğin ve emekçinin gündemini gözönünde tuttuğumuz program bu yayın döneminde 15 günde bir Salı günleri 16:00’da.

emegingundemi.blogspot.com/

emegingundemi.blogspot.com/search/label/aç1kradyo

16:30 – 17:00 Diğerkâm (Yeni program) / Hazırlayanlar: Damla Özlüer ve Rauf Kösemen

Geçtiğimiz dönemlerde Hemzemin programını hazırlayan Rauf Kösemen ve Damla Özlüer yine sosyal fayda iletişimi üzerine daha geniş düşünmeye çağırdıkları yeni programları Diğerkâm ile bu yayın döneminde de aramızdalar.

Facebook.com/Diğerkam

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Dünyanın Cazı kadrosuna Caz vokalisti Sanat Deliorman dahil oluyor. Salı günleri

 

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 26 Kasım 2019

26 Kasım 2019
Fotoğraf: Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği

 Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı 23 Kasım cumartesi günü pestisitlerin zararları ve alternatif yöntemlerin konuşulduğu “Zehirsiz Sofralar” başlıklı bir konferans düzenledi.

 Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı 23 Kasım cumartesi günü pestisitlerin zararları ve alternatif yöntemlerin konuşulduğu “Zehirsiz Sofralar” başlıklı bir konferans düzenledi. Konferans kapsamında çok zehirli 13 pestisitin yasaklanması için change.org’da bir imza kampanyası başlatıldı. “Tüm canlılar için Zehirsiz Sofralar” imza kampanyası, tarımda kullanılan ve insan sağlığına olumsuz etkileri Dünya Sağlık Örgütü tarafından açıklanan pestisitlerin yasaklanmasını amaçlıyor. Basın toplantısında konuşan gıda mühendisi Dr. Bülent Şık, sağlıklı bir yaşamın ancak gıda güvencesi ve güvenliğinin sağlanması ile sürdürülebileceğini ifade etti. Şık konuşmasında “Pestisit kalıntısı içeren gıdaların yenmesi veya kirli suların içilmesi insanlarda akut ve kronik olarak gözlenen çeşitli sağlık sorunlarına neden olur. Pestisitlerin bebek ve çocuklarda hormonal ve nöral sistem üzerinde toksik etkilere yol açtığına dair ciddi şüpheler var. Bunlara ek olarak, pestisitler doğal hayattaki çok sayıda canlı türünde toksik etkilere neden olmakta. Faydalı böcekler, kuşlar ve arılar başta olmak üzere uçucu böcek türlerindeki dünya genelinde azalmanın, bir başka deyişle biyolojik çeşitlilikteki kaygı verici azalmanın en önemli nedenlerinden biri pestisit kullanımı” dedi. Pestisitlerin zararlarını anlatmak ve pestisit kullanımını azaltmak için kurumların yan yana geldiğini ve harekete geçtiğini ifade eden Greenpeace Akdeniz Tarım ve Gıda Proje Sorumlusu Berkan Özyer, Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı’nın güvenilir gıda hakkı için çok önemli bir birliktelik olduğunu vurguladı. Özyer, ilk kez bu kadar farklı alanlardan sivil toplum kurumlarının bir hedef için yan yana geldiğini ve bu durumun gelecek için umut verdiğini ifade etti.

12 bin yılda oluşan Dipsiz Göl bir kişinin ‘hazine var’ başvurusu üzerine devlet olanakları kullanılarak boşaltmıştı. Bunun üzerine gelen tepkilerin ardından Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum gölün eski haline gelmesi için dört maddelik eylem planı belirlediklerini açıkladı. Bundan sonra izinsiz kazıların yapılmaması amacıyla da ÇED yönetmenliğinde de değişikliğe gittiklerini belirten Kurum “Bundan sonra Türkiye’nin neresinde olursa olsun yapılacak kazılara ilişkin bakanlığımızdan ÇED raporu alma zorunluluğu getirdik. Yeni düzenleme ile birlikte de doğal güzelliklerimizi koruma altına alacak ve bilinçsiz define aramalarının da önüne geçmiş olacağız” diye konuştu. Dipsiz Göl’ün yasal izin ile kurutulmasına tepki gösteren Ekolojik Haklar Merkezi ise konuyla ilgili bir açıklama yayımlayarak insanları suç duyurusu dilekçesini Cumhuriyet Başsavcılığı’na yollayıp kamu davası açmaya davet etti.

TBMM’nin Termik Santral bacalarına filtre takılmasını geciktirdiği kararla ilgili İklim Haber’e açıklamalarda bulunan 350.org Araştırma Koordinatörü Mahir Ilgaz, kararın aslında çok beklenmedik bir karar olmadığını belirtti. Konunun önce Madde 45 olarak ikinci seferde de Madde 50 olarak gündeme geldiğini hatırlatan Ilgaz “Bu öyle bir karar ki, pek mantığa sığmıyor çünkü santralların filtresiz bir şekilde çalışacak olmasının zararı hükümet yetkilileri tarafından da kabul ediliyor ve bu şekliyle santralların çalışmasına izin veriliyor, bu izin 2,5 sene daha uzatılıyor” dedi. Ilgaz, filtreler takılsa dahi tüm zehirli gazların durdurulması gibi bir şeyin söz konusu olmadığını, kömürlü termik santralların tüm dünyada hem iklim değişikliğiyle mücadelede hem de mali nedenlerle bir bir kapandığını ifade etti. Ilgaz, “Kömür sektörü ciddi bir krizde. Türkiye ise aslında devreden çoktan çıkması gereken belki de en eski yatırımlarını daha uzun süre ayakta tutmak için oraya kaynak aktarıyor. O yüzden birçok açıdan talihsiz ve mantıksız bir karar olduğunu düşünüyorum” diye konuştu. Temiz Hava Hakkı Platformu’ndan Buket Atlı ise Şubat ayında TBMM’nin vatandaşlara temiz hava hakkını koruyacak bir söz verdiğini hatırlatarak “TBMM; imza vererek, telefonla arayarak ve sosyal medya üzerinden sesini vekillere ulaştıran yüz binlerce vatandaşa rağmen bu sözünü tutmadı! Madde 50’yi kabul ederek kömürlü termik santrallara çevre mevzuatına uyum için gerekli yatırımları yapmadan 2,5 yıl daha çalışma izni verildi. Anne karnında bile etkisi görülen hava kirliliğinin halk sağlığını tehdit etmeye devam etmesi Anayasa’nın 56. Maddesi’nde tanımlanan ‘sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı’ ile çelişiyor. Bu nedenle, Madde 50’nin Anayasa Mahkemesi tarafından daha önce olduğu gibi tekrar iptal edileceğini düşünüyoruz. Bu arada kömürlü santrallar çalıştıkları sürece her gün hepimizin hayatından çalmaya devam edecekler. Vatandaşlar ve sivil toplum kuruluşları olarak şimdi çok daha büyük önem kazanan bu sürecin takipçisi olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

Hakkari Üniversitesi bünyesinde kurulan Biyolojik Çeşitlilik Araştırma ve Uygulama Merkezi, kentteki biyoçeşitliliğin ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda merkezde görevli öğretim üyeleri, kentin yüksek rakımlı bölgelerinde yürüttükleri çalışmalar sırasında yeni bir böğü türü tespit etti. Halk arasında “sarıkız” ve “sarı ömer” olarak bilinen solifugae cinsine ait tür, “Gylippus Hakkaricus” latince bilimsel ismiyle dünya literatüre kazandırıldı.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

dergikonukmichelcomterec26.11.2019

***

İsviçreli fotoğrafçı, ressam ve enstalasyon sanatçısı Michel Comte ile Dirimart’ta yer alan Işık IV sergisi için bir araya geliyoruz.

***

Michel Comte ile Buzullar ve Işık Üzerine

26 Kasım 2019
sanatatak / Dirimart

İsviçreli fotoğrafçı, ressam ve enstalasyon sanatçısı Michel Comte ile Dirimart’ta yer alan Işık IV sergisi vesilesiyle bir araya geldik.

26 Kasım 2019 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.

65 yaşındaki Zürih doğumlu moda fotoğrafçısı, sanatçı ve aktivist Michel Comte‘nin, Türkiye’deki ilk kişisel – plastik sanat – sergisi ‘Işık IV’ geçtiğimiz günlerde İstanbul’lu izleyiciyle buluştu.

Söyleşiyi dinlemeden önce isterseniz kısaca Evrim Altuğ’un Gazete Duvar’da yayınlanan yazısına bir göz atalım:

İstanbul sanat izleyicisi, aslında kendisine yabancı değil. Comte geçen yıllarda da çağdaş fotoğraf sanatı için hizmet veren Ellipsis Gallery’de, Karaköy’de sunulan moda fotoğraflarıyla, iki ayrı sergide karşımızdaydı. ‘Contemporary Istanbul’a da bir iki kez, yapıtlarıyla gelen Comteʼnin fotoğrafları, Viyana Kunst Haus, Venedik Penny Guggenheim Müzesi, Verona Centro Internazionale di Fotografiaʼda, Munih Pinakothek der Moderneʼde, Dusseldorf NRW-Forumʼda, Zürih Museum für Gstaltung gibi birçok müzede sergilenmiş ve koleksiyonlarına dahil edilmiş. Comte’nin kadrajına sığan isimler, Uma Thurman’dan Gary Oldman’a, Miles Davis’den Sophia Loren ve Yves Saint Laurent ile Calvin Klein ve Jeff Koons’a kadar uzanmakta.

Comte, yine, kısa sürede Amerikan, İtalyan, Alman Vogueʼun paylaşılamayan ismi olup aynı zamanda, Vanity Fair, GQ, Interview gibi birçok derginin efsane çekimlerini yapmış bir isim. Bunun yanı sıra hayırsever olarak dünyada hızla yükselen, yoksulluk ve açlık gibi konulara dikkati çekmek adına Uluslararası Kızıl Haç için foto-belgesel röportajlar yapan Comte, Bosna – Hersek, Irak, Sudan ve Afganistanʼda temiz su kaynağı yaratabilmek adına ise, 2004’te ‘Su Vakfı’nı kurmuş bir girişimci.

Ancak Comte bu kez, yaşamının rotasını yüzde yüz çevirdiği doğa üzerine bir seçki ile bizzat karşımızda. Toplam 14 yapıttan oluşan bu ilk ‘plastik sanat’ sergisi, aslında küresel iklim değişikliği sebebiyle bir süredir tadı kaçan, bizlere yağmuru, kar lapasını aratan depresif mevsimler ve artan sıcaklıklara da gönderme yapan, dobra bir küskünlükle yüklü. Yani galerideki bu (ilk bakışta hepsi bize uzak, sağır ve dilsiz) eserlerin hepsi, bir bakıma esasında Comte’ye değil, düpedüz insanlığa ait. Hepimizin, izleyici kaldığımız, anlamaya çalıştığımız bu – çırılçıplak, vahamet yüklü – eserlerde, eşit sorumluluk (ve meseleye kimi zaman da ilgisiz – soyut yaklaşımımız sebebiyle) sorumsuzluğu bulunmakta.

Misal, gittikçe içine kapanmış bu mutsuz imgelerin rutubeti ve ağıdı ile çalkalanan sergide başrolü, Comte’nin en az 25 metrelik boyu, 4 metrelik yüksekliği ile, ‘Glacier Terminus‘ (Sonlanan Buzul) isimli eseri üstleniyor.

Dirimart’tan Ceren Erdem eşliğinde, Evrim Altuğ ve İlksen Mavituna Michel Comte ile “Işık” serisini; güncel-sanatın “işlevleri”ni ve dünyayla, gezegenle kurduğu bağı konuşuyorlar.

Açık Dergi Salı Dünyayı Okumak / Aytaç Timur ve Akif Pamuk

dunyayiokumak20191126

Yazmaya övgü. Eleştiriye ve eleştirmene kapı. Düşünmeye, düşünceye, üretmeye ve tartışmaya alan açmayı amaçlayan bir kültür programı.

Açık Dergi Salı 18:50 Harici Bellek / Şarkılarla Dünya Tarihi / Murat Meriç

Şarkılarla Memleket Tarihi programıyla geçtiğimiz dönemlerde çok sevilen Murat Meriç, Açık Radyo’ya geri dönüyor. Müziğin bellek ile ilişkisini konu edinen bu yeni yayında Meriç, insanlık tarihinden vakaların izlerini plaklar/kayıtlar aracılığıyla sürüyor.

Açık Dergi Salı  Kulis Sesleri – Bircan Yorulmaz (Ayda 1)

Açık Dergi’nin kadim köşelerinden Kulis Sesleri bu yayın döneminde de tiyatro kulislerinin derinliklerinden bize sesleniyor.

Açık Dergi Salı 40 Yılda 1 / Sedat Nemli

Bu yaz da 1977’den müzikler dinliyoruz. Haziran ayı itibariyle.

Açık Dergi Salı  50. Yılında Velvet Underground & Nico 

Açık Dergi’de Salı akşamları, yayınlanışının 50. yılında Velvet Underground & Nico albümünün parçaları da yer alacak

Açık Dergi Salı Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Evrim Hikmet Öğüt / (15 günde bir)

Bir süredir Suriyeli müzisyenler ve onların Türkiye’de yer alabileceği müzikal konum üzerine çalışmaları bulunan etnomüzikolog Evrim Hikmet Öğüt’ten “Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü”, yeni programlarımızdan bir diğeri. Program, farklı müzik kültür ve türleri üzerinden göçün müzik üretimine etkisini müzikolog-etnomüzikolog, iletişimci, müzik yazarı, müzisyen ve sanatçılarla tartışıp, göçmen müzisyenlerin deneyimlerini ilk ağızdan aktarmayı da hedefliyor.

Açık Dergi Salı Yararlı Sanat Arşivi (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Can Gümüş ve Onur Yıldız / (15 günde bir)

Yararlı Sanat Arşivi, sanatta yarar ve kullanım konularının tartışmaya açılması için kurulan Arte Util (Yararlı Sanat) Topluluğu tarafından bir araya getirilmiş yararlı sanat örneklerini tartışır. Sanatın aktivizm ve kültür kurumlarıyla ilişkisi bağlamında geleceğini ele alan bir program.

20:00 – 21:00 Açık Şemsiye / Hakan Gürvit, Levent Dönmez, Mehmet Yusuf ve Şebnem Sühel Grimm / Gelmiş geçmiş tüm müzik türleri

21:00 – 22:00 Gitaresk / Jak Kohen, Gonca Açıkalın ve Meral Akman / Neo-klasik rock ve fusion

gitaresk.com/

***

Fotoğraf açıklaması yok.

Gonca Açıkalın  Gitaresk

Bu gece saat 21:00’de, Açık Radyo 94.9’da Murat Ermert ile birlikte hazırlayıp sunduğumuz Gitaresk’te Gojira, Judas Priest, Anthony Gomes, Luke Winslow-King, Kris Barras Band, North Mississippi Allstars, Tony Spinner, Santana ve Buika’dan seçtiğimiz parçaları dinleyebilirsiniz.

22:00 – 23:00 Esintiler / Seda Binbaşgil / Jazz

23:00 – 24:00 Psychoacoustics (Program gününde ve saatinde değişiklik) / Hazırlayanlar: Osman Kaytazoğlu, Berk Gökberk ve Barış Karakaş

Cumartesi geceleri 02.00’de yayınlanan Psychoacoustis bu yayın dönemi Salı geceleri saat 23.00’de

24:00 – 01:00 Numune Hastanesi (Yeni program) / Hazırlayan: Cüneyt Bolak

Kaydedilmiş her türlü ses, bir progresif rock şarkısı ya da bir hint ragası, “Eşkıya” filminden bir diyalog ya da eski bir tv reklamı prodüktörlerin ellerinde yeniden hayat bulur. Doktor Frankenstein’ın canavarı gibi! 70lerin sonunda sampler’ın icadıyla müzik bir daha eskisi gibi olmadı. Özellikle Hip Hop’ta kesilen, biçilen ve yeniden hayat bulan “numune”lerin masaya yatırıldığı Numune Hastane’sinde örneği alınan ve bu örneklerle yapılan şarkıların izi sürülüyor. Sampling marifetiyle üretim yapan prodüktörler ve bu üretimleri altyapı olarak kullanan rapçilerin de konuk olduğu Numune Hastanesi dinleyicilerini “Ses Gezegeni’nde Örnek Avı”na davet ediyor.

facebook.com/Numune.Hastanesi

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program    blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/11/22

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil,  Selahattin Çolak

acikgazete25.11.2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Eğer bunu hedefimiz olarak benimsersek, yani hakikati yalanın, hoşgörüyü önyargının, diğerkâmlığı kayıtsızlığın, uzmanlığı da cehaletin önüne geçirebilirsek, o zaman belki, ama sadece belki, tarihin en büyük propaganda makinesini durdurabilir, demokrasiyi kurtarabilir, konuşma ve ifade özgürlüğüne hâlâ yer açabilir, ve en önemlisi, benim esprilerimin de hâlâ geçerli olabilmesini sağlayabiliriz.”

Komedyen, oyuncu ve aktivist Sacha Baron Cohen, ADL adlı hak savunucusu kuruluşun “Uluslararası Liderlik” ödülünü alırken yaptığı konuşmada Facebook’un Hitler’in reklamlarını da yayınlayabileceğini, hem Facebook hem de öteki sosyal medya platformlarının dünyayı mahva sürüklediğini, hepsine karşı hızla mücadele bayrağı açılmasının şart olduğunu dünyaya ilan ediyor. (Guardian)

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta ve yazı

***

***

Araştırma önergesi verildi: “Siyasi görüşümüzü bir tarafa bırakıp iklim krizine karşı ortak mücadele etmeliyiz”

25 Kasım 2019

CHP Parti Meclisi üyesi ve İstanbul Milletvekili Avukat Sera Kadıgil,  iklim krizinin etkilerinin araştırılması için Meclis Genel Kurulu’na önerge sundu.

Genel Kurul’da konuşan Kadıgil şunları söyledi: “Daha üzerinden bir yıl geçmeden aynı ahlaksız teklif Meclis önüne getiriliyor. Biz bugün hemen burada, kendi aramızda anlaşıp Meclisin tüm itibarını ayaklar altına alan tasarıyı geri çektirebiliriz.  Biz vekiller olarak, insanlığın geleceğini kurtarmak için sokağa çıkan 10 yaşındaki çocuklar kadar cesur olmayı başarabilmeliyiz. Ekonomik büyüme, enerji bağımlılığını çözme masallarını bir yana bırakıp havamızın, suyumuzun, toprağımızın, toprağımızın altının şirketlere peşkeş çekilmesine engel olabiliriz. Unutmayın bugünün yetişkinlerini daha da zengin etmek uğruna, biz, yarının çocuklarını öldürüyoruz şu anda.”

‘İklim krizi hepimizin derdi’

Kadıgil iklim krizinin “iklim değişikliği” adı altında manasız bir hassasiyet, romantik bir mesele ya da 100 yıl sonrasını ilgilendiren bir sorun olmadığının altını çizerek “İklim krizi dediğimiz şey, artık sadece kutuptaki bir ayının, Amazonlardaki bir ağacın derdi değil, hepimizin derdi, biz, hepimiz şu anda bunun etkilerini yaşıyoruz” ifadesini kullandı.

CHP’li vekil,  iklim krizi nedeniyle en yüksek sıcaklığın yaşandığını, buzulların eridiğini ve karbondioksit yoğunluğunun dünya tarihinde görülmemiş bir noktaya yükseldiğini ve her gün 200’e yakın canlı türünün yok olduğunu kaydetti. Türkiye’deki durumun hiç iç açıcı olmadığını söyleyen Kadıgil şu verileri paylaştı:

“Sadece son kırk yılda 1,3 milyon hektar sulak alan kaybettik. Yağışsızlık, anormal sıcaklıklar nedeniyle kuraklıklar yaşıyoruz. Çiftçimiz toprağını ekemiyor şu anda, bunun müsebbibi iklim krizidir. Bazı bölgelerimizde eşi benzeri görülmemiş sel felaketleriyle baş etmeye çalışıyoruz. Türkiye’nin havası,  AB ortalamasına nazaran yüzde 33 daha kirli artık.”

‘Her yıl 30 bin kişi hava kirliliğinden ölüyor’

Türkiye’de her yıl 30 bin yurttaşımızı hava kirliliğinden kaybettiğimizi söyleyen Kadıgil, “Hangi ekonomik büyüme, hangi kalkınma bu canlardan daha kıymetli?” diye sordu. Kadıgil Türkiye ve dünyada iklim krizi nedeniyle felakete sürüklenirken hükümetin icraatlarını ise şu şekilde sıraladı:

“Yeni 7 tane kömürlü termik santral açacağımızı müjdeliyoruz mesela. Sanki mevcutların hâli çok iyiymiş gibi, bir de yenilerini yapma vaatleriyle övünüyoruz burada. Plastiği azaltalım diyoruz, bir yandan poşeti paralı hale getirirken bir yandan atık ve çöp ithalatında ne yazık ki rekor üstüne rekor kırıyoruz biz. Paris Anlaşması‘nı imzaladık, hâlâ yürürlüğe sokmadık biz. Tüketimimizi on yıl sonra azaltmayı taahhüt ettik ama ne yazık ki 2020’de Çevre Bakanlığı’na kuş kadar bir bütçeyi reva görüyoruz.”

‘Söylendiği gibi 100 yılımız yok’

Kadıgil iklim krizi ile ilgili önlemler alınması için, Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın söylediği gibi önümüzde bir 100 yıl olmadığının altını çizerek  “Hemen bugün şu an bir mucize olsa, fosil yakıt kullanımını tamamen durdursak, hepimiz bugün vegan olsak bile her şeyi düzeltemiyoruz, o seviyeyi geçmiş bulunuyoruz” dedi.

Türkiye ve dünyadaki vekillere iklim krizine karşı ortak mücadele için çağrıda bulunan Kadıgil konuşmasını şu sözler ile sonlandırdı:

“Hani ülkemizi kendi doğru bildiğimiz şekilde yönetmek için burada bu kavgaları ediyoruz ya, biz böyle devam edersek ortada ne muhafazakâr kalacak ne demokrat kalacak ne de milliyetçi kalacak, ortada yönetecek insan bulamayacağız.  Meclisin yaş ortalaması 52 ve çoğunuz bu bahsettiğim büyük yıkım geldiğinde ölmüş olacaksınız. Ama ben mesela o gün geldiğinde 65 yaşında olacağım, beni bırakın Rümeysa var Ak Parti’de, Rümeysa henüz 52 yaşında olacak, Dersim henüz 52 yaşında olacak ve biz hâlâ yaşıyor olsak bile sizin yüzünüzden nefes alamıyor olacağız arkadaşlar. Yani böyle devam edersek iklim krizi hepimizi öldürecek. Hadi bizi öldürmedi, çocuklarınızı öldürecek, torunlarınızı öldürecek arkadaşlar; susuzluktan ölecekler, açlıktan ölecekler, kuraklıktan ölecekler ama bu çocuklar ölecekler ve bizim yüzümüzden ölecekler, önlem almadığımız için ölecekler… Buradan tüm dünyadaki genç parlamenter arkadaşlara seslenmekle kendimi artık mükellef hissediyorum. Lütfen derhâl harekete geçin ve siyasi görüşünüz her ne olursa olsun iklim krizi için bir araya gelin, hükûmetlerinize baskı yapın ve bilime kulak verin arkadaşlar. Bu kötülüğü durdurmak, bu çarkı yıkmak bizim elimizde. Tek ihtiyacımız olan inanın bunu fark etmek ve o sokağa çıkan 10 yaşındaki çocuklar kadar cesur olmayı başarabilmek” (Yeşil Gazete)

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Pazartesi  Ali Bilge’yle Ekonomi Politik

ekonomipolitik20191125

Ekonomi Politik kayıt arşivi

***

‘Saraya kaçan CHP’li kim?’ opereti: “Ruhsatlı, güdümlü ve arızalı bir muhalefet yapısı var”

28 Kasım 2019
Fotoğraf: Yeniçağ

Açık Gazete’nin Ekonomi Politik köşesinde Ali Bilge, ‘Saraya giden CHP’li’ polemiği üzerinden ana muhalefet fonksiyonunda yaşanan zafiyetleri dile getirdi. Ana muhalefetin 2015 ve 2019 seçimleri sonrasında elde ettiği kazanımları kaybetmesinin nedenlerini açıkladı: “İyi yönetilmeyen, siyaset üretmekte sorunlu, asıl odakla münasip olmayan bir ana muhalefet gerçeği ile karşı karşıyayız.” 

25 Kasım 2019 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.

Ekonomi Politik podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Günaydın Ali bey!

Ali Bilge: Günaydın Ömer bey, günaydın Can, günaydın Selahattin, merhabalar!

Can Tonbil: Günaydın Ali bey, sabah şerifleriniz hayır olsun efendim.

AB: Hepimizin.

ÖM: Evet hayırlı sabahlar. Nedir durumlar şimdi neyi konuşalım?

AB: Geçen haftanın en önemli gündemi, saraya kimin gittiğinin sorgulanması oldu. Bir hafta önceki programda “Türkiye’de bir ana muhalefet,  CHP sorunu bulunmaktadır” demiş nokta koymuştuk. Yüzümüzü yine  kara çıkartmadı CHP! Ülkenin  muazzam sorunlarla yaşadığı bu günlerde, “Saraya giden CHP’li kim?” sorusu ile memleket çalkalanıp durdu. 2 ay öncesiydi, CHP meclis grubu bir ekonomi raporu yayınladı, o raporda “Türkiye toplumunda gerçek işsiz sayısı 7 milyonu aşmış vaziyette” diyor ve işsizliğin analizini yapıyordu. 

ÖM: Bu işsizlik mi?

AB: İşsizlik evet. Gerçek işsizliği 7 milyonun üzerinde hesapladılar, raporu yayınladılar. Şimdi, bu  ülkede 7 milyon işsiz var, bir de ana muhalefet var.  7 milyon işsiz, potansiyel olarak ana muhalefetle yollarının kesişmesi gereken bir toplumsal kesimdir. Normali, ana muhalefet partisi CHP’nin,  ıstıraplı kötü koşullar içinde yaşayan 7 milyonu kendisine yönlendirmek için kafa yorması ve çalışması yerine ‘Saraya kim gitti?’ bulmacası üzerinde yoğunlaşmış vaziyette olması bir akıl tutulmasıdır. CHP abuk sorular ve olaylar içinde savrulup durmaktadır.  Mesele aslında çok basit, bu haberi yazan gazeteciye bakmak, irdelemek yeterli. Gazetecinin sicili  haberi çöpe atmak için yeterlidir. 1980’lerde bir TAN gazetesi olayı vardır, aman 1930’ların, 40’ların TAN’ı ile  karıştırılmasın

ÖM: Zekeriya Sertel’in Tan gazetesi.

AB: Evet. Hatırladığım kadarıyla bu Tan gazetesi 1985 yılında yayınlandı. İşte ‘bu TAN’, bulvar gazeteciliğinin Türkiye’de en önemli temsilcisidir, fotoğrafı koyup altına asparagas haber yazılarak çıkarılan bir gazeteydi.

ÖM: Evet gayet iyi hatırlıyorum ben de yaşım gereği maalesef.

AB: Biz çok iyi hatırlıyoruz, isteyenler gazete hakkında yapılan – sanki yüksek lisans tezi de yapılmıştı-, araştırmalara ve kitaplara bakabilirler. ‘Tan gazetesi gerçeği’ diye. Meslekte ilk yıllarımızdı, canlı olarak şahit olduk Rahmi Turan ‘gazeteciliğine’. Basının bitişine ilişkin ilk taşları döşeyenlerdendir kendisi. Yani yazıyı yazan gazeteciye bakarak bu konuyu kesmek mümkündü, birbiri ardına yapılan rezalet açıklamalar sonrasında gazetecinin geçmişi ortaya döküldü, ‘bilmem kaç yıllık gazeteci’ diye ünlenen kişinin gazetecilik ilkelerini nasıl dümdüz ettiği ortaya kondu. Sicili cümle alem tarafından bilinen bu beyefendinin nasıl bir gazeteci olduğunu sanki CHP bilmiyormuş! Böyle bir kişinin haberine itibar ederek hiç böyle duruma düşülür mü?

Tan gazetesi ve sorasında yaşanan medya rezaletleri, benim de içinde bulunduğum gazetecilik örgütlerinde Gazetecilik Etik İlkeleri tartışmalarını ve çalışmalarını başlattı. Türkiye’de sorunlu bir gazetecilik, cumhuriyet tarihi boyunca olmadı mı, elbette oldu, basın çoğu zaman iktidarlara bağlıydı, ama neredeyse tümüyle asparagas haberlerle yoğrulmuş gazetecilik, Rahmi Bey’in şefliğinde TAN’la başladı pekala diyebiliriz. Şimdi aklıma geldi, bu gazetenin ‘ne menem bir şey’ olduğunu anlatan ilk araştırmanın ismi, ‘büyüklere masallardı’ gibi bir başlıktı, yazarın ismini hatırlamıyorum. Bu tür gazeteciliğin yaratıcısının haberini ciddiye almamak gerekirdi. Anında kesmek bitirmek gerekirken sakız gibi uzadı.

Peki, daha önce Saray’ı ziyaret eden CHP’li olmamış mıydı? Elbette oldu, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra -ki büyük bir yenilgiydi Erdoğan için- 48 saat mi, 3 gün mü ortalıkta gözükmemişti, sarayından çıkmamıştı, bir de baktık ki CHP’nin Deniz Baykal’ı saraya gitmiş, Erdoğan’ı ziyaret etmişSeçim yenilgisinden; 6 ay içinde yeniden seçime gidilmesi, barışın bitmesi, savaşın başlaması, bilumum terör olayları, Erdoğan’ın yeniden vücut bulması, bu ziyaret sonrası  gelişmelerle başladı. İktidarın seçim yenilgisi sonrasında (yasal süre) 45 gün süren görüşmeler ve oyalamacalarla koalisyon kurulması engellendi. Muhalefetin seçim başarısı ortadan kayboldu, üstünlük tekrar Erdoğan’ın eline geçti. O zaman, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli şunu söylemişti Deniz Baykal olmasaydı Erdoğan olmazdı, AKP olmazdı!”

Evet, CHP’den Saray’a gidişlerin böyle sonuçları olmuştur. Saray ziyaretleri siyaseten sonuçları olan hikayelerdir. İnisiyatifin Erdoğan lehine dönüşmesine yol açan pek çok gelişme yaşamışızdır. Deniz Baykal saray ziyareti sonrasında Erdoğan’ı “Koalisyona açık olduğunu gördüm” diyerek, Erdoğan’a alan kazandırmıştı. Hükümetin kurulması için gerekli 45 günlük yasal sürenin dolması sonucunda Türkiye yeniden seçime gidecek, Erdoğan yaşadığı yenilgiyi bertaraf ederek kaybettiği inisiyatifi tekrar ele geçirecekti. Ayrıca Baykal’a verilen söz de gerçekleşmedi, Baykal TBMM Başkanlığına da seçilemedi, talip olduğu ve söz aldığı devletin 2 numarasını da elde edemedi. Erdoğan ve partisi yenilgiye rağmen, muhalefet hatalarıyla 3 önemli kurumu kendisinde topladı; başbakanlık, meclis başkanlığı ve de cumhurbaşkanlığı ile kuvvetlenerek otoriterlik yoluna devam etti.

4 yıl içinde yapılan iki seçim sonrasında yaşanan benzer duruma ayrıca işaret etmek isterim7 Haziran 2015 seçimlerinde CHP ve genel olarak muhalefetin başarılı performansı olmasına karşın, sonrasında inisiyatif Erdoğan’ın eline nasıl geçtiyse, son seçim sonrasında da kaybeden Erdoğan olmasına karşın, inisiyatif tekrar Erdoğan’ın eline geçmiş durumdadır. Erdoğan, 23 Haziran’da önemli bir yenilgiye uğradı ama CHP’nin kayyım atamalarına kayıtsız kalması ve Suriye tezkeresini desteklemesi ile 23 Haziran 2019 kazanımını, ele geçirdiği inisiyatifi ana muhalefet önemli ölçüde  kaybetmiş gözüküyor. 7 Haziran 2015 seçimler sonrasındaki gibi süreci yanlış yönetmek suretiyle inisiyatifi Erdoğan’a bırakmış oldu. Dolayısıyla, iyi yönetilmeyen, siyaset üretmekte sorunlu, asıl odakla münasip olmayan bir ana muhalefet gerçeği ile karşı karşıyayız. Sonuçta Erdoğan’ın istediği  gibi bir arızalı muhalefet yapısı var, ruhsatlı, güdümlü muhalefet denebilir buna.

ÖM: Ben de birkaç şey sormak istiyorum bu noktada izin verirseniz. Bu Sözcü gazetesinin yazarı deniyor ama başyazarı aslında.

AB: Evet başyazarı.

ÖM: Bu atlanıyor, çok önemli bir konu çünkü “Sözcü’de bir sorun yok, tezgah var mı var” diyor Muharrem İnce çeşitli televizyon kanallarına ciddi açıklamalar yapmış başlıca adı geçiyor çünkü Saray’a giden CHP’li olarak. “Tezgah var mı var, Sözcü gazetesi var mı bu tezgahta? Yok. Rahmi Turan var mı? Göbeğinde!” diyor. Bu biraz böyle, Fehmi Koru buna “vodvil” demiş ama bence şöyle nitelendirsek ne dersiniz? Saray’dan CHP’li kaçırma operası gibi bir şey söyleyebiliriz.

AB: Çok iyi!

ÖM: Ama çok acayip bir şey çünkü “CHP’de bulunanlar bana kumpas kurdu” diyor Muharrem İnce ama mesela Kılıçdaroğlu da “Şaşırmadım” diye açıklama yaptı ama isim açıklanmıyor hiçbir şekilde. Bu Türkiye’de artık hakikaten vodvil ötesi bir tuhaflığa sahip. Yalnız sizin de biraz önce belirttiğiniz gibi Aydın Engin de hatırlatmış Rahmi Turan’ın gazeteciliği konusunda diyor ki “Rahmi Turan’ın kaynağı olan gazeteci (gazeteci?)” diye sormuş. Kendi kaynağını açıklayacak mı yoksak öyle bir kaynak yok mu ve o zat üfürük bir habercilik denedi ve yüzüne gözüne mi bulaştırdı, göreceğiz. Ama yani bayağı ciddi bir Rahmi Turan’la ilgili çok ilginç bir anısını paylaşmak yetiyor. İsmail Uyaroğlu yolladı, Politika gazetesinde kapı yoldaşımdı. 1985 yılında Cen Ajans’ta metin yazarlığı yaparken yeni çıkacak Sabah gazetesinin reklam kampanyasını yapma görevi bana verildi. Reklam verenle toplantı yapıyoruz, ajans tarafında Nail Keçili, Engin Ardıç ve ben varım, gazete tarafında da Dinç Bilgin, Zafer Mutlu ve Rahmi Turan. Nereden açıldı hatırlamıyorum, Rahmi Turan bir ara gazetecilik anılarından birini anlatmış bizzat kendi. Galiba Günaydın gazetesini yönetiyormuş o sırada, orta yaşı geçmiş olanlar hatırlar, cinayet haberlerinin eksik olmadığı Türkiye’de 70’li yıllarda sıra dışı bir cinayet işlenmişti, bütün ülke çalkalanmıştı, cinayetin kurbanı genç bir kızdı. Rahmi Turan’ın bizzat anlattığına göre kızcağız olay mahallinde yerde ölü yatıyormuş, Günaydın’ın foto muhabiri de fotoğraf çekiyormuş. Rahmi Turan foto muhabirine “Kızın eteğini yukarı doğru sıyır, bacakları görünsün ve fotoğrafı öyle çek” demiş. Foto muhabiri de söyleneni yapmış. Rahmi Turan’ın övünerek söyledikleri aynen böyleydi, tanıkların hepsi yaşıyor. Ertesi gün Günaydın gazetesi yok satmış, ikinci baskı yapmışlar. Yıllar sonra niye mi anlatıyorum bunu? Son günlerdeki marifetini konu olan, televizyonlarda programlara katılan herkes isim açıklamamasını doğru bulmamakla birlikte Rahmi Turan’dan övgüyle söz etti “Şöyle usta gazeteciymiş, şöyle başarılı, şöyle saygın, şöyle değerliymiş. İşte Rahmi Turan’ın değeri; bir ölünün üstünden cinsel istismar ve tiraj hesabı yapacak kadar usta ve saygın!” diyor.

AB: Of!  Sicili böyle işte..

ÖM: Çok ağır bir durum değil mi?

AB: Maalesef bu tür gazeteciliğin sayısız örnekleri bulunmaktadır. 1980’lerde bu tür gazetecilik anlayışının başlamasıyla birlikte Türkiye’de basın da medyalaştı! Basından medyalaşmaya geçtik, bir süre sonra Asil Nadir devreye girdi, Günaydın’ı Rahmi Turan’ı Asil Nadir satın aldı, Dinç Bilgin İstanbul’a taşındı, Sabah kuruldu, Uzan’lar sahaya girdi, sonra ki süreçleri biliyoruz. “İki buçuk medya istiyorum” diyen kişiyi, devrini hatırlayınız! Banka-finans, enerji, telekomünikasyon şirket sahipliği ve medya sahipliği iç içe geçmeye başladı, neo-liberal dönem medyası ve gazeteciliğine geçildi, vahşi bir dönemdi. Çok ağır iktisadi, sosyal ve siyasal sonuçları olan 2001 krizi ile sonuçlanan bir  dönem yaşandı. O dönemlerin canlı tanığıyız.

ÖM: Evet.

AB: Ekonomi Muhabirleri Derneği’nin 90‘lı yıllarda hem yönetim kurullarında çalıştım hem de genel başkanlığını yaptım, sonrasında bozulan çığırından çıkan gazetecilikle kıymet-i harbiyesi kalmadı ama etik ilkelerini ilk yayınlayan dernektik. Hem 30 yıl yayınladığım dergide, hem de EMD ve o zaman G7 dediğimiz 7 gazeteci örgütünde, medya üzerine, medyanın geleceği üzerine, duyduğumuz kaygılarımız nedeniyle pek çok toplantı düzenlemişizdir. Bir seferinde, 2002 olmalı, derginin (iif.com.tr) düzenlediği, “Krizin medyası medyanın krizi” başlıklı panelde siz de konuşmacımızdınız. 

ÖM: Evet.

AB: Türkiye’de medyanın ve ahlakının bozulmasına en önemli katkı yapan isimler kimler diye sorsanız, birinci sırada gelecek ismin haberine itibar ediliyor ve bu kişide Sözcü gazetesinin baş yazarı pozisyonunda…!

ÖM: Ben bu arada bir de şunu da sormak istiyorum “Rahmi Turan’da benim cep telefonum var, onun telefonu da bende var. Daha önce 3-4 kez görüşmüştük. Taraf benim, olayın öznesi benim ama beni aramıyorsun ve ‘CHP’den aldım, Kılıçdaroğlu’na doğrulattım’ diyor, bu nasıl iş?” demiş Muharrem İnce. Bir de “Sözcü gazetesi bu tezgahta yok, nasıl Sözcü gazetesinin baş yazarının olmadığı bir şeyde, tezgahta olmuyor” diyebiliyor Muharrem İnce, onu da anlayabilmiş değilim yani! Kılıçdaroğlu’nu da anlayabilmiş değilim “Bir isim açıklamadan hiç şaşırmadım” diye konuşuyor olması. Talat Atilla’yı da anlayabilmiş değilim, Talat Atilla diye bir gazeteci?

AB: Ben bilmiyordum böyle bir gazeteci olduğunu.

ÖM: Ben de bilmiyordum.

AB: Bir de Ankara gazetecisiymiş üstelik, gazetecisiniz, haberi yakalamışsınız ve “Rahmi abime vereyim, kıyak geçeyim, ‘favour’ yapayım!” diyorsunuz. Gerçek gazeteciyseniz, böyle bir şey olur mu hiç, olmaz yani!

ÖM: Çok acayip bir durumdan bahsediyoruz. İBB başkanı Ekrem İmamoğlu’nu da anlayabilmiş değilim, bir açıklama yapmış.

AB: Ne demiş bilmiyorum.

ÖM: Onu da ben size atlatma haber olarak vereyim! İBB başkanı Ekrem İmamoğlu ilk kez konuşmuş, saraya giden CHP’li iddiası, benim yorumuma göre Saray’dan CHP’li kaçırma operası!

AB: Saray’a kaçırma!

ÖM: Evet Saray’a kaçırma ve Saray’dan sonra da bir takım trafik numaraları, plaka, vs. neyse “CHP’siyle ilgili hiçbir sorun yoktur” demiş! Ne diyeceğimi bilemedim. Bu durumda Saray’a giden CHP’li iddiası sonrasındaki tartışmalarla ilgili “CHP ile ilgili hiçbir sorun yoktur” demiş. E iyi o zaman, tamam mesele yok!

AB: Gidişat çok kötü, umudun muhalefette olması gerekirken, Erdoğan ana muhalefet tasarımında  oldukça başarılı, ana muhalefetle rahat bir biçimde oynayabiliyor. 23 Haziran sonrasında güçlenerek devam etmesi gereken bir ana muhalefet beklerken, genişleyen ve gelişen demokratik ittifak olması gerekirken, edilgen bir muhalefetle karşı karşıya olmak çok acı. Yerel seçimlerde yenilen inisiyatifi kaybetmiş olan sanki Saray değil, muhalefet.

Hatırlayalım: İktidar, “Dokunulmazlıkları kaldıracağız” diyor ana muhalefet “Tamam” diyor.  Dokunulmazlıkların kaldırılmasının yarattığı fecaati son 3 yılda yaşadık, yaşıyoruz. Parlamento, o gün önemini yitirmeye başladı. Koskoca HDP budandı, budanmaya da devam ediliyor. 2016’da TBMM’de dokunulmazlıklar kaldırılırken ve ana muhalefetin lideri şöyle bir cümle sarf etmişti “AKP’nin dokunulmazlık teklifi Anayasa’ya aykırı ama ‘Evet’ diyeceğiz” 

ÖM: Evet.

AB: İbretlik bir tavır, “Anayasaya aykırı ama evet oyu vereceğiz” ve hem de üstelik halka bile sorulmadan referanduma bile sunulmadan hocam! Tepside sunuldu..

ÖM: Bunu CHP genel başkanı söyledi değil mi?

AB: Evet. Sen, bunu yaparsan inisiyatifi de kaybedersin zaten, ana muhalefet ruhsatın yiter gider kaybolur, yok hükmünde olursun. Gelelim bugüne, yani 23 Haziran sonrasına, kayyum atamaları oluyor sayısı 24’e ulaştı, CHP yine kayıtsız, “Bizi ilgilendirmez, onların sorunu!” siyasetinde. Hâlbuki siz onların sayesinde bu başarıyı elde ettiniz, HDP- Kürt siyaseti oy vermeseydi ne İstanbul’u ne Ankara’yı ne de Antalya’yı kazanabilirdin, ne de 12  büyük şehri? Peki kayyım atamalarına duyarsız kalıp iktidarın suyuna gidince, ardından ne geldi? Buyurun Suriye için harekat tezkeresi..! Yine benzer bir  durum, Kılıçdaroğlu, “Suriye tezkeresine evet oyu vereceğiz, içimiz ağlaya ağlaya!” dedi.

Bakın, ana muhalefetin siyaset anlayışı işte bu. Böyle olduğunuz zaman da, ana muhalefet olamıyorsunuz, Erdoğan’ın istediği gibi “Türkiye ittifakına” girmiş oluyorsunuz. Seçim sonrasında Erdoğan, “Türkiye ittifakı yapalım” dedi, bu teklife sazan gibi atladılar, CHP’de bakanlıklar paylaşılmaya başlandı, neyse kısa sürede toparlandılar ama malzeme budurCHP, “Müsaadeye mazhar muhalefet” olma yolunda bu tasarıma çok uygun ilerliyor. Siz, ağlaya ağlaya, anayasaya aykırı şekilde iktidar yoluna, suyuna devam ederseniz, o zaman siz güdümlü muhalefet isteğine olur veriyorsunuz demektir, ruhsatlı, güdümlü, müstakil muhalefet.

Siyasi tarihimizde, CHP tek parti döneminde parti içinde “müstakil bir grup” oluşturmuştur. Artık  işler o kadar iyi gitmiyor ki, eleştiren yok, vekiller ve bakanlar sıra neferi, saksı gibi, işler dar bir kadro içinde dönüyor, bir muhalefetsizlik sancısı yaşanıyor, “Olmuyor artık bazıları bizi de eleştirsin ama  bunlar içimizden birileri olsun” diye oluşturulan bir yapılanmadır. Mustafa Kemal’in ölümünden sonra 1939 yılında, “müstakil grup” oluşturuldu, bu grubun tüzüğü, çalışma esasları da vardı. Muhalefet zinhar dışarda olmasın, tek parti içinde olsun, partiye ve hükümete biraz enerji katsın, yoksa kadrolar fosilleşmiş vaziyetteler…

Bugün Erdoğan’ın istediği Azerbaycan muhalefeti, eh o kadar olmasa da, burada da oldukça uyumlu bir CHP var, Kürt alerjisi mebzul miktarda bulunuyor, “Yurtta barış, cihanda barış” ama Suriye hariç, “tezkereye bin selam” vaziyetleri, HDP’ye gelince iktidar değirmenine suyu taşımaya, hürmete devam ediliyor. İktidar için “bundan alası  Şam’ da kayısı”. CHP; iktidarı desteklemekle Şam’la da arayı limonileştirdiğinin farkında mı, bilmiyorum. “Şam’la derhal görüşülmeli” diyen CHP değil miydi.! Neyse, biz konumuza devam edelim. CHP bu hali ile “Türkiye ittifakında” kendisine yer buluyor, uysal  muhalefet kavramının içerisine girmiş oluyor. “Saraya kim gitti bulmacası” ile Saray lehine bir operasyon yapılıyor, CHP yerel seçimlerde kazandıklarını Erdoğan’a veriyor, abuk bir arbede içinde  bunları yaşıyoruz. Muharrem İnce tekrar sahneye çıkıyor, şunu da belirtelim CHP kongre süreci yaşıyor, 2020’de büyük kongresini yapacak.

ÖM: Evet kongre öncesinde zaten bütün Muharrem İnce’ye de zaten o şekilde sorular sorulmuş ama başka bir merak ettiğim konu var, mesela CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu’nun hem de yayına çıkıp “Şaşırmadım” dedikten sonra hâlâ herhangi bir isim açıklanmaması duruma hakim olduğu halde. Yani Muharrem İnce de aramış ve 8 buçuk dakika da görüştüklerini söylüyor Kılıçdaroğlu ile kendisinin araması üzerine ancak Kılıçdaroğlu’nun çıktığını söylüyor. Hürriyet gazetesi yeni yönetimiyle Kılıçdaroğlu meselesine el atmış bu CHP’ye “Bakın niye doğrudur?” dedim diye bir açıklaması var, Hürriyet’in bugünkü manşeti o. Peki o zaman ismi de açıklamasını bekliyorsunuz ama yok! Yani Kılıçdaroğlu bir CHP’linin Erdoğan’la görüştüğü iddialarına “Neden doğrudur” dediğini Hürriyet’e açıklamış. Nedenmiş? Bu sözle Erdoğan’ın CHP’nin iç işlerine müdahil olmasını kastettiğini belirtmiş. Talat Atilla’nın aradığı iddiası da vardı bu iddianın kaynağı olduğu ortaya çıkınca.

AB: Evet “Doğrulattım!” diyor.

ÖM: Evet doğrulattığını söylüyor, Kılıçdaroğlu’na doğrulattığını öne sürmüştü. Bu iddiayı da yanıtlamış CHP lideri “Hayır aramadı!” demiş, yani o zaman Talat Atilla’nın yalan söylediğini söylüyor. “Zaten 7 yıldır kendisiyle aramızda ne görüşme ne yüz yüze gelme var, ne konuşma var, yakın çevremi de aradığına dair bana gelen bir bilgi yok”. Peki o zaman neden doğrudur ve böyle bir iddia karşısında. O anlaşılamamış. Fakat asıl tabii Hürriyet bu hamleyi yaparken şeyde hiç bu haberler yok, sadece Star ve Yeni Şafak gazetelerinde aynı manşetle çıkmışlar. Bu da Türk medyasının ilginç özelliklerinden biri.

CT: Artık gelenekselleşmeye başladı.

ÖM: Evet gelenekselleşmeye başladı, “CHP bu pisliği temizlemeli” Yeni Şafak, “CHP genel merkezinde üretilen yalan CHP’yi sallıyor”, Star gazetesi “CHP bu pisliği temizlemeli” filan diye böyle bir manşet atıyorlar. Durum böyle.

AB: Medyanın büyük bir bölümü neredeyse tamamına yakını Saray gazeteciliği yapıyor, “Saray’a kim gitti” malzemesi ile de inisiyatif o tarafa geçmiş oldu. Programın başında söylediğim gibi ülkede 7 milyon işsiz yaşıyor, 7 milyon işsiz potansiyel olarak CHP’yi desteklemesi gerekir, 7 milyon kişi iktidar yapar adamı. Böyle bir vaziyet varken, Saraya kim gitti bulmacası ile gündem kayıyor, CHP’nin gündemini bu oluşturuyor.

ÖM: Yani yüzde 12’sine yakın bir kısım değil mi nüfusun? Muazzam bir şey tabii.

AB: Evet , rakamlar kendi raporlarından…

ÖM: Evet kendi raporları. Ben bir de medyayla ilgili son bir soru sormak istiyorum süreyi de aşmadan. Bir de başka bir konu var, çok önemli bir konu, aile içi şiddet karşıtlığı gibi, işte bugün kadınların değil erkek şiddetinin engellendiği bir dünya için sokağa çıkma. Beyoğlu kaymakamlığı yasakladı bunu gerekçe göstermeden. Bütün dünyada da yapılan bir şey Paris’te filan, haberlerini de verdik. Tünel meydanında yapılmasına izin vermiyor ve kaymakam gerekçe açıklamamış. Burada ilginç bir durum ortaya çıkıyor bugün gazeteleri önümüze açtığımızda görüyoruz; Hürriyet gazetesinde hiç yok bu mesele ilginç bir şekilde, yani estetik faciası, Mithat Can filan, kanser nasıl yenilir filan konuları var. Öte yandan Milliyet gazetesi “Boyun eğme!” diye koskocaman tam sayfa bildirmiş kadına yönelik şiddetle mücadele gününü “Eş, sevgili, kardeş, baba ve arkadaş bildiklerin kurbanı oldu bu yıl 404 kadın” diyor. Yani büyük bir mücadele çağrısında bulunmuş, yani bütün kapağı kolaj yapmış Milliyet gazetesi. Sabah gazetesi de “Başarabilirsiniz, kadına yönelik şiddetle mücadele gününde göz yaşartan yeni hayat öyküsü” filan diye. Sabah da manşet yapmış. Bu iki gazete kaymakamla papaz olacaklar yalnız tabir-i caizse! Ne olacak şimdi? Ciddi bir, bizden uyarması yani naçiz gazeteciler, yayıncılar olarak!

AB: İyi polisi de oynayacaklar vardır hocam!

ÖM: Hürriyet’te hiç yok, Milliyet’te çok var “Boyun eğme!” diyor “1 Ocak’tan bugüne kadar 404 kadın öldürüldü” üst başlık ve yalnız o var, başka bir şey yok birinci sayfada başka hiçbir haber yok. Tam sayfa vermişler fotoğraflı. Kaymakam kızacak ama!

AB: Kaymakam kızarsa bölge olarak siz de oraya bağlısınız!

ÖM: Ama Milliyet’e kızacak kaymakam, bir de Sabah’a da kızabilir!

AB: Onları aktardığınız için size de kızabilir !

ÖM: Yok canım! Naçizane aktarıyoruz biz.

AB: Muhabirlik yapıyoruz.

ÖM: Muhabirlik yapıyoruz.

AB: Çok önemli konular dosyalar varken, bizi de işgal etti, CHP’yi Saraya Kaçırma Operasyonu Pazartesi günümüzü buna hasretmek zorunda kaldık..

ÖM: Eğlenceliydi aslında.

AB: Evet eğlenceli.. Ancak  sonuç olarak, Türkiye’de bir ana muhalefet sorunu, CHP sorunu çok ciddi olarak karşımızda dikili durmaktadır. Kılıçdaroğlu’nun 10 yıla yaklaştı genel başkanlığı, şu ana kadar  başarısız bir genel başkanlar kervanına, o da katıldı. CHP’nin ciddi düzenlenme ihtiyacı olduğunu da belirtelim ve pek çok konuyu da işleyemedik..

ÖM: Evet. Operadan operete çeviriyorum, traji komik çünkü Saray’da CHP’li kaçırma opereti!

AB: Hocam Saray’dan değil Saray’a kaçırıyoruz!

ÖM: Saray’a kaçırıyoruz evet pardon!

AB: Kılıçdaroğlu, sanıyorum partisinin içinde, tahmin ettiği, bildiği ya da bilip de söylemek istemediği, Saray’la parti arasındaki linkleri düşünerek bu topa girdi ama yüzüne gözüne bulaştırdığı anlaşılıyor. Herhalde kapatmamız gerekiyor çünkü başka bir konuya girersek süremiz yetmeyecek.

ÖM: Evet çıkamayacağız işin içinden.

AB: Değinemediğimiz konuları yutkunarak, programı Rahmi Turan, Saray ve CHP’ye heba ettiğimizi belirtelim ve kapatalım.

ÖM: Evet çok teşekkür ederiz.

AB: İyi yayınlar, hoşça kalın!

CT: Görüşmek üzere.

09:50 – 10:00 İzel Rozental ile Haftanın Karikatürleri (Açık Gazete’de yeni köşe)

haftaninkarikaturleri20191125

Sevgili dostumuz çizer İzel Rozental dünyadan ve Türkiye’den seçtiği haftanın karikatürlerini radyoda anlatıyor.

facebook.com/izel.rozental

***

Gençlik ne durumda? Bu haftaki programda, karikatürler eşliğinde, gençleri ve her zaman genç kalanları konuşacağız. “Haftanın Karikatürleri” pazartesi sabahları saat 9.50’de 94.9 frekansında Açık Radyo’da Açık Gazete programının içinde…

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor
***

Haftanın Karikatürleri/25 Kasım 2019

26 Kasım 2019

Bu haftaki programda ele aldığımız karikatürler burada..

Açık gazete 76

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü Oldies

10:30 – 11:00 Kamusla Güreş (Yeni program) / Hazırlayanlar: Didem Gürzap ve Kerem Doğan

kamuslagures_25-11-2019

Kelimelerin, hayata dokunan anlamları, güncel ve geçmişe dayalı anlam ve çağrışımlarıyla tekrar ele alınacağı bir program.

zz8

Kamusla Güreş kayıt arşivi

Kamusla Güreş Twitter

Didem Gürzap Twitter

11:00 – 12:00 Bisiklet Zinciri (Yeni program) / Hazırlayan: Muzaffer Çorlu

Müzik programcımız Muzaffer Çorlu yıllar sonra heyecanlı bir dönüş yapıyor. Programda müzik, film ve bilim üst şemsiyesi altında besteciler, bilim insanları ve dahi siyasetçiler nöro-bilimdeki yeni gelişmelerle birlikte ele alınıyor.

Bisiklet Zinciri kayıt arşivi

12:00 – 13:00 Jazz Club (Yeni program) / Hazırlayan: Dağhan İş

Önceki dönemlerde dansın peşinde koşturan Dağhan İş bu yayın döneminde “İçinden caz geçenler”in peşine düşüyor.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Babil’den Sonra / Hazırlayan: Ercüment Gürçay

134acikradyo94.9babildensonraazizalielyagutuileakordeonevrenineyolculuk25.11.2019

Dünyanın her yanından rüzgâra bırakılmış sesler bu yayın döneminde Pazartesi günleri saat 13.00’te.

zz6

facebook.com/ercumentgr

***
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, müzik enstrümanı çalıyor ve sakal
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, müzik enstrümanı çalıyor

Ercüment GürçayAziz Ali Elyağutu ile birlikte.

AÇIK RADYO (94.9) BABİL’DEN SONRA: AZİZ ALİ ELYAĞUTU VE ÖĞRENCİLERİYLE AKORDEON EVRENİNDE YOLCULUK

Bugün (25 Kasım Pazartesi) 13:00’de Açık Radyo’da “Babil’den Sonra”da Aziz Ali Elyağutu ve öğrencileri Gülferiz Başyiğit & Canan Tuğberk ile akordeon dünyasına kısa bir yolculuk yapacağız. Akordeonun tarihi, türleri, kültürler arası etkileşimdeki yeri ve Türkiye’de akordeon eğitimi konularında muhabbet edip, 3 akordeon ustasından canlı performanslar dinleyeceğiz.

Programı FM 94.9 frekansından veya buradan dinleyebilirsiniz: http://acikradyo.com.tr/stream/index.html

***

AÇIK RADYO (94.9) BABİL’DEN SONRA: AZİZ ALİ ELYAĞUTU VE ÖĞRENCİLERİYLE AKORDEON EVRENİNDE YOLCULUK

Bu Pazartesi Açık Radyo’da “Babil’den Sonra”da Aziz Ali Elyağutu ve öğrencileri Gülferiz Başyiğit & Canan Tuğberk ile akordeon dünyasına kısa bir yolculuk yaptık. Akordeonun tarihini, türlerini, kültürler arası etkileşimdeki yerini ve Türkiye’de akordeon eğitimini konuştuk, 3 akordeon ustasından canlı performanslar dinledik.

Programı kaçıranlar program kaydını buradan dinleyebilirler: https://archive.org/…/134acikradyo94.9babildensonraazizalie…

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve çizgiler
Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, Ercüment Gürçay dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve ayakkabılar
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, oturuyor ve çocuk
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, müzik enstrümanı çalıyor ve oturuyor

14:00 – 14:30 Hamişden Sesler / Şenay Özden ve Özhan Önder / Suriye ve Suriyeliler hakkında sürgünden sesler

hamisdensesler20191125

Hamişten Sesler kayıt arşivi

14:30 – 15:30 Opus 94 9 / Berna Uzunoğlu

Daha önceki dönemlerde her bölümünü dâhi bir besteciye ayrılan programda, 39. yayın döneminden itibaren her bölümünü bir müzik enstrümanına ayrılıyor.

15:30 – 16:30 Yolgeçen / Rahmi Öğdül ve Evrim Altuğ / Hayatî ve kitabî patikaların kesiştiği yol ağızlarında ayaküstü konuşmalar

16:30 – 17:00 Hariçten Sanat (Yeni Program) / Gezegenden Kültür-Sanat Haberleri  / Hazırlayan: Çelenk Bafra

harictensanat20191125

acikradyo.com.tr/program/144512/kayit-arsivi/hariçten-sanat

Programda özellikle Türkiye’yi ilgilendiren ve/ya Türkiye’den katılımcılara yer veren uluslararası sanat gündeminden bir kesit sunulacak. Müzeler, bienaller ve sergilere özellikle odaklanarak geniş bir perspektifle sanat, mimarlık, tasarım ve müzecilik alanlarındaki yeni gelişmeleri, haberleri ve güncel tartışmaları incelenecek.

Hariçten Sanat kayıt arşivi

facebook.com/celenk.bafra

***

Bugün 16.30’da Nicolas Jaar ses projesiyle resmi açılışı yapılan Amsterdam Art weekend izlenimlerimle Hariçten Sanat Açık Radyo 94.9dayım. Uğrayınız.

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20191125

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 25 Kasım 2019

25 Kasım 2019
Fotoğraf: Yeşil Gazete

Asya’nın gıda ve tarım endüstrisi, gelecek 10 yılda sürdürülebilir boyutta büyümek ve kendini besleyebileceği noktaya ulaşmak için 800 milyar dolar değerinde ilave yatırımlara ihtiyaç duyacak.

Türkiye’nin en eski ve kirli en az 15 kömürlü termik santraline 2,5 yıl daha havayı kirletme izni veren Madde 50 yasa teklifi Meclis’te kabul edildi… 2013 yılında kömürlü termik santrallerin özelleştirilmesinin ardından, bu santrallerin çevre yatırımlarını tamamlamaları için 2019 yılının sonuna kadar süre tanınmıştı. Bu süre içerisinde santraller, filtre ve baca gazı arıtma sistemleri gibi çevre yatırımlarını yapmadan zehirli gazları altı yıl boyunca doğrudan havaya saldı.  Verilen sürenin dolmasına iki ay kala Meclis’te dün akşam kabul edilen Madde 50 yasa teklifi ile bu santrallere çevre yatırımlarını yapmaları için verilen süre 2,5 yıl daha uzatıldı. Meclis’ten geçen bu yasa ile santral bölgelerinde yaşayan insanların hayatları daha da zorlaşacak. İktidar partisinin bu tasarıya olumlu oy vermesinin yanında muhalefet parti milletvekillerinin de meclis oturumuna gereken ilgiyi göstermemeleri dikkat çekti.

Brezilya’nın Ulusal Uzay Araştırma Enstitüsü’nün verilerine göre 2018 Ağustos’tan 2019 Temmuz’a kadar süren 11 aylık süreçte 9762 km2 orman yok oldu. Bu bulgulara göre Amazonlar’daki ormansızlaşma oranı bir önceki 12 aylık döneme kıyasla %29.5 artış gösterdi. Devlet başkanı Bolsonaro Amazonlar’ın korunması konusunda yeterince önlem almamakla eleştiriliyor. Yönetime seçilmeden önce Bolsonaro çevre yasalarını ve çevre düzenleyicilerini, Brezilya’nın ekonomik kalkınmasını engellediği gerekçesiyle eleştiriyordu. Henüz adayken, çevre yasalarını gevşeteceğini ve tomrukçular ve madenciler gibi ormanları sömürenler için işleri kolaylaştıracağını söylüyordu. Bolsonaro’nun geçtiğimiz yıl Ağustos’tan Ekim’e kadar süren seçim kampanyası boyunca, ormansızlaşma bir önceki yıla göre %48.8 arttı. 2019 yılında Bolsonaro yönetimi, ormansızlaşmayla mücadele ve denetleme uygulamalarını zayıflattı. Diğer tartışmalı uygulamalar arasında ise, ormansızlaşmanın kontrol altına alınması ve Amazon kaynaklarını sürdürülebilir bir şekilde kullanılması amacıyla Norveç ve Almanya’dan gelen Amazon Fonu’nun kesilmesi yer alıyor. Ayrıca yönetim, INPE tarafından kamuoyuna sunulan ormansızlaşma verilerini Brezilya’nın uluslararası prestijini zedelediği ve bu verilerin bilimsel herhangi bir temeli olmadığı gerekçesiyle eleştirmişti.  İklim Gözlemevi’nin açıklamasında “Bu veriler, Çevre Bakanlığı’nın çalışmalarını durdurmak, denetlemeyi kaldırmak, bir önceki yönetimlerde ormansızlaşmaya karşı atılan adımları ortadan kaldırmak ve çevre suçlularını güçlendirmek adına Bolsonaro yönetimi tarafından uygulanan stratejilerin doğrudan bir sonucu.’ ’ifadeleri yer alıyor. Carlos Rittl, “INPE tarafından yayımlanan veriler Bolsonaro / Salles yönetiminin çevre üzerindeki etkilerini ortaya koyuyor: Bir felaketle karşı karşıyayız. Kamu arazilerinin madencilik ve yerel halkların yaşadığı bölgelerin tarım faaliyetlerine ve çevre lisansı olmadan altyapıya açılması gibi teklifler gelecek yılların daha da korkunç olacağını gösteriyor. dedi. Greenpeace Brezilya Kamu Politikaları Koordinatörü Marcio Astrini ise “Yok olan ormanların her santimetresinden Bolsonaro yönetimi sorumlu.” diye konuştu. INPE eski Direktörü ve Dünya Gözlem Grubu Sekreterlik Direktörü Gilberto Câmara, “2019-2020 dönemi verileri korku verici. 2019 Ocak’tan Ekim’e kadar olan süreçte, 2018 Ocak – Ekim aralığındaki 4900 km2 ‘lik alanın iki katı olan 8300 km2 alanın yok olduğunu gösteriyor. Ciddi önlemler alınmazsa bu rakam 12.000 km2 ‘ye kadar çıkabilir. Şimdiden bir faciayla karşı karşıyayız” açıklamasında bulundu.

Asya’nın gıda ve tarım endüstrisi, gelecek 10 yılda sürdürülebilir boyutta büyümek ve kendini besleyebileceği noktaya ulaşmak için 800 milyar dolar değerinde ilave yatırımlara ihtiyaç duyacak. Hazırlanan yeni bir rapor nüfus artışı ve iklim değişikliği konularının kıtayı bekleyen güçlükler arasında yer aldığını gösteriyor. Bloomberg’in haberine göre öngörülen yatırımların çoğu, yani yaklaşık 500 milyar doları sürdürülebilirlik, güvenlik, sağlık ve refah gibi temel ihtiyaçlara harcanabilir. Geriye kalan 250 milyar dolarsa nüfus artışıyla birlikte yükselecek gıda gereksinimini karşılamada kullanılabilir. Rapora göre Asya kıtası, Amerika, Avrupa ve Afrika’dan uzun tedarik zincirlerinden akan ithalata bel bağladığı için kendisini yeterince besleyemiyor ve gelecek 10 yılda gıdaya yapılacak harcamaların iki kattan fazla artması bekleniyor. Nüfus arttıkça gıda güvenliği, arz, doğal kaynakların tüketilmesi, toprak ve suyun kullanılabilirliği konularının çok daha önemli hale gelmesi öngörülüyor. Temasek Tarım Endüstrisi Genel Müdürü Anuj Maheshwari, “Bölgenin gıda güvenliğini sağlamak ve sürdürmek için Asya’daki tüm gıda tedarik zincirinde köklü değişiklik yapılması gerekiyor. Yeni girişimciler, işletmeler ve hükümetlerin yenilikçi çözümler üretmek adına birlikte çalışmasına dair muazzam fırsatlar görüyoruz” dedi.

COP 25 önümüzdeki ay başında, İspanya’nın Madrid kentinde gerçekleştirilecek. Şili’nin Santiago kentinde gerçekleştirilmesi planlanan Taraflar Konferansı, bu ülkedeki olaylar yüzünden Madrid’e taşınmıştı. Radyomuz programcısı ve Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nden kıdemli iklim uzmanı Dr. Ümit Şahin,  COP 25’in 2020’de yapılacak kritik COP26 için önemli bir hazırlık olacağını belirtti. Şahin yükselen iklim hareketlerinin Taraflar Konferansı’nın gündemini büyük ölçüde belirleyeceğini söyledi. İklim hareketlerinin COP 25’te ‘hak’ boyutunun Kural Kitabı’na girmesi için çalışmalar yapacağını anlatan Şahin, konferansa katılacak Türkiye’nin durumunun bir ‘yılan hikayesi’ olduğuna dikkat çekti; Türkiye’nin Paris Anlaşması’na taraf olmamasının kabul edilemez olduğunu ifade etti.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Pazartesi Murat ‘Mrt’ Şeçkin ile Kadıköy Postası

Kadıköy’deki kültür-sanat takviminin tutulduğu programda Tayfun Polat’ın Kadıköy’den göçüyle oyuncu değişikliğine gidildi. Yine bir Kadıköylü Murat ‘Mrt’ Seçkin aramıza katıldı.

Açık Dergi Pazartesi Ebedi Yokoluş / Forever Extinct / Virginia Patrone ve Çiğdem Fidan

ebediyokolus20191125

Ebedi Yokoluş programında, insanlar yüzünden nesli tükenmiş ya da tehlike altında olan ve hiçbir şey değişmeden böyle giderse; kısa zamanda ebediyen yok olacak olan türler hakkında konuşuyoruz. Her hafta yokolan bir türün tarihine ve sesine kulak veriyoruz.

acikradyo.com.tr/program/ebedi-yokolus-forever-extinct

instagram.com/virginiapatrone/

instagram.com/ebedi_yokolus/

***

zz3

Ebedi Yokoluş’ta bu akşam genetik olarak insanın en yakın akrabaların birinden, gorillerden bahsedeceğiz.

zz4

Gorillerin altı türünden dördünün nesli tehlikede. Bu akşam programda bizim ele alacağımız dağ gorili (Gorilla beringei beringei) de bunların arasında olmasına karşın, sevindirici olarak, son yıllarda popülasyonunda bir artış söz konusu. Bu artışa rağmen dünya üzerinde yalnızca yaklaşık 1000 dağ gorili kaldığı düşünülüyor. Bu artışın arkasındaki kahraman isim ise 1960larda Afrika’ya giden ve hayatını gorillere adamış olan Dian Fossey. Bu yolda mücadele ederken öldürülüyor Dian Fossey… (Hayatıyla ilgilenenler Gorillas in the mist adlı filme göz atabilirler.) Dian Fossey’i de andıktan sonra programı tamamen sebzelerden yaptıkları aletlerle müzik yapan The Vegetable Orchestra adlı gruptan Szemenye adlı şarkıyla noktalayacağız.

Illustrasyon: @virginiapatrone
Foto: Dian Fossey – Robert Campbell

#ebediyokolus #foreverextinct #extinct #gorillaberingeiberingei #savegorillas #mountaingorilla #dianfosseygorillafundinternational #açıkradyo #açıkdergi #virginiaelenapatrone

***

Genetik olarak insana en yakın akrabalardan biri: Altı türünün dördü tehlikede olan ‘dağ gorili’

26 Kasım 2019
/ Virginia Patrone

Bugün toplamda yaklaşık 1000 kadar birey oldukları tahmin edilen dağ gorillerinin sayıları, Ruanda, Uganda ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin sınırında yer alan Virunga Masifi’nde uygulanan koruma programları sayesinde, artmaya başladı.

V: Ebedi Yokoluş / Forever Extinct programına hoş geldiniz.

Ç: Merhaba.

V: Bugün, genetik olarak insana en yakın akrabalardan biri olan ve altı türünden dördünün neslinin tehlike altında olduğu, büyük primatlardan, gorillerden bahsedeceğiz.

Ç: Goriller genel olarak, geniş vücutları, uzun kolları ve büyük kafaları ile tanınan iri insansı maymun türü. %98 DNA benzerliğiyle şempanze ve bonobodan sonra insanlara en yakın akrabalar ve aynı zamanda yaşayan en büyük primatlar.

Goril cinsi, Orta Afrika’daki dağılımına bağlı olarak batı gorili (Gorilla gorilla) ve doğu gorili (Gorilla beringei) olmak üzere iki türe ayrılıyor.

V: Biz bugün işte bu primatların bir tanesi olan Dağ Gorillerinin, yani bilimsel adıyla Gorilla beringei beringei’nin hikayesine bakacağız.

Dağ gorili, doğu gorillerinin iki alt türünden biri ve Uganda’da, Rwanda’nın volkanik yamaçlarında ve Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda dağılım gösteriyorlar. Buralar genel olarak Sahra Altı Afrika diye geçiyor.

Ç: Diğer primat türlerine göre yaşam alanlarının dar oluşu, yiyeceğe ulaşma imkanının kısıtlı olması anlamına geliyor; diğer yandan da düşman türlerle ya da rekabet doğurabilecek biçimde kendi türdeşleriyle karşılaşma olasılığının da az olması demek.

Genel olarak baktığımızda, burunları yassı ve burun delikleri geniş. Yüzleri, elleri, ayakları ve göğüsleri kılsız. İnsanlar gibi kompleks bilişsel yeteneklere sahipler. Alet kullanma, karar verme, düşünme, kin tutma, gülme ve hatta dini ritüeller içeren davranışlar sergiliyorlar. Dişi ve erkekler kolayca ayırt edilebilecek kadar farklı görünüşlere sahipler. Erkekler daha iri, yetişkin bir erkek 140 ila 205 kg ağırlıkta ve ayakta durduğunda 170 cm boyunda olabiliyor. Dişiler ise genelde 90-100 kg civarında ve 150 cm uzunluğundalar. Her iki cinsiyette de kıllar genel olarak siyah tonlarında. Ancak erkek bireylerin sırt kılları, yaşlandıkça gri/gümüş tonlarına dönüyor. Bu yüzden erişkin erkeklere “gümüş sırtlı” deniyor.

Bu baskın gümüş sırtlı gorilin yönlendirdiği, 35 kişiye ulaşabilen, sabit ve istikrarlı aile grupları halinde yaşıyorlar.

V: Hamilelik dönemleri yaklaşık 8,5 ay sürüyor. 3-4 senede bir yeniden doğum yapıyorlar çünkü yeni doğanın bakım süreci 3-4 sene sürüyor. Yeni doğan bebekler 3,5 sene boyunca anneyi emiyorlar.

Ç: Dağ gorilleri yürümek için ellerini kullanıyorlar ancak kısa mesafeleri iki ayak üzerinde de yürüyebiliyorlar. Çeşitli eklembacaklılardan ve sürüngenlerden korktukları gözlemlenmiş. Ayrıca yağmuru ve suyu da pek sevmiyorlar.

Erkekler herhangi bir tehdit algıladığında yumruk darbeleri göğsünü dövme gibi koruma davranışları sergiliyor.

V: İşte göğsüne vuran bir dağ gorilinin çıkardığı ses:

Ç: Bu koskocaman ve gerektiğinde bir muz ağacını devirebilecek kadar ya da azılı düşmanları olan leoparlarla hayatları pahasına savaşabilecek kadar güçlü olan hayvanlar otçul besleniyorlar.

Yıllarca izole yaşayan bu türler, binlerce nesil boyunca akrabalar arası ilişki yaşamışlar. Akrabalar arası ilişki demek, genetik hastalıklara ve sakat doğumlara sebep olması demek… Ayrıca, yaşam alanlarının daralması ve yasa dışı avcılık nedeniyle nesilleri tükenme tehlikesi ile karşı karşıya.

V: The Guardian’ın haberine göre Conservation International’ın başkan yardımcısı Dr. Sanjanyan şöyle diyor:

V: “We are driving our closest living relatives to extinction, which is sickening,”

Ç: “En yakın akrabalarımızı yok olmaya doğru sürüklüyoruz, bu gerçekten rahatsız edici.”

V: “If we can protect our large primary forests and make local and indigenous people the beneficiaries of that, we’ll continue to share the world with great apes. If we don’t, we’re done. We’ll have a few relics left but, ecologically speaking, the great apes will be gone.”

Ç: “Eğer ormanlarımızı koruyabilirsek ve yerel halkın bundan yararlanmasını sağlayabilirsek dünyayı büyük maymunlarla paylaşmaya devam edebiliriz. Aksi halde büyük maymunlar ortadan kaybolacak”

Ç: Bugün toplamda yaklaşık 1000 kadar birey oldukları tahmin edilen dağ gorillerinin sayıları, Ruanda, Uganda ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin sınırında yer alan Virunga Masifi’nde uygulanan koruma programları sayesinde, artmaya başladı. 2010 yılında Virunga Masifi’nde 480 dağ gorili varken bugün birey sayısı 604’e yükseldi. Yaşadıkları diğer bir alan olan Uganda’daki Bwindi Milli Parkı’nın en son yayımlanan rakamları ile bir araya geldiğinde, toplam sayı yaklaşık 1000’e çıkmış oluyor.

1996 ile 2016 yılları arasında popülasyonda yüzde 70 kayıp meydana geldi. IUCN’in 2016 yılında Kırmızı Liste’de yaptığı güncelleme büyük maymun türleri için ciddi bir tehlikeye işaret ediyordu. Yapılan güncellemeye göre dünyadaki altı büyük maymun türünden dördünün nesli kritik derecede tehlike altındaydı. Bu son artış sayesinde dağ gorili, dünyada sayısı yükselen tek büyük maymun türü oldu.

Magma dergisine açıklama yapan WWF Yaban Hayatı Programları Lideri Margaret Kinnaird, “Dağ gorilleri için olağanüstü olan bu haber, sivil toplum kuruluşları, hükümet ve yerel toplulukların birlikte çalıştığı zaman yaban hayat için neler yapabileceğine işaret ediyor. Ancak karşılaşılan yüksek sayıdaki kapanlar ve küresel iklim değişikliği dahil, gorillerin karşı karşıya olduğu sayısız diğer tehditler, mücadeleyi kazanmamız için daha vakit olduğunu gösteriyor. Virunga Masifi’ni korumak için gorillerin yayılış gösterdiği üç ülke ile beraber ortaklarının, sadece bu yaratıkların korunması için değil ama aynı zamanda bu canlılarla birlikte yaşayan yerel halkın refahı için de birlikte çalışmaya devam etmesi gerekiyor” diyor.

V: Gorillerden bahsederken Dian Fossey’i anmadan olmaz.

Ç: Yaban hayvanlarının araştırılması konusunda deneyimi olmayan Amerikalı Dian Fossey, antropolog Louis Leakey’nin cesaretlendirmesi ve National Geographic Society’nin mali desteğiyle, 1960’ların sonlarında dağ gorillerini incelemek için Afrika’ya gelmişti. Bu büyük maymunların Virunga Dağları’ndaki nüfusu 1973’te 275’in altındaydı. Fossey, gorilleri ve doğal ortamlarını korumak için hayatı pahasına çalıştı ve direndi.

V: Jane Goodall’ın da dediği gibi “Dian olmasaydı, büyük bir olasılıkla bugün Ruanda’da dağ gorili kalmazdı.”

Ç: Dian Fossey, yerel halkın kurdukları kapanları tahrip etti, kaçak avcıları ısırgan otlarıyla dövdü ve kamplarına baskınlar düzenledi. Hatta büyüye inandıkları için kurukafa maskesi takarak onların üzerine yürüdü. Yerel halk Fossey’in, neden bu kadar direndiğini anlamadı. Fossey, 1985’te kimliği belirsiz bir kişi tarafından yatağında öldürüldü…

V: Fossey, en sevdiği goril Digit’in öldürülmesinin ardından, onun adıyla gorilleri koruma programı başlatmıştı. Bugün bu koruma programı The Dian Fossey Gorilla Fund Internatinal adı altında devam ediyor.

İnsanlık, avlayarak ve yaşam alanlarını daraltarak, Afrika’daki küçük ve büyük maymunların, neredeyse, kökünü kuruttu.

Ç: Bugün türlerin yokoluşu, daha doğrusu insan eliyle yok edilişi, çevre felaketinin sac ayaklarından biri. Etik olarak bu konuda bize çok şey düşüyor. Bu konuyu gündelik politikanın içine sokmak, politikacıları bu konularda zorlamak ve gündelik seçimlerimizi farkında olarak yapmamız gerektiğine inanıyoruz.

V: Dinlediğiniz için çok teşekkür ediyoruz.

Her zamanki gibi programın illüstrasyonlarını sosyal medyada paylaşacağız. Bize Instagram ve Facebook’tan ulaşabilirsiniz.

Ç: Bugünkü şarkımız yalnızca sebzelerden yaptıkları müzik aletleriyle müzik yapan bir grup olan The Vegetable Orchestra’dan, Szemenye adlı şarkı ve bu şarkımızı bugünkü dostumuza adıyoruz.

V: Ben Virginia Elena Patrone,

Ç: Ben Çiğdem Fidan.

V&Ç: Gezegendeki her şey! Çok güzelsiniz ve sizi seviyoruz!

 

Kaynaklar:

•          https://www.iucnredlist.org/species/39994/115576640

•          https://gorillafund.org/

•          https://www.nationalgeographic.com/animals/mammals/m/mountain-gorilla/

•          https://animaldiversity.org/accounts/Gorilla_beringei/

•          https://www.ugandawildlife.org/wildlife-a-conservation/conservation/wildlife-directory/item/114-mountain-gorilla

•          https://www.theguardian.com/environment/2016/sep/04/eastern-gorilla-critically-endangered-illegal-hunting-iucn-red-list

•          https://www.wikizeroo.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvRGHEn19nb3JpbGk

•          http://nationalgeographic.com.tr/makale/eylul_2017/dian-fosseynin-gorilleri/3912

•          https://evrimagaci.org/dogu-gorili-gorilla-beringei-7319

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Albüm Adı Süre
The Vegetable Orchestra
Szemenye
Green Album
02:55

Açık Dergi Pazartesi  Haftanın Albümü

20:00 – 21:00 Bir Baba Indie Lokal / Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu

Razor Inc.’den Başer Çelebi ve Yetkin Taşkın

Yerli sahneden yeni yayınlanan müzikler, konuklar ve canlı performanslar Bir Baba Indie Lokal’de.

facebook.com/birbabaindie/

birbabaindie.com/

twitter.com/birbabaindie

instagram.com/birbabaindie/?hl=tr

***

zz10

Bir Baba Indie Lokal programının 25 Kasım Pazartesi tarihindeki konuğu Razor Inc.’den Başer Çelebi ve Yetkin Taşkın oldu

Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu tarafından hazırlanıp sunulan, yerli sahneden sesler sunan Bir Baba Indie Lokal her pazartesi saat 20:00 – 21:00 arasında 94.9 Açık Radyo’da yayınlanır.

Programın videosuna ise aşağıdan ulaşabilirsiniz.
https://youtu.be/O588DEAWcQE

www.birbabaindie.com
www.facebook.com/birbabaindie
www.instagram.com/birbabaindie
www.twitter.com/BirBabaIndie

21:00 – 22:00 Vertigo / Hilmi Tezgör ve Osman Öztürk / Savrulan şarkılar

vertigo500.blogspot.com/

22:00 – 23:00 Ahtapotun Bahçesi / Cem Sorguç / Alter-latif müzik

ahtapotunbahcesi.blogspot.com/

twitter.com/ahhtapot

23:00 – 24:00 Ay Palas / Tolga Yağlı / Bağımsız müzik

aypalas.blogspot.com/

24:00 – 01:00 Erguvani İstimbot / Cüneyt Cebenoyan

Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz dostumuz, programcımız Cüneyt Cebenoyan’ın ardından, kendisinin 2014 yılında hazırladığı ve her bölümde bir filmi konuklarıyla birlikte ele aldığı Erguvani İstimbot programını bu yayın döneminde tekrar yayınlıyoruz.

‘Bir film, pir film’ şiarıyla yola çıkan programda Cüneyt Cebenoyan, her bölümde bir filmi  konuklarıyla ele alacak.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo twitter adresi

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

08:50 – 09:00 Nasrettin Hoca Hikâyeleri (Yeni program) / Orhan Veli Kanık / Yapı Kredi Yayınları / Açık Radyo ekibi okuyor.

Bu yayın döneminde Pazar sabahlarına Orhan Veli Kanık’ın şiirli ve sihirli kaleminden çıkma Nasrettin Hoca Hikâyeleri ile başlıyoruz.

09:00 – 10:00 Gezgin’in Şarkısı / Rönesans’tan Barok Dönem’e yaratıcı dehanın keşfi / İlknur Akman Erk

Rönesans’tan Barok Dönem’e uzanan uzun, çok yaratıcı ve verimli bir çağın bestecilerini, eserleriyle birlikte tanıtmayı amaçlayan bir program bu dönem Açık Radyo’da yayında.

09:50 – 10:00 La Fontaine’in Masalları (Yeni program)

“Bu Bizim ezelî bir derdimizdir/

Asıl Düşmanımız Efendimizdir”

Orhan Veli çevirisiyle bir yıl boyunca her pazar bir fabl okuyoruz.

10:00 – 10:30 Bir Dolap Kitap / Banu Aksoy ve Yıldıray Karakıya / Her yaş için çocuk kitabı

birdolapkitap.com/

birdolapkitap.com/radyo-arsivi/

10:30 – 11:00 Botanitopya (Yeni program) / Sesli Doğa Tarihi Müzesi / Hazırlayan: Benan Kapucu

botanitopya_24-11-2019-rec.19-11-2019

Bitkiler âleminin tuhaf ve muhteşem dünyasını belgeleyen botanik sanatına dair her şeyin konuşulacağı bir program.

Botanitopya kayıt arşivi

twitter.com/botanitopya

instagram.com/botanitopya/

botanitopya@gmail.com

***

zz13

Koç Üniversitesi Tarih Bölümü’nden Dr. Semih Çelik ile Galatasaray Tıbbiye Mektebi’nin unutulmuş doğa tarihi müzesini konuşuyoruz. İnsan, doğa ve bilimin bu topraklardaki tarihini merak edenleri bekliyoruz:) 10:30’da 94.9 Açık Radyo’da
acikradyo.com.tr/stream/@botani

 

11:00 – 12:00 Mekânlar ve Çağlar İçinde Ses / İştar Gözaydın / İskender Savaşır

facebook.com/istar.gozaydin

12:00 – 13:00 Dünyayı Dinliyorum / Zekeriya Şen / Bir dünya müziği programı (Radio MultiCult 2.0 ile ortak yayın)

soundcloudcom/tıkabasamuzik

13:00 – 14:00 Ma’nın Tınısı / Hakan Ünseven / Anadolu müziğinin çağdaş yorumları

archive.org/details/@alabanda

14:00 – 15:00 Dilden Dile Titreşimler / Emre Dağtaşoğlu / Türk halk müziği

dildendiletitresimler24.11.2019

dildendiletitreimler.blogspot.com

***

24.11.2019 tarihli Dilden Dile Titreşimler program kaydı:

Bakıp rahm’eylemez çeşmim yaşına

Çok cefalar kılar nev-civan bize

Vermesin böyle dert kullar başına

Çün ezeli vermiş la-mekan bize

Keman kaşlarına ezel mailim

Bir lahza görmesem aklı zailim

Bir gün değil, beş on güne kailim

Etmese bu cevri her zaman bize

Came-i sabrımı odlara yaktı

Muhabbet kemendin boynuma taktı

Yalın ayak, keçe külah bıraktı

Gör ne etti adil Alişan bize

Taksimde dert düştü dil’naşadıma

Anın içün Dertli denmiş adıma

Ne yare hayrım var ne evladıma

Ahir haram oldu hanüman bize

(Destekçiler: Özkan Polat&Aysel Pehlivan)

  1. Akşam Olur Gölge Düşer Kayaya – Mercan Erzincan
  2. Akşam Olur Karanlığa Kalırsın – Nazlı Öksüz
  3. Bakıp Rahmeylemez Çeşmim Yaşına – Onur Kocamaz
  4. Ahu Figan Dilber – Onur Kocamaz
  5. Karşıdan Salınıp Naz ile Gelen – Alişan Bulut
  6. Seherde Bir Bağa Girdim – İsmail Çakır
  7. Şeyda Bülbül Kondu Bizim Bağlara – Dilan Bal
  8. Kınamayın Dostlar Ah ü Zarımı – Perişan Güzel

15:00 – 16:00 Musıkî Arşivi / Bülent Aksoy / Musıkî icrasının geçmişine ayrıntılı bir bakış

16:00 – 17:00 Semt-i Nihavend / Klasik Türk musikisine dair / Fikret Karakaya

Usta müzisyen Fikret Karakaya Semt-i Nihavend programında bu yayın dönemi;  bazen bir makamı, bir sazı, bir bestekârı, bir icracıyı tanıtıp kayıtlarını dinletiyor. Bazen de konuklarla Türk Musıkisi üzerine söyleşiyor.

17:00 – 18:00 Modernin Sesi / Aykut Köksal / Dört yüzyıllık müzik serüvenine derkenar

20. yüzyılın yazgısını tayin eden Devrim, bir bestecinin de yaşamını belirledi. Onu kimi kez kahraman ilan etti, kimi kez vatan haini. Besteci ise yalnızca müziğin peşinden gitti. Adı Dimitri Şostakoviç’ti… Açık Radyo’da, Devrim’in yüzüncü yıldönümünde, Şostakoviç dizisi yeniden Modernin Sesi’nde…

***

SATIE’NİN MÜZİĞİ, PICASSO’NUN DEKORU, COCTEAU’NUN TEMASI: “PARADE” BALESİ

Bu pazar (24 Kasım) Aykut Köksal’ın hazırlayıp sunduğu Modernin Sesi’nde, Erik Satie’nin tek perdelik bale müziği olan “Parade”ı dinleyeceğiz. Diaghilev’in Rus Balesi için sipariş ettiği baleyi, Satie, Jean Cocteau’nun teması üzerine bestelemiş, dekor ve kostümleri Picasso, koreografiyi Léonide Massine gerçekleştirmiş. Yapıt 18 Mayıs 1917’de Paris’te, Châtelet Tiyatrosu’nda sahnelenmiş.
Modernin Sesi, Açık Radyo 94.9’da, her pazar saat 17:00’de…

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve iç mekan

19:00 – 20:00 I Can Rock and I Can Roll / Rock’n Roll’un öncü kadınları / Şenol Ayla

“Rock erkek işidir” diyenlere inat, onlar o güne dek görülmemiş biçimde, kulis odalarını değil sahneyi istediler, gitarda ısrar ettiler, tırnaklarını kısa kestiler, sahnede terlediler ve bir ‘hanımefendi‘ye yakışmayacak biçimde avaz avaz bağırdılar. Onlar Rock’n Roll’un öncü kadınlarıydı. Pek çoğu listelerin en üst sıralarına çıkan parçalar bestelediler, mükemmel gitar çaldılar, kadınların daha iyisini yapabileceğini gösterdiler… ama isimlerini Rock’ın ‘resmî tarihine’ yazdıramadılar, sadece meraklısınca hatırlandılar. Bu program, onlar için gecikmiş bir anma, hak ettikleri bir saygı duruşu.

20:00 – 21:00 The Big Easy / Aylin ve Varol Ünel / New Orleans kültürü ve müziği

New Orleans müziğinin ve kültürünün işlendiği The Big Easy bu yayın döneminde saat 20’de.

21:00 – 22:00 İstanbul’dan Gelen Telefon / Pazar gecesi biterken dinlemek isteyeceğiniz, her telden güzel şarkılar. Bazen de müzik arkeolojisi. / Altuğ Güzeldere, Mahir Ilgaz, ve Güven Güzeldere. Bu yayın döneminde Hakan Gürvit ve zaman zaman Ömer Madra’nın katkılarıyla…

İstanbul’dan Gelen Telefon bu yayın döneminde ekiplerine Hakan Gürvit ve zaman zaman Ömer Madra’yı dahil edip efsanevi müzisyen, şarkıcı, besteci ve ozan ‘Pete Seeger’a odaklanıyor. Amerikan halk müziğinin öncü isimlerinden Seeger’ın yurttaş hakları, barış ve çevre hakları peşinde 70 yılı aşkın süre geçirdiği müzik ve aktivizm serüvenine ve bıraktığı kültürel mirasa bir bakış denemesi Açık Radyo’da.

22:00 – 23:00 Sarhoş Atlar Zamanı / Akif Burak Atlar / Konu parantezinde rock

sarhosatlarzamani.tumblr.com/

mixcloud.com/SarhosAtlarZamani/

23:00 – 24:00 Jirayr’ın Walkman’i / Bilindik Ermeni müziğinin öbür türlüsü / Saro Usta ve Vartan Estukyan

Bildiğimiz Ermeni müziğinin dışında kalan Ermeni müzisyenlere, müziklere yeni üretimlere yer verilen bir program.

24:00 – 01:00 Audiocity / Türler arası / Bahadır Dilbaz

Yıllardır sürdürdüğü Kılavuz programını bitiren Bahadır Dilbaz, bu yayın döneminde 25 yıllık Dj’lik serüveninde eleğin üzerinde kalan müzikleri Audiocity’ye taşıyor.

01:00 – 02:00 Münakaşa / Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali / Erkan Ömür

“Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali” şiarıyla yola çıkan programda downtempo elektronik müzik, etnik elektronik, elektronika, minimal, breakbeat örnekleri dinleyiciyle buluşuyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

08:50 – 09:00 Nasrettin Hoca Hikâyeleri (Yayın sıklığında değişiklik) / Yazan: Orhan Veli Kanık / Okuyan: Mesut Özkeçeci

Pazar sabahları yayınlanan Nasrettin Hoca Hikâyeleri bu yayın dönemi hem Cumartesi, hem de Pazar.

09:00 – 10:30 Radyo Agos / Haftalık Agos gazetesinin penceresinden Türkiye ve Dünya gündemi. Agos’un mutfağından haberler, söyleşiler, olaylar

Radyo Agos kayıt arşivi

10:30 – 12:00 Şansonlar (Yeni program) / Fransızca şarkılar dünyasında bir devr-i âlem / Hazırlayan: Cengiz Işılay

12079 listebaşı olmuş şarkıyı radyoya taşıyan Cengiz Işılay bu yayın döneminde Fransız Şansonlarına ve Fransız popüler müziğinin seçme örneklerine el atıyor.

12:00 – 13:00 Dünya Dönüyor / Naim Dilmener / ’Türkçe Pop’un 50 yılı

diskotek.info/(Naim abinin “Bu sitede milyon hazine var” diyerek önerdiği site)

zz11

Açık Radyo’da pop tarihi… 1800’lerden, Muzika-yı Humayun’dan başlayarak ve günümüze kadar gelerek, haftalarca/aralıksız sürecek bir pop tarihi… Kantolar, tangolar, şarkılar, yıldızlar… Hem ciddi hem de komik ayrıntılar… Kaydetmeyi unutmayın  15 Haziran’da başlıyor. 12:00/94.9

facebook.com/naimdilmener

***

Beni Duru Nunu’nun yakın dostu sanıyorlar 

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve iç mekan
***

Nükhet Duru’nun ofisinde bitmek üzere olan son albümünü dinledik. Nükhet Duru’dan herhangi bir şey dinlemek insanı uçurur; yeni bir şeyse tam olarak can suyu.

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar ve iç mekan

13:00 – 14:00 Açık Deniz / Beysun Gökçin / Üç tarafı denizlerle çevrili bir radyo programı

acikdeniz20191123

Açık Deniz kayıt arşivi

facebook.com/beysun.gokcin

14:00 – 15:00 El Fueye / Tangonun büyülü kutusu / Ortaç Aydınoğlu

Tangonun büyülü kutusu bu yayın döneminde 15 günde bir Cumartesi günleri saat 14:00’de.

‏16:00 – 15:00 Sadânüvîs (Yeniden program) / Hazırlayan: Cemal Ünlü

Açık Radyo’nun efsane programlarından Sadanüvis geri dönüyor. Fonograf, gramofon ve taş plak kayıtları Cemal Ünlü’nün anlatımıyla Cumartesi günleri saat 15.00’de Açık Radyo’da

16:00 – 17:00 Dünyanın En Güzel Müzikleri (Yeni program) / Reha Uz’a Göre

Reha Uz’un 60 yıllık müzik dinleme serüveninden eleğin üzerinde kalanları paylaştığı çok öznel, çok özel bir müzik programı

17:00 – 18:00 Music of the World İstanbul / Refika Kadıoğlu ve Kutay Derin Kuğay / Tokyo’dan Barcelona’ya müzik ve ötesi

facebook/Kutay Derin Kuğay

facebook.com/Music-of-the-World-Istanbul-

 ***

This Saturday at 5pm Music of the World Istanbul program at Acik Radyo 94.9 is featuring an interview and live music with the much talented Sinafi Trio in the studio as well a song selections from Sinafi Trio‘s new album Iho. With Elena Mudiri HasiotuAsineth Fotini Kokkala and Marina Liontou Mochament.

Bu cumartesi günü saat 17de Music of the World Istanbul programı çok kabiliyetli Sinafi Trio ile söyleşi ve stüdyodan canlı müziklerle yayında olacağız. Ayrıca Sinafi Trio nun yeni albümünden seçkiler sunuyoruz. Elena Mudiri HasiotuAsineth Fotini Kokkala ve Marina Liontou Mochament ile.

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, Kutay Derin Kugay dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve ayakkabılar
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, oturan insanlar ve iç mekan
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, oturuyor, çocuk ve gitar

18:00 – 19:00 Connections / Tim Hallam / 60′lar ve 70′lerde pop

connectionstr.blogspot.com/

mixcloud.com/tim-hallam/

19:00 – 20:00 Tighten Up / Simon Johns / Tematik bir müzik programı

tightenupwithsimonjohns.blogspot.com/

20.00 – 21:00 Güneyin Sesi / Salsa’dan Morna’ya, Bossa Nova’dan Nueva Canción’a Afro-Latin ezgiler… / Karaca Yiğit Pehlivanlı

guneyinsesi3.program23kasim2019

zz4

“Güney’in Sesi” Latin Amerika müziğinin beslendiği kültürler (Afrika, İspanya, Portekiz ve Amerikan yerli kültürü) üzerinden, geçirdiği değişimleri ve günümüze kadar hangi müzik türlerini nasıl etkilediğini ya da hangi müzik türlerinin etkisinde kalarak çeşitlendiğini anlatan; hepsinin temelinde var olan ‘yaşama sevincini’ yansıtan bir program.

facebook.com/karaca.pehlivanli

***

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, ayakkabılar, çocuk ve açık hava
Görüntünün olası içeriği: okyanus, gökyüzü, bulut, açık hava ve su
Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, gülümseyen insanlar, yazı

Karaca Yiğit Pehlivanlı  Güney’in Sesi / Açık Radyo

Üçüncü programda Güney’in Sesi’ne karışacaklara dair…

21:00 – 22:00 High Times / Ras Memo/ Reggae

22:00 – 23:00 Flow / Türler arası gece müzikleri / Özgür Özer

flow55

Eklektik gece müziklerine yer verdiğimiz Flow bu yayın dönemi gece 22.00’de.

23:00 – 24:00 Login / Christopher Çolak / Elektronik müziğin alt türleri ve tüm renkleri

24:00 – 01:00 Lovaj / Ahmet Güneş / Elektronik ağırlıklı müzik

lovaj.com/

01:00 – 02.00 Alan Kod 212 / Türler arası / Batu Boran

Alan Kod 212 programı bu yayın döneminde haftasonuna transfer oluyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/11/21

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak, Emre Gülşer

acikgazete22.11.2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Cuma Sezin Öney’le Seyyare: Türkiye ve Dünya Olayları Arasında Paralellikler, Karşılaştırmalar

seyyare20191122

Seyyare kayıt arşivi

09:30 – 10:00 Cuma Alp Ulagay ile Spor

spor20191122

10:00 – 10:30 İklim Acil / Dünya Acil Durum ilan ediyor / Can Tonbil

iklimacil22.11.2019

Gençler sokağa çıkıyor, yurttaşlar haklarını talep ediyor. İklim Acil, iklim aktivistleri ile beraber yeryüzündeki iklim mücadelesine panoramik bir bakış atıyor.

***

İklim Acil’de Fridays For Future İstanbul ekibinden genç iklim aktivistlerini ağırladık

22 Kasım 2019
Fotoğraf: Açık Radyo

Genç iklim aktivistleri 29 Kasım’da yapacakları etkinliklerden ve gezegenin gidişatından bahsettiler.

Aktivistlerin çağrısı şu şekilde: “4. Küresel İklim Grevi! 4. Küresel İklim Grevi günü olarak belirlenen 29 Kasım’da saat 17.00’de Tasarım Atölyesi Kadıköy’de buluşuyoruz!

Neler Yapacağız?

Kıyafet, kitap ve düzgün kullanılmış eşyaların getirilebildiği etkinlikte herkes getirdiği eşya kadar eşyayı standlardan alacak. Katılım göstermek isteyen kişiler okul temsilcilerine eşyalarını teslim edecek. Daha sonra okul temsilcisinden getirdiği eşya sayısı kadar kupon alacak. Bu kuponlarla 29 Kasım’da standlardan eşya alacak.

Ne hedefiyoruz?

Black Friday’e, önüne geçilemeyen üretim-tüketim çılgınlığının doğal kaynaklarımıza ve iklim krizine etkilerine karşı duruşumuzu hep birlikte takas yaparak sergiliyoruz.

Katılım okul temsilcileri aracılığıyla sağlanacaktır, katılmak için okul temsilcinizle iletişime geçiniz. Okul temsilciniz bulunmamaktaysa Instagram sayfamızdan bize ulaşıp okul temsilcisi olabilirsiniz!”

***

‘Kara Cuma’ya karşı ‘Yeşil Cuma’!

25 Kasım 2019
Fotoğraf: Bianet

Fridays For Future (Gelecek için Cumalar) Türkiye olarak, sizi bu sene 29 Kasım yani Black Friday’de, giymeyeceğiniz kıyafetler, kullanmayacağınız eşyalar satın alarak bu çılgınlığa destek yerine, para kullanmadan takas şenliğimize davet ediyoruz.

Bianet

Bir süredir gündemimizde bulunan tüketim çılgınlığı, geçtiğimiz yıllarda iyice kontrolden çıkmış durumda. İndirimler ve kampanyalar vasıtasıyla bizi ihtiyacımız olmayan şeyleri satın almaya iten üret-kullan-at kültürü, aşırı üretime, dolayısıyla doğal kaynakların aşırı tüketimine sebep oluyor.

Yılın bu dönemlerinde, Kuzey Amerika’da ortaya çıkmış, fakat son yıllarda dünya geneline yayılmış bir gelenekle karşı karşıyayız:

Black Friday. İnsanların ihtiyacı olup olmadığını sorgulamadan cebindeki, hatta kredi kartları kullanarak sahip bile olmadığı parayı çılgınca harcamaya iten bu pazarlama stratejisi, aynı zamanda yüksek miktarda karbon salınımına yol açıyor.

Üretilen her şeyin maddi değerinin yanı sıra bir ekolojik değeri de bulunmakta.

Ne kadar az satın alırsanız, karbon ayak iziniz o kadar küçük olur. Büyük markalar ne kadar “sürdürülebilir” olduklarından bahsederken insanları düşünmeden, sürekli alışveriş yapmaya teşvik etmesi bunun sadece bir pazarlama tekniği olduğunun bir göstergesi.

H&M CEO’su Karl-Johan Persson, sürdürülebilirlik konusundaki artan farkındalığın hızlı moda endüstrisi için bir son olacağından endişe duyduğunu belirtti. H&M ise internet sitesinde ne kadar ekolojik ve çevreye duyarlı bir marka olduğuyla övünüyor.

Fridays For Future (Gelecek için Cumalar) Türkiye olarak, sizi bu sene 29 Kasım yani Black Friday’de, giymeyeceğiniz kıyafetler, kullanmayacağınız eşyalar satın alarak bu çılgınlığa destek olmak yerine, para kullanmadan ve üretime sebep olmadan da alışveriş yapılabileceğini göstermek ve Black Friday’e karşı duruşumuzu sergilemek için takas şenliğimize davet ediyoruz.

10:30 – 11:00 Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam / Leyla Aslı Ünlübay

tohumdanhasadaekolojikyasam20191122

facebook.com/bugdaydernegi/

Tohumdan Hasada Ekolojil Yaşam kayıt arşivi

***

Sağlığımız için Zehirsiz Sofralar!

🌾 Buğday Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Aslan Ünlübay‘ın hazırlayıp sunduğu Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam Programı’nda bu hafta, pestisitlerin insan sağlığına zararları konuşuluyor.

Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği‘nden Prof. Dr. Arzu Mirici’nin konuk olduğu programımız, yarın (22 Kasım) saat 10.30’da Açık Radyo’da. (94.9)

📻 Radyonuz Açık olsun!

Açık Radyo’yu internetten dinlemek için: http://acikradyo.com.tr/stream/index.html

Kaçıranlar, daha önceki programların kayıtlarına buradan ulaşabilirler: http://acikradyo.com.tr/program/84105/kayit-arsivi

#BuğdayDerneği #TohumdanHasadaEkolojikYaşam #AçıkRadyo #ZehirsizSofralar #Pestisitler #Sağlık

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar ve yazı

11:00 – 12:00 Hikâyenin Her Hali / Hayata dair cinsiyet-aşırı sohbetler / Aslı, Ayşe Gül, Didem, Kristen, Özlem ve Sema

Hayatın ‘olağan akışında’ normalleşen, olağan gözüken, ‘eşyanın tabiatı gereği’ akıp gidenleri, cinsiyet-aşırı sohbet masamıza koyuyoruz. Gündemi kentte, kırda, sokakta, fabrikada, evde, mahkemede, sinemada, müzikte takip ederken, gündeme gömülen hafızayı da hikâyelerle kazıyoruz. Bugünü kadim zamanlarda arayabiliyoruz, başımızın çaresine tarihsiz antik hikâyelerin penceresinden de bakıyoruz. Program, misafirleriyle olağanda olağanüstüyü, düzende darmadağını, dertte dermanı, yasta gücü, birlikte farkı aşındırıp, kamplara bölünmüşlerin peşinden gidiyor. Masamız kalabalık, masamız renkli. Masa da, masaymış ha!

12:00 – 13:00 Caz Türbülans / Recep Şencan / Cazda serbest dolaşım

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Önce Sağlık / Ayşegül Tözeren, Betigül Öngen ve Selim Badur

oncesaglik20191122

Kış yaklaşıyor ve havalar her defasında daha da kestirilemez oluyor. Önce Sağlık, her sefer olduğu gibi, bu kışın tekinsiz havalarında da nöbette.

14:00 – 14:30  Bir Yaşam Dili (Yeni program) / Hazırlayanlar: Deniz Spatar ve Canan İrtem

biryasamdili22.11.2019rec07.11.2019

İsmini Marshall Rosenberg’in Şiddetsiz İletişim – Bir Yaşam Dili kitabından alan programda, anlaşmazlık içindeki bütün tarafları empati ile can-ı gönülden dinleyerek anlama, bu yoldan bağlantı kurarak işbirliği zemini yaratma ve herkesin ihtiyacının gözetildiği ortak çözümler üretme sanatı olan Şiddetsiz İletişim, çeşitli boyutları ile ayrıntılı olarak ele alınıyor.

Facebook.com/Şiddetsiz İletişim Türkiye

14:30 – 15:30 Wanderer / Can Denizci / (Richard Wagner özel programı)

Doğumunun 200. yılında Richard Wagner özel programı. 19. yüzyıl operasının en önde gelen iki isminden biri olan ve müziğin üst dilinin üstadı sayılan Wagner’in hayatı ve eserleri Wanderer’de

15:30 – 16:30 Sinefil / Melis Behlil ve Yeşim Burul Seven / Sinemasever muhabbetleri

sinefil_22.11.2019

Sinefil kayıt arşivi

16:30 – 17:00 Kavanozdaki Yıldız (Yeni program) / Hazırlayanlar: İsmail Başöz, Haluk Levent ve Mustafa Yılmazer

Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin toplumsal ve ekonomik etkilerini  kapsamlı biçimde ele almaya gayret eden bir program.

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20191122

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 22 Kasım 2019

22 Kasım 2019
Fotoğraf: WWF

WWF-Türkiye, tarafından, biyolojik çeşitliliğin korunması için yerel sivil toplum kuruluşlarının girişimlerini teşvik etmek amacıyla yürütülen Türkiye’nin Canı Küçük Destek Programı’nın IV. döneminde desteklenecek projeler belli oldu.

WWF-Türkiye, tarafından, biyolojik çeşitliliğin korunması için yerel sivil toplum kuruluşlarının girişimlerini teşvik etmek amacıyla yürütülen Türkiye’nin Canı Küçük Destek Programı’nın IV. döneminde desteklenecek projeler belli oldu. “Anılarda Kalmasın” çağrısı ile yola çıkılan IV. dönemin başvuruları, Türkiye’nin Canı Küçük Destek Programı Seçici Kurul Toplantısı’nda değerlendirildi. Seçici Kurul’un değerlendirmeleri sonucunda Türkiye’nin Canı Programı’nın yeni döneminde Rize Hemşin’deki karakovan arıcılığı, Muğla Fethiye’deki su samurları ile Trakya ve Bolu’daki şah kartallarını korumaya yönelik projelerin desteklenmesine karar verildi. Bireylerin ve kurumların bağışlarıyla oluşturulan fon bu kez, Türkiye’de doğa koruma alanında çalışma yapan 3 yerel sivil toplum kuruluşunun projelerinin hayata geçirilmesini sağlayacak. Türkiye’nin Canı Programı ile bölgelerinde kaybolmaya yüz tutmuş canlı türlerinin korunması için çalışan yerel sivil toplum kuruluşlarının projelerine hem maddi hem de bilimsel destek sağlanıyor. WWF-Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli, “Biyolojik çeşitlilik açısından gurur duyulacak zenginlikte bir doğal mirasa sahibiz. Topraklarımızı, 160’ın üzerinde memeli, 460’dan fazla kuş, 10 bini aşkın bitki, 364 kelebek, 141 sürüngen ve çift yaşamlı, 405 balık türü ile paylaşıyoruz. Öte yandan ne yazık ki yine aynı topraklarda çok sayıda tür doğal yaşam ortamlarıyla birlikte tehlike altında. Ülkemizin doğasını koruyabilmemiz, ancak yöre halkının kendi değerlerine sahip çıkmasıyla mümkün.’’ dedi. Pasinli konuşmasında ayrıca, “Doğayı koruma, sürdürülebilir bir yaşamı gerçekleştirme konusunda bugüne kadar gösterdiğimiz çabalar ne yazık ki yetersiz kaldı. Bu tablo karşısında, WWF olarak “Doğa ve İnsanlık için Yeni Bir Başlangıç” çağrısı yapıyoruz. Dünyanın sürdürülebilir geleceği için her zamankinden daha samimi, daha işbirlikçi, daha etkin çaba göstermemiz ve doğa ile yeni bir ilişki kurmamız gerekiyor.” dedi.

14 Şubat 2019’da kömürlü termik santrallere havayı kirletme izni veren ve meclisteki tüm partilerin ortak kararıyla geri çekilen yasal düzenleme MADDE 50 yeniden Meclis gündemine geliyor. 15 adet kömürlü termik santrala 4. kez havayı kirletme izni verecek teklif yasalaşırsa, Türkiye’nin en eski ve kirli santralları Haziran 2022’ye kadar havayı kirletme ve halk sağlığını tehdit etmeye devam edecek. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, parti kurmaylarıyla bir araya geldiği toplantıda termik santrallarla ilgili önemli talimatlar verdiği öğrenildi. Erdoğan, termik santrallardaki baca gazı filtreleme sistemlerinin mutlak suretle yapılması, yapılmadığı takdirde ceza verilmesi, gerekirse kapatılması için son dakika talimatını verdi. Türkiye Gazetesi’nin haberine göre; Cumhurbaşkanı, “Kirliliğe kesinlikle müsaade etmeyeceğiz. Kimse milletin havasını kirletemez. Mutlaka filtreleme sistemi yapılmalı. Bu konuyu bizzat takip edeceğim” dedi. Erdoğan’ın açıklamasını İklim Haber için yorumlayan Greenpeace Akdeniz’den Deniz Bayram, “Bu santralların faaliyetlerinin durdurulması gerekiyor. 2019 son tarihti. Bütün bu şirketlere bu konuda bildirim yapılmış olmasına rağmen çevre yatırımları hayata geçmedi. Greenpeace’in bu konuyla ilgili Enerji Bakanlığı’na yaptığı başvuruda çevre yatırımlarını yapmayan santralların derhal kapatılması, faaliyetlerinin durdurulması talep edildi.” dedi. Bayram, hava kirliliğinin neden olduğu halk sağlığına ilişkin tehdit ile ilgili yerelden gelen tepkilere değinerek “Bugün birçok siyasi partinin ve Cumhurbaşkanının yapmış olduğu açıklamalardan da görüyoruz ki çevre yatırımını yapmayan termik santrallar halk sağlığı için büyük bir tehdit oluşturuyor. Dolayısıyla Madde 50 meclis genel kurulunda geçtiğimiz Şubat ayında olduğu gibi tekrar geri çekilmeli ve bu santrallar yatırımlarını yapmaya zorlanmalı. Bu yatırımları hayata geçirmeyen santralların ise 2019 sonu itibariyle faaliyetlerinin durdurulmasına karar verilmeli.” diye konuştu.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı ve enerji alanında çalışan düşünce kuruluşları, ortak bir rapor yayımladı. Production Gap – Üretim Açığı Raporu adıyla yayımlanan bu çalışma, ülkelerin kömür, doğalgaz ve petrol yatırımı planları ile iklim krizini önlemek için gerekli olan emisyon miktarlarını karşılaştırıyor. Rapor, bu aradaki farkı üretim açığı olarak niteliyor. Üretim Açığı Raporu, ülkelerin Niyet Beyanları’nın, küresel ısınmayı sınırlama hedefi için gereken emisyon azaltımlarının gerçekleştirilmesi için yetersiz kaldıklarını gösteren Birleşmiş Milletler Çevre Programı UNEP tarafından yayınlanan Emisyon Açığı Raporu’nu tamamlayıcı nitelikte. Yayımlanan bu çalışma, ülkenin fosil yakıt planlarının olması gerekenden çok daha fazla olduğunu gözler önüne seriyor. Eğer mevcut fosil yakıt planları hayata geçerse, 2030 yılında, 1.5°C hedefi için gerekli olan miktardan yüzde 120 daha fazla fosil yakıt üretimi yapılacak. Paris Anlaşması‘nın hedeflerini tutturabilmek için, bu üretim açığının kapanması gerekiyor. Ancak, rapora göre, ülkelerin hiçbirinin, ilgili fosil yakıt üretimini, hedeflere uygun bir şekilde azaltma planı bulunmuyor. Ülkeler genellikle fosil yakıtlara olan talebi azaltmayı amaçlayan adımları hedefliyor, ancak çalışma, üretim kısmında da hedeflerin ortaya konması gerektiğini ifade ediyor. Çalışmaya göre, en çok üretim açığı kömürde görülüyor.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP Türkiye tarafından da desteklenen Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali, İstanbul’da Fransız Kültür Merkezi ve SALT Beyoğlu’nda devam ediyor. Yarın da, Salt Beyoğlu’nda 12:00-17:15  saatleri arasında; Fransız Kültür Merkezi’nde 13:30-17:00 saatleri arasında ücretsiz gösterimler olacak.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Hafta boyunca Ben Bugün Bişey Öğrendim Yayına Hazırlayanlar: Doruk Yurdesin, Ozan Sezgin ve Rauf Kösemen

facebook.com/benbugunbiseyogrendim

Açık Dergi Cuma Ceyhan Usanmaz’la Bu Köşe Kitap Köşesi.

Açık Dergi Cuma Zîn (Açık Dergi’de yeniden köşe) (15 Günde 1) / Hazırlayan: Mehmet Said Aydın

Yazar ve editör Mehmet Said Aydın Açık Dergi’ye geri dönüyor. Farklı kültürlerden ve alfabelerden beslenen Türkiye Edebiyatı’nın tarihinden notlar ve güncel gelişmeler, tartışmalar her hafta Açık Dergi’de.

Açık Dergi Cuma Duygular Sözlüğü ( Açık Dergi’de yeni köşe) / Yazan: Tiffany Watt Smith / Çeviren: Hale Şirin / Okuyan: Ömer Madra / Kolektif Kitap

Neredeyse her şeyin sözlüğünü yayınlama sürecine giren Açık Dergi yeni yayın döneminde duyguları da işin içine karıştırmaya karar verdi! Tiffany Watt Smith’in kaleme aldığı ve Kolektif Kitap tarafından Türkçe’ye kazandırılan Acımadan Zevklenmeye Duygular Sözlüğü, Ömer Madra’nın sesinden Cuma akşamları birer maddeyle radyo yayınına karışıyor.

Açık Dergi Pazartesi Serbest Atış (Açık Dergi’de yeni köşe – 15 Günde 1) / Dünya Basketbol Gündemi / Hazırlayanlar: Mehmet Çopuroğlu ve Kayhan Ergin

Volkan Ağır ve Utku Gökerküçük’ün hazırlayıp sunduğu Efektif Pas bu yayın döneminde bir ara veriyor. Yerine, bir basketbol programı olan Serbest Atış geliyor.

Açık Dergi Cuma Normalin Sınırları / Klinik Felsefe Sohbetleri / Alper Hasanoğlu ve Bülent Usta

“Normalin Sınırları”nda, insanları hapseden bireysel ve toplumsal sınırların ve kalıpların ötesine geçip, dinleyicilerin kendilerine ve hayatlarına başka bir açıdan bakabilmesinin olanakları araştırılan bir ‘klinik felsefe’ programı.

Teoriyle uygulamayı birleştiren yazı ve çalışmalarıyla tanınan psikiyatristlerin, psikoterapistlerin, felsefecilerin ve edebiyatçıların konuk olarak yer aldığı yayın; günümüzde ilaç tekelinin baskısı altında insanın doğasına ait normal ve doğal acının bir hastalık olarak tanımlanması tehlikesi karşısında normali koruma çabası.

“Normalin Sınırları”nı, psikiyatrist, psikoterapist, yazar Alper Hasanoğlu ile antropolog, psikoterapist, yazar Bülent Usta birlikte sunuyor.

20:00 – 21:00 Koyu Mavi / Gülçin Orgun / Türler arası

koyumavi22.11.2019

koyumavi.org/

***

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve yazı

Gülçin Orgun  Koyu Mavi / Açık Radyo

14 farklı yorumuyla

eden ahbez şarkısı

Nature Boy

Nat King Cole

Miles Davis

Frank Sinatra

Erik Truffaz, Sly Johnson

Afro Blue

Jimmy Rosenburg

Ella Fitzgerald, Joe Pass

Caetano Veloso

Jose Feliciano

Selma Güneri

Demis Roussos

Grace Slick & the Great Society

Aurora

David Bowie, Massive Attack

bu akşam

saat 20-21 arasında

Koyu Mavi’de…

21:00 – 22:00  Aşağı Mahalle / Ümit Baykara / New York Downtown Cazve ötesi…

twitter.com/asagimahalle

***

Yedi yıl önce yitirdiğimiz saksafoncu David S. Ware’in, dörtlüsüyle 2008 yılında Fransa’da verdiği bir konser kaydından oluşan ve 70. yaş günü nedeniyle yayınlanan albümden seçmeler.. Saat 21:00 Açık Radyo > bit.ly/1isUhIt #listen #live #music #radio #jazz #saxophone

Resim

22:00 – 23:00 Mint / Efkan Kula ve Mert Emcan / Gıcır cızır plâklar

mixcloud.com/mertemcan/

Alternatif rock’ın geçmiş ve günümüz klasiklerinin çalınacağı “Mint”te Stüdyo İmge yazarları; Efkan Kula ve Mert Emcan plak koleksiyonlarının en değerli single’larını hikayeleriyle birlikte çalıyor.

23:00 – 24:00 13 Melek / Yiğit Atılgan / Zamanın ruhundan bağımsız sesler

13melek-acikradyo365

13melek-acikradyo365b

Zamanın ruhundan bağımsız seslere kulak verdiğimiz 13 Melek bu yayın döneminde Cuma günleri 23.00’te.

24:00 – 01:00 Blackout / Gürkan Vayis, Ümit Şenol / Kirli ve aksak ritimler ile Siyah müzikler

Yeni yayın döneminde Overphonic ve Blackout programları birleşip yollarına, Overphonic’in saatinde Blackout adı altında devam ediyor.

overphonic.blogspot.com/

mixcloud.com/overphonic/

blackout949.blogspot.com/

soundcloud.com/blackout949

Blog Stats

  • 92.873 hits