Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/11/19

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_20-11-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Bitti. 18/11/2019. 13:47”

 

Muğla’da ikamet eden 19 yaşındaki Zafer Pehlivan, 17 Kasım günü Isparta’ya giderek eski sevgilisi 19 yaşındaki üniversite öğrencisi Güleda Cankel’i darp ettikten sonra 17 saatlik bir eziyet sürecinin ardından 18 Kasım’da onu bıçaklayarak katletti; cinayetin hemen üstüne de sosyal medya hesabından bu paylaşımla cinayetine tarih düştü. (BBC Türkçe)

acikkitapcocukhaklarisozlesmesiibrahimbetil

***

Dünya Çocuk Hakları Günü: Çocuk Hakları Sözleşmesi’nden bazı maddeler…

20 Kasım 2019

Bugün Dünya Çocuk Hakları Günü. Bu vesileyle Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin bazı maddelerini hatırlatmak istedik.

20 Kasım 1989 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 9 Aralık 1994 TBMM tarafından kabul edilmiştir. (bazı maddeler)

– Bütün çocuklar için geçerlidir: Kız-erkek, renk, doğduğu yer, konuştuğu dil, büyüklerin inançları ve konuştuğu dillerin farklılığı nedeniyle ayırım yapılamaz

– Yaşamak çocuğun en temel hakkıdır. Her çocuğa doğumunda isim verilir, devlet bu ismi kaydeder, kimlik verir. Çocuk o devletin vatandaşı olur. Konan isim, kazanılan vatandaşlık hakkı ve aile bağları korunur. Bunları değiştirmek için baskı uygulanmaz. Bunlar çocuktan alınırsa tüm dünya devletleri karşı çıkar.

– Çocuğu ilgilendiren konularda çocuğun da görüşü alınır. Büyükler çocuğu dinler, düşüncesini öğrenmeye özen gösterir.

– Çocukların düşüncelerini geliştirmeleri ve istedikleri dini seçmeleri hakkına saygı gösterilir.

– Hiçbir çocuk insanlık dışı yöntemlerle cezalandırılamaz. Çocuklar suç işlemişse uygulanacak cezalar yaşına uygun, gelişmelerini engellemeyecek, eğitsel olmalıdır.

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Nereye Doğru: Cengiz Aktar’la Geleceğe Bakışlar

nereyedogru20191120

Nereye Doğru kayıt arşivi

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Açık Yeşil / Ümit Şahin ve Ömer Madra / Hayatın, politikanın ve sokağın çevre ekoloji gündemi

acikyesil20191120

Açık Yeşil kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Metropolitika / Aysim Türkmen, Korhan Gümüş ve ve Murat Güvenç / Kent ve kentlilik üzerine tartışmalar

metropolitika20191120

Metropolitika kayıt arşivi

12:00 – 12:55 Midday Blues / Gün ortasında müzik arası / Ahmet Uncu

Coğrafyalardan ve türlerden bağımsız “günortası müzikleri” programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Tuna’nın Beri Yanı / Muammer Ketencoğlu / Balkan ağırlıklı etnik müzik

Oya Ergün

muammerketencoglu.com/

tunaninberiyani.blogspot.com/

facebook.com/ketencoglumuammer

facebook.com/muammerketencoğlu

***

Tuna’nın Beri Yanı – Oya Ergün – 20 Kasım 2019

14:00 – 14:30 Türlerin Yaşam Hakkı / Işıl Karaelmas / Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey

turlerinyasamhakki20.11.2019

zz4

“Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey” şiarıyla yola çıkan program; Türkiye ve dünyadaki hayvan hakları gündeminden, etik veganlık anlayışına; hayvansal ürünleri tüketmeyi bırakmaktan, sokak hayvanlarına yardım etmeye kadar faydalı insan yaklaşımları ve pratikleri üzerine.

twitter.com.türlerin.yaşam.hakkı 

pictosee.com/turlerinyasamhakki/

***

Yumurtanın karanlık yüzü: Tavukçuluk sektörü hakkında bilinmeyenler

20 Kasım 2019
Görsel: Işıl Karaelmas

Işıl Karaelmas’ın hazırlayıp sunduğu Türlerin Yaşam Hakkı’nda bu hafta tavukçuluk sektörü masaya yatırılıyor.

 

Programda ele alınacak konu başlıkları ise şöyle:

– Yumurta ve tavuk sektörü içindeki kuşlar nasıl bir evrim geçirdiler?

– Doğal ortamlarındaki yaşamlarıyla esaret altındaki yaşamları arasında nasıl farklar var?

– Tavuk etini yemeyi bırakmak onları kurtarmak için neden yeterli değil?

Türlerin Yaşam Hakkı’nı her çarşamba saat 14.00’te 94.9 FM frekansından dinleyebilirsiniz.

***

Kanatlı sektörünün yaşattığı esaret: Yumurtaya ihtiyacımız yok, ne sağlık ne de lezzet için

21 Kasım 2019

Çok iyi bildiğimiz ama pek de iyi tanımadığımız bir kuş türünden, Latince adıyla Gallus Gallus Domesticus’tan bahsedeceğiz. Yani Türkçede bildiğimiz ismiyle tavuk.

Tavuk ve yumurta sektörünün bu kuşun hayatını nasıl etkilediğini anlatmaya çalışacağım. Çünkü bu kuş türü günümüzde yumurta ve tavuk sektörünün esareti altında yaşıyor ve ne yazık ki sadece tavuğun etini yemeyi bırakarak onları kurtarmak mümkün olmuyor; aynı süt endüstrisinde olduğu gibi. Orada da sadece kırmızı et yemeyi bırakarak inekleri kurtaramıyoruz. Bugün temelde yumurta tükettiğimiz için bu kuş türünün ödediği bedelleri konuşacağız.

Tavuk, latince adıyla Gallus Gallus Domesticus,  sülüngiller (Latince: Phasianidae) familyasından evcilleştirilebilir bir kuş türü. Doğadaki ataları bugün bildiğimiz tavuktan çok farklılar çünkü epeyce değiştirmişiz bu türü, mutasyona uğratmışız kendi çıkarımıza kendi ihtiyacımıza göre.

Hindistan’da Asya’nın güneydoğusundaki Vahşi Kırmızı Hint Kuşundan geliyor tavuk. Onun da Latince adı zaten Gallus Gallus. Yani evcilleştirilmiş hali, “domesticus” eklendiğinde bizim bildiğimiz tavuk oluyor. Bu kuşlar doğaları itibariyle insandan çok çekinmelerine, kaçmalarına rağmen 7-8 bin yıl kadar önce Hindistan’da evcilleştiriliyorlar ve çiftliklerde yetiştirilmeye başlanıyorlar.

‘Sektörel’ tavukların ömrü 80 gün

Normalde ömürleri 7-8 yıldan 10 yıla kadar uzayabiliyor. Fakat yumurta üretimi için beslenen tavuklar yani tavukçuluk endüstrisinde esir olanlar sadece 6 hafta yaşayabiliyorlar. Organik üretim yaptığı söylenen bazı yerlerde ise ortalama 80 gün süreleri var. Bu yaşam süresi tabii maksimum verimlilik alabilmek için hesaplanan süre. Ne kadar organik olursa olsun yumurtlama verimliliği düşünce bu tavuklar da tabii ki öldürülüyorlar, ve yerine yeni tavuklar – yani sektör açısından söylemek gerekirse yeni “yumurta makineleri” geliyor.

Doğada yaşayan bu kırmızı Hint kuşları normalde senede 12-20 yumurta yumurtlarken, endüstriyel tavukçulukta genetik seçilim yoluyla tamamen evrim geçiren tavuklar yılda 300-350 yumurta -yani her gün bir yumurta- yumurtlayacak şekilde değiştirilmişler.

Dünyada mevcutta yaklaşık 23 milyar tavuk olduğu ifade ediliyor. Bu rakam aynı zamanda yeryüzünde yaşayan tüm yaban kuşlarının toplam sayısının da üç katı. İnsan nüfusunun şu anda 7-8 milyar civarında olduğunu da düşünürsek bizim nüfusumuzun da 3 katı kadar tavuk var yeryüzünde. Tabii ki bütün bu tavuklar esaret altında yaşayan ve önce yumurtlatmak sonra da öldürülmek için yetiştirilen tavuklar.

‘Yapıları mutasyona uğradı’

Doğa bilimleri alanında yayın yapan Britanya merkezli Royal Society Open Science dergisinde Aralık 2018’de yayınlanan bir araştırmaya göre yaklaşık 50 yılda ‘yoğun üretim’ nedeniyle tavukların yapısı (morfolojisi) ‘eşi benzeri olmayan’ bir mutasyona uğradı. Diken’de bu araştırmayla ilgili çıkan haberden alıntılıyorum:

“Britanyalı biliminsanlarının araştırmasına göre endüstrileşmenin etkisiyle tavuklar milyon senelik ‘evrim’i 60 yılda geçirdi. Araştırma için son 2 bin yıla ait veriler çerçevesinde evcilleştirilmiş tavuklar, vahşi tavuk  ve kırmızı hint kuşu denilen tavuk türüyle mukayese edildi. Araştırma aslen Güney Doğu Asya’ya ait ve 8 bin yıl önce evcil hale getirilen tavuğun 1950’lerden itibaren artan büyüme hızıyla yeni bir tür haline geldiğine işaret ediyor. Tavuğun 19’uncu yüzyıldan itibaren irileştiği, 1950’lerden sonra benzersiz bir evrim geçirdiği ortaya çıktı”

Bir de görsel var: Görselde 1957 yılındaki tavuğun gelişimiyle 2005 yılındaki tavuğun gelişimi ve kiloları gösteriliyor. İlk 4 haftanın sonunda 1957 yılında bir civciv 316g gelirken, 2005 yılında tam 1396g geliyor, yani nerdeyse 5  katı daha büyükler.

8 haftanın sonunda ise 60 yıl önceki tavuk 905g iken 2005 yılında 4.202g oluyor, bu da yine nerdeyse 5 katına denk geliyor.

Tabii bunun amacı tavuğu mümkün olduğu kadar kısa sürede kesilecek hale getirmek ve daha fazla et alabilmek. Hayatları boyunca kafeste tutuldukları ve antibiotiklerle şişirildikleri için bu tavukların kemikleri ise o ağırlığı kaldıracak kadar gelişemiyor ve hareketsizlikten de zayıf kaldıkları için dokunulduğunda kırılacak durumda oluyor.

Kafesten çıkarıldıklarında, elle tutulduklarında kemikleri kolayca kırılıyor. Kafesten alınıp mezbahaya götürülürken de tabii çok hassas bi şekilde kucaklanmadıklarını tahmin edebiliriz. Baya hoyratça tutularak hatta fırlatıp atılarak götürülüyorlar ve hayvanların kemikleri bu esnada kırılıyor. Bu tavuklar fabrika çiftliklerinden kurtarılamıyorlar bile çünkü başka sağlık problemleri de yaşıyorlar aşırı şişmanlıktan ötürü; kafesten çıktıktan sonra da bu tavuklar en fazla 1 ay içinde kalp veya solunum sorunları sebebiyle ölüyorlar.

‘5 yaşında bir çocuğun 150 kg gelmesi gibi bir şey’

Deutsche Welle Türkçe Youtube üzerinden geçen hafta bir haber yayınladı: Polonya’daki endüstriyel tavukçuluğun nasıl yapıldığını anlatıyor ve gösteriyor. Polonya Avrupa’nın en büyük tavuk üreticisi. Burada üretilen tavukların doğdukları günden itibaren güneş ışığı bile görmeden dev hangarlarda, neon ışıklar altında ve on binlercesiyle birlikte yaşadıklarını görüyoruz. İstisnasız hepsinin yer yer tüyleri dökülmüş, pembe derileri gözüküyor, sağlıklı olmadıklarını bir bakışta zaten anlayabiliyorsunuz. Ama orada çalışanlar gayet sağlıklı ve iyi olduklarını iddia ediyorlar.

Videoda bir hayvan hakları aktivisti Anna Izynska tavukların büyüme hızını anlatabilmek için şöyle söylüyor: “5 yaşında bir çocuğun 150 kg gelmesi gibi bir şey” diyor çünkü hem verilen antibiotikler ve hem de metabolizmalarının değiştirilmesinden ötürü çok kısa sürede aşırı kilo alıyorlar.

Erkek civcivler doğar doğmaz öldürülüyor

Tavukçuluğun diğer bir karanlık boyutu ise şu: tavuk üretimi için döllenen yumurtalardan çıkacak olan civcivler, doğal olarak dişi de olabilir, erkek de. Fakat bu endüstrinin sadece dişilere ihtiyacı var çünkü horozların hiç bir maddi getirisi yok. Hem yumurtlayamıyorlar, hem de etleri kar getirmiyor. Peki yumurtalardan çıkan erkek civcivlere ne oluyor?

Ne yazık ki daha doğar doğmaz korkunç bir şekilde öldürülüyorlar. Türkiye dahil dünyanın her yerindeki tavuk üretim merkezlerinde yapılan şey aynı. Erkek civcivler doğar doğmaz ayrıştırılıyor, üretim bantlarına atılıyor ve o bantlardan da büyük öğütücülere atılarak daha canlıyken parçalanarak öldürülüyorlar; veya da torbalara doldurulup boğularak öldürülüyorlar.

Her yıl en az 6 milyar erkek civciv öldürülüyor. Her bir tavuğun üretebilmesi için bir tane de erkek civcivin doğar doğmaz korkunç bi şekilde öldürüldüğü bir düzen devam ediyor ve biz yumurta yemekte ısrar ederek ne yazık ki böyle bir düzeni de beslemiş oluyoruz. Organik olup olmaması bir şey fark etmiyor çünkü organik yumurta üretim tesislerinde de erkek civcivlere ihtiyaç duyulmuyor, orada da, olabilecek en ucuz yöntem kullanılarak yok ediliyorlar.

Veganlik.org diye bir siteden bahsetmiştik daha önce, bu programda da daha önce konuk ettiğimiz sitenin kurucularından Emir Çelik’in yazdığı bir makaleye göre Türkiye’de de aynı uygulama tüm tavuk üretim çiftliklerinde mevcut. Şöyle yazıyor:

“Erkek civcivlerin (yavru horozlar) toplu itlafı sektörde standart. Bursa’daki bir yumurta firması, medyaya düşen itlaf videosu üzerine yaptığı basın açıklamasında konuyu detaylı şekilde açıkladı. Civciv imhasının, Türkiye’deki tüm üreticilerde aynı şekilde uygulandığını açıklayan firma, bunun yönetmeliklere uygun yapıldığını belirtiyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yetkililerince imha tesisi önündeki kayıtlı uygulamalarda, erkek civcivler varillerde biriktirilerek imhaya sevk ediliyor.”

“Erkek civcivlerin üretim yapamaması ve karışık üretim yapıldığında da embriyolu yumurta üretileceğinden ötürü, ister konvansiyonel yumurta üretim çiftliklerinde, ister alternatif organik tavuk üretim çiftliklerinde erkek civciv bulundurulmuyor. Söz konusu tavuk ırklarının erkekleri, et üretimi amacıyla yetiştirilmeyecek kadar az verimli olmasından ötürü üretim çiftliklerine sevk edilemez ve kanuni olarak kuluçkahane artığı görülür. Erkek civcivler artık olarak ayrılır, variller içinde taze hava girişi kapatılır ve ölümü sağlanır. Firma açıklamasında ‘civcivlerin hava girişi kapatılınca oluşan karbondioksitle bayıltılarak acısız ölümü sağlanmakta’ olduğu söyleniyor. Oysa boğulmanın nasıl acısız olabildiğine dair bir bilgi yok. Bu tür uygulamalarda hayvanlar, acı çekerek havasızlıktan boğularak ölüyor. Çöp bidonlarına üst üste atılan hayvanların, henüz poşetlerin ağzı kapatılmadan ezilerek can vermeye başladıkları da ayrı bir konu” demiş.

Yani yumurtacılık sektörü içindeki hayvanlar kesinlikle duyarlı ve duygulu canlılar olarak görülmüyorlar, bir yumurta makinesi olarak kullanılıyorlar ve “verimliliği düştüğü” anda da vahşice öldürülüyorlar. Sağlıklı doğmuş, yeni dünyaya gelmiş erkek civcivlerin ise bir gün bile yaşamaya hakları bulunmuyor.

1 metrekareye 10 tavuk!

Şunu diyor olabiliriz: “Ben sadece serbest gezen, organik ve mutlu tavukların organik yumurtalarını yiyorum.” Ben de vegan olmadan önce yıllarca organik yumurta tükettim. Fakat ne yazık ki işin aslı pek öyle doğal ve mutlu değil.

Bir kere “serbest gezen tavuk” dediğimiz tavuklar öyle hayal ettiğimiz gibi veya reklamlarda gösterildiği gibi çayırda çimende geniş geniş gezen dolaşan mutlu tavuklar değiller.

Organik olması için kafeslere tıkmak yasak, bu doğru evet, ama bu nedenle hangar gibi kapalı alanlarda, neon ışıklarla aydınlatılmış kapalı yerlerde binlerce tavuk bir arada besleniyor. Tarım ve Orman Bakanlığının yayınladığı organik tavukçuluk kurallarına göre 1 metrekarede tam 10 tavuk bulundurabiliyorlar. 1 metrekareye sığan 10 tavuk nasıl gezebilir peki? Onu anlamak pek mümkün değil.

Tabii bu ölçüler organik tavukçulukta böyle. Konvansiyonel endüstriyel tavukçulukta çok daha vahim olduğunu tahmin edebilirsiniz. Greenpeace’in 2016 tarihli bir raporu var, “Dünyayı Tüketmek: Kümes hayvancılığı odağında endüstriyel hayvancılık sektörü adında. Buna göre 1 metrekarede tam 18 tavuk tutuluyor ve hiç güneşi görmeden yaşıyorlar, Türkiye’de. Ayakları yere basabiliyor mu acaba bu ölçülerde? Tabii bu koşullarda bacaklarını kullanamadıkları için o kadar zayıf oluyor ki tutulduğu anda kırılmaları çok mantıklı görünüyor.

Çok önemli bir mesele daha var ki ben bu konuyu araştırmadan önce bilmiyordum. Neredeyse tüm tavuk üretim merkezlerinde uygulanıyormuş: Henüz daha civcivken bu hayvanların gagalarının büyük bir kısmı kesiliyor. Türkiye’de de, diğer ülkelerde de organik tavukçulukta da aynı uygulama var. Hem de öyle tırnak keser gibi değil, kızgın bir bıçağı olan makinelerle kesiliyor hayvanların gagaları. “Gaga kesimi makinesi” diye aratırsanız nasıl yapıldığını da görebilirsiniz. Yine veganlik.org’da Nesibe Uysal’ın yazısından alıntılıyorum:

“Gagasızlaştırma denen bu işlem – yani kuşun gagasının kemik, kıkırdak ve yumuşak dokusunun kısmi olarak kesilmesi- o kadar acı verici ki, bazı kuşlar şoktan o anda ölebiliyor, yeme ve içmeden aciz olan diğerleri ise açlıktan ve susuzluktan yavaşça ölüyor. Hayatta kalanlar şekli bozulmuş gagaları için ampute edilmiş bir uzvun acısı gibi hayatları boyunca süren kronik acılara katlanmak zorunda kalıyor” diyor.

Tavukların bu sektörde yaşadıklarını hangi sebeple meşrulaştırabiliriz, normalleştirebiliriz ki…

Tavukçuluğun diğer bir boyutu da doğaya ve dünyaya olan etkisi: Az önce bahsettiğim Greenpeace’in 2016 raporunda şu bilgi var:

•          Bir tavuk bir kilo alabilsin diye atmosfere 2.35 kg karbondioksit salınıyor, ve 4 ton su harcanıyor.

•          Dünyadaki sera gazı salımınının yüzde 18’i hayvancılık, yüzde 8’i tavukçuluktan kaynaklanıyor.

Son olarak, uzmanlık alanım olmamakla birlikte yumurta işinin sağlık boyutuna da kısaca değinelim. Burada iki kaynaktan bahsedicem:

•          Dr. Michael Greger isimli bir doktorun, müthiş araştırmacı bir doktorun websitesi var; nutritionfacts.org diye. Dr. Greger’in her tür besinle ilgili çektiği yüzlerce videoya ulaşabiliyorsunuz. İngilizce bir kaynak, yumurta diye arattığınızda birçok video çıkıyor ve insan sağlığına yarardan çok zararı olduğuna dair birçok bilgiye ulaşıyorsunuz.

•          İkincisi ise Türkçe bir kaynaktan; sağlık için az yağlı vegan beslenmeyi öneren kardiyolog Dr. Murat Kınıkoğlu’nun “Vegan Beslenme” kitabından kısa bir bölümde diyor ki: “Hayvansal besinlerde, örneğin yumurtada aminoasit yoğunluğu daha fazla olabilir ancak çeşitlilik açısından bitkisel besinler, en az hayvansal besinler kadar zengindir. Kıyaslama yaparken besinlerin muhtemel zararlı etkisini de göz önünde bulundurmanız gerekir. Meme kanseri ya da prostat kanseri riskinizi yüzde 80 arttırmak sizin için önemli değilse her gün bir yumurta yiyerek zengin aminoasit kapsamından yararlanabilirsiniz.”

Sağlık konusunu ilgilenenler daha da araştırabilirler. Ben daha çok olayın etik boyutunu ele almaya çalıştım bugün. Programı bitirirken güzel birkaç öneriyle bitireyim. Yumurtayı mutfağımızdan çıkardığımızda yerine kullanabileceğimiz bir çok lezzetli bitkisel alternatif var. Vegan yemek sitelerinde tuzlular ve tatlılar için ayrı öneriler yer alıyor. Yumurta ikamesi olarak kullanabileceğiniz bazı besinler şöyle (Kaynak: veganlik.org):

•          Keten Tohumu: 1 ölçü öğütülmüş toz keten tohuma, 3 ölçü su ekleyerek kıvam almasını bekleyin.

•          Chia Tohumu: Aynı keten tohumu gibi suya koyup, jelleştirin.

•          Aquafaba adı verilen Konserve nohutun suyunu ya da kaynattığınız bakliyatların suyunu birçok tarifte tutucu olarak kullanabilirsiniz.

•          Hazır Yumurta İkameleri: Birçok markanın su ile karıştırınca kahvaltı ve kek tariflerinde kullanmalık yumurta ikameleri mevcut.

•          Tofu: Menemen tarifinde de kullanmak için ideal olan tofu, brownie ve salatalara da uyumlu.

•          Muz (Kek ve tatlılar için): Olgunlaşmış muzları ezerek tatlı tariflerinizde kullanmayı da deneyin.

•          Karbonat ve Elma Sirkesi karışımı: Karbonatla sirkeyi karıştırdığınızda kabarır. 1 çay kaşığı karbonat ile 1 yemek k. sirkeyi karıştırıp, kek ve böreklerde kabarması için kullanabilirsiniz.

Sonuç olarak şöyle özetleyebiliriz:

Yumurtaya ihtiyacımız yok, ne sağlık ne de lezzet için. Milyarlarca erkek civcivin doğar doğmaz öldürülmesine; milyarlarca tavuğun 6 haftalık eziyet dolu bir yaşam sürüp sonra öldürülmesine sebebiyet vermemize aslında gerek yok. Buna sebep olmadan da gayet sağlıklı mutlu yaşayabiliriz.

 

Metinde Geçen Kaynaklar:

https://royalsocietypublishing.org/doi/10.1098/rsos.180325

http://www.diken.com.tr/milyon-yillik-evrim-60-yila-sigdirildi-insanoglu…

Civcivlerin çilesi: 42 güne sığan hızlı bir yaşam – DW Türkçe: https://www.youtube.com/watch?v=slru2G8y4ys&feature=youtu.be

https://veganlik.org/erkekcivcivler/

http://www.turktarim.gov.tr/Haber/289/organik-tavukculuk-nedir-ne-degildir-

https://www.greenpeace.org/archive-turkey/Global/turkey/report/2016/duny…

https://veganlik.org/yumurta/

https://nutritionfacts.org/

Diğer Kaynaklar:

https://www.france24.com/en/20191112-chicken-billionaire-poland-is-europ…

https://www.theguardian.com/lifeandstyle/2002/mar/10/foodanddrink.features1

https://www2.le.ac.uk/offices/press/think-leicester/science-and-environm…

14:30 – 15:30 Alla Turca / Ali Pınar ve Ersin Antep / Türkiye’den klâsik müzik yorumcuları ve bestakârları

www.facebook.com/alla.turca.5

instagram.com/allaturca2001/

***

‘Schubert Sonatinas’: Alla Turca’nın konukları keman sanatçısı Cihat Aşkın ve piyano sanatçısı Cana Gürmen

20 Kasım 2019
Fotoğraf: Hürriyet

Ali Pınar ve Ersin Antep’in hazırlayıp sunduğu Alla Turca’ya bu çarşamba keman Sanatçısı Cihat Aşkın ve piyano sanatçısı Cana Gürmen konuk olacak.

Birkaç gün önce Amazon üzerinden satışa sunulan “Schubert Sonatinas” başlıklı yeni CD ve DVD çalışmaları hakkında sohbet edecek, Franz Schubert’in tüm sonatinlerini kaydettikleri bu özel projeye dair detayları canlı yayında öğreneceğiz.

Alla Turca; çarşamba saat 14.30’dan itibaren 94.9 Açık Radyo’da.

(Instagram ve Twitter: @allaturca2001 / Facebook grubu: Alla Turca / E-posta: allaturca@acikradyo.com.tr)

15:30 – 16:30 Altın Saatler / Nuray Aydınoğlu, Elvan Cantekin, Argun Yum ve Gürhan Ertür / 17 Ağustos’u unutma

altinsaatler20191120

Altın Saatler kayıt arşivi

16:30 – 17:00 15 günde bir Çarşamba 16:30 – Çetin Ceviz / Otizme Yönelik Toplumsal Savunma / Deniz Yazgan

cetinceviz20kasim2019

cetinceviz20kasim2019_201911

Otizm ve otizmlinin hayat rutinini, otizmin küresel, bölgesel ve yerel anlamlarını, otizmin hayata dokunuşlarıyla tartıştığımız bir program. Hepsi birbirinden farklı kıvrımlara, hacme ve şekle sahip olan cevizleri inceler gibi, farklılıkları farklılığı bilenlerle kurcalıyor, içinden ne çıkacağını merakla birlikte keşfediyoruz.

***

Tespit ve teşhis konusunda sorunlar: Otizm ne değildir?

25 Kasım 2019
Fotoğraf: abc.net.au

Aksaray’da, tipik gelişim gösteren çocukların ailelerinin, farklı gelişim gösteren ve otizmli olan çocukları okullarında istemediklerini ve ayrımcılıkta bulunduklarını tüm Türkiye ile aynı anda biz de öğrendik.

Merhaba, 94.9 Açık Radyo’dayız. Bugün 20 Kasım 2019 Çarşamba günü. Çetin Ceviz serisinin ikinci programındayız. Ben Deniz Yazgan. Biz aslında bu hafta otizmin beyne aksinden bahsedecektik ama dikkatimizi Aksaray’da yaşanan olaydan sonra başlayan otizm tanımlaması silsilesi çekti. Bu tanımlamaların kimi zaman yanlış olduğu kanaatine vardığımızda yaşanan kimi zaman grup içi (otizmli birey yakını olan kişiler arası) ve grup dış taşlamayı, kelimeler içinde yaşadığımız kaybolmuşluğu ve yalnızlık kapsamında yaşanan korku nedeniyle bu haftayı “Otizm ne değildir?”e adadık.

Bu biz de kim, diye soracak olursanız, aslında biz kalabalık bir ekibiz. Otizmle yaşama yönelik oluşturulan ve oluşturduğumuz sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle, coğrafyamızın farklı yerlerinden gelen fikirlerle programımızı şekillendiriyoruz. Bu hafta “Otizm ne değildir?” dedik çünkü anlaşılan o ki, otizmliyi tespit ve otizmi teşhis konusunda sorunlar yaşıyoruz. Aksaray’da, tipik gelişim gösteren çocukların ailelerinin, farklı gelişim gösteren ve otizmli olan çocukları okullarında istemediklerini ve ayrımcılıkta bulunduklarını tüm Türkiye ile aynı anda biz de öğrendik. Kendilerini savunuş şekli de otizmli çocukların kendi çocuklarına zarar verebilecekleriydi… Bu noktadan sonra, ayrımcılığa uğrayan çocuklara ve ailelerine üzülen kişilerin ve kurumların tepkilerini gördük.

Kimi zaman gazetecilerden, kimi zaman doktorlardan, il ve ilçe belediyelerinin sosyal medya hesaplarından isyan dolu tepkilerle karşılaştık. Peki, nasıl tepki verdi bu kişi ve kurumlar? Neden tepki verdi? Bunu tespit etmenin, en az otizmi tespit etmek kadar zor olduğunu düşünüyoruz.

Zor, çünkü, ortada yuhalandığı anlaşılan küçük çocuklar var ve bu toplumumuzun tepkisini çekmek için yeterli bir durum.

Zor, çünkü, mağdur olmak, çoğu zaman mağduru güzelleştirmeyi, yüceltmeyi de beraberinde getiren bir durum, en azından ülkemizde.

Zor, çünkü, otizm tam olarak ne ki? Otizmi algılamak, bu soruya cevap vermek kolay mı ki?

İşte tam da bu nedenle “Otizm ne değildir?” diye başlayalım dedik.

Karşılaştığımız en önemli ‘kaydırma hatalarından’ bir tanesi otizmli dendiğinde akla Down sendromlu bireylerin gelmesi… Anne karnındaki çocukta, kromozomun 21. Çiftinde fazladan bir kromozomun daha olması olarak tanımlanan Down sendromu, her 750 ile 1000 doğumda bir görülmektedir. Bu kapsamda ne olmadığı ile başlayalım. Otizm, Down sendromu değildir. Ancak yanlışlığa mahal vermemek adına baştan şunu belirtmek gerekir. 58 doğumda bir görülen otizm ile 750 ile 1000 doğumda bir görülen Down sendromu oransal olarak aynı bireyde kombinasyona konu olabilecektir, ve olmaktadır da. Birey hem serebral palsi hem otizmi hem Down sendromu hem de otizmi bünyesinde barındırabilecektir, ancak eş anlama gelmemektedirler.

Bu ayrımı belirtirken amacımızın türcülük olmadığını elbette belirtmek gerekir. ancak farklı anatomik, nörolojik ve çoğu zaman da sosyolojik neden ve sonuç ilişkilerini barındıran farklılıkların, farkını belirtmenin; bu aralar biraz moda kavram olan farkındalığa erişmek için doğru olduğunu düşünüyorum.

Farkındalığı zikretmişken, farkındalığın ne olduğu formül yolundan otizmin ne olmadığına varmak doğru olabilir.

Farkındalık, Türk Dil Kurumu tarafından, oldukça sade biçimde “farkında olma hali” olarak tanımlanmaktadır.

Farklılık ise, “farkı olan, ayrıksı, değişik” olarak.

Bu iki kelime arasında düşünüldüğünde aralarındaki “farkın” açık olduğunu, bunu beyan ederek abesle iştigal ettiğimi düşünebilirsiniz. İlk başta ben de öyle düşünüyordum.

Ancak, otizmin bir farkındalık olduğuna yönelik nedenselleştirmeler, bu noktada oldukça dikkat çekici. Ben bu çekiciliği, geçtiğimiz gün, küçük bir anket çalışması yaparak anladım.

Özel ya da kamu; birçok kurulun, meslek kuruluşunun yaptıkları basın açıklamasında otizmi bir “farkındalık” olarak tanımladığı dikkatimi çekti. Bu noktada, merakıma yenildim, ve iki duraklı bir anket yaptım.

Anketin sosyal medya durağında, katılımcıların salt dürtüsel cevabının peşine düşerek, “Otizm bir FARKINDALIK mıdır?” sorusunu yönelttim. 205 kişinin katıldığı bu ankette, 132 kişi “EVET” cevabını verdi.

Anketin yüz yüze gerçekleştirdiğim ikinci ve son durağında ise, “EVET” cevabını veren katılımcılara “NEDEN?” sorusunu sordum. 50 kişinin katılım gösterdiği bu aşamada, 27 kişinin aslında “FARKLILIĞI” tarif ettiğini anlamış oldum. Ve bu da bir “kaydırma hatasını” teşkil etti… Fakat benim ilgimi, farkındalık cevabını nedenselleştiren kişiler çekti.

“… Onlar o kadar harika ve akıllı ki, her şeyin farkındalar…”

 

Otizmli birey yakını şapkamı taktığımda, kardeşim Güneş’in birçok şeyin farkında olduğunu, hatta biraz daha romantik hissettiğim günlerde, Güneş’in bizi tiye aldığını, istemediği için konuşmadığını bile dilimin ucunda bulabiliyorum.

Bugün bir otizm meraklısı şapkamı taktığımda, biliyor ve anlıyorum ki, Güneş’in farkında oldukları kadar, farkında olmadığı da birçok şey var. Mesela trafik kuralları, mesela paranın bir satın alım aracı oluşu…

Bunlar sosyal hayatın küçük ama hayati bilgiler…

Otizm spektrumunda bulunan ve birçok şeyin farkında olan kişilerin varlığını elbette yadsımıyorum… Ama bizim spektrumun da cilvesi, farklılıklardan müsemma olması…

Bu noktada şunu da söylemek gerekir, romantizm ve sert realizm savunucularının tam ortasında bulunuyorum. Peki kim bu sert realistler? Otizmli birey yakını olan kişilerin hemen hatırına gelecektir: Yakınınızla ilgili görüşmelerde, karşı taraf, çok da nitelikli bir kişilik değerlendirmesinde bulunma gereği duymadan, sizi “haberdar olmadığınız” acı gerçeklerle yüzleştirmek ister. Bunun en güzide örneklerinden biri de, kişinin karşınıza geçip; “Farklı değil o, bozuk. Bozuk olmasa düzeltmeye çalışmazdınız” söyleminde bulunmasıdır.

“Autism spectrum disorder” tanımının dilimize “otizm spektrum bozukluğu” olarak çevrilişindeki “bozukluğun”, bozuk bir yiyecek otomatından daha fazlası olduğunu düşünüyorum. Bu kapsamda “DEĞİLLERE” dönmemiz gerekirse, otizm, farkındalık ya da bir makine bozukluğu değildir.

Bu cümlemde otizme yönelik bir güzelleme ya da acı bir gerçeği söylemleştirme bulunmamakta. Zira, otizm doktrini de, Dr. Barry Prizant’ın öncülüğünde “otistik davranış” kavramını tarihe karıştırma çabası içinde.

Hepimiz bazı durumlarda “Eeeh yetti!” diye bağırmak, ya da bir kilo çekirdeği çitlemek, etiketi kaşındıran bir bluzu, insan içindeyim demeden çıkarıp etiketi “Hart!” diye koparmayı istiyor olabiliriz. Bu davranışları gerçekleştirmiyor oluşumuz, sosyal normlara uygun olduğumuzu ve bir bakıma “benzer” olduğumuzu kanıtlar niteliktedir. Otizmli bireylerin sosyal hayata uyum konusunda aynı merakı; anksiyeteyi taşımaması onları bozuk kılmaz.

Bu noktada, ailelerin yaşadığı, toplumun da yaşattığı bu durumu algılarken; “Eyvah, çocuğum otizmli…” korkusunu, ve bununla birlikte, savunma mekanizmalarına yönelik bir pratik çalışma niteliğinde olan “Otizmli, ama…” cümlelerini çok dikkatle dinlemek gerekir.

Savant otizmliler, otizm spektrumunda bulunan dahi bireylerdir. Otizmli bireylerin Hollywood’daki ilk temsilleri de, savant bireyler arasından seçilmiştir. Bu kapsamda, her otizmliden bir “ama” beklenir. Otizmli ama, süper matematikçi. Otizmli ama, dahi piyanist. Hayır, otizm bir yetenek değildir. Ve otizmli her defasında deha olmak ile sınanmamalıdır.

Bu noktada, ailelerde ve destek ve bakım gösteren diğer kişilerde de bazen bu beklenti doğar. Ancak bu, spektrumda olmayan benden üstün bir başarı beklemek ile aynıdır. Neden?

İşte bu noktada, keşke toplumsal savunma! Diyoruz. Bunu keşkeden çıkarmanın, cezalamaya ve dışlamaya, üstünlük ve marketing bekleyen bir yapıdan ziyade; insanilik, iyicillik ve anlayışı benimseyen bir sistemi, farklıyı, farkıyla benimsemeyi amaçlıyoruz. Çünkü, farklıdan korkulan yerde, farklıyı farkı ile benimsemeyi konuşmak dahi, bir devrimdir… 15 gün sonra devrimden konuşmaya devam edene dek, sözü Tracy Chapman’a bırakalım. Talkin’ About Revolution… Görüşmek üzere…

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Albüm Adı Süre
Freddie Mercury § Montserrat Caballe
Barcelona
Barcelona
04:27
Tracy Chapman
Talkin’ Bout a Revolution
Tracy Chapman
02:41

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı // Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20191120

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 20 Kasım 2019

20 Kasım 2019
Fotoğraf: Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali

İnsanların birbirleri ve gezegenin döngüleri ile uyumlu yaşayabileceğini düşünenlerin bir araya geldiği bir buluşma olan Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali bu sene 21-24 Kasım tarihlerinde İstanbul’da Institut Français ve SALT Beyoğlu’nda gerçekleşecek.

Çanakkale’nin merkeze bağlı Kirazlı Köyü yakınlarındaki altın ve gümüş madeni projesi kapsamında on binlerce ağaç kesildikten sonra, aylarca Kazdağları’nda nöbet tutan yurttaşlar burada işlenen çevre katliamını gündemden düşürmedi. 13 Ekim’de maden arama lisansı sona eren Kanadalı firma lisans alamadı. Şirket yaptığı açıklamada 2021’e kadar faaliyetlerine ara verdiği bilgisini paylaştı. Kazdağları’ndaki tahribatın tartışıldığı günlerde, 44 firmanın daha arama izni bulunduğu bildirilmişti. Ancak Enerji ve Tabii Bakanı Fatih Dönmez’in, CHP Milletvekili Fikret Şahin’in sorusuna verdiği cevap, bölgeyi bekleyen tehlikeyi gözler önüne serdi anlaşılan 44 değil, 155 firmanın, bölgede 279 maden arama ruhsatı var. Sözcü‘den Saygı Öztürk’e konuşan CHP’li Şahin, madencilik faaliyetlerini yürüten şirketler hakkında kamuoyunda çelişkili bilgiler yer aldığını belirtti. Şahin, bölgede faaliyet gösteren şirketlerin ve bölgedeki madencilik faaliyeti projelerinin sayısındaki muğlaklığın, bölge insanı başta olmak üzere tüm kamuoyunu rahatsız ettiğini ifade etti. Şahin, kamuoyunun maden projelerinden ve sonuçlarından haberdar olma isteğini beraberinde getirdiğini söyledi. Şahin’in sorusu üzerine Enerji Bakanlığı, Kazdağları ve Madra Dağı ekosistemi içindeki madencilik faaliyetleri konusunda şu bilgiyi verdi: “Bahse konu alanda, 54 farklı kamu kurumu ve firmaya 107 adet arama ruhsatı, 2 farklı yabancı ortaklı firmaya 8 adet arama ruhsatı; 93 farklı yerli firmaya ait 148 adet işletme ruhsatı, 6 farklı yabancı ortaklı firmaya 16 adet işletme ruhsatı düzenlendi.” CHP Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin Türkiye Maden Kanunu’nda değişiklik öngören yasa teklifi hazırladı ve TBMM Başkanlığı’na sundu. Teklifte, Milli Park, özel çevre koruma bölgeleri, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları ile muhafaza ormanları statüsüne sahip olan alanlar, bu alanların 50 kilometre çevresinde kalan il ve ilçe yerleşim alanlarına komşu durumda bulunan alanlarda madencilik faaliyetlerinin yapılmasının yasaklanması öngörüldü. Bu alanlarda madencilik için arama, ruhsat verme ve maden çıkarma işlemi yapılmaması amaçlandı.

Uluslararası Enerji Ajansı  2019 yılı Dünya Enerji Görünümü Raporu‘nu yayınladı. Çalışmadaki bulgular hız kazanan yenilenebilir enerji yatırımlarına rağmen, mevcut enerji sisteminin Paris İklim Anlaşması kapsamında belirlenen iklim hedeflerine ulaşmak için yeterince hızlı gerçekleşmediğini ortaya koyuyor. Çalışmaya göre yenilenebilir enerji dönüşümü beklentileri ile fosil yakıtlara dayalı mevcut enerji sistemi arasındaki fark açıklığını koruyor. Çalışmada öne çıkan diğer bir nokta ise raporda ”birincil yakıt” olarak nitelenen enerji verimliliği alanında gerçekleşen ilerlemelerin yavaşlamış olması ve elde edilen başarının mevcut potansiyelin çok altında kalması. Mevcut Politikalar Senaryosu‘na göre küresel enerji talebi mevcut eğilimler ile 2040 yılına kadar her yıl %1,3 oranında artacak, ayrıca enerji kaynaklı emisyonlar da sürekli yükselmeye devam edecek bununla birlikte enerji güvenliği baskısı da sürecek. Politika belirleyicileri tarafından uygulanması planlanan politikaları içeren Belirlenmiş Politikalar Senaryosu ise küresel enerji talebinin gelecek 20 yılda yıllık ortalama %1 oranında artarak yükseleceğini öngörüyor. Bu senaryoya göre gelecek 20 yıllık bu dönemde başta fotovoltaik alanında olmak üzere düşük karbonlu elektrik üretim yatırımları hızla artmaya devam edecek. Gelişen LNG ticareti de doğal gaz kullanımının yaygınlaşmasını sağlayacak. Bununla birlikte ekonomik büyüme ve nüfus artışı enerji kaynaklı salımlardaki artışın gelecek 20 yıl boyunca sürmesine, dolayısı ile dünyanın sürdürülebilir enerji hedeflerinin gerisinde kalmasına neden olacak. Çalışmada ”birincil yakıt” olan enerji verimliliği alanında da çok geniş kapsamlı ve hızlı adımlar atılması gerektiği de vurgulanıyor. Çalışmada, ekonomik olarak uygulanabilir tüm fırsatların değerlendirmesi ile bu alandaki iyileşmenin yıllık %3 oranına yaklaşabileceği öngörülüyor.

İzmir’de buluşan 11 büyükşehir belediyesi, ekolojik, sağlıklı ve ucuz gıdaya erişim için hayata geçirdikleri deneyimlerini ve planlarını ortaya koydu. Ortak bir hat oluşturmak isteyen belediyelerin hedefi üretici ve müşteriyi aracısız buluşturmak. Bu buluşmada alınan karar üzerine tarımda işbirliğini geliştirmek üzere “Üretimin Desteklenmesi, Planlanması ve Ürünlerin Pazarlanması Çalıştayı”nda 11 belediye bir araya geldi. İzmir’in Balçova ilçesinde düzenlenen iki günlük çalıştayda, üreticinin ürününü değerinden satmasını sağlayacak ve aradaki tedarik zincirini kısaltarak müşterilerin güvenilir, ucuz meyve ve sebzeye erişimini sağlayabilecek bir yol haritası belirlenmesi hedefi koyuldu.

İstanbul Beşiktaş Belediyesi İletişim Ofisi’nin koordinasyonunda Veteriner İşleri Müdürlüğü ile Park ve Bahçeler Müdürlüğü işbirliğiyle yaya ve araçların hayvanların yaşam alanlarına saygı duyması ve bu konuda hassasiyet duygusunu artırmak amacıyla Beşiktaş’ın sokaklarına ‘Kedi&Köpek Çıkabilir” görselli tabelalar asıldı. İlçenin kritik noktalarına şu ana kadar 26 tabela eklendi ve bu sayının 42 noktaya çıkarılması planlanıyor.

İnsanların birbirleri ve gezegenin döngüleri ile uyumlu yaşayabileceğini düşünenlerin bir araya geldiği bir buluşma olan Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali bu sene 21-24 Kasım tarihlerinde İstanbul’da Institut Français ve SALT Beyoğlu’nda gerçekleşecek. Gösterimler herkese açık ve ücretsiz.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Kültürde Kadın Gücü

***

“Kültürde Kadın Gücü”: Bir Saha Çalışması

20 Kasım 2019
British Council

Açık Dergi’de British Council Kültür Departmanı yöneticisi Esra Aysun’la, Kültürde Kadın Gücü Araştırması’nı konuşmak için bir araya geliyoruz.

Kadınların güçlendirilmesi ve cinsiyet eşitliğinin sağlanmasının kapsayıcı bir toplum için büyük önem taşıdığına inanan British Council, bu doğrultuda gerçekleştirdiği ‘Kültürde Kadın Gücü’ araştırması ile Türkiye’de yaratıcı sektörlerde yer alan kadın liderlerin profillerini, mevcut rollerini ve etkilerini inceliyor.

‘Kültürde Kadın Gücü’ araştırması, iş gücünün yarıdan fazlasının kadın olduğu bilinen kültür-sanat sektöründeki kadın profesyonellerin ve yöneticilerin ihtiyaç ve isteklerini ortaya çıkartıyor. Araştırma, kültür profesyonellerini, toplumsal gelişim ve dönüşüme katkıda bulunma ilkesinden hareketle, kendilerini değerlendirmeye ve alana daha bütüncül bir yaklaşımla bakmaya davet ediyor.

Esra Aysun’la söz konusu raporun ayrıntılarını, yaratıcı sektörün yapısal çıkmazları ve bu çıkmazlara ilişkin British Council’in çözüm odaklı yaklaşımını konuşuyoruz.

Kültürde Kadın Gücü raporunun Türkçe versiyonu için şu linke başvurabilirsiniz.

Açık Dergi Çarşamba Oyun Arası / Emre Gümüşer

Muhtelif tiyatro müziği örneklerine kulak atıp, oyunlar arası bir yolculuğa çıkıyoruz.

Açık Dergi Çarşamba Her ayın son Çarşamba akşamı 18:30 – Fasikül / Aylık Özgür Sinema Gündemi / Ekrem Buğra Büte

Sinemada ifade özgürlüğünün önündeki engeller ve bunlara karşı geliştirilen yaratıcı çözümler Fasikül’de raporlanıyor ve muhtelif aktörlerle değerlendiriliyor.

Açık Dergi Çarşamba 15 günde bir Çarşamba 19.00 – Küçük Düşünürler Topluluğu / Özge Özdemir

kucukdusunurler20112019

Küçük Düşünürler Topluluğu programı, felsefeci ve eğitmen Dr. Özge Özdemir’in kolaylaştırıcılığında çocukların bir soru ya da kavram üzerine felsefi tartışma yürüttükleri bir tartışma programı. İki haftada bir biraraya gelen 12 yaşındaki felsefeciler nitelikli düşünme ve yargıda bulunma becerisinin nasıl geliştiğini hep birlikte işliyor.

***

Küçük düşünürler tartışıyor: Eric Carle’nin ‘Kafası Karışık Bukalemun’ adlı kitabı üzerinden ‘kendinden memnuniyet’ kavramı

20 Kasım 2019
Fotoğraf: Açık Radyo

Küçük düşünürler bu hafta Eric Carle’ın “Kafası Karışık Bukalemun” adlı kitabı üzerinden “kendinden memnuniyet” kavramını tartışıyor.

Çevresindeki diğer hayvanlara bakıp onların bazı özelliklerine sahip olmak isteyen bukalemun için “Kendinden memnun değildir” der misiniz? Kendinden memnun olmak nedir? Bir özelliğe sahip olmak ile başkasındaki bir özelliğe sahip olmak arasında fark var mıdır? Başkası olmasa o özelliği bilebilir miyiz?

Kitabın sonunda bukalemun “Keşke kendim olabilsem” dediğinde, tüm sahip olmak istediği özellikleriyle ortaya çıkan şey “kendisi” değil midir? “Kendisi olmak” ne demektir? Programcılarımız Saba, Toprak, Tuna ve Alya, Özge Özdemir eşliğinde bu sorular üzerine birlikte düşünüyor.

Programı saat 19.00’dan itibaren dinleyebilirsiniz.

Açık Dergi Çarşamba 18:50 Tasarım Sözlüğü (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Muğlak Standartlar Enstitüsü

Muğlak Standartlar Enstitüsü’nün uzun süredir üstünde çalıştığı ve memlekete özgü tasarımsal terim ve icatların derlendiği müstesna Tasarım Sözlüğü’nün maddeleri Enstitü üyelerince her Çarşamba akşamı birer maddeyle radyoda seslendirilmeye başlıyor.

Açık Dergi 19:30 Çıplak Ayakla Dans (Açık Dergi’de yeniden köşe, 15 günde 1) / Hazırlayanlar: Duygu Güngör ve Mihran Tomasyan

Çıplak Ayaklar Kumpanyası bu yayın döneminde yeni konu ve konuklarıyla aramıza dönüyor. Tezahür programıyla dönüşümlü olarak.

Çıplak Ayakla Dans kayıt arşivi

Açık Dergi 19:30 Tezahür (15 Günde 1) / Hazırlayan: Gülin Dede Tekin / İstanbul tiyatro hayatı üzerine gündelik konuşmalar

tezahur20191120

Tiyatro dünyasından haberler, röportajlar, yeni oyunlar, güncel meseleler. Artık Salı değil Çarşamba akşamları. Çıplak Ayaklarla Dans’la dönüşümlü.

Tezahür kayıt arşivi

***

Tiyatro Kooperatifi: Yönetim Kurulu Başkanı Iraz Yöntem’le söyleşi

20 Kasım 2019
Fotoğraf: Tiyatro Kooperatifi

Türkiye’de ve dünyada bir ilk olan Tiyatro Kooperatifi’nin tüm detaylarını Yönetim Kurulu Başkanı Iraz Yöntem ile konuşuyoruz.

Türkiye’de ve dünyada bir ilk olması, özgün yapısı ve sektörel hedefleriyle dikkat çeken Tiyatro Kooperatifi, 26 Haziran 2019 tarihindeki resmi kuruluşunun ardından 11 Kasım 2019’da 1. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi.

Yapılan oylama sonucunda; İstanbul’un 2 yakasından 34 özel tiyatronun ortağı olduğu Tiyatro Kooperatifi’nin yeni Yönetim Kurulu Başkanı Iraz Yöntem, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Yeşim Özsoy, Yönetim Kurulu üyeleri ise Mert Fırat, Ersin Umut Güler ve Muharrem Uğurlu olarak belirlendi. Geçici Yönetim Kurulu’ndan görevi devralan yeni yönetim kurulunun projelerini paylaştığı toplantıya, 34 özel tiyatro fikirleriyle katkıda bulundu.

Dünyada bir ilk olan bu kooperatifi, Yönetim Kurulu Başkanı Iraz Yöntem’le konuştuk.

Programı saat 19.30’dan itibaren Açık Radyo’dan dinleyebilirsiniz.

Açık Dergi 19:30 Yerden Yüksek / Çocukların Mekân Algısı ve Mekânsal Hakları / Gizem Kıygı

Değişen kentsel ve kırsal mekânlarda çocuıkların mekânlarda nasıl varoldukları ve mekânı nasıl algıladıklarını ve bu konuda yapılan çalışmaları konuşuyoruz. Her bölümde bir araştırmacı-uzman konuk yayına eşlik ediyor.

instagram.com/yerden.yuksek94.9/?hl=tr

medium.com/yerdenyüksek

Açık Dergi Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı / Yıldırım Arıcı Anısına / Eser: Bilge Karasu / Okuyan: Eraslan Sağlam

metis izniyle. açık radyo prodüksiyon. / okuyan eraslan sağlam / müzik scaramouch

20:00 – 21:00 Ay’da Caz (Yeni program) / Caz tarihinde bu ay / Hazırlayanlar: Nazlı Toprak ve Leyla Diana Gücük

Caz tarihinde o ay doğan-ölen müzisyenler, çıkan albümler, önemli olayların işlendiği bir caz programı

21:00 – 22:00 Akdeniz Güneşi / Müzikli Akdeniz Turu / Tolga Esmer

Akdeniz’in cazla buluştuğu radyo programı. Tabii Akdeniz kültürünün katı sınırlardan hoşlanmadığı düşünüldüğünde caz dışındaki müzik türlerine ve Akdeniz dışından, yüreği Akdeniz güneşiyle ısınmış müzisyenlere de yer veriyor. Bu yayın döneminde çarşamba akşamları saat 21.00’de.

22:00 – 23:00 Ayın Karanlık Yüzü / Yosi Falay / Bir albüm

23:00 – 24:00 Caz Portreleri / Mustafa Aykın / Ayrıntılı caz tiplemeleri

24:00 – 01:00 Beton Orman / Da-Frogg Eyez /  Reggae, Dub ve alt türleri

8 yıl aradan sonra Beton Orman, Reggae, Dub ve alt türlerinin pozitif titreşimlerini yaymak için döndü.