Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow

democracynow.org/shows/2019/11/26

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgazete27.11.2019

acikgazete27.11.2019a

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Küresel sera gazı emisyonu artışını engelleme konusunda ülkeler bir bütün olarak sınıfta kaldı. Karbon emisyonunun çok daha fazla ve çok daha hızlı azaltılması gerekiyor.”

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), küresel iklim değişikliğinin yol açacağı kaosu önlemek için sera gazı salımlarının önümüzdeki 10 sene boyunca her yıl yüzde 7,6 oranında azaltılması gerektiğini açıkladı. UNEP, raporda dünyadaki sıcaklık artışının bu yüzyıl sonunda 1,5 santigrat dereceyi aşmaması için, ülkelerin sera gazı salımlarını azaltma hedeflerini 5 katına çıkarması gerektiğine dikkat çekti. (BBC Türkçe)

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar, gökyüzü, ağaç ve açık hava

BM İklim Krizi Raporu

***

Birleşmiş Milletler’in ‘İklim Krizi’ raporu

01 Aralık 2019
Fotoğraf: Getty Images

Açık Gazete’de Ömer Madra ve Can Tonbil, Birleşmiş Milletler (BM)’nin iklim raporunu değerlendirdi. Rapora göre, Paris Anlaşması’nın 1,5 derece hedefi için önümüzdeki 10 yıl boyunca yılda yüzde 7,6’lık küresel emisyon azaltımı yapılması gerekiyor.

Ömer Madra: Tartışmasız günün en önemli haberi: Birleşmiş Milletler’in (BM) yeni raporu. Dünyanın bütün milletlerini temsil eden en büyük örgüt olan BM ve ona bağlı Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) atmosfere yayılan ve küresel ısınmaya yol açan sera gazı salımı yoğunluğunun 2018 yılında rekor seviyeye ulaştığı uyarısında bulundu. Çok kısa bir zaman içinde yayınlanmış üçüncü rapor oluyor bu – Bir hafta içinde üçüncü rapor! Dünyanın en büyük örgütü ve ona bağlı örgütler dünyada çok ciddi bir iklim krizinin bütün belirtilerinin olduğunu söylüyorlar.

2018’de rekor kırıldı ve WMO sera gazı salımı yoğunluğunun, yani fosil yakıt yakmaya bağlı olarak küresel ısınmaya yol açan gazların yoğunluğunun 2017’ye kıyasla yaklaşık yüzde 1 arttığını açıklıyor raporlar. Bunu dün de verdik programımızda. Gene verilere göre, sera gazı artış oranı son 10 yılın ortalamasının da üzerinde. Yani rekor üstüne rekor kırılıyor ve süreç hızlanarak devam ediyor. Maalesef!

Sera gazı salımı yoğunluğunun sanayi devriminin başlangıcı sayılan 1750’ye kıyasla yüzde 47 yani yarıya yakın fazla olduğuna da dikkat çekiyor raporlar. Dünya Meteoroloji Örgütü genel sekreteri Petteri Taalas Paris iklim anlaşmasının ardından verilen tüm sözlere rağmen atmosfere sera gazı salımında düşüş olduğuna hatta yavaşlama olduğuna dair bile hiçbir işaret olmadığını söylüyor. Bunun da sonuçları olarak Taalas diyor ki uzun vadede gelecek nesillerin iklim değişikliğinin yol açacağı hava sıcaklığının artması,

  1. sıcak dalgaları,
  2. deniz suyu seviyelerinin yükselmesi,
  3. deniz ve kara ekolojik sistemlerinin bozulması ve
  4. olağanüstü hava koşulları gibi ciddi etkilerle karşılaşacağını gösteriyor.

Mevcut sera gazı salım düzeyi en son 3 ila 5 milyon yıl önce görülmüştü; yani 5 milyona yakın zamandır görülmüş en yüksek sıcaklık, en büyük denge bozuklukları sözkonusu! İklim felaketinin artık kapıda da değil, kapıyı kırıp girmiş vaziyette olduğunu söylüyor genel sekreter ve hatırlatıyor ki, o dönemde deniz seviyesi bugünü mevcut düzeyden 20 metre de yukarıda!

Bu son veriler gelecek hafta İspanya’nın başkenti Madrit’te yapılacak BM iklim zirvesi öncesi açıklanıyor.  ABD Başkanı Trump, hatırlanacağı üzere, ABD’yi Paris anlaşmasından çekmişti 2 yıl önce, geçen ay da başlatmıştı bu çekme sürecini resmen. Türkiye de G20 ülkeleri arasında bu anlaşmayı meclisinden geçirip onaylamayan tek ülke olarak gözüküyor.

Sera gazı salımları konusunda bir de BM çevre programı UNEP’in dehşet verici bir raporu var, onu da hemen söyleyelim. Bugünün ve bütün önümüzdeki günlerin en önemli konusu bu, hiç şüphesiz.

Küresel iklim değişikliğinin yol açacağı kaosu önlemek için sera gazı salımlarının yani fosil yakıt dediğimiz petrol, kömür ve gazdan çıkan salımların önümüzdeki 10 sene boyunca her yıl yüzde 7,6 oranında azaltılması gerekiyor. Bu şimdi “Gerçekçi değil” denecek, “İmkânsız” denecek –  fakat fizikle, kimyayla, yer çekimiyle tartışılacak bir durum da yok: bu matematik bir hesap meselesi. Dünyadaki sıcaklık artışının bu yüzyıl içinde 1,5 santigrat dereceyi aşmaması gerektiği biliniyor, onun için de UNEP ülkelerin sera gazı salımlarını azaltma hedeflerini tam 5 katına çıkartması gerektiğini söylemiş! Yani bugünkü çabaların 5 katına çıkması gerektiğini. Can, yüzde 500 mü oluyor artış?

Can Tonbil: Evet.

ÖM: Yani akıl durdurucu bir şey ama öyle, UNEP’in raporu yıllık sera salımlarını azaltmak için belirlenmiş mevcut hedeflere uyulsa bile yüzyıl sonuna kadar dünyada sıcaklık artışı 3 dereceyi bulacak hatta aşacak diyor! – 3,2 derece!

CT: İyimser tahminlere göre.

ÖM: Evet iyimser tahmin. Bu da yeryüzündeki yaşamın neredeyse imkânsız hale geleceğini açıkça ortaya koyan bir veri. Daha önce böyle raporlara yer verdik ama bu şimdiye kadar gördüğümüz en ağır durum raporu denebilir bence. En zengin ülkelerin sera gazı salımlarını azaltmak için gereken tedbirleri zamanında almadığı, bu gecikme nedeniyle çok daha hızlı hareket etmek ve daha yüksek hedefler belirlemek gerektiği ifade ediliyor. Daha ne söylenebilir bilmiyorum?

En zengin 20 ülkenin 15’i sera gazı salımlarını sıfıra düşüreceği tarihi belirlemiş değil. Uzmanlar dünyada canlı yaşamını tehlikeye atabilecek şiddette bir iklim değişikliğini önlemek için sıcaklık artışının bu yüzyıl sonunda 1,5 dereceyi aşmaması gerektiğini söylüyor. Petrol, kömür, gaz gibi fosil yakıt tüketimi ve endüstriyel ve hayvancılık tarımı başta olmak üzere tarımsal/endüstriyel faaliyetler sonucu atmosferde karbondioksit ve eşdeğer sera gazlarının, yani metan, azot oksit gibi gazların artmasıyla meydana gelen küresel ısıtma, iklim değişikliğine, hatta iklim krizine neden oluyor.

Karbon dioksit artışı rekor düzeyde, Paris Anlaşması’nda belirlenmiş hedeflere ulaşılsa bile aradaki açığın kapatılamayacağını söylüyor rapor. Çok net, açık, “acımasız” bir rapor bu, ama böyle işte: gerçekler böyle, veriler böyle – değiştiremeyiz yani. Raporda “Küresel sera gazı artışını engellemek konusunda ülkeler bütün olarak sınıfta kaldı” diyor. Çok açık söylemişler, karbon emisyonunun çok daha fazla ve çok daha hızlı azaltılması gerekiyor, oysa WMO verilerine göre atmosferdeki karbon dioksit ve diğer sera gazları yoğunluğu 2018’de son 10 yıl ortalamasının üzerinde seyretti – biraz önce de söylediğimiz gibi. Azalma olmadığı gibi hızlanma var ve Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) diye adlandırılan dünyanın en büyük bilimsel heyeti geçen yılki toplantısında bu yüzyıl sonuna kadar 1,5 dereceyi aşarsa insanların, bitkilerin ve hayvanların yaşamının ve bir bütün olarak da dünyanın muazzam zarar göreceği uyarısında bulunmuştu zaten.

Bu yılki raporsa sıcaklık artışını 1,5 derecede tutmak için karbon emisyonu salımının önümüzdeki 10 yıl boyunca yılda yüzde 7,6 düzeyinde azaltılması gerektiğini vurguluyor! Bunu yapan hiçbir ülke yok dünyada! Ve, azaltmak şöyle dursun arttırıyorlar! Türkiye de dahil hepsinde büyük bir artış var. UNEP’in direktörü Inger Andersen “İklim değişikliği konusunda zamanında yeterli çaba gösterilmediği için, ayak sürüdüğümüz için, gelecek 10 yıl içinde yılda yüzde 7,5 gibi çok daha büyük oranda kesinti yapılması gerekiyor” demiş.

Özellikle zengin ülkelerin rolüne dikkat çekiliyor burada: en zengin 20 ülke dünyadaki sera gazı salımlarının yüzde 78’inden (yani neredeyse yüzde 80’inden) sorumlu! Sadece 20 ülke –G20 ülkeleri deniyor bunlara ve aralarında Türkiye de var – ağır sorumluluk taşıyorlar. Farklı derecede sorumluluk değerlendirmesi var tabii: ABD, Avustralya, Brezilya, Japonya, Kanada, Güney Kore ve Güney Afrika özellikle sorumlu gösterilmiş: mevcut hedeflerine ulaşmak için onların çok daha ciddi önlemler almaları gerekiyor.

Türkiye konusunda da şöyle deniyor UNEP’in raporunda: “Türkiye, Hindistan ve Rusya sera gazı salımlarını azaltmak için belirledikleri hedefleri yüzde 15 aştılar ve başarı kaydettiler”. Ama bakalım bu neden kaynaklanıyor? Aldatıcı olabilir demeye getriyorlar. Tebrik etmek için çok erken, çünkü  asıl sebep, baştaki hedeflerin düşük tutulmuş olması. Yani orada da bir çeşit aldatmaca olduğunu söyleyebiliriz. Raporu hazırlayanlar söylememişler ama biz bunu söyleyebiliriz herhalde.

Belirlenen hedefe uyan, yani hedefleri hem doğru hesaplayan hem de bunlara uyan sadece 3 birim varmış: AB ülkeleri, Çin, bir de Meksika. Bunların belirlenen hedeflere uydukları belirtiliyor. “Tek tek ülkelerin sera gazı salımlarını azaltma hedeflerini yükseltmemesi halinde tehlike 2030’da gerçekleşecek” diyor rapor. Yani Paris Anlaşması’nda belirlenmiş, asla aşılmaması gerektiği söylenen 1,5 derecelik tavan 10 yıl içinde aşılmış olacak! 2030’da, yüzyıl sonuna daha varmadan 3,2 derecelik rekor bir artışla dünyanın cayır cayır yanacağı, kuraklık, sel ve fırtınalardan mahvolma tehlikesinin başgöstereceği söyleniyor.

En büyük adımların enerji sektöründe atılması gerekiyor, Guardian gazetesi, bir ay kadar önce iklim araştırmaları kuruluşlarının verilerine dayanarak küresel karbon salımlarının en az 1/3’ünden sadece 20 petrol şirketinin sorumlu olduğunu yazmıştı. Bu şirketlerin bir kısmı özel, bir kısmı devletlerin. İlk 3 sırada da S.Arabistan petrol şirketi Aramco, Amerikan enerji devi özel Chevron şirketi ve Rus devi Gazprom yer alıyor. Tehlikeyi bertaraf etmek için gereken değişiklikleri yapmak için 2020 ile 2050 arasındaki 30 yılda 3,8 trilyon dolar harcanması gerektiği belirtiliyor! Milyar değil trilyon – dikkat çekerim!

Özetle, BM raporu bu adımları atmak için zaman kalmadığına, zamanın şimdi olduğuna dikkat çekiyor. Bu konuların 2 Aralık’ta başlayıp 13 Aralık’a kadar devam etmesi beklenen iklim zirvesinde (COP 25) ele alınması bekleniyor. COP 25 normal olarak Şili’de yapılacaktı ama büyük bir toplumsal isyan dalgası çıktı ve insanlar sokağa döküldü. Bunun üzerine devlet başkanı Piñera’nın keyfî bir kararıyla alelacele iptal edilen ve İspanyol hükümetinin müdahalesiyle alelacele Madrit’e alınan iklim zirvesinde bunların ayrıntılı olarak tartışılması bekleniyor. Yani çok ürkütücü bu BM raporu: küresel sıcaklıklar 3,2 dereceye kadar çıkabilirmiş.

CT: Kaç dediniz?

ÖM: 3,2 derece. Ama kötümser senaryoya göre daha da yukarı çıkmasının mümkün olacağı bilimsel raporlara, verilere dayanarak belirtiliyor. İklim krizinin en korkunç sonuçlarından kurtulabilmek için şimdiye kadar görülmemiş emisyon (yani salım) kısıtlamalarına gidilmesi gerektiği açıkça belirtiliyor.

Buna ilişkin bir başka yeni rapor daha var: “Yıllık Emisyon Açığı” (“Emissions Gap”) raporu. BM’nin çevre programı UNEP tarafından verilmiş bir rapor bu da. Çok ciddi uyarılar içeriyor: Paris iklim anlaşmasında öngörülen taahhütlerin tutulması için son çağrı gibi birşey bu: Dünya liderlerine de şunu söylüyoruz diyorlar: fosil yakıt endüstrisine, fosil yakıtların derhal azaltılması için son çağrı olduğu ilk defa bu netlikte söyleniyor. İklim adaleti için uğraşan 350 org kuruluşunun yöneticisi May Boeve raparlar üzerine çıkan deklarasyonda diyor ki :

“Dünya liderlerine şunu söylüyoruz, şu an fosil yakıt endüstrisini durdurmanın zamanı, genişlemesinin yolu yok, tek bir yeni maden bile açılamaz, tek bir yeni kömür ya da başka bir fosil yakıt madeni açılamaz, tek bir yeni petrol ya da doğal gaz boru hattı kurulamaz!”

Halbuki Çin ile Rusya bu projelere asıl şimdi girişiyorlar. “Sibirya’nın Gücü” gibi en pahalı gaz boru hattı yatırımları BM iklim zirvesiyle aynı gün açılıyor!

CT: Evet!
ÖM: “Yeni tek bir petrol kuyusu bile okyanusların dibinde açılamaz” diyor May Boeve. Gayet açıkça şöyle devam ediyor çevreci kuruluşun raporu da: “Böyle azar azar, gıdım gıdım yükselecek tedbirlerin yeterli olamayacağı apaçık –  yeterli olmayacak ve hızlı, dönüşsel, adeta devrimci bir dönüşüme ihtiyaç var.” Böyle diyor rapor. Açıkça söylemiş yani:

“1) enerjimizin,

2) yiyecek sistemimizin ve

3) diğer maddi müşevviklerle yürütülen hizmetlerin nasıl yürütüleceği değişmeli…

Bütün bunların hepsinin derinlemesine değişmesi gerekiyor. Dünyadaki yaşama biçimimizi – düşünme biçimimiz de buna dahil tabii – değiştirmemiz gerekiyor. Hem hükümetler hem iş yerleri yani sanayi ve ticaret merkezleri hem de piyasalar buna ayak uydurmak zorundalar.”

Yani bu çok acayip bir şey: BM raporu “Şu anda harekete geçmemiz gerekiyor, yeterince ayak sürüdük, safsakladık ve tam hareket geçmenin zamanı, çok tehlikeli zamanlardayız, sıcaklık ortalaması 3 dereceyi aşabilir” diyor. WMO’nun raporu da ortada, hepsi ortada.

Bütün raporların uyarısı aynı aslında: “Ölümcül ve felakete yol açacak sıcak dalgaları, fırtınalar ve kirlenmeye gidiyor dünya” diyorlar.

Bunlar, şimdiye kadar neredeyse 22 yılı aşkın zamandır yaptığımız yayınlar içinde yer verdiğimiz belki de en önemli raporlar – resmî düzeyde çıkarılan ve yayınlanan raporlardan bahsediyoruz. Zaten bir rapor açıkça gayretlerin 5 kat arttırılması gerektiğini, yüzde 500’lük bir artış gerektiğini söylüyor? Petrol, kömür, gaza her yıl yüzde 7’nin üzerinde salım kesintisi yapılmasının şart olduğunu!…

350.org’un bir basın açıklaması var bu 3 büyük rapor hakkında: Başlığı: “Bilim haykırıyor!” (‘The Science is Screaming’). Şöyle diyor mesela: “Ne cüretle bunları gözden kaçırırırsınız?” diye soruyor, Greta’nın BM’de dünya liderlerine hitaben yaptığı çarpıcı konuşmayı da anımsatarak.

Bu 3 rapor “iklim çöküşünün, yıkılışının korkunç durumunu açıkça ortaya koyuyor” diyor 350.org’un açıklamasında. Ve devam ediyor: “Çözümler de orada olduğu halde, yani Paris anlaşmasındaki hedefleri tutturma halinde çözüm pekala mümkün olduğu halde bu korkunç iklim durumuna geldiğimize ilişkin 3 rapor var elimizde.”

Birincisi – işte biraz önce sözünü ettiğimiz – 26 Kasım 2019 tarihli emisyon açığı raporu. Salım açığı da diyebiliriz (“emissions gap”). Bu da dünyada sıcaklığı 3,2 derece artışına götürüyor. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu G20 ülkelerinin de bütün emisyonların yüzde 78’inden sorumlu olduğu ortaya konuyor! Artık lamı cimi kalmadı yani.

İkincisi, Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) raporu. O da 25 Kasım 2019’da yayınlandı. Yani iklimi ısıtan sera gazlarının – azaltmayı bıraktık – hiçbir yavaşlama bile olmadan yüksek bir rekora çıktığını gösteriyor. Bütün taahhütlere rağmen kırılıyor rekor, yani hiçbir taahhüt tutulmuyor Paris anlaşmasındaki. Türkiye gibi anlaşmayı daha meclisinden geçirip onaylamayan ülkeler bile var.

CT: Evet.

ÖM: Üçüncüsü de üretim açığı raporu (“Production Gap Report”). 20 Kasım 2019’da yayımlanmış olan bir büyük rapor. Bu da 2030’da, yani sadece 10 yıl içinde, dünyada yüzde 50 daha fazla fosil yakıt üretileceğini gösteriyor. Yani, her şeye meydan okuyarak, bilime, akıl, sağduyu, rasyonel düşünce, ne varsa, hatta vicdan da varsa hepsine aykırı olarak, şirketlerin yüzde 50 daha fazla fosil yakıt üreteceğini söylüyor. Özetlersek, sadece bir avuç şirketin kâr hırsı yüzünden milyarlarca insanı ya da iki yüze yakın ülkenin halklarını mahva sürüklemesinden bahsediyoruz! 10 yıl içinde yüzde 50 daha fazla fosil yakıt üretilecek ve böylece dünya sıcaklığındaki artışı 2 derecenin altında tutmanın imkânı kalmayacak. 1,5 dereceyi aşması ise yüzde 120 ihtimal oluyor. Yani, içinden çıkılması imkânsız bir şeye, bir “devrilme noktası”na – ya da “bardağı taşıran damla” durumuna (“tiping point”) – gidilecek diyor rapor.

CT: Tekrar edebilir miyiz?

ÖM: Özetlersek, birinci rapor emisyon açığı raporu, 26 Kasım 2019 tarihli. Ağırlıkla G20 ülkelerini suçluyor. Yüzyıl içinde dünya 3,2 sıcaklık artışı görecek diyor.

İkinci rapor BM’nin uzmanlık kuruluşu WTO’nun 25 Kasım 2019 tarihli raporu. “Hiçbir konsantrasyonda azalma yok, iklimi ısıtan sera gazlarında rekor var ve azalmak şöyle dursun, yavaşlamıyor bile!” diyor.

Üç, gene BM’nin “Üretim Açığı” (“Production Gap”) raporu. 20 Kasım’da yayınlanmıştı bu da. Dünyayı 2 derecelik sıcaklık artışı tavanının altında tutabilmek için gerekli olandan yüzde 50 daha fazla fosil yakıt üretileceğini öngörüyor – sadece 30 yıl içinde! Tutarlı değil yani. Paris’te belirlenen hedefleri tutturmak imkânsız, 2 derecenin altında kalma hedefini tutturmak bile imkânsız görünüyor. Paris anlaşmasının iyimser hedefi 1,5 derece, onu tutturabilmesinin yüzde 120 açığını bulmuş, yani şyüzde 120 daha fazla oranda tutturamayacağı anlaşılıyor.

“Bu 3 rapor artık bir uyarı değil” diyor May Boeve. Kendisi uluslararası iklimle mücadele kuruluşu 350.org’un yöneticisi. Ve şöyle devam ediyor:

“Bu artık bir uyarı değil, şu anda iklim yıkımının gündelik hayatımızdaki etkilerini görüyoruz. Kongo’da, Kaliforniya’da ve Avustralya’da muazzam yangınlar var, aynı zamanda başka yerlerde de, Avrupa’nın dört bir tarafında da, işte Fransa’da, İtalya’da, Yunanistan’da gördüğümüz seller var, sular seller götürüyor her tarafı, bu artık gündelik hayatımız oldu.”

“Hani yanlış anlaşılmasın, bu 3 rapor öyle sıradan bir grup meraklı bilim insanının filan yaptığı bir şey değil” demeye getiriyor. Bunu açıkça söylememiş ama şunu belirtiyor net olarak:

“Bunlar bilimsel olarak hakemli yayınlarda defalarca kontrol edilmiş, son derece ciddi şekilde araştırılmış raporlar. Bilim haykırıyor artık. Dünya liderlerine söylüyoruz: fosil yakıt endüstrisinin genişlemesinin derhal durdurulması gerekiyor. Hiçbir yeni maden açılmayacak, kömür çıkarma yapılamayacak…”

Oysa, bakalım, Türkiye’de kaç tane kömür yakıtıyla termik santral yapılıyor? Hesabı 80’e yakın, aslında mevcut olanlar arasında artık miadını doldurmuş olanların, kapatılmaları gerekenlerin bile ömürlerinin uzatılması kararı alınıyor ve üstelik filtresiz olarak çalışıyorlar. Oysa mesele filtre meselesi bile değil artık.

“Hiçbir yeni boru hattı açılamaz” diyor 350.org.  Oysa bakıyoruz: Sibirya üzerinden 2 yeni petrol boru hattı açılmak üzere, biri rekor maliyetli….Çin – Rusya anlaşmışlar. İklim zirvesi açılırken onlar da 2’li zirve yapıp açacaklar bunu. Ayrıca bir de Türk Akımı2 projesi var Rusya – Türkiye arasında – onun da resmî açılışı yeni yılın başında yapılacak. Avrupa’ya da o hattan gaz sevkiyatı yapılacak.

Okyanuslarda artık petrol sondaj kuyusu açılmayacak, açılamaz BM raporlarına göre. Oysa bütün ülkeler, ABD, Rusya, Norveç vb eriyen buzların altında kuzey kutbunda aramalara girişiyorlar, geniş ölçüde. BM raporlarında derhal sürdürülebilir, yenilenebilir enerji sistemlerine geçmek zorunluluğu belirtiliyor ama gidişat bunun tam tersi yönde.

Ayrıca, çok önemli bir nokta ilave edelim: Yenilenebilir enerjide muazzam bir ucuzlama var – araştırma ve raporlar onu gösteriyor, özellikle güneşte. Ayrıca rüzgârda dünyanın ihtiyacının 5 kat üstünde enerji sağlanabileceği de hesaplandı. Guardian’da geçen ay öyle bir rapor haberini de okuduk: eğer sığ sularda, “offshore” denilen yerlerde rüzgâr türbinleri çiftlikleri kurulursa adeta devrimci bir sonuç elde edilebiliyor. Dolayısıyla da iklim aktivistleri ve ilgili kuruluşlar şöyle bağlıyorlar bildirilerini:

“COP 25 için Madrit’te toplanan hükümetlere bütün gelecek nesillerin gözleri sizin üzerinizde diyoruz. Dünya artık iklim yıkımı gerçekliğine uyanmış durumda, iklim değişikliğinin önünde duranlara biz de şunu söylüyoruz : Ne cüretle yapabilirsiniz bunu!”

Evet, iklim felaketini tek önleme imkânı da budur.

Biz de naçizane söyleyelim: Dünyanın bu en önemli konuları hakkındaki bilgileri BBC’den, BBC’nin hem İngilizce hem de Türkçe yayınlarından, Washington Post’tan, Guardian’dan derleyip toparlamaya çalıştık. Gözümüze uyku girmiyor ama bunlarla uğraşıyoruz, bir de Common Dreams’den aldığımız pek çok siteden ve gazetelerden baktık, öğrenmeye çalıştık. Bizzat BM çevre programı UNEP’in sitesine de girip baktık. “Yönetici Özeti” (“Executive Summary”) dedikleri metni de okuduk ve durumu özetlemeye çalıştık.

Greenpeace UK yani Greenpeace Britanya’nın başkanı John Sauven da – Açık Radyo’da dün günün sözüydü – iklimi mahveden sera gazları yoğunluğunun rekor kırdığını, azalma şöyle dursun yavaşlama bile göstermediğini belirten son raporu şöyle anlatmıştı:

“Karbon dioksit yoğunluğuna ilişkin bu rakamın gerçek dünyanın kıyamet saatine en yakın şey olduğunu söyleyelim. Bizi gece yarısı 12’ye doğru hızla itiyor arkamızdan.”

Yani Açık Gazete’nin naçiz elemanları olarak bu uyarıları dinleyicilerimize aktarmamız bir görev.

“Yale Environment 360” internet dergisinde de Bill McKibben şunu söylemişti:

“İklim değişikliği pek çok anlama geliyor: birincisi, etik/ahlaki mesele; ikincisi nesiller arası bir adalet sorunu, çocukları ve torunlara ne diyeceğimiz; üçüncüsü büyük bir ekonomik sorun getiriyor ve şimdi de dördüncü olarak günlük ve dehşet verici bir gerçeklikle karşı karşıyayız.”

CT: Şöyle bir durum da söz konusu, biraz önce bahsettiniz, küresel iklim krizinin başlıca sebebi olan bir avuç şirketin başında gelen Suudi Aramco’nun bile bazı faaliyetlerinin iklim krizi nedeniyle durma noktasına gelebileceğine dair bir açıklama yapıldı. Daha doğrusu bir araştırma yapılmış. Paris merkezli danışmanlık şirketi Calender’in hazırladığı rapor, deniz seviyesindeki yükselişin Aramco için büyük bir tehdit oluşturduğunu, bazı tesislerinin sular altında kalmasına yol açabileceğini ve şirketin faaliyet göstermesinin zorlaşacağını söylemiş. Yani bu krize neden olan şirketler dahi bu krizden doğrudan etkilenecek kurumlar ve yapılar arasında…

ÖM: Evet. Dünyanın sonundan bahsediyoruz yani, yapılacak bir şey yok. Öte yandan da Deutsche Welle’den bir haber: Rusya’nın doğalgazını Çin’e taşıyacak olan boru hattı 2 Aralık’ta, yani tam da bugünlerde devreye giriyor. BM’nin kıyamet raporları, 3 raporu birden gelirken ve en önemli iklim zirvesi olan COP 25 toplanırken aynı tarihlerde, 2 Aralık’ta yeni petrol boru hattı devreye sokuluyor “Sibirya’nın Gücü” adını taşıyor, adı da çok hoş değil mi: Sibirya’nın Gücü! 50 milyar Euro’yla Rusya’nın bugüne kadarki en maliyetli boru hattı projesiymiş! Deutsche Welle Türkçe’den okuyabiliriz: Kremlin’den yapılan açıklamaya göre Rus doğalgazını Çin’e taşıyacak olan Sibirya’nın Gücü isimli petrol boru hattının açılışında Rusya lideri Vladimir Putin’le Çin devlet başkanı Xi Jinping’in video konferans yoluyla yer almaları bekleniyormuş. Bravo! Ben de video konferans yoluyla alkışlıyorum onları!

CT: Öyle oluyor.

ÖM: Duyuyor musun?

CT: Evet.

ÖM: Devlete ait Rus Gazprom, küresel iklim krizinin en önemli 10 sorumlu şirketinden bir tanesi işte yeryüzünde bütün kuşakları mahveden, canlıları bitiren, bitkisini bitirenlerden bir Şirketin Sibirya’nın Gücü adlı dev projesi 50 milyar Euro’ya mal olmuş. Kuzey Akım 2 adlı gaz projesinin maliyetinin yaklaşık 5 katıymış. Bu da Baltık denizi üzerinden gazı Avrupa’ya taşıyacak. Bu da yıl sonunda açıklanması planlanıyor. O da İklim zirvesine denk gelir inşallah. Alay eder gibi. Bir yandan BM’nin bütün raporları var, bir yandan da bunlar açıklanıyor, Sibirya’nın Gücü, Kuzey Akım 2. Evet, bu iki doğalgaz hattına ek olarak bir tane daha var: Türk Akımı! Türk Akımı projesini de 2020 yılının başında hayata geçirmeyi hedefliyor. Bizimle dalga mı geçiyorlar?

CT: Dalga geçiyorlar, sizinle değil sadece, diğer canlı türleriyle de dalga geçiyorlar. Dünyanın bütün kurumlarıyla dalga geçiyorlar.

ÖM: BM’yle de dalga geçiyorlar.

CT: Ama asıl dalga geçenler, bence bu haberleri duyduktan sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eden herkes.

ÖM: Bu haberleri veren medya mı var ki? Mesela “Birçok önemli haber varken neden bununla açıyorsunuz programı ve yarım saat 40 dakikadan beri sadece bundan bahsediyorsunuz?!” diyebilecek olanlara da şunları söyleyebiliriz. Türk Akımı projesi 2020 yılı başında hayata geçirilecekmiş. Karadeniz’den geçen boru hattı Kırklareli’nin Kıyıköy ilçesindeki dağıtım noktasına ulaşıyormuş. Bak ne güzel! Rusya’dan gelen doğalgaz buradan nereye ulaşacakmış peki? İki yere birden Can: bir tanesi hem Türkiye’ye geliyor hem de Avrupa’ya. Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov’un açıklamasına göre Ocak’ın ilk 10 gününde yapılması planlanan Türk Akımı projesinin açılışına katılmak üzere Putin geliyormuş! Sevindin değil mi? Putin Türkiye’yi ziyaret edecekmiş. Çin’e yılda 38 milyar metreküp gaz akıtacakmış Sibirya’nın Gücü, en büyük petrol boru hattı projelerinden biri. Yani tamamen dalga geçiyorlar – bir kâbustan bahsediyoruz aslında, korkutucu bir şeyden!

CT: Dalga geçiyorlar gerçekten, 2100 tarihi nedir? Yani şu anda çocuğunuz olsa ve o çocuğunuzun çocuğunun görebileceği bir tarih, hatta çocuğunuzun kendisinin bile belki görebileceği bir tarih, yani hayatının son evrelerinde görebileceği bir tarih. Diğer taraftan torunlarınızın içinde bulunacağı bir tarihten bahsediyoruz 2100 denildiği zaman ve bununla alakalı herhangi bir şey yapmıyorsunuz. Bilim insanları net bir şekilde 2100 yılına gelindiği zaman iyimser rakamlarla 3,2 derecelik bir artıştan bahsediliyor. 3,2 derecelik bir artış dünyanın ölümü demek iyimser rakamlarla, kötümser rakamlarla daha da fena. Her iki durumda da bu dünyanın tamamen içinde bulunan canlılarla beraber ölümü demek. Tekrardan başlar dünya, orada bir problem yok ama kendi elimizle yok edeceğimiz ve bizden sonra gelecek olan kuşakların tamamen ipini çektiğimiz, altındaki sandalyeye tekme attığımız bir zaman diliminden geçiyoruz.

ÖM: Çocuklar ve torunlar “Sen ne yapıyordun?” demezler mi? 2100’ü bekleyecek değiliz tabii, 2030’da da korkunç felaketler olacak.

CT: Evet.

ÖM: Ama biz diyeceğiz ki “Sibirya’nın Gücü vardı, Türk Akımı vardı, Çin’e 38 milyar metreküp gaz vardı!…” Böyle mi diyeceğiz? Ne yapacağız? Çok korkunç aslında!

CT: Hiçbir şey yapmayacağız, Hürriyet gazetesini açacağız ve ondan sonra okumaya devam edeceğiz “Acun beni denizde uçurdu!” Her neyse bundan bahseden çok fazla gazete yok, çok fazla haber yok doğrudan içinde bulunduğumuz gezegenin varoluşuyla alâkalı.

ÖM: Ama biz mücadele edeceğiz, çocukların, bugünkü kuşağın geleceklerini kurtarmaları için ve hesap sormaları için de – “bu ne cüret!” diye hesap soran çocukların, Greta Avrupa’ya varmak üzere, birkaç haftası daha var aslında, iklim zirvesine yelkenliyle gidiyor, katamaranla, ama onun izindeki pek çok çocuk da – dünyadan da, Türkiye’den de – hepsi mücadele halindeler… Biz de onların bu çabalarını size giderek artan bir gayretle nakletmeye devam edeceğiz…

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Nereye Doğru: Cengiz Aktar’la Geleceğe Bakışlar

nereyedogru20191127

Nereye Doğru kayıt arşivi

09.30 – 10:00 50. Yılında 68 Devrimi (Açık Gazete’de yeni köşe) / Tarih Vakfı’nın katkılarıyla.

30. yılını bir sergi, 40. yılını ise 6 dakika 8 saniyelik bir dizi program ile andığımız 68’in, 50. yaşını de es geçmiyoruz. Tarih Vakfı’nın katkılarıyla 68 Devrimini enine boyuna konuşuyoruz.

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Açık Yeşil /Ümit Şahin ve Ömer Madra / Hayatın, politikanın ve sokağın çevre ekoloji gündemi

acikyesil20191127

Açık Yeşil kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Metropolitika / Aysim Türkmen, Korhan Gümüş ve ve Murat Güvenç / Kent ve kentlilik üzerine tartışmalar

metropolitika20191127

Metropolitika kayıt arşivi

12:00 – 12:55 Midday Blues / Gün ortasında müzik arası / Ahmet Uncu

Coğrafyalardan ve türlerden bağımsız “günortası müzikleri” programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Tuna’nın Beri Yanı / Muammer Ketencoğlu / Balkan ağırlıklı etnik müzik

Kadınlar söylüyor

muammerketencoglu.com/

tunaninberiyani.blogspot.com/

facebook.com/ketencoglumuammer

facebook.com/muammerketencoğlu

***

14:00 – 14:30 Türlerin Yaşam Hakkı / Işıl Karaelmas / Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey

turlerinyasamhakki27.11.2019

zz4

“Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey” şiarıyla yola çıkan program; Türkiye ve dünyadaki hayvan hakları gündeminden, etik veganlık anlayışına; hayvansal ürünleri tüketmeyi bırakmaktan, sokak hayvanlarına yardım etmeye kadar faydalı insan yaklaşımları ve pratikleri üzerine.

twitter.com.türlerin.yaşam.hakkı 

pictosee.com/turlerinyasamhakki/

***

94.9 Açık Radyo – Türlerin Yaşam Hakkı

Hazırlayan ve sunan: Işıl Karaelmas
İnek sütü; süt endüstrisi hakkında bilinmeyenler
***
zz11

Bugün (27 Kasım Çarşamba) en fazla tüketilen hayvansal ürünü, inek sütünü konuşuyoruz. . 🐄Süt endüstrisindeki bir ineğin hayatı nasıl? 🐄Yeni doğan yavrulara ne oluyor? 🐄Süt miktarını arttırmak için yapılanlar . Saat 14.00’te 94.9 Açık Radyo’da. . Görsel: onegreenplanet.org . #dairy #süt #milk #dairycow #veal #vegan #veganism

14:30 – 15:30 Alla Turca / Ali Pınar ve Ersin Antep / Türkiye’den klâsik müzik yorumcuları ve bestakârları

www.facebook.com/alla.turca.5

instagram.com/allaturca2001/

***

zz13

BESTECİ VE ORKESTRA ŞEFİ OĞUZHAN BALCI; ALLA TURCA’DA…

zz14

Ali Pınar ve Ersin Antep’in hazırlayıp sunduğu Alla Turca’ya bu Çarşamba, Besteci, Orkestra Şefi ve Akademisyen Oğuzhan Balcı konuk olacak. Son dönemde sanatçılar ve orkestralarca sıkça eserleri seslendirilen, Orkestra İstanbul başta olmak üzere idaresinde gerçekleşen senfonik konserlerle göz dolduran Oğuzhan Balcı ile besteciliği üzerine sohbet edeceğiz. Oğuzhan Balcı’nın yönettiği Orkestra İstanbul’un “Yol” adlı eserinin, Keman Sanatçısı Cihat Aşkın’ın solistliğinde Keman Konçertosu’nun bir bölümünün seslendirisi yanında Açık Radyo dinleyicilerine bir sürpriz olarak; Devrim Erbil’in tablosu üzerine bestelediği ve Keman Sanatçısı Rüstem Mustafa ile Piyanist Gökhan Aybulus’un seslendirdiği “Samatya’da Bir Akşamüstü” adlı eserini dinleyeceğiz. Alla Turca; Çarşamba saat 14.30’dan itibaren 94.9 Açık Radyo’da… (instagram ve twitter: @allaturca2001 /
facebook grubu: Alla Turca /
e-posta: allaturca@acikradyo.com.tr)

#OğuzhanBalcı @ogzhnbalci
@muzikbilim @alipinarofficial @cihataskin @acikradyo @gokhanay1 @rustus_mustus #ersinantep #AliPınar #94.9Açık Radyo #AçıkRadyo #AcikRadyo #AllaTurca #Yol #SamatyadaBirAkşamüstü #keman #piyano #violin #piano #klasik #konçerto #CihatAşkın #radyo #klasikmüzik #classicalmusic #radio #Türkiye #Turkey #Orkestraİstanbul #orkestra #orchestra

15:30 – 16:30 Altın Saatler / Nuray Aydınoğlu, Elvan Cantekin, Argun Yum ve Gürhan Ertür / 17 Ağustos’u unutma

altinsaatler20191127

Altın Saatler kayıt arşivi

16:30 – 17:00 Sudan Gelen (15 Günde 1) / Suya doğanın, bilimin, sanatın, edebiyatın içinden bakmak / Hazırlayan: Akgün İlhan

sudangelen20191127

Hayat suyun varlığıyla başladı ve onunla devam ediyor. Hayatın sonunu ise suyun yokluğu getirecek. Yaşadığımız gezegende içinde su bulunmayan, sudan gelip suya karışmayan hiçbir şey yok. Suyun yaşamın başlangıcı olduğunu, her varlık için vazgeçilmezliğini ve yeri dolduramazlığını vurgulamak hiç bu kadar önemli olmamıştı. İşte bu yüzden sudan gelen hikâyelerle insanlığın doğayla ve kendiyle olan ilişkisini anlatmak için tasarlandı Sudan Gelen. Parçası olduğumuz doğayla nasıl bir ilişki içindeyiz? Doğaya nasıl bakıp, ona nasıl davranıyoruz? Kendimizi doğanın neresinde konumlandırıyoruz? Biz insanlar kimiz, nasıl canlılarız? İnsanlık için nasıl bir gelecek hayal ediyoruz? Bu Can alıcı sorulara cevap ararken doğanın en temel bileşeni ve bedenimizin yüzde %60’ını oluşturan suyla ilişkimize baktıkça kendimizi de daha iyi tanıyacağız.

Sudan Gelen facebook sayfası

***

Suyumuz kuruyor: Akgün İlhan’ın hazırlayıp sunduğu Sudan Gelen’de yarın saat 16.30’da yazar ve psikolog Hande Aydın ile doğayla olan ilişkimizi 2017 yılı basımı kitabı Kuru Su üzerinden konuşacağız. Sohbetimize herkesi bekleriz. Saat 16.30’da 94.9 FM bandında ya da http://acikradyo.com.tr/stream/index.html adresinde görüşmek üzere! Açık Radyo

Görüntünün olası içeriği: yazı
***

Akgün İlhan’ın hazırlayıp sunduğu Sudan Gelen’e konuk olan yazar ve psikolog Hande Aydın suyla ve doğayla olan ilişkimizi 2017 yılı basımı kitabı Kuru Su üzerinden anlattı. Kaçıranlar programın kaydını buyursun buradan dinlesin: http://acikradyo.com.tr/podcast/220715 Açık Radyo #KuruSu

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar ve ayakkabılar
***

Kuru su, karanlık gelecek: “Toplumca narsistik bir şişme yaşadığımızı düşünüyorum”

27 Kasım 2019

Akgün İlhan’ın hazırlayıp sunduğu Sudan Gelen’e 27 Kasım 2019 tarihinde konuk olan yazar ve psikolog Hande Aydın doğayla olan ilişkimizi 2017 yılı basımı kitabı Kuru Su üzerinden anlattı. Sohbetimizde insanın hem birey hem de toplumun parçası olarak suyla ve doğayla olan sorunlu ilişkisi üzerine önemli konuları ele aldık.

Akgün İlhan’ın hazırlayıp sunduğu Sudan Gelen’e 27 Kasım 2019 tarihinde konuk olan yazar ve psikolog Hande Aydın doğayla olan ilişkimizi 2017 yılı basımı kitabı Kuru Su üzerinden anlattı. Sohbetimizde insanın hem birey hem de toplumun parçası olarak suyla ve doğayla olan sorunlu ilişkisi üzerine önemli konuları ele aldık. Aydın’la programın dışına taşan konuşmamızı da Yeşil Gazete’de yayımladık. Buyurun buradan okuyun.

Akgün İlhan: Sevgili Hande, Türkiye’de bir nehir üzerine roman yazan tek kadın yazarsın. Neden bir nehri anlatma ihtiyacı duydun? 

Hande Aydın: Zannedersem ilk romanın bir derdi olması gerektiğine yönelik kararımdan kaynaklanıyor. Okuduğum romanlarda -savaş romanları özellikle- doğanın, hayvanların da tanıklığına başvurulmasını hep etkileyici bulmuşumdur. Kuru Su da vahşete uğrayan nehrin kendisi tabi ki… Böyle romantik bir fikirle başlayıp araştırdıkça bu vahşetin son derece gerçekçi ayrıntıları arasında buldum kendimi.

Aİ: Kuru Su, Ordu’nun Melet nehri hakkında. Neden Melet Nehri’ni seçtin? Seni bu coğrafyaya çeken neydi?

HA: Mahmut Hamsici’nin Dereler ve İsyanlar (2010) kitabında Melet Nehri’nin kuruduktan sonraki fotoğrafıyla karşılaşmam kararımı vermem için yeterli oldu. Bir savaş alanı gibiydi. Yani böyle bir şey olduysa yakında kıyamet kopacak diye düşünüyor insan ama kopmuyor. Çernobil Felaketi sonrası gibi bir manzaraydı. Bu arada Melet Nehri, Mesudiye bölgesinde üç farklı coğrafya oluşturuyor. Nehrin batısında bulunan bitki örtüsü Uludağ göknarıyken doğusunda doğu ladini bulunuyor. Güneyinde ise farklı bir step türü var. Bu nehri böyle bir biyolojik çeşitliliğe imkân sağlamış. Uzmanlar nehir için ‘biyolojik gümrük’ kapısı diyorlar. Kitapta bu nedenle nehrin kuruyuşuna şahit olan ağaçları da seslendirdim. Bu arada Amazonların o civarda konumlandıklarına dair söylentiler de kurgu için tamamlayıcı oldu. Kitabı yazdığım sırada neyse ki Melet’e yeniden su verilmeye başlanmıştı.

Aİ: Biliyorsun geçtiğimiz ay Dipsiz Göl gündemdeydi. Define söylentisiyle gözü dönmüş iki kişi jandarma yetkililerinin koruması eşliğinde Çevre Trabzon Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ve Gümüşhane Müze Müdürlüğü’nün de onay verdiği bir kazıyla 12 bin yıllık Dipsiz Göl’ü kurutup kazı yaptı. Kazı sonucunda define bulunamayınca faaliyet sonlandırıldı ve göl toprakla dolduruldu.  Tepeden çekilmiş fotoğraflarda önceki ve sonraki haline baktığımızda toprağın mavi gözünü oymuşlar adeta. En değerli hazine suyken, halen define peşinde koşmayı sen bir psikolog olarak nasıl açıklarsın?

HA: Toplumca narsistik bir şişme yaşadığımızı düşünüyorum. Kimin ve neyin pahasına olursa olsun yırtmak isteyen bir kitle var. Bu yırtma hırsının günlük pratiğinde düşünme süreçleri pek yok, yargılama yok, hak gördüğüne doğrudan uzanan bir eylem hali var. Bu kitle yırtmayı hak ettiğine inanıyor. Bunu yaparken de gerekirse define için 12 bin yıllık gölü kurutarak, gerekirse de tüm ormanı yakarak veya satarak bu hedefine ulaşmaya kararlı. Egemen, sosyal devlet olmamasının en güzel meşruiyetini bu yoldan yapıyor bence. “Sen zaten daha fazlasını hak ediyorsun, git ve hakkını al” diyor. “Önündeki engel ben değilim, insanlar açken hayvanları besleyen hayvan severler, elektrik faturası bu kadarken ağacı koruyan çevreciler” diye diğerlerini küçümsüyor veya ötekileştiriyor.

En temel yaşam haklarımızı kaybettiğimiz bu günlerde ruh sağlığından bahsetmek ne kadar anlamlı bilmiyorum. Ancak insan olmanın, dolayısıyla ölümlü olmanın kaygısını ancak bizden önce var olmuş ve bizden sonra da var olmaya devam edecek tabiat varlıkları, canlılar ve yaşam formları ile ilişkimiz sayesinde yatıştırırız. Varoluşsal kaygılarımızda bizi sarıp sarmalayan battaniyeyi kaybettiğimizde sağa sola saldıran Gılgamış prototipleri oluyoruz. Oluyorlar desek daha doğru olur. İsrafın ve çevresel katliamların adresi hiç olmadığı kadar belli artık. Bahsettiğin örnekte büyük ihtimalle define bulunamadığı için hata yapıldığı söylenmiş. En üzücü olanı da define bulunsaydı yaptıkları katliam meşrulaşacaktı.

Aİ: Bir başka güncel örnek de Giresun’dan geldi geçtiğimiz günlerde. Pazarsuyu köyündeki derenin suyu kurumuş ve geriye “Balık tutmak tehlikeli ve yasaktır” tabelası kalmış. İklim değişiyor. Bu değişimi yaratan fosil yakıtları kullanmayı bırakmadığı gibi yeni kömürlü termik santraller açma sevdasında. İklim değişikliğiyle uyum yönünde de atılan bir adım yok. Ve sularımız Karadeniz Bölgesi gibi yağışın yüksek olduğu coğrafyalarda bile kuruyor artık. Bu örnekteki failler daha çok sayıda ve kimlikleri belirsiz. İklim değişikliğine ve onu merkeze almayan su politikalarımıza bağlı su kaybımızla ilgili neler demek istersin?

HA: Ankara da yaşayan, kanser geçmişi olan biri olarak çeşme suyuyla çay dahi demlemiyorum. Ağır metallere maruz kalmak ile ekonomik külfet arasında seçim yapmak zorunda bırakılmak insan haklarına aykırı. On yıl önce komplo teorisi olarak konuştuğumuz her senaryo gerçekleşiyor. Elektrik ve su faturası gibi harcamalarımıza içme suyu kalemi de eklendi. Vatandaşa içme suyu temin etme sorumluluğundan tüm dünyanın benzer bir sürece sürüklendiği söylemi ile sıyrılamayız. Bir ANAP milletvekili zamanında şöyle bir cümle kurmuş. “Çevre sorunları lükstür, dilenciye kravat takmaya benzer”. Herhalde burada dilenci Türkiye toplumu oluyor.  Yani bu dilencilerin önce daha temel ihtiyaçları var, karınlarını doyurmak lazım diyor. Kalkınma istiyorsak çevre sorunları da katlanmamız gereken bir bedel gibi anlatılıyor hep. Peki, yirmi otuz yıllık bu aralıkta talan edilmemiş bir yer bırakmamamıza rağmen nasıl oldu da kalkınamadık? Nasıl oldu da dilenenlerimiz bu kadar arttı?

Su kaybı, tüm çevresel sorunlar gibi ciddi bir halk sağlığı problemidir. Kanserin yüzde onu genetik, yüzde doksanı çevresel faktörlere bağlı ortaya çıkıyor. Bu yüzde doksan faktörün yarısı sigara içmek gibi kişinin inisiyatifinde olan durumlarsa, diğer yarısı da devletin sorumluluğudur. Ben bütün sağlığıma dikkat edeyim sporumu yapayım da mahallemde asbestli bir bina hiçbir önlem alınmadan yıkılırsa ben buna ne yapabilirim? Mutfağıma giren tarım ürünlerindeki pestisidi nasıl bilebilirim? Su faturamı ödeyemiyorsam çocuğumun hijyenine nasıl dikkat edebilirim, içme suyuna nasıl para verebilirim?

Evet, iklim değişikliği gözle görünür biçimde cereyan ediyor. Göç eden kuşların kafası karışık. Sular yükseliyor. İçme suyu bu kadar kıymetli hale gelmişken insanların doğal felaketleri anlamında en çok sellerle, yani yine suyla sınanması çok trajik.

Aİ: Peki, suyla ve doğayla olan ilişkimizi düzeltmemiz için umut var mı sence? Daha adil bir gelecek ve daha temiz bir çevre için mücadelede gördüğün eksiklikler ve engeller neler? Bunları nasıl aşabiliriz? 

HA: Sanırım mücadelemiz ölçüsünde umutlanmaya hakkımız oluyor. Ancak doğa üzerindeki tahribat geri döndürülebilir mi bilmiyorum. Kuruyan dere demek yaz sıcağında kurtarıcı gördüğünüz esintinin gelmemesi demek; suya bakarak suya konuşarak dağıtılan sıkıntıların gidecek yer bulamaması demek; dalıp gittiğimiz ufkumuzun daralması demek; su kenarındaki sosyalleşmelerin buna bağlı geleneklerin kaybolması demek. Böyle böyle göç demek. Özellikle kadınların kapı önlerinde otururken beton yığını TOKİ’lere tıkılması demek. Sayısız yöne giden sosyolojik hatlar çıkarabilirsiniz bir derenin kurumasından…

Diğer yandan sosyal normlar dediğimiz şeyler bizim dışımızda gelişen kabuller değil. Bu nedenle ben kendi davranışlarımızı tüketim biçimlerimizi düzenleyerek etrafımızdakilere yaptırım uygulayabileceğimizi düşünüyorum. Etrafımız derken insanlar olarak çoğunlukla kendi benzerlerimiz arasında sosyallik kursak da şahit olduğumuz vandallıklarda su israfında daha çok konuşalım. Bu insanları uyaralım. Çalıştığımız yerlerde bu gibi konuları gündeme getirmekten çekinmeyelim.  Sosyal medya bu tip olayların afişe olması açısından önemli. Bir kaç gün önce termik santrallerin filtre takma zorunluluğunun üç yıl ertelenmesine yönelik kararın değiştiğini öğrendik. Bu, sesimizi çıkartmadığımız için ortaya çıkan bir sonuç. Ancak termik santraller filtreli halleriyle dahi tehdit saçıyorlar ki  tedavülden kalkmaları gerektiğini dillendirmeye bile sıra gelmiyor. Doğa savunuculuğunun halk sağlığını birebir ilgilendirdiğini daha çok anlatmamız lazım. Türcü bir yaklaşım olsa da bir yerde aranan madenin yine bizim susuz kalmamızla bizim kanser olmamızla doğrudan ilişkili olduğunu daha çok insana anlatmamız lazım. Ağacın bize faydası oranında değil ağaç olduğu için korunması gerektiği bilincine ulaşabileceğimiz konusunda ise karamsarım. Bu ancak kuşaklar boyunca anne babalardan aktarılanlarla mümkün olabilir. Arendt’in dediği gibi iyi insan olmak kisvesinden sıyrılıp daha iyi bir dünya bırakmak adına doğruyu söyleyebilmek, kötü bilinmeyi göze alabilmekle mümkün olabilir.

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Açık Radyo kurucularından, programcı dostumuz Atilla Aksoy’u yakın zaman önce kaybettik. Dünyanın Cazı programının ilk programcısı Aksoy’un 2004 yılında bu çerçevede hazırlayıp sunduğu programları 13 yılın ardından Çarşamba günleri 17.00’de tekrar yayınlıyoruz.

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20191127

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 27 Kasım 2019

27 Kasım 2019
Fotoğraf: Birgün

İngiltereli indie rock grubu Coldplay, çıkacak yeni albüm tanıtımını seyircisiz olarak vereceği, ayrıca çevre kaygıları nedeniyle, albüm için dünya turnesine çıkmayacağını da duyurdu.

 Business Green’den Madeleine Cuff’ın haberine göre, İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, İngiltere’nin sanayi sektörünü canlandıracak ve ülkenin 2030 yılında sıfır karbon bir enerji sistemine ulaşmasını sağlayacak yeşil bir sanayi devrimi yaratacağı sözünü verdi. Corbyn, İngiltere’de görmezden gelinen topluluklar adına, kamu hizmetlerini artırarak ve temiz büyümenin öncüsü olarak “gerçek değişimi” yaratacağını söyledi. Corbyn büyük çoğunluğu petrol ve doğalgaz şirketlerinden sağlanacak vergilerle yeşil enerjiye ve elektrikli otomobillere milyarlar yatırma taahhüdünde bulundu. Corbyn ayrıca, 11 milyar euroluk verginin petrol ve doğalgaz şirketlerinin tarih boyunca sorumlu olduğu emisyonlar kapsamında alınacağını söyledi. “İklim krizi hızlı bir eylem gerektiriyor. Ancak iklim acil eyleminin sorumluluğunu halka veya enerji sektöründeki işçilere yüklemek doğru değil. Dolayısıyla bir İşçi Partisi hükümeti, gezegenimizi ısıtan fosil yakıt şirketlerinin bu sorumluluğu üstleneceğinin ve sorumlu oldukları parayı Adil Dönüşüm vergisi kapsamında ödeyeceklerinin güvencesini sağlayacak” dedi. Parti manifestosunda, fosil yakıt şirketlerine karşı aşırı önlemler alınacağı taahhüdü Londra Borsası’nda “iklim kriziyle mücadeleye katkı sağlayamayan şirketlerin” listeden çıkarılmasıyla sağlanacağı belirtiliyor.

Katolik Kilisesi ruhani lideri Papa Francis, İkinci Dünya Savaşı sonrasında atom bombasıyla vurulan Nagazaki ve Hiroşima kentlerini ziyaret etti. Francis, dünya liderlerinden sahte bir güvenlik hissi sunduğunu söylediği nükleer silah stoğunu durdurmalarını talep etti. Francis konuşmasında “Nükleer silahları olmayan bir dünyanın mümkün ve gerekli olduğuna inandığım için, siyasi liderlerden bu silahların bizi şu anki tehditlerden koruyamayacaklarını ulusal ve uluslararası güvenliğe karşı koruyamayacaklarını unutmamalarını istiyorum” ifadelerini kullandı. Francis, “Savaş amacıyla nükleer enerji kullanımı, bir etik suçu ve ihlali. Savaş için modern bir silah geliştirilirken barıştan nasıl söz edilebilir? Gerçek barış, yalnızca silah olmadan sağlanabilir” dedi.

Gümüşhane’nin Taşköprü Yaylası’nda “define” iddiası üzerine yasal izin alınarak yapılan kazı sonucu yok olan ve “eski haline dönüştürülecek” iddiasıyla su takviye edilen Dipsiz Göl’de inceleme yapan Jeomorfoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Turoğlu, “Kazıldıktan sonra gölün dengesi bozuldu. Gelip bu yeni yapılan çanağa suyu doldurursanız ancak havuz olur” dedi. Prof. Dr. Hüseyin Turoğlu, Dipsiz Göl çevresinden yaptıkları incelemeler ve topladıkları taş ve toprak gibi numuneler üzerinde çalışmalarının sürdüğünü belirtti. Ayrıca Turoğlu, gölün eski haline dönüştürülmesi çalışmalarını da yakından takip ettiklerini söyledi. Turoğlu, “Bu gölün oluşumuyla ilgili bazı kaynaklarda ‘çökme gölü’, ‘karstik dolin’ olduğu söyleniyor. Bu doğru değil. Çünkü çevrede hiç kireç taşı yok. Bunların yerinde gelip gözlemlenmesi, çalışılması, incelenmesi ve ondan sonra bu konuda görüş bildirilmesi gerekir. Biz bunu yapmaya, delillere dayanarak, gözlemlerimizin sonucunu tartışarak değerlendirmeye ve bir şeyler söylemeye çalışıyoruz” dedi. Turoğlu, “Karlar eriyerek bu çukurlukta birikiyordu. Gölün zemininde ana kaya kırıntılarının oluşturduğu bir örtü malzeme var. Bu nedenle su, kısmen hareket edebilme yeteneğine sahip. Gölün, hem yüzeyden hem yer altından da beslenme imkanı vardı ve kendi ekosistemini oluşturmuştu. Bu düzen hidrolojik bir denge içerisinde devam ediyordu. Kazıldıktan sonra bu denge bozuldu. Şu anda kotlara da baktığımız vakit doğal kotlardan çok farklı. Şekil özelliği de bozuldu. Şu anda başka bir şey var burada” diye konuştu.

Harvard ve Yale üniversitelerinden gelen öğrenci ve mezunlar iki üniversite arasında her yıl gerçekleşen yıllık futbol karşılaşmasını bir saat boyunca durdurdu. Futbol sahasını giren öğrenciler, üniversitelerin fosil yakıtlara yatırım yapmayı sonlandırmasını talep etti. Sahaya inen 200’den fazla protestocu “Hey Hey! Ho Ho! Fosil yakıtların gitmesi gerekiyor!” sloganları attı. “Kazanan olmayacak. Yale ve Harvard iklim adaletsizliğinde suç ortakları” yazılı pankartı açan eylemciler, sahada oturma eylemi gerçekleştirdi. Guardian’ın haberine göre her iki okulun da iklim krizine katkıda bulunan petrol ve gaz ve kömür şirketlerine yatırım yapmayı bırakması için 2012 yılından itibaren kampanyalar başlatıldı. Her iki üniversite de ortak olarak kalırlarsa kurumsal iklim eylemlerini teşvik etmek için daha iyi bir konumda olacağını savunarak reddetti. Her yıl Harvard Üniversitesi 39 milyar dolar, Yale ise yaklaşık 29 milyar dolar değerinde yatırım yapıyor. Aktivistler, eğer üniversiteler yatırımlardan çıkarsa, yüzlerce kurumun onları takip edeceğine inanıyor.

İngiltereli indie rock grubu Coldplay, çıkacak yeni albüm tanıtımını seyircisiz olarak vereceği, YouTube’dan canlı yayımlanacak iki konserle yapma kararı aldı. Grup, ayrıca çevre kaygıları nedeniyle, albüm için dünya turnesine çıkmayacağını da duyurdu. Grup Londra Doğal Tarih Müzesi’nde vereceği konserin tüm gelirini bir çevre kuruluşuna bağışlayacak. BBC Türkçe’nin haberine göre; grubun solisti Chris Martin, “Son iki yıldır, turumuzun sadece sürdürülebilir değil aynı zamanda nasıl yararlı olabileceğini düşünüyorduk. Yeni turumuz mümkün olduğunca çevre dostu olacak. Karbon salımına yol açmamız, bizi hayal kırıklığına uğratır” dedi. Martin, “Çok büyük konser turları düzenledik. Şimdi nasıl alırız değil, nasıl veririz diye bakıyoruz” diye de konuştu.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Çarşamba Oyun Arası / Emre Gümüşer

Muhtelif tiyatro müziği örneklerine kulak atıp, oyunlar arası bir yolculuğa çıkıyoruz.

Açık Dergi Çarşamba Her ayın son Çarşamba akşamı 18:30 – Fasikül / Aylık Özgür Sinema Gündemi / Ekrem Buğra Büte

Sinemada ifade özgürlüğünün önündeki engeller ve bunlara karşı geliştirilen yaratıcı çözümler Fasikül’de raporlanıyor ve muhtelif aktörlerle değerlendiriliyor.

Açık Dergi Çarşamba 15 günde bir Çarşamba 19.00 – Küçük Düşünürler Topluluğu / Özge Özdemir

Küçük Düşünürler Topluluğu programı, felsefeci ve eğitmen Dr. Özge Özdemir’in kolaylaştırıcılığında çocukların bir soru ya da kavram üzerine felsefi tartışma yürüttükleri bir tartışma programı. İki haftada bir biraraya gelen 12 yaşındaki felsefeciler nitelikli düşünme ve yargıda bulunma becerisinin nasıl geliştiğini hep birlikte işliyor.

Açık Dergi Çarşamba Yerden Yüksek / Çocukların Mekân Algısı ve Mekânsal Hakları / Gizem Kıygı

yerdenyuksek20191127

Değişen kentsel ve kırsal mekânlarda çocuıkların mekânlarda nasıl varoldukları ve mekânı nasıl algıladıklarını ve bu konuda yapılan çalışmaları konuşuyoruz. Her bölümde bir araştırmacı-uzman konuk yayına eşlik ediyor.

yerdenyuksek.medium.com

instagram.com/yerden.yuksek94.9/

***

zz12

📻 Yerden Yüksek günü! Geçtiğimiz hafta #çocukhaklarıgünü toplu taşıma kullanımında normalleştirilmiş bir konu iki yurttaş tarafından başlatılan bir kampanya ile gündeme getirildi: Çocukların Toplu Taşımada Oturma Hakkı. Bugün konuklarım, bu kampanyayı başlatan @blogcuanne Elif Doğan ve @efsun.sertoglu 🎧 Programda, mevcut toplu taşıma deneyiminde çocukların “yersizliği” üzerine sohbet edeceğiz. 19.00’da @acikradyo frekanslarında buluşalım! Kampanyayı imzalamak isteyenler için link profilde ☝️

***

zz2

📻 Podcast yayında!
.
Konuklarım @blogcuanne Elif Doğan ve @efsun.sertoglu ile #önceçocuklarotursun kampanyası hakkında konuştuk. Toplu taşıma araçları çocuklar gözetilerek tasarlanmıyor. Yolculukta beliren zorluk, oturan çocuğun kaldırılması, azarlanması gibi hallerle kamusal mekanda teması şiddet ve sabırsızlıkla çevrelenen zorlayıcı bir tecrübeye dönüştürüyor. Oysa bu yolda birlikteyiz! Elif ve Efsun başlattıkları kampanya ile hem çocukların toplu taşıma haklarına, kent hakkına hem de bireylik haklarına dikkat çekiyorlar. Önce kampanyayı imzalayın, sonra programı dinleyin ve hep ama hep çocuklara yer verin! 🌿 Program kaydı profildeki linkte ☝️
.
#açıkradyo #podcast #çocuk #çocukhakları #çocukdostuşehirler

Açık Dergi Çarşamba 18:50 Tasarım Sözlüğü (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Muğlak Standartlar Enstitüsü

Muğlak Standartlar Enstitüsü’nün uzun süredir üstünde çalıştığı ve memlekete özgü tasarımsal terim ve icatların derlendiği müstesna Tasarım Sözlüğü’nün maddeleri Enstitü üyelerince her Çarşamba akşamı birer maddeyle radyoda seslendirilmeye başlıyor.

Açık Dergi 19:30 Çıplak Ayakla Dans (Açık Dergi’de yeniden köşe, 15 günde 1) / Hazırlayanlar: Duygu Güngör ve Mihran Tomasyan

ciplakayakladans20191127

Çıplak Ayaklar Kumpanyası bu yayın döneminde yeni konu ve konuklarıyla aramıza dönüyor. Tezahür programıyla dönüşümlü olarak.

Çıplak Ayakla Dans kayıt arşivi

20:00 – 21:00 Ay’da Caz (Yeni program) / Caz tarihinde bu ay / Hazırlayanlar: Nazlı Toprak ve Leyla Diana Gücük

Caz tarihinde o ay doğan-ölen müzisyenler, çıkan albümler, önemli olayların işlendiği bir caz programı

21:00 – 22:00 Akdeniz Güneşi / Müzikli Akdeniz Turu / Tolga Esmer

Akdeniz’in cazla buluştuğu radyo programı. Tabii Akdeniz kültürünün katı sınırlardan hoşlanmadığı düşünüldüğünde caz dışındaki müzik türlerine ve Akdeniz dışından, yüreği Akdeniz güneşiyle ısınmış müzisyenlere de yer veriyor. Bu yayın döneminde çarşamba akşamları saat 21.00’de.

22:00 – 23:00 Ayın Karanlık Yüzü / Yosi Falay / Bir albüm

23:00 – 24:00 Caz Portreleri / Mustafa Aykın / Ayrıntılı caz tiplemeleri

24:00 – 01:00 Beton Orman / Da-Frogg Eyez /  Reggae, Dub ve alt türleri

8 yıl aradan sonra Beton Orman, Reggae, Dub ve alt türlerinin pozitif titreşimlerini yaymak için döndü.