You are currently browsing the monthly archive for Aralık 2019.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/12/31

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_01-01-2020

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“On binlerce ‘yurttaş’, ellerinde dilekçe kuyruk bekliyor yağmur altında. Harika. Selam olsun o kuyruktakilere. Bu harika ‘yurttaşlık anının’ emekçilerine…”
———————————————————-
Yazar ve akademisyen Murat Sevinç “anlatılanların çoklukla yalandan ibaret olduğu bir toprakta yaşanmasına” rağmen azınlıkta olup inatla direnenleri, her şeye rağmen Kanal İstanbul ÇED projesine itiraz için uzun dilekçe kuyrukları gibi muhteşem “yurttaşlık anları” yaratanları alkışlıyor. (Diken)

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, oturan insanlar ve sakal

***

***

“Günün sözleriyle” 2019’un Türkiye ve dünya gündemi

01 Ocak 2020

2019 yılında Türkiye ve dünya gündemini günün sözleriyle özetledik…

Ocak 2019

“Dede, kardan adam nedir?”

Almanya’da iklim adaleti için okul kıran protestocu öğrencilerden birinin elinde taşıdığı pankart. (Guardian)

Şubat 2019

“Bizim gözlemimiz ya da yorumumuz şudur: Açık Radyo kendi dinleyicileri, özellikle sadık izleyicileri gözünde yoldaş … Açık Radyo’nun sesi ya da programcılarının sesi, Açık Radyo izleyicilerinin yoldaşı… O yoldaş olma hakkı ve hukuku içinde ‘müdahil olmaya’ çalışıyorlar. Bunun çok değerli bir ilişki biçimi olduğunu sanıyorum.”

KONDA Araştırma’nın genel müdürü Bekir Ağırdır, Açık Radyo için yapılan online anket araştırmasının bulgularını Dünya Radyo Günü’nde yorumluyor. (Açık Radyo)

Mart 2019

“Öğrencilerime de söylüyorum, insanın gelecekte hayatta olup olmayacağına karar vermek zorundalar. Naziler en kuduruk halindeyken bile, bu soruyla yüzleşmek zorunda kalmadınız. Ama şimdi yapmak zorundasınız.” 

Düşünür, yazar ve politik aktivist Noam Chomsky’nin “İklim krizine nasıl etkili bir cevap verilmeli?” sorusuna yanıtı. (National Observer)

Nisan 2019

“Artık bahaneye zaman kalmadı. Hayat inkârcısı sistemimizi alaşağı etme mücadelesi başladı. Ekolojik kıyameti sadece isyan önleyecektir.”

Yazar, aktivist ve gazeteci George Monbiot, dünyada 33 ülkede ve 80 şehirde Yokoluş İsyanı (Extinction Rebellion) hareketi tarafından gerçekleştirilen ve artık hep sürdürülecek olan iklim adaleti eylemlerinden bahsediyor. (Guardian)

Mayıs 2019

“Sadece kayıtlı tarihte değil, 10,000 yıl önce tarımın icadından beri de değil. Modern insanın var olmasından milyonlarca yıl öncesinden beri. Böyle bir gezegen bilmiyoruz.”

Grist çevre sitesinde iklim krizi üzerine yazan meteorolog Eric Holthaus, atmosferdeki CO2 yoğunluğunun 415 ppm (milyonda parçacık) oranını 3 ya da 5 milyon yıldan beri ilk kez aşması olayını yorumlamaya çalışıyor. (Common Dreams)

Haziran 2019

“İklim acil durumu yaşam savaşımız. İklim eylemi’ne ihtiyacımız var. Hemen şimdi!”

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres iklim için acil durum çağrısı ilanı istiyor. (Twitter)

Temmuz 2019

“Sessiz kalmamak, temel sorumluluğumuzdur. Aksi halde, sadece nefret çığlıkları atanların sesleri işitilecektir çünkü!”

Avrupa Topluluk Medyası Forumu (CMFE) proje yöneticisi, radyocu ve aktivist Nadia Bellardi, göçmenler gibi can alıcı sorunları ele alırken medyanın nasıl bir dil tutturması, özellikle de nefret söyleminden, ötekileştirici bir dilden nasıl uzak kalınması gerektiğini anlatıyor. (Açık Radyo)

Ağustos 2019

“Cüneyt Cebenoyan, ölümün karşısına hayat tercihiyle çıkma kararı alabilmiş biriydi… İki felaketin ardından gene de mücadele gücünü kaybetmedi…. arkadaşlarıyla sohbetlerini de aksatmadı; doğru bildiğini savunmayı da.”

Gazeteci, yazar, Açık Radyo programcısı Sevin Okyay, geçirdiği feci bir trafik kazasında 59 yaşında hayata veda eden gazeteci, yazar, Açık Radyo programcısı Cüneyt Cebenoyan’ın ardından, onun sabırlı, kararlı, mücadeleci karakterini anlatıyor. (Birgün)

Eylül 2019

“Umut, hak etmek zorunda olduğumuz bir şeydir.”

Genç iklim aktivisti Greta Thunberg, 20 Eylül’de bütün dünyada gerçekleşecek dev genel greve büyükleri de kitleler halinde katılmaya çağırırken, umudun ancak eylemle var olacağını bir kez daha vurguluyor. (Washington Post)

Ekim 2019

“Bir dönüm noktasındayız: Çiçeklenen ve büyüyen nesillerarası, ırklararası iklim hareketi, kaynağını adaletten alan sosyal ve ekonomik bir dönüşüm çağrısında bulunuyor.”

350.org hareketinin Kuzey Amerika sorumlusu aktivist Tamara Toles O’Laughlin, dünyanın her tarafından yaklaşık 7.6 milyon insanın bir hafta içinde sokağa dökülüp muhtemelen tarihin en büyük kitle hareketini gerçekleştirmesini değerlendiriyor. (Common Dreams)

Kasım 2019

“Suudi Aramco şirketinin halka arzı, karbonla kapitalizmin izdivacının doruk noktasıdır.”

Gazeteci Jonathan Watts, kirletici şirketlerin küçültülmesi yolunda dünyanın her yanında kitle protesto hareketleri yapılırken, yeryüzünün en büyük karbon ayak izine sahip Suudi Aramco şirketinin, yatırımlarını büyütmek için nakit toplama girişimine başlamasını eleştiriyor. (Guardian)

Aralık 2019

“Sonu gelmeyen komplo teorileri ve gerçeklerin inkârı. Yalanlar, nefret, ve bilimsel bilgileri herkese yayan çocuklara karşı zorbalık gösterileri… Bu, umudun tebdili kıyafet etmiş hali. Kazanıyoruz.”

İklim aktivisti Greta Thunberg, değişim fikrinden bile dehşete düşen büyüklerin iklim krizinden söz etmemek için umutsuzca çırpınmalarının temelinde neyin yattığını sorguluyor. (Twitter)

***

***

Geçen yılın ardından

01 Ocak 2020
İllüstrasyon: The Guardian

2019 yılının Türkiye ve dünya gündemini derledik.

OCAK

– Sıcak, çok sıcak bir yılı geride bırakmıştık. 2018, kayıtlar tutulmaya başlayalı dünyanın görmüş olduğu en sıcak dördüncü yıldı. (Bir önceki yıl da, en sıcak ikinci yıldı zaten!). Bu yılın son günlerinde öğreneceğimiz gibi, 2019’u gelmiş geçmiş en sıcak ikinci yıl olarak kapatacaktık. Ne var ki, sıkıntı bununla da bitmeyebilirdi: Gireceğimiz bir sonraki yeni yıl, yüzde 68 gibi müthiş yüksek bir olasılıkla 2019’u geçerek ikinciliği devralacak, daha da ürkütücü olarak, yüzde 40 olasılıkla tarihin en sıcak yılı olacaktı. Yani, özetlersek, dünyamız ısınıyordu ve küresel ısıtma acayip artıyordu.

– Ocak’ta İngiltere’den 1 yıldan kısa bir süre içinde 80 bin ton plastik çöp ithal ederek Malezya’dan sonra dünyada en çok çöp alan ülke olarak kayıtlara geçen Türkiye’de, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca yapılan düzenleme kapsamında plastik alışveriş poşetleri 24 kuruş karşılığında satılmaya başlandı. Bu yılın sonunda resmi makamlardan öğreneceğimiz üzere plastik kullanımında 1 Ocak 2019 itibariyle yürürlüğe giren ücretli poşet uygulaması ilk senesinden meyvelerini vermeye başlayacak,  poşetlerin kullanım oranı çok düşecek, 150 bin ton plastik tasarrufu sağlanacak, 6 bin tonluk sera gazı salımı da önlenmiş olacaktı. Yani özetlersek, Anadolu Ajansına göre, ısınan dünyada serinleyen ülkemiz vardı .

– Ülkede ayrıca, İnternette adil kullanım kotasının kalktığı, sigarada tek tip paket uygulaması başlayacağı, 1 Haziran 2019 sonrası yapılan imar planlarında bisiklet yollarının artık zorunlu olacağı duyuruldu. Duyuruların kimi gerçekleşti, kimi gerçekleşmedi. Gerçekleşen en büyük gerçekse İklim krizinin etkilerinin yoğun bir şekilde görülmesiydi.

– Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayınlanan Küresel Risk Raporu’na göre yeni yılda en önemli küresel riskler iklim değişikliği ve veri hırsızlığı idi.

– Afganistan’da, Çin’de, Ruanda’da yüzlerce insan madenlerde meydana gelen göçüklerde hayatlarını kaybetti. Brezilya’nın Minas Gerais eyaletinde kil ve kum tutması için inşa edilen devasa bir barajın aşırı yağışlara dayanamayıp çökmesi sonucunda 250’den fazla insan hayatını kaybetti.

– Antarktika’daki buzulların erimesi 1980’li yıllarla kıyaslandığında 6 kat hızlanmıştı. Okyanuslar, kayıtların tutulmaya başladığı 1958 yılından beri görülmüş en sıcak yılı geride bırakıyordu. Güney Amerika’nın Patagonya bölgesinden göç eden binlerce dişi Macellan pengueni, kuzey kıyılarında mahsur kaldı ve ne yapacaklarını bilemez şekilde oradan oraya savruldu.

– Antalya’nın Kumluca ilçesinde “Taş yağsa da çalışacaksınız!” diyen bir patronun portakal bahçesinde,  fırtına yüzünden kopan saç levhanın başına isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden 13 yaşındaki Berivan Sarıkeçili hayatında ilk kez bir hortum görmüştü. Ve son kez!

– ABD’nin Kuzey Carolina eyaletine bağlı Craven kasabasında, dondurucu soğukta ormanda kaybolan 3 yaşındaki bir çocuk kendisine 2 gün boyunca bir ayının göz kulak olduğunu söylerken, Belçika’da 10 binden fazla çocuk iklim krizine dikkat çekmek için kitleler halinde okul kırıp, iklim grevine gidiyordu.

– Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü, UNESCO açıkladı: Dünya üzerinde 262 milyon çocuğun çeşitli sebeplerden dolayı okula gitme şansı yoktu. Özellikle Afrika’da, Sahra Çölü’nün güneyindeki ülkelerde kız çocukları arasında diploma alanların oranı yüzde 40’ın altındaydı.

– Hindistan’da, dini kuralların kadınların girmesini yasakladığı fakat Yüksek Mahkeme’nin kararıyla kadınların kullanımına açılan Sabarimala Tapınağı’na ilk kez 2 kadının girmesinin ardından Tapınak temizlenip arındırılma bahanesi ile erkekler tarafından kapatılırken, kadınlar sokaklarda polis ile çatıştı.

– Suudi Arabistan’da daha fazla özgürlük isteyen kadınlar sosyal medyadan seslerini duyurmaya çalışırken, Birleşik Arap Emirlikleri’nde iş hayatında kadın-erkek eşitliğini destekleyen kişilere verilen cinsiyet eşitliği ödüllerinin tüm kazananları yine erkekler oldu.

– Pekin’de, “İslam’ın sosyalizm ile uyumlu hale gelmesi, Çinlileştirilmesi ve vatanperverliğin teşvik edilmesi” için 5 yıllık bir plan kabul etmesi üzerine Şincan’da Doğu Türkistan bölgesinde Müslüman Uygur Türklerinin “toplama kamplarına” kapatılması tartışmaları alevlendi. Yıl sonuna gelindiğinde yönetici seçkinlerin kudret merkezi Çin Komünist Partisi içinden sızan çok sayıda belgede 1 milyondan fazla insanın, Nazi kamplarından farksız kamplarda ücretsiz köle olarak çalıştırıldıkları, işkence gördükleri, beyin yıkama işlemlerine tabi tutuldukları, dillerini, dinlerini ve kültürlerini unutmaya zorlandıkları açığa çıkacaktı.

– Fransa’da 2018 Kasım’ında akaryakıt zamlarına tepki olarak başlayan daha sonra ise Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron karşıtı protestolara dönüşüp haftalarca devam eden eylemler sürüyordu. Hollanda’da 14 farklı kentte sarı yelekliler ortaya çıkıyor, Belçika’nın Visé kentinde Sarı Yelekli bir göstericiyi bilerek öldürdüğü gerekçesiyle 56 yaşında bir Hollandalı kamyon şoförü tutuklanıyordu. Yıl sonunda bu gösteriler bir yeni boyut kazanıp erken emeklilik konusunda genel greve dönüşecekti.

– Macron iktidardan ayrılmamıştı. Brezilya’da ise aşırı sağcı eski yüzbaşı Jair Bolsonaro, başkent Brasilia’da düzenlenen törenle yemin edip, ülkenin yeni devlet başkanı olmuştu. Kendisi, Amazon yağmur ormanlarını kereste ve maden şirketlerine, müteahhitlere teslim etme yolundaki planlarından dolayı “yüzbaşı elektrikli testere” diye de anılmaktaydı.

– AB Dönem Başkanlığı 1 Ocak’tan itibaren Romanya’ya geçti, İngiltere’de ise, Parlamento Başbakan Theresa May’in Avrupa Birliği ile vardığı Brexit anlaşmasını 202’ye karşı 432 oyla reddetti. Bu, İngiltere tarihinin en büyük farkla reddedilen yasa tekliflerinden biri oldu. Yıl sonunda yapılan seçimlerde İşçi Partisi’nin tarihi hezimetine karşı büyük zafer kazanan Boris Johnson’un muhafazakârları’nın seçimdeki neredeyse tek vaatleri “her hal-ü kârda Brexit” idi.

– Venezuela Ulusal Meclisi, Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu ‘yasa dışı’ ilan etti ve yönetimi devralmak için çağrıda bulundu ama bu çağrı yanıt bulmadı. ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’da Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun artık meşruiyetinin kalmadığını ilan ederek, Juan Guaido’yu ülkenin meşru lideri olarak tanıdıklarını açıkladı açıklamasına ama dünya da Maduro’cular ve Guaidocular olarak iki kutba bölündü. Yıl sonu geldiğinde kesin bir sonuç alınmış değildi, bir “pata kalma” halinden söz edilebilirdi.

– Ocak’ta Suriye’de sivillerle askerlerin öldüğü saldırılar sürüyor, Kenya’da, Kolombiya’da, Mali’de, Filipinler’de onlarca kişinin öldüğü terör saldırıları düzenleniyordu. Taliban tarafından Afganistan’da bir askeri üsse yapılan saldırıda 100’den fazla güvenlik görevlisi hayatını kaybetti. Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani, ülkesinde son 4 yılda 45 bin güvenlik görevlisinin hayatını kaybettiğini söyledi. Yani her yıl 11 binden fazla kolluk görevlisi ölüyordu!

– Savaşlardan açlıktan ve iklim krizinin etkilerinden kaçan insanlarsa gene göç yollarındaydı. Birleşmiş Milletler 2018’de Avrupa’ya ulaşmak için yola çıkan 2 bin 262 kişinin öldüğünü ya da kaybolduğunu duyurdu. Bu sayı 2019 yılında da düzenli olarak artmaya devam edecekti. Akdeniz’i geçerek Avrupa’ya ulaşmaya çalışan göçmenlerin bulunduğu iki teknenin batması sonucu 170’den fazla insan kayboldu, Orta Amerika’dan ABD’ye gitmek üzere yola çıkan 700 kişilik yeni göçmen grubu Guatemala üzerinden Meksika’ya doğru ilerleyişini sürdürdü.

– Birleşik Arap Emirlikleri’nden bir işadamı Hintli göçmenleri kafese kapatarak kendi lehine tezahürat yaptırırken, Trump’ın Meksika sınırına inşa etmek istediği duvara karşılık, toplam bir milyon göçmene üç yıllık geçici koruma sağlama önerisi gerçekçi bulunmuyordu.

– Yeni yılın ilk ayında Türkiye’de pasaport, ehliyet ve kimliğe, Osmangazi Köprüsü’nün geçiş ücretine zam geldi. ÖTV tutarları tüm alkollü içkiler için yüzde 13.48 oranında artırıldı. Ülkenin gündeminde zam dışında bir de seçimler vardı.

– AKP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım, görevdeyken belediye başkan adayı da olan ilk TBMM Başkanı olurken, gazeteci Pelin Ünker, Paradise Papers üzerine haber ve yazı dizisiyle ilgili olarak Binali Yıldırım ve çocuklarının açtığı davada para ve hapis cezasına çarptırıldı.

– Türkiye’nin çeşitli yerlerinden kayıtları silinen seçmenler ve hayalet seçmenler tartışmasında tansiyon had safhaya çıkmak üzereydi.

– İnsan Hakları İzleme Örgütü, yıllık raporunda, Türkiye’deki demokratik sistemin büyük ölçüde zayıfladığını yazmaktaydı. Ayrıca ülke 2018’i Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde hakkında en fazla dava başvurusu olan dördüncü ülke olarak anılmaktaydı.

– Bianet.org’un Medya Gözlem Raporu’na göre, 2018 yılında 123 gazeteci hapisteydi. 36 gazeteci “Erdoğan’a hakaret” sanığı ve şüphelisi olurken, 233 gazeteci ve medya temsilcisi toplam 10 ağırlaştırılmış müebbet, 1 müebbet, 2 bin 552 yıl 10 ay hapis ve 4 milyon TL maddi veya manevi tazminat istemiyle yargılanıyordu. Yıl sonundaki raporlarda ülkenin dünyada en çok gazeteciyi hapiste bulunduran ülke olma sıfatına kavuştuğu görülecekti.

– 10 akademisyene “örgüt propagandası yapmak” suçu sabit görülerek 1 yıl 3 ay hapis cezası verildiği günlerde, Hasan Cemal’in 4 Aralık 2015’te “Silvan’dan: Bizi acılara, ölümlere o kadar alıştırdılar ki…” başlığıyla yayınlanan yazısı nedeniyle yargılandığı davanın ilk duruşması görülüyordu.

– Başak Demirtaş, iki yıl aşkın süredir Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eşi, HDP eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği son mektubuna cezaevi yönetiminin ‘sakıncalı’ bularak el koyduğunu bildiriyor, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Buğra, yeni yıla tutuklu giren eşi Osman Kavala’ya Cumhuriyet Gazetesi aracılığıyla gönderdiği mektupta 30 yıldır ilk defa yılbaşını ayrı geçirdiklerini söylüyordu. Yıl sonunda Selahattin Demirtaş’ın röportaj verdiği Evrensel gazetesinin o röportajı barındıran nüshası de gene röportajın sakıncalı olduğu gerekçesiyle kendisine verilmeyecekti.

ŞUBAT

– Şubat ayı tekinsiz bir şekilde tarihin tozlu sayfalarında kendine yeni bir yer buldu. Avustralya’nın Queensland eyaletinde aşırı sıcakların ardından başlayan şiddetli yağışların yol açtığı sellerde sokaklarda timsah ve yılanlar, Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde ise 100 yıl sonra ilk kez görüldükten sonra avlanan Anadolu Yaban keçisi…  Dersim’de öldürülen vaşak, Kırklareli’nde katledilen karaca, Kuzey Buz Denizi’nde Rusya’ya bağlı Novaya Zemlya adalarındaki çöpleri karıştıran kutup ayıları… Her yıl yüzde 2.5 oranında azaldığı tespit edilen böcek popülasyonu da belki de hep buna delaletti.

– İsveçli aktivist Greta Thunberg’in başlattığı okul grevi Avrupa’da yayılmaya devam ediyordu. Belçika’da, İngiltere’de, Fransa’da çocuklar iklim krizinin durdurulması talebiyle sokaklara çıkıyor, öğretmenleri onlara destek vermek için yol kesiyordu.

– İngiltere’deki Yokoluş İsyancıları British Fashion Council’i iklim acil durumu ilan etmeye çağırırken, Türkiye’de 60 bin kişinin imzası ile Termik santrallerin filtresiz çalışmaması için başlatılan kampanya olumlu sonuca ulaşıyordu. Muğla Yatağan’da açık kömür ocağına yakın bir bölgede gerçekleşen heyelanda yok olan yüzlerce zeytin ağacı ise buna şahit olamıyordu.

– BM Genel sekreteri Antonio Guterres net konuşuyordu: İklim krizi karşısında verilen savaş kaybedilmekteydi ve bu da öncelikle Afrika’nın sonu manasına gelmekteydi. Yani insanlığın homo sapiens olarak ortaya çıkıp dünyaya yayıldığı yer olan beşik kıta fosil yakıt şirketlerinin elinde mezar kıtaya dönüşmekteydi.

– ABD merkezli düşünce kuruluşu Freedom House tarafından yayınlanan ve ülkelerin 2019 yılı temel özgürlük seviyelerini gösteren ‘Dünya Özgürlükler Raporu’nda, dünya üzerinde 86 ülke özgür olarak açıklanırken, 59 ülkenin ‘kısmen özgür’ ve 50 ülkenin ise ‘özgür değil’ olduğu açıklandı. İşte rapordan bazı örnekler:

Uygur Türkleri sosyal medyada başlattığı kampanya ile Çin hükümetinin kendilerini toplama kamplarında zorla tuttuğunu iddia eden akrabalarının videolarının yayınlanmasını talep etti.

Fransa’da OHAL döneminden düzenlemeleri içeren yeni terörle mücadele yasası kapsamında bir yıl içinde yedi cami kapatıldı. Gene Fransa’da ‘Sarı Yelekliler’in gösterilerinde göstericilere şiddet uygulayan 140 polise soruşturma açıldığı açıklandı. Soruşturma sonucu yılın son günlerine gelindiğinde hâlâ öğrenilememişti.

– Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Suriye’de Irak Şam İslam Devleti örgütünün (IŞİD) elindeki son bölgede 200 kadar ailenin mahsur tutulduğunu açıkladı. Save the Children (Çocukları Koruyalım) adlı yardım örgütüne göre dünya üzerinde her beş çocuktan biri savaşın ortasında yaşıyor ve bu çocuklar kayıp nesil olarak tanımlanıyordu. Sadece Yemen’de  1 milyon 200 bin çocuk doğrudan savaş tehdidi altındaki bölgelerde yaşamaktaydı.

– İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesinin hazırladığı “2018 Yılı Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Çocuk Haklarına Yönelik İhlaller Raporu”ndaki verilere göre, bölgede en az 41 çocuk yaşamını yitirmiş, 92 çocuk istismara maruz kalmıştı.

– Haiti’de büyüyerek devam eden yolsuzluk karşıtı eylemlerde onlarca insan hayatını kaybederken, AB’nin kara para aklama ile mücadelede yetersiz olduğu gerekçesiyle kara listeye almak istediği Suudi Arabistan bu kararı üzüntüyle karşıladığını duyuruyordu.

– Gazi Üniversitesi öğrencisi Şule Çet’in, 29 Mayıs 2018’de Ankara’da bir plazanın 20’nci katından şüpheli bir şekilde düşerek yaşamını kaybettiği davada sanıklar, Çağatay Aksu ve Berk Akand hakkında hazırlanan iddianamede, “cinayet”, “cinsel saldırı” ve “hürriyeti tahdit”‘ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 39 yıla kadar hapis cezası istendi.

– HDP milletvekilleri, 96 gündür açlık grevinde olan Leyla Güven’e destek yürüyüşü yapmak istemişlerdi ama eylem polis tarafından engellenmişti. Gazeteci Can Dündar’ın eşi Dilek Türker Dündar, eşi hakkında açılan davalar nedeniyle kendi pasaportunun iptal edildiğini öğrenmişti.

– AİHM, hasta mahkûm Kemal Gömi’yle ilgili davada Türkiye’yi, “işkence ve kötü muamele yasağını ihlalden” 10 bin Avro tazminata mahkûm etmiş, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da Ankara Kızılay’da gözaltına alınırken polisin cinsel saldırısına uğrayan üniversite öğrencisi Merve Demirel ile ilgili açıklamasında, Demirel için “proje kadın” ifadesini kullanarak siyasal literatüre küçük de olsa bir katkıda bulunmuştu.

– TBMM Genel Kurulu’nda milletvekillerinin Dünya Anadil Günü için yaptığı konuşmalarda, CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun Lazca, HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın Ermenice, HDP Grup Başkanvekili Fatma Kurtulan’ın Kürtçe selam ve konuşmaları tutanaklara ‘X’ olarak geçti. Böylece, Meclis, dünya lingüistik külltür ve literatürüne küçük ama önemli bir katkıda bulunmuştu.

– Selahattin Demirtaş’ın tahliye edilmesi yönünde karar veren AİHM’in kararının uygulanmamasının ardından siyasetçinin avukatları, AİHM Büyük Daire’ye başvururken, Çorlu’da trenin devrilmesi sonucu hayatını kaybeden 25 kişi için açılan tazminat davası talebi usulen reddediliyordu.

– Şubat’ta açıklanan resmî verilere göre Türkiye’de üniversite öğrenimini yarıda bırakanların sayısı yüzde 92 artışla 408 bini aşıyor, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sebze-meyve fiyatlarındaki artışa karşı önlem olarak açılan tanzim satış noktalarının kurulmasını müteakip fiyatların neredeyse yarıya indiğini belirtiyor ve bununla övünüyordu.

MART

– Mart ayında çocuklar işi ele aldıklarını dünyaya duyurdu. İsveçli aktivist Greta Thunberg’in çağrısıyla 15 Mart tarihinde 128 ülkenin 2 bin 233 kentindeki neredeyse 1.5 milyon çocuk sokaklara döküldü ve iklim için okul grevine çıktı.

– Öğrencilere destek veren bilim insanları yayınladıkları bildiride “Ancak hızlı ve tutarlı hareket edersek küresel ısınmayı sınırlandırabiliriz. Çocukların gelecekleri tehlikede” şeklindeki net açıklamasıyla çocuklara destek verirken siyasetçilerden, şarkıcılara, aktrislerden, yazarlara toplumun bir çok kesiminden insan çocukların taleplerine kulak verilmesini istedi.

– Çünkü durum vahimdi. Hava kirliliğinden ölenlerin sayısının sigaradan ölenlerden daha fazla olduğu bilimsel açıdan kanıtlanıyordu. Binlerce kuş, memeli ve amfibi türünün dahil olduğu 1200 tür “neredeyse tam bir yokoluşla yüzleşecek” deniyor ve Paris iklim anlaşmasının şartlarına rağmen, anlaşmadan bu yana  33 küresel bankanın fosil yakıt şirketlerine  $1.9 trilyon dolarlık destek verdiği ortaya çıkıyordu. Milyon değil, trilyon –büyük gökbilimci Carl Sagan’ın 30 yıl önce küresel ısıtma felaketini şaşılacak bir öngörüyle haber verdiği konuşmasında söylediği gibi: “Trilyon – büyük T ile.”

– Şubat ayında İran, Afganistan, Brezilya, Yeni Zelanda sel suları altındaydılar. Yağışlar nedeniyle su seviyesi yükselen Dicle Nehri’nde batan feribotta 70’dan fazla insan hayatını kaybetmişti. Dünya Meteoroloji Örgütü, iklim değişikliği nedeniyle gerçekleşen aşırı hava koşullarının sebep olduğu doğal afetlerin 2018’de 62 milyon kişiyi etkilediğini açıklamıştı.

– Ama karar alıcılardan ses çıkmıyordu. En azından bu konuda… ABD Başkanı Donald Trump, Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile görüşmüş ve Avrupa Birliği’nin “vergi cenneti” olarak bilinen ülkelere ilişkin kara listesine Arap Emirlikleri, Umman ve Bermuda’nın aralarında olduğu 10 ülke daha eklenmişti. Kazakistan’da 28 yıl devlet başkanlığı yaptıktan sonra sürpriz bir şekilde istifasını açıklayan Nursultan Nazarbayev’in adı ülkenin başkentine verilmişti.

– Türkiye’de 700’ü aşkın gündür yasaklı, yani erişime kapatılmış olan dünyanın en büyük özgür ansiklopedisi Wikipedia, Avrupa Birliği’nin telif hakları ile ilgili planladığı yasa değişikliğini protesto ederek, Almanca sayfasına erişimi bir günlüğüne durdurdu.

– Elektrik kesintilerinin baş gösterdiği Venezuela’da, Venezuela Devlet Denetçiliği kendisini geçici devlet başkanı ilan eden Juan Guaidó’yu kamu görevlerinden azletti.

– Ortadoğu’da ise durum felaketti: Human Rights Watch (İnsan Hakları İzleme Örgütü) şunu duyurdu: Irak’ta merkezi hükümetin ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin, IŞİD ile bağlantılı oldukları gerekçesiyle 1500’e yakın çocuğu gözaltında altındaydı. UNICEF Genel Direktörü Fore ise Suriye’de 2018’de çatışmalar nedeniyle 1106 çocuğun hayatını kaybettiğini duyurdu. Bu sayı, iç savaşın başlamasından tam 7 yıl geçtikten sonra tek bir yıl içinde kaydedilen en yüksek çocuk ölümünü gösteriyordu. Kısacası, savaş bitmek şöyle dursun, ölümlerde rekor kırarak dörtnala ilerlemekteydi.

– Britanya merkezli yardım kuruluşu Oxfam’ın yetkilileri Suudi Arabistan’ın saldırısı altındaki savaşta 5. yılına giren Yemen’de bazı çaresiz ailelerin, diğer aile üyelerinin kurtulması için kız çocuklarını sattıklarını söylüyordu. BM de insanî bir müdahale gerçekleştirilmemesi durumunda Yemen’de açlıkla mücadele edenler arasından yaklaşık on milyon kişinin ölebileceği uyarısını yaptı. Tercüme edersek: ülke nüfusunun 1/3’ten fazlasının açlıktan ölebileceği dünyanın en büyük örgütü tarafından dünyaya açıklanıyordu.

– ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması durumunda bu kararın Türkiye’nin ABD’den satın aldığı hava saldırı sistemi olan F-35 programına katılımının yeniden değerlendirilmesine yol açacağını açıkladı. Yıl sonu geldiğinde bu bir “uyarı” olmaktan çıkacak ve Aralık sonlarında ABD Yasama Meclisi’nin her iki kanadında Türkiye’ye kapsamlı yaptırımlar uygulanması karara bağlanacak, yaptırım kararı Başkan Trump tarafından da onaylanacaktı.

– Yeni Zelanda’nın Christchurch kentinde Cuma günü iki camiye düzenlenen saldırıda, otomatik silahlı cani 50 kişiyi katlediyordu. Ülkenin genç kadın Başbakanı Jacinda Ardern, ülkedeki müslüman azınlıkların cenaze ve yas törenlerine başını örterek katılıyor ve bu davranışıyla popülist, dünyadaki yaygın sağcı lider tipinden farklı bir liderlik tarzı gösteriyordu. Türkiye’de yaklaşan seçimler kapsamındaki bir mitingde de, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yeni Zelanda katliamının kanlı görüntülerini gösteriyor, bu hareketiyle kendi partisinin milletvekilleri de dahil birçok kişi tarafından eleştiriliyordu.

– Yine seçim mitinglerinde polisin 17. Feminist Gece Yürüyüşü’ne izin vermemesi nedeniyle gece boyu polisleri ıslıklarla protesto eden kadınlardan bahseden Erdoğan’ı desteklemek amacıyla bir grup erkek  Taksim’de toplanıp “Ezana uzanan eller kırılsın!” sloganı ile yürüyüş düzenliyordu.  Kadınlar ise “Kimse çarpıtmasın: Bizim isyanımız polis barikatına, kadınların yürüyüşünü, 8 Mart’ı engellemek isteyenlere” açıklaması yapıyordu.

– Mart verilerine göre erkekler, 2019’un ikinci ayında 23 kadını öldürmüş, en az iki kadını öldürmeye teşebbüs etmiş, iki kadına tecavüz etmiş, en az altı kadını da taciz etmişti.

– Mart sonunda, 489 gündür tutuklu bulunan hak savunucusu ve iş insanı Osman Kavala’nın da aralarında bulunduğu 16 kişi hakkında Gezi Parkı eylemlerine ilişkin olarak yürütülen soruşturmanın iddianamesi nihayet tamamlandı. 16 aylık bir gecikme ile! Anadolu Kültür A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala, Can Dündar, Ayşe Mücella Yapıcı ve Memet Ali Alabora’nın da aralarında bulunduğu 16 ismin yargılanacağı davada ilk duruşma, iddianamenin açıklanmasından iki buçuk ay sonra, Haziran ayında görülecekti. Yılın son haftasında görülen davada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tarihî kararına aykırı olarak, tek tutuklu sanık Osman Kavala’nın tutukluluğunun devamına ve Kavala’nın bir yılbaşını daha hapiste geçirmesine karar verilecekti.

NİSAN

– 2019 yılının Nisan ayında dünya genelinde birçok ülkede seçimler düzenleniyor, seçimler konuşuluyor ve seçimler seyrediliyordu. Cezayir’de protestoların hedefindeki Devlet Başkanı Abdülaziz Buteflika, görevinden istifa etti. İsrail’de düzenlenen genel seçimlerde – hakkındaki yolsuzluk soruşturmalarını “cadı avı” diye nitelendiren – Binyamin Netanyahu beşinci kez başbakanlık koltuğuna oturdu. Ama “Bibi”nin çoğunluğu sağlayıp iktidar olabilmesi bir türlü mümkün olmadı. Yıl sonuna doğru İsrail’de yeni seçim kararı çıkacaktı ve bu, ülkenin üç  yıl içinde gittiği üçüncü seçim olacaktı. Tekrarlanan bir 1 Nisan şakası gibi…

– Ukrayna’da seçimlerde ise yeni devlet başkanı oyların yüzde 73’ünü kazanan komedyen Volodimir Zelenski oldu. TV dizisinde devlet başkanı rolünü oynaması dışında hiçbir siyasi tecrübesi olmayan yeni başkanın bu büyük seçim zaferi adeta bir 1 Nisan şakası gibiydi. Yılın sonunda Zelenski’nin adı, tıpkı onun gibi bir eski TV yıldızı-yeni siyasi lider olan ABD Başkanının azledilmesiyle sonuçlanacak bir siyasi skandalle ilgili olarak çokça anılacaktı. Belki bu da bir erken Noel şakası sayılabilirdi. Dünyanın en geniş katılımlı tek günlük seçiminin yapıldığı Endonezya’da 17 Nisan’daki seçimlerde ve sonrasında aşırı yorgunluktan ölen sandık görevlilerinin sayısı 270’i buldu ve bunun şaka götürür bir tarafı yoktu.

– İspanya’da genel seçimlerde kazanan, iktidardaki Sosyalist Parti oldu ama parlamentoda tek başına hükümeti kurması için gerekli mutlak çoğunluğu elde edemedi. Finlandiya’da genel seçimde Sosyal Demokrat Parti (SDP) yüzde 17,7 oy alarak birinci olurken, yüzde 17,5 oyla aşırı sağcı Gerçek Finler partisi ikinci oldu. Haberlerde “Finlandiyalıların yüzde 70’i yeni hükümetin önceliğinin iklim değişikliği ile mücadele olmasını istediği” yazıyordu. Yıl sonuna doğru da Finlandiya’da genç bir Sosyal Demokrat kadın, 34 yaşındaki Sanna Marin dünyanın en genç başbakanı oldu ve tarih yazdı. Genç kadın, aşırı sağ siyasetteki nefret söylemlerinin yeni kurbanı olmakta da gecikmeyecekti.

– Mısır’da 20-22 Nisan’da düzenlenen referandumda Devlet Başkanı darbeci Abdülfettah el Sisi’nin 2030’a kadar – hata belki de ömrünün sonuna kadar – görevde kalmasının önünü açan anayasal düzenlemeler onaylandı. Sudan’da ordu yönetime el koydu. 30 yıldır ülkeyi yöneten Devlet Başkanı Ömer el Beşir görevden alındı. Protestocular, iktidardaki askerî konseyin üç üyesinin istifasının ardından taleplerinin kabul edilmesi amacıyla “bir milyon kişilik” yürüyüş için toplandı.

– Türkiye’de 31 Mart’ta düzenlenen seçimler de sonuçlanmıştı sonuçlanmasına ama ülkenin en kalabalık şehri İstanbul’da sonuçlar bir türlü açıklanmıyordu. Bu da gecikmiş bir 1 Nisan şakasından farksızdı.

– CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ekrem İmamoğlu, sistemine saatlerce veri girmeyen Anadolu Ajansı’na “Vazifenizi yerine getirin. Uyarıyorum, lütfen tarihinize yakışan bir şekilde davranın. Bu topluma sorumlu davranın. Yarın bu toplumun yüzüne bakamazsınız.” diye sesleniyordu.

– Veriler gelmeyince haliyle sonucu da belli olmayan seçim sonuçlarına göre, AKP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım seçimi kendisinin kazandığını ilan etti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise kendi adayları Ekrem İmamoğlu’nun kazandığını söyledi. İddialar havalarda uçuşuyordu. Başka hanelere yazılan oylar, çuval başında uyuyan vekiller, adaylarla görüşen bakanlar, topal ördekler vesaire…

– Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına seçilen Mansur Yavaş yaptığı balkon konuşmasında “Bugün Ankara’da kaybeden Özhaseki’dir. Özhaseki ve kirli siyaset kaybetmiştir. Kazanan demokrasidir” dedikten saatler sonra, Ankara’da Büyükşehir Belediyesi’ne ait tanzim satış çadırları toplandı.

– 25 ilde çeşitli partiler tarafından seçim sonuçlarına itiraz ediliyordu. Diyarbakır’ın merkezindeki  Bağlar ilçesinde, yüzde 71 oy alan HDP’li Zeyyat Ceylan’ın KHK’dan ihraç edilmesini gerekçe gösteren mağlup aday Hüseyin Beyoğlu mazbatanın kendisine verilmesini istiyordu. Aldı da.

– İstanbul’da Mayıs ayına kadar sonuçlar netleşemeyecek, nihayetinde İstanbullular 2 ay sonra tekrar seçime gidecekti.

– Ama gerginlik hiç bitmeyecek gibiydi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, çatışmalarda hayatını kaybeden bir askerin cenaze töreninde, Ankara’nın Çubuk ilçesindeki Akkuzu mahallesinde bir grubun saldırısına uğradı. Kolluk güçlerinin müdahale etmemesi, resmi araçlara koca koca kayalar fırlatan kadınlar, Kılıçdaroğlu’nu evine kabul eden Çubuklu ailenin “Evini Yakın!” diye bağıran Çubuklu kadınlar, saatler süren “kuşatma” benzeri durumlar, çok büyük sonuçlar getirebilecek bir kitle katliamı ya da linç olayından son dakikada kurtulan toplum. Bunun değil 1 Nisan şakası, hiç şaka götürür tarafı olmadığı âşikârdı.

– Kılıçdaroğlu, “Bana yapılan saldırı, Türkiye’nin birliğine ve bütünlüğüne yapılmış bir saldırıdır” demiş, Savunma Bakanı saldırganlara “Değerli arkadaşlarım” diye seslenmişti. MHP Lideri Bahçeli, “Bir siyasi partinin lideri nereye, nasıl gideceğini  araştırmalı; o adama yumruk attıracak kadar ne yaptın sen Kemal Kılıçdaroğlu?” diye sormuştu.

– Savaş devam ediyordu yurtta ve dünyada.

– Sri Lanka’da 320’den fazla kişinin öldüğü kanlı saldırıları IŞİD üstlendi ama ölenlerin sayısı 359’dan 253’e düşürüldü. Çünkü bazı kurbanların parçalara ayrılan cesetlerinin birden fazla kez sayıldığı ortaya çıkmıştı. Beş yıl sonra yayınlanan ilk görüntülerde IŞİD lideri Ebubekir el Bağdadi öldürülen IŞİD’lilerin “intikamının alınacağını” söylüyordu. El Bağdadi, daha sonraki aylarda ABD güçleri tarafından havadan drone (SİHA) saldırısında eşleri ve çocukları ile birlikte itlaf edilecekti. El Bağdadi’nin cesedi bulunamayacak, ama ABD başkanı ölümcül operasyonu, kumanda masasının başından dünyaya seyrettirecekti.

– Silahlı saldırılar, kitlesel cinayetler de devam ediyordu. ABD’nin California eyaletinde Pesah bayramında bir sinagoga düzenlenen silahlı saldırıda bir kadın yaşamını yitirdi, 3 kişi ise yaralandı. Sınır Tanımayan Doktorlar’ın Yemen’de dört yılı aşkın süredir devam eden savaşta hamile kadınların ve bebeklerin daha büyük bir tehlike altında olduğuna dikkat çektiği açıklamasında, iki yılda bin 500’ün üstünde bebeğin öldüğü duyuruldu. Yılda 750 bebek katleden savaş.

– Öte yandan, asıl kitlesel katliam yani iklim yıkımı, dolu dizgin yoluna devam eden kontrolsüz bir canavar gibi canlıları mahvetmeye devam ediyordu.

– Norveç’in güneyindeki Sokndal ilçesinde söndürülemeyen yangınlar, Endonezya’nın batısında şiddetli yağışlar, Mozambik’te kasırga, Güney Afrika’nın doğu kıyılarında şiddetli yağışların yol açtığı sel ve toprak kaymaları birçok insanı canındtan, onbinlerce insanı evinden etmişti ve felaketlerin ardı arkası kesilmek bilmiyordu.

– Çevreci grup “Yokoluş İsyanı” (“Extinction Rebellion/XR”) aktivistleri dünya genelinde ortaya çıkmaya başlayarak küresel isyanın başlangıcını yaptılar.

– Wikileaks’in kurucusu gazeteci Julian Assange, Londra’da yedi yıldır siyasi sığınmacı olarak yaşadığı Ekvador büyükelçiliği binasından içeri giren bir yığın polis tarafından kuvvet zoruyla sürüklenerek dışarı çıkartıldı ve gazetecilikten başka hiçbir şey yapmadığı ortada olduğu halde ABD’nin İsveç, İngiltere ve Ekvador ile yakın işbirliği sonucunda, sığınmacılık hukuki statüsüne zerrece itibar edilmeden, alelacele derdest edilip Londra’nın en yüksek güvenlikli hapishanelerinden Belmarsh’a tıkıldı. Avustralya ise kendi vatandaşlarından birine yapılan bu uluslararası zorbalık dizisi karşısında onu korumak için kılını kıpırdatmadı.

– Yine bu ay, Antarktika’da üzerinde yaşadıkları dev buz tabakasının kötü hava koşulları yüzünden parçalanması sebebiyle binlerce yavru imparator pengueninin boğularak öldüğü günlerde, bütün dünya canlı yayında Fransa’nın başkenti Paris’te yanan tarihi Notre Dame Katedrali’ni izliyordu. Uzun sürmüş bir Nisan şakasının akşamı gibiydi her şey.

MAYIS

– 2019 Mayıs ayı dünyada bir “ilk”e sahne oldu. Tarihte, iklim krizinin tetikleyicisi olan endüstri devriminin başladığı yer olan İngiltere 19’uncu yüzyıldan bu yana ilk defa bir haftayı endüstri devrimini tetikleyen kömürden elde edilen enerjiyi kullanmadan geçirdi. Bu durumun iklim krizi ile mücadelede dünyanın dört bir yanında aylardır yapılan protesto ve çağrıların bir sonucu olduğu söyleniyordu.

– İngiltere’yi,  İrlanda, Galler ve dünyanın birçok bölgesindeki yerel ve merkezi yönetimler izledi. Çünkü durum her geçen gün daha da kötüye gidiyordu. Yapılan açıklamalar da bunu gösteriyordu. Birleşmiş Milletler’e bağlı 30 kuruluşun ve organizasyonun tepe yöneticilerinin, küresel sıcaklık artışını 1,5 santigrat derecenin altında tutmak için somut eylem planlarının hazırlanması çağrısında bulunması da bunlardan sadece biriydi.

– Neden 1,5 derecelik tavan? Çünkü –bilim camiasının net bir şekilde gösterdiği üzere –  aksi takdirde sel, tufan ve kuraklıkla dolu bir dünya manzarası bizi bekliyordu. Afrika’da Hindistan’da saatte 200 kilometre hıza ulaşan kasırga nedeniyle yaklaşık 800 bin kişinin evlerinden tahliye edilmesi, Avrupa’da Bosna Hersek’in kuzeyinde taşan nehirler, Amerika’da ABD’de etkili olan hortum ve şiddetli fırtına nedeniyle elektriksiz kalan 5 milyon kişi, Ortadoğu’da savaşın vurduğu Yemen’de bu sefer de sel suları içinde ölen çocuklar, Kuzey Kore’de ve Botswana’da kuraklık korkusu…

– Artık krize, kriz denilmeliydi. İngiliz yayın organı Guardian da bunun çağrısını yapan kurumların  içindeydi. Gazete, bundan böyle haberlerinde “iklim değişikliği” yerine “iklim krizi”, küresel ısınma yerine de “küresel ısıtma” gibi daha “net” ifadeler kullanacağını açıkladı.

– Avustralya’da  göçmen karşıtlığı ve iklim değişikliği tartışmalarının gölgesinde sandığa giden seçmenlerin, İsveç’in başkenti Stockholm’de iş güvenliği ve iklimin korunması için iklim aktivistleri ile birlikte sokağa çıkan işçilerin gündeminde ve  ikinci kez küresel bir çağrı ile okullarına gitmeyip sokaklarda iklim krizi ile mücadele çağrısı yapan çocukların çantasında bu konu vardı.

– Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden alınan bilgiye göre, 27 Mayıs 1950’den bu yana en sıcak Mayıs ayını yaşayan İstanbul’daki çocuklar da iklim grevi için buluşma noktası olan  Maçka Sanat Parkı’nda ve Türkiye’nin daha birçok noktasında grevdeydi.

– Gezegeni bu hale getiren zengin ve beyaz erkeklerin ise çoğunlukla konuştukları şey hakkında hiçbir fikirleri olmadığı da bilimsel bir araştırma sonucunda kanıtlanmış oldu.

– Türkiye’de de hesabında 1 milyon lira veya üzeri parası olan mudi sayısı artmaya devam ederken, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) son raporuna göre Türkiye’de çalışanların yüzde 57’si haftada 48 saatten fazla çalışıyordu. Ve istihdam alanındaki cinsiyet eşitsizliği de alabildiğine devam ediyordu.

– Bu eşitsizlik de büyük bir sorun olarak gündemdeydi. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü tüm dünyada kutlanırken  Rusya ve Fransa’da çok sayıda gösterici gözaltına alınıyor, Yunanistan’da ulaşım sektöründeki grev hayatı felç ediyordu.

– Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun  darbe girişimini püskürttüğünü söylediği günlerde ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Venezuela’daki krizi kontrol altına almak için askeri müdahaleyi olasılık dahilinde gördüğünü söylüyordu. İngiltere Başbakanı Theresa May de özel bir şirkete bilgi sızdırdığı gerekçesiyle, Savunma Bakanı Gavin Williamson’ı görevden aldı.

– Dünya genelindeki savunma harcamaları da bu arada göz açıp kapayıncaya kadar 1.8 trilyon dolara ulaşmıştı. Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından açıklanan yıllık rapora göre, ABD savunma harcamalarında halen zirvede, Çin ikinci sırada, Suudi Arabistan ise 67 milyar 600 milyon dolar ile üçüncü sıradaydı. Dünyadaki silahlanma için kişi başına 239 dolar harcanıyordu.

– Mayıs’ta Türkiye’de devam eden iki tartışma vardı. Açlık grevleri ve İstanbul seçimleri. PKK lideri Abdullah Öcalan, avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamada açlık grevlerinin sona erdirilmesini talep ettiğini duyurdu ve bu çağrı üzerine eylemler sona erdi. Açlık grevi sırasında, Mart ayında yedi tutuklu, farklı cezaevlerinde, tecritleri protesto etmek amacıyla hayatına son vermişti.

– İstanbul büyükşehir belediye seçimlerine gelince: Uzun tartışmaların ardından, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) İstanbul’da 31 Mart’ta yapılan Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin yenilenmesine karar verdi.

– Erdoğan iddiasını yineliyor, ”Mesele çok basit, çaldılar!” diyordu.  Binali Yıldırım ise “Oylar çalındı” iddiasının YSK kararında yer almamasını, “Bir tarafın söylemini yazacak halleri yok, biz bunu halk diliyle söylüyoruz” diyerek açıklıyordu.

– Mayıs biterken futbolda Başakşehir’i mağlup eden Galatasaray 22. kez Türkiye ligi şampiyonu oluyordu. Barış için verilen mücadelede akademisyenler yargılanmaya, gazeteciler mahkemelerde kendilerini ve gazeteciliği savunmaya devam ediyordu.

HAZİRAN

– 2018 yılının Haziran ayı Türkiye için önemli davaların görüldüğü bir ay olarak tarihe geçti. Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesi kapsamında yeniden görülen davada, eski İstanbul valisi Muammer Güler tanık sıfatıyla, 12 yıl sonra ilk kez mahkemede ifade verdi.

– 2016 yılının Temmuz ayında gerçekleşen Darbe girişiminin beyin takımı “Yurtta Sulh Konseyi” üyesi olduğun söylenen 224 sanıklı Genelkurmay için “çatı” davasında kapsamında karar açıklandı. Bin 800 kişilik büyük duruşma salonunda görülen davada yüzlerce kez ağırlaştırılmış hapis cezaları verildi.

– HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın savunmasında, “Binali Bey’in de kullandığı Kürdistan kavramını kullandığım için yargılanıyorum” dediği dava ise bir sonraki aya ertelendi.

– Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu dahil 16 kişinin yargılandığı Gezi Davası 2018 yılının Haziran ayında başlamıştı. Kavala 601 gün sonra, Aksakoğlu 220 gün sonra hakim karşısına çıktı. Verilen ilk ara kararda, Osman Kavala’nın tutukluluğunun devamına, Yiğit Aksakoğlu’nun ise tahliyesine karar verildi.

– Ülke gündeminde ise en çok tartışılan konu ise İstanbul seçimleriydi.

– Eski Başbakan ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım, mazbatası elinden alınan aday Ekrem İmamoğlu ile katıldığı canlı yayında proje ve planlarını anlattıktan sonra,  yayından sonra Erdoğan’ın kendisine “Hayırlı olsun” dediğini de söyledi.

– Seçimlere iki gün kala kalmışken, hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan’ın HDP’ye “tarafsız olun” çağrısını içeren sürpriz mesajı AA ve İHA aracılığıyla yayınlandı.

– Bütün bu tartışmaların eşliğinde İstanbul’da Yüksek Seçim Kurulu kararıyla Pazar günü tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini Millet İttifakı’nın CHP’li adayı Ekrem İmamoğlu kazandı. 31 Mart’taki yerel seçimleri 13 bin 729 oy farkla kazanan İmamoğlu, oy çalındığı iddiası üzerine tekrarlanan seçimi bu sefer rakibi AKP’li aday Binali Yıldırım’a yaklaşık 800 bin oy fark atarak kazandı. Ayrıca bir önceki seçimlerde Cumhur İttifakı’nın birinci olduğu 14 ilçede bu kez CHP ilk parti oldu.

– KONDA araştırma grubu Genel Müdürü Bekir Ağırdır, İmamoğlu’nun zaferini “AK Parti, artık sokaktan beslenemiyor” şeklinde değerlendirirken, Reuters haber ajansına demeç veren eski AKP’li Ali Babacan’ın danışmanlarından biri, eski başbakan yardımcısı ve ekonomi bakanı Babacan’ın, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le birlikte yeni partiyi büyük ihtimalle sonbaharda kuracağını ifade etti.

– 2018 yılının Mayıs ayında fazla veren bütçe, bu yıl  Mayıs’ında 12,1 milyar TL açık vermiş; Mart ayı işsizlik oranı yüzde 14,1 olmuştu. Bu sırada, Merkez Bankasında Türk lirası olarak tutulan “yedek akçe”nin de bütçeye aktarılması ile ilgili düzenleme de TBMM’ye geliyordu.

– Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yeni Askerlik Kanunu’nu onayladığı günlerde, “Türkiye S-400 savunma sistemlerini alacaktır demiyorum, almıştır” diyerek Rus silahlarının Türkiye tarafından satın alınmasıyla NATO ve Türkiye arasında patlak verecek potansiyel gerilime dikkatleri çekiyordu.

– Uluslararası ilişkilerdeki artan gerilimin yanı sıra BM ve yardım kuruluşları, İdlib’de yaklaşık 3 milyon kişinin yaşayabileceği insani felaket konusunda dünyaya uyarılarda bulunuyor, Sudan’ın başkenti Hartum’da güvenlik güçlerinin, barikat kuran eylemcileri dağıtmak için gözyaşartıcı gaz yanı sıra gerçek mermi kullandığı haberleri geliyordu.

– Büyük bir isyan da Asya’nın doğusunda, eski İngiliz sömürgesi Hong Kong’da patlak vermekteydi. Suçluların Hong Kong’da değil Çin’e gönderilip orada yargılanmasına ilişkin tartışmalı yasa tasarısına karşı düzenlenen sokak protestoları kısa zamanda kitlesel hale gelirken, Tayvan’da on binlerce kişi de Çin yanlısı medya karşıtı gösteri düzenliyordu.

– Göç faciaları da özellikle Akdeniz’de ve Latin Amerika kıyılarında dikkat çekici bir biçimde artma eğilimindeydi. El Salvadorlu 25 yaşındaki bir baba ile 2 yaşındaki kızı, Meksika ile ABD arasındaki Rio Grande Nehri’nden sınırı geçmeye çalışırken boğularak öldü. Ölü baba ile kızının fotoğraf karesi büyük yankı uyandırdı. Mısır Devlet Televizyonu, 67 yaşındaki eski cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin mahkeme salonunda kafesin ardında birden öldüğünü duyurdu.

– Haziran ayında hem Türkiye’de, hem de uluslararası âlemde birçok yerde seller ve kuraklıklar birbirini kovalamaktaydı. Ankara’da, Trabzon’da, Bartın’da ve Çin’de meydana gelen sellerde onlarca insan hayatını kaybetti. Kuraklık yüzünden Hindistan’da köylerin boşaltıldığı haberleri geliyor, TEMA Vakfı Genel Müdür Yardımcısı Dr. Hikmet Öztürk, Türkiye’deki arazilerin yüzde 47’sinin çölleşme riski altında olduğuna ve yılda 640 milyon ton toprağın kaybolduğuna dikkat çekiyordu.

– Gazetelerde ve televizyonlarda ise bu konularda haberler neredeyse yoktu! İşte bu yüzden, yani  iklim değişikliğini yeterince haber yapmadığı için, New York Times’ı protesto eden 70 kişi New York’ta gözaltına alındı. Sular yükseliyordu, insanlar da…

TEMMUZ

– Temmuz ayında Birleşmiş Milletler teşkilatı dehşetengiz bir uyarı yayınlıyor: Dünyada açlık çeken insanların sayısı 820 milyonun üzerine çıkmış durumda!

– Dünya Gıda Raporu’na göre, dünya nüfusunun yüzde 11’i yeterli beslenemiyor.  En kötü durum ise Afrika’da! Her beş Afrikalıdan biri açlık çekiyor ve rakamlar sadece Afrika’da değil bütün kıtalarda artıyor. Rapor aynı zamanda şişmanlığın (obezitenin) de dünya genelinde artan büyük bir sorun olduğu konusunda uyarıda bulunuyor.  Anlayacağımız dünya uçlarda yaşıyor. Açlarla Toklar berabere! İnsanlar yavaş yavaş da olsa endişelenmeye başlıyor. Ama soru şu, Birleşmiş Milletler’in bu sarsıcı uyarılarının muhatabı kim? Açlığın ya da obezitenin pençesinde kıvrananlar mı, yoksa bunların asıl sebebi olan seçkin muktedirler mi? Cevap: Sessizlik.

– Yine Temmuz’da İklim Haber internet portalı ile KONDA araştırma kuruluşu tarafından gerçekleştirilen “Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı 2019” adlı araştırmanın sonuçlarına göre Türkiye’de her iki kişiden biri iklim krizinin etkilerini şimdiden hissetmekte, toplumun %61’i ise yalnızca hissetmekle kalmıyor, bu durumdan endişe duyuyor. Aynı zamanda toplumun %71’i dünyada afetlerin arttığını ve bunun sebebinin iklim değişikliği olduğunu düşünüyor. Hükümetlerin ve belediyelerin iklim eylemlerini de değerlendiren katılımcıların %55’i bu konuda çaba gösterilmediğini ifade ediyor. Sonuç: genelde sanılanın aksine, Türkiye toplumunu oluşturan insanların önemli bir kesimi iklim krizi hakkında ciddi bir farkındalığa sahip.

– Dünya artık güneşin de balçıkla sıvanamayacağı günlerden geçiyor. İşte Temmuz ayında bu farkındalığa yol açan olgulardan birkaçına dair havadis: Termometrelerin ortalama 29 dereceyi gösterdiği Meksika’da Guadalajara kentinde, aniden apansız bastıran acayip bir dolu fırtınası sonrasında her yer 1.5 metre kalınlığında buzla kaplandı.

– ABD’nin, kuzey kutbuna yakınlığı dolayısıyla en soğuk bölgelerinden biri olan Alaska eyaletinde kayıtlara geçmiş en yüksek hava sıcaklığı Temmuz’da kaydedildi. Rusya’nın Perm şehrinde meydana gelen kasırga sadece 3 dakika içinde bütün şehirde felakete yol açtı.

– Dünyada sıcaklığın ortalama 40 dereceyi aştığı ülkelerden biri de Çin’di. Bu cehennemî sıcağın ortalık yerinde oluşan bir dev hortum, önüne çıkan her şeyi yıkıp geçti. Felakette 6 kişi hayatını kaybetti, 200 kişi de yaralandı. Sadece Çin’de değil, Şanlıurfa, Çorum, Balıkesir, Ayvacık ve Kastamonu’da da bir anda ortaya çıkan hortumlar ve fırtınalar büyük hasara yol açmaktaydı.

– Bangladeş’te sel felaketi: En az 90 ölü. Nepal’de etkili olan muson yağmurlarının yol açtığı sel felaketinde ölü sayısı 50’ye yükseldi. Japonya’da toprak kayması oldu. Litvanya’da kuraklık alarmı verildi…

– Türkiye’nin geleneksel “tahıl ambarı” ya da “ekmek sepeti olarak adlandırılagelen Konya Ovası’nda Mayıs ayı, son 20 yılın en kurak ayı olarak geçince tahılda büyük rekolte düşüşü yaşandığı Temmuz’da ortaya çıktı. İzmir’de etkili olan bunaltıcı sıcaklarsa pazar tezgâhlarındaki sebze ve meyvelerin yamru yumru olmasına, ürünlerin çabucak deformasyon geçirmesine yol açıyordu.

– Karar alıcılar yani siyasetçiler ise ölümcül bir sessizlik durumunu koruyor, mabut gibi duruyorlardı. Tıpkı Sibirya’da “tropikal” görüntüsü dolasıyıyla selfie çekmek isteyenlerin (yani özçekinimcilerin) büyük ilgisine mazhar olan, ama aslında bir termik santralin küllerinin boşaltma alanı olduğu için öyle ilginç bir görünüme bürünen “türkuaz gölü”nü ziyaret için oraya üşüşen turistler gibi duruyor, ya da yaşanmakta olan krizden bihabermişçesine, fosil yakıtlar yani kömür-petrol- gaz yüzünden birbirine giriyor, birbiriyle didişip duruyordu.

– Bu meyanda, Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki doğalgaz sondaj çalışmaları nedeniyle Ankara’ya birçok alanda yaptırım uygulanması kararı alırken, Türkiye, Akdeniz’in doğusuna gaz ve petrol –ya da daha fiyakalı bir terimle hidrokarbon – aramak ve derinlerde sondaj yapmak üzere dördüncü bir gemisini gönderme kararıyla bu karara karşılık veriyordu.

– ABD’de Beyaz Ev’den, yani başkanlık makamından yapılan bir açıklamada, Rusya’dan S-400 savunma sistemleri satın alma kararından sonra Türkiye’nin artık ABD’den F-35 saldırı uçakları satın alma ve bunların parçalarını imal etme programının bir parçası olmayacağı belirtiliyordu. ABD’nin önde gelen savaş uçağı ve savaş malzemeleri üreticisi Lockheed Martin şirketi, Türkiye’de ürettiği parçaları artık ABD’de üretmeye başlayacağını tam bu sırada açıkladı.

– Ortadoğu bölgesinde hiçbir zaman eksikliği hissedilmeyen savaş rüzgârları Temmuz’da da ürkütücü bir hızla esmeye devam etti. Libya’da ülkenin batısındaki BM destekli güçlere karşı ülkenin doğusunu kontrol altında tutan Libya “Ulusal Ordusu” Komutanı Halife Hafter güçlerinin Türkiye’yi “düşman ilan ettikleri” yönünde açıklama yaptığı günlerde, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri, 1 milyonu aşkın sayıda Uygur Türk’ünü tutuklayarak zorla toplama kamplarına gönderen Çin’e sert tepki gösterirken, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Uygurları gündeme getirmesi üzerine Çin’in bu konuda Erdoğan’a bir davette bulunduğu söylendi.

– Kuzey Kore’ye geçerek burada “büyük lider” Kim Jong-un ile el sıkışan ABD Başkanı Trump böylece bir “ilk’e imza” atarken, Brexit’in önde gelen savunucularından, Londra’nın eski Belediye Başkanı Boris Johnson İngiltere’nin yeni başbakanı oldu.

– İtalya kıyılarında resmî yetkililerin yardım etmeyi ve ülkeye girmelerini reddettiği –Libya’dan gelen– 53 göçmeni kurtaran geminin genç kadın kaptanı Carola Rackete’nin, İtalya’da gözaltında geçirdiği günler sırasında  Libya başkenti Trablus’ta gardiyanların, bir gözetim merkezine yönelik hava saldırılarından kaçmaya çalışan göçmenlere ateş açtığı söyleniyordu. Bazıları çocuk 50’den fazla mültecinin öldürülmesi olayı, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet tarafından doğrudan savaş suçu olarak nitelendirildi.

– Meksika’da kamyon kasasında günlerce aç ve susuz tutulan 150 göçmen bulundu. Kayıt dışı mültecilerin İstanbul’dan çıkarılması kararı ve savaşın olanca hızıyla devam ettiği Suriye’ye geri gönderilmesi ise yine Temmuz ayında vuku buldu.

– İnternet sitesinde kendisini “bağımsız, tarafsız düşünce ve yayın kuruluşu” olarak tanıtan Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı SETA’nın “Uluslararası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları” başlıklı raporu, bir zamanların gözde tabiriyle “dış mihraklar”la işbirliği yapan “işbirlikçiler” hakkında “fişleme” yaptığı gerekçesiyle medyanın ve sivil toplumun büyük tepkisini çekerken, İfade Özgürlüğü Derneği’nin “Engelli Web 2018” raporuna göre Türkiye’de 2018 sonu itibariyle erişim engeli bulunan web sitesi sayısının en az 245 bin 825 olduğu açıklandı.

– Temmuz ayı hem ülkede, hem de dünyada “sıcak ve yağışlı” havalarda geçti.

AĞUSTOS

– Ağustos Ayında dünya yüzündeki 1.3 milyarlık Katolik âleminin başı, Katolik Kilisesi lideri Papa Françesko’nun dualarının konusu Amazonlar’da devam eden korkunç orman yangınlarıydı. Brezilya Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nün (INPE), sadece 2 günde bin 663 yeni yangının başladığını duyurduğu bu yağmur ormanı, dünyanın candamarı, akciğeri ve hatta kalbi olarak nitelendirilmekteydi. Hayatın temel dayanağı olan biyoçeşitliliğin en büyük kaynağı, tüm güney Amerika’nın hava ve su akımlarının düzenleyicisi ve iklim yıkımına karşı en büyük “kale”lerin belki de birincisi olan Amazon yağmur ormanları, barındırdığı sayısız hayvanı ve içinde binlerce yıldır yaşayan yüzlerce insan kabilesini mahva sürükleyecek şekilde haftalar boyunca yanacaktı.

– Eleştirilerin odağında olan Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro, yangınları “hükümeti zor durumda bırakmaya çalışan çevre örgütlerinin çıkarıyor olabileceğini” iddia ediyordu etmesine ama Fransa ve İrlanda’nın, sonra da Avrupa Birliği’nin – Brezilya’nın da aralarında olduğu Güney Amerika Ortak Pazarı ülkeleriyle ticaret anlaşmasını bloke etme uyarısının ardından orduyu Amazon yağmur ormanları konusunda teyakkuza ve nihayet biraz harekete geçirdi. Bolsonaro ordunun yedi farklı eyalette savaş uçaklarına yanan ormanlara su dökmesi için yetki verdi ve 44 bin asker gönderdiğini açıkladı.  Nihayet!

– Bolsanaro’nun çevreciler tarafından çıkarıldığını söylediği, çevrecilerinse büyükbaş hayvan yetiştiricisi çiftçilerce bu hayvanlara mera alanı açmak için kasten yaktığını söyledikleri ormanların azalması oranında geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 82 gibi muazzam bir artış yaşandığı bir gerçekti. Dünyanın atardamarları, akciğerleri ve kalbi yanıyordu!

– Gene Ağustos’ta Bolivya Amazon’larında 700 bin hektarlık orman alanı yanarken, Brezilya sınırları içinde  bu yılın başından bu yana 2 milyon hektar orman yandığı açıklandı. ABD’nin kuzey kutbuna en yakın bölgesi Alaska eyaleti’nden Akdeniz ve Ege denizlerinin limanları İzmir, Muğla, Marmaris’e, ayrıca Türkiye’nin orta, güney ve doğu bölgeleri Uşak, Kars, Gediz, Hatay’da, ve ayrıca dünyanın birçok bölgesindeki ormanlar, içindeki canlılar ile birlikte cayır cayır yandı Ağustos’ta.

– İzmir Karaburun yangını özellikle dikkat çekici ve yürek yakıcı özellikler gösteriyordu. Bu yangında Türk Hava Kurumu (THK) uçaklarının yangınla mücadelede  35 yıldır ilk kez kullanım dışı olduğu duyuruldu. Otuz beş yıldır Orman Bakanlığı’nın uçakla yangın söndürme ihalesini alan THK, 2019’da bakan tarafından geri çevrilmişti. Uçakların hazır olmadığı bakan tarafından ısrarla vurgulanıyordu ama uçakların hazır olduğu da ısrarla dile getiriliyordu.  Sonuçta, kimi helikopterler devreye girdiyse de, onlar da gece uçuşu yapamıyorlardı. Yine sonuçta herkes eli kolu bağlı bir şekilde yangınları izledi.

– Asıl şaşırtıcı olansa, İzmir yangınında ne kadar ağaçlık alanın yandığı konusunda karşımıza çıkan birbirinden çok farklı rakamlardı. İzmir’in Karabağlar ilçesinde başlayıp Seferihisar’a sıçrayan yangına ilişkin konuşan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, yaklaşık 500 hektarlık alanın “zarar gördüğünü” yani – daha net bir Türkçe ile – yandığını bildirdi.

– İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ise, yanan alanın 500 hektar değil, 5 bin hektarın üzerinde, yani bakanın söylediğinin 10 katı olduğunu açıkladı! TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu ise yanan alanı bir basamak daha yükselti ve bir hafta içinde İzmir’de gerçekleşen orman yangınlarında toplam 6 bin 500 hektarlık alanın yanarak yok olduğunu açıkladı! Yani bakanın verdiği rakamın tam 13 katı!

– İzmir için uğursuz bir Ağustos olduğu kesindi! Orman Genel Müdürlüğü’nden alınan verilere göre ise sadece son bir ayda, bin 244 futbol sahası büyüklüğünde ormanlık alan yanmış, bitmiş, kül olmuştu! İşin bir başka tuhaf tarafı da bu büyük yangının sebepleri arasında küresel ısıtmaya, iklim krizine değinen kimse olmaması idi.

– Ağustos ayında cehennem ateşleri yanı sıra Nuh tufanları da gırla idi. Samsun’da, İstanbul’da insanlar sel sularına kapılıp hayatlarını kaybederken, Hindistan’da aşırı yağışlar sonucu oluşan selde, 5 eyalette 58 kişi ölüyordu. Myanmar’da ise 2 ay içinde 5 eyalette 58 kişi canını kaybederken, 10 bin kişi sel bölgelerinden zor bela tahliye edilmişti. Maddi kayıplarsa muazzam miktardaydı.

– Asıl ilginç hikâye ise İngiltere sahillerinde yaşanıyordu: İklim aktivisti Greta Thunberg Birleşmiş Milletler’de yapılacak iklim zirvesine katılmak üzere İngiltere’nin Plymouth kentinden New York’a doğru yola çıktı. Fosil yakıt tüketmeyen yelkenlide tuvalet de, duş da yoktu.  Saatte 46 kilometre hızla seyahat eden yelkenlinin bu yolculuğu iki haftada zorlu şartlar altında tamamlandı ve Greta’yı New York’ta coşkulu bir kalabalık karşıladı.

– Ülkenin diğer ucunda ise, Teksas eyaletinin El Paso kentindeki bir mağazada düzenlenen silahlı saldırıda 20 kişi öldürüldü, bunun üstünden daha 24 saat geçmeden  bu sefer Ohio eyaletine bağlı Dayton kentinde silahlı bir kişi, dokuz kişiyi öldürdü. Başkan Trump, otomatik silahların bakkaldan satın alınmasının yasaklanmasını değil, insanların idam edilmesini istiyordu!

– Libya’nın Trablus merkezli hükümeti, General Halife Hafter’in birliklerinin onlarca kişinin hayatını kaybettiği bir hava saldırısından sorumlu olduğunu duyururken, Suriye’nin Şam yönetimi, 1 Ağustos’ta İdlib’de varılan ateşkesi tek taraflı sona erdirdi. Bunun ardından, Esad rejimi ile Rusya’nın ortak saldırılarının başlamasıyla onbinlerce sivil Türkiye sınırına doğru dehşet içinde kaçtı.

– Afganistan başkenti Kabil’de bir düğün salonuna IŞİD’in üstlendiği bir intihar saldırısında 63 kişi hayatını kaybetti. Hindistan’ın Keşmir’in özel statüsünü kaldırma hamlesi sonrasında her iki taraftan yapılan açıklamalarla ortalık daha da gerildi.

– Akdeniz’den kurtardığı göçmenlerle 17 gündür denizde bekletilen İspanyol yardım gemisi Open Arms’ın sahillerine yanaşmasına izin vermeyen  İtalya Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı sağcı Matteo Salvini ile İspanyol makamları arasındaki gerginlik de yine Ağustos ayının gerilim dolu haberler hanesine ekleniyordu.

– Türkiye’nin gündeminde ise Kaz Dağları gerginliği vardı. Çanakkale’nin merkeze bağlı Kirazlı Köyü yakınlarındaki altın ve gümüş madeni projesini yürüten Kanada menşeli Alamos Gold’un maden projesine tepki gösteren on binlerce kişi Kaz Dağları’nda bir araya geldi.

– Ağaç kesimleri ve kazılar hızlı bir şekilde sürerken, şirket CEO’su tesisin dünya standartlarında olduğunu, siyanürün altın için elzem olduğunu, kendilerini davet edenin de Türkiye hükümeti olduğunu rahat bir dille her yerde ifade ediyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise “maden sahası ile ilgili yapılan tartışmaların bir manipülasyon olduğunu” iddia ediyor, “bir eksiklik varsa gereğinin yapılmasını” istiyordu.

– Türkiye yasama yılının başlangıcında En az 43 baro ve 20 Yargıtay üyesi Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı sarayında ya da külliyesinde yapılacak törene bunun “yargının yürütmeye biat etmesi anlamına geleceği” gerekçesiyle katılmayacağını açıkladı. Bu reddin Türkiye’de yargının yürütmeye biat etmesini önleyip önlemediği ise anlaşılamayacak, özellikle yılın son haftasında görülen Kavala/Gezi davasında AİHM kesin kararına uymayı reddeden mahkeme örneği ile kafalar büsbütün karışacaktı.

– Ağustos ayı sonundaki son “olaylar”da 31 Mart’taki yerel seçimlerden önce görevlerinden uzaklaştırılan 94 belediye başkanından 41’inin, toplam 237 yıl, 237 ay, 171 gün hapis cezasına çarptırıldığı günlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Diyarbakır’a yaptığı ziyaretinde, yerlerine kayyım atanan Mardin ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanları Ahmet Türk ve Selçuk Mızraklı ile bir araya geliyordu. Doktor Mızraklı yılın son günlerinde “silahlı terör örgütüne üyelik ve yardım” suçlamasıyla tutuklanıp hapse konacaktı.

– Ağustos 2019 böylesi olaylarla, William Faulkner’ın ünlü güney gotik/modernist romanı Ağustos Işığı’nı andırıyordu dense yeriydi doğrusu.

EYLÜL

– İsveçli aktivist Greta Thunberg 2018 Ağustos’unda İsveç başkenti Stockholm’de parlamento önünde tek bir kişi olarak başladığı eylemi, karbon ayak izi bulunmayan yelkenli tekneyle Okyanus’u boydan boya aştıktan sonra 2019’un Eylül ayında Amerika  kıtasında yüzbinlerce eylemcinin katılımıyla devam ettirdi. New York’ta düzenlenen birçok etkinliğe katılan “Grevci” Greta yeryüzünün en büyük iklim inkârcılarından biri olan ve ABD’yi Paris iklim anlaşmasından çıkma sürecine giren tek ülke yapan ABD Başkanı Donald Trump’a iklim değişikliği konusunda dünyanın tüm bilim insanlarına kulak vermesi uyarısında bulunmayı ihmal etmedi.

– Çünkü bilim buz gibi bir gerçek olarak, görmek isteyen herkesin gözü önünde sarsılmaz bir netlikte duruyordu zaten. Birleşmiş Milletler’in dünyada bir araya getirdiği en büyük bilimsel heyet olan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) “Özel 1,5 derece” başlıklı yeni raporuna bakmak yeterliydi. Rapor, iklim değişikliğinin buzulları eritmesi sebebiyle 2100 yılına kadar deniz seviyesinin yaklaşık bir metre yükselebileceği, deniz seviyesindeki yükselmenin dünyanın tüm sahil kentlerini derinlemesine etkileyeceği, şiddeti ve sayısı çok artacak tayfun, fırtına ve kasırgaların sahillere yakın yerleşim bölgelerinde büyük tahribata yol açacağı öngörüsünü yapıyordu.

– Eğer Dünyalılar, iklim krizinin karşısında bir an önce harekete geçmezse  önümüzdeki on yılda gerçekleşecek iklim felaketlerinden bu durumdan en az sorumluluğu olan en yoksul kesimler en ağır bedeli ödeyecekti. Bahamalar’ın ardından Georgia ve Güney Carolina eyaletlerini vuran Dorian kasırgasında hayatını kaybeden 7 yaşındaki Lachino Mcintosh gibi.

– O yüzden çocuklar bir kez daha küresel iklim grevine gitti. İklim hareketi tarihinin en büyük eylemlerinden biri gerçekleştirilmekteydi. Globalclimatestrike.net sitesine göre, dünyanın 185 ülkesinde, 73 sendika, 820 sivil toplum kuruluşu, 3000 küsur şirket ve 8500 websitesinin katılımıyla 6100’ün üzerinde etkinlik ve eylem düzenlendi.

– 20 Eylül’de başlayan eylem haftasının son günü, yani 27 Eylül Cuma günü sadece Yeni Zelanda’da 170 bin kişi (ülke nüfusunun %3.5’u) iklim grevlerine katıldı. 20 Eylül’de Türkiye’de 20 şehirden 10 bin kişi sokaklara çıktı, 40 bine yakın öğrenci de iklim krizine dikkat çekmek için okullarında grev yaptı. 20 -27 Eylül Cuma günlerini içine alan 8 günlük uzun grev haftasında çocuklar ve gençlerin yanı sıra ebeveynler, nine ve dedelerin de katılımıyla resmi tahminlere göre 7 buçuk milyon dünya vatandaşı dünya sokaklarına dökülmüştü. Stockholm Direnç Merkezi’nin eski yöneticisi Potsdam İklim Araştırmaları Merkezi’nin yeni yöneticilerinden İsveçli bilim insanı Johan Rockström’e göre muhtemelen dünya tarihinin en büyük kitlesel gösterilerinden biri, belki de birincisi gerçekleştirilmişti.

– Çocuklar grevlerine davet ettikleri yetişkinlerle beraber sokaklarda iklim adaleti talep ederken, karar alıcılar kapalı kapılar ardında bir türlü alamadıkları kararlar konusunda tartışmaya devam ediyordu. Brezilya Cumhurbaşkanı “yüzbaşı testere” Bolsonaro, “Amazonlar’ın dünya mirası olduğu bir yanılgıdır” derken, ABD Başkanı Donald Trump, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda “Gelecek küreselcilerin değil, vatanseverlerindir” şeklinde şovenliğin doruğuna çıkan ve duyana Führer ile Duçe’yi “yâd ettiren” mesajıyla konuşmasına başlıyordu.

– Hakkında azil (yani görevden alınma) sürecinin başlatılmasına neden olan ve kendisine siyasi menfaat sağlamak üzere devlet olanaklarını kullanma iddiasının delilini oluşturan, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy ile yaptığı 25 Temmuz tarihli telefon konuşmasının dökümü yayınlanan ABD başkanının ülkesinde rastgele silahlı saldırılar devam ediyordu.  Teksas eyaletinde, AVM’den satın alınmış son model yarı otomatik silahların kullanıldığı bir saldırıda en az yedi kişi yaşamını yitirdi.

– Sivil saldırıların, iç çatışmaların, uluslararası savaşların bini bir paraydı. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Yemen’de Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun hastaneleri, pazar yerlerini, sivil yerleşimleri ayırd etmeksizin vurduğu hava saldırılarından sadece birinde 100’den fazla kişinin öldüğünü duyurdu. Suudi Arabistan’a ait dev devlet petrol şirketi Aramco’ya ait iki büyük tesise büyük saldırılar düzenlendi.

– İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Lüksemburg’da Başbakan Xavier Bettel ile ikili görüşmesi sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlamak için podyuma çıkmazken, İngiltere’de yüksek mahkeme, Başbakan Boris Johnson’ın parlamentoyu beş hafta süreyle askıya alma kararını hukuka aykırı buluyor, iptal ediyordu. Johnson, Britanya parlamentosunda önayak olduğu 6 oylamanın 6’sını da kaybetmesine, en büyük dünya sorunu iklim krizine ilişkin tek kelime etmemesine, BBC’nin geleneksel liderler sohbeti yayınına katılmayan tek siyasi lider olmasına, seçim vaadi olarak “Brexit”ten başka bir vaatte bulunmamasına, özel hayatına ve kamusal konulara ilişkin pek çok konuda yalanlarının kamuoyu önünde ortaya çıkarılmasına rağmen, yıl sonunda yapılan genel seçimde Muhafazakâr parti lideri olarak tarihi bir zafer kazanacak, İşçi partisine de büyük bir hezimeti tattıracaktı.

– Eylül ayı, şiddetin, sahtekârlığın, milliyetçilik ve habasetin yanı sıra dünya çapında bir gençlik isyanına da sahne olmuştu.

EKİM

– Yaşanmakta olan krizin ismi iklim kriziydi. Bu krizin ana sebebi dünya üzerindeki bir avuç zenginin elinde bulunan 20 küresel şirketti. Bu gerçekler, İngiltere’de yayımlanan Guardian gazetesinin iklim araştırmaları kuruluşlarının verilerine dayanarak hazırladığı ve Ekim ayında interaktif grafiklerle birlikte yayınladığı kapsamlı dosyada yazıyordu. Küresel karbon emisyonlarının üçten birinden fazlasından 20 dev fosil yakıt şirketi sorumluydu.

– Bu gidişata dur demek için de insanlar gittikçe artan sayılarda sokağa çıkmaya devam ediyordu. Greta Thunberg’in tek başına başlattığı eylem, milyonların katıldığı bir kitlesel harekete dönüşürken, Extinction Rebellion (Yokoluş İsyanı) adlı çevreci grup da Britanya’daki bir dizi sivil itaatsizlik eyleminin ardından Ekim’de dünyanın dört bir yanında iki hafta boyunca sürecek iklim eylemlerine başladı. İngiltere, Hollanda, Avustralya, Yeni Zelanda gibi dünyanın birbirinden farklı yerlerindeki ülkelerde çok sayıda eylemci gözaltına alındı.

– Yokoluş İsyanı aktivistlerine göre, krizden bihaber gündelik hayatın akışını durdurmanın yolu barışçıl ve yaratıcı bir şekilde yürütülen sivil itaatsizlik eylemlerinden geçiyor. Bu itaatsizliğin bedeli de eylemlerin gerçekleştiği ülkelerin yasalarına tabi olarak gözaltına alınarak kendini belli ediyor. İsyan günlerinde, yaşı 90’lara dayanmış ihtiyarlardan, eski polis memurlarına, bebekli annelerden, üniversite öğrencilerine kadar birçok insan dünyanın dört bir yanında kendi istekleriyle gözaltına alınmaya başladı.

– Başkentlerde ulaşımın sağlandığı ana yolların kapatılarak şölenvari bir hale getirilen iklim eylemleri sayesinde gündelik hayatın akışı sekteye uğratıldı. Yerleşik medya organlarında büyük ölçüde es geçilen iklim krizi, bu eylemler sayesinde gündelik hayatın tam ortasında kendisini göstermeyi başardı.

– Türkiye’de iklim krizinin bir diğer cephesi olan ekolojik yıkım bölgelerinden gelen haberlerin odağında yine Kaz Dağları vardı. Çanakkale’ye bağlı Kirazlı Bölgesi’nde yaptığı altın madeni çalışmalarını yürüten Alamos Gold şirketi, bölgedeki yoğun ve kararlı protestoların ardı arkası kesilmeden sürdürülmesi sonucunda olsa gerek, süresi 13 Ekim’de sona eren maden arama ve işletme ruhsatlarının yenilenmediğini açıkladı.

– İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg, bu ay kendisine verildiği açıklanan İskandinav Konseyi Çevre Ödülü’nü kabul etmeyeceğini duyurdu. Çünkü “güzel sözler söylenmesi” yerine artık “somut eylemlerin hayata geçirilmesi” gerektiğini düşünüyordu.

– Bu ay dünyanın çok farklı ülkelerinde eşitlikçi adil toplum talep eden yüzbinlerin sokaklara dolup taştığı günlere tanık olacaktı. Örneğin, Şili’nin başkenti Santiago’da, metro ücretlerine yüzde 4  oranında 30 pesoluk küçük bir zammın protesto edilmesiyle başlayan gösteriler ülke geneline yayılarak, adalet ve eşitlik talepleri ile birleşiyordu. Şili’de milyarder başkan Piñera yönetimi OHAL ilan etse de haftalarca sürecek gösterilerin önüne geçemeyecekti.

– Gösterilerin ana sloganlarından biri “30 peso değil, 30 yıl” idi. Yani faşist diktatör Pinochet yönetiminin devrilmesinden sonra geçen 30 yılda uygulanmaya devam eden neoliberal “kemer sıkma” politikalarına karşı isyan ayyuka çıkmıştı artık. Başkent Santiago’nun en büyük meydanında yüz bin insanın fraklı-batonlu bir orkestra şefi yönetiminde bir ağızdan “birleşmiş bir halk asla yenilmez!” şarkısını seslendirmesi yalnız bu ayın değil, belki bütün yılın en çarpıcı olaylarından biriydi.

– Çok çarpıcı benzer bir olay da, Ortadoğu’da cereyan etti. Lübnan’da eşitlik ve adalet için sokaklara fırlayan onbinlerce protestocu, başkent Beyrut’un ana meydanında Beethoven’in 9. senfonisinin “Neşeye Övgü” bölümünü dev bir koro halinde seslendirmiş, üstelik Schiller’in şiirindeki  “neşe” sözcüğünü de kafiyeyi bozmadan Arapça özgürlük kelimesiyle değiştirerek terennüm etmişti.

– Irak’ın başkenti Bağdat’ta ülkedeki işsizlik ve büyük yolsuzlukları protesto amacıyla düzenlenen gösteriler silahlı şiddet kullanılarak bastırılmaya çalışılıyordu ama insanlar, içlerinden bazılarının hayatlarını kaybetmesine rağmen alanları bırakmıyordu. İran Sınır Muhafızları Komutanı korkudan sınırları kapatmıştı. Yoğun protestoların baskısıyla bir ay sonra Irak Başbakanı Abdülmehdi istifa etmek zorunda kalacaktı ama protestolar yılın sonuna kadar durmayacaktı.

– Ortadoğu’dan Doğu Asya’ya uzanan geniş bir alanda birçok yerde isyan vardı. Hong Kong’ta Pazar günü yasağa rağmen maskeli on binlerce protestocu demokratik yönetim talebiyle sokaklara çıkmış, Lübnan Cumhurbaşkanı Saad Hariri ise, ülkedeki kitlesel protestolar nedeniyle sonunda istifa etmek zorunda kalmıştı.

– Birleşmiş Milletler’in yardım kuruluşlarının bu yıl Akdeniz’de binden fazla sığınmacının yaşamını yitirdiğini açıkladığı günlerde, Tunus’tan yola çıkan yaklaşık 50 göçmeni taşıyan bir tekne İtalya’nın güneyindeki Lampedusa adası açıklarında, içerisinde 35 göçmenin bulunduğu bir başka fiber tekne de Balıkesir’in Ayvalık ilçesi sahillerinde battı.

– İnsanların canlarını kurtarmak için can havliyle kaçmaya çalıştıkları ülkelerden biri olan Suriye’de ise savaş 10. yılına doğru dolu dizgin yoluna devam ediyordu. Bu esnada ABD Başkanı Donald Trump, twitter hesabından yaptığı açıklamada Türkiye’yi, Suriye’ye düzenlenmesi muhtemel harekâtla ilgili tehdit ediyor, Alman hükümeti, Suriye’nin kuzeyine askeri müdahale hazırlığındaki Ankara’yı “gerilim artar, istikrarsızlık derinleşir, insani sonuçları vahim olur” açıklamasıyla uyarıyordu.

– Nihayetinde, Türkiye Hükümeti’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik “Barış Pınarı” adı verilen harekâtı başlatması dünya gündeminin ortasına bomba gibi düştü. Suudi Arabistan Krallığı Türkiye’nin Suriye’ye yönelik askeri harekatını sert bir mesajla kınadı. Almanya Başbakanı Angela Merkel Türkiye’den Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, Suriye’nin kuzeydoğusundaki operasyonu derhal sona erdirme çağrısı yaptı. Darbeci general Sisi’nin tek adam yönetimindeki Mısır da Arap Birliği’ni acil olarak toplantıya çağırdı.

– AB’den yapılan ortak açıklamada Türkiye’den Suriye’nin kuzeydoğusunda başlattığı harekâta derhal son vermesi istendi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı “Barış Pınarı desek de akan su değil, kandır” açıklamasını yaptı. Çin Dışişleri Bakanlığı Türkiye’ye, “doğru yola geri dönme” çağrısı yaparken, Rusya’nın Suriye temsilcisi Lavrentyev, Türkiye’nin kalıcı olarak Suriye’ye asker konuşlandırma hakkı olmadığını söyledi.

– Guardian gazetesinin Pazar günkü versiyonu olan Observer’ın yazarı Simon Tisdall, “Erdoğan hayal edilemeyeni başardı, Orta Doğu’daki tüm rakipleri birleştirdi” diyordu.

– ABD Başkanı Donald Trump’ın Barış Pınarı Harekâtı’nın başladığı gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yazdığı çok tuhaf mektupta, “Eğer bu işi doğru ve insani bir şekilde yaparsanız tarih de sizi iyi yazar. Eğer iyi şeyler olmazsa, sizi sonsuza dek hep bir şeytan olarak görürler. Sert adamı oynama. Aptallık etme! Seni sonra arayacağım” dediği öğrenildi. Türkiye’de üst düzey yetkililerden bir süre sonra yapılan tuhaf cevabî açıklamada ise bu mektubun “çöpe atıldığı” belirtiliyordu. Bazı medya organlarında bunun, dünya diplomasi tarihinde bir “ilk” olduğu yorumları da yapılmadı değil.

– Savaş yüzünden Türkiye’nin Suriye sınırındaki Mardin ili ilçelerinden Nusaybin nüfusunun üçte biri boşaltıldı, Ceylanpınar’da yaklaşık 50 bin insan ilçeyi terk etmek zorunda kaldı, BM Türkiye’nin operasyonları nedeniyle 190 bin kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığını açıkladı. Etrafta kimyasal silah kullanımı tartışmaları vardı.

– Derken hızlı bir değişim yaşandığına tanık olundu. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığı görüşme sonrası Suriye’de ateşkes sağlanması konusunda anlaşmaya vardıklarını açıkladı. Başkan Trump da hemen “Türkiye’den çok güzel haberler var. Teşekkürler Recep Tayyip Erdoğan. Milyonlarca insanın hayatı kurtulacak” şeklinde müjdeli ve neşeli tweetini attı ve ateşkes sağlandı.

– 9 Ekim’de başlayıp, 17 Ekim’de biten 9 günlük askerî operasyonda, Türkiye ve müttefiki Suriye Milli Ordusu, 60 kilometre uzunluğunda bir alanda aralarında Tel Abyad ve Ras-ul-ayn şehir merkezinin de bulunduğu 65 yerleşim biriminin kontrol altına alındığını açıkladı.  Erdoğan, 9 Ekim’den bu yana toplamda 4 Türk askeri ve 74 Suriye Milli Ordusu mensubu askerin hayatını kaybettiğini, 750 teröristin de öldürüldüğünü söyledi.

– Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin rakamlarına göre ise, taraflardan Suriye Demokratik Güçleri (SDF) mensubu 224 asker, Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu mensubu 183 milis ve 9 Türk askeri hayatını kaybetmişti. Operasyonun başlangıcından itibaren 9 günde 300 bin sivil yerini yurdunu, 72 sivil de bu dünyayı terketmişti.

– Ekim ayında dünyada hem ölüm, hem isyan vardı: İkisi birlikte kolkola kol geziyordu.

KASIM

– İklim krizinin ortasında bulunan yerküre 2019 yılının Kasım ayında da yeni rekorlar ve yıkımlarla şekillenmeye devam etti. Venedik’te yaşananlar bunun acı ama aynı zamanda komik bir örneğiydi. Dünyanın ve İtalya’nın en eski ve zengin şehirlerinden biri olan Venedik sular altında kaldı. Aşırı yağışlar nedeniyle deniz seviyesi 1966’dan bu yana en yüksek seviyeye yükselmişti. Tam bu sırada Veneto Şehir Meclisi’nde iklim değişikliğine karşı acil tedbir alınması konusunda bir dizi önerge verilmiş, ama sağcı-popülist partiler bunları külliyen reddetmişti. Toplantı sona erip herkes dağıldıktan sadece 2 dakika sonra Meclis’in o görkemli tarihî toplantı salonunu sel suları bastı. Hayat bir kez daha sanatı taklit etmişti. Krizin ne derece acil ve yakın olduğunu bir kez daha ortaya koyan bu olay çok ürkütücü olmasa, hani insanı güldürebilirdi bile.

– Bangladeş ile Hindistan’ı vuran Bulbul Kasırgası’nın neden olduğu afet ve kazalarda 26 kişi hayatını kaybederken, Güney Sudan’da sel nedeniyle ekim ayından bu yana çoğu çocuk ve yaşlı 70 kişinin öldüğü duyuruldu. Dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olan ve iklim krizine neredeyse hiç düzeyinde katkısı olan bu ülkede yarım milyona yakın vatandaş iklim krizi yüzünden insani yardıma muhtaç durumdaydı. İklim adaleti ve hakkaniyet için protesto yapan aktivistler haklıydı.

– Fransa’nın güneydoğusu, İngiltere’nin orta ve kuzeyi ve Güney Afrika’da da durum benzerdi. Zimbabwe’de kuraklık korkulacak boyutlara ulaşırken, Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Meteoroloji Örgütü, atmosfere yayılan ve küresel ısınmaya yol açan sera gazı salımı yoğunluğunun 2018’de rekor seviyeye ulaştığı uyarısında bulunuyordu.  İstanbul’un ise kayıtların tutulmaya başlamasından bu yana tarihin gördüğü en sıcak Kasım ayını yaşamakta olduğu bildirilmekteydi.

– Türkiye’de Şubat ayında çevrecilerin tepkisi sonucu geri çekilen kömürlü termik santrallerin filtresiz bacayla çalışma süresini uzatan kanun teklifi yeniden meclis gündemine gelmiş, tarihi 12 bin yıl öncesine uzanan dünyanın en eski yerleşim yerlerinden Hasankeyf ilçesi, ömrü 50-60 yılı geçmeyecek bir barajın su tutmaya başlamasıyla ebediyyen sular altında kalmak üzereydi.

– Bir diğer trajik ama komik olmayan hadise ise, Gümüşhane’de yaşandı. Gümüşhane’nin 12 bin yıllık Dipsiz Göl’ü Roma lejyonunun definesini aramak için resmi izinlere sahip iş insanları tarafından yetkililerin gözleri önünde kurutuldu. Sonuç hüsran, bir o kadar da rezaletti. Hazinesiz dipsiz ve artık susuz gölün, geri dönüşümün mümkün olduğunu ileri süren başka yetkililer aracılığı ile taşıma suyla doldurmaya çalışmalarına tanık olundu.

– İstanbul’da ise ıspanak paniği yaşanmaktaydı. Esenyurt’ta aynı marketten aldıkları ıspanakları yedikten sonra onlarca kişi zehirlenme şüphesiyle hastaneye başvurdu. Olaya neyin sebep olduğu, farklı izah çabalarına rağmen öğrenilemedi.

– Gene İstanbul’da büyük bir trajedi yaşanmaktaydı. Fatih’te kapıya ‘Dikkat siyanür var’ yazılı bir not astıktan sonra intihar eden 48, 54, 56 ve 60 yaşlarındaki dört kardeşin yakınları 4 kardeşin büyük geçim sıkıntısından bahsetmekte, Hazine bakanı Berat Albayrak’ın ekonomi politikalarını eleştiren haber ve yazılara yönelik olarak da “Türkiye aleyhinde algı oluşturma” suçlamaları yapılmaktaydı.

– Hürriyet gazetesinde çalışan 43 gazetecinin evlerine tebligat gönderilerek işten çıkarıldığı günlerde, yazar, akademisyen ve gazeteciler Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkında verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları Yargıtay tarafından bozuldu.  Tahliye edilen Ahmet Altan hakkında yeniden yakalama kararı çıkarılarak kendisi önce gözaltına, sonra tekrar cezaevine konuldu. Altan’ın avukatı Figen Çalıkuşu: “Daha dün atanan mahkeme başkanının 3 yıllık dosyada tutukluluk kararı vermesi, hukuku çiğnemektir” diyordu.

– Kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü nedeniyle İstiklal Caddesi’nde polis şiddeti ile karşı karşıya kalıyordu. Dünyanın dört bir yanında olduğu gibi.

– Fransa’da geçen yıl akaryakıt zamlarını protesto amacıyla başlayıp hükümet karşıtı gösterilere dönüşen ve ülke çapına yayılan “Sarı Yelekliler” protestolarının 1. yıldönümünde sokakta göstericiler ve polisler çatışıyor, Hong Kong’da aylardır devam eden protesto gösterilerinde plastik mermi ve göz yaşartıcı gaza molotof kokteylleri ile cevap veriliyor, İran’da benzin fiyatlarına beklenmedik şekilde en az yüzde 50 zam yapılması nedeniyle insanlar sokaklarda protesto gösterileri düzenliyordu.

– Tam o günlerde, sekiz farklı ülkeden 60 uzman doktor, Wikileaks kurucusu, internet aktivisti Julian Assange’ın sağlık durumununa ilişkin bir mektup yayınladı. İngiltere İçişleri Bakanı’na hitaben kaleme alınan mektupta, Assange’ın, uzun süreli işkenceye varan kötü muamele sonucu ruh ve beden sağlığının ciddi şekilde bozulduğu tespit edilen gazetecinin acilen tedavi edilmezse cezaevinde ölebileceği belirtilerek alarm zili çalındı.

– Kasım ayının en güzel haberi yine iklim aktivisti gençlerden geldi. 29 Kasım’da yapılan 4. Küresel İklim Grevi ile dünyada milyonlarca öğrenci, hem 25. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP25) öncesi karar alıcılara krize acil müdahale çağrısında bulunurken, bir yandan da “Kara Cuma” olarak da bilinen tüketim çılgınlığını dünya çapında protesto etti.

– Kasım’da tüketim çılgınlığı da, hava kirliliği de,  iklim krizi de kaygı verici bir biçimde devam etti, ama dünyanın dört bir tarafında iklim, adalet ve eşitlik isyanları da olanca hızıyla devam edip gitti.

ARALIK

– Zaten her şey belli olmuştu: Bilim insanları açıkladı: 2019 tarihte yaşanmış en sıcak ikinci yıl oluyordu. Tarihteki en sıcak yedi yılın sıralaması da şöyle idi: 2016, 2019, 2017, 2015, 2018, 2014… 2020 ise yüzde 68 olasılıkla 2019’dan da sıcak olacaktı! Hepsi son yedi yıl içinde olmuştu. Yerküre ısınıyordu galiba!

– Aralık’ta ayrıca bilim insanları açık ve net bir şekilde uyardı: şu ana kadarki en geniş ölçekli çalışma sonucu iklim değişikliğinin de katkısıyla 50 yılda okyanuslardaki oksijen miktarı yüzde 2 düşmüştü ve bu durum  (insanlar da dahil olmak üzere) yüz milyonlarca canlının varlığını tehdit ediyordu. Tüm yaşamı da diyebiliriz.

– En çarpıcı açıklamalardan biri de Potsdam Enstitüsü başındaki ünlü iklim bilimci Johan Rockström’den geldi: İklim krizi için acil tedbirler alınmazsa, yani fosil yakıtların yakılması engellenmezse, yüzyıl sonuna varmadan 4 derecelik bir ısınmaya uğrayacak dünyada milyarlarca insanın, belki insan nüfusun yarısının, yani 4 milyar kişinin yokolması ihtimali vardı.

– Ne var ki, yeryüzünün bu belki de en büyük krizi konusunda genel olarak derin bir sessizlik hüküm sürmekteydi: Sessizluk! Belki daha da önemlisi, karar alma mevkiinde olan insanlardan “tık” yoktu. COP25 diye adlandırılan 25. iklim zirvesinde, iklimi felakete sürükleyen zengin ülkelerle dev enerji şirketleri her türlü gelişmeyi engelleyerek zirvenin tam bir fiyasko ile sonuçlanmasını sağladılar. Tek sevindirici gelişme iklim aktivistlerinin zirvenin yapıldığı Madrid’i 500 bin kişilik bir gösteri alanına çevirmesi oldu.

– Öte yandan, Dünya Sağlık Örgütü, aşırı sıcaklıklar, stres, sıtma ve kolera gibi hastalıklarla insan sağlığına doğrudan zarar veren iklim krizinin 21. yüzyılda en büyük sağlık tehdidi olabileceğini söylüyor, İspanya’daki BM İklim Zirvesi’nde dair açıklama yapan bilim insanları dünyanın geri dönüşü olmayan noktaya iyice yaklaştığını duyuruyordu.

– Avustralya’da kıta çapında rekor sıcaklar, muazzam yangınlar görüldüğü, bazı eyaletlerde koalaların üçte biri yanıp gittiği gibi, Türkiye’nin kuzeyindeki Karadeniz bölgesinde de kimsenin alışkın olmadığı orman yangınları peydah olmuştu. Kuzeyini yangınların götürdüğü ülkede güneyde de yüz yıldır görülmemiş seller sular ortalığı götürmekte, tarım alanlarını ve seraları büyük zarara uğratmaktaydı.

– Save the Children (Çocukları Koruyalım) adlı yardım kuruluşu, küresel iklim değişikliğinin olumsuz etkileri nedeniyle Doğu ve Güney Afrika’da en az  33 milyon kişinin gıda güvenliğinden yoksun olduğunu söylerken, Madrid’deki iklim zirvesi yarım milyon kişinin katıldığı iklim grevinin haricinde tam bir hayal kırıklığı olarak nitelendiriliyordu.

– Kamuoyunda tepkiye neden olan termik santrallere baca filtresi takılmasını erteleyen yasayı geri gönderen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, kanun teklifini kabul eden AKP milletvekilleri teşekkür etmişti etmesine ama bir başka ekolojik yıkım projesi bu sefer İstanbul’un kucağına bomba gibi düşmüştü: Kanal İstanbul!

– 2011 yılından bu yana gündemde olan Kanal İstanbul projesi hakkında “en büyük hayalim” diyen Erdoğan’a İBB başkanı Ekrem İmamoğlu  belediyenin Kanal İstanbul protokolünden çekildiğini ve bu projenin ekolojik, ekonomik ve siyasi olarak karşı çıkılması ve engellenmesi gereken bir yıkım projesi, bir cinayet ve ihanet projesi olduğunu olduğunu söylüyordu. Ayrıca, alelacele çıkarılan ÇED projesine karşı 10 günlük itiraz süresi içinde kitlelerin yetkili itiraz merci yerlerinde uzun kuyruklar oluşturarak karşı çıktığı görülüyordu.

– İstanbul Büyükada’da 81 atın ‘ruam hastalığı’ gerekçesiyle öldürülerek gömülmesi olayının ardından ‘Adalar’daki atlar sağlıksız koşullarda karantinaya alındı. Aktivistler ise belediye binası önünde atlar için yaşam haklarını talep etmek için kamp kurup nöbete başladı.

– Ordu’da evinin girişinde bir erkek tarafından bıçaklanan üniversite öğrencisi 20 yaşındaki Ceren Özdemir’in katlinin haberi akıllardan silinmemişken, İstanbul, İzmir ve daha bir çok şehirde kadınlar  Şilili kadınların, erkek şiddetini protesto etmek için düzenlediği ve dünyaya yayılan performansı “Las Tesis”i sergiliyor ve kimi yerde polis şiddetiyle karşılaşıp, gözaltına alınıyordu.

– Uluslararası Af Örgütü’nün yaptırdığı bir araştırmaya göre Türkiye’de toplumun yüzde  82,1’i ülkede temel hakların ihlal edildiğini düşünüyordu. Kasım 2019’da Türkiye’de yaşananlar da bunu kanıtlar nitelikteydi.

– Osman Kavala’nın “siyasi nedenlerle” ve “insan hakları savunucularını susturmak” amacıyla tutuklandığı sonucuna varan AİHM, Ankara’ya Kavala’nın “derhal serbest bırakılması” çağrısında bulundu. Fakat İstanbul 30. Ağır Ceza mahkemesi AİHM’in bu kararına rağmen tutukluluk halinin devamına hükmetmiş, hukukçu ve avukatların deyimiyle Türkiye’nin evrensel hukuk normlarıyla ilişkisini kesmişti. Kavala’nın avukatları açıklamalarında, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararını hiçe sayan İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi yeni bir hak ihlalinde bulunmuştur” ifadesini kullandı.

– Tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş’a kendi röportajının yer aldığı Evrensel gazetesi “devlet karşıtlığını artırdığı” ileri sürülerek verilmezken, Ali İsmail Korkmaz cinayetinde suçlu bulunan ve Gezi davasına müdahilliği kabul edilen polis Mevlüt Saldoğan müdahillik dilekçesinde “Ali İsmail Korkmaz’ın ölümünden beni sorumlu tuttular, mesleki itibarımı kaybettim” ifadelerini kullanıyordu.

– Türkiye ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) arasındaki güvenlik ve askeri işbirliği mutabakat muhtırası yeni bir uluslarası gerilimi yaratmış, ABD Senatosu, Türkiye’ye yaptırım uygulanmasını da öngören 2020 yılı Ulusal Savunma Yetki Yasası’nı 86’ya karşı altı oyla kabul etmişti.

– ABD Başkanı’nın azil süreciyle ilgili ilk resmi oylamanın başladığı günlerde, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldürülmesiyle ilgili davada 5 kişi idam cezasına çarptırıldı. Karar kimseyi tatmin etmemiş, hatta adalet kavramıyla düpedüz dalga geçildiği yorumları sıkça dile getirilmişti.

– Irak’ta 1 Ekim’den beri çoğu silahsız 400’den fazla protestocunun ölümü Başbakan Adil Abdülmehdi’nin istifasını getirmiş, Çin’de yeni cep telefonu satın alan müşterilere cihazlarını yüz tanıma özelliğiyle kaydettirmeleri zorunluluğu getirilmişti.

– Aşırı sıcak iklim felaketi ve azgın savaş rüzgârlarının esmeye devam ettiği 2019 sonunda, yüreklere biraz olsun ferahlık verecek gelişmeler de vardı. Bunların en önemlisi, Urgenda adlı Hollanda aktivist örgütünün yıllar önce Devlete karşı açtığı davayı Hollanda Yüksek Mahkemesi önünde kazanmasıydı. Emsal niteliği taşıyan tarihî kararında Hollanda Yüksek Mahkemesi devletin 2020 sonuna kadar CO2 salımını en az yüzde 25 azaltması gerektiğini belirtti. Bundan azı, Hollanda vatandaşlarının insan haklarının ihlali olacaktı. Yani artık iklim eylemleri, evrensel insan haklarının ayrılmaz bir parçasıydı.

– İkinci önemli olay, Greta Thunberg’in gösterdiği medeni cesaretle bütün dünyaya örnek olduğu gerekçesiyle TIME dergisince “yılın kişisi” seçilmesi, Avustralya’da 13 yaşındaki Izzy’nin, yangından kaçıp Hawaii’de tatile giden kendi ülkesinin başbakanına meydan okuması, polisin zoruyla protesto alanını terk ederken “biz kazanacağız” pankartını yüksek tutmasıydı.

– Nihayet, ABD’nin çok ünlü, çok ödüllü oyuncu ve aktivisti Jane Fonda’nın yarım yüzyıllık eylemcilik geleneğinin sürdürmesi ve geleneğin son halkası olarak, Greta’da ve XR aktivistlerinden esinlenerek ABD’de hükümet binası önünde aylarca grev eylemlerine girişmesi, pek çok ünlü ünsüz insanın da kendisine katılması idi. Fonda son grevine 82. yaşgününde çıkacaktı.

– Aralık ayının son günlerinde 2019’da dünyada sıcaklığın dünya rekorları kırarak artması, kuzey ve güney kutuplarında buz(ul)ların rekorlar kırılarak erimesi, dünyanın belki de en büyük hayat kaynağı olan yeraltı sularının rekor hızla tükenmesi, dünyanın – hepsi de dolar milyarderi olan – en zengin 500 kişisinin sadece 2019 yılı içinde servetlerine 1,2 Trilyon dolar servet katarak dünya rekoru kırması ve 90 yıllık eşitsizlik rekorunu kırmaya koşması…

– Türkiye’de de Libya’da iç savaşın taraflarından biri lehine karadan, havadan, denizden asker ve mühimmat yollanıp ülkenin bölgede yeni bir savaşa sürüklenmesi, Marmara ile Karadeniz arasında tarih öncesi kadim Boğaz’a paralel yepyeni yapay bir kanal açılarak dünyanın en eski metropollerinden ve medeniyet merkezlerinden biri olan İstanbul’un üstünde duracağı bir ada yaratılması, memleket hapishanelerinde ülke ve belki de dünya rekoru kıracak sayıda yazarlar, çizerler, düşünürler, öğrenciler, gazeteciler, siyasetçiler yanı sıra dünya rekoru sayılacak 850 civarında bebek ve çocuk mahpus bulunması haberleri vardı.

2019 yılı işte böyle geçti…

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Nereye Doğru: Cengiz Aktar’la Geleceğe Bakışlar

Nereye Doğru kayıt arşivi

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Açık Yeşil / Ümit Şahin ve Ömer Madra / Hayatın, politikanın ve sokağın çevre ekoloji gündemi

Açık Yeşil kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Metropolitika / Aysim Türkmen, Korhan Gümüş ve ve Murat Güvenç / Kent ve kentlilik üzerine tartışmalar

metropolitika20200101

Metropolitika kayıt arşivi

12:00 – 12:55 Midday Blues / Gün ortasında müzik arası / Ahmet Uncu

Coğrafyalardan ve türlerden bağımsız “günortası müzikleri” programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Tuna’nın Beri Yanı / Muammer Ketencoğlu / Balkan ağırlıklı etnik müzik

Romengo (Macaristan Çingene Müziği)

muammerketencoglu.com/

tunaninberiyani.blogspot.com/

facebook.com/ketencoglumuammer

facebook.com/muammerketencoğlu

***

Tuna’nın Beri Yanı – Romengo (Macaristan Çingene Müziği) – 1 Ocak 2020

14:00 – 14:30 Türlerin Yaşam Hakkı / Işıl Karaelmas / Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey

turlerinyasamhakki01.01.2020rec27.12.2019

zz4

“Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey” şiarıyla yola çıkan program; Türkiye ve dünyadaki hayvan hakları gündeminden, etik veganlık anlayışına; hayvansal ürünleri tüketmeyi bırakmaktan, sokak hayvanlarına yardım etmeye kadar faydalı insan yaklaşımları ve pratikleri üzerine.

twitter.com.türlerin.yaşam.hakkı 

pictosee.com/turlerinyasamhakki/

***

turlerinyasamhakki. Bugün (1 Ocak Çrş) konuğum primatlarla çalışan araştırmacı ve doktora

Bugün (1 Ocak Çrş) konuğum primatlarla çalışan araştırmacı ve doktora öğrencisi @aslihanniksarli_ : . 🐒Primat ailesinde kimler var; nerelerde nasıl yaşıyorlar? 🐒Nesilleri tehlike altında olan primat türleri ve karşılaştıkları tehditler (Palm yağı ve evcil hayvan ticareti) 🐒Bizler ne yapabiliriz? . Bugün saat 14.00’te 94.9 @acikradyo da.

14:30 – 15:30 Alla Turca / Ali Pınar ve Ersin Antep / Türkiye’den klâsik müzik yorumcuları ve bestakârları

www.facebook.com/alla.turca.5

instagram.com/allaturca2001/

***

zz4

TÜRK VALSLERİ EŞLİĞİNDE SANATÇILARDAN YENİ YIL MESAJLARI; ALLA TURCA’DA
94.9 Açık Radyo’da her Çarşamba günü saat 14.30’dan itibaren yayınlanan ve Ali Pınar ile Ersin Antep’in hazırlayıp sunduğu Alla Turca programında 1 Ocak’ta; Keman Sanatçısı Cihat Aşkın’ın 2019 yılında @kalanmuzikk etiketiyle yayınlanan ve ilgi gören “Türk Valsleri” albümü var. Birçok sanatçının yeni yıl mesajı da, müziğe eşlik edecek.

94.9 Açık Radyo’yu internet üzerinden online olarak dinlemek için; http://acikradyo.com.tr/stream/index.html

@cihataskin @askinensemble @ogzhnbalci #cihataşkın #cihataskin #türkvalsleri @acikradyo @muzikbilim @alipinarofficial #ersinantep #AliPınar #açıkradyo #AcikRadyo #radyo #klasik
@atilla.aldemir.10 @birsen.ulucan @bulent_evcil @ahmethamdizafer @canagurmen @_caner_akin_ @mansur.cem1 @cigdemiyicil @efrux @feryal_turkoglu @gokhanay1 @urbengokhan @nemethquartet @gulsinonay @hakanalitoker @hakansensoy1 @hande_dalkilic_pianist @mesutiktu @naciozguc @atalay_n @orcuncivelek @pelinhalkaciakin #rengimgokmen @selvaerdener @senfonimizikacilari @teyfikrodos #yeniyıl #yeniyil

15:30 – 16:30 Altın Saatler / Nuray Aydınoğlu, Elvan Cantekin, Argun Yum ve Gürhan Ertür / 17 Ağustos’u unutma

altinsaatler20200101

Altın Saatler kayıt arşivi

16:30 – 17:00 15 günde bir Çarşamba 16:30 – Çetin Ceviz / Otizme Yönelik Toplumsal Savunma / Deniz Yazgan

Otizm ve otizmlinin hayat rutinini, otizmin küresel, bölgesel ve yerel anlamlarını, otizmin hayata dokunuşlarıyla tartıştığımız bir program. Hepsi birbirinden farklı kıvrımlara, hacme ve şekle sahip olan cevizleri inceler gibi, farklılıkları farklılığı bilenlerle kurcalıyor, içinden ne çıkacağını merakla birlikte keşfediyoruz.

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı // Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20200101

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Aydın’da kuvars ve feldspat madenlerinin çıkarıldığı 25 maden ocağı çevreye ve insan sağlığına zarar veriyor

01 Ocak 2020
Fotoğraf: Evrensel

Aydın’ın Çine ilçesinde kuvars ve feldspat madenlerinin çıkarıldığı yaklaşık 25 maden ocağı çevreye ve insan sağlığına zarar vermeye devam ettiği söyleniyor.

Aydın’ın Çine ilçesinde kuvars ve feldspat madenlerinin çıkarıldığı yaklaşık 25 maden ocağı çevreye ve insan sağlığına zarar vermeye devam ettiği söyleniyor. İddialara göre maden ocaklarında çalışan işçiler soludukları zehirli toz yüzünden silikozis ve KOAH gibi hastalıklara yakalanırken, bölgede yaşayan insanlarda ise kanser hastalıkları artmaya başladı. Bununla birlikte toprakta biriken zehirli kimyasallardan dolayı hayvanlarda da çeşitli hastalıklar tespit edildi. Madenciliğin sadece Çineli emekçileri değil, Çine’deki bütün bir yaşamı etkilediğini söyleyen Çine Çevre ve Yaşam Platformu (ÇİYAP) sözcüsü Ahmet Uslu, buna karşı mücadele ettiklerini belirtti. Çoğu maden işletmesinin şehir merkezine yakın olduğunu ifade eden Uslu, “Bu işletmeler flotasyon yani madenleri ayrıştırma işlemi için kullandıkları çok zehirli maddeleri Çine Çayı ve Menderes nehrine akıtıyorlar. Bu kimyasallar içme suyunun kirlenmesine, balık ölümlerine neden olurken tarım arazilerine ve doğaya çok büyük zarar veriyor. Burada beslenen hayvanlarda çeşitli hastalıklar tespit edildi. Çine’de kanser ve guatr hastalığı gittikçe artıyor” dedi. Madenlerden dolayı hava kirliğinin yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Uslu, platform olarak daha önce maden işletmesinin yanına yerleştirilen hava ölçüm cihazına işverenin çuval geçirerek ölçümleri engellemeye çalıştığını belgelediklerini anlattı. Aydın Tabip Odası Başkanı Hakan Karagözlü, krizotil, aktinolit, tremolit, antofillit, krosidolit ve amosit minerallerin etkisi altında kalan insanların mide ve pankreas kanserlerinden ölüm oranları bu minerallerin etkisine maruz kalmayanlardan daha fazla olduğunun bilimsel çalışmalarla ortaya konduğunu söyledi. Son olarak Aydın’ın hava kirliğinin ciddi boyutlarda olduğunu söyleyen Karagözlü, “Arıtma tesisi kurmak ve çalıştırmak işletmelerin kâr oranını azaltıyor diye bizler hastalanmak, ölmek zorunda değiliz. Kapitalizmin icraatlarıyla doğa yok ediliyor, yağmalanıyor, ekolojik yaşam bozuluyor. Aydın Tabip Odası olarak çevre derneklerimizle, sivil toplum kuruluşlarımızla birlikte özellikle Ege bölgesinde yoğunlaşan ekolojik yıkıma karşı mücadele ediyoruz ve halkımızı bu mücadeleye ortak etmek için çalışıyoruz” diye konuştu.

“Küresel ısınma finansal şirketleri değersiz kılabilir”

İklim Haber’den Çisil Sevinç’in haberine göre, İngiltere Merkez Bankası (BoE) Başkanı Mark Carney, röportajında finansal hizmetlerin fosil yakıt yatırımlarını azaltma konusunda fazla yavaş kaldığını belirtti. Yatırımların azaltılması konusunda yaşanacak bir gecikme keskin bir küresel ısınma artışına neden olacak. Bankadaki görevi gelecek sene sona erdiğinde BM’nin İklim Değişikliği Özel Elçisi olacak Carney, BBC radyosuna küresel ısınmanın birçok finansal şirketi değersiz kılabileceğini söyledi. Greta Thunberg’ün konuk editör olduğu radyo programına konuşan Carney, “Gelecek 10 yılı da değerli ama yetersiz eylemlerle harcayıp harcamayacağımız endişe verici.” dedi. Carney’ye göre finansal sektör iklim değişikliğinin varlıklara olan risklerini ortaya koymak konusunda aşama kaydetti ancak bu süreç yeterince hızlı olmadı. Carney siyasal liderlere de acil bir şekilde  değişim çağrısında bulundu Carney, iklim değişikliğinden etkilenmiş bir dünyada varlıkların gelecekteki değerini belirleyebilecek güçleri olan kamu yatırımının ve finansal piyasaların değişime ihtiyaç duyduğunu söyledi.

En büyük tehdit iklim değişikliği

Almanya’da Bild gazetesinin kamuoyu araştırma enstitüsü INSA’ya yaptırdığı anket ilginç sonuçlar ortaya koydu. Katılımcılara dünyanın güvenlik ve istikrarı önündeki en önemli tehditlerin ne olduğu soruldu. En fazla üç tercihin işaretlenebildiği ankette vatandaşların %42’si küresel iklim değişikliğini en büyük tehditler arasında saydı.

Bakanlık Adrasan Koyu’nu betona boğacak

Birgün’den İsmail Arı’nın haberine göre, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Antalya Kumluca’daki Adrasan Koyu’nu yaklaşık 20 milyon TL harcayarak betona dökecek. Bakanlık, doğal güzelliği ile bilinen Adrasan’a “Gezi Teknesi Barınma ve Yanaşma Yeri” yapmak için proje hazırladı. Proje dosyasının Antalya Valiliği’ne sunulduğu belirtilirken ÇED süreci başladığı açıklandı. Proje dosyasında, “Projenin yapım tekniğinde, pek çok kıyı yapısında olduğu gibi, taş dolgu yöntemi kullanılacak” ifadeleri yer aldı. Proje için çeşitli büyüklüklerdeki ve ağırlıklardaki taşlarla yaklaşık 268 bin 490 ton dolgu yapılacak. Projede beton kaplama yöntemi ile beton kalıplar kullanılacağı da belirtildi. Projenin büyüklüğüne ilişkin ise “303 metre uzunluğunda bir ayrık dalgakıran, bu dalgakıranın kara tarafında 270 m uzunluğunda ve -5 metre derinliğinde bir rıhtım yapılacak” ifadelerine yer verildi. Yapılması planlanan projenin doğusunda ve güneyinde birinci derece doğal sit alanı sınırları yer alıyor. Proje dosyasında liman alanın doğusunda ve güneyinde Beydağları Sahil Milli Parkı sınırı bulunduğu belirtilerek, “Bu sınır, kıyı kenar çizgisi ile yapılacak olan kazıklı iskele yapısı arasında kalmakta ve su yüzeyi alanı. Yapılacak yapılar Beydağları Sahil Milli Parkı sınırı içine girmemekte. En batıdaki 184 metre uzunluğundaki kazıklı iskelenin güneybatı ucu ile sınır yan yana konumunda” denildi.

Programı Kanal İstanbul Projesi’nin ÇED Raporuna itiraz dilekçeleri için son günün yarın olduğunu hatırlatarak veda edelim. 2 Ocak’a kadar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na veya İllerdeki Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüklerine müracaat ederek rapora itiraz edebilecek.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Çarşamba Oyun Arası / Emre Gümüşer

Muhtelif tiyatro müziği örneklerine kulak atıp, oyunlar arası bir yolculuğa çıkıyoruz.

Açık Dergi Çarşamba Her ayın son Çarşamba akşamı 18:30 – Fasikül / Aylık Özgür Sinema Gündemi / Ekrem Buğra Büte

Sinemada ifade özgürlüğünün önündeki engeller ve bunlara karşı geliştirilen yaratıcı çözümler Fasikül’de raporlanıyor ve muhtelif aktörlerle değerlendiriliyor.

Açık Dergi Çarşamba 15 günde bir Çarşamba 19.00 – Küçük Düşünürler Topluluğu / Özge Özdemir

Küçük Düşünürler Topluluğu programı, felsefeci ve eğitmen Dr. Özge Özdemir’in kolaylaştırıcılığında çocukların bir soru ya da kavram üzerine felsefi tartışma yürüttükleri bir tartışma programı. İki haftada bir biraraya gelen 12 yaşındaki felsefeciler nitelikli düşünme ve yargıda bulunma becerisinin nasıl geliştiğini hep birlikte işliyor.

Açık Dergi Çarşamba 18:50 Tasarım Sözlüğü (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Muğlak Standartlar Enstitüsü

Muğlak Standartlar Enstitüsü’nün uzun süredir üstünde çalıştığı ve memlekete özgü tasarımsal terim ve icatların derlendiği müstesna Tasarım Sözlüğü’nün maddeleri Enstitü üyelerince her Çarşamba akşamı birer maddeyle radyoda seslendirilmeye başlıyor.

Açık Dergi 19:30 Çıplak Ayakla Dans (Açık Dergi’de yeniden köşe, 15 günde 1) / Hazırlayanlar: Duygu Güngör ve Mihran Tomasyan

Çıplak Ayaklar Kumpanyası bu yayın döneminde yeni konu ve konuklarıyla aramıza dönüyor. Tezahür programıyla dönüşümlü olarak.

Çıplak Ayakla Dans kayıt arşivi

Açık Dergi 19:30 Tezahür (15 Günde 1) / Hazırlayan: Gülin Dede Tekin / İstanbul tiyatro hayatı üzerine gündelik konuşmalar

tezahur20200101

Tiyatro dünyasından haberler, röportajlar, yeni oyunlar, güncel meseleler. Artık Salı değil Çarşamba akşamları. Çıplak Ayaklarla Dans’la dönüşümlü.

Tezahür kayıt arşivi

Açık Dergi 19:30 Yerden Yüksek / Çocukların Mekân Algısı ve Mekânsal Hakları / Gizem Kıygı

Değişen kentsel ve kırsal mekânlarda çocuıkların mekânlarda nasıl varoldukları ve mekânı nasıl algıladıklarını ve bu konuda yapılan çalışmaları konuşuyoruz. Her bölümde bir araştırmacı-uzman konuk yayına eşlik ediyor.

instagram.com/yerden.yuksek94.9/?hl=tr

medium.com/yerdenyüksek

Açık Dergi Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı / Yıldırım Arıcı Anısına / Eser: Bilge Karasu / Okuyan: Eraslan Sağlam

metis izniyle. açık radyo prodüksiyon. / okuyan eraslan sağlam / müzik scaramouch

20:00 – 21:00 Ay’da Caz (Yeni program) / Caz tarihinde bu ay / Hazırlayanlar: Nazlı Toprak ve Leyla Diana Gücük

Caz tarihinde o ay doğan-ölen müzisyenler, çıkan albümler, önemli olayların işlendiği bir caz programı

21:00 – 22:00 Akdeniz Güneşi / Müzikli Akdeniz Turu / Tolga Esmer

Akdeniz’in cazla buluştuğu radyo programı. Tabii Akdeniz kültürünün katı sınırlardan hoşlanmadığı düşünüldüğünde caz dışındaki müzik türlerine ve Akdeniz dışından, yüreği Akdeniz güneşiyle ısınmış müzisyenlere de yer veriyor. Bu yayın döneminde çarşamba akşamları saat 21.00’de.

22:00 – 23:00 Ayın Karanlık Yüzü / Yosi Falay / Bir albüm

23:00 – 24:00 Caz Portreleri / Mustafa Aykın / Ayrıntılı caz tiplemeleri

24:00 – 01:00 Beton Orman / Da-Frogg Eyez /  Reggae, Dub ve alt türleri

8 yıl aradan sonra Beton Orman, Reggae, Dub ve alt türlerinin pozitif titreşimlerini yaymak için döndü.

***2 0 2 0***

“Yarın yokmuş gibi yaşamaya devam edemeyiz; çünkü yarın var. Bütün dediğimiz bundan ibaret.”

Dünyanın dört bir yanında yaşanabilir bir yarına kavuşabilmek için ayağa kalkan milyonlarca çocuk ve gence öncülük eden 16 yaşındaki aktivist Greta’nın bu sade ve umut dolu mesajını Açık Radyo’nun her yaştan daimi gençleri olarak biz de siz sevgili dostlarımıza yeni yıl mesajı olarak iletmek istedik.

Birlikte nice krizsiz, barışçı ve mutlu yıllara!

Görüntünün olası içeriği: çizim

***

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/12/30

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Yeni Ufuklar (Yeniden program) / UNDP Türkiye

Her kış dönemi olduğu gibi BM UNDP Türkiye ofisinin hazırladığı Yeni Ufuklar bu  yayın döneminde geri dönüyor.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_31-12-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Eyleme geçmek, aktif olmak, bir bakıma ilaç gibi geldi bana. Elimden gelen her şeyi yaptığımı hissediyordum… dolayısıyla, hüzne kapılıp depresyona girmek için bir sebep yoktu.”
———————————————————-
İklim aktivisti “Grevci” Greta, editörlüğünü üstlendiği BBC “Today” programında, depresyondan nasıl kurtulduğunu soran sunucuya cevap veriyor. (BBC)

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yakın çekim

***

***

Vatan size minnettar

31 Aralık 2019

Murat Sevinç, Diken’deki yazısında Kanal İstanbul’a itiraz etmek için saatlerce kuyrukta bekleyen vatandaşlara ‘selam çaktı.’

(Bu yazının orijinali Diken.com.tr’de yayınlanmıştır)

Çok heyecanlanıyorum ben böyle şeyleri görünce, yaşayınca. Çığlık atmak geliyor içimden. Akıl almaz işlerin olduğu Türkiye’de, aslında ne denli güçlü bir tarihsel birikimin, nasıl yok edilemez bir ‘itiraz’ kültürünün ‘de’ var olduğunu, o kültürün tortusunun bir yerlerde sessiz sedasız beklerken bir vesileyle ortaya çıkıverdiğini görmek, beni mutluluktan uçuruyor.

Tekel işçilerinin Ankara Sakarya’da kurdukları çadırlarda geçirdikleri o haftalar gibi… On binlerce insanın ‘Adalet Yürüyüşü’nde o sıcakta, o zorlu koşullarda inat ve dirençle ‘hak-hukuk-adalet’ deyişi gibi… Gezi döneminde düzenlenen park forumlarında yüz binlerce insanın bir araya gelip ‘dertleşmesi’ gibi… İstanbul seçimi iptal edilince ‘alın o zaman’ dercesine verilen 800 bin oy farkı gibi… Oy çuvallarının üzerinde uyuyanlar gibi…

Bunlar ‘yurttaşlık anları’, nefes alınan anlar. Vergilerimizle ‘ekmek verdiğimiz’ sayın makam arabalılara, “Sakin ol, sahip olduğun ne varsa ben izin verdiğim ve emek harcadığım için var” denilen anlar.

İstanbul’da yapılması planlanan kanal projesine karşı binlerce insanın, hazırlanan rapora karşı ‘itiraz dilekçesi’ vermek için yağmur soğuk dert etmeden kuyrukta beklemesi, yine böyle tarihi bir ‘yurttaşlık anı’. İngiltere’de yasama yetkisi, yüzyıllar önce uyruk temsilcilerinin her yıl hükümdara sunduğu dilekçelerin, zaman içinde yasa metinlerine dönüşmesiyle doğmuştu. Anlayacağınız, öyle dilekçe deyip geçmeyin sakın!

O kuyrukta bekleyen insanlar, azınlıkta mıdır çoğunluk mudur; diğer sorunlarımıza dair özgürlükçü bir çizgide mi yoksa tutucu mudurlar? Boş verelim şimdi bu soruları.

Velev ki bu satırların yazarı ya da okuyanlarla pek çok konuda farklı düşünüyorlar. Önemli olan, ellerinde şemsiye, soğuktan titreyerek o kuyrukta bekliyor olmaları. Hiçbir bireysel çıkarları olmadan. Yönetenlerin asla anlamayacakları bir durum bu. Kuyruktakiler itiraz ediyorlar. Bıkkın ama kararlılar. Şehirlerine, topraklarına, memleketlerine sahip çıkıyorlar.

Hiçbir karşı çıkışı küçümsememek gerek. Tümü, toplu bir deneyimin parçası ve yurttaşlaşma sürecinde küçük, küçüklüğü ölçüsünde mücevher değerinde. Boş verelim iri sözleri, büyük adımları. Böyle böyle oluşuyor, oluşacak yurttaşlık bilinci. Kalabalıklar, ‘deneyimleyerek’ yurttaş haklarına sahip çıkıyor. Bundan daha güzel ne olabilir!

Anlamıyorlar tabii. Üç güne kalmaz ‘feşmekan örgütü başlatmış imza kampanyasını’ diyebilirler, misal. Üç beş cümleleri var, biri bu. Anlamıyorlar. Dünyanın ve Türkiye’nin değiştiğini, insanların ne halde olduğunu, bıkkınlığın ölçüsünü, afra tafranın eninde sonunda herkese illallah dedirteceğini kavrayamıyorlar.

Diğer yandan, ‘hayırlara vesile’ bir ‘anlamama hali’ bu belki de! Bu sayede, milli eğitim tornasının neden olduğu zarar telafi ediliyordur, kim bilir. ‘Düşünmemek, sorgulamamak ve yalan yanlış bir tarih bellemek’ sac ayakları üzerine temellendirilmiş eğitim tornasından çıkan kalabalıklar, ‘yeter’ demeyi öğreniyor. Eşitlik için önce yurttaşlık bilinci gerekiyorsa eğer, ‘yeter’ sözcüğü ilk adım.

Bu rejimlerin alameti, baskı ile yaratılan ‘sessizlik’ ortamını, bir zaman sonra ‘memnuniyet’ sanmak. Ne yapsın insanlar? Yönetime katılabilmek için önlerinde yalnızca sandık seçeneği var. Onun selameti de ayrı bir konu! Demokrasi sandıktan ibaret değil ki. Hele ki geleceğin demokrasisinde sandık, muhtemelen tali araçlardan biri olarak işlev görecek.

Devir değişti, devir. 16 yaşında bir kız çocuğu dünyayı sarstı. BM’de konuşma yapıp Time’a kapak oldu. Trump, Putin gibi kabadayılar sessiz kalamayıp bir şeyler söylemek zorunda kaldı. Dünyanın sayısız şehrinde milyonlarca ‘yurttaş’ iklim protestosu gerçekleştiriyor. Ha keza, her yerde kadınlar ayakta. Her yerde ve Türkiye’de. Akıl fikir sahibi insanlar olup biteni görüyor, anlıyor ya da anlamaya çalışıyor. Yükselen yalnızca otoriterlik değil Batı’da. ‘Yeter’ diyen sıradan yurttaşın sesi de giderek daha fazla çıkıyor. Milyonlar, üç beş ahlaksız sömürgen servetini biraz daha büyütsün diye havanın suyun zehirlemesine tahammül göstermiyor.

Artık herkesin herkesten hesap sorduğu, herkesin her yere ulaşabildiği bir maceradayız. Bunun olumsuz ve olumlu yanlarını yaşayacağız yıllar içinde. ABD’deki biri benim elimdeki gazeteyi benden daha net okuyabilir, doğru ve çok ürkütücü. Buna mukabil ben de onun yalanını üç gün içinde öğrenebiliyor ve oradaki sıradan yurttaşla istediğim anda temas kurabiliyorum! Eh, bu da onlar açısından ürkütücü!

Memleketteki güncel çekişme, bilgilenme, haberdar edilme haklarıyla, höt zöt arasında geçiyor. Biri Kanal’ın muhtemel çevre zararlarını anlatırken, diğeri ‘Karadeniz her an patlayabilir’ diyor. Biri uluslararası hukuktan söz ederken, diğeri ‘Vatikan altın saklamış oraya’, diyor. Biri deprem riskine dikkat çekerken, diğeri ‘yerli ve milli değilsiniz’ diyor. Biri ‘bilimsel ve tarihsel verileri’ anlatırken, diğeri ‘çatlasanız da patlasanız da’ buyuruyor.

Ve Türkiye’de sıradan insan, nefes alma hakkına, denizine, toprağına, coğrafyasına sahip çıkıyor. O kuyruktakiler ve gönlü onlarla birlikte olanlar. Ağır da olsa, çok yavaş da olsa, hak bilinci yeşeriyor.

İnsanlara hiçbir şeyin olması gerektiği gibi anlatılmadığı, aslında çoğu zaman herhangi bir şeyin anlatılmadığı, anlatılanların ise çoklukla yalandan ibaret olduğu bir toprakta yaşıyoruz.

Buna rağmen azınlıkta olup inatla direnenler, her şeye rağmen farkında olan, itiraz edenler var. Dilekçe kuyrukları gibi muhteşem ‘yurttaşlık anlarının’, birlikteliği ve hak mücadelesini büyüteceği kanısındayım. Her tarafımız tel tel dökülürken, insani ve kurumsal çöküş yaşanırken; kayayı delen her minik ve yemyeşil yaprak çok değerli, güzel görünüyor.

Verilen dilekçeler hiç işe yaramayabilir, kibirden önünü göremez hale gelmiş olanlar o dilekçeleri zerrece umursamayabilir. Önemi yok. Önemli olan o kuyruklar.

Bıkıp usanmadan anlatmak gerek. Herkes insan muamelesi görmek ister. Herkes kendine bir şey anlatılsın, birileri onu ciddiye alıp konuşsun ister. Hele ki bu çağda, artık yurttaş katılımının asıl yol göstericisi ‘doğru bilgilendirme’ olmak zorunda.

Kanal tartışmasında muhalefet ‘sandığa’ vurgu yapmak yerine,
usanmadan bilgilendirme yolunu seçmeli, ki şu ana dek bunu çok iyi yapıyor. Doğru ve yoğun bilgilendirme yapılmadan ortaya konulacak sandık, umulmadık sonuçlar verebilir ve artık bu külhanbeyi ‘Bonapartist’ tuzaklara düşmeden siyaset mümkün olmalı.

Bir yurttaş olarak, aldığım ‘nefesi’ oylamaya sunmak istemiyorum, bu kadar basit. Yaşamımı, çocuğumun geleceğini ‘oylamak’ hiç kimsenin haddi değil. Biri çıkıp ‘köleliği’ gündeme getirse, oylama mı yapacaksınız?!

Bir kez daha: Demokrasinin içerdiği katılım yollarından yalnızca biri olan ‘sandık’ tapınmasına lüzumundan fazla iltifat etmeden, öncelik ‘doğru bilgilendirmeye’ verilmeli ve insanlara yurttaş oldukları hatırlatılmalı. Marifet ve geleceğe dönük yarar burada. Teknoloji fazlasıyla imkân tanıyor.

Bu memlekette üç gün önce haysiyetsiz birileri, vefat eden yabancı uyruklu işçiyi yol kenarına bıraktı. Bir diğeri, iki işçisine hata yaptıkları gerekçesiyle işkence yaptı. Halimiz bu. Fakat aynı toprakta, sesini duyuramayan, ne yapacağını bilmeyen, yapılması gerekeni gördüğündeyse harikalar yaratan milyonlarca dürüst insan var. Her görüşten. Kalın bir sis perdesinin arkasındalar nicedir. Ama oradalar.

On binlerce ‘yurttaş’, ellerinde dilekçe kuyruk bekliyor yağmur altında. Harika. Selam olsun o kuyruktakilere. Bu harika ‘yurttaşlık anının’ emekçilerine…

Teşekkür notu: Bir seçmen sıfatıyla, iktidarın şu aralar hedef aldığı Ömer Faruk Gergerlioğlu’na teşekkür ederim. Kendisi, milletvekilinin nasıl olması gerektiğinin en canlı ve etkileyici örneği. Sağ olsun, var olsun.

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Salı Ahmet İnsel’le Ufuk Turu

Ufuk Turu kayıt arşivi

09:30 – 09:50 Açık Bilinç /  Güven Güzeldere ile Bilim ve Felsefe Sohbetleri

acikbilinc31.12.2019

acikbilinc31.12.2019_201912

acikbilinc20191231

Açık Bilinç kayıt arşivi

Açık Bilinç program metinleri

https://twitter.com/acikbilinc

***

Bilim dünyasında 2019: Türkiye’de ve dünyada neler gündeme geldi?

31 Aralık 2019

Açık Gazete’nin köşelerinden Açık Bilinç’te Güven Güzeldere 2019 yılında bilim ve teknolojideki gelişmelerin kısa bir değerlendirmesini yaptı.

2019’da neler gündemdeydi, bununla başlayayım. Gündem konularını ölçmek için yararlanılan araçlardan birisi, sosyal medya.

Örneğin, internet arama motorları, hangi konuların en sık arandığına dair veri topluyorlar. Yaptığımız her arama, bir veri noktası haline geliyor. Bu yıl, dünya gündemindeki en önemli konu, iklim değişikliği ve küresel ısınmaydı. Açık Gazete’de bizim yıllardır her sabah dinlediğimiz haklı endişeler, sonunda dünya gündemine girdi. Bu konunun 2020’de momentumunu kaybetmeden gündemin en tepesinde kalacağını tahmin edebiliriz.

Oxford Sözlüğü’nün 2019’da yılın sözcüğü olarak “climate emergency” (iklim acil) ibaresini seçmiş olması da, küresel ısınmaya olan ilginin çok artmış olduğunun bir göstergesi.

(Kullanım istatistiklerine göre, bir sene içinde yüzde 10bini aşan bir artış olmuş.)

— / —

Türkiye’de ise internet aramalarında en tepede Mart ayında yapılan seçimlerin ardından Haziran’da tekrarlanan İstanbul belediye seçiminin yer aldığı görülüyor.

Google aramalarına göre, Türkiye’de en çok aranan diğer konular arasında

YSK

Deprem

Sigara Fiyatları

Dolar Kuru

yer alıyor.

Bu veriler, 2019’da nasıl bir yıl geçirdiğimize dair bir genel görünüm sunuyor denilebilir.

— / —

Son günlerde en çok gündemde olan memleket konuları arasındaysa, Kanal İstanbul projesi, Simit Sarayı, ve aşı güvenliği sayılabilir.

2020 için, Kanal İstanbul üzerine ekolojik ve hukuki değerlendirmeler içerecek bir program serisi hazırlıyorum.

Simit Sarayı’nın New York şehrinin ünlü alışveriş caddesi olan “5th Avenue” üzerindeki lüks şubesini merak ederseniz, programda bir simitsever olarak oraya yaptığım ziyaretle ilgili küçük bir anekdot aktaracağım.

Son olarak, aşılar ve aşı güvenilirliği üzerine de bir program planlıyorum.

TTB başkanı Prof. Raşit Tükel, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, Türkiye’de 2016 yılında 9 olan doğrulanmış kızamık vaka sayısının, 2019 yılının ilk 10 ayında 2719’a ulaşmış durumda olduğunu söylüyor.

Aşılar, dünya gündeminde de yer alan bir konu.

2019’un sağlık alanında önemli kazanımlarından birisi, Kongo’da ebola virüsünün yol açtığı salgınların, yeni aşı ve tedavilerle kontrol altına alınmasıydı.

Prof. Cem Say’ın aşı kullanımı üzerine yazısını da buraya bırakayım: http://cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1708458/asilar-hakkinda-gercekleri-okumaya-cesaretiniz-var-mi.html

— / —

Biraz da 2019’da bilimde neler oldu, buna bakalım.

Bir yandan, bilim ve teknolojideki (çoğu zaman el ele giden) yenilikler, buraya sığmayacak kadar çok.

Öte yandan, bilim dünyasını ters yüz edecek türden gelişmeler yok, yani şimdilik rahat olabiliriz.

2019’un gökbilimleri, evrimci antropoloji, ve tıp alanındaki gelişmelerinden oluşan küçük bir üçlü seçki yaptım.

Daha geniş bir liste, Science dergisinin derlemesinden okunabilir (İngilizce): https://sciencemag.org

— / —

1. Astronomi 2019

“Event Horizon” isimli uluslararası gökbilimciler ekibi, M87 galaksisinin merkezindeki kara deliği görüntülemeyi başardılar ve şimdiye dek yapılmış kuramsal öngörülerle uyumlu bir görüntü elde ettiler.

Bu, Science dergisine göre, 2019’un en önemli buluşu.

2. Evrimci Antropoloji 2019

Bu alanda pek çok buluş var, fakat en önemlisi, Filipinler’deki bir mağarada bulunan kemik ve diş fosillerinin, yaklaşık 50 bin yıl önce yaşamış ve bugün soyu tükenmiş olan yeni bir insan alt-türüne (Homo luzonensis) ait olduğu iddiası.

Evrim kuramını destekleyen veriler, her yıl yapılan yeni fosil keşifleri ve bunlara dayanarak tespit edilen yeni alt-türler ile, şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde artmaya devam ediyor.

Evrim ağacı, zincire sürekli eklenen yeni halkalarla, her yıl daha zenginleşiyor.

3. Tıp 2019

Yukarıda değindiğim Ebola’nın yanı sıra, HIV/AIDS ve Alzheimer’a karşı tıp alanında pek çok heyecan verici gelişme var.

1980’lerde bir ölüm fermanı olan HIV virüsünden artık eskisi gibi korkulmuyor.

Benzer bir ilerlemenin Alzheimer’a karşı da sağlanacağını umuyorum.

— / —

Bilim dünyasından haberler böyle.

Felsefede ise yeni fikirlerin kök salması çok daha farklı bir sürece sahip. Yıllar değil onyıllar, belki yüzyıllar kadrajıyla bakmak gerekiyor.

Bu yüzden, 2019’un en önemli felsefi buluşları diye bir liste yapamıyorum.

Fakat beşeri ve sosyal bilimler alanında bu sene hayata veda eden değerli bir ismi anayım: Immanuel Wallerstein.

Küresel kapitalizmin en önemli eleştirmenlerinden biri olan tarihçi/sosyolog Wallerstein, özellikle 4 ciltlik eseri “The Modern World-System” ile dünyaya farklı bir açıdan bakmamızı sağladı.

— / —

2019’un bu son akışını bitirirken, “yeni yıl kararları” konusuna da kısaca değinmek istiyorum.

Her yeni yıl başlarken, bir dizi karar almak, eski alışkanlıklarımızı yeni ve daha iyi alışkanlıklarla değiştirmeyi dilemek, bir tür ritüel halini aldı.

Bu tür “yeni yıl kararları” almak çok doğal, çünkü hepimizin hayatında değişmesini, daha iyi olmasını istediğimiz alışkanlıklar var.

Fakat bunu gerçekleştirecek sihirli bir yol, hatta kestirme bir yöntem yok.

Burada aklımızda tutmamız gereken anahtar kavram, “alışkanlık”.

— / —

Alışkanlıklar konusunda, tüm zamanların en önemli psikoloji kuramcılarından sayılan William James’in iki ciltlik “Psikolojinin İlkeleri” (1890) kitabında söylediklerini özellikle aydınlatıcı buluyorum.

James’e göre, zaman içinde alışkanlık haline gelen, yani bir anlamda otomatikleşen davranış kalıpları, gerek insanların gerek diğer hayvanların davranışlarını anlamak ve açıklamak konusunda en etkili unsur.

Hayvanların içgüdü yoluyla, insanların ise kültürel pratikler içinde benimsedikleri ve tekrarladıkları davranışlar, zamanla alışkanlık haline dönüyor ve canlıların hayatı içinde kök salıyor.

Bu açıdan, eski bir alışkanlığımızı yeni bir başkasıyla değiştirmek istiyorsak, yenisinin yer etmesi konusundaki beklentimizi, eskisinin ne kadar kök salmış olduğuna göre belirlememiz ve buna göre sabırlı davranmamız şart.

 

Yıllardır hep aynı şeyi yaparak sürdürdüğümüz bir alışkanlık, birkaç günde veya haftada değişmiyor.

 

James’e göre, bu biyolojik dünyanın bir kuralı.

 

Yani eski alışkanlıklarımızın gücünü hafife almamamız gerek. Onları kestirme bir yolla değiştirmeyi beklememeliyiz.

Öte yandan, bardağın bir de dolu tarafı var.

Yeni davranış biçimleri tekrar yoluyla giderek bir alışkanlık haline dönüştükçe, onları benimsemek ve uygulamak, ilk başta olduğuna göre, çok daha kolaylaşacak.

Kısacası, anahtar, yeni kararlar almakta değil, sabırla yeni alışkanlıklar oluşturmakta.

— / —

Son olarak, bitmekte olan yılın her ayından bir program içeren ve Twitter üzerinden paylaştığım 2019 Açık Bilinç arşivinden kuşbakışı seçkisini, ilgilenenler için, buraya bırakıyorum: https://twitter.com/AcikBilinc/status/1211277361624371201

— / —

Herkese, istemediği eski alışkanlıklarını, arzu ettiği yeni alışkanlıklarla değiştirebileceği, barış ve adaletin eksik olmadığı, sağlıklı, mutlu, iyi ve güzel bir yeni yıl dileğimi, İzel Rozental’in “gülümseten 2020” çizimi eşliğinde iletiyorum.

— / —

Açık Bilinç’i Salı sabahları 9:30’da (http://acikradyo.com.tr/stream) dinleyebilir, podcast arşivine http://acikradyo.com.tr/program/acik-bilinc‘den ulaşabilirsiniz.

10:00 – 10:30 İklim İçin / Yücel Sönmez, Ömer Madra ve Murat Can Tonbil

iklimicin20191231

İklim İçin kayıt arşivi

10:30 – 11:00 Ahşaptan Betona, Mecidiyeden Jetona / Pınar Erkan / Alameti kerametinden menkul kent hikayeleri

ahsaptanbetonamecidiyedenjetona20191231

“Alameti kerametinden menkul kent hikâyeleri” şiarıyla yola çıkan programda tarihten günümüze tarihsel katmanlar da deşilerek Bizans köşklerinden, sarayların altyapısının nasıl oluşturulduğuna, konutlardan ofislere, kaldırımlardan sokaklara, dehlizlerden şarap üretilen üzüm bağlarına kadar şehrin farklı unsurlarına dair az ya da çok bilinen detaylar konuşuluyor.

Ahşaptan betona Mecidiyeden jetona kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Deniz Aşırı / Deniz Pak / Bozcaadalılar, adaya yolu düşenler ve adanın kıyısına vuranlar…

bozcaadasozlugu.blogspot.com/denizairi

12:00 – 13:00 Cam Kenarı / Türlerden bağımsız yol müzikleri / Selahattin Çolak

Funk, oldschool hip-hop, jazz, jazz hiphop ve zaman zaman soul müziklerle sol şeritte ilerleyen bir müzik programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Musica Brasileira / Jozi Levi / Brezilya’dan müzik

9

soundcloud.com/joezeex/

14:00 – 14:30 Dünya Mirası Adalar / Asu Aksoy, Derya Tolgay ve Alp Orçun

dunyamirasiadalar_31.12.2019_rec_27.12.2019

Adalar, yüzyıllarca imparatorluklara başkentlik yapmış, siyasi ve kültürel dönüşümlerin aktörlerini beslemiş dünya şehri İstanbul’un hikâyelerinin hep bir parçası olagelmiş. Krallar, kraliçeler, dini liderler sürgüne buralarda zindanlara atılmış, ardından Osmanlı’dan günümüze  farklı kültürel cemaatlerin zengin bürokratları, iş insanları, Adaları İstanbul’un sayfiye merkezi haline getirmiş, sanatçılar, yazarlar, Adalar’ın renginden, havasından, kokusundan beslenmek için buraları mekân tutmuş. Adalar, muhteşem mimari ve yaşam dokusuyla dünyada eşine az rastlanır bir kültürler havzası olma halini bugüne kadar taşımışlar.
Şanslıyız ki Adalarda İstanbul tarihinin tüm veçhelerinin mekânsal izdüşümlerini hâlâ görebiliyoruz ve barındırdıkları hikâyelerin bazen yaşayan bilgi kaynaklarına erişebiliyoruz. Kendimizi gerçekten müstesna hissetmeliyiz: Adalar’a adımımızı attığımızda İstanbul tarihinin çok da bozulmamış tanığının varlığını hissedebiliyoruz, şaşırıyor ve nedenini çok da bilmeden mutlu oluyoruz. Bu yayın döneminde bizi mutlu eden Dünya Mirası Adalar’ı enine boyuna konuşuyoruz.

Dünya Mirası Adalar facebook sayfası

***

Sosyolog Sezai Ozan Zeybek, yılın son günü, 31 Aralık Salı 14.00 de Açık Radyo-Dünya Mirası Adalar programımıza konuk oluyor. Bütün bir sene kendisini bekliyorduk:) Berlin’den kısa bir süreliğine İstanbul’a geldi, kıymetli vaktini bizlere ayırdı. Kaçırmayın deriz…
İnsan ve Hayvan ilişkisinin bu kadar zayıfladığı bir dönemde, Kedileri hazır mamalarla besleyip, yedikleri mamalarla bir türlü doyamaz, senede 4 kez doğum yapar hale getiriyoruz. Bu hazır mamalar 1 liralık poşetlerde piyasaya sunuluyor. Bu mamalar denizlerdeki minicik balıklardan, at, eşek, katır etinden ve kimyasallarla harmanlanıp poşetleniyor. Eko sistemi tahrip eden, iklim krizini tetikler hale gelen bir mama sanayini dev bir sektöre dönüştürüyoruz.
Aşırı artan kedi nüfusu ise serçelerin yok olmasına sebep oluyoruz. Artık serçe göremiyoruz.
Köpeklerimizi, adalara, kuzey bölgelerine yollayıp, tecrit ediyoruz. Şehirdekileri ise obez köpeklere dönüştürüyoruz.
Şimdi sıra atları tecrit etmeye geldi. Üstelik bunları onların iyiliği için yapıyoruz. Biz herşeyi biliyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, kendimize, doğaya, hayvanlara, yaşadığımız gezene yaptığımız herşey ortada. Çok mu iyi biliyoruz?
Başka yollar mümkün diyor Sezai Ozan Zeybek.
Canlı dinlemek için; http://acikradyo.com.tr/stream/index.html
Doç. Dr. Sezai Ozan Zeybek:
Berlin’deki Forum Transregionale Studien’de araştırmacı, sosyolog. Sokak köpekleri üzerinden şehri anlatan, 90’larda insanlarla beraber şehre sürülmüş koyunları takip eden, yakın dönemde ormanlara ne olduğunu ele alan yahut İstanbul’da bir baba olarak bebek bakma deneyiminden bahseden akademik yazıları var; academia.edu sayfasından indirilip okunabiliyor. Üç çocuk kitabının yazarı, diğerleri yolda. Akademik olmayan, gündem dışı yazılarını koyduğu bir blogu bulunuyor: OYUNBOZAN
Şu ara hayvanların yakın Türkiye tarihini anlatan bir kitap üzerine çalışıyor, yakında çıkacak.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, oturuyor ve yazı
Fotoğraf açıklaması yok.
Görüntünün olası içeriği: yazı
Fotoğraf açıklaması yok.
***
Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, gülümseyen insanlar

Dünya Mirası Adalar

Atlara dair;
Siyah-Beyaz mı? Gri bölgeler oluşturamaz mıyız?
Açık Radyo-Dünya Mirası Adalar program konuğumuz, Sosyolog Sezai Ozan Zeybek’le ufuk açıcı bir söyleşi
Farklı farklı dönemlerde hayvanlar işlevini kaybettiği andan itibaren öldürülüyor kabaca tabirle.
Hayvanlara işlev bulunamadığı zaman, hadi onlara işlev yaratalım demek o kadar kolay değil. Yapılabilecek olanlar çok sınırlı.
Bir de şöyle bir sorun var. Biz bu hayvanların yaşam alanlarını istila etmişiz.
Hadi doğaya salalım! Hangi doğaya salacağız?
Öyle alanlar kalmadı İstanbul çevresinde ve giderek azalıyor malum.
Böyle dediğimiz zaman çok dikkat etmemiz gerek, işlevlerini bitirip, onlara güzel alanlar açalım …durup düşünmemiz lazım orada. Güzel alan dediğimizde ne anlıyoruz?
İşlevsiz hayvanlar beslemek! kim besliyor bunları? İlk yokedilecek hayvanlar haline geliyorlar veya hapis hayatına dönüşüyor, bugün yaşadığımız köpekler konusu gibi.
O nedenle bunu değiştirip, hemen adına sömürü demeden, bütün bu kurduğumuz ilşkiler ağına; Nasıl asimetriğe rağmen, biz genede bu iki varlığı görece gözeten, dereceleri olan, gri bölgelerde ilişkiler kurmaya devam edebiliriz?
Çünkü Siyah -Beyaz, ya Sömürdüm ya Özgür. Böyle değil. Ve bütün varlıklarla böyle kuruyoruz bu ilişkiyi . Sadece At değil. Ağaçlarla, bitkilerle, solucanlarla, havada uçan bilmediğimiz varlıklarla. Sürekli. O ilişkilerde asimetrik ilişkiler. Eşitlik deyip, geçemeyeceğimiz ilişkiler. 1-0 değil, ya eşitlik ya özgürlük ya ölüm … Bu değil.
O dereceleri iyi düşünmek, asimetreleri muhafaza etmek, yaşam alanlarını çoğaltmak, asimetrileri zenginleştirmek. Bunlar üzerine gerçekten bizim düşünmemiz lazım. Devamı için; http://acikradyo.com.tr/podcast/221170

14:30 – 15:30 Yeni / Hande Akkan / Yeni Philip Glass’ın 80. yaşını kutluyor

Hande Akkan Twitter

15:30 – 16:00 Türk İşi Kovboylar / Hazırlayan: Utku Uluer / (15 günde bir)

turkisikovboylar20191231

zz1

Bugün Açık Radyo 94.9’da yeni bir yolculuğa çıkıyoruz. Yeni programın ismi; Türk İşi Kovboylar! – Türk Sineması ve Yeşilçam’da Westernler.

Yani Yeşilçam Arkeolojisi ile başladığımız yolculuğu daha spesifik bir başlığa taşıyoruz. Bugün saat 15:30’da yayınlanacak programda, içeriği ile ilgili detayları ve neler yapmayı planladığımızı anlatacağım. #western#yeşilçam#Türkişikovboylar#Kovboylar#cowboy#ErişteWesternEkrem GökkayaMelek Gorgun

sinematikyesilcam.com/

16:00 – 16:30 Kentin Gizli Öyküleri (15 günde 1) / Kenan Doğan

Olağan insan hikâyelerinin işlendiği programda her hafta bir konukla kendi yaşamını konuşuyoruz.

16:30 – 17:00 Diğerkâm (Yeni program) / Hazırlayanlar: Damla Özlüer ve Rauf Kösemen

Geçtiğimiz dönemlerde Hemzemin programını hazırlayan Rauf Kösemen ve Damla Özlüer yine sosyal fayda iletişimi üzerine daha geniş düşünmeye çağırdıkları yeni programları Diğerkâm ile bu yayın döneminde de aramızdalar.

Facebook.com/Diğerkam

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı /  Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Dünyanın Cazı kadrosuna Caz vokalisti Sanat Deliorman dahil oluyor. Salı günleri Dünyanın Cazı ondan sorulacak.

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20191231

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Kış geldi ancak ayılar kış uykusuna yatmadan gezmeye ve beslenmeye devam ediyor

31 Aralık 2019
Fotoğraf: Hürriyet

Türkiye’nin çeşitli yerlerinden ayı görselleri paylaşılıyor. Oysa onların bu paylaşımlar sırasında çoktan kış uykusuna yatmış olmaları gerekiyordu. Peki neden uyumuyorlar?

KuzeyDoğa Derneği bu yıl üç ayıya uydu vericili tasma taktı. Derneğin Başkanı, Utah Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çağan Hakkı Şekercioğlu, “Şimdiye kadar çoktan inlerine girip uyumaları, bizim de artık sinyal almamamız gerekiyordu. Ancak üçü de halen aktif” diyor. Şekercioğlu, “Şu anda Kars’ta hava sıcaklığı 5-10 derece arasında. Bu, ayılar için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyacağı bir sıcaklık değil. Ayrıca Türkiye’de ‘vahşi depolama’ diye tuhaf bir uygulama var. Bu, aslında doğaya çöp bırakmak anlamına geliyor. Bu çöplüklerde ayılar, kurtlar bir yandan çöp yiyor bir yandan da vücutlarına çeşitli zehirler alıyorlar. Ayılar zaten derin ve kesintisiz uyumaz. Normalde de arada kalkıp gezebilir, beslenebilirler. Şimdi hiç uyumadan gezmeye ve beslenmeye devam ediyorlar” diyor ve bu problemi sadece ayıların değil, birçok canlının yaşadığına dikkat çekerek iklim ve insanların yarattığı yeni koşulların yaban hayatını ciddi anlamda zorlamaya başladığının altını çiziyor.

Yasaklı pestisitler Türkiye’de kullanımda

Türkiye’den AB ülkelerine 2018 yılında giden tarım ürünlerinden, uygun bulunmayan 318 parti üründen 113’ünün geri gönderilme gerekçesi pestisitler, yani tarım zehirleri. Avrupa Birliği Gıda ve Yem Hızlı Alarm Sistem kayıtları, yasaklı pestisitlerin Türkiye’de kullanımına devam edildiğini kanıtlıyor. Avrupa Birliği üyesi ülkeler ithal ettikleri gıda ürünlerini iç piyasaya sürmeden önce çeşitli kontrollere tabi tutuyor. Halkı korumak amacıyla yapılan bu kontrollerde insan sağlığı için zararlı olabilecek fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik risk unsurlarının gıdalarda bulunup bulunmadığı araştırılıyor. Türkiye’de gıdalardaki pestisit kalıntılarını belirlemeye yönelik çalışmalara ve pestisit kalıntısı yüzünden ülkemize geri gönderilen ürünlerin akıbetine dair soruları akla getiriyor: Türkiye’de satılan yeşil biber, nar, limon ve asma yaprağı sağlığa zararlı pestisit kalıntıları içeriyor mu? AB’nin geri çevirdiği ürünler iç piyasaya sunuluyor mu, bu ürünlere ne oluyor? Tarım ve Orman Bakanlığı bu konularda herhangi bir bilgilendirme yapmadığı için bu soruların yanıtlarını bilmiyoruz. Bakanlığın internet sitesinde konuyla ilgili bilgi yer almadığı gibi, bakanlık tarafından yapılan açıklamalarda da söz konusu soruların yanıtı bulunmuyor. İhracattan geri dönen ürünler, iç piyasaya sunulmadan önce kontrollerden geçirilmek zorunda. Bu kontrolleri yapmaksa Tarım ve Orman Bakanlığı’nın sorumluluğunda. Ancak Bakanlığın yaptığı kontrollerde ihracatçı firmadan ürünlerin hangi sorun nedeniyle iade edildiğine dair resmi bir belge istenmiyor. Bu da eğer ihracatçı firma yanlış beyanda bulunursa bu durum, pestisitli ürünlerin iç piyasaya girmesi konusunda risk oluşturabilir. Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Avrupa Pestisit Eylem Ağı ile ortaklaşa yürüttüğü Zehirsiz Sofralar Projesi ile, pestisitlerin zararları konusunda farkındalık yaratmayı ve Türkiye’deki pestisit kullanımını azaltmayı hedefliyor. 100 sivil toplum örgütünün oluşturduğu Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı da, başlattığı Zehirsiz Kampanya ile Dünya Sağlık Örgütü tarafından “son derece tehlikeli”, “yüksek seviyede tehlikeli” ve “muhtemel kanserojen” olarak belirlenen 13 pestisit etken maddesinin öncelikle ve ivedilikle yasaklanmasını istiyor. Başlatılan imza kampanyası, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın pestisitler konusunda önlem alması ve doğa dostu tarım uygulamalarının yaygınlaşması talebine herkesin müdahil olabilmesi için imkân sunuyor. İmza kampanyasına Change.org/ZehirsizSofralar adresinden ulaşılabiyor. Ayrıca Zehirsiz Sofralar Projesi kapsamında hazırlanan, pestisitler, zararları ve alternatif tarım yöntemlerini anlatan web sitesine  www.zehirsizsofralar.org adresinden ulaşılabiliyor.

Kadife ördek Türkiye’de görülmez oldu

Kafkas Haber Ajansı’ndan Bedir Altunok’un haberine göre, Dünyada soyu tehlikede olan ‘kadife ördek’ Türkiye’de de görülmez oldu. 2018 yılında kadife ördek bulmak için proje başlatan KuzeyDoğa Derneği, 7 ilde 7 bin kilometreden fazla yol katetti. WWF-Türkiye de destek alan KuzeyDoğa Derneği, 2018 yılında 42 günlük bir arazi çalışması gerçekleştirdi. Bölgedeki sulak alanları tek tek gezen dernek üyeleri, kadife ördeği bulamadı. 2019 yılında kadife ördeği aramayı sürdüren dernek üyelerinin çabaları sonuçsuz kaldı. İki yılda, 7 ilde 7 bin kilometreden fazla yol katederek 16 göl ve sulak alanı inceleyen dernek üyeleri, 152 kuş türünden 36 bin kuş saymasına rağmen tek bir kadife ördeğe rastlamadı.

Türkiye İstatistik Kurumu, 2018 yılına ilişkin sektörel su ve atık su istatistiklerini açıkladı. Veriler Türkiye’de geçen yıl su kaynaklarından 17,5 milyar metreküp su alındığını gösteriyor. Doğrudan su kaynaklarından çekilen suyun %56,2’si denizlerden, %15,2’i barajlardan, %14’ü kuyulardan, %8,7’si kaynaklardan, %3,9’u akarsulardan, %1,8’i göl/göletlerden, %0,2’si ise diğer su kaynaklarından çekildi.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Hafta boyunca Ben Bugün Bişey Öğrendim Yayına Hazırlayanlar: Doruk Yurdesin, Ozan Sezgin ve Rauf Kösemen

facebook.com/benbugunbiseyogrendim

Açık Dergi Salı Dünyayı Okumak / Aytaç Timur ve Akif Pamuk

Yazmaya övgü. Eleştiriye ve eleştirmene kapı. Düşünmeye, düşünceye, üretmeye ve tartışmaya alan açmayı amaçlayan bir kültür programı

zz3

facebook.com/dunyayiokumak/

Açık Dergi Salı 18:50 Harici Bellek / Şarkılarla Dünya Tarihi / Murat Meriç

Şarkılarla Memleket Tarihi programıyla geçtiğimiz dönemlerde çok sevilen Murat Meriç, Açık Radyo’ya geri dönüyor. Müziğin bellek ile ilişkisini konu edinen bu yeni yayında Meriç, insanlık tarihinden vakaların izlerini plaklar/kayıtlar aracılığıyla sürüyor.

Açık Dergi Salı  Kulis Sesleri – Bircan Yorulmaz (Ayda 1)

Program kaydı

20:00 – 21:00 Açık Şemsiye / Hakan Gürvit, Levent Dönmez, Mehmet Yusuf ve Şebnem Sühel Grimm / Gelmiş geçmiş tüm müzik türleri

21:00 – 22:00 Gitaresk / Jak Kohen, Gonca Açıkalın ve Meral Akman / Neo-klasik rock ve fusion

gitaresk.com/

***

Fotoğraf açıklaması yok.

Gitaresk

Bu gece saat 21:00’de, Açık Radyo 94.9’da Gitaresk’te, 2019’un son programında Tool’un 2019 Albümü Fear Inoculum’dan seçtiğim parçaları dinleyebilirsiniz.

Gitaresk Ailesi olarak yeni yılın barış ve sadece barış getirmesini dileriz.

http://www.gitaresk.com/Playlists/50th/191231.htm

22:00 – 23:00 Esintiler / Seda Binbaşgil / Jazz

23:00 – 24:00 Psychoacoustics (Program gününde ve saatinde değişiklik) / Hazırlayanlar: Osman Kaytazoğlu, Berk Gökberk ve Barış Karakaş

Cumartesi geceleri 02.00’de yayınlanan Psychoacoustis bu yayın dönemi Salı geceleri saat 23.00’de

24:00 – 01:00 Numune Hastanesi / Cüneyt Bolak / Ses Gezegeninde Örnek avı

Kaydedilmiş her türlü ses, bir progresif rock şarkısı ya da bir hint ragası, “Eşkıya” filminden bir diyalog ya da eski bir tv reklamı prodüktörlerin ellerinde yeniden hayat bulur. Doktor Frankenstein’ın canavarı gibi! 70lerin sonunda sampler’ın icadıyla müzik bir daha eskisi gibi olmadı. Özellikle Hip Hop’ta kesilen, biçilen ve yeniden hayat bulan “numune”lerin masaya yatırıldığı Numune Hastane’sinde örneği alınan ve bu örneklerle yapılan şarkıların izi sürülüyor. Sampling marifetiyle üretim yapan prodüktörler ve bu üretimleri altyapı olarak kullanan rapçilerin de konuk olduğu Numune Hastanesi dinleyicilerini “Ses Gezegeni’nde Örnek Avı”na davet ediyor.

facebook.com/Numune.Hastanesi

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/12/27

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil,  Selahattin Çolak

acikgaste_30-12-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Libya’ya asker gönderme teskeresine ve benzer bütün girişimlere karşı, Meclis’te tek bir fire vermeden bulunmak, Meclis dışında da tek bir fire vermeden muhalefet güçlerinin demokratik cephesini kurmaya çalışmak herkesin, hepimizin görevi. Ve tek kurtuluş umudumuz.”
————————————————————
Yazar, barış savunucusu Oya Baydar, Libya’da TSK’nin karadan, denizden, havadan müdahalede bulunmasına ya da “iç savaşın taraflarından biri lehine doğrudan savaşa dahil olma hamlesi”ne Türkiye’de nasıl muhalefet edilebileceği konusunu tartışıyor. (T24)

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, bulut, gökyüzü, açık hava ve doğa

***

***

Yine birileri sizi son dakikada ikna etmesin Sayın Kılıçdaroğlu!

30 Aralık 2019

Beka tehdidi artık yalama oldu ve Libya’da “terörist Kürt”ler de yok tepelenecek. Ülkemizin bölünme tehdidiyle, saldırılarla karşı karşıya olduğu propagandası Libya müdahalesinde işe yaramaz.

(Bu yazının orijinal versiyonu T24 internet gazetesinin web sitesinde yayınlanmıştır.)

Tek Adam, Suriye’den sonra şimdi de Libya seferine hazırlanıyor. Aslında o topraklara da çoktan el atmış; silah, techizat, eğitim desteği kisvesi altında askeri personel göndermiş durumda. Şimdi, kendi meşrebine daha yakın olan İhvancı Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne destek olmak üzere, kimin elinin kimin cebinde olduğu, dengelerin ve tarafların her an değiştiği karmakarışık Libya cehennemine asker gönderecek.

Bu, sadece kara değil, deniz ve hava kuvvetlerini de içerecek bir müdahale, daha doğrusu iç savaşın taraflarından biri lehine doğrudan savaşa dahil olma hamlesi. Libya’ya asker gönderilmesini, her derde deva ‘millî çıkarlar’ söylemiyle destekleyen asker-sivil uzmanlar dahi, bu harekâtın herhangi bir ittifak çerçevesinde değil Türkiye’nin tek başına atacağı bir denizaşırı müdahale adımı olarak bir ilk olduğunu vurguluyor, risklerine dikkat çekiyorlar.

Suriye’den sonra Libya: Reis’in neo-Osmanlı nostaljisi

Davutoğlu’nun yanılgılarla dolu anakronik stratejik aklı, Bahçeli’nin Türkçü-yayılmacı devlet saplantısı, ittihatçı ‘ulusolcu’ların Türk şoven milliyetçiliğiyle buluşması, bunların tümünü birleştiren Sevr paranoyası, Tayyip Erdoğan’ın Osmanlı nostaljisiyle bezeli mutlak iktidar arayışının kuvveden fiile çıkmasına olanak tanıdı.

Türkiye; kandırmacadan, yalandan, algı çarpıtmasından ibaret beka ve millî çıkarlar bahanesiyle Suriye topraklarına kilometrelerce girip, girmekle kalmayıp demografik yapıyı değiştirerek bölgeye yerleşirken, savaşın başından beri AKP iktidarının Suriye politikasına karşı olduğunu söyleyen muhalefet, -başta CHP ve Avrasyacı ulusalcılar/ulusolcular- Suriye topraklarına girilmesini aslında iktidarın çıkarından başka bir şey olmayan sözde ‘millî çıkarlar’ adına savundular, desteklediler. Erdoğan’ın gitgide gemlenemez hale gelen fütuhatçı, yayılmacı Osmanlı nostaljisine dayalı dış politikasına kan verdiler.

Afrin harekâtından sonra, Suriye sınırından içeri 30-35 kilometre girip yerleşmeyi hedefleyen sınır ötesi askeri harekât tezkeresine ana muhalefet partisinin verdiği onay aymazlığın ve suça iştirakın son örneğidir. CHP parti meclisi ve milletvekillerinin ezici çoğunluğunun karşı olduğu bu tezkereye yürekleri yana yana, bağırlarına taş basarak evet oyu verdiklerini söyleyen Sayın Kılıçdaroğlu’nu, yanlış olduğunu bildiği bir karar almaya zorlayan neydi? Kim/kimler, hangi ‘millî çıkarlar’ uğruna ikna etmişti kendisini? Üstelik de o millî çıkarların ve beka yutturmacasının Erdoğan-Devlet (Bahçeli) iktidarının ve ideolojisinin beka’sı anlamına geldiğini bildiği halde…

Korkum o ki, muhalefet yine ikna edilecek

Bu defa Kılıçdaroğlu ve şimdilik İyi Parti, Erdoğan’ın Libya seferine karşı olduklarını ve Libya teskeresine hayır oyu vereceklerini beyan ediyorlar. Ne iyi! Ancak son anda, -iyi saatte olsunlar- bazı güçlerce ikna edileceklerinden korkmakta haklı değil miyiz? Tayyip Erdoğan, neo-Osmanlı yayılmacılığının ürünü Libya seferini Kemalistlere Atatürk’ün de Libya’ya gittiği gerekçesiyle pazarlamaya çalışırken, Oda TV’nin bir yazarı da “Mustafa Kemal olsa, herhalde tıpkı 1911’de yaptığı gibi, Trablus’a emperyalist güçlere karşı savaşmaya giderdi” diyerek kendisiyle buluşuyor. Bahçeli ise, Libya teskeresini 49 milletvekiliyle destekleyeceklerini peşinen duyuruyor, karşı çıkanları yine vatan hainliğiyle suçluyor.

Muhalefet Meclis’te tek bir fire vermeden hazır bulunmalı

Libya’ya asker gönderilmesine gerçekten karşı çıkıyorlarsa, bütün muhalefet partileri Libya teskeresinin tartışılacağı oturumda bütün milletvekillerini tek bir fire vermeden Meclis’te bulundurmalıdırlar. CHP ve HDP dahil bütün muhalefet partilerinin bu konuda sabıkalı olduklarını, çok önemli konuların oylamasında muhalefet milletvekillerinin salonda bulunmadıklarını yakın zamandaki birkaç oylamadan hatırlıyoruz.

Nasıl olsa çoğunlukları var, diyerek kulağınızın üstüne yatar, Meclis’te bulunmazsanız hiçbir güvenilirliğiniz, inanılırlığınız kalmaz. Zevahiri kurtarmak için verilen demeçler havada kalır.

En son duruma göre, CHP, HDP, İyi Parti, Saadet ve TİP’in toplam milletvekili sayısı 244; AKP, MHP, BBP, DP’in ise 341 milletvekili var. Evet, tezkere bunların çoğunluk oylarıyla kabul edilecek, Ama üç-beş kişi değil Meclis’teki muhalefetin ortak bir noktada buluşarak ülkemizi savaşlara sürükleyen bu neo-Osmanlı yayılmacılığına hayır demesi toplumsal muhalefet ve demokratik birlik açısından, bugün sanıldığından kat be kat önemli sonuçlara yol açabilecek. Mesela, -artık telafisi yok ama- Fırat’ın doğusu tezkeresine başta CHP, tüm muhalefet hayır diyebilseydi, barış ve demokrasi güçlerinin yakınlaşmasını sağlayacak böyle bir ‘hayır’ tek adam iktidarında önemli bir gedik açabilir, AKP içinde bu gidişata karşı olup da şu veya bu nedenle suskun kalanların silkinip kendilerine dönmelerini sağlayabilirdi. Mesela, barış güçlerinin eli kuvvetlenir, kitlelere ulaşmaları kolaylaşırdı.

Oy hesabı mı, iktidar-devlet koalisyonunun tuzağına düşmek mi?

Ana muhalefet partisinin, iktidarın Suriye politikasına karşı olup da Suriye’ye sınırötesi operasyonları desteklemesi, milliyetçi/ulusalcı seçmenlerin oylarını kaçırma endişesiyle açıklanıyor çoğunlukla. Ben bu açıklamanın yetersiz kaldığını, asıl korkunun devletin kırmızı çizgilerini ihlal etme olduğunu düşünüyorum. Çünkü Kuzey Suriye’ye girip oradaki Kürt nüfusu topraklarından sürerek yerlerine Sünnî Arapları yerleştirme projesini benden çok daha iyi bildiklerinden eminim. Öte yandan son dört yıldır ülkede hüküm süren iktidar terörünün ve savaşçılığın dayanağı haline getirilen beka meselesinin de yutturmacanın dik âlâsı olduğunu bunca yılın siyasetçileri bilmiyorlarsa vay halimize. Pek güzel biliyorlar.

Peki o zaman ‘millî birlik’ diyerek iktidarın ülkeyi adım adım felakete sürüklemekte olan savaşçı, yayılmacı politikasının yanında, neo-Osmanlıcı Reis’in safında yer almanın anlamı nedir? Sorunun cevabını muhalefetin kendi kendisine vermesi gerekiyor.

Beka korkutmacası Libya’da işlemez

Halkın çok büyük çoğunluğunun kendi beka’sının, çoluk çocuğunu doyurmanın, yaşatmanın, ısıtmanın, okutmanın, işinin aşının derdine düştüğü şu güç günlerde iktidar sınırötesi yeni maceralar için kitle desteği bulmakta zorlanacaktır. Beka tehdidi artık yalama oldu ve Libya’da ‘terörist Kürt’ler de yok tepelenecek. Ülkemizin bölünme tehdidiyle, saldırılarla karşı karşıya olduğu propagandası Libya müdahalesinde işe yaramaz. Halk, “Savaşlara çok para harcıyoruz, vatan millet için biraz aç kalın” utanmazlığına karşı, “Ben mi topunla tüfeğinle elâlemin topraklarına gir dedim sana” cevabını şimdilik içten içe dillendirirken yarın Libya’ya asker gönderme dendiğinde yüksek sesle dile getirecek.

İktidar cephesinin dış politikası bütünüyle yere çakılmış, iflas etmiş durumda. Büyük yanılgıların yarattığı büyük çıkmazların acı sonuçları önümüzdeki günlerde yaşandıkça kitlelerin tepkisi daha da yükselecek. Beka ve millî çıkarlar yutturmacasını açığa çıkarıp, savaşların maliyetini kitlelere anlatmayan muhalefet, iktidarın artık suça dönüşmüş yanılgılarının ortağı sayılacak.

İşte bu yüzde, Libya’ya asker gönderme teskeresine ve benzer bütün girişimlere karşı, Meclis’te tek bir fire vermeden bulunmak, Meclis dışında da tek bir fire vermeden muhalefet güçlerinin demokratik cephesini kurmaya çalışmak herkesin, hepimizin görevi.

Ve tek kurtuluş umudumuz.

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Pazartesi  Ali Bilge’yle Ekonomi Politik

ekonomipolitik20191230

Ekonomi Politik kayıt arşivi

09:50 – 10:00 İzel Rozental ile Haftanın Karikatürleri (Açık Gazete’de yeni köşe)

haftaninkarikaturleri20191230

karikatur_30-12-2019

Sevgili dostumuz çizer İzel Rozental dünyadan ve Türkiye’den seçtiği haftanın karikatürlerini radyoda anlatıyor.

facebook.com/izel.rozental

***

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 Kamusla Güreş (Yeni program) / Hazırlayanlar: Didem Gürzap ve Kerem Doğan

kamuslargures30.12.2019rec.18.12.2019

Kelimelerin, hayata dokunan anlamları, güncel ve geçmişe dayalı anlam ve çağrışımlarıyla tekrar ele alınacağı bir program

zz8

Kamusla Güreş kayıt arşivi

Kamusla Güreş Twitter

Didem Gürzap Twitter

***

Kamusla Güreş, Kerem Doğan, Didem Gürzap, Açık Radyo, Karakter, Şahsiyet, Huy, Tıynet,Doğa, Tabiat

***

zz16

Karakter ve eşanlamlısı diğer sözcükleri ele almaya devam ediyoruz Didem Gürzap (@DGrzap) ve Kerem Doğan’la #KamuslaGüreş (@kamuslagures) az sonra (10.30 – 11.00) Açık Radyo’da

***

zz17

Galen’den Allport’a; felsefe, tıp ve psikoloji tarihi boyunca, KARAKTERin kaynakları, tanımları, çeşitleri üzerine pek çok görüş ve tez üretilmiş. (Eysenck; Kişilik boyutları)

11:00 – 12:00 Bisiklet Zinciri (Yeni program) / Hazırlayan: Muzaffer Çorlu

Müzik programcımız Muzaffer Çorlu yıllar sonra heyecanlı bir dönüş yapıyor. Programda müzik, filim ve bilim üst şemsiyesi altında besteciler, bilim insanları ve dahi siyasetçiler nöro-bilimdeki yeni gelişmelerle birlikte ele alınıyor.

Bisiklet Zinciri kayıt arşivi

12:00 – 13:00 Caz Club / İçinden Caz Geçenler / Dağhan İş

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00  Babil’den Sonra / Rüzgâra Bırakılmış Sesler / Hazırlayan: Ercüment Gürçay

babildensonratunaninberiyani25yasinda30.12.2019

zz7

facebook.com/ercumentgr

***

[BABİL’DEN SONRA] 2020 GÜLÜMSETEN BİR YIL OLSUN 

AÇIK GAZETE”de her pazartesi “HAFTANIN KARİKATÜRLERİ” köşesinde bizleri karikatür dünyasında yolculuklara çıkaran karikatürist İZEL ROZENTAL geçtiğimiz günlerde “Yirmi, güzel çağrışımlar yapan pozitif bir sayıya benziyor, haydi el birliğiyle 20+20’yi gülümseten bir yıl yapalım” çağrısıyla bir çizim paylaştı. Biz de Rozental’in çağrısına uyarak yılın son BABİL’DEN SONRA programında, MUAMMER KETENCOĞLU’nun bu yıl 25’nci yaşına giren TUNA’NIN BERİ YANI programı bağlamında AÇIK RADYO’nun geçen 25 yılını ve özellikle 2019 yılını konuşmak istiyoruz. Program için Muammer yanında çok özel şarkılar da getirecek 

Açık Radyo 25 yılda 1158 programcısı ve 1142 programıyla gülümseten bir gelecek umutlarımızı bugünlere kadar taşıdı. 2020’nin iklim meselesinde somut kazanımların elde edildiği, hepimizi gülümseten bir yıl olmasını diliyor, yeni yılınızı kutluyor ve 30 ARALIK PAZARTESİ 13:00’DE radyolarınızın başına bekliyoruz 
http://acikradyo.com.tr/stream/index.html

Fotoğraf açıklaması yok.
***
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, Selahattin Çolak dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar

Ercüment Gürçay

AÇIK RADYO (94.9) BABIL’DEN SONRA: 2020 GÜLÜMSETEN BIR YENİ YILOLSUN!

Selahattin Çolak ve Muammer Ketencoglu programa hazir. 13:00’de radyolarinızin başına bekliyoruz 🙂

***

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, Ercüment Gürçay dahil, gülümseyen insanlar

Ercüment Gürçay

AÇIK RADYO (94.9) BABİL’DEN SONRA: TUNA’NIN BERİ YANI 25 YAŞINDA…

2019’un son “Babil’den Sonra” programında Muammer Ketencoğlu ile Açık Radyo’lu günlerini konuştuk. Nice yıllara Muammer 

https://tunaninberiyani.blogspot.com/…/tunann-beri-yan-25nc…

14:00 – 14:30 Hamişden Sesler / Şenay Özden ve Özhan Önder / Suriye ve Suriyeliler hakkında sürgünden sesler

hamisadensesler20191230

Hamişden Sesler kayıt arşivi

14:30 – 15:30 Opus 94 9 / Berna Uzunoğlu

Daha önceki dönemlerde her bölümünü dâhi bir besteciye ayrılan programda, 39. yayın döneminden itibaren her bölümünü bir müzik enstrümanına ayrılıyor.

15:30 – 16:30 Yolgeçen / Rahmi Öğdül ve Evrim Altuğ / Hayatî ve kitabî patikaların kesiştiği yol ağızlarında ayaküstü konuşmalar

16:30 Hariçten Sanat (Yeni Program) / Gezegenden Kültür-Sanat Haberleri / Hazırlayan: Çelenk Bafra

harictensanat20191230

acikradyo.com.tr/program/144512/kayit-arsivi/hariçten-sanat

Programda özellikle Türkiye’yi ilgilendiren ve/ya Türkiye’den katılımcılara yer veren uluslararası sanat gündeminden bir kesit sunulacak. Müzeler, bienaller ve sergilere özellikle odaklanarak geniş bir perspektifle sanat, mimarlık, tasarım ve müzecilik alanlarındaki yeni gelişmeleri, haberleri ve güncel tartışmaları incelenecek.

Hariçten Sanat kayıt arşivi

facebook.com/celenk.bafra

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20191230

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Araştırma: “Hava kirliliği bedenin yanı sıra akıl sağlığını da olumsuz yönde etkiliyor”

30 Aralık 2019
Fotoğraf: Yeşil Gazete

Kanal İstanbul Projesi’nin ÇED raporu nihai halini almak üzere Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından halkın görüş ve önerilerinin alınması üzerine askıya çıkarıldı.

Kanal İstanbul Projesi’nin ÇED raporu nihai halini almak üzere Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından halkın görüş ve önerilerinin alınması üzerine askıya çıkarıldı. Türkiye Mimar Mühendis Odaları Birliği İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, projeye ilişkin görüş ve itirazlar için örnek itiraz dilekçesi ve yönerge hazırladı. Projeye ilişkin görüş ve itirazlar 2 Ocak 2020 tarihine kadar İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne ya da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü’ne dilekçe ile iletebilecek. TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu projeye ilişkin itirazın ya da görüş bildiriminin nasıl yapılacağına dair örnek itiraz dilekçesi ve yönerge hazırladı. Dilekçe örneğine TMMOB internet sitesi üzerinden ulaşılabiliyor. Yurttaşlar, dilekçelerini İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün Beşiktaş ve Ataşehir’de bulunan binalarına elden, fax veya mail yoluyla ve CİMER vasıtasıyla doğrudan Cumhurbaşkanlığına iletebilecek. ÇED raporuna itirazlarını sunanlar arasında “Ya kanal ya Karadeniz” Artvin, Rize, Trabzon, Ordu, Samsun, Sinop, Bartın ve Zonguldak illeri de vardı.  Rapora itiraz eden kişiler Kanal İstanbul’un sadece İstanbul için değil Karadeniz ekosistemi için de bir yıkım projesi olduğunu söyledi. Yeşil Artvin Derneği ve Karadeniz İsyandaplatformlarının çağrısıyla itiraz dilekçeleri hazırlayan Artvinliler, İstanbul’da olduğu gibi uzun kuyruklar oluşturdu. Ankara’da projeye karşı çıkanlar ise Anıtparkforum’un çağrısıyla dilekçelerini elden teslim etmek için bir araya geldi.  Dilekçeler toplu halde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na teslim edildi. Bursa Çevre Platformu‘ndan yapılan açıklamada ise “Bursa’da yaşayanlar (Bursa’ya etkilerini de kapsayacak biçimde) Kanal İstanbul projesi ÇED raporuna itiraz dilekçelerini Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü’ne elden iletecek” denildi. Projeye ilişkin görüş ve itirazlar 2 Ocak 2020 tarihine kadar İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne ya da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü’ne dilekçe ile iletebilecek. Hafta sonu ve yarım gün sayılan 31 Aralık ve tatil günü olan 1 Ocak’ta itiraz dilekçeleri teslim edilemeyecek. Kanal İstanbul Projesi’ne tepki gösteren kişilerin kullanabileceği bir yol da Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi üzerinden görüş bildirmek. Ancak internet üzerinden yapılan başvurular itiraz değil, görüş bildirme olarak değerlendirilecek. Change.org/kanalistanbul üzerinden kanala karşı Prof. Dr. Cemal Saydam’ın başlattığı kampanyada ise imzalar 214 bini geçti.

Termik santral atıkları için yeni muafiyetler getirildi. Düzenleme çevre mevzuatı yükümlülüklerini yerine getirmemiş olan santralları ilgilendiriyor.  Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik 26 Aralık 2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yeşil Ekonomi’nin haberine göre, yönetmelik ile EÜAŞ’a ait veya özelleştirilmiş termik santrallere ilişkin yönetmelikte bir hüküm yer aldı. Düzenlemeye 22’inci madde olarak eklenen hüküm ile özelleştirilmiş termik santrallerin 26 Mart 2010 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan aynı yönetmelik kapsamında depolamaları gereken atıklar için uymak zorunda oldukları sınır değerleri belirten madde değiştirildi. Ayrıca değişiklik ile bu tesislerin kurumsal akademik rapor aldıkları takdirde düzenli depolama tesisi onay belgesi ve il müdürlüğü onayı gerekmeden “Düzenli Depolama” konulu çevre izin lisans başvurusu yapabileceği hükmü getirildi.

Cumhuriyet gazetesi yazarı ve hayvan özgürlüğü aktivisti Zülal Kalkandelen, Adalar’da görevini yerine getirmedikleri ve atlı fayton uygulamasını sürdürerek at katliamına neden oldukları iddiasıyla çok sayıda devlet görevlisi hakkında Adalar Cumhuriyet Savcılığı‘na suç duyurusunda bulundu.  Kalkandelen’in suç duyurusunda, şu an görevde olan Adalar Kaymakamı Dr. Mustafa Ayhan ve geçmişte kaymakamlık görevini sürdüren Hikmet Dengeşik ve Ahmet Arabacı, Adalar İlçe Tarım ve Orman Müdürü Feramiş Çiftçi, İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürü Ahmet Yavuz Karaca, Adalar İlçe Sağlık Müdürü Güliz Ülkü’nün isimleri yer alıyor.

Hava kirliliğinin insan sağlığına etkilerini araştıran bir çalışma kirlilik seviyesinin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini ortaya koydu. Araştırmaya göre, kirlilik bedensel zararların yanında akıl sağlığını da olumsuz yönde etkiliyor. Araştırma, University College London’dan bir ekibin 16 ülkeden elde ettikleri verilere dayanıyor. Çalışmanın bulguları, hava kirliliğine maruz kalmanın depresyon riskini artırdığını ortaya koyuyor ve depresyonun tedavisinde temiz hava almanın önemine dikkat çekiyor. Araştırmacılardan Dr. Isobel Braithwaite, kirli havanın insan sağlığını kötü etkilediğinin, kalp ve solunum yolu hastalıklarına davetiye çıkardığının uzun zamandır bilindiğini hatırlatarak, “Burada hava kirliliğinin ruh sağlığımız üzerinde de aynı şekilde ciddi zararları olduğunu gösteriyoruz ve bu da soluduğumuz havanın acilen temizlenmesi gerektiği anlamına geliyor” açıklamasını yaptı. Dünya Sağlık Örgütü, toz ve duman gibi hava kirliliğine yol açan ince partiküllerin metreküp başı 10 mikrogramın altında tutulmasını öneriyor. Araştırmacılarsa küresel kirliliğin metreküp başı 44 mikrogramdan 25’e düşürülmesi halinde dünya çapında depresyona yakalanma riskinin %15 oranında azalabileceğini savunuyor. Çevre Sağlığı Perspektifleri dergisinde yayımlanan başka bir çalışma da benzer şekilde, hava kirliliğiyle intihar arasındaki bağlantıyı ortaya koymuştu. Araştırma, intihar oranlarının hava kirliliğinin yüksek olduğu günlerde ölçülebilir şekilde arttığını ileri sürüyordu.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Pazartesi Murat ‘Mrt’ Şeçkin ile Kadıköy Postası

Kadıköy’deki kültür-sanat takviminin tutulduğu programda Tayfun Polat’ın Kadıköy’den göçüyle oyuncu değişikliğine gidildi. Yine bir Kadıköylü Murat ‘Mrt’ Seçkin aramıza katıldı.

Açık Dergi Pazartesi Ebedi Yokoluş / Forever Extinct / Virginia Patrone ve Çiğdem Fidan

Ebedi Yokoluş programında, insanlar yüzünden nesli tükenmiş ya da tehlike altında olan ve hiçbir şey değişmeden böyle giderse; kısa zamanda ebediyen yok olacak olan türler hakkında konuşuyoruz. Her hafta yokolan bir türün tarihine ve sesine kulak veriyoruz.

acikradyo.com.tr/program/ebedi-yokolus-forever-extinct

instagram.com/virginiapatrone/

instagram.com/ebedi_yokolus/

Açık Dergi Pazartesi  Haftanın Albümü

20:00 – 21:00 Bir Baba Indie Lokal / Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu

Z Raporu ( 2019 – 2. Bölüm)

Yerli sahneden yeni yayınlanan müzikler, konuklar ve canlı performanslar Bir Baba Indie Lokal’de.

facebook.com/birbabaindie/

birbabaindie.com/

twitter.com/birbabaindie

instagram.com/birbabaindie/?hl=tr

***

zz3

Bir Baba Indie Lokal’in 30 Aralık Pazartesi tarihinde yayınlanan programında 2019 yılında alternatif yerli sahnenin öne çıkan çalışmalarından ikinci seçki sunuldu.

Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu tarafından hazırlanıp sunulan, yerli sahneden sesler sunan Bir Baba Indie Lokal her pazartesi saat 20:00 – 21:00 arasında 94.9 Açık Radyo’da yayınlanır.

Playlist:

1. Can Güngör – Dışarda Kış
2. Gülinler – Dinozorlar
3. Cem Özel – Dar Dünya
4. Akın Sevgör – no. III Touched
5. Suha – Hora
6. Ege Çubukçu – BADD’ tripp
7. Hakan Vreskala – Duvarlar
8. Brek – Bugün Benim Biraz Şansa İhtiyacım Var
9. Bi Android – Güneş Kucağında
10. Lin Pesto – Bu Partide Yalnızsın
11. Saturn Bar – Kalbimde
12. Perdenin Ardındakiler – Ankara’yla Bozuşuruz
13. Ahmet Ali Arslan – Dünyalarız Uzakta
14. Haşmet Asilkan – Senden Nefret Ediyorum

21:00 – 22:00 Vertigo / Hilmi Tezgör ve Osman Öztürk / Savrulan şarkılar

vertigo500.blogspot.com/

22:00 – 23:00 Ahtapotun Bahçesi / Cem Sorguç / Alter-latif müzik

ahtapotunbahcesi.blogspot.com/

twitter.com/ahhtapot

23:00 – 24:00 Ay Palas / Tolga Yağlı / Bağımsız müzik

aypalas.blogspot.com/

24:00 – 01:00 Erguvani İstimbot / Cüneyt Cebenoyan

Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz dostumuz, programcımız Cüneyt Cebenoyan’ın ardından, kendisinin 2014 yılında hazırladığı ve her bölümde bir filmi konuklarıyla birlikte ele aldığı Erguvani İstimbot programını bu yayın döneminde tekrar yayınlıyoruz.

‘Bir film, pir film’ şiarıyla yola çıkan programda Cüneyt Cebenoyan, her bölümde bir filmi  konuklarıyla ele alacak.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

09:00 – 10:00 Gezgin’in Şarkısı / Rönesans’tan Barok Dönem’e yaratıcı dehanın keşfi / İlknur Akman Erk

Rönesans’tan Barok Dönem’e uzanan uzun, çok yaratıcı ve verimli bir çağın bestecilerini, eserleriyle birlikte tanıtmayı amaçlayan bir program bu dönem Açık Radyo’da yayında.

09:50 – 10:00 La Fontaine’in Masalları (Yeni program)

“Bu Bizim ezelî bir derdimizdir/

Asıl Düşmanımız Efendimizdir”

Orhan Veli çevirisiyle bir yıl boyunca her pazar bir fabl okuyoruz.

10:00 – 10:30 Bir Dolap Kitap / Banu Aksoy ve Yıldıray Karakıya / Her yaş için çocuk kitabı

birdolapkitap.com/

birdolapkitap.com/radyo-arsivi/

10:30 – 11:00 Botanitopya (Yeni program) / Sesli Doğa Tarihi Müzesi / Hazırlayan: Benan Kapucu

Bitkiler âleminin tuhaf ve muhteşem dünyasını belgeleyen botanik sanatına dair her şeyin konuşulacağı bir program.

Botanitopya kayıt arşivi

botanitopya twitter

botanitopya instagram

botanitopya@gmail.com

***

zz3

zz4

zz5

zz6

Çok yönlü tasarımcı Gönül Paksoy ile doğaya saygı, çiçek ve yemek üzerine konuşuyoruz. 10:30’da 94.9 Açık Radyo’da buluşmak üzere

11:00 – 12:00 Mekânlar ve Çağlar İçinde Ses / İştar Gözaydın / İskender Savaşır

facebook.com/istar.gozaydin

12:00 – 13:00 Dünyayı Dinliyorum / Zekeriya Şen / Bir dünya müziği programı (Radio MultiCult 2.0 ile ortak yayın)

tikabasamuzik.com/Katagorileri/dunyayi-dinliyorum

mixcloud.com/dunyayidinliyorum/

soundcloudcom/tıkabasamuzik

13:00 – 14:00 Ma’nın Tınısı / Hakan Ünseven / Anadolu müziğinin çağdaş yorumları

archive.org/details/@alabanda

14:00 – 15:00 Dilden Dile Titreşimler / Emre Dağtaşoğlu / Türk halk müziği

dildendiletitresimler29.12.2019

dildendiletitreimler.blogspot.com/

***

(Destekçiler: Candan&Kemal Kirişçi)

  1. Yara Sızlar Ok Değmiş Yara Sızlar – Bahattin Turan
  2. Nasıl Methedeyim Sevdiğim Seni – Tuncay Kemertaş
  3. Hafo’mun Evi – Osman Aslan
  4. Vardım Baktım Demir Kapı Sürgülü – Cengiz Özkan
  5. Al Yeşil Geyinmiş Geline Bakın – Elif Üstün&Ekin Küçük
  6. Sabahın Seher Vaktinde – Çağlasu Aslan&Volkan Kaplan
  7. İsfahan’da Han İşlerim&Sürme Beni – Celal Sezer&Ahmet Gökhan Coşkun
  8. Çay Aşağı Adalar – Çiğdem Elmas
  9. Meteristen İneydim – Enver Demirbağ

15:00 – 16:00 Musıkî Arşivi / Bülent Aksoy / Musıkî icrasının geçmişine ayrıntılı bir bakış

16:00 – 17:00 Semt-i Nihavend / Klasik Türk musikisine dair / Fikret Karakaya

Usta müzisyen Fikret Karakaya Semt-i Nihavend programında bu yayın dönemi;  bazen bir makamı, bir sazı, bir bestekârı, bir icracıyı tanıtıp kayıtlarını dinletiyor. Bazen de konuklarla Türk Musıkisi üzerine söyleşiyor.

17:00 – 18:00 Modernin Sesi / Aykut Köksal / Dört yüzyıllık müzik serüvenine derkenar

18:00 – 19:00 İnsan Sesi / Aksel Tibet / Çoksesli Batı müziğinde insan sesinin yeri

19:00 – 20:00 I Can Rock and I Can Roll / Rock’n Roll’un öncü kadınları / Şenol Ayla

“Rock erkek işidir” diyenlere inat, onlar o güne dek görülmemiş biçimde, kulis odalarını değil sahneyi istediler, gitarda ısrar ettiler, tırnaklarını kısa kestiler, sahnede terlediler ve bir ‘hanımefendi‘ye yakışmayacak biçimde avaz avaz bağırdılar. Onlar Rock’n Roll’un öncü kadınlarıydı. Pek çoğu listelerin en üst sıralarına çıkan parçalar bestelediler, mükemmel gitar çaldılar, kadınların daha iyisini yapabileceğini gösterdiler… ama isimlerini Rock’ın ‘resmî tarihine’ yazdıramadılar, sadece meraklısınca hatırlandılar. Bu program, onlar için gecikmiş bir anma, hak ettikleri bir saygı duruşu.

20:00 – 21:00 The Big Easy / Aylin ve Varol Ünel / New Orleans kültürü ve müziği

New Orleans müziğinin ve kültürünün işlendiği The Big Easy bu yayın döneminde saat 20’de.

21:00 – 22:00 İstanbul’dan Gelen Telefon / Pazar gecesi biterken dinlemek isteyeceğiniz, her telden güzel şarkılar. Bazen de müzik arkeolojisi. / Altuğ Güzeldere, Mahir Ilgaz, ve Güven Güzeldere. Bu yayın döneminde Hakan Gürvit ve zaman zaman Ömer Madra’nın katkılarıyla…

İstanbul’dan Gelen Telefon bu yayın döneminde ekiplerine Hakan Gürvit ve zaman zaman Ömer Madra’yı dahil edip efsanevi müzisyen, şarkıcı, besteci ve ozan ‘Pete Seeger’a odaklanıyor. Amerikan halk müziğinin öncü isimlerinden Seeger’ın yurttaş hakları, barış ve çevre hakları peşinde 70 yılı aşkın süre geçirdiği müzik ve aktivizm serüvenine ve bıraktığı kültürel mirasa bir bakış denemesi Açık Radyo’da.

22:00 – 23:00 Sarhoş Atlar Zamanı / Akif Burak Atlar / Konu parantezinde rock

sarhosatlarzamani.tumblr.com/

mixcloud.com/SarhosAtlarZamani/

23:00 – 24:00 Jirayr’ın Walkman’i / Bilindik Ermeni müziğinin öbür türlüsü / Saro Usta ve Vartan Estukyan

Bildiğimiz Ermeni müziğinin dışında kalan Ermeni müzisyenlere, müziklere yeni üretimlere yer verilen bir program.

24:00 – 01:00 Audiocity / Türler arası / Bahadır Dilbaz

Yıllardır sürdürdüğü Kılavuz programını bitiren Bahadır Dilbaz, bu yayın döneminde 25 yıllık Dj’lik serüveninde eleğin üzerinde kalan müzikleri Audiocity’ye taşıyor.

01:00 – 02:00 Münakaşa / Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali / Erkan Ömür

munakasa20191229

“Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali” şiarıyla yola çıkan programda downtempo elektronik müzik, etnik elektronik, elektronika, minimal, breakbeat örnekleri dinleyiciyle buluşuyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

08:50 – 09:00 Nasrettin Hoca Hikâyeleri (Yayın sıklığında değişiklik) / Yazan: Orhan Veli Kanık / Okuyan: Mesut Özkeçeci

Pazar sabahları yayınlanan Nasrettin Hoca Hikâyeleri bu yayın dönemi hem Cumartesi, hem de Pazar.

09:00 – 10:30 Radyo Agos / Haftalık Agos gazetesinin penceresinden Türkiye ve Dünya gündemi. Agos’un mutfağından haberler, söyleşiler, olaylar

radyoagos20191228

Radyo Agos kayıt arşivi

10:30 – 12:00 Şansonlar (Yeni program) / Fransızca şarkılar dünyasında bir devr-i âlem / Hazırlayan: Cengiz Işılay

12079 listebaşı olmuş şarkıyı radyoya taşıyan Cengiz Işılay bu yayın döneminde Fransız Şansonlarına ve Fransız popüler müziğinin seçme örneklerine el atıyor.

12:00 – 13:00 Dünya Dönüyor / Naim Dilmener / ’Türkçe Pop’un 50 yılı

diskotek.info/(Naim abinin “Bu sitede milyon hazine var” diyerek önerdiği site)

zz11

Açık Radyo’da pop tarihi… 1800’lerden, Muzika-yı Humayun’dan başlayarak ve günümüze kadar gelerek, haftalarca/aralıksız sürecek bir pop tarihi… Kantolar, tangolar, şarkılar, yıldızlar… Hem ciddi hem de komik ayrıntılar… Kaydetmeyi unutmayın  15 Haziran’da başlıyor. 12:00/94.9

facebook.com/naimdilmener

***

Yılın en iyi albümlerinden biri olan Altüst/Ser U Bin’i çıkaran Bajar Açık Radyo’da… Müziği, ruh hallerimizi, bu hallerin şarkılara yansımalarını konuşacağız. 28 Aralık, 12:00

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi
***

Bajar’dan Vedat Yıldırım ve Cansun Küçüktürk ile Açık Radyo’da.

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar

13:00 – 14:00 Açık Deniz / Beysun Gökçin / Üç tarafı denizlerle çevrili bir radyo programı

acikdeniz20191228

Açık Deniz kayıt arşivi

facebook.com/beysun.gokcin

***

Açıkdeniz yılsonu programı ada ile başladı Aysedeniz Gökçin ile devam edecek. Yayındayız…94.9 Açık Radyo

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, Beysun Gökçin dahil, gülümseyen insanlar
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar, sakal ve yazı

14:00 – 15:00 El Fueye / Tangonun büyülü kutusu / Ortaç Aydınoğlu

Tangonun büyülü kutusu bu yayın döneminde 15 günde bir Cumartesi günleri saat 14:00’de.

15:00 Sadânüvîs (Yeniden program) / Hazırlayan: Cemal Ünlü

Açık Radyo’nun efsane programlarından Sadanüvis geri dönüyor. Fonograf, gramofon ve taş plak kayıtları Cemal Ünlü’nün anlatımıyla Cumartesi günleri saat 15.00’de Açık Radyo’da

facebook.com/cemal.unlu2

16:00 – 17:00 Dünyanın En Güzel Müzikleri (Yayın saatinde ve sıklığında değişiklik) / Reha Uz’a göre / Hazırlayan: Reha Uz

60 yılı aşkın bir müzik dinleme serüveninde Reha Uz’a göre Dünyanın En Güzel Müzikleri bu yayın dönemi hem Cumartesi hem de Pazar günleri saat 16.00’da.

17:00 – 18:00 Music of the World İstanbul / Refika Kadıoğlu ve Kutay Derin Kuğay / Tokyo’dan Barcelona’ya müzik ve ötesi

facebook/Kutay Derin Kuğay

***

Yarin, cumartesi günü saat 17 de Music of the World Istanbul programı dünyaca unlu ancak Türkiye’de pek tanınmayan Hindistan ve dünya müziğinin duayeni Ravi Shankar’in müziğini sunuyor.

Shankar, Ravi (1920-11 Aralık 2012)

Devamını Gör

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

18:00 – 19:00 Connections / Tim Hallam / 60′lar ve 70′lerde pop

connectionstr.blogspot.com/

mixcloud.com/tim-hallam/

19:00 – 20:00 Tighten Up / Simon Johns / Tematik bir müzik programı

tightenupwithsimonjohns.blogspot.com/

20.00 – 21:00 Güneyin Sesi / Salsa’dan Morna’ya, Bossa Nova’dan Nueva Canción’a Afro-Latin ezgiler… / Karaca Yiğit Pehlivanlı

guneyinsesi8.program28aralik2019

zz4

“Güney’in Sesi” Latin Amerika müziğinin beslendiği kültürler (Afrika, İspanya, Portekiz ve Amerikan yerli kültürü) üzerinden, geçirdiği değişimleri ve günümüze kadar hangi müzik türlerini nasıl etkilediğini ya da hangi müzik türlerinin etkisinde kalarak çeşitlendiğini anlatan; hepsinin temelinde var olan ‘yaşama sevincini’ yansıtan bir program.

facebook.com/karaca.pehlivanli

***

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, yakın çekim
Fotoğraf açıklaması yok.
Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, oturan insanlar ve gitar
Görüntünün olası içeriği: 6 kişi, gülümseyen insanlar
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yiyecek
+2

Karaca Yiğit Pehlivanlı  Güney’in Sesi / Açık Radyo

2019’un son programında, ikinci yarıyı, yeni yıla doğru uzanan günlerin coşkusunu yansıtan Güneyli seslere ayırıyoruz. Bugün saat 20’de, Açık Radyo’da 😊 Programa dair kısa kısa bilgiler için fotoğraflara tıklayıverin

21:00 – 22:00 High Times / Ras Memo/ Reggae

22:00 – 23:00 Flow / Türler arası gece müzikleri / Özgür Özer

flow60

Eklektik gece müziklerine yer verdiğimiz Flow bu yayın dönemi gece 22.00’de.

23:00 – 24:00 Login / Christopher Çolak / Elektronik müziğin alt türleri ve tüm renkleri

24:00 – 01:00 Lovaj / Ahmet Güneş / Elektronik ağırlıklı müzik

lovaj.com/

01:00 – 02.00 Alan Kod 212 / Türler arası / Batu Boran

Alan Kod 212 programı bu yayın döneminde haftasonuna transfer oluyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/12/26

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak, Emre Gülşer

acikgaste_27-12-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Bana evimi özleyip özlemediğimi soruyorsunuz…Peki, ama ev derken neyi kast ediyorsunuz?”
————————————————————
Yayınına son verilen, yayıncıları da sürgündeki hayatlarına devam eden İstanbul’daki Suriye radyosu Alwan’ın eski müdürü Sami, BBC’nin sorularını cevaplarken dünyanın trajik halini özlü bir soruyla dile getiriyor. (BBC Türkçe)

Görüntünün olası içeriği: ekran
08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Cuma Sezin Öney’le Seyyare: Türkiye ve Dünya Olayları Arasında Paralellikler, Karşılaştırmalar

seyyare20191227

Seyyare kayıt arşivi

09:30 – 10:00 Cuma Alp Ulagay ile Spor

spor20191227

10:00 – 10:30 İklim Acil / Dünya Acil Durum ilan ediyor / Can Tonbil

Gençler sokağa çıkıyor, yurttaşlar haklarını talep ediyor. İklim Acil, iklim aktivistleri ile beraber yeryüzündeki iklim mücadelesine panoramik bir bakış atıyor.

10:30 – 11:00 Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam / Buğday Ekibi (Leyla Aslan Ünlübay – Turgay Özçelik)

tohumdanhasadaekolojikyasam20191227

facebook.com/bugdaydernegi/

Tohumdan Hasada Ekolojil Yaşam kayıt arşivi

***

“Temiz hava haktır!”

Buğday Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Aslan Ünlübay’ın hazırlayıp sunduğu Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam Programı’nda bu hafta, soluduğumuz havadaki zehirler ve hava kirliliğinin yol açtığı sağlık problemleri konuşuluyor.

Temiz Hava Hakkı Platformu Koordinatörü Buket Atlı ve Türk Nöroloji Derneği Temsilcisi Doç. Dr. Semih Ayta’nın konuk olarak katıldığı programımız, bugün (27 Aralık) saat 10.30’da Açık Radyo’da. (94.9)

📻 Radyonuz Açık olsun!

Açık Radyo’yu internetten dinlemek için: http://acikradyo.com.tr/stream/index.html

Kaçıranlar, daha önceki programların kayıtlarına buradan ulaşabilirler: http://acikradyo.com.tr/program/84105/kayit-arsivi

#BuğdayDerneği #TohumdanHasadaEkolojikYaşam #AçıkRadyo #TemizHavaHaktır

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, gülümseyen insanlar, yazı

11:00 – 12:00 Hikâyenin Her Hali / Hayata dair cinsiyet-aşırı sohbetler / Aslı, Ayşe Gül, Didem, Kristen, Özlem ve Sema

Hayatın ‘olağan akışında’ normalleşen, olağan gözüken, ‘eşyanın tabiatı gereği’ akıp gidenleri, cinsiyet-aşırı sohbet masamıza koyuyoruz. Gündemi kentte, kırda, sokakta, fabrikada, evde, mahkemede, sinemada, müzikte takip ederken, gündeme gömülen hafızayı da hikâyelerle kazıyoruz. Bugünü kadim zamanlarda arayabiliyoruz, başımızın çaresine tarihsiz antik hikâyelerin penceresinden de bakıyoruz. Program, misafirleriyle olağanda olağanüstüyü, düzende darmadağını, dertte dermanı, yasta gücü, birlikte farkı aşındırıp, kamplara bölünmüşlerin peşinden gidiyor. Masamız kalabalık, masamız renkli. Masa da, masaymış ha!

12:00 – 13:00 Caz Türbülans / Recep Şencan / Cazda serbest dolaşım

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Önce Sağlık / Ayşegül Tözeren, Betigül Öngen ve Selim Badur

oncesaglik20191227

Kış yaklaşıyor ve havalar her defasında daha da kestirilemez oluyor. Önce Sağlık, her sefer olduğu gibi, bu kışın tekinsiz havalarında da nöbette.

14:00 – 14:30  Bir Yaşam Dili (Yeni program) / Hazırlayanlar: Deniz Spatar ve Canan İrtem

İsmini Marshall Rosenberg’in Şiddetsiz İletişim – Bir Yaşam Dili kitabından alan programda, anlaşmazlık içindeki bütün tarafları empati ile can-ı gönülden dinleyerek anlama, bu yoldan bağlantı kurarak işbirliği zemini yaratma ve herkesin ihtiyacının gözetildiği ortak çözümler üretme sanatı olan Şiddetsiz İletişim, çeşitli boyutları ile ayrıntılı olarak ele alınıyor.

Facebook.com/Şiddetsiz İletişim Türkiye

***

Sura Hart’la konuştuk. Hatasız Alan oyununun(No Fault Zone) nasıl doğduğunu, hikayesini anlattı. Öğretmenler, ebeveynler için tüyolar aldık. Yarın 14.00’te @acikradyo ‘da dinleyebilirsiniz. #marshallrosenberg #surahart #şiddetsiziletişim #nofaultzone #nofaultzoneclassroom #şefkatlisınıflar #ebeveynlik #kalpdili #empatiningücü

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, yazı

14:30 – 15:30 Wanderer / Can Denizci / (Richard Wagner özel programı)

Doğumunun 200. yılında Richard Wagner özel programı. 19. yüzyıl operasının en önde gelen iki isminden biri olan ve müziğin üst dilinin üstadı sayılan Wagner’in hayatı ve eserleri Wanderer’de

15:30 – 16:30 Sinefil / Melis Behlil ve Yeşim Burul Seven / Sinemasever muhabbetleri

sinefil_27.12.2019

Sinefil kayıt arşivi

16:30 – 17:00 Kavanozdaki Yıldız (Yeni program) / Hazırlayanlar: İsmail Başöz, Haluk Levent ve Mustafa Yılmazer

Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin toplumsal ve ekonomik etkilerini  kapsamlı biçimde ele almaya gayret eden bir program.

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20191227

Selin Gören

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Change.org’da çevre alanında açılan kampanyaların 15’i ‘tam sonuç’ verdi

27 Aralık 2019
Fotoğraf: Change.org

2019 yılında Change.org’da, çevre alanında 784 kampanya başlatıldı.

27 Aralık 2019 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.

15 Aralık’ta alınan verilere göre bu yıl Change.org’da, çevre alanında 784 kampanya başlatıldı. Çevre alanında başlatılan kampanyalar, bu yıl başlatılan kampanyaların %13’ünü oluşturdu. Gerek çeşitli sivil toplum kuruluşları tarafından, gerekse çevre tahribatının yaşandığı bölgelerdeki yerel halk tarafından çok sayıda kampanya başlatıldı. Özellikle, madencilik faaliyetlerine karşı başlatılan kampanyalar öne çıktı.

Bu yıl, çevre konulu kampanyalarda iki rekor kırıldı.  Birincisi, tek başına en fazla imza alan kampanya bu yıl ilk kez çevre alanındaydı. TEMA Vakfı’nın, Kirazlı’daki usulsüz ağaç kesimini belgelemesi üzerine başlattığı kampanyaya 600 binin üzerinde kişi imza attı. Bu kampanya aynı zamanda Change.org Türkiye’de bugüne dek çevre alanında en fazla imza alan kampanya oldu. Ruhsat süresi dolan işletmenin ruhsatı yenilenmedi ve işletme durdu. Kampanya, ruhsat tamamen iptal edilene kadar Change.org/AltindaOlumVar adresinde devam ediyor. Bu girişim, pek çok yeni fikre ve adaletsizliği dile getirme isteğine ilham oldu, Change.org’da açılan çevre kampanyaları sayısında artış gözlendi.

İkinci rekor, bu yıl en fazla başarının çevre alanında elde edilmiş olması. Çevre konusunda açılan kampanyalardan 15 tanesi, istenen değişimin gerçekleşmesiyle başarılı oldu. Şimdi bu başarılardan bazılarından söz edeceğim:

Temiz Hava Hakkı mücadelesinde, bir yılda iki başarı elde edildi. Kömürlü termik santrallerin çevre mevzuatından muaf tutulmasını içeren yasa tasarısı ilk olarak 2019’un ilk yarısında Madde 45 adıyla Meclis’e geldi. Hızlı bir şekilde kampanya başlatan Tema Vakfı Zonguldak İl Temsilciliği’nin kampanyasına, 19 bileşeni olan Temiz Hava Hakkı Platformu da destek verdi. 68 bin imza ve Meclis’e  imza teslimi sonrası tüm vekillerin ortak oyuyla Madde 45 reddedildi. Daha sonra aynı madde, bu kez Madde 50 adıyla tekrar Meclis’e geldi. Tekrar açılan kampanyada imza sayısı 100 bini geçti. Tasarı Meclis’ten geçse de, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından veto edildi ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Aralık ayında kömürlü termik santrallerin çevre mevzuatına uygunluğunun denetleneceğini ve 1 Ocak 2020 itibariyle kapatma dahil tüm cezai işlemlerin uygulanacağını söyledi.

Murat Dağı’nda altın-gümüş maden çıkarılma faaliyeti için özel bir şirkete verilen ‘ÇED Olumlu’ kararını Kütahya İdare Mahkemesi iptal etti. Bölgede bu faaliyetler için 2 milyon ağacın kesilmesi planlanıyordu. Yavuz Alnıak’ın başlattığı kampanyaya 143.690 kişi imza verdi. İmzalar, ÇED iptali için açılan davanın dosyasına girdi. Sonuç olarak ÇED olumlu kararı iptal edildi ve Murat Dağı kazandı.

Şirince Türetim Derneği’nin başlattığı kampanyaya 43.108 kişi imza verdi. Şirince’nin doğal ve kültürel mirasını yok edecek mermer ocağı planları iptal edildi.

Başak Kaya’nın başlattığı kampanyaya 12.560 kişi imza verdi. Mersin’de Caretta caretta’ların yuvalama alanında planlanan Mersin PopFest iptal edildi.

İzel Levi Coşkun’un “Sivriada’nın kaderi Yassıada gibi olmasın” diyerek başlattığı kampanyaya 49.808 kişi imza verdi. Sivriada’da başlatılan planlama, imar ve inşaat projelerinin tamamı iptal edildi.

Bolu Seben İlçesi’nde hazır beton santrali kurulmayacak. Nuri Karaçam’ın başlattığı kampanyada Bolu’nun Seben ilçesi Kabak Köyü ve Mudurnu ilçesi Sarpıncık Köyü mevkinde, ‘Malzeme Ocağı’, ‘Kırma-Eleme-Yıkama Tesisi ve Hazır Beton Santrali’ kurulması planları iptal edildi. Nuri Karaçam bu haberi imza verenlere şu şekilde duyurdu: ”Doğduğumuz, büyüdüğümüz ve gençliğimizin geçtiği köyümüzü ve doğamızı büyük bir risk altına sokacak olan Taş Ocağı ve Beton Santrali yapımını durduran Tarım ve Orman Bakan Yardımcımız Sayın Fatih Metin ‘e milletvekilimiz sayın Arzu Aydın ‘a şükranlarımı sunuyorum. Kampanyamıza destek veren siz değerli katılımcılarımıza teşekkür ediyoruz. Emeklerimiz sonuç verdi. ”

Bu yıl çevre alanında en fazla imza alan ilk 5 kampanya ise sırasıyla şu şekildeydi: 1. Kirazlı’da uydulara göre; söylenenin 4 katı (195.000*) ağaç kesildi. İşletme durdurulsun!  654.202 imza. 2. Salda Gölü’ne Millet Bahçesi yapılmasını ve gölün yok olmasını istemiyorum. 241.539 imza. 3. Ege’nin Su Kaynağı Murat Dağı’nda Altın Çıkarılmasın, 2 Milyon Ağaç Kesilmesin 148.374 imza. 4. İzmir Yanıyor! Menderes’i Ağaçlandırmak İstiyoruz.—130.455 imza. 5. Kuzey Ormanları ‘Muhafaza Ormanı’ ilan edilmeli ve mutlak koruma altına alınmalı! 130.602 imza.

Change.org’da bu yıl çevre alanında çok sayıda kampanyanın kazanılmış olması, gezegenimiz ve bizler için umut verici bir haber olmakla birlikte bu alanda yürütülen mücadelelerde kazanılan deneyimin de bir göstergesi. Siz de, Change.org ana sayfasına giderek, “kampanya başlat” butonunda adımları izleyerek, görmek istediğiniz değişim için kampanya başlatabilirsiniz. Belki de sizin kampanyanız, 2020 yılının başarılı kampanyalarından biri olur.

 

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Hafta boyunca Ben Bugün Bişey Öğrendim Yayına Hazırlayanlar: Doruk Yurdesin, Ozan Sezgin ve Rauf Kösemen

facebook.com/benbugunbiseyogrendim

Açık Dergi Cuma Ceyhan Usanmaz’la Bu Köşe Kitap Köşesi

***

Son dakika hediyesi

02 Ocak 2020

Yakın bir zaman önce de, benim için de çok daha özel bir roman olan Hayvan Çiftliği‘nin özel baskısı yayımlandı. Yalnızca kutusuyla bile ilgi çekici bir özel basım.

Kitap en güzel hediye, buna hiç kuşku yok. Hiçbir kriteri olmayan ve bir o kadar da kişiselleştirilebilir bir hediye olduğu için belki de. Doğru bir seçimle, birini ne kadar iyi tanıdığınızı gösterebilirsiniz örneğin; hiç tahmin etmediği, bambaşka bir dünyanın kapılarını aralamasını da sağlayabilirsiniz. Yalnızca ‘fiziksel’ bir hediye olmadığı için ucuz ya da pahalı olması, küçük ya da büyük olmasının da hiçbir önemi yok. Daha ne olsun! Ama ‘nesne kitap’ terimini de göz ardı edemiyoruz elbette, bazı kitaplar, birer nesne olarak da albenililer…

Folio Society’nin özel baskı kitaplarını, uzun zamandır imrenerek inceliyordum. Her biri birbirinden farklı, içerikleriyle uyumlu ‘özel’liklere sahip bu kitaplara ne zaman bir yenisi eklense, söz konusu kitabın özelliklerini, yakın çevreme doğum günümü hatırlatan mesajlar birlikte gönderiyordum! Ulaşması kolay olmayan bu kitaplardan henüz edinemedim (hediye eden de olmadı!) ama en az onlar kadar ‘özel’ kitaplar Türkçede de zaman zaman yayımlanıyor; Can Yayınları’nın George Orwell kitapları da bu kategoride…

Orwell’in öncelikle 1984 romanının özel baskısını yaptı Can Yayınları. (Yazarın ilk akla gelen eseri elbette, hatta şöhretiyle yazarını bile gölgede bırakan bir roman. Orwell bir yana, 1984‘ün gölgesi, diğer eserlerinin üstüne de düşüyor maalesef. Görünmez kılabiliyor.) Yakın bir zaman önce de, benim için de çok daha özel bir roman olan Hayvan Çiftliği‘nin özel baskısı yayımlandı. Yalnızca kutusuyla bile ilgi çekici bir özel basım. Ayrıca seramik sanatçısı Hülya Sözer’in yaptığı çamurdan heykellerin yer aldığı, kitaptaki en çarpıcı sahneleri anlatan görseller de baskıyı özel kılan en önemli unsur. Çeviri yine Celâl Üster’e ait… Bir son dakika hediyesi arayanlara önerilir!

George Orwell

Hayvan Çifliği

Çeviren: Celâl Üster

Can Yayınları, 2019.

Açık Dergi Cuma Zîn (Açık Dergi’de yeniden köşe) (15 Günde 1) / Hazırlayan: Mehmet Said Aydın

Yazar ve editör Mehmet Said Aydın Açık Dergi’ye geri dönüyor. Farklı kültürlerden ve alfabelerden beslenen Türkiye Edebiyatı’nın tarihinden notlar ve güncel gelişmeler, tartışmalar her hafta Açık Dergi’de.

Açık Dergi Cuma Duygular Sözlüğü ( Açık Dergi’de yeni köşe) / Yazan: Tiffany Watt Smith / Çeviren: Hale Şirin / Okuyan: Ömer Madra / Kolektif Kitap

Neredeyse her şeyin sözlüğünü yayınlama sürecine giren Açık Dergi yeni yayın döneminde duyguları da işin içine karıştırmaya karar verdi! Tiffany Watt Smith’in kaleme aldığı ve Kolektif Kitap tarafından Türkçe’ye kazandırılan Acımadan Zevklenmeye Duygular Sözlüğü, Ömer Madra’nın sesinden Cuma akşamları birer maddeyle radyo yayınına karışıyor.

Açık Dergi Cuma Serbest Atış (Açık Dergi’de yeni köşe – 15 Günde 1) / Dünya Basketbol Gündemi / Hazırlayanlar: Mehmet Çopuroğlu ve Kayhan Ergin

Volkan Ağır ve Utku Gökerküçük’ün hazırlayıp sunduğu Efektif Pas bu yayın döneminde bir ara veriyor. Yerine, bir basketbol programı olan Serbest Atış geliyor.

Açık Dergi Cuma Normalin Sınırları / Klinik Felsefe Sohbetleri / Alper Hasanoğlu ve Bülent Usta

normalinsinirlari20191227

“Normalin Sınırları”nda, insanları hapseden bireysel ve toplumsal sınırların ve kalıpların ötesine geçip, dinleyicilerin kendilerine ve hayatlarına başka bir açıdan bakabilmesinin olanakları araştırılan bir ‘klinik felsefe’ programı.

Teoriyle uygulamayı birleştiren yazı ve çalışmalarıyla tanınan psikiyatristlerin, psikoterapistlerin, felsefecilerin ve edebiyatçıların konuk olarak yer aldığı yayın; günümüzde ilaç tekelinin baskısı altında insanın doğasına ait normal ve doğal acının bir hastalık olarak tanımlanması tehlikesi karşısında normali koruma çabası.

“Normalin Sınırları”nı, psikiyatrist, psikoterapist, yazar Alper Hasanoğlu ile antropolog, psikoterapist, yazar Bülent Usta birlikte sunuyor.

Açık Dergi Cuma Mazruf (Açık Dergi’de yeni köşe) (15 Günde 1) / Hazırlayan: Murat ‘mrt’ Seçkin ve Audioban

İki haftada bir yayımlanan “Mazruf” müzik sektöründe, özellikle bağımsız sahnede yer alan kolektif, müzisyen ve projelerin yanı sıra, sahne arkası – yani masabaşı –işleri yüklenen ekip ve kişilerin seslerine de kulak veriyor. Mülakatlar ve bolca müzik eşliğinde ve 15 günde bir.

20:00 – 21:00 Koyu Mavi / Gülçin Orgun / Türler arası

koyumavi_27-12-2019_01

koyumavi.org/

***

Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, yazı ve açık hava

Gülçin Orgun  Koyu Mavi / Açık Radyo

İstanbul şarkıları

Alper Cengiz / İstanbul

Kesmeşeker / İstanbul istanbul

Ogün Sanlısoy / İstanbul Sular Altında

Bajar / Cinayet Saati

Can Kazaz / Yine mi Sen İstanbul?

Ars Longa / İstanbul Uyurken

Kargo / Boğaziçi

Ozbi / Ey İstanbul!

Grup Gündoğarken / İstanbul

Fazıl Say, Serenad Bağcan / İstanbul’u Dinliyorum

Timur Selçuk / Böyledir Akşamları İstanbul’un

Münir Nurettin Selçuk / Sana Dün Bir Tepeden Baktım Aziz İstanbul

bu akşam

saat 20-21 arasında

Koyu Mavi’de.

21:00 – 22:00  Aşağı Mahalle / Ümit Baykara / New York Downtown Cazve ötesi…

twitter.com/asagimahalle

***

2019 yılının son programında

en iyilerinden dinlemeye devam… Go Go Penguin

Snarky Puppy

Theon Cross

The Comet is Coming

ve dahası… Saat 21:00

> bit.ly/1isUhIt #music #radio #Jazz #live

22:00 – 23:00 Mint / Efkan Kula ve Mert Emcan / Gıcır cızır plâklar

mixcloud.com/mertemcan/

Alternatif rock’ın geçmiş ve günümüz klasiklerinin çalınacağı “Mint”te Stüdyo İmge yazarları; Efkan Kula ve Mert Emcan plak koleksiyonlarının en değerli single’larını hikayeleriyle birlikte çalıyor.

23:00 – 24:00 13 Melek / Yiğit Atılgan / Zamanın ruhundan bağımsız sesler

13melek-acikradyo370

Zamanın ruhundan bağımsız seslere kulak verdiğimiz 13 Melek bu yayın döneminde Cuma günleri 23.00’te.

24:00 – 01:00 Blackout / Gürkan Vayis ve Ümit Şenol / Kirli ve aksak ritimler ile Siyah müzikler

Yeni yayın döneminde Overphonic ve Blackout programları birleşip yollarına, Overphonic’in saatinde Blackout adı altında devam ediyor.

overphonic.blogspot.com/

mixcloud.com/overphonic/

blackout949.blogspot.com/

soundcloud.com/blackout949

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/12/25

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_26-12-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Merhaba Dünya gezegeni, biziz: İdlib’in çocukları. Şu anda Rusya tarafından öldürülüyoruz… Dışarıdan yardım bekleyemeyiz. Dünya bugüne kadar çağrılarımıza kulak asmadı.”
———————————————————–
Suriye’de silahlı muhaliflerin son kalesi olan İdlib, Suriye ordusu ile Rusya’nın yoğun bombardımanı altında bulunurken, Suriyeli genç kadın “video-gazeteci” Merna Alhasan evrensel mesajını Twitter üzerinden dünyaya gönderiyor. (DW Türkiye)

Görüntünün olası içeriği: 6 kişi, gülümseyen insanlar, açık hava

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Perşembe Seyfettin Gürsel’le Ekonomik Gidişat

ekonomikgidisat20191226

09:30 – 10:00 Güncel Hukuk Dergisi’nde bu ay (Ayda 1)

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Ekonomi&Ekoloji / Pelin Cengiz, Barış Gençer Baykan, Serkan Ocak ve Mahir Ilgaz

ekonomiekoloji20191226

Ekonomi Ekoloji kayıt arşivi

Facebook.com/Pelin Cengiz

***

Yarın 10:30’da Açık Radyo Ekonomi&Ekoloji’de Uluslararası İlişkiler Uzmanı Yörük Işık ile Kanal İstanbul projesinin uluslararası ilişkiler ve Montrö Sözleşmesi açısından sorunlu alanlarını konuşuyoruz, bekleriz…

11:00 – 11:30 Yeşil Bülten (Yeni program) / Hazırlayan: Utku Zırığ

yesilbulten20191226

İMC Televizyonunun kült programı Yeşil Bülten bu yayın döneminde Açık Radyo’da

Yeşil Bülten kayıt arşivi

11:30 – 12:00 Açık Mimarlık / Hüseyin Kahvecioğlu, İpek Akpınar, Yağmur Yıldırım ve Cenk Dereli / Mimarlığın tüm halleri üzerine konuşmalar

acikmimarlik20191226

acikmimarlik.blogspot.com/

Açık Mimarlık facebook sayfası

Açık Mimarlık kayıt arşivi

facebook.com/yagmurlyildirim

***

5. İstanbul Tasarım Bienali “Empatiye Dönüş”e davet ediyor: Bienal direktörü Deniz Ova anlatıyor

26 Aralık 2019

Görsel: İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı

Gelecek 5. İstanbul Tasarım Bienali’nin başlığı ve detayları, 10 Aralık tarihinde gerçekleşen bir basın toplantısı ile duyuruldu. “Empatiye Dönüş: birden fazlası için tasarım” başlığını taşıyan bienal, teknoloji ve ekolojik krizin tanımladığı zamanımızda empati kavramına  odaklanıyor ve tasarımı ilişkisellik hâlinin bir aracı olarak düşünüyor. Bir bakış açısından, bir boyuttan ve bir bedenden fazlası için tasarım fikrini merkezine alarak bu fikrin günümüz koşullarında yaratacağı olasılıkların peşine düşüyor.

Tasarım Bienali direktörü Deniz Ova ile 5. İstanbul Tasarım Bienali’nin detaylarını ve bienal küratörü Mariana Pestana’nın pratiğini konuştuk. Bienal 26 Eylül-8 Kasım 2020 tarihleri arasında gerçekleşecek, tema kapsamında ocak ayında bir açık çağrı yapılacak.

12:00 – 12:55 Afrikon (Yeni program) / Hazırlayan: Ufuk Aktaş

“Afrika üzerinde dolaşan sesler” şiarıyla yolan çıkan programda her hafta Afrika’nın başka bir ülkesinden geleneksel ve gelenekselden beslenen yeni icralar dinliyoruz.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Aheng-i Hengâme / Alper ve Esra Kaliber / Soul, Funk ve Afrika müzikleri

26aralik2019ahengihengamelondonistheplaceforme2

 ahengihengame.blogspot.com/

14:00 – 14:30 Günün ve Güncelin Edebiyatı / Seval Şahin / Romanlar, Hikâyeler, Kahramanlar

gununguncelinedebiyati26.12.2019rec.18.11.2019.erendizatasu1

twitter.com/sevalsahinn/media

Günün ve Güncelin Edebiyatı kayıt arşivi

Twitter.com/Guncel Edebiyat  

***

gununveguncelinedebiyatiSeval ŞahinErendiz Atasü (1. Bölüm)

***

Erendiz Atasü ile Söyleşi (1. Bölüm)

02 Ocak 2020
Bu hafta programımızda Erendiz Atasü ile edebiyatını konuştuk. Programımız haftaya devam edecek. 

Programımız hakkında Soru ve önerileriniz içinTwitterFacebook 

14:30 – 15:30 Notalarla Sohbet / Zerhan Gökpınar / Açıklamalı ve karşılaştırmalı bir klasik müzik programı

Notalarla Sohbet – Zerhan Gökpınar

***

26 Aralık perşembe Notalarla Sohbet programımızda piyanist-besteci Cem Esen’i ağırlıyoruz, saat 14.30/94.9 Açık Radyo’dayız, sohbetimize bekleriz.🎤🎧🎹🎼

www.acikradyo.com.tr

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, yazı

15:30 – 16:30 Hukuk Güvenliği (Yeni program) / Hazırlayanlar: Bahri Belen ve Aynur Tuncel

hukukguvenligi20191226

Hukuk güvenliğinin enine boyuna konuşulduğu programın sürekli konuğu Aynur Tuncel bu yayın döneminde aslî programcı kadrosuna dahil oldu.

16: 30 – 17:00 Biofilia (Yeni program) / Hazırlayan: Nurhan Keeler

biofilia26.12.2019

Evrenin Suyuna Giden Tasarım programının zaman içinde eko-tasarım sınırlarını aşıp yeni bir programa dönüştü: Biofilia. Doğayla, diğer canlılarla, kültür ve tasarımla kurulan özenli ilişkiler üzerine bir program

twitter.com/nurhankeeler

Biofilia Fotoğraf Albümü

facebook.com/nurhan.keeler

***

Youtube üzerinden yayın

***

Biofilia 26 Aralık Perşembe günü 16.30’da 94.9 Açık Radyo’da.

Konuğum kafası karışık kontrtenor Nuri Harun Ateş. Klasik müzik konserleri ve performansları devam ediyor. Kendisiyle ikinci geleneksel yılbaşı kutlamamızı yapıyoruz.

Tasarım ve sürdürülebilirlikle ilgili sorularımı yanıtladı ve akapella şarkılar söyledi. Görüntülü kaydını da yaptık, 26 Aralık’ta paylaşacağız.

Nuri Harun Ateş yönelttiğim sorulara net, zeki ve esprili cevaplar verdi. Sorular şöyle:

I) Pusette klasik müzik: Annelerin bebeklerini alıp öğle vakti klasik müzik konserinize gelmesine ne dersiniz? Bebekler konserde ağlar mı?
II) Bir kahve markasının CEO’sı şeker kamışından geri dönüşümlü pipet, kaşık ve bardakların hala karbon emisyonuna olumsuz katkıda bulunduğundan çünkü bunların hepsinin kompost hale gelmediğinden bahsetmiş. Kendi kupa veya termosunuzu getirip kahveyi bu kendi kupanız veya termosunuzla almayı önermiş. Ne dersiniz?
III) Bizim kısa duş almamız, bisiklet kullanmamız, enerji tasarrufu yapmamız karbon emisyonunu %22 azaltıyor oysa evrenin kurtulması için bu oranın %75 olması gerekiyor. Burada bireylerden çok endüstri ve politikalara büyük iş düşüyor. Bu bilgiye rağmen pedal çevirelim mi? Kısa duş mu yoksa uzun duş mu almaya devam edelim?
IV) Bir beyaz kahve fincanı daha tasarlamaya ve almaya gerek var mı yoksa tasarım ve sanat, yaşam alanlarının kalitesini arttırmak için mi olmalı?
V) İtalya’da sosyal işletmelerden oluşan büyük bir ağ var. 1000 kooperatif ve 45 bin ortağı temsil ediyor. 1.2 milyar liralık ciroya sahip. Kriz zamanında iş devamlılığı ve yeni işler sağlıyor. Son zamanlarda krizle birlikte karları çok düşmüş ama iş sağlama imkanları düşmemiş. İNSANLARI terketmemek; stratejileri bu.
Belediyenin çoğu işlerini bu kooperatifler devralsa?

Güzel yılbaşı dileklerimizle

Herkese sevgiler

Nurhan Keeler

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, Nurhan Keeler dahil, gülümseyen insanlar, iç mekan
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, oturuyor, içecek ve iç mekan

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

facebook.com/pages

dunyanincazi-loget.blogspot.com/

***

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve yazı

Levent ÖgetÖget Caz ve Hakan Ali Toker ile birlikte.

2019 en iyi caz albümleri 3. . . .

DÜNYANIN CAZI-AÇIK RADYO 94.9 FM – Perşembe-17:00/18:00 (canlı)
Hazırlayan ve Sunan: Levent Öget

Arild Andersen
Clive Bell
Mark Wastell
Adam Baldych
Michal Baranski
Dawid Fortuna
Krzysztof Dys
Joey DeFrancesco
Billy Hart
Pharoah Sanders
Troy Roberts
Iro Haarla
Barry Altschul
Ulf Krokfors
Hakan Ali Toker
Murat Süngü
Erdem Göymen
Renaud Garcia-Fons
Claire Antonini

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20191226

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Fridays For Future Türkiye’den Selin Gören: İlkokuldan liseye kadar iklim krizi müfredata dahil edilmeli

26 Aralık 2019

Fridays For Future (FFF) Türkiye’den Selin Gören, iklim krizinin okullarda ders olarak okutulması gerektiğini söyledi.

Fridays for Future – Gelecek için Cumalar hareketinden Selin Gören bizlerle. Selin, Türkiye’de Fridays for Future hareketini ve İklim Grevi’ni liseler arasında örgütlüyor. Bu yılın bahar aylarında Greta ile İsviçre’de tanışması sırasında Kaz Dağları Kardeşliği’ne Greta’nın da ses vermesini de sağladı. Selin ve diğer genç arkadaşları 20 Eylül’de İstanbul’da 3.000, Türkiye’de 10.000 kişinin katıldığı İklim Grevi’ni örgütleyenler arasındaydı.

Uygar- Selin, biraz daha seni tanıyalım iklim aktivisti Selin dışında kendini nasıl anlatırdın?

Selin- Ben iklim aktivistliğinin yanı sıra Robert Koleji’nde son sınıf öğrencisiyim. Onun dışında dans ve tiyatro ile de çok ilgiliyim; çocukluğumdan beri dans ve tiyatro hep hayatımda, şu anda da bu durum aynı şekilde devam ediyor. Ve tabii çevre konularına da çok meraklıyım ve çok da endişeliyim bu konularda genel olarak.

U- Biliyorsun programımızın ismi Gezegenin Geleceği, sen bir genç olarak gezegenin geleceğini nasıl görüyorsun?

S- Gezegenin geleceği bilim insanlarının ortaya sunduğu verilere bakarsak eğer gerçekten kötü. 2030’a kadar süremiz var iklim krizini düzeltmek için. Fakat şu anda hiçbir somut adım atılmadığı için çok da parlak bir gelecek yokmuş gibi gözüküyor. Ama bir yandan da gençlerin, Z kuşağının İklim Krizi adına ayaklanması, bilinçlenmesi ve karar alıcılara baskı yapması bir umut ışığı bence. Yani kötü gözüken geleceğe umut ışığı sağlıyor gençler.

U-Fridays for Future hareketinin Türkiye’deki ve dünyadaki durumu hakkında ne düşünüyorsun?

S-Fridays for Futures hareketi 2019’a damgasını vurdu bence. Greta Time Dergisi’nde yılın insanı seçildi. Gerçekten 2019’da en net hatırlanacak şeylerden biri Fridays For Future hareketi. Türkiye’deki duruma bakarsak, malesef Türkiye’de bu hareketin istediğimiz kadar yankısını göremedik. Bilinçli insanlar arasında bir yankı yarattı ama biz daha çok karar alıcılara, büyük şirket CEO’larına; aldıklara kararlarla karbon emisyonlarına etki edebilecek insanlara sesimizi duyurmak istiyoruz. Ancak bu konuda istediğimiz duruma henüz ulaşamadık. Ama tabii ki bazı yerel yöneticilerle, Ekrem İmamoğlu da dahil olmak üzere, konuşmalar yaptık: onlar bizi zaten destekliyorlar. Ancak biz daha çok somut adımlar istiyoruz: Paris İklim Anlaşması’nın imzalanmasını istiyoruz, bunlar hala yapılmadı. Ama Avrupa’da daha somut adımlar görebiliyoruz. Avrupa Parlamentosu ‘’İklim Acil Durumu’’ ilan etti. Türkiye için kat edilmesi gereken yol hala var.

U-Sence Türkiye’de de bir ‘’İklim Acil Durumu’’ ilan etmek gerekiyor mu? Bu konuda atılan bir adım var mı?

S-Kesinlikle gerekiyor! Bu konuda bizim görebildiğimiz kadarıyla bir adım yok. Ancak biz tabii ki bunu talep ediyoruz. Taleplerimizin kayda alındığı da söylendi. Fakat hala bir şey yapılmadı. Liselerde bazı adımlar atılıyor. Benim kendi okulumda ‘’İklim Acil Durum’’ ilan edilmesi konusunda çalışıyorum. Bu konuda kendi okullarında çalışmalar yapan arkadaşlarım da var. Liselerde ‘’İklim Acil Durum’’ ilan edilmesi üzerine çalışmalar var. Ve bu konuda adım atabilmiş liseler de mevcut. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde herhangi bir ‘’İklim Acil Durum’’ ilanı durumu olmadı.

U-Türkiye’de bu çözümleri görebilmek için Fridays for Future Türkiye hareketini ne tür eylemlerde veya etkinliklerde göreceğiz?

S-Yakın gelecekte, Nisan’da, bir Fridays For Future grevi daha olacak. Şimdilik tarih olarak 24 Nisan’ı düşünüyoruz, henüz kesin bir tarihi yok.

U-22 Nisan Dünya Günü, Cuma’ya denk gelmesi için 24’ü olarak mı yaptınız?

S-Evet. Cumaya denk gelmesi için 24’ü diye planlıyoruz. Farklı şehirler farklı tarihlerde yapacağı için İstanbul olarak biz henüz karar vermedik. Bu hafta sonu FFF ekibi ile gerçekleşecek toplantıda karar vereceğiz. Daha önce 20 Eylül’de olduğu gibi büyük bir grev planlayacağız. Kasım’da da bir takas festivali yaptık. Nisan’da ise bir grev planlıyoruz.

U-Biz de Türetim Ekonomisi Derneği olarak baharda bir İyilik Şenliği planlıyoruz. Seni orada görmek çok güzel olur.

S-Çok güzel olur. Çok isterim.

U-Fridays for Future olarak nasıl bir etki yaratmayı düşünüyorsunuz? Fridays For Future hangi noktada ‘’başarılı oldu’’ dersin?

S-Ben henüz lise eğitimime devam ettiğim için liselerde, ortaokullarda ve ilkokullarda müfredata iklim krizinin dahil edilmesini istiyorum. Bunu benim gibi bir sürü arkadaşım da istiyor. Eğer bunu başabilirsek Fridays For Future ‘’başardı’’ diyebiliriz. Çünkü okullarda hiçbir derste iklim krizi konusu entegre edilmiş durumda değil. Fizik, matematik dersleri alıyoruz. Ancak bu bilgileri iklim krizini çözmek için nasıl kullanacağımız konusunda hiçbir bahis yok. Bunu başarabilirsek küçük de olsa bir etki yaratabiliriz. Bir anda karbon emisyonlarını azaltmaz bu durum. Ancak gençleri bilinçlendirme açısından çok önemli olur. Böylece geleceğin bilim insanları da yetişmiş olur. Bunun dışında da karbon emisyonlarını azaltacak bir şeyler yapılsa çok memnun oluruz.

Selin’e Gezegenin Geleceğine konuk olduğu için teşekkür ediyoruz. İklim krizine karşı ve doğa için gençlerle birlikte ve güçlü bir şekilde harekete geçtiğimiz gelecek diliyoruz.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Perşembe Melis Behlil ile Sinemalardan

Açık Dergi Perşembe Beraber ve Solo Ahkâmlar (Açık Dergi’de yeni köşe) / 15 günde bir / Hazırlayanlar: Seyit Ali, Turgut Yüksel ve ve Mehmet Kekik

Farklı disiplinlerden 3 insanın müzik dinleme serüvenleri.

Açık Dergi Perşembe Sarı Tuğlalı Yol / Zeynep Arıca ve Burak Dinler / Müzikal Tiyatro’da bir gezinti

Müzikal tiyatro tarihinden klasikler hem ses kayıtları hem de sahne notlarıyla bu yayın dönemi Açık Dergi’de. Eski programcımız Zeynep Arıca’nın yanına sahne arkadaşı Burak Dinler’i alıp sunacağı Sarı Tuğlalı Yol’da amatör ve profesyonel müzik grupları da zaman zaman yayına konuk oluyor.

Açık Dergi Perşembe Fransız Öpücüğü (Gün ve saat değişikliği) / Hazırlayan: Devrim Özkan

Şansonların ötesinde çağdaş Fransızca müzik programı Fransız Öpücüğü bu yayın döneminde on beş günde bir, üstelik bir saatlik formatıyla Açık Dergi’de bizlerle. Devrim Özkan, özel profilleri ve muhtelif anekdotlarıyla güncel müziğin Fransızcasına bakmayı sürdürüyor.

Twitter.com/Fransız Öpücüğü

***

Yeni bir yıl, yeni albümler

26 Aralık 2019

2019’un sona ermesine sayılı günler kala, biz de yeni yılı yeni albümlerle karşıladık. Program boyunca; Pomme, Christophe, Julien Clerc ve Jean-Louis Aubert’in yepyeni şarkılarının yanı sıra bu yıl içinde aramızdan ayrılan Alain Barrière ve Nilda Fernandez gibi sanatçılara ait parçaları da dinledik.

26 Aralık 2019 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.

Programa Alain Barriere’in Elle était si jolie adlı parçasıyla başladık. Altmışlı ve yetmişli yılların bu önemli şarkıcısı, geçtiğimiz hafta seksen dört yaşında hayata veda etmişti. Bu şarkıyla 1963’te Eurovision şarkı yarışmasında beşinci olmuştu Barrière. Önümüzdeki programda sanatçının kariyerini daha ayrıntılı olarak inceleme fırsatı bulacağımızı da hatırlatalım.

Artık 2019’un son günlerinin içindeyiz artık, yeni yıla, sadece birkaç gün kaldı, diğer taraftan Hristiyan dünyası da Noel’i kutluyor. Biz de şimdi Noel ruhuna uygun bir şarkıyla devam ettik programa. 2019 yılı, Claude Nougaro’nun on beşinci ölüm yıl dönümüydü. Bu nedenle geçtiğimiz Kasım ayında, şarkıcı ve oyuncu Nathalie Dessay de onun anısına “Sur l’écran noir de mes nuits blanches” adlı bir albüm yayınladı. Nougaro’nun on dört şarkısını yorumladı sanatçı bu albümde. Bunlardan biri de Serge et Nathalie adlı parçaydı. Çarlık Rusya’sında yaşayan yirmili yaşlardaki Serge ve Nathalie adlı iki sevgiliyi konu alıyor şarkı. Yoksulluk içinde yaşıyor çift. En büyük varlıkları Nathalie’nin altın sarısı saçları ve Serge’in gümüş zinciri. Ama ne Nathalie’nin o güzel saçları taramak için bir tarağı ne de Serge’in zincirin ucuna takacak bir saati var. Noel zamanı geliyor, çift birbirime birer hediye almak istiyor. Önce Nathalie perukçuya sattığı saçları karşılığında aldığı parayla bir saat alıyor sevgilisine, o esnada Serge de gümüş zincirini bir tarakla takas ediyor. Hediyeleri vermek için buluştuklarında ikisi de büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor çünkü artık saçları olmayan Nathalie’nin bir tarağa ihtiyacı yok, Serge’in de Nathalie’nin aldığı saati takacak bir zinciri bulunmuyor. Nougaro da şarkının sonunda tüm genç sevgililere, bu çiftin hikâyesinden ders almalarını öneriyor ve o kadar yoksul görünmelerine rağmen birbirlerine duydukları sevgi sayesinde aslında çardan bile zengin olduklarını ifade ediyor.

Bu yıl oyuncu olarak da adından söz ettiren Philippe Katerine, 8 Kasım’da “Confessions” adlı yeni albümünü piyasaya sürdü. Sanatçının bu çalışması son derece olumlu eleştirilerle karşılandı . Les Inrocks dergisi tarafından yılın en iyi 10 albümü arasında gösterildi hatta. Camille, Dominique A, Oxmo Puccino ve Gérard Depardieu gibi isimlerle bir araya gelmişti Katerine onuncu stüdyo albümünde. Bu albümde yer alan La converse avec vous adlı parçanın sözlerinde, her zamanki gibi farklı kelime oyunları yapmış sanatçı, özellikle şarkının son bölümünde de melodi anlamında oldukça deneysel ama bir o kadar da keyifli bir iş çıkarmış ortaya.

Pomme adıyla tanınan yirmi üç yaşındaki genç şarkıcı Claire Isabelle Geo Pommet, Youtube üzerinden yayınladığı şarkılarla adından söz ettirmişti ilk olarak. 2017’de ilk albümü “A peu près”yi piyasayasürdü, 2019 Kasım’ında da ikinci albümü “Les failles” yayınlandı. Bu albümün yapımcılığını üstlenen Albin de la Simone, albümdeki tüm şarkıların düzenlemelerine de Pomme’la birlikte imza atmış. Bu albümden çıkan ilk single Je sais pas danser adını taşıyor.

Eddy Mitchell, Johnny Hallyday ve Jacques Dutronc, 2014-2017 yılları arasında Les Vieilles Canailles adlı bir gösteride bir araya gelmişti. Aynı dönemlerde şöhreti yakalayan üç şarkıcı, her üçünün de repertuarından seçtikleri şarkıları seslendiriyordu bu şovda. Johnny Hallyday’in 2017 sonunda hayata veda etmesinin ardından Les Vieilles Canailles da ömrünü tamamlamış oldu. Bu şova ait şarkıların yer aldığı albüm ise her üç sanatçının da farklı stüdyolarla çalışmasından dolayı uzun süre piyasaya çıkmamıştı. Nihayet anlaşma sağlandı ve 8 Kasım’da müzik marketlerdeki yerini aldı albüm. Bu gösteriye ismini veren parça ise 1929 tarihli Sam Theard şarkısı You rascal you’nun Fransızca uyarlaması aslında. 1979’da Serge Gainsbourg tarafından seslendirilmişti ilk olarak. Daha sonra 1986’da, Gainsbourg’un Eddy Mitchell’le yaptığı düet de bir hayli ilgi görmüştü.

2019 yılı boyunca Dünya’nın en çok konuştuğu konular arasında Açık Radyo’nun yıllardır bir gündem maddeleri olan iklim değişimi, çevre kirliliği ve küresel ısınma yer alıyordu. Özellikle on altı yaşındaki iklim aktivisti Greta Thunberg öncülüğünde organize edilen iklim grevleri sayesinde geniş kitleler dünyanın geleceğini tehdit eden bu kavramlardan haberdar oldular. Fransa’da da yankı buldu bu hareket. Zaten yıllardır farklı sanatçılar çevre duyarlılığını dile getiren şarkılar yapıyordu ancak bu yıl Gauvain Sers ve Tim Dup gibi genç isimler sosyal medya aracılığıyla da bu konudaki mesajlarını paylaştılar hayranlarıyla. Bu arada 2020’de kuruluşunun yirmi beşinci yılını kutlayacak olan alternatif müzik grubu Tryo da, çevre konusunda yazdığı en önemli şarkılardan birini genç kuşaktan isimlerle birlikte seslendirdi. L’hymne de nos campagnes (Kırlarımızın ağıtı) adını taşıyan parçada Tryo’ya; Claudio Capéo, Vianney, Gauvain Sers ve Zaz gibi sanatçılar eşlik etti.

2018’de kariyerinin ellinci yılını kutlayan Julien Clerc, geçtiğimiz haftalarda bir düetler albümü yayınladı. En sevilen şarkılarını Vianney, Calogero, Soprano ve Francis Cabrel gibi meslektaşlarıyla yorumlayan Clerc, 1971 tarihli Ce n’est rien adlı parçasını Zaz ile birlikte seslendiriyor bu albümde.

Müzikseverlerin daha çok Aline adlı romantik parçayla tanıdığı Christophe, aslında kariyeri boyunca sürekli kendini yenileyen, değişik müzik türlerini denemekten kaçınmayan bir isim. Sanatçı bu yıl içinde eski şarkılarını farklı meslektaşlarıyla yorumladığı bir albüm yayınlamıştı, geçtiğimiz haftalarda da bu albümün ikinci kısmını piyasaya sürdü. Julien Doré, Juliette Armanet, Pascal Obispo ve Arno gibi isimlerle bir araya gelmiş Christophe bu kez. Les paradis perdus, La Dolce vita, Aline ve Les marionettes gibi unutulmaz parçalarını modern düzenlemelerle tekrar yorumlamış. Özellikle iki şarkı dikkat çekiyor bu çalışmada: bunlardan ilki Le beau bizarre. Tuhaf yakışıklı diye çevirebiliriz bunu. Aslında Christophe’u tanımlamak için son derece uygun bir sıfat bu. 1978 tarihli bu parçayı, Feu Chatterton grubundan Arthur ile yorumlamış sanatçı ve gerçekten de etkileyici bir kayıt çıkmış ortaya. Albümde öne çıkan bir diğer şarkı da La petite fille du 3ème (Üçüncü kattaki küçük kız). 1970’te yayınlanmıştı parça ilk kez. Bu albümde de, bu yıl Victoire de la musique töreninde En İyi Kadın Sanatçı ödülünü kazanan Jeanne Added’la birlikte seslendirmiş şarkıyı Christophe. Hem ikilinin ses renginin uyumu, hem de modern düzenlemesi ile Gilles Thibaullt imzalı şarkı bambaşka bir hale bürünmüş gerçekten de.

 

2019 yılı içinde birçok yeni şarkıcıyla tanıştık ama kaybettiğimiz isimler de oldu. Tu t’en vas ve Ma vie gibi şarkılarla tanıdığımız Alain Barrière’i 18 Aralık’ta kaybettik. Altmışlı yıllar Fransız rock müziğinin önde gelen isimlerinden Dick Rivers, 24 Nisan’da, 1967’de Ballade en Novembre adlı şarkıyla büyük ses getiren Anne Vanderlove 30 Haziran’da,  seksenli yılların ünlü punk grubu Marquis de Sade’ın solisti Philppe Pascal de 12 Eylül’de aramızdan ayrıldı. Yine kırklı ve ellili yılların ünlü grubu Les Compagnons de la Chanson’un hayatta kalan son üyeleri René ve Fred Mella kardeşler bu yılın sonbahar aylarında yaşama veda etti. Geçtiğimiz haftalarda kariyerini yakından inceleme fırsatı bulduğumuz Marie Laforet’yi ise 2 Kasım’da kaybettik. 15 Aralık’ta da Kanadalı şarkıcı ve oyuncu Monique Leyrac ayrıldı aramızdan. Bu yıl hayata veda eden bir başka isim de İspanyol asıllı Nilda Fernandez’di. 1991’de Nos fiançailles adlı parçayla şöhreti yakalamış, ertesi yıl En İyi Çıkış dalında Victoire de la musique ödülü kazanmıştı, o günden beri de kariyerine mütevazı bir şekilde devam etti Fernandez. Biz de onu, popüler şarkılarından biri olan Nina Bonita ile andık. Doksanlı yılların ikinci yarısında ülkemizdeki radyo programlarında da yer veriliyordu şarkıya. Parça, sanatçının 1997 tarihli “Innu Nikamu” adlı albümünde yer alıyordu.

Yetmişli yıllardan bu yana Fransız pop & rock müziğinin en sevilen isimlerinden biri olan Jean-Louis Aubert, 1976’da Téléphone grubunun solisti olarak başlamıştı kariyerine. Grup; La bombe humaine, L’argent trop chère ve Ça c’est vraiment toi gibi şarkılarla önemli satış rakamlarına ulaşmıştı ancak grup üyeleri 1986’nın Nisan ayında ayrılma kararı aldılar. Jean-Louis Aubert de o günden bu yana kariyerine tek başına devam ediyor  Sanatçı, ilk solo albümünü 1987’de yayınlamıştı, 2014’te piyasaya sürdüğü ve Michel Houellebecq şiirlerini yorumladığı “Les parages du vide”den beş yıl sonra da, bu yılın Kasım ayında “Refuge” adlı yeni albümünü hayranlarının beğenisine sundu. Yirmi iki şarkıdan oluşan bir double albüm bu. Bu albümden çıkan ilk single da Bien sûr (Tabii ki) adını taşıyor. Hayatın zorluklarına karşı bir arada mücadele eden, yaşadıkları acılara birlikte göğüs geren bir çifti konu alıyor şarkı. Parçanın klibi de okyanusun ortasında çekilmiş, teknelerinin içinde fırtınalarla, dalgalarla mücadele eden bir çiftin, ufukta gördükleri geleceğe doğru yolculuklarını izliyoruz.

Laurent Voulzy geçen yıl Fransa’nın kuzey batısında yer alan Mont Saint Michel’deki katedralde bir dizi konser vermişti. O konserler sırasında yapılan canlı performans kayıtlarından oluşan albümü de 6 Aralık’ta sürdü piyasaya. Bu konserlerde Belle île en mer, Caché derrière ve Paradoxale système gibi klasiklerin yanı sıra My sweet lord, Amazing Grace ve Jésus gibi, içinde bulunduğu atmosfere uygun şarkılar da seslendirmiş Voulzy. Burada yeniden yorumladığı şarkılardan biri de 1983 tarihli Liebe. Almancada sevgi ya da aşk anlamına geliyor bu kelime. Parçanın sözleri Alain Souchon’a, müziği ise Voulzy’ye ait. Tüm evrende barışın hâkim olması, insanların birbirini sevmesi mesajını veriyor şarkı ama bu tür dileklerin çok da bir anlam taşımadığını da dile getiriyor diğer taraftan. Bu konsere özel olarak parçanın kapanışı bir kilise orguyla yapılmış, bu da farklı bir hava katmış şarkıya.

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Albüm Adı Süre
Alain Barrière
Elle était si jolie
La légende – Live in Montréal
2:46
Natalie Dessay
Serge et Nathalie
Sur l’écran noir de mes nuits blanches
3:48
Philippe Katerine
La converse avec vous
Confessions
3:25
Pomme
Je sais pas danser
Les failles
2:19
Jacques Dutronc & Johnny Hallyday & Eddy Mitchell
Vieille Canaille
Les Vieilles Canailles: Le Live
3:39
Tryo & Zaz & Gauvain Sers & Vianney & Bigflo et Oli & Claudio Capéo & Boulevard des airs
L’hymne de nos campagnes 2019
L’hymne de nos campagnes 2019
3:06
Julien Clerc & Zaz
Ce n’est rien
Duos
3:43
Christophe & Jeanne Added
La petite fille du 3ème
Christophe Etc. Vol.2
4:12
Nilda Fernandez
Nina Bonita
Best Of
4:05
Jean-Louis Aubert
Bien sûr
Refuge
3:40
Laurent Voulzy
Liebe
Mont Saint-Michel – Live
3:45

20:00 – 21:00 Caz Orkestrası / Hülya Tunçağ / Dünden bugüne büyük caz / orkestraları

21:00 – 22:00 Sosyal Müzik (Yeni program) / Hazırlayanlar: Gonca Açıkalın, Sina Hakman)

acikradyo.com.tr/program/sosyal-muzik

“Caz ve cazdan etkilenen müzikler” şiarıyla yola çıkan programda, caz müziğine, cazla ilişkili ya da ondan esinlenip etkilenmiş müziklere yer veriliyor.

***

Neye niyet neye kısmet!
Neşeli müziklerle yeni yılı kutlayalım diye şarkı seçmeye başladık, yepyeni albümlerin, ilk defa çaldığımız müzisyenlerin olduğu bir program çıktı ortaya. 2019’u böyle kapatıyoruz…
Sosyal Müzik 21:00’de, Açık Radyo 94.9’da 🎄
http://acikradyo.com.tr/sosyal…/26-aralik-2019-yeni-yil-icin
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı
***

26 Aralık 2019 – Yeni Yıl İçin

26 Aralık 2019

Neye niyet neye kısmet! Neşeli müziklerle yeni yılı kutlayalım diye şarkı seçmeye başladık, yepyeni albümlerin, ilk defa çaldığımız müzisyenlerin olduğu bir program çıktı ortaya. 2019’u böyle kapatıyoruz…

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Albüm Adı Süre
Guillermo Klein
Melodia De Arrabal
Los Guachos Cristal
5:32
Niels Lan Doky
Duke Jordan Medley: No Problem/Jordu
Return to Denmark
6:44
Kneebody
Spectra
Chapters
4:37
Avishai Cohen Trio
Abie
From Darkness
3:48
Fazer
Akom
Mara
4:12
Wojtek Mazolewski Quintet
Bariera
When Angels Fall
5:56
Ray Lema
Transcendance
Transcendance
4:43
22:00 Alçak Basınç / Popüler kültürün kıyısında yeşeren, alternatif, yenilikçi müzik akımları / Harun İzer

Popüler kültürün kıyısında kenarında yeşeren alternatif ve yenilikçi müzik akımlarının izini süren Alçak Basınç bu yayın döneminde Perşembe akşamları saat 22:00’de.

23:00 – 24:00 Falan: Freeform Freakout / Clint Willey

Funk kanallarında ve farklı sadaların zengin çeşitliliğe sahip âleminde bir keşif gezisine çıkan Falan: Freeform Freakout bu yayın döneminde saat 23:00’de.

24:00 – 01:00 Modyan Bulundurur / Sesin İnternetteki Serüveni / Barış Yalaz, Ömer Ergün, Ayşe İdil İdil

Radyo içinde radyo! İnternet radyosu Radyo Modyan bu yayın döneminde sesin internetteki macerasına Açık Radyo içinden bir tünel açıyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow

democracynow.org/shows/2019/12/24

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_25-12-2019

acikgaste_25-12-2019_201912

acikgaste_25-12-2019_011111

acikgaste_25-12-2019_011111_201912

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Yargının itibarını da zedeleyen bu kararın, bir an evvel düzeltilmesi gerektiğine inanıyorum. Duruşmaya katılanlara çok teşekkür ederim. Bu benim için büyük bir moral kaynağı oldu”
————————————————————
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 10 Aralık tarihinde açıkladığı ‘derhal serbest bırakılmalı’ kararına rağmen 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, AİHM kararının kesinleşip kesinleşmediğine yönelik Adalet Bakanlığı’na yazılan müzekkerenin cevabının beklenmesi yönünde hüküm vererek tahliye talebini reddettiği Osman Kavala, avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamada kararı şaşırtıcı bulduğunu ve tutukluluk halinin sürmesinin yargıdaki hukuksuzlukların anlaşılmasına katkıda bulunacağını söyledi. (VOA/Amerika’nın Sesi)

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, sakal ve yakın çekim

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Nereye Doğru: Cengiz Aktar’la Geleceğe Bakışlar

Nereye Doğru kayıt arşivi

09.30 – 10:00 50. Yılında 68 Devrimi (Açık Gazete’de yeni köşe) / Tarih Vakfı’nın katkılarıyla.

30. yılını bir sergi, 40. yılını ise 6 dakika 8 saniyelik bir dizi program ile andığımız 68’in, 50. yaşını de es geçmiyoruz. Tarih Vakfı’nın katkılarıyla 68 Devrimini enine boyuna konuşuyoruz.

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Açık Yeşil / Ümit Şahin ve Ömer Madra / Hayatın, politikanın ve sokağın çevre ekoloji gündemi

acikyesil20191225

Açık Yeşil kayıt arşivi

***

Yarın (25 Aralık Çarşamba) sabah 10:30’da Açık Yeşil’de Açık Radyo 94.9 İÜ Cerrahpaşa Orman Fakültesi’nden Profesör Doganay Tolunay ile Trabzon ve çevresinde çıkan son orman yangınlarını ve bu yangınların iklim değişikliğiyle ilişkisini konuşacağız.

11:00 – 12:00 Metropolitika / Aysim Türkmen, Korhan Gümüş ve ve Murat Güvenç / Kent ve kentlilik üzerine tartışmalar

metropolitika20191225

Metropolitika kayıt arşivi

12:00 – 12:55 Midday Blues / Gün ortasında müzik arası / Ahmet Uncu

Coğrafyalardan ve türlerden bağımsız “günortası müzikleri” programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Tuna’nın Beri Yanı / Muammer Ketencoğlu / Balkan ağırlıklı etnik müzik

Cengiz Onural

muammerketencoglu.com/

tunaninberiyani.blogspot.com/

facebook.com/ketencoglumuammer

facebook.com/muammerketencoğlu

14:00 – 14:30 Türlerin Yaşam Hakkı / Işıl Karaelmas / Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey

turlerinyasamhakki25.12.2019

zz4

“Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey” şiarıyla yola çıkan program; Türkiye ve dünyadaki hayvan hakları gündeminden, etik veganlık anlayışına; hayvansal ürünleri tüketmeyi bırakmaktan, sokak hayvanlarına yardım etmeye kadar faydalı insan yaklaşımları ve pratikleri üzerine.

twitter.com.türlerin.yaşam.hakkı 

pictosee.com/turlerinyasamhakki/

***

Açık Radyo 94.9, Türlerin Yaşam Hakkı

Hazırlayan ve sunan Işıl Karaelmas
Konuk: Hayvan Özgürlüğü Kolektifinden Funda Gül Özdem ile Adalar’daki fayton atlarının durumunu ve faytonlara karşı İBB önünde tutulan yaşam nöbetini konuştuk
***
turlerinyasamhakki. Bugün (25 Aralık Çrş) @istanbulveganinisiyatifi ve Hayvan Özgürlüğü Ko

Bugün (25 Aralık Çrş) @istanbulveganinisiyatifi ve Hayvan Özgürlüğü Kolektifi’nden aktivist @fundagulozdem ile Adalar’daki fayton atları için bir haftadır tutulan #buraközgüner #yaşamnöbeti ni konuşuyoruz. . 🐴 Adalar’da karantinaya alınan atların durumu hakkında bilgimiz var mı? 🐴 Neden tüm faytonların kaldırılması isteniyor; koşulların iyileştirilmesi ve denetim çözüm olamaz mı? 🐴Faytona koşulan atların yaşam süresi, normal bir at ömrüne kıyasla ne kadar? . Saat 14.00’te 94.9 @acikradyo da. Çizim: @aslialpar 🍀🙏🏼

14:30 – 15:30 Alla Turca / Ali Pınar ve Ersin Antep / Türkiye’den klâsik müzik yorumcuları ve bestakârları

www.facebook.com/alla.turca.5

instagram.com/allaturca2001/

***

ORKESTRA ŞEFİ VE KEMAN SANATÇISI HAKAN ŞENSOY İLE KODA-DAVID ALOGNA

zz8
zz9

Her Çarşamba günü saat 14.30’dan itibaren 94.9 Açık Radyo’da yayınlanan ve Ali Pınar ile Ersin Antep’in hazırlayıp sunduğu Alla Turca programında bu hafta, Orkestra Şefi ve Keman Sanatçısı Hakan Şensoy ile albüm dinleyeceğiz.
İtalya’da yayınlanan David Alogna ve KODA albümü üzerine sohbet edeceğimiz programda; Keman Sanatçısı David Alogna’nın solistliğinde Beethoven, Saint-Saens, Dvorak, Bruch ve Svendsen’e ait Romanza’ları, Şensoy idaresindeki Karşıyaka Belediyesi Oda Orkestrası (KODA) seslendiriliyor.

Açık Radyo’yu internet üzerinden online olarak dinlemek için; http://acikradyo.com.tr/stream/

@hakansensoy1 @karsiyakaodaorkestrasi @davidealognaviolinist @teyfikrodos @deniz_toygur_conus @muzikbilim @alipinarofficial @acikradyo #ersinantep #AliPınar #AllaTurca #AçıkRadyo #AcikRadyo #HakanŞensoy #KODA #karşıyakaodaorkestrası @karsiyakabelediyesi #DavideAlogna #klasikmüzik #classicalmusic #violin #Beethoven #saintsaens #dvorak #svendsen #bruch #conductor #solist #orkestra #odaorkestrası #orkestraşefi

15:30 – 16:30 Altın Saatler / Nuray Aydınoğlu, Elvan Cantekin, Argun Yum ve Gürhan Ertür / 17 Ağustos’u unutma

altinsaatler20191225

Altın Saatler kayıt arşivi

16:30 – 17:00 Sudan Gelen (15 Günde 1) / Suya doğanın, bilimin, sanatın, edebiyatın içinden bakmak / Hazırlayan: Akgün İlhan

sudangelen20191225

Hayat suyun varlığıyla başladı ve onunla devam ediyor. Hayatın sonunu ise suyun yokluğu getirecek. Yaşadığımız gezegende içinde su bulunmayan, sudan gelip suya karışmayan hiçbir şey yok. Suyun yaşamın başlangıcı olduğunu, her varlık için vazgeçilmezliğini ve yeri dolduramazlığını vurgulamak hiç bu kadar önemli olmamıştı. İşte bu yüzden sudan gelen hikâyelerle insanlığın doğayla ve kendiyle olan ilişkisini anlatmak için tasarlandı Sudan Gelen. Parçası olduğumuz doğayla nasıl bir ilişki içindeyiz? Doğaya nasıl bakıp, ona nasıl davranıyoruz? Kendimizi doğanın neresinde konumlandırıyoruz? Biz insanlar kimiz, nasıl canlılarız? İnsanlık için nasıl bir gelecek hayal ediyoruz? Bu Can alıcı sorulara cevap ararken doğanın en temel bileşeni ve bedenimizin yüzde %60’ını oluşturan suyla ilişkimize baktıkça kendimizi de daha iyi tanıyacağız.

Sudan Gelen facebook sayfası

***

2019 senesini uğurlarken Sudan Gelen’de Akgun Ilhan’in konugu olan Ercument Yildirim sudan ilham alan su kenti İzmir’in su asansorunu ve sellukalarini anlatti.

***

 

2019 senesini uğurlarken konuğum Ercüment Yıldırım ile birlikte sudan ilham alan su kenti İzmir’in su asansörünü ve sellukalarını konuşacağız. Dario Moreno ve Levent Yüksel’den sürpriz şarkılar dinleyeceğiz. Bizi yarın saat 16.30’da 94.9 FM bandından ya da http://acikradyo.com.tr/stream/ adresinden dinleyebilirsiniz. Açık Radyo Selluka

Fotoğraf açıklaması yok.

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Açık Radyo kurucularından, programcı dostumuz Atilla Aksoy’u yakın zaman önce kaybettik. Dünyanın Cazı programının ilk programcısı Aksoy’un 2004 yılında bu çerçevede hazırlayıp sunduğu programları 13 yılın ardından Çarşamba günleri 17.00’de tekrar yayınlıyoruz.

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20191225

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Menderes Türel’in “çılgın projesine” yargıdan ret!

25 Aralık 2019
Fotoğraf: Yeşil Gazete

Önceki dönem Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel tarafından ‘çılgın proje’ olarak tanıtılan Boğaçayı Projesi’ne yargı ‘dur’ dedi.

Ashoka Vakfı Türkiye’de, sosyal girişimler alanında işbirliklerini bir adım daha ileriye taşıyarak ortak yeni bir proje başlattı. Ashoka Vakfı, Açık Açık Derneği, ve Türetim Ekonomisi Derneği ortaklığı ile Açık Açık Sosyal Girişim projesi hayata geçirildi. Böylece sosyal girişimlerin hızlı, güvenli ve başarılı büyümesine katkı sağlanması hedefleniyor. Açık Açık Sosyal Girişim, Türkiye’deki sosyal girişimlerin tanımlanmasına, desteklenmesine ve teşvik edilmesine katkı sağlamak amacıyla kuruldu. Türkiye’deki sosyal girişim ekosistemini desteklemek isteyen kişi ve kurumlar, Açık Açık Sosyal Girişim’de sosyal girişim profillerini inceleyerek, bu girişimlere kurumsal ya da bireysel destek olmak, yatırım yapmak, hibe vermek, buralardan ürün ya da hizmet satın almak için onlarla doğrudan iletişime geçebiliyor. Ayrıca bugünün ve geleceğin iş modeli sosyal girişimlerin bilinirliğini artırmak için sosyal medyada da görünürlüklerine katkı sağlayabiliyor. Kayıt olmak veya incelemek için acikaciksosyalgirisim.org adresine bakabilirsiniz.

Önceki dönem Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel tarafından ‘çılgın proje’ olarak tanıtılan Boğaçayı Projesi’ne yargı ‘dur’ dedi. Proje alanının yüzde 70’ini konut alanına çeviren plan değişiklikleri, Antalya 1.İdare Mahkemesi tarafından iptal edildi. Gazete Duvar’dan Özay Göztepe’nin haberine göre, Boğaçayı yatağına liman yapılacağı söylenerek duyurulan projede bundan vazgeçilmiş ancak dere yatağı kazılarak denizin içeri alınmasıyla yapay bir gölet oluşturulmuştu. Bir süre sonra gölet haline gelen Boğaçayı, yoğun çöküntü ve yosun oluşumuna bağlı kötü koku ve haşarat istilası ile anılır oldu. Ayrıca 21 milyon TL’ye ihaleye çıkılıp 131 milyon TL’ye tamamlanan proje kamu zararına yol açtığı yönünde de eleştirildi. Bilirkişi raporundan yola çıkan Antalya 1. İdare Mahkemesi, Antalya Büyükşehir Belediye Meclisi’nin, Boğaçayı Özel Proje Alanı olarak belirlenen bölgenin yapılaşmaya açılmasına ilişkin geçen yıl aldığı kararı iptal etti. Böylece, son günlerde ciddi düzeyde kıyı erozyonuna yol açtığı tartışmalarına da yol açan Boğaçayı Projesi’nin ikinci etabı, mahkeme kararıyla durdurulmuş oldu. Ancak bugüne kadar yol açılan zararların ne olacağı, belirsizliğini korumaya devam ediyor.

Karadeniz Bölgesi’nde, Trabzon, Artvin, Giresun ve Ordu illerinde, 37 ayrı noktada  noktada çıkan orman yangınları rüzgârın etkisiyle yayılarak yerleşim yerleri ve tarım arazilerine sıçradı. Beş evin kül olduğu, beş evin tahliye edildiği ve fındık bahçelerinin zarar gördüğü yangınlara müdahaleler sürüyor. Trabzon Valiliği‘nde Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey‘in de yer aldığı kriz merkezi oluşturuldu. Mevsim normallerinin üzerindeki sıcak hava dalgası ve rüzgârın etkisiyle hızla yayılan alevler,  yerleşim yerleri ve tarım arazilerine sıçradı. Çıkan yangınlara belediye itfaiye ekipleri ile orman işçileri AFAD ekipleri ve vatandaşlar çok sayıda araçla müdahale ediyor. İklim uzmanları, yangınların Aralık ayının sonunda, üstelik Karadeniz bölgesinde, bir çok noktada aynı anda çıkmasını, etkisini giderek arttıran iklim krizine bağlıyor. Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi‘nden Dr. Ümit Şahin Trabzon’da günün ölçülen en yüksek sıcaklığının 20 dereceyi bulduğuna, yağış olmadığına ve rüzgarın hızına dikkat çekti. Şahin, sosyal medyada yaptığı paylaşımda, normal şartlarda bu tarihlerde yağış olması ve günün en yüksek sıcaklığının 10 derece civarında seyretmesi gerektiğine dikkat çekiyor: “Ama bu kadar açık ilişkiyi pek kimse ve tabii hiçbir gazete veya yorumcu kurmayacak. Sosyal medya, yangınların “birileri tarafından, rant için” çıkarıldığına emin olan insanların yorumlarıyla dolu… Ama gerçek başka yerde. İklim krizi şimdi ve burada!” dedi.

Independent’ten Hurry Cockburn’un haberine göre, bilim insanları, şu an et üretiminde kullanılan toprakları doğal bitki örtüleri için büyük oranda eski haline getirmenin, Dünya atmosferindeki karbondioksiti ortadan kaldırma adına “en iyi seçenek” olduğu ve bu işlemin bir an önce başlaması gerektiği konusunda uyardı. Araştırmacılar Lancet Planetary Health adlı bilimsel yayın için kaleme aldıkları açık mektupta, “çeşitli Dünya ekosistemlerinin dengesiz koşullara” sürüklenmesinden kaçınmak için et üretim seviyesinin 10 yıl içinde düşmeye başlaması ve boşa çıkan toprakların yeniden ağaçlandırılması gerektiğini ifade etti. Araştırmacılar, karbondioksiti ortadan kaldırmaya yönelik diğer tüm yöntemlerin “ölçekte test edilmediğini” belirtti. Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların yalnızca otlamaları için değil, yoğun şekilde yetiştirilen bu hayvanların beslenmesinde kullanılan tahılların üretilmesi için de çok geniş arazilere ihtiyaç duyuluyor. Dahası, bu hayvanların sindirim süreçleri, güçlü sera gazlarından metan salımına neden oluyor. Bilim insanları, “Eğer hayvancılık olağan şekilde ticari faaliyetlerine devam ederse, bu sektör 2030’a kadar ki 1,5 derecelik emisyon sınırının yüzde 49’unu tek başına harcayacak” dendi. IPCC’nin 1990’daki ilk değerlendirme raporundan bu yana geçen sürede et, süt ve yumurta üretimi 758 milyon tondan 2017’de 1 milyar 247 milyon tona kadar yükseldi ve daha da yükselmesi bekleniyor.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Çarşamba Oyun Arası / Emre Gümüşer

Muhtelif tiyatro müziği örneklerine kulak atıp, oyunlar arası bir yolculuğa çıkıyoruz.

Açık Dergi Çarşamba Her ayın son Çarşamba akşamı 18:30 – Fasikül / Aylık Özgür Sinema Gündemi / Ekrem Buğra Büte

Sinemada ifade özgürlüğünün önündeki engeller ve bunlara karşı geliştirilen yaratıcı çözümler Fasikül’de raporlanıyor ve muhtelif aktörlerle değerlendiriliyor.

Açık Dergi Çarşamba Yerden Yüksek / Çocukların Mekân Algısı ve Mekânsal Hakları / Gizem Kıygı

yerdenyuksek20191225

Değişen kentsel ve kırsal mekânlarda çocuıkların mekânlarda nasıl varoldukları ve mekânı nasıl algıladıklarını ve bu konuda yapılan çalışmaları konuşuyoruz. Her bölümde bir araştırmacı-uzman konuk yayına eşlik ediyor.

yerdenyuksek.medium.com

View at Medium.com

instagram.com/yerden.yuksek94.9/

***

zz7

Ortalıkta dolaşıp ses tellerini perişan eden salgından nasibini almış programcınız 😷, en nihayetinde podcast yükleyebildi! 📻 Hadi linke koşturun 🏃
.
Geçtiğimiz programda Doğa Koleji eylemlerinin arka planını oluşturan eğitimde mekansal dönüşümü ve inşaat sektörüyle ilişkilenmeyi anlattım. Programda bahsini geçirdiğim “İstanbul’un Dönüşüm Coğrafyasında Özel Okulların Rolü” makalesini ve @egitimreformugirisimi ‘nin hazırladığı eğitim izleme raporlarını da podcast açıklamasına linkledim.
.
Yarın yılı değerlendireceğim. Sorularınız varsa bekleriz ✌️
.
#podcast #radyo #acikradyo #çocuk #eğitim #eğitimsistemi #okul #ebeveyn #eğitimhakkı #doğakolejieylemi #öğretmen #doğakoleji #doğaokulları

***

zz10

Yılın son Yerden Yüksek’i saat 19.00’da başlıyor. 2019’un genel seyrine bir de çocukların mekansal hakları ile bakalım.
.
Bu yıl, ilginç bir yıl oldu hakikaten. Bir yanda sancılı bir yerel yönetim seçimi geçirdik. Yerel yönetimlerin stratejik planlama süreçlerinde çocukların şehirle ilişkisi öne çıkan önemli başlıklar arasındaydı. Bu yönelim 2020’de katlanarak devam edecek gibi görünüyor.
.
İstanbul’da çocuk nüfusunu etkileyen bir diğer gelişme ise mülteci çocuklar alanında oldu, geri gönderilme tartışmaları devam ediyor.
.
Eğitimde çok ciddi krizler yaşadık. Nitelikli eğitime erişimi daha temkinli tartışıyoruz şimdi.
.
Tüm bu gelişmeler çocuk çalışmaları alanında da bir yoğunlaşmaya işaret ediyor. Bakalım yeniyıl nelere gebe? Birazdan 94.9 @acikradyo frekanslarında tartışıyoruz. Hadi gelin!

Açık Dergi Çarşamba 18:50 Tasarım Sözlüğü (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Muğlak Standartlar Enstitüsü

Muğlak Standartlar Enstitüsü’nün uzun süredir üstünde çalıştığı ve memlekete özgü tasarımsal terim ve icatların derlendiği müstesna Tasarım Sözlüğü’nün maddeleri Enstitü üyelerince her Çarşamba akşamı birer maddeyle radyoda seslendirilmeye başlıyor.

Açık Dergi 19:30 Çıplak Ayakla Dans (Açık Dergi’de yeniden köşe, 15 günde 1) / Hazırlayanlar: Duygu Güngör ve Mihran Tomasyan

ciplakayakladans20191225

Çıplak Ayaklar Kumpanyası bu yayın döneminde yeni konu ve konuklarıyla aramıza dönüyor. Tezahür programıyla dönüşümlü olarak.

Çıplak Ayakla Dans kayıt arşivi

20:00 – 21:00 Ay’da Caz (Yeni program) / Caz tarihinde bu ay / Hazırlayanlar: Nazlı Toprak ve Leyla Diana Gücük

Caz tarihinde o ay doğan-ölen müzisyenler, çıkan albümler, önemli olayların işlendiği bir caz programı

21:00 – 22:00 Akdeniz Güneşi / Müzikli Akdeniz Turu / Tolga Esmer

Akdeniz’in cazla buluştuğu radyo programı. Tabii Akdeniz kültürünün katı sınırlardan hoşlanmadığı düşünüldüğünde caz dışındaki müzik türlerine ve Akdeniz dışından, yüreği Akdeniz güneşiyle ısınmış müzisyenlere de yer veriyor. Bu yayın döneminde çarşamba akşamları saat 21.00’de.

22:00 – 23:00 Ayın Karanlık Yüzü / Yosi Falay / Bir albüm

23:00 – 24:00 Caz Portreleri / Mustafa Aykın / Ayrıntılı caz tiplemeleri

24:00 – 01:00 Beton Orman / Da-Frogg Eyez /  Reggae, Dub ve alt türleri

8 yıl aradan sonra Beton Orman, Reggae, Dub ve alt türlerinin pozitif titreşimlerini yaymak için döndü.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/12/23

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Yeni Ufuklar (Yeniden program) / UNDP Türkiye

Her kış dönemi olduğu gibi BM UNDP Türkiye ofisinin hazırladığı Yeni Ufuklar bu  yayın döneminde geri dönüyor.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_24-12-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Gerekçelere, vicdanlara ve hukuka karşı inatla sürdürülen, böyle giderse son AİHM kararına da karşı çıkarak Türkiye’nin adalet siciline kara bir leke olarak geçebilecek bu zorlamadan vazgeçin. Osman Kavala’yı hemen serbest bırakın.”
———————————————————–
Gezi davası takipçilerinin, Gezi Parkı davasında ‘eylemlerin organizatörü’ olduğu gerekçesiyle yaklaşık 2 yıldır tutuklu yargılanan iş adamı Osman Kavala için hazırlanan osmankavala.org sitesinden yayınladıkları dava sürecini özetleyen bilgilendirme kitapçığından.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi

***

***

Gezi Davası ya da 78 aydır süren hukuksuzluk

24 Aralık 2019

Suç olduğu kanıtlanamayan fiillerle bir suçlu yaratılabilir mi?

Osman Kavala ile dayanışma için kurulan osmankavala.org internet sitesinde yayınlanan bu dosyayı Açık Radyo dinleyicileri için paylaşıyoruz.

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Salı Ahmet İnsel’le Ufuk Turu

ufukturu20191224

Ufuk Turu kayıt arşivi

09:30 – 09:50 Açık Bilinç /  Güven Güzeldere ile Bilim ve Felsefe Sohbetleri

acikbilinc20191224

Açık Bilinçkayıt arşivi

Açık Bilinç program metinleri

twitter.com/açık bilinç

***

“Nesnelerin İnterneti”: Nasıl ortaya çıktı, hangi aşamalardan geçerek gelişti?

25 Aralık 2019

Açık Bilinç’te, bilgisayar bilimci, teknoloji uzmanı ve girişimci Alper Yeğin ile Türkiye’de ve dünyada IoT’nin bugününü ve yarınını konuştuk.

Geçen hafta, bilgisayar teknolojisinin en uç noktalarındaki bir başka konuyu, Kuantum Bilgisayarı ve Kuantum Hesaplama alanındaki gelişmeleri, Prof. Cem Say anlatmıştı.

— / —

Bilgisayar biliminin geliştirdiği teknolojiler baş döndürücü bir hızla ilerlerken, hayatımızın her alanında etkilerini gösteriyorlar.

“Nesneleri Interneti” teknolojisi, dünya üzerindeki bütün cihazların dev bir ağ üzerinden birbirine bağlandığı bir gelecek vizyonu sunuyor.

Konuğumuz Alper Yeğin, IoT teknolojileri geliştiren Actility şirketinde Ar-Ge direktörü ve bu alanda uluslararası bir forum olan LoRa Alliance’da YK başkan vekili. Ayrıca, Türkiye’de 100’e yakın IoT “start-up” şirketine ev sahipliği yapan  Nesnelerin Interneti IoT * (Teknoloji + İnovasyon + Girişim) platformunun kurucusu.

— / —

“Nesnelerin İnterneti”nin oluşması, yani içinde birbirine bağlı cihazların yer aldığı dev bir ağ kurulması için, öncelikle bu cihazların böyle bir ağa bağlanabilir olması, yani nesnelerin “İnternetin Nesneleri” haline gelmesi gerek.

Biraz bu fikrin nasıl doğduğuna bakalım …

Bugün, evlerin kilitlerinden termostatlarına kadar pek çok cihaza, dünyanın öteki ucundayken bile, internet bağlantısıyla ulaşabiliyoruz.

Fakat bu teknolojinin ilk alçakgönüllü örneği 1980’lere, Carnegie Mellon Ü.’nin (CMU) Bilgisayar Bilimi bölümündeki bir içecek otomatına gidiyor.

CMU Bilgisayar öğrencileri, gece geç vakitlerde terminallerinin başında çalışırlarken, zaman zaman bir kutu içecek almak için otomata gidiyorlar.

Fakat bazen otomatta içecek kalmamış oluyor, ya da içecekler yeni yüklendiği için sıcak çıkıyor.

Buna bir çözüm gerek!

1980’lerde içecek otomatına bağlanan birkaç basit sensör sorunu çözüyor.

O zamanlar İnternet’in yerini tutan ARPANET sayesinde, herhangi bir CMU bilgisayarından “finger coke@cmua şeklinde bir Unix komutuyla otomatta kutu içecek kalmış mı ve içecekler ne kadar soğuk bilgileri edinilebiliyor.

— / —

İnternet’in ortaya çıkışı ve web tarayıcılarının 1991’de kullanılır hale gelmesinin hemen ardından, 1992’de bir CMU öğrencisi bu otomatı internet üzerinden ulaşılabilir hale getiriyor.

Artık bu içecek otomatı, tarihin ilk “internet nesnesi” haline gelmiş durumdadır.

O zamanlar, dünyanın pek çok yerinden bilgisayar öğrencilerinin CMU Bilgisayar bölümündeki otomata internet üzerinden ulaşmayı bir eğlence haline getirdiğini biliyorum.

Bu öncü “internet nesnesi”nin hikayesini otomatın kendi kaleminden okumak isterseniz: https://cs.cmu.edu/~coke/history_long.txt

“Nesnelerin İnterneti” teknolojisinin ana fikrini geliştiren kişi, kısaca PARC olarak bilinen Xerox Palo Alto Araştırma Merkezi’nden Mark Weiser.

Vizyoner bir bilgisayar bilimci olan Weiser, bilgisayar bağlantılarının giderek yaygınlaşması ve hayatımıza artık görünmez olana kadar girmesi fikrine, her yerde var olan hesaplama (“ubiquitous computing”) adını vermişti.

Dünün gelecek vizyonu, bugünün tarihi haline gelmiş durumda.

Çok genç yaşta hayata veda eden Weiser’ın, Nesnelerin İnterneti teknolojisinin temellerini, gelecekte var olacağı iddiasıyla anlattığı 1991 makalesi “21. Yüzyılın Bilgisayarı”https://lri.fr/~mbl/Stanford/CS477/papers/Weiser-SciAm.pdf

— / —

Peki, bugün giderek ve hızla yaygınlaşmakta olan Nesnelerin İnterneti teknolojisinin kullanım alanları neler?

İnovasyon açısından dünyada ve ülkemizde durum nedir?

Özel hayatın gizliliği ve güvenlik açısından sorunları nasıl çözebiliriz?

Hepsini Alper Yeğin anlatacak.

— / —

Haftaya, 2019’un son programında, bitmekte olan yılla ilgili kuşbakışı bir değerlendirme yapacağız.

Geçtiğimiz yılda bilim dünyasında neler olmuş?

2020 için sırada ne gibi Açık Bilinç programları var?

Zaman kalırsa, biraz da yeni yıl dilekleri …

Açık Bilinç’i Salı sabahları 9:30’da (http://acikradyo.com.tr/stream) dinleyebilir, podcast arşivine http://acikradyo.com.tr/program/acik-bilinc‘den ulaşabilirsiniz.

10:00 – 10:30 İklim İçin / Yücel Sönmez, Ömer Madra ve Murat Can Tonbil / İstanbul Forumu’ndan, Paris Zirvesi’ne yeryüzünün iklim güncesi

iklimicin20191224

İklim İçin kayıt arşivi

10:30 – 11:00 Ahşaptan Betona, Mecidiyeden Jetona / Pınar Erkan / Alameti kerametinden menkul kent hikayeleri

ahsaptanbetonamecidiyedenjetona20191224

“Alameti kerametinden menkul kent hikâyeleri” şiarıyla yola çıkan programda tarihten günümüze tarihsel katmanlar da deşilerek Bizans köşklerinden, sarayların altyapısının nasıl oluşturulduğuna, konutlardan ofislere, kaldırımlardan sokaklara, dehlizlerden şarap üretilen üzüm bağlarına kadar şehrin farklı unsurlarına dair az ya da çok bilinen detaylar konuşuluyor.

Ahşaptan betona Mecidiyeden jetona kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Deniz Aşırı / Deniz Pak / Bozcaadalılar, adaya yolu düşenler ve adanın kıyısına vuranlar…

bozcaadasozlugu.blogspot.com/denizairi

12:00 – 13:00 Cam Kenarı / Türlerden bağımsız yol müzikleri / Selahattin Çolak

Funk, oldschool hip-hop, jazz, jazz hiphop ve zaman zaman soul müziklerle sol şeritte ilerleyen bir müzik programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Musica Brasileira / Jozi Levi / Brezilya’dan müzik

soundcloud.com/joezeex/

9

14:00 – 14:30 Dünya Mirası Adalar / Asu Aksoy, Derya Tolgay ve Alp Orçun

dunyamirasiadalar24.12.2019

Adalar, yüzyıllarca imparatorluklara başkentlik yapmış, siyasi ve kültürel dönüşümlerin aktörlerini beslemiş dünya şehri İstanbul’un hikâyelerinin hep bir parçası olagelmiş. Krallar, kraliçeler, dini liderler sürgüne buralarda zindanlara atılmış, ardından Osmanlı’dan günümüze  farklı kültürel cemaatlerin zengin bürokratları, iş insanları, Adaları İstanbul’un sayfiye merkezi haline getirmiş, sanatçılar, yazarlar, Adalar’ın renginden, havasından, kokusundan beslenmek için buraları mekân tutmuş. Adalar, muhteşem mimari ve yaşam dokusuyla dünyada eşine az rastlanır bir kültürler havzası olma halini bugüne kadar taşımışlar.
Şanslıyız ki Adalarda İstanbul tarihinin tüm veçhelerinin mekânsal izdüşümlerini hâlâ görebiliyoruz ve barındırdıkları hikâyelerin bazen yaşayan bilgi kaynaklarına erişebiliyoruz. Kendimizi gerçekten müstesna hissetmeliyiz: Adalar’a adımımızı attığımızda İstanbul tarihinin çok da bozulmamış tanığının varlığını hissedebiliyoruz, şaşırıyor ve nedenini çok da bilmeden mutlu oluyoruz. Bu yayın döneminde bizi mutlu eden Dünya Mirası Adalar’ı enine boyuna konuşuyoruz.

Dünya Mirası Adalar facebook sayfası

***

24 Aralık Salı 14.00 de Açık Radyo-Dünya Mirası Adalar programına Veteriner hekim Dr. Fikret Memişoğlu (At Hekimi) (İstanbul Üniversitesi veteriner fakültesi 2006)
At osteopatı konuğumuz oluyor.
Ruamla ilgili bilgileri uzmanından dinlemek isterseniz, 94.9 Açık Radyo’da canlı olarak dinleyebilir, merak ettiğiniz soruları yazabilirsiniz.
Canlı dinlemek için; http://acikradyo.com.tr/stream/index.html
Dr. Fikret Memişoğlu PhD İstanbul Üniversitesi veteriner fakültesi mikrobiyoloji anabilim dalındandır.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, at ve açık hava
***

Şu an bütün Atların testleri yapıldığına, sağlık taramaları olduğuna göre karantinadaki Atlar sağlıklı demektir.
Bir an önce karantina şartları iyileştirilmeli. Atları havadar, hareket edebilir hale getirmek gerekir. KAPALI kaldıkları her gün onları olumsuz etkiler.
Bir dönem Adalar’da da çalışmış At Veterineri Dr. Fikret Memişoğlu ile Atların sağlığı ile ilgili merak edilen konuları Açık Radyo-Dünya Mirası Adalar programında konuştuk.
http://acikradyo.com.tr/podcast/221137

Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, okyanus, açık hava, doğa ve su
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, at ve açık hava

14:30 – 15:30 Yeni / Hande Akkan / Yeni Philip Glass’ın 80. yaşını kutluyor

Hande Akkan Twitter

***

Bugün genç neslin müzik serüveni “YENİ”de …5 piyano ve 50 parmak… #Julliard Müzik Okulu mezunu ve #Steinway sanatçısı piyanist

kardeşlerin yorumuyla #Noel

şarkıları dinliyoruz. “YENİ” 14.30’da, canlı yayında,

94.9’da.

Resim

15:30 – 16:00 Foto Müze / Gülderen Bölük (15 Günde 1)

fotomuze14studyolarm

Osmanlı dönemi ağırlıklı olmak üzere Türkiye fotoğraf tarihinde bir gezinti… Eski gazete, dergi, fotoğraf koleksiyonu ve sayısız malzemenin kaynaklık ettiği programda, konusunda uzman olan bir çok konuk da ağırlanıyor. Osmanlı dönemi fotoğrafhaneleri ve fotoğrafçıları, dönemin fotoğrafa yaklaşımı, basın-fotoğraf ilişkisi, arşivcilik ve koleksiyonculuk programın ana konuları.

instagram.com/fotomuzeturkiye/

***

Bir zamanların lüks işletmeleri olan ‘peri sarayı’ ya da ‘sanat tapınağı’ olarak anılan ilk fotoğrafhaneler, dönemin gazete ve dergileri tarafından en çok yazılan konular arasındaydı. Adeta bir sanat galerisi ve neredeyse  bir müze tadında olan, teatral dekor ve aksesuarlarla doldurulmuş ilk stüdyolar nasıl yerlerdi ve nasıl düzenlenmişlerdi?

***

zz7

zz8

zz9

Yarın sizlere ‘peri sarayı’ ya da ‘sanat tapınağı’ olarak anılan ilk fotoğrafhaneleri anlatacağım. O zamanki basının vazgeçilmez konuları arasında olan bu fotoğrafçılar ve onların dillere destan lüks işletmeleri nasıl yerlerdi, nasıl döşenip tasarlanmışlardı? ⏰ 15:30da @acikradyo ‘da… #photo #fotomüze #museum #fotoğrafmüzesi #historyofphotography #arşiv #history #vintagephoto #instaphoto #instadaily #ephemera #portrait #stüdyo #ottoman #fotoğrafhane #instagood #instadaily #instapic #açıkradyo #history #fotoğraf #acikradyo #acikradyo #söyleşi #historyphoto #nostalgia #koleksiyon #turkishphotography

***

zz4

zz5

zz6

zz7

Stüdyolar bekleme salonları, karanlık odaları, atölyeleri ve iç donanımlayla da göz kamaştırıyorlardı.Sütun biçiminde yontulmuş mermerler, zengin nakışlı duvar örtüleri, adım sesini boğan kalın halılar, her yöreden getirtilmiş kafesler dolusu kuşlar ve nadir bitkiler… Çekimler için de sayısız fon, dekor ve aksesuar, insanlara hayali dünyalar yaratıyordu… Saat 15:30’da Açık Radyo’da… #photo #fotomüze #museum #fotoğrafmüzesi #historyofphotography #arşiv #history #vintagephoto #instaphoto #instadaily #ephemera #portrait #stüdyo #ottoman #fotoğrafhane #instagood #instadaily #instapic #açıkradyo #history #gülderenbölük #fotoğraf #acikradyo #acikradyo #söyleşi #historyphoto #nostalgia #koleksiyon #turkishphotography

***

İlk stüdyolar: Bir zamanların “peri sarayları” ya da “sanat tapınakları”

02 Ocak 2020

Bir zamanların lüks işletmeleri olan ‘peri sarayı’ ya da ‘sanat tapınağı’ olarak anılan ilk fotoğrafhaneler, dönemin gazete ve dergileri tarafından en çok yazılan konular arasındaydı. Adeta bir sanat galerisi ve neredeyse  bir müze tadında olan, teatral dekor ve aksesuarlarla doldurulmuş ilk stüdyoların nasıl yerler olduğunu, nasıl düzenlenip tanzim edildiğini, buralarda kaç kişinin çalıştığını konuşacağız.

1800’ler… Buluşlar, icatlar, yenilikler ve değişimler yüzyılı…  Fotoğraf da bu yüzyılda doğdu. İlk dagerotip fotoğraf stüdyoları Avrupa ve Amerika’da 1840’larda görülüyor. 1850’lerin başındaysa, yani 10 yıl sonra, her iki kıtada da fotoğraf patlaması yaşanıyor. Özellikle Amerika Birleşik devletlerinde, lüks işletmeller şeklinde çok sayıda stüdyo faaliyet gösteriyor ve bu stüdyoların pek çoğu dış sermayeler tarafından destekleniyor.

Orsay Müzesinin yöneticisi Quentin Bajac “Karanlık Odanın sırları, Fotoğrafın İcadı” adlı kitabında; bu stüdyolardaki üretimin, zanaat aşamasından yarı sanayileşmiş bir sisteme geçtiğini belirtiyor.

Ardından stüdyo sayılarının devamlı arttığını ve bu artışın 1860’ların ortasına dek sürdüğünü  söylüyor. Ve yine verdiği bilgiler arasında, her biri 2 milyon dolar ciro yapan bu stüdyoların sayısının 200’ü bulduğu da var…

Hatırı sayılır kazançlar elde eden bu stüdyolar yeni girişimcilerin ve iş insanlarının da dikkati çekiyor. Ve paralarını bu alana kaydırmaları konusunda onları cezbediyor. Konjonktür de buna uygun. Çünkü Kalifornia’da bulunan altın yatakları,  yeni zenginler yaratıyor ki fotoğraf stüdyoları onlara paralarını çoğaltmak için uygun bir alan gibi gözüküyor.

Bizde ilk yerli stüdyo, 1850 yılında Kargopulo tarafından Tünel Meydanı’nda açıldı. Sonra diğerleri, art arda birbirini takip etti. Ama yine de Avrupa ve Amerika’daki stüdyo sayıları söz konusu değil. 1860’larda bizdeki stüdyo sayısı fazla gözükmüyor. Mesela 1868 yılına ait ticaret yıllığında sadece 6 stüdyonun ismi var.

Brodway’in en ünlü stüdyolarından  Charles Frederik’in stüdyosundan bahsedeyim.  Bu stüdyonun olduğu binayı dışarıdan gösteren bir fotoğrafa bakarak şöyle tarif edebilirim: Giriş katını da sayarsak 4 katlı binanın önüne, tüm cepheyi kaplayacak şekilde,  dairesel bir formla yazılmış “Frederik’s Photographic Temple of Art”, yani “Fredrick’in Fotografik Sanat Tapınağı” yazısı,  o dönem stüdyolarının şaşaasını gösteriyor. Yine binanın en üst katında da başka büyük bir tabelada Photographic, daguerrotype, ambrotype galerisi yazıyor.  Dagerotip ve ambrotipin de fotografik prosesi olduğunu laf arasında tekrar hatırlatmış olayım.

Yine başka bir örnek verirsek, ünlü Fransız fotoğrafçı Nadar’ın stüdyosu akla geliyor hemen. Nadar’ın Capucines Bulvarı’nda açtığı atölyesi “kristal bir saray” olarak tanımlanıyor. Dışarıdan görünüşü ise şöyle; Dört katlı binanın en üstü…  Boydan boya cam kaplı… Tam önünde de kocaman, kırmızı renkte Nadar yazısı var ki, bu da Nadar’ın fotoğraf kartlarında kullanmış olduğu imzası aynı zamanda… Bu yazının kırmızı olması gibi sanatçının ceketinden tutun da, atölyede yerden tavana kadar herşeyin kırmızı renkte olduğu da bilgiler arasında.

Bizde, erken dönem stüdyolarını böyle dışarıdan gösteren detaylı bir fotoğraf yok ne yazık ki. Ama sevinerek şunu söyleyebilirim, yakın zamanda Osmanlıca kaynakları tararken Malumat dergisinde Theodore Vafiadis’in stüdyosunu gösteren bir fotoğrafa rastladım. Hatırlayacaksınız, önceki programların birinde Vafiadis’ten ve onun stüdyosunda çekilmiş katil portrelerinden söz etmiştim. (8. Program – Bir Osmanlı Stüdyosu ve İki Katil Portresi)

Aynı fotoğrafçı, yani Vafiadis başka bir ilanda, stüdyosunu 1890 yılında açtığını belirtiyor. Tespit edebildiğim kadarıyla, çalıştığı müddetçe bu adres sabit kalıyor. Şimdi stüdyonun dışarıdan görünüşüne gelirsek, Sirkeci’de dört katlı bir bina. Binanın en üstünde, düz damın olduğu yerde öne doğru ufak bir çıkıntı var ki burada boydan boya “Zincographie Th. Vafiadis” yazıyor. Hemen altındaki katın balkonuna boydan boya Arap harfleriyle “Fotografhane, Teodor Vafiadis” yazmakta.

Bir alt katta, balkonun hemen altında cumba var. Bu cumbada yine aynı genişlikte aynı yazı yazılmış ama bu kez Yunan harfleriyle. Bir altındaki cumbanın önünde ise  bu kez Latin harfleri kullanılarak Fransızca olarak aynı ifadeler yer alıyor.  Yani ön cephenin her katında büyük tabelalar var. Binanın yan duvarında da, görünen tüm yüzeyi kaplayacak şekilde, Latin ve Yunan harfleriyle stüdyonun ismi yazıyor.

Stüdyoların dışı kadar içi ve donanımı da oldukça gösterişliydi. Özellikle Avrupa ve Amerika’dakilerin… Aslında bir anlamda, ilk dönem stüdyolarının, son derece lüks ve seçkin dekorasyonu bu icadın gördüğü kabülü ve yeni doğan bu mesleğe bakış açısını da anlatıyor. Bunun için dönemin fotoğrafçıları, stüdyolarına böylesi büyük yatırımlar yapmaktan çekinmemişler. Ünlü eleştirmen Ernest Lacan Amerikan dagerotipçilerinin müşteri çekmek ve korumak için hiçbir şeyi ihmal etmediklerini söylüyor. Ve dönemin stüdyolarını birer peri sarayına benzetiyor.  Neler var bu peri saraylarının içinde; sütun biçiminde yontulmuş mermerler, zengin nakışlı duvar örtüleri, adım sesini boğan kalın halılar, her yöreden getirtilmiş kafesler dolusu kuşlar ve nadir bitkiler… Bekleme salonları da son derece göz alıcı… Beklerken oradaki değerli tabloları inceleyebilir ya da  kitaplığından faydalanabilirsiniz. Ayrıca dileyenler albüm içine yerleştirilmiş fotoğraflardan az sonra vereceği pozu seçebilir. Hatta kimi stüdyoda, beylerin canı sıkılmasın diye, tütün içme salonu ve bilardo salonunu hazır edilmiş. Yine bazısında sera ve bahçeler yaratılmıştır ki insanlar sırasını beklerken, gönüllerini ferah tutsunlar… Az önce bahsi geçen Nadar’ın atölyesi de dillere destan… Oradaki sanat eserleri ve biblolar da, tüm stüdyoların genel havasını anlatıyor.

Bizim stüdyolardaki durum nedir bunu da konuşalım. İlk dönemdekiler için kayda geçmiş bir veri yok ama 1800’lerin sonlarına doğru ufak tefek bilgiler elde ediyoruz.

Hemen gene Vafiadisten söz etmek istiyorum. Vafidis’in Servet-i Fünun’a verdiği bir ilanda şöyle bir ibare var onu okuyayım:

“Theodore Vafiadis Efendinin fotoğrafhanesi muhterem müşterilerinden gördüğü rağbet ve hüsn-i teveccüh sayesinde bu kere, bir kat daha calip (çekici) hoşnudî ve memnuniyetleri olmak üzere Avrupa’dan nev icat ve son sistemde alat ve edavat, fotografya celbiyle tezyin olunmuştur” diyor ve devam ediyor.

Tabii ilan Avrupadan getirtilen, yeni icat ve son sistem alet ve edevatlardan söz ediyor. Yani teknik gereçler. Ama yine de, Vafiadis’in böyle bir bilgiyi ilanlara taşımasını ilginç buldum. Keşke faaliyet gösterdiği bu dört katlı binadaki çalışma alanları hakkında da birşeyler öğrenebilseydik.

Böyle bir bilgiyi 1910 yılında Cağoloğlu’nda açılan “Resne Fotoğrafhanesi”yle ilgili olarak buluyoruz. Resne ilk Müslüman fotoğrafhanelerimizden. Kurucusu da Rahmizade Bahattin Bediz. Açılış gününe ait giriş kapısını yandan gören bir hatıra fotoğrafı da çekilmiş ama geniş bir perspektif olmadığı için sadece, çok büyük olmayan tabelasını  görebiliyoruz. Yine de şansımıza, burada uzun yıllar çalışmış olan Rıza Bey’in anıları, bu stüdyo hakkında istediğimiz bilgileri bize veriyor. İlgili kısımları seçerek okuyorum, Bahattin Bediz’i kastederek

“Kurduğu atölye bugün bile parmakla gösterilecek kadar teşkilatlı, geniş, üç katlı bir binaydı. Birinci katta karanlık odalar, ikinci katta atölye, müdüriyet, bekleme salonu ve çalışılacak yerler, üçüncü katta ise resimlerin karton üzerine yapıştırılması için büyük teşkilatlı odalar vardı. (…) O zamanlar atölyeler binaların en üst katında veya bahçede bugünkü seralar şeklinde yapılır ve siyah, açık renk perdelerle donanırdı.”

Rıza Bey katlarda bulunan oda ve atölyeler hakkında da detaylı bilgiler veriyor. Birinci katta üç karanlık odanın bulunduğunu, bunların tekinde kartların basıldığını, diğerlerinde ise filmlerin yıkandığını aktarıyor. Okumaya devam ediyorum…

“İkinci kattaki bekleme salonlarından küçük olanı Bahattin Bey’in muhabbet edeceği, oturacağı değerli kişiler içindir. Bunlar arasında Sadrazam Tevfik Paşa, Ziya Gökalp, Abdülhak Hamit, Enver Paşa gibi isimleri sayabiliriz. Büyük salon ise çabuk gelip giden sıradan müşteriler içindir. Fotoğraflar ise yazıhane kısmında teslim edilirdi.”

1917 yılına geldiğimizde Turan fotoğrafhanesi çıkıyor karşımıza. Kurucuları Mustafa Neş’et Bey ve Behçet Bey fotoğrafçılığı Resne’de Bahaddin Bediz’in yanında öğreniyorlar ve sonrasında kendi stüdyolarını açıyorlar. Birkaç kez de adres değişikliğine gitmek zorunda kalıyorlar.

Ben, Mustafa Bey’in oğlu Ayhan Üstündağ’la çeşitli kereler bir araya geldim. Kendisi de çok uzun yıllar Turan Fotoğrafhanesinde çalışmış bir kişi ve bana inanılmaz önemli bilgiler aktardı. Değerli eşi Ayda Üstündağ da sağlam hafızasıyla ve sevecen tavrıyla beni kucakladı ve bilgilerini paylaştı, minnettarım. Ve zarif  kızları Siren Üstündağ da, özenle sakladığı, stüdyodan geriye kalmış her şeyi benimle paylaştı. Buradan her birine tekrar selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Sağolsunlar, varolsunlar…

Yaptığım görüşmeler sırasında Ayhan Bey, Beyazıt Balmumcu Hanı’nda açtıkları stüdyoya 78 basamakla çıkıldığını ve üst katın da öncekiler gibi camlarla kaplı olduğunu söyledi.

Avrupa’da da Amerika’da da ilk stüdyolar hep çatı katlarındaydı. Çünkü fotoğraf çekmek için gün ışığına ihtiyaç vardı. Ve bu üst katın her tarafı camlarla kaplı oluyordu. Bu camlarda da perdeler vardı ki, modelin üzerine düşecek ışık, bu perdeler sayesinde yönlendiriliyordu. Yüzyılın sonuna kadar stüdyolar yapay ışık kullanmıyorlar. Hatta bizde 1900’lerin ilk çeyreğine kadar bu böyle. Tabii her dönem ve her şey için istisnalar olduğunu söyleyelim.

Stüdyoların çatı katlarında oluşu hem bizde hem de diğer ülkelerde sıkça karikatürize adilmiş ve neredeyse alaya varacak yazılar kaleme alınmıştır. Avrupa basınında bu stüdyolar çatıların altına tünemiş, cam kafesler olarak betimleniyor.

Bizden de örnek vereyim, Sermet Muhtar Alus İstanbul Kazan, Ben Kepçe adlı eserinde dönemin stüdyolarını “Minare minare üstü hesabı, çık çık bitip tükenmez” diye tarif ediyor. Çekilen çileleri de yine o esprili diliyle söyle anlatmış…

“Bir zamanlar Abdülhamid’den bir irade savrulmuştu. Askerlerden müşirden binbaşıya ve sivillerden vezirden mütemayize kadar bütün paşaların ve beylerin hepsi üniformalarıyla ve el pençe divan vaziyette, resimlerini çıkartıp saraya takdim edecekler… Fotoğrafçıların parmaklarında zilleri eksik… Setreleri eteklerine kadar nişan dolu romatizmalı, nikrisli, idrar zorlu, prostatlı bir çok adamcağızın merdiven basamaklarına oturup oturup ‘Aman bacaklarımı, mafsallarımı ov Şabancım’ ya da ‘Evrak çantamdaki ördeğimi çıkarsam mı Arapgirli’ diye yakındıklarını yazıyor.”

Bu nükteli anlatımdan sonra yine Foto Turan’la devam edelim. Kardeşler, 1932 yılında Çarşıkapı’ya taşındıklarında da iki katlı bir yer tutarlar. Üst kat yine camekanla kaplıdır. Tavan yüksekliğinin altı metreyi bulduğu bu stüdyonun alt katında ise bekleme salonu ve bir vezne bulunuyor. Burası maroken koltuklarla son derece şık bir şekilde döşenmiş.

Sohbetlerimiz sırasında, Ayhan Üstündağ fotoğrafın  o zamanlarda çok  saygın bir iş olduğunu söyledi. Mekanın güzelliği, eşyaların önemi kadar, çalışanların da giyimlerinde son derece titiz olduklarını, kimsenin kravatsız çalışmadığını belirti bana. Ve burada Ermeni, Müslüman, Beyaz Rus olmak üzere yaklaşık on beş kişinin  çalıştığı bilgisini de verdi.

Biraz bu çalışanların sayısına değinmek istiyorum. Bahattin Bediz zamanla,  Babıali’deki ilk yeri merkez yaparak, Üsküdar ve Bahçekapı olmak üzere iki tane de şube açıyor. Yanında çalışanların sayısı ise yirmiyi buluyor. 1900’lerin ilk çeyereğindeki stüdyolar bunlar. Daha öncekiler, muhtemel ki çok daha fazla  çalışana sahiptiler. Çünkü bu stüdyoların çalışmaları sadece stüdyoya gelen insanların portrelerini çekmekten ibaret değildi. Şehir manzaraları, antik bölgeler, tarihi eserler, meslekler serisi ve resmi görevler… Tüm bunlar çok sayıda insan gerektiriyor.

Avrupa ve Amerika’da daha yüksek sayılar ve katı bir iş bölümü zikrediliyor. Mesela Nadar’ın stüdyosunda 50 kişi çalışıyor. Disderi’yi hatırlayacaksınız, kartvizit formatını bulan kişi (14. Program – Fotoğrafın ilk yılları: ‘Kartomania’)… Zaten bu buluşuyla, fotoğrafın ucuzlamasını sağlamış ve bu sayede de o ve diğer stüdyolar ciddi bir iş hacmi kazanmışlardı. İşte o Disderi’nin stüdyosunda çalışanların sayısı ise 80 kişidir.

Biraz da çekimler için kullanılan dekor ve aksesuarlardan söz edecek olursak; Bizim stüdyolarımız da tıpkı Avrupadakiler gibi bol çeşitte fon perdesi kullandı. Fotoğrafın icadından kısa süre sonra moda olan ve uzun yıllar kullanılan bu resimli fonlar ülkemize de dışarıdan gelmekteydi. Stüdyoların her birinde zengin çeşitte fon perdesi vardı. Bir saray içini andıran zenginlikte iç mekanlar betimlemeleri; ağaçların bol olduğu bahçeler, ormanlar, dingin göller, dalgalı denizler, savaş karargahı, bir gemi güvertesi gibi gibi… Gelen müşterilerin seçmesi için bol çeşitte fon perdesi…

Tabii bu fon perdelerini destekleyecek de sayısız aksesuar. Mesela güverte resmedilmiş bir fonsa, modelin eline bir dürbün vermek; Bahçe betimlemesiyse, çitler, otlar yerleştirmek; Deniz betimlemesiyse öne kaya taklidi aksesuarlar koymak…

Stüdyolar üç boyutlu dekorlar içinde epey bir bütçe ayırmışlar. Mesela İçine girip oturulan ve direksiyonuyla, farıyla bir otomobil maketi… Ya da kürekleriyle birlikte bir kayık… Çocukların üzerine binecekleri atlar, bisikletler, keçiler… Tabii ki fonlar da bunlara göre seçiliyordu. Kayık için nehir, göl ya da deniz manzaraları; araba içinse yollar, kırlar, uçuşan bulutlar… Stüdyoların bu konuda son derece yaratıcı olduklarını da söyliyeyim…

16:00 – 16:30 Emeğin Gündemi / (15 Günde 1)Fabrikalardan plazalara emekçilerin ortak sorunları ve örgütlenme deneyimleri / Ayşe Berna Uçarol

emegingundemi20191224

Emeğin ve emekçinin gündemini gözönünde tuttuğumuz program bu yayın döneminde 15 günde bir Salı günleri 16:00’da.

emegingundemi.blogspot.com/

emegingundemi.blogspot.com/search/label/aç1kradyo

16:30 – 17:00 Diğerkâm (Yeni program) / Hazırlayanlar: Damla Özlüer ve Rauf Kösemen

Geçtiğimiz dönemlerde Hemzemin programını hazırlayan Rauf Kösemen ve Damla Özlüer yine sosyal fayda iletişimi üzerine daha geniş düşünmeye çağırdıkları yeni programları Diğerkâm ile bu yayın döneminde de aramızdalar.

Facebook.com/Diğerkam

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Dünyanın Cazı kadrosuna Caz vokalisti Sanat Deliorman dahil oluyor. Salı günleri

 

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Murat Dağı’ndaki altın madeni projesine ilişkin verilen ÇED olumlu kararı iptal edildi

24 Aralık 2019
Fotoğraf: Yeşil Gazete

Kütahya’da bulunan Murat Dağı’nda açılmak istenen altın madeni projesine ilişkin verilen ÇED kararı yargı tarafından iptal edildi.

Kütahya’da bulunan Murat Dağı’nda açılmak istenen altın madeni projesine ilişkin verilen ÇED kararı yargı tarafından iptal edildi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Murat Dağı’nda özel bir firma tarafından açılmak istenen altın madeni projesi için ÇED Olumlu kararı vermiş, bölge sakinleri, baro ve çok sayıda yurttaş bu karara karşı dava açmış ve change.org’da bir imza kampanyası başlatmıştı. Artı Gerçek’ten Rıfat Doğan’ın haberine göre davaya bakan Kütahya İdare Mahkemesi projenin projenin insan sağlığı, orman ve bitki varlığı, hayvanlar, yeraltı ve yüzey suları ile tarım alanları açısından önem arz eden riskler barındırdığını belirtti.

“Ulaşım Eylem Planı tamamlanmalı”

İstanbul Adalar‘daki sivil toplum kuruluşları, atların hastalığı ve fayton sorunuyla ilgili açıklama yaparak bu iki sorunun birbirleriyle alakalı olduğunu ve Adalar’ın SİT alanı olduğu gerçeği göz önünde tutularak çözüm üretilmesi gerektiğini söyledi.  STK’lar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nden “ulaşım eylem planının” tamamlanmasını istedi. Açıklamada İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne çağrıda bulunduklarını söyleyen STK’lar şu taleplerde bulundu: ‘’Şu andaki öncelik, hayattaki atların sağlıklı kalmaları. Ruam testleri şeffaf bir şekilde tamamlanmalı, sonuçlar kamuoyuyla paylaşılmalı, faaliyetine izin verilen ahırlarda koşulların yeni salgınlara meydan vermeyecek şekilde iyileştirilmesi için önlem ve denetimler kesintisiz uygulanmalı, Valilik Mahalli Çevre Kurulu kararlarına uygun olarak bir karantina ahırı acil olarak hayata geçirilmeli; ruam hastalığı dâhil at sağlığı ve denetimi konusunda uzman veterinerler işbaşı yapmalı ve Adalar’daki atların bakım sorumluluğu tümüyle İBB tarafından üstlenilmeli. Hazırlıkları yürütülen ve sonuç aşamasına geldiği söylenen Adalar Ulaşım Eylem Planı bir an önce tamamlanmalı ve sonuçlandırılmak üzere katılıma açılmalı. Bütünsel SİT alanı olan Adalar’ın özel durumu dikkate alınarak hazırlanacağını umduğumuz planın, zamana yayılmış ve aşamalı olarak yürürlüğe konmasına; hayvan sağlığı ve haklarının yanı sıra ulaşım, istihdam, mülkiyet ve çalışma gibi en temel insan haklarına duyarlılıkla uygulanmasına özen gösterilmeli. At ve insan ilişkisinin, nostalji ve kültürel haklardan öte karşılıklı haklar ve dayanışma temelinde kurgulanarak yaşatılması için Adalar’ın son şans olduğu unutulmamalı” dendi.

10 tahliye bacası borusundan yedisi kırık

Marmaris’e 16 kilometre mesafedeki Adaköy Mahallesi Yalancıboğaz mevkisindeki 7,5 kilometresi karada, 406 metresi de denizin 20 metre dibinde bulunan atık tahliye sistemi, suyunu Akdeniz’e döküyor. Marmaris Çevrecileri Derneği, gönüllü dalgıçlarıyla, Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi sorumluluğundaki atık su tahliye sisteminde bugüne kadar dört kez inceleme yaptı. Derneğin gönüllü iki dalgıcı, son incelemede 30 dakika deniz dibinde kalarak arıtma sisteminde meydana gelen arızaları ve sızdırma yapan bölümleri fotoğraflayıp görüntüledi. Buna göre, 10 tahliye bacası borusundan yedisinin kırık olduğu tespit edildi. Foseptiklerin sızdırmazlık özelliğini yitirdiği, aşınmalardan dolayı borularda çatlama ve delikler meydana geldiği belirlendi. Ayrıca arıtılmayan atık sular nedeniyle çok sayıda ‘balon balığı’ ve ‘aslan balığı’ gibi tehlikeli türlerin buralarda ürediği, bu hattan beslendiği ortaya çıktı. Dalgıçlar, incelenmek üzere deniz dibinden ve tahliye boruları çevresinden su ile çeşitli numuneler de aldı.

Hollanda’da mahkemeden sevindirici haber

Hollanda’da 2012 yılında 900 vatandaşlık bir grup, hükümet iklim krizine yönelik ciddi eylemlere geçmediğini için konuyu mahkemeye taşımıştı. İklim krizi mücadelesinde büyük önem taşıyan, bu dava yani Urgenda Davası, Hollanda Yüksek Mahkemesi’nin tarihi kararıyla sona erdi. Dava, büyük bir zaferle sonuçlandı. Yüksek Mahkeme, Hollanda Hükümetinin emisyonlarını önemli oranda ve derhal azaltmakta hukuki olarak yükümlü olduğuna kesin olarak hükmetti. Birçok büyük sanayiye ev sahipliği yapan, Avrupa’nın ana limanı olan ve AB ülkeleri içerisinde karbondioksit emisyonlarında beşinci sırada yer alan Hollanda, enerjisinin %7’sini yenilenebilir kaynaklardan elde ediyor. Hollanda’nın emisyonları geçtiğimiz yıl 1990 seviyelerine oranla %15 daha azdı. Yükümlülük, 2020’de ise emisyonların 1990’a kıyasla en az %25 azaltması zorunluluğunu içeriyor. Kararın önemi, Mahkemenin, Hükümetin bunu yerine getirmemesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi uyarınca üstlendiği insan hakları yükümlülüklerine aykırı olduğunu belirtmesinde yatıyor. Urgenda Foundation’ın kurucusu Marjan Minnesma, “Hükümetin izleyebileceği 50 çözüm önerisini içeren bir planı ortaya koyduk” dedi. Urgenda davasında hukuki danışmanlık üyelerinden Dennis van Berkel ise “Bu dava sadece Hollanda için büyük bir önem teşkil etmiyor. İlkeler evrensel bir nitelik taşıyor. Hollanda dışındaki hiçbir mahkeme bu karara bağlı değil; ancak kararın etkisi ve diğer ülkelere vereceği ilham gerçekten büyük” dedi.

PTT AŞ tarafından “Sakin Şehirler Konulu Sürekli Posta Pulları” serisinin devamı olarak “Akyaka”“Şavşat”, “Gökçeada”, “Mudurnu”“Perşembe” ve “Köyceğiz” görsellerine yer verilerek hazırlanan 6 değerli “Sakin Şehirler-2 Konulu Sürekli Posta Pulları” ve ilk gün zarfı 23 Aralık 2019 tarihinde tedavüle sunuldu. Sakin şehirlerin, posta pullarındaki hallerini sürdürebilmek için sosyal ve ekolojik açıdan adil üretim yapan, sakin işletmelerin ürün ve hizmetlerine, yani türetim ekonomisine yüzümüzü çevirme gerek.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Salı Dünyayı Okumak / Aytaç Timur ve Akif Pamuk

dunyayiokumak20191224

dunyayi_okumak_24.12.2019

Yazmaya övgü. Eleştiriye ve eleştirmene kapı. Düşünmeye, düşünceye, üretmeye ve tartışmaya alan açmayı amaçlayan bir kültür programı.

zz3

facebook.com/dunyayiokumak/

***

Gıda alanında çalışan 19 sivil inisiyatif “IV. Gıda Toplulukları ve Kooperatifleri Çalıştayı”nda deneyimlerini masaya yatırıyor

26 Aralık 2019

Dünyayı Okumak’ta 29 Aralık’ta Barış Manço Kültür Merkezi’nde düzenlenecek IV. Gıda Toplulukları ve Kooperatifleri Çalıştayı’nı konu edindik.

Çalıştayın paydaşları arasında yer alan Yeryüzü Derneği ve Sıfır Gelecek gönüllülerinden, ayrıca Yeryüzü Kooperatifi ortaklarından Ayşe Özden ile 26A Kolektifi’nden Didem Erbak’ın konuk olduğu programda IV. Gıda Toplulukları ve Kooperatifleri Çalıştayı’nın amaçları, programı, hazırlık aşaması ve içeriği üzerine konuştuk.

Temiz ve sağlıklı gıdaya erişim halen ülkemizde ne yazık ki en çok tartışılan konuların başında geliyor. Üretimden başlayarak soframıza kadar gelen gıdaların sürdürülebilir ve sağlıklı olup olmadığına dair her yurttaşın kafasında soru işaretleri bulunuyor.  Gıdaların üretim, işleme, dağıtım ve tüketim süreçlerinin şeffaf, doğa dostu ve insan sağlığını ön plana çıkaran yöntemlere ilgi her geçen gün artıyor.

Endüstriyel gıda üretim ve tedarikinde giderek kullanımı yaygınlaşan yöntemler hem gıda güvenliğini tehdit ediyor hem de kar odaklı olan bu uygulamalar ile gıda tekelleşiyor, soframıza gelen besin değeri düşük ürünlerin sayısı her geçen gün artıyor. Endüstriyel tarım, bir yandan iklim krizini de tetiklerken diğer bir yandan ise çiftçinin köleleşmesine ve verimli arazilerin giderek daha bozulmasına neden oluyor.

Gıda üzerindeki tahakkümü kırmak, kentlilerin sağlıklı ve temiz gıdaya erişimini güçlendirmek ve üretici ile türetici arasındaki dayanışmayı arttırmak için ise Türkiye’nin dört bir yanında gıda kooperatifleri kuruluyor. Gıda kooperatifleri, adil, yerel, temiz ve doğaya saygılı üretim yapan çiftçiler ve üreticiler ile bu gıdalara uygun fiyatlar ile ulaşmak isteyen türeticileri bir araya getiriyor.

İstanbul’da 29 Aralık 2019’da bir araya gelecek olan gıda alanında çalışan 19 sivil inisiyatif ve sivil toplum kuruluşu, ülkemizdeki gıda kooperatifleri deneyimlerini masaya yatıracaklar. Temiz ve doğaya saygılı üretim yapan üreticiler ile gıda kooperatiflerinden faydalanan türeticileri de bir araya getirecek olan girişim, endüstriyel tarıma alternatif olarak gelişen bu yurttaş girişimlerinin yarattığı dönüşümü de tartışacaklar.

Toplantıda üreticiler ile türeticiler, gıdaya erişimdeki radikal yöntemler, yerel yönetimler ve gıda toplulukları arasındaki iş birliği konuları, gıdaya erişimde katılımcılık modelleri ile endüstriyel üretimin iklim krizindeki rolünü ele alacaklar.

Bu sene dördüncüsü düzenlenen Gıda Toplulukları ve Kooperatifleri Çalıştayı, 29 Aralık 2019’da İstanbul’da Barış Manço Kültür Merkezi’nde düzenlenecek.

Açık Dergi Salı 18:50 Harici Bellek / Şarkılarla Dünya Tarihi / Murat Meriç

Şarkılarla Memleket Tarihi programıyla geçtiğimiz dönemlerde çok sevilen Murat Meriç, Açık Radyo’ya geri dönüyor. Müziğin bellek ile ilişkisini konu edinen bu yeni yayında Meriç, insanlık tarihinden vakaların izlerini plaklar/kayıtlar aracılığıyla sürüyor.

Açık Dergi Salı  Kulis Sesleri – Bircan Yorulmaz (Ayda 1)

Açık Dergi’nin kadim köşelerinden Kulis Sesleri bu yayın döneminde de tiyatro kulislerinin derinliklerinden bize sesleniyor.

Açık Dergi Salı 40 Yılda 1 / Sedat Nemli

Bu yaz da 1977’den müzikler dinliyoruz. Haziran ayı itibariyle.

Açık Dergi Salı  50. Yılında Velvet Underground & Nico 

Açık Dergi’de Salı akşamları, yayınlanışının 50. yılında Velvet Underground & Nico albümünün parçaları da yer alacak

Açık Dergi Salı Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Evrim Hikmet Öğüt / (15 günde bir)

Bir süredir Suriyeli müzisyenler ve onların Türkiye’de yer alabileceği müzikal konum üzerine çalışmaları bulunan etnomüzikolog Evrim Hikmet Öğüt’ten “Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü”, yeni programlarımızdan bir diğeri. Program, farklı müzik kültür ve türleri üzerinden göçün müzik üretimine etkisini müzikolog-etnomüzikolog, iletişimci, müzik yazarı, müzisyen ve sanatçılarla tartışıp, göçmen müzisyenlerin deneyimlerini ilk ağızdan aktarmayı da hedefliyor.

Açık Dergi Salı Yararlı Sanat Arşivi (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Can Gümüş ve Onur Yıldız / (15 günde bir)

Yararlı Sanat Arşivi, sanatta yarar ve kullanım konularının tartışmaya açılması için kurulan Arte Util (Yararlı Sanat) Topluluğu tarafından bir araya getirilmiş yararlı sanat örneklerini tartışır. Sanatın aktivizm ve kültür kurumlarıyla ilişkisi bağlamında geleceğini ele alan bir program.

20:00 – 21:00 Açık Şemsiye / Hakan Gürvit, Levent Dönmez, Mehmet Yusuf ve Şebnem Sühel Grimm / Gelmiş geçmiş tüm müzik türleri

21:00 – 22:00 Gitaresk / Jak Kohen, Gonca Açıkalın ve Meral Akman / Neo-klasik rock ve fusion

gitaresk.com/

***

Bu gece 21:00’de, 94.9 Açık Radyo Gitaresk’te, yıldönümlerini kutlayan rock albümleri var. Murat Ermert ile birlikte 10., 20., 30., 40. ve 50. yaşını kutlayan en sevdiğimiz bazı albümlerden parçalar seçtik, bekleriz.
🎸
http://www.gitaresk.com/Playlists/50th/191224.htm
Görüntünün olası içeriği: 5 kişi

22:00 – 23:00 Esintiler / Seda Binbaşgil / Jazz

23:00 – 24:00 Psychoacoustics (Program gününde ve saatinde değişiklik) / Hazırlayanlar: Osman Kaytazoğlu, Berk Gökberk ve Barış Karakaş

Cumartesi geceleri 02.00’de yayınlanan Psychoacoustis bu yayın dönemi Salı geceleri saat 23.00’de

24:00 – 01:00 Numune Hastanesi (Yeni program) / Hazırlayan: Cüneyt Bolak

Kaydedilmiş her türlü ses, bir progresif rock şarkısı ya da bir hint ragası, “Eşkıya” filminden bir diyalog ya da eski bir tv reklamı prodüktörlerin ellerinde yeniden hayat bulur. Doktor Frankenstein’ın canavarı gibi! 70lerin sonunda sampler’ın icadıyla müzik bir daha eskisi gibi olmadı. Özellikle Hip Hop’ta kesilen, biçilen ve yeniden hayat bulan “numune”lerin masaya yatırıldığı Numune Hastane’sinde örneği alınan ve bu örneklerle yapılan şarkıların izi sürülüyor. Sampling marifetiyle üretim yapan prodüktörler ve bu üretimleri altyapı olarak kullanan rapçilerin de konuk olduğu Numune Hastanesi dinleyicilerini “Ses Gezegeni’nde Örnek Avı”na davet ediyor.

facebook.com/Numune.Hastanesi

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program    blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/12/20

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil,  Selahattin Çolak

acikgaste_23-12-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Bu karar sayesinde iklim eylemleri artık insan haklarından ayrılmaz oldu.”
———————————————————–
Hollandalı gazeteci Jelmer Mommers, Urgenda (Acil) adlı iklim aktivisti grubunun açtığı davada Hollanda Yüksek Mahkemesi’nin Hollanda devletini mahkûm eden ve 5 yıl içinde CO2 salımlarını en az yüzde 25 oranında kısmasını zorunlu kılan tarihî mahkeme kararının bütün dünya ülkeleri için emsal teşkil edeceğini yazıyor. (De Correspondent)

Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, bulut, alacakaranlık ve açık hava

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Pazartesi  Ali Bilge’yle Ekonomi Politik

ekonomipolitik20191223

Ekonomi Politik kayıt arşivi

***

Ekonomi Politik: “Büyüme paradigması iklim sorunsalını içermeden oluşturulamaz bir tez halindedir”

25 Aralık 2019

Açık Gazete’nin Ekonomi Politik köşesinde Ali Bilge, gündemdeki son gelişmeleri Açık Radyo dinleyicileri için değerlendirdi.

Ömer Madra: Günaydın Ali bey, merhaba!

Ali Bilge: Merhaba Ömer bey, merhaba Can.

ÖM: Can yok bugün.

AB: Selahattin’e merhaba diyelim, herkese merhaba!

ÖM: Kusura bakmayın, 5-6 dakikalık bir gecikmeyle girdik. Adalarla ilgili, atlarla ilgili çok acil durumlar var, onları naklettik arkadaşlardan gelen notları, biraz sarktı yani.

AB: Hallederiz.

ÖM: Telafi ederiz.

AB: Telafi ederiz. Prof. Daron Acemoğlu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, Amerika’da bulunan dünyanın en saygın üniversitelerinden birisi olan MIT’de görevli iktisatçı bilim insanı. Daron Acemoğlu, hem ABD’de yayımlanan, Türkiye’de de yakında yayınlanacak olan kitabı hakkında, hem de dünya ve Türkiye meselelerini ele aldığı konuşmalar yaptı ve söyleşiler verdi. Bugün, Acemoğlu’ndan ve üstünde durduğu konulardan bahsedelim isterseniz?

ÖM: Lütfen, evet, siz de katıldınız galiba?

AB: Evet katıldım, bazı dinleyiciler de biliyordur belki, 1986-2016 arasında 30 yıl boyunca akademik bir iktisat dergisi yayınladım. Daron Acemoğlu’nu bu nedenle daha erken bir tarihte öğrendik, derginin danışma kurulu üyesi ve yazarı Abdullah Akyüz’ün 2002 yılında yayımlanan bir yazısıyla öğrendik ve kendisini izledik. Kısa bir süre sonra derginin de akademik kurul üyesi oldu. Acemoğlu’nun biraz da geçmişinden de bahsedelim. Galatasaray Lisesi sonrasında yurt dışına gidiyor ve doktora derecesini de London School of Economics’ten alıyor, sonra MIT’ye kabul ediliyor. MIT’de de 32-33 yaşında ömür boyu profesörlük hakkını alıyor, iktisatta, pek çok alanda, çok çeşitli alanlarda katkısı olan bir bilim insanı, üretkenliği çok yüksek, yani akademik performansı hem kantitatif tarafıyla, hem de politik iktisat tarafıyla öne çıkıyor çok alanda yazıyor, gelir, ücret, insan, beşeri sermaye, politik iktisat gibi pek çok alanda makaleleri ve çalışmaları, kitapları var. Acemoğlu’nun arkadaşlarıyla birlikte çıkarttığı ve dünyada ses getiren ilk çalışma tarih boyunca fakir ülkelerin zenginleşmesi, zengin ülkelerin fakirleşmesi üzerine ilişkin çözümlemelerdi, bunun nedenleri üzerine alan açıcı çalışmalardı. 500-600 yıl öncesinden bugünlere ülkeleri analiz eden çalışması ile tanıdık. Bu çalışma ülkelerin fakirliğin ve zenginliğin nedenlerinin sınandığı bir tez oldu. Ülkelerin fakirlik ve zenginliğin nedenlerini üzerine daha önceleri Montesquieu’den, ‘Toynbee’ye ve Myrdal’a kadar pek çok filozof ve tarihçi ve iktisatçı Braudel’de eklemek lazım, onlar iklimle toplumların refahı arasındaki ilişkileri araştırmışlardı. Daron ve arkadaşı James Robinson ise iklimle olan ilişkiyi bulamadılar ama onların ortaya koyduğu şey kurumsallaşma hipotezi oldu. Hem ekonomik kurumların hem de siyasal kurumların, siyasal ve iktisadi alt yapının, siyasal rejimin yarattığı kurumların sağlamlığıyla zenginlik ve fakirlik arasındaki nedenleri, gelişmişlik ve az gelişmişlik arasındaki ilişkiyi ortaya koydular. Bu çalışmayla daha yakından tanıdık, dünyada da ses getiren bir çalışma oldu, yeni bir alan yaratan bir çalışmaydı. Bahsettim yeni kitabı Türkiye’de de yayınlanacak, kitabın da tanıtımı oldu, kitabın adı “Dar Koridor”. Acemoğlu’nun Türkiye’de ilk yayınlanan yazı ve söyleşiler bildiğim kadarıyla bizim dergide  olmuştu. Bunları gönderebilirim size, siteye koyabiliriz, Daron Acemoğlu’nu takip etmek isteyenler için tamamlayıcı olabilir.

ÖM: Tabii.

AB: Ocak ayında Acemoğlu’nun yeni kitabının Türkçe baskısı çıkıyor, konferansların ilkinde “Dar Koridor” isimli kitabından bahsetti. TÜSES tarafından düzenlenen benim de katıldığım ikincisinde   Türkiye’de ve dünyada ekonomilerin büyüme ve verimlilikle ilgili meselelerine değindi. Ülkelerin iktisadi büyümesinin çeşitli unsurları vardır, toplam faktör verimliliği dediğimiz üretkenlik artışını açıklayan göstergeye katkı, eğer teknoloji kaynaklı değilse gerçekleşen büyüme verimsiz bir büyümedir, yani buna “obez büyüme” diyebiliriz. Türkiye ekonomisi işte böyle bir büyüme performansı gösterdi son yıllarda.. Teknoloji kullanımın yetersizliği, eğitimin yetersizliği iktisadi büyümeyi zayıflatıyor ve kalitesizleştiriyor. Sonuçta Türkiye ekonomisinde olduğu gibi, ülkelerin iktisadi büyümeleri, tüketime dayalı ve borçlanmanın itkisinde bir büyüme olarak gerçekleşiyor. Üretimde teknoloji kullanımlı bir artışa dayanmayan büyüme oluyor.

Borca dayanan iktisadi hayatımızın durumuna ve ülkenin borçlarına geçen hafta değindik.

Türkiye’de ailelerin, şirketlerin, bankaların ve devletin borç düzeyini açıkladık, işte bu borç zincirine dayalı, kamu ve tüketim kaynaklı büyüme durumu, yani teknolojiye dayalı üretkenlik artışı sağlamayan iktisadi büyümeyedir, verimsiz büyüme dediğimiz durum budur, Türkiye uzun yıllardır  tam böyle bir durumdadır. Yurt dışından alınan borçlar, teknolojiye yatırım şeklinde gerçekleşmedi,  verimsiz sektörlere gitti. Türkiye’de de en fazla kaynakların yöneldiği alan hep söylediğimiz gibi  betona dayalı, inşaata dayalı alanlar oldu. Daron Acemoğlu’na göre kaynakların yüzde 70’i inşaata ayrıldı, geçen hafta, ülkede son 17 yılda 1.1 trilyon dolarlık bir inşaat yatırımı olduğunu yapılan akademik çalışmalarda dayanarak söylemiştik. Programlarda hep söyledim, bu kadar kaynakla/borçla her hangi bir sektörde ileri mi gittik, teknoloji mi yarattık, marka mı yarattık? Ne kadar Ar-ge yaptık? Tez bir endüstri mi yarattık? Hayır, doğayı katlettik, şehirlerimizde Çin Seddi yarattık..

2001 krizi sonrasında 2006’ya kadar hem AB beklentileri, hem de uyum yasaları gerçekleşen yapısal düzenlemeler, bağımsız iktisadi kurumların oluşturulması, demokratikleşme hamleleri özellikle yabancı fiziki sermayenin Türkiye’ye gelmesine yabancı sermayenin teknoloji ağırlıklı yatırımlara girmesine neden oldu. O dönemde o zamanki sağlanan büyümenin önemli bir kısmı teknoloji üzerinden yani verimlilik üzerinden, üretkenlik üzerinden kaynaklandı. 2006’dan sonra bu durumun negatife dönüştüğünü, Türkiye’de yapılan yatırımların yüksek teknolojiyle değil verimsiz alanlara  gittiğini, bunun da bir gelecek problemi yarattığını söylüyor Daron Acemoğlu.

ÖM: Evet, gelecek problemini nasıl, ne şekilde tarif edebiliyoruz? Yani neler olabileceğini ana hatlarıyla?

AB: Şöyle, kalitesiz eğitimle yığınlar oluşuyor, işsizlik problemi karşımıza çıkıyor, – teknolojik gelişme, otomasyon zaten bir işsizlik problemi yaratıyor ama işte bunu iyi yönetirseniz insanları başka alanlara kaydırıyorsunuz-  bir de krizden kurtulamıyorsunuz. Büyüyorsunuz, inşaatla verimsiz, obez bir şekilde büyüyorsunuz, Türkiye böyle bir grafik izliyor, büyüyor krize giriyor, büyüyor krize giriyor. Büyümenin ortalamasına nüfus artışını da eklediğinizde, ülkenin temel ekonomik sorunlarını çözen bir durum karşınıza çıkmıyor. Üstüne üstlük de doğayı katlediyorsunuz, çevre katliamı yapıyorsunuz ve iklim sürecine de olumsuz katkılarda bulunuyorsunuz.

ÖM: Evet yani kalitesiz eğitim tamamen bir merak unsurunun da dışında tutulduğu insan beyinlerinin daralmasına ve merakının, vizyonunun yok olmasına da yol açan bir duruma yol açıyor denebilir herhalde?

AB: Evet, zaten eğitimdeki rakamlar ortada, zaman zaman gündeme getirdik, getiriliyor da. Pisa öğrenci kalitesizliği, okul ve eğitim kalitesizliğini ortaya koyuyor. Üstelik bir taraftan da Türkiye’de eğitim; laik bir eğitim olmaktan da hızla çıkıyor, dini eğitimin ağırlıklı bir vaziyette olduğu bir Türkiye gerçeği artık karşımıza çıkıyor. Ekonomik tarafta verimlilik artışı söz konusu değil, büyüme oluyor ama bu büyüme tüketime dayalı bir büyüme oluyor ve bu tüketimi sağlayabilmek için de dış kaynaklara gidiyorsunuz, zincirleme borçlanma gerçekleşiyor. Geçen hafta söylemiştik, Türkiye’de hane halkı borçları 2013-2019 arasında yüzde 100 artmış, 100 milyar doların üstüne çıkmış vaziyette. Borçla gerçekleşen büyüme teknoloji- makine sanayinde olmadı, Türkiye’nin ihracat kapasitesine baktığımızda zaten bunu görmek mümkün, onun da altını çizdi Daron Acemoğlu. Yüksek teknolojiye dayalı ihracatımız  yok gibi..

İhraç ettiğimiz ürünler; teknoloji yoğun özellikleri olmayan ürünler, katma değerinde yüksek teknolojik katkı olamayan düşük mallar, teknolojik rekabet üstünlüğü az olan, emek yoğun, daha çok ucuz iş gücüne dayanan ürünler olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye 2006’dan sonra toplam faktör verimliliği, üretkenliğe ve teknolojiye dayalı yatırımlar söz konusu değil. Zaten Türkiye’de şu anda yabancı- özel fiziki sermaye yatırımı yapılmadığı gibi doğru dürüst yatırımda yapılmıyor, kimse ülkenin geleceğine güvenmiyor, gerçekleşen yatırımlar daha çok kamu kaynaklı ve inşaat sektöründeki stokları çözmeye dönük bir şekilde kredi mekanizması oluşturulmaya çalışılıyor. Son 2 yılda kamu bankları ve merkez bankası döngüsünde bir kredi- faiz mekanizması oluşturulmaya çalışılıyor, özel sektör ve yabancı bankalar bu işleyişe tüm zorlamalara rağmen girmiyor. Hazineye   yük getiren uygulamalar bunlar. Acemoğlu konuşmasında Türkiye ekonomisindeki kronik durumu ve gidişata ilişkin endişeleri de ortaya koydu. Verimlilik ve üretkenlik meselesini ayrıntılı bir şekilde gündeme getirdi, verimlilikle bağlantılı tüm alanlara değindi, eğitim düzeyi, teknolojinin kullanılması,  orta sınıfların bu süreçten ekilenimi diğer ülkelerden de örnekler verilerek değerlendirdi. Ancak önemli konu Daron’un da kitabına ilham olan en önemli husus – bir anlamda bir önceki kitabın da devamı niteliğinde olan- demokrasiyle büyüme arasındaki ilişki.

ÖM: Oraya geçmeden deminki konuda son bir cümle daha üzerinde konuşmak istiyorum. Bu özellikle kalitesiz eğitim, bir yandan da siz de belirttiniz şeriatla ilgili yani dini kuralların yerleştirilmesiyle ilgili konular da kaygı verici bir yapıda bulunuyor. Bugünkü gazetelerde Cumhuriyet ve Birgün gazetelerinde bu konuya değinen manşetler var, her iki gazetenin manşeti de böyle yani “ilahiyatçı ve hukukçulara göre her alanda dini kurallar yerleştiriliyor” demiş Cumhuriyet gazetesi bugün, diyanetin de özellikle adım adım alt yapıyı hazırladığı, işte hukukçu Ömer Faruk Eminağaoğlu ile ve Türkiye Barolar Birliği başkan yardımcısı Hüseyin Özbek’le yapılmış konuşmalarda hukuk devletinin zedelenip daha çok referansların hukuk kaynaklı olmaktan çok dini referanslarla adım adım şeriat altyapısı hazırlanmasına devam ediliyor. Niyet şeri İslam devleti kurmak diye mesela ilahiyatçı Cemil Kılıç’la da konuşulmuş, özellikle bazı cemaat ve tarikat liderlerinin diyanetten maaş aldığını anlatmış. Böyle bir durum var. Birgün gazetesinde yuva eğitimi de dahil olmak üzere diyanete teslim edildiğine dair eğitimin, diyanete bağlı dini vakıflara ait yuva sayısı son 3 yılda 2500’ü geçerek 3,5 kat artmış ve eğitim alanı 4-6 yaş grubundaki çocuk sayısı da 95 bine yaklaşmış, 4,5 katlık bir artış var. Yani atananların da 1/10’u din öğretmeni. Böyle de bir durumdan bahsediliyor.

AB:  Galiba okulların açılması sırasında bir program yapmıştık, ayrıntılı olarak şimdi hatırlamıyorum ama gözden kaçan bir husus vardı. Diyanetin Türkiye milli eğitimi içindeki yerini analiz etmiştik, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında sayısını bilmediğimiz  protokoller var. http://acikradyo.com.tr/ekonomi-politik/piyasa-ve-din-arasinda-turkiyede-degitim-sistemi Protokolleri ilçe düzeyinde bile görüyorsunuz, ilçe müftülüğü ile ilçe milli eğitim müdürlüklerinin eğitim protokolleri, bunların tamamı eğitimin dini yönlendirilmesine ilişkin. Merkezi olarak yapılan protokoller dışında –o yüzden sayısını da bilmiyoruz-  ilçe müftülüğü ile okullar arasında, il ilçe müdürlükleri ile diyanet birimleri arasında eğitimin dinselleştirilmesine, dinin eğitim içindeki yerinin artırılmasına dönük, programlara içeriklere kurslara yönelik müfredatı anlatmıştım, çocuk gençlerin  sosyal hayatı belirleyecek dini derneklerle yetiştirilme süreçlerini anlatmıştık. Dolayısıyla Türkiye’de bugün laik bir eğitim sisteminden söz etmek ancak belli adacıklar için belki mümkün ama genel olarak milli eğitim politikası diyanet içerisinde belirlenen bir politika haline gelmiş durumda.

Daron Acemoğlu konuşmasında Malezya’dan da bahsetti, Malezya eğitimi ve teknolojisi üzerinde durdu ve ileri kapasitesinden söz etti. Hatırladım, yıllar önce 2000 başları olmalı, Alvin Toffler  Türkiye’de bir konuşma yapmıştı, belki siz de oradaydınız, bir örnek vermişti, “Malezya da bir İslam devleti ama sizden çok ileri bir teknoloji ve eğitim düzeyinde” demişti. Toffler; “Sizden teknoloji olarak çok ileri durumdalar, onlar Kuranı Kerim’i tabletten okuyorlar” demişti.

Türkiye iktisadında teknoloji işin neresinde? Seçiminiz beton ve inşaat olunca bir yerinde olmadığı kesin. Hatırlarsanız Milli Eğitim Bakanlığı’nın her öğrencinin bilgisayarlandırılması projesi de çökmüş durumda, eğitim kalitesizliği nedeniyle matematikte, okumada, bütün derslerde OECD’nin sonuncusuyuz, dünya sıralamalarında da çok gerideyiz. Artık dini bir eğitim anlayışı bulunmakta, eğitimin paspartusu da çerçevesi de böyle artık. Dindar nesiller yetiştirmek düsturumuz dememişler miydi, geçekleşiyor. Dolayısıyla Türkiye’de yakın dönemde hem üretkenlik artışı sağlayacak teknoloji üretecek, teknolojiyi kullanacak nesiller görmek çok zor, zaten yatırımlar böyle yatırımlar değil, inşaata gitmiş durumda, o da krizde, eğitimin bugünkü düzeyi de cevaz vermiyor açıkçası.

Dediğim gibi Acemoğlu’nun politik iktisatta önemle üzerinde durduğu husus demokrasiyle ekonomi ve büyüme ilişkisi. Kendisi kitaplarında; “Demokrasiye geçen ülkelerde ekonomik büyüme daha belirgin ve yüksek oluyor” diyor. Son yıllarda özellikle Çin’den kaynaklanan, otokrasi ve diktatörlüklerin ekonomik büyüme üzerinde daha büyük bir katkıda bulunduğu savı var. “Bu sav  işleniyor ama yapılan çalışmalarda bu gözükmüyor” diyor Acemoğlu, çünkü demokrasiye geçen ülkelerde demokratik alanlar açılıyor, demokrasi tanımlanıyor, bağımsız kurumlar, insan hak ve özgürlükler belirginleşiyor. Daron’un da söylediği, hepimizin bildiği, eğer bir ülkede dünyada hapisteki gazetecilerin yüzde 20’si Türkiye’de bulunuyorsa, birinciyiz, böyle bir ülkede  demokrasinin varlığı hiçtir, böyle bir ülkede verimlik üretkenlik artışı söz konusu olamaz, iktisadi büyüme-verimlik demokrasi arasında ilişki söz konusu değildir. Ülke hesaplarına ve verilerine bile güven yoktur. Devletin değil tek adamın belirleyici olduğu bir ekonomik rejim bulunuyor, böyle bir ekonomiye ne fiziki sermaye geliyor, ne de yerli yatırım söz konusu oluyor. Gelenlerde plazalara, tower’lara, TOKİ’lere, inşaatlara gidiyor ve tüketime harcanıyor.

Dolayısıyla demokrasiyle ekonomik büyüme arasındaki kopukluk eşitsizliği de beraberinde getiriyor,  sosyal devlete kaynak aktaramıyorsunuz. Demokrasi ile büyüme arasındaki ilişkiyi görmezden gelen iktidarların saplandıkları bu süreç  krizle sonuçlanıyor, ülkeler derin ekonomik krizler sonrasında iktisadi ve siyasal reform yapmak, demokrasiye geçmek durumunda kalıyorlar. Çıkış ancak bu şekilde olabiliyor. Acemoğlu’nun söylediklerini böyle özetlemem mümkün. Şunları da eklemeliyim: Türkiye’de 2000’le 2006 arasında kabul edilen AB demokratikleşme paketleri, hem yerli hem yabancı sermayenin yatırım yaptığı, bağımsız kurumların oluştuğu,  Merkez Bankası’nın saraydan yönetilmediği, kamu bankalarının saraydan yönetilmediği, rekabet kurumu ve düzenleyici kurumların politikayla olan bağlantısının, bırakın tek insanla olan bağlantısının olmadığı zamanlarda, güven veren düzenlemelerin, yapılandırmaların olduğu dönemlerde, ülkeler daha fazla ileri teknoloji katkılı verimli büyüyorlar, daha kaliteli büyüyorlar. İktidarlar daha dikkat ediyorlar, demokratik denetim düzenin olduğu durumlarda, meclislerin doğru dürüst çalıştığı durumlarda, bütçe üzerinde kamuoyunun şeffaf bir şekilde eğilebildiği ortamlarda, yani demokrasinin bir şekilde işlediği  ortamlarda ekonomik büyümenin kalitesi de yükseliyor.

Acemoğlu’nun dikkat çektiği hususların başında bu husus geliyor, yani demokrasiniz iyi ise ekonominiz de iyi oluyor. Böyle bir ortamda da kötü ekonomi yönetimi ayrı bir konu, ancak  kurumları ortadan kaldırırsanız, parlamentonun işlevini bitirirseniz, parlamento ve kamuoyu denetimi olmazsa, Sayıştay icra faaliyetini sürdürmekten alıkonursa, kurumlar güdükleştirilirse ve tek adama bağlanırsa, hiç demokrasiyseniz, ekonomik krizler kaçınılmazdır. Bir de üstelik sizin ekonominizde ciddi bir tasarruf açığınız var, cari açığınız var, buna rağmen ihtiyacınız olan kaynak girişi sadece dünyadaki faizlerin düşüklüğü nedeniyle risk alan sıcak paraya bağlı ise, gelen sıcak parayı da inşaata yatırıyorsanız, teknolojiye yatırmıyorsanız, yılları ıskalıyorsunuz demektir. Sıfır gelecek demektir. Boşuna söylemiyorum,  21.yüzyılı Türkiye ıskalamıştır, bugün iktidar değişse  toparlanması bile çok ciddi zamanı alacak hususlardır.

Tabii o toplantıda vurgulanmayan iki şey var benim açımdan, konuşma fırsatımız, soru sorma fırsatımız olmadı zaman darlığı nedeniyle. Birincisi; iktisadi büyüme ile iklim sorunu arasında olan negatif ilişki, Acemoğlu yaşanan iklim krizi ile var olan büyüme paradigması arasında, gezegeni yok eden ilişkiye değinmedi. Artık kitap çıktığında göreceğim ama Daron Acemoğlu’nun bu konuları ihmal ettiğini zannetmiyorum ama ancak  büyüme meselesinin konuşulduğu bir toplantıda iklim kelimesi geçmedi, değinilmedi. Bu bir eksiklikti, rahatsız oldum..

ÖM: Ben de onu soracaktım, bu çok önemli çünkü daha yeni elimizdeki şeylere göre şimdi sürekli olarak buna saplantılı bir şekilde dönmek gibi olsun istemiyorum ama buna rağmen de dünyanın önde gelen bilim insanlarına, Eric Holdhouse’un verdiği mesela hesapta 2020’nin 2019’dan daha sıcak geçeceği önümüzdeki yılın ihtimali yüzde 68 olarak veriliyor ve 2019 da tarihteki en sıcak ikinci yıl olarak kayda geçiyor, artık kesinleşti bu. 2020’nin de onu geçmesi söz konusu, belki de tarihteki en sıcak yıl olacak. Son 7 yıl tarihteki 2014, 2015, 2016, 2017, 2018, 2019, 2020 diye gidiyor yani hepsi son 7 yıl içinde en sıcak yıl. Artık küresel ısınmanın var olup olmadığını tartışacak bir halimiz filan hiçbir şekilde kalmadı, tam tersine bütün ekonomik gelişmeleri hatta dünyanın en önemli bilimcilerinden bir tanesi olan Rokström’ün net olarak söylediği gibi milyarlarca insanın ölmesinin söz konusu olabileceğini 4 derecelik bir artışla. Milyardan bahsediyoruz milyon da değil yani, dünya nüfusunun yarısına yakınının yok olacağını Extinction Rebelian’ın internet sitesinde yani Twitter şeyinde net olarak görmek mümkün.

AB: Büyüme paradigması iktisatçıların en fazla üzerinde durduğu husustur, ancak iklim sorunsalını içermeden oluşturulamaz bir tez halindedir. İklim meselelerini içselleştirdiğiniz ölçüde, iklim ve  istihdam dostu düşüncesinden hareket etmeden, istihdam ve ikilimi başat olarak görmeden iktisadi büyüme paradigması oluşturmak doğru değildir, isterseniz bu büyüme teknoloji kaynaklı büyüme olsun, iklim krizini göz ardı etmişse gerçeklikten uzak bir düşüncedir. Gezegenin durumu ortada iken,  tüm yıkım ortada iken, büyüme sorunsalına iklim sorunsalı ile ilişkilendirerek bakmak gerekli olmaktadır.

Konferansta değinilmeyen diğer bir konu da; Kürt sorunu, büyüme ve demokrasi ilişkisi. Evet, Türkiye’nin temel sorunu ekonomide üretkenlik, teknoloji kullanımı, eğitim vb., ancak ülkemizin deve dişi bir sorunu bulunuyor, demokrasimiz ortadan kalkmış durumda, otokratik bir yönetim içindeyiz, ülkenin 100 yıllık kadim bir meselesi var: Kürt sorunu. Kürt sorununun çözümü ile demokratikleşme iç içe geçmiş süreçlerdir, içselleşmiştir. Ülkenin mali kaynaklarının yüz yıl boyunca muazzam harcandığı bir meseledir. Dolayısıyla, iktisadi büyümeyi konuşurken bu iki hususu göz ardı edemezsiniz. Kürt sorunu ile demokratikleşme birbiriyle kapsar vaziyettedir. Bu sorunu çözmeden demokratikleşme gerçekleşmiyor, onu gördük, Kürt sorunu ile demokratikleşme iç içe.

Sorunun çözümü ile iktisadi büyüme ve verimlilik kavramları da çok iç içe, yüzyıl boyunca harcanan mali ve insani kaynakların haddi hesabı yok, bilmiyoruz bile, 1900’lerin başından itibaren, cumhuriyetin kuruluşundan beri bu sorunla iç içe yaşıyoruz. Şimdi üstelik bu sorun, ülke sınırlarımızın dışına da çıkmış vaziyette, dolayısıyla Türkiye’nin büyüme paradigması üzerinde konuşurken,  iklim krizinden ve kadim Kürt sorunundan bağımsız ele alan analizin yeterli olmayacağı  düşüncesindeyim.

Son olarak Acemoğlu’na çok değerli katkılarda bulunan bir bilim insanı ve biliyorsunuz onun akademik hayatında çok önemli bir ödülü bulunuyor, 40 yaş altı Nobel olarak algılanan Clark ödülü almıştı,   Nobel öncesi verilen ödüllerden biri olarak adlandırılır. Kurumsallaşma, demokrasi ve büyüme arasındaki ilişkilerde gerçekten çok önemli katkıları var ama iklimle ve Kürt sorunuyla meseleyi bağlamanın yararlı olduğunu düşünüyorum, son kitabında iklimle bağlantılı bir analiz olacağını düşünüyorum, umuyorum. Daron Acemoğlu ile ilgili aktarımı burada keseyim isterseniz.

ÖM: Evet burada bitirelim, yani bu çok döne döne üzerinde konuşmamız gereken çok temel meseleleri içeren bir şey onun için de zaten bunu konuşmaya devam edeceğiz herhalde.

AB: Evet. Başka konulara vaktimiz yok, değinemeyeceğiz.

ÖM: Evet çok teşekkür ederiz, görüşmek üzere hoşça kalın!

AB: Hoşça kalın!

09:50 – 10:00 İzel Rozental ile Haftanın Karikatürleri (Açık Gazete’de yeni köşe)

haftaninkarikaturleri20191223

Sevgili dostumuz çizer İzel Rozental dünyadan ve Türkiye’den seçtiği haftanın karikatürlerini radyoda anlatıyor.

facebook.com/izel.rozental

***

Açık Radyo’da ‘Haftanın Karikatürleri’nde yarın sabah yılın olaylarına değineceğiz. Yine karikatürlerle tabii… “Haftanın Karikatürleri” pazartesi sabahları saat 9.50 sularında 94.9 Açık Radyo’da Açık Gazete programının içinde (daha erken yada daha geç başlayabilir, radyonuzu erken açmanızda yarar vardır)…

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi
***

Haftanın Karikatürleri: 23 Aralık 2019

23 Aralık 2019

Bu haftaki programda ele aldığımız karikatürler burada…

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü Oldies

10:30 – 11:00 Kamusla Güreş (Yeni program) / Hazırlayanlar: Didem Gürzap ve Kerem Doğan

kamuslargures23.12.2019rec.09.12.2019

Kelimelerin, hayata dokunan anlamları, güncel ve geçmişe dayalı anlam ve çağrışımlarıyla tekrar ele alınacağı bir program.

zz8

Kamusla Güreş kayıt arşivi

Kamusla Güreş Twitter

Didem Gürzap Twitter

***

Kamusla Güreş, Didem Gürzap, Kerem Doğan, Açık Radyo, Karakter…

***

zz8

“Kimliğimiz bize mi ait?” sorusuna kimi yanıtlar… Kimliğimizin biyopolitik oluşturuluşuna dair bir bakış…

***

zz9

Ben-lik (Ben; isim kökü) BEN: evrendeki en önemli kişi.Doğuştan gelen (FITRÎ): … doğuştan gelen fikirler arasında, kişinin bir gazeteyi yönetebileceğine, kendi ülkesinin yüceliğine, kendi uygarlığının üstünlüğüne… dair inançlar sayılabilir@Metiskitap

***

zz10

Geç Modern Bireyin Karakter Özellikleri yazısının düşündürdükleri… Çağların, nesillerin, coğrafyaların vb.. karakterleri ve bunları oluşturan etmenler (beyne bağlı ya da ondan bağımsız…) @AlperHasanoglu

***

zz11

Kiçsan (kitschmensch) mısınız testi…

***

zz12

Kaybolan kimlik üzerine söylemler…

***

zz13

Kimlik, sırf insanlara mahsus bir şey mi?.. Yeri gelmişken bir kalıplaşmış ifade: Kimliğimi kaybettim, hükümsüzdür!

***

zz14

KARAKTER: ABD’deki siyaset hayatında;davranış olarak geleneksel ahlak kurallarına bağlılık ya da bu kurallardan sapılan yerde dikkatli olma. Bunun; dürüstlük, bağımsızlık, düşüncelilik ya da kamunun temiz değerlerine bağlılıkla ilgisi yoktur.@Chiviyazilari

***

zz15

Kamusla Güreş, karakter kelimesi ile yüzleşiyor. Kaçıranlara kayıt arşivinden geçmiş programlarımız.

***

11:00 – 12:00 Bisiklet Zinciri (Yeni program) / Hazırlayan: Muzaffer Çorlu

Müzik programcımız Muzaffer Çorlu yıllar sonra heyecanlı bir dönüş yapıyor. Programda müzik, film ve bilim üst şemsiyesi altında besteciler, bilim insanları ve dahi siyasetçiler nöro-bilimdeki yeni gelişmelerle birlikte ele alınıyor.

Bisiklet Zinciri kayıt arşivi

12:00 – 13:00 Jazz Club (Yeni program) / Hazırlayan: Dağhan İş

Önceki dönemlerde dansın peşinde koşturan Dağhan İş bu yayın döneminde “İçinden caz geçenler”in peşine düşüyor.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Babil’den Sonra / Hazırlayan: Ercüment Gürçay

138dalaras23.12.2019

Dünyanın her yanından rüzgâra bırakılmış sesler bu yayın döneminde Pazartesi günleri saat 13.00’te.

zz6

facebook.com/ercumentgr

***

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, müzik enstrümanı çalıyor ve gitar

Ercüment Gürçay

AÇIK RADYO (94.9) BABİL’DEN SONRA: DALARAS ŞARKILARI…

İnsan sesinin tanrısal güzelliği denince ilk aklıma gelen seslerden bir tanesi de çağdaş Yunan müziğinin bu 70’lik delikanlısı, Yorgos Dalaras aklıma geliyor. Babası Lucas da bir Rebetiko şarkıcısıymış. 1949’da Pire’de, Kokina’da doğan Dalaras bugün 70 yaşında ve hala şarkı söylüyor. Yunan dilinin ve müziğinin o güzel tınısı en çok da Dalaras’ın sesinde karşılığını buluyor sanki 

Programımda Yunanistan’dani isimlere zaman zaman yer veriyorum. Dalaras’ı da daha önce dinlemiştik. Bugün (Pazartesi) 13:00’de Dalaras’dan seçtiğim şarkıları sizlerle birlikte bir kez daha dinlemek istiyorum…

14:00 – 14:30 Hamişden Sesler / Şenay Özden ve Özhan Önder / Suriye ve Suriyeliler hakkında sürgünden sesler

Hamişten Sesler kayıt arşivi

14:30 – 15:30 Opus 94 9 / Berna Uzunoğlu

Daha önceki dönemlerde her bölümünü dâhi bir besteciye ayrılan programda, 39. yayın döneminden itibaren her bölümünü bir müzik enstrümanına ayrılıyor.

15:30 – 16:30 Yolgeçen / Rahmi Öğdül ve Evrim Altuğ / Hayatî ve kitabî patikaların kesiştiği yol ağızlarında ayaküstü konuşmalar

16:30 – 17:00 Hariçten Sanat (Yeni Program) / Gezegenden Kültür-Sanat Haberleri  / Hazırlayan: Çelenk Bafra

harictensanat20191223

acikradyo.com.tr/program/144512/kayit-arsivi/hariçten-sanat

Programda özellikle Türkiye’yi ilgilendiren ve/ya Türkiye’den katılımcılara yer veren uluslararası sanat gündeminden bir kesit sunulacak. Müzeler, bienaller ve sergilere özellikle odaklanarak geniş bir perspektifle sanat, mimarlık, tasarım ve müzecilik alanlarındaki yeni gelişmeleri, haberleri ve güncel tartışmaları incelenecek.

Hariçten Sanat kayıt arşivi

facebook.com/celenk.bafra

***

#NewYork a gitmişken Columbia Üniversitesi’ndeki atölyesinde sanatçı Baris Gokturk ile görüştüm, Pazartesi 16:30’da Açık Radyo 94.9 da Columbia-University ile ABD ve Türkiye’deki projeleriyle ilgili söyleşimizi dinleyebilirsiniz.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, iç mekan

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeninigelecegi20191223

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Rapor: “Türkiye’de güneş enerjisi sistemlerinin geri ödeme süresi gerekli teşviklerle iki yıla düşebilir”

23 Aralık 2019
Fotoğraf: Yeşil Gazete

Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü tarafından yayımlanan rapora göre, Türkiye ek teşviklerle mevcut destek mekanizmasını güçlendirerek güneş enerjisi sistemlerinin geri ödeme süresini bugün 7 yıla, 2030 yılı itibarıyla ise 2 yıla düşürebilir.

Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü tarafından yayımlanan rapora göre, Türkiye ek teşviklerle mevcut destek mekanizmasını güçlendirerek güneş enerjisi sistemlerinin geri ödeme süresini bugün 7 yıla, 2030 yılı itibarıyla ise 2 yıla düşürebilir. Yeni Teşvikler Türkiye’nin Çatı Tipi Güneş Enerjisi Sektörünü Aydınlatıyor raporuna göre, çatı pazarında kurulum harçlarının ve katma değer vergisinin kaldırılması enerji bağımsızlığına giden yolun önünü açabilir. Mayıs ayında yürürlüğe giren ulusal mahsuplaşma düzenlemesi Türkiye’de çatı tipi güneş enerjisi sistemlerinin çoğalması için kapıyı araladı. Ancak rapora göre, bu sistemlerin kullanımının ülke çapında daha hızla yaygınlaşabilmesi için ek teşviklere ihtiyaç var. Raporun yazarlarından IEEFA Enerji Finansmanı Analisti Gerard Wynn Türkiye’nin güneş enerji sistemlerinin dünyanın en hızlı büyüyen pazarlarından biri olduğunu söyledi. Hanelerin de bu teknolojiyi kullanmaya istekli olduklarını söyleyen Wynn,  “öncelikle biraz daha fazla finansal desteğe ihtiyaçları var” dedi. Türkiye’nin bu sektörü desteklemesiyle ithal kömür kullanımını azaltabileceğine değinen Wynn şu ifadeleri kullandı: ‘’Türkiye’de güneş enerjisinden elektrik üretmenin güzelliği, ülkenin hem diğer ülkelere nazaran çok daha avantajlı olduğu doğal bir enerji kaynağından yararlanıyor olması, hem de oldukça pahalı olan kömür ithalatını bu sayede azaltabilecek olması.’’

“Türkiye gelecekte su kıtlığı yaşayabilir”

DW Türkçe’nin haberine göre Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Uzun, Türkiye’nin gelecekte su kıtlığı yaşayan bir ülke olabileceği konusunda uyarıda bulundu. Bakanlık tarafından hayata geçirilen Ulusal Havza Yönetim Stratejisi kapsamında Trabzon’da düzenlenen Doğu Karadeniz Havza Yönetim Heyeti toplantısında konuşan Uzun, Türkiye’deki su kaynaklarının durumuna ilişkin bilgiler paylaştı. Kullanılabilir, temiz su kaynaklarına olan ihtiyacın her geçen gün arttığını belirten Uzun hızlı nüfus artışı, ihtiyaçların artması ve sanayileşmenin etkisi ile Türkiye ve dünyada su kaynaklarının hızla azaldığını belirtti. Türkiye’de kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarının bin 365 metreküp olduğunu belirten Uzun, “Nüfus artışı ve sanayileşme hızı göz önüne alındığında 2030 yılında bu miktarın yıllık bin 120 metreküpe kadar düşeceği öngörülmekte. Bu verilere göre, ülkemiz günümüz itibarıyla su fakiri olmamasına rağmen, su zengini bir ülke de değil. Su stresi altında bir ülke” şeklinde konuştu. Uzun “Hatta yapılan birçok çalışmaya göre, yakın bir gelecekte ülkemizin su kıtlığı yaşayan bir ülke durumuna gelmesi bile muhtemel” ifadesini kullandı. Küresel iklim değişikliği nedeniyle, su kaynaklarının kalite ve miktar yönünden olumsuz etkilendiğini aktaran Uzun, “Kuraklık şartları ve aşırı yağışların sonucunda meydana gelen taşkınların” zarar verdiğini hatırlattı.

İzmit Belediyesi 23 bin adet lavanta dikiyor

Kadınlara işgücü ortamı sağlamak, kadınların sosyal, kültürel ve ekonomik yönden faydalarını gözetmek mesleki veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile istihdam ve eğitim ortamı hazırlayarak karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma sunmak amacıyla İzmit Belediyesi tarafından kurulan İzmit Kadın Kooperatifi 23 bin adet lavanta dikimiyle çalışmalarına başladı. Kadınların sosyal kültürel ve ekonomik yönden faydalarını gözetecek olan İzmit Kadın Kooperatifi, üyelerinin mesleki veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile istihdam ve eğitim ortamı hazırlayarak karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmasına olanak sağlayacak bir alt yapıyla kuruldu. İzmit Belediye Başkanı Av. Fatma Kaplan Hürriyet, “Bakın üretmek ne kadar kıymetli bir araç. Bu kadar insanı ve kadını üretmek bir araya getirdi. Artık tüketen değil, üreten bir topluma ihtiyacımız var. Bu ekonomik krizde de yaratmak istediğimiz şey üretim farkındalığı, sahip olduğumuz değerleri üretmeyi hatırlatma bayramı. Lavanta kısmı işin güzellik kısmı. Asıl bizdeki hazine toprağımız, tarım ve köylerimiz. Köylerimizin ve toprağımızın değerini bilmemiz lazım. Bu yüzden lavanta bayramımızı köylerimizde yapalım istedik. Bu yüzden kadın kooperatifimizin kuruluşunun ilanını köylerimizde yapalım istedik” şeklinde konuştu. Başkan Hürriyet, “Önemli olan üretmek biz üretirsek lavantamızdan elde edeceğimiz ürünlerle kentimize, evlerimize katkı sağlamak mümkün. Birlikte omuz omuza dayanışma ile başarabiliriz. Kooperatifçilik demek sadece üretim demek değil dayanışma, birliktelik, kardeşlik, birlikte üretmek ve birlikte kazanmak demek” şeklinde konuştu.

29 Aralık’ta gıda çalıştayı düzenlenecek

İstanbul’da 29 Aralık 2019’da bir araya gelerek yapılacak olan Gıda Toplulukları ve Kooperatifleri Çalıştayı, gıda alanında çalışan 19 sivil inisiyatif ve sivil toplum kuruluşu ile, ülkemizdeki gıda kooperatifleri deneyimlerini masaya yatıracaklar. Temiz ve doğaya saygılı üretim yapan üreticiler ile gıda kooperatiflerinden faydalanan türeticileri de bir araya getirecek olan girişim, endüstriyel tarıma alternatif olarak gelişen bu yurttaş girişimlerinin yarattığı dönüşümü de tartışacaklar. Toplantıda üreticiler ile türeticiler, gıdaya erişimdeki radikal yöntemler, yerel yönetimler ve gıda toplulukları arasındaki iş birliği konuları, gıdaya erişimde katılımcılık modelleri ile endüstriyel üretimin iklim krizindeki rolünü ele alacaklar.  Bu sene dördüncüsü düzenlenen Gıda Toplulukları ve Kooperatifleri Çalıştayı, 29 Aralık 2019’da İstanbul’da Barış Manço Kültür Merkezi’nde düzenlenecek.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Pazartesi Murat ‘Mrt’ Şeçkin ile Kadıköy Postası

Kadıköy’deki kültür-sanat takviminin tutulduğu programda Tayfun Polat’ın Kadıköy’den göçüyle oyuncu değişikliğine gidildi. Yine bir Kadıköylü Murat ‘Mrt’ Seçkin aramıza katıldı.

Açık Dergi Pazartesi Ebedi Yokoluş / Forever Extinct / Virginia Patrone ve Çiğdem Fidan

ebediyokolus20191223

Ebedi Yokoluş programında, insanlar yüzünden nesli tükenmiş ya da tehlike altında olan ve hiçbir şey değişmeden böyle giderse; kısa zamanda ebediyen yok olacak olan türler hakkında konuşuyoruz. Her hafta yokolan bir türün tarihine ve sesine kulak veriyoruz.

acikradyo.com.tr/program/ebedi-yokolus-forever-extinct

instagram.com/virginiapatrone/

instagram.com/ebedi_yokolus/

***

Tekrarlayan evrim ve ak boyunlu su tavuğu

25 Aralık 2019
Görsel: Instagram.com/virginiapatrone

Kökenleri Madagaskar’a dayanan su tavuklarının aileleri, Madagaskar’dan ayrılıp diğer adalarda da koloni kuruyorlardı. Aldabra’da koloni kuran ak boyunlu su tavuklarının nesli, suların yükselmesi ve adanın sular altında kalması nedeniyle tükendi.

V: Ebedi Yokoluş / Forever Extinct programına hoş geldiniz.

Ç: Merhaba.

V: Aralık sonu geldi bile, bir yıl daha sona ermek üzere…

Ç: Yıl sonlarında genellikle yaşadıklarımızı şöyle bir gözden geçirir, geride bıraktığımız yılın muhasebesini yaparız. Madem öyle, 2019’un nesli tükenen canlılar listesi bilim insanlarınca hazırlanadursun, biz, bir önceki senede, 2018’de yitirdiğimiz türleri bir gözden geçirelim.

V: 2018 (iki bin on sekiz) boyunca üç kuş türünün nesli tamamen, bir kuş türünün nesli ise yaban hayatta tükendi.

Bunlardan ikisi Brezilya’ya endemik ötücü kuşlardı: Cryptic Treehunter / Gizli ağaç avcısı (Cichlocolaptes mazarbarnetti) ve Alagoas Foliage-gleaner / Alagoas bölgesinin yaprak gözcüsü (Philydor novaesi).

Ç: 2014’e kadar bu iki kuşun aynı tür olduğu sanılıyordu. Brezilya’nın, Sao Paulo Ornitoloji Çalışmaları Merkezi’nden, ornitolog Dr Juan Mazar Barnett ve Dr Dante Buzzetti, Cryptic Treehunter’ın farklı bir kuş türü olduğunu, neslinin tükenmesine sadece dört yıl kala, keşfetti.

V: İşte bu dünya üzerinde bir daha canlısını duyamayacağımız Alagos Foliage-gleaner’ın sesi: https://neotropical.birds.cornell.edu/Species-Account/nb/species/alfgle1/overview

Ç: 2018’de nesli tükenen üçüncü kuş türü ise Hawaii’nin Po’ouli’siydi (Melamprosops phaeosoma). BirdLife International’a göre 2004’ten beri yabanda izine rastlanmıyordu ve geçen sene esaret altındaki son birey de yaşamını yitirdi.

V: Başka bir kuş türü ise, açık mavi renkteki Spix papağanı.

Ç: Bu tür 2011 yılından “Rio” adlı animeye de ilham olmuştu. 2018 yılında bu kuşun yabandaki türü tükendi, yalnızca birkaç düzinesi kafeslerde yaşamaya devam ediyor.

Bu türün neslinin asıl tükenme nedeni ormansızlaşma bunun yanı sıra baraj yapımı ve ticaretinin yapılması için kaçak olarak avlanılması da diğer nedenlerden.

V: İşte bu da yabanda artık bir daha duyamayacağımız sesi: https://neotropical.birds.cornell.edu/Species-Account/nb/species/spimac1/overview

V: Gelelim bugünkü dostumuza. Bugünkü dostumuz da bir kuş türü ve nesli tükendiği halde yeniden aramıza katılmayı başarmış özel bir kuş, Ak boyunlu su tavuğu. İngilizce adıyla White-Throated Rail, bilimsel adıyla Dryolimnas culvieri.

Ç: Aslında bu dostumuz IUCN’in kırmızı listesinde ‘Asgari endişe’ kategorisinde ancak çok ilginç bir hikayesi var, dolayısıyla ele almak istedik.

Ak boyunlu su tavuklarına, bugün, Komorlar, Mayotte, Madagaskar ve Seyşeller’de rastlanıyor. Bu adalarda onları yiyecek yırtıcılar olmadığı için uçma yetilerini yitirerek evrimleşmişler dolayısıyla göç etmiyorlar. Otlarla kaplı ormanları mesken ediniyorlar. Küçük yumuşakçalar, küçük hayalet yengeçler ve küçük böceklerle besleniyorlar.

Bilim insanları, nesli tükenen ak boyunlu su tavuğunun “tekrarlayan evrim” (iterative evolution) diye adlandırılan süreç sonucu ikinci kez ortaya çıktığını söylüyor. Tekrarlayan evrim, aynı ortak soydan, aynı veya benzer yapılar farklı zamanlarda evrimleştiğinde meydana geliyor.

V: Yani, bir canlı aslında ayrı zamanlarda iki kere ortaya çıkıyor.

Ç: Kökenleri Madagaskar’a dayanan su tavuklarının aileleri, Madagaskar’dan ayrılıp diğer adalarda da koloni kuruyorlardı. Aldabra’da koloni kuran ak boyunlu su tavuklarının nesli, suların yükselmesi ve adanın sular altında kalması nedeniyle tükendi. Yaklaşık 100 bin yıl önce, deniz seviyeleri yeniden düşünce, su tavuğu ailesinin bir kolu yine bu adayı mesken edinip bu türe evrildi. Araştırmacılar, bu olayın öncesinde ve sonrasında yaşamış su tavuklarının kemiklerini karşılaştırarak, evrimin 2 kez gerçekleştiğini buldu.

V: Londra Doğa Tarihi Müzesi’nden paleontolog ve baş araştırmacı Dr. Julian Hume bu durumu şöyle açıklıyor:

V“These unique fossils provide irrefutable evidence that a member of the rail family colonized the atoll, most likely from Madagascar, and became flightless independently on each occasion,”

Ç“Bu eşsiz fosiller, büyük olasılıkla Madagaskar’dan gelen su tavuğu ailesinin bir üyesinin adada koloni kurduğuna ve birbirinden bağımsız iki süreçte de uçamayacak biçimde evrimleştiğine dair kesin kanıtlar sunuyor.”

V: Deniz seviyelerinin yükselmesi, adaların sular altında kalması, bunlar kulağınıza tanıdık geliyor mu?

Ç: Tekrarlayan evrim her ne kadar umut vaat edici görünse de çok ender rastlanan bir durum. Yitirdiğimiz türlerin geri dönmesi için tekrarlayan evrime bel bağlayamayız. Bu türleri yitirmeden gerekli önlemleri almak, neler yapabileceğimizi sorgulamak ve hemen harekete geçmek durumundayız çünkü bilim insanları yitirdiklerimizin düşündüğümüzden çok daha fazla olduğu ve zamanımızın kalmadığı konusunda bizi uyarıyorlar!

V: Dinlediğiniz için çok teşekkür ediyoruz.

Programın illüstrasyonlarını sosyal medyada paylaşacağız. Bize Instagram ve Facebook’tan ulaşabilirsiniz.

V: Bugün Inti Illimani’dan El Pueblo Unido Jamás Será Vencido adlı şarkıyı dinleyeceğiz ve bu şarkımızı bugünkü dostumuza adıyoruz.

V: Ben Virginia Elena Patrone,

Ç: Ben Çiğdem Fidan.

V&Ç: Gezegendeki her şey! Çok güzelsiniz ve sizi seviyoruz!

Açık Dergi Pazartesi  Haftanın Albümü

20:00 – 21:00 Bir Baba Indie Lokal / Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu

Yerli sahneden yeni yayınlanan müzikler, konuklar ve canlı performanslar Bir Baba Indie Lokal’de.

facebook.com/birbabaindie/

birbabaindie.com/

twitter.com/birbabaindie

instagram.com/birbabaindie/?hl=tr

21:00 – 22:00 Vertigo / Hilmi Tezgör ve Osman Öztürk / Savrulan şarkılar

vertigo500.blogspot.com/

22:00 – 23:00 Ahtapotun Bahçesi / Cem Sorguç / Alter-latif müzik

ahtapotunbahcesi.blogspot.com/

twitter.com/ahhtapot

23:00 – 24:00 Ay Palas / Tolga Yağlı / Bağımsız müzik

aypalas.blogspot.com/

24:00 – 01:00 Erguvani İstimbot / Cüneyt Cebenoyan

Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz dostumuz, programcımız Cüneyt Cebenoyan’ın ardından, kendisinin 2014 yılında hazırladığı ve her bölümde bir filmi konuklarıyla birlikte ele aldığı Erguvani İstimbot programını bu yayın döneminde tekrar yayınlıyoruz.

‘Bir film, pir film’ şiarıyla yola çıkan programda Cüneyt Cebenoyan, her bölümde bir filmi  konuklarıyla ele alacak.

Blog Stats

  • 94.051 hits