Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/12/3

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_04-12-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Bugün Madrid’de bir araya geldik çünkü COP25 başlıyor. Liderler ve çokuluslu şirketler burada bizim geleceğimiz hakkında kararlar verecekler… Liderlere ültimatom veriyoruz ve onlardan bize doğruyu söylemelerini, gerçek çözümler bulmalarını talep ediyoruz.”

25. BM iklim zirvesinde protesto gösteriler yapmak üzere 20 ayrı ülkeden gelip Madrid’de toplanan Yokoluş İsyanı (XR) aktivistlerinden Blanca Lagunas, artık sahici çözümlerden başkasına asla evet demeyeceklerini kesin bir dille anlatıyor. (Democracy Now)

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, gülümseyen insanlar, açık hava

***

***

Emek ve Adalet Platformu’nun Ekoloji Atölyesi’ne katılan Ömer Madra: “Dünya havale geçiriyor”

04 Aralık 2019
Fotoğraf: Flickr

Emek ve Adalet Platformu’nun düzenlediği Ekoloji Atölyesi’nin ilk iki haftasında Açık Radyo Yayın Yönetmeni Ömer Madra, iklim krizinin güncel durumu ve dünyadaki bazı güncel etkileri üzerine konuştu.

(Ömer Madra’nın konuşmalarından hazırlanan bu yazının orijinali Emek ve Adalet Platformu’nun internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Oxford Dictionaries her sene yılın kelimesini seçmekte. Bu yarışmada yılın ruh halini, değer sistemini ve gündemlerini en iyi yansıtan yansıtan ve kalıcılaşma potansiyeli de olan kelime seçiliyor. 2018 yılının kelimesi ‘youthquake’ olarak belirlenmişti. Bu yıl ‘climate emergency’ kelimesi seçildi. Bu kelime grubu, iklim değişimini azaltmak veya durdurmak ve geri dönülmez çevresel zararlarla sonuçlanmasından kaçınmak için acil eylem gerektiren durum anlamına geliyor. 2019 eylülüne gelindiğinde önceki yıla göre bu kelimenin kullanımının 100 kat arttığı gözlemlenmiş. Durumumuzu bundan daha iyi açıklayamayız heralde. Konuşmadıkça çözüm bulamayacağımıza göre artık konuşmaya başlamamız en azından bir adım.

16 yaşındaki İsveç’li İklim Aktivisti Greta Thunberg’in başlattığı grev bir sene sonra dünyanın tüm kıtalarından 7,6 milyona yakın insanın katılımıyla 21. yüzyılın en büyük grevlerinden birine dönüştü.

Peki neden bunca insan son çareyi sokakta buldu, birlik oldu?

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 6.000’in üzerinde bilimsel çalışmayı inceleyerek hazırladığı 1,5ºC Küresel Isınma Özel Raporu 2018 yılında açıklandı ve hükümetler tarafından onaylandı. Raporda şu bulgular öne çıkmakta:

* İnsanlar, dünyanın, sanayi öncesi döneme göre yaklaşık 1,0ºC ısınmasına sebep oldu. Küresel ısınma şimdiden, kuraklık ve seller gibi aşırı hava olayları, deniz seviyesinde yükselme ve Arktik denizinin erimesi olarak etkilerini göstermeye başladı.

* Atmosferin 1,5 ile 2°C daha ısınması geri dönülmez bir yok oluşa neden olabilir. Sera gazı emisyonları mevcut şekilde devam ederse küresel ısınma 2030 ile 2052 yılları arasında Paris Anlaşması’nda zikredilen 1,5ºC sınırını geçecek. Küresel ısınmayı 1,5ºC ile sınırlandırmak, ekolojik sistemler ve yaşam alanları üzerindeki birçok kalıcı etkinin önlenebilmesi anlamına geliyor. Ancak şu anda Paris Anlaşması kapsamında verilen taahhütler, küresel ısınmayı 1,5°C’de sınırlandırmaya yetmiyor. Bugünkü sera gazı salınımı hızıyla bu değerleri tutturmak yüzde 120 imkansız. Anlaşmanın karar ve yürütme mekanizması olan ve her yıl toplanan Conference of Parties (COP) toplantılarının 2019 yılında 2-13 Aralık arasında Madrid’de gerçekleşecek olan 25. oturumunda devletlerin taahhütlerini yenilemesi ve radikal kararlar alması bu nedenle gerekli.

* Bu sınırı geçmemek için küresel emisyonları 2030 yılında 2010 yılına göre yüzde 45 azaltmak ve 2050 yılında net sıfır emisyona ulaşmak gerekiyor. Bu yüzden, tarım, enerji, sanayi, bina, ulaşım ve şehirlerde “hızlı ve geniş kapsamlı” dönüşümler gerekiyor. Raporun orijinaline buradan, bulgularının İklim Haber sitesi tarafından özetlenmiş haline buradan ulaşabilirsiniz.

Paris Anlaşması nedir peki? Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC)’nin 1992’de üye devletlerce kabul edilmesiyle kurulan BM İklim Değişikliği Sekreterliği’nin her yıl düzenlediği Conference of Parties zirvelerinin, 2015 yılında Paris’te gerçekleşen toplantısında, 194 ülke artı Avrupa Birliği temsilcileri tarafından kabul edilen iklim anlaşmasıdır. 2016’da yürürlüğe girmiştir. Tarihin en büyük katılımlı bu ortak metni 2100’e kadar sanayi öncesi dönemden bu yana olan sıcaklık artışını 2 ila 1.5ºC arasında sınırlandırmayı hedefliyordu. 2019 Eylül ayında New York’ta devam eden Birleşmiş Milletler (BM) zirvesi sırasında Rusya’dan da anlaşmaya onay geldi. Bununla birlikte Türkiye Paris İklim Anlaşması’nı onaylamayan tek G20 ülkesi olarak kaldı. ABD ise sonradan çekildi. Dünya çapındaki 197 ülke arasında ise anlaşmayı onaylamayan 10 ülke Türkiye, Angola, Eritre, İran, Irak, Kırgizistan, Lübnan, Libya, Güney Sudan ve Yemen’dir.

Birleşmiş Milletler tarafından 2015 Ekim ayında yayınlanan ve 1995-2015 arasını inceleyen “İklim Bağlantılı Doğal Afetlerin İnsani Maliyeti” isimli rapora göre, 20 yılda kaydedilen küresel düzeyde toplam 6,457 doğal afetin yüzde 90’ı sel, fırtına, sıcak hava dalgası, kuraklık ve diğer aşırı iklim hareketlerinden kaynaklanıyor. Ayrıca 1995 yılından bu tarihe kadar aşırı iklim hareketleri kaynaklı afetler nedeniyle 606 bin kişi hayatını kaybederken 4,1 milyar insan ise bu afetlerden etkilendi.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün 25 Kasım 2019’da 2018 yılına ilişkin yayınladığı rapora göre sera gazı yoğunluğunun azalması şöyle dursun yavaşlamadığı tespit ediliyor ve acil önlem çağrısında bulunuluyor.

Birleşmiş Milletler 26 Kasım 2019’da sera gazı emisyonlarının kritik eşiğin altında kalması gereken değerleri ile mevcut değerleri arasındaki açığı inceleyen Emission Gap raporunu açıkladı. Bugün ülkelerin açıkladıkları taahhütler ile küresel ısınmanın yavaşlamak şöyle dursun yüzyılın sonuna kadar 3,2 (kötümser senaryo 3,9ºC) artmış olacağı öngörülüyor.

The Nature bilim dergisinin 27 Kasım 2019’da yayınladığı makaleye göre iklim krizinde tepe noktasındayız (tipping point) ve bu noktayı aşarsak hızla yere çakılışı engelleyemeyeceğiz. Yok oluş için 1°C ısınma yeterli. İklim krizinin patlama noktaları şöyle gözlemleniyor. 1. Grönland yok oluyor 2. Kuzey Buz Denizi kayboluyor 3. Asya’da özellikle kutuplara yakın bölgelerde binlerce yıllık donmuş toprak tabakaları (permafrost) çözülünce karbondioksitten 80 kat daha etkili metan gazı açığa çıkıp atmosfere salınıyor.  4.Sibirya’daki ve Alaska’daki tayga ormanlarında yangınlar artıyor. 5. Amazon ormanlarında ve Angola’da kuraklık artıyor ve bu yeryüzünün en büyük nefes ve terleme mekanizmasını çökertiyor. Amazon aynı zamanda dünyadaki en büyük ilaç hammadde deposu. 6. Doğu Antarktika erimesi hızlandı ve artık Batı Antarktika da eriyor. 7. Avustralya’da mercan kayalıkları yok oluyor (Konuyla ilgili belgesel için tıklayınız).

The Lancet Countdown, iklim değişikliğinin değişen sağlık profilini izlemeye ve Paris Anlaşması kapsamında dünya çapında hükümetler tarafından yapılan taahhütlerin yerine getirilmesini bağımsız olarak değerlendirmeye adanmış, çok disiplinli bir akademik işbirliği. The Lancet Countdown’un 13 Kasım 2019’da yayınlanan raporuna göre sağlık hizmetlerinde iklim değişikliğine adaptasyon harcamaları, 2017–17 yıllarında 2017-18 yıllarında yüzde 11.2 oranında artmıştır.

The Forum of International Respiratory Societies’ Environmental Committee tarafından hazırlanan ve Chest Tıp Dergisinde yayınlanan araştırmaya göre hava kirliliğinin beyin, akciğer, kalp, iç organlar, immun sistem ve üreme organları üzerinde geri dönülmez zararları olduğu; anomalili doğan çocuklar, düşük, demans, astım, lösemi, diyabet, zeka geriliği, lenf, akciğer ve cilt kanseri gibi daha sayısız hastalığı ciddi ölçüde artırdığı ve daha önce tanımlanmamış hastalıkları ürettiği tespit edildi.

Harvard Üniversitesi İklim, Sağlık ve Küresel Çevre Merkezi’nin araştırmalarına göre ise UV ışınları nedeniyle alerjiler, kalp ve deri hastalıkları, yeni doğan komplikasyonları ve nörolojik rahatsızlıkların arttığı tespit edildi.

50 yıldan fazladır yaban hayatını korumak ile ilgili çalışmalar yapan İngiltere’deki The Wildlife Trust kuruluşunun hazırladığı rapora göre doğanın yok olması ve pestisitlerin yoğun kullanımı nedeniyle 1970’den bu yana bütün böceklerin yarısının kaybedilmiş olabileceği tahmin ediliyor. Raporda, bilinen 1 milyon böcek türünün yüzde 40’ının neslinin tükenmekte olduğu, geçtiğimiz yüzyılda 23 arı ve yaban arısı türünün neslinin tükendiği, böcek ilacı başvuru sayısının son 25 yılda yaklaşık iki katına çıktığı ve insanlığın 17 katı büyüklüğünde olan böceklerin dengesinin bozulması nedeniyle hastalık taşıyan böceklerin arttığı belirtiliyor.

23 binden fazla bilim insanının parçası olduğu Dünya Bilim İnsanları İttifakı İklim Krizi ile ilgili bir bildiri yayınlayarak çağrıda bulundu ve 11.000 i aşkın üye imzacı oldu.

Orman ekosistemi ne yazık ki sadece ağaç dikmekle yaratılabilen bir şey değil. Amazon yağmur ormanları dünyanın kalbi. Yeryüzünün en büyük karbon yutağı, gezegenin kliması, dünyanın en büyük ilaç hammaddesi deposu, kendi yağmurunu yaratan ve bu yolla canlı çeşitliliğinin en fazla olduğu (360 milyar ağaç var, en az 16 bin tür var) yer. Ancak her yıl dakikada 2 futbol sahası hızıyla yok ediliyor. Orada 10 bin yıldır yaşayan ve acai bitkisi gibi insanlığa faydalı bir çok yüksek besin değerli bitkinin tarımını yapan yerliler yaşıyor. Yerliler bölgeye sömürgecilerin gelişiyle salgın hastalık ve kıyım yüzünden yüzde 90 oranında azaldıkları için bugün 80 bin kadar kalmışlar. Brezilyalı arazi sahipleri genelde sığır ve hayvancılık için monokültür üretim amacıyla ormanları kesiyor. Son 10 yılda yüzde 50’si yok edildi bu ormanların. Ancak Amazon yıkımının bunlardan da önemli sebebi Brezilya’daki arazi spekülasyonu. Zenginler paralı askerler ile yerlileri öldürtüp, araziyi yakıp satmaya çalışıyorlar. Bu yolla arsanın değeri 10 kat artıyor. Sağcı yönetimin başındaki Brezilya Devlet Başkanı Bonsonaro ise bu durumu yerlilere ait bir kültür meselesi olarak yorumluyor ve onların tarım yapmak için ormanları yaktığını ve bunun da halkın  ihtiyacı devam ettikçe durmayacağını iddia ediyor.

Peki tüm bu bulguların giderek bir çığlık halini alarak medyada yer bulabilmesi politikayı nasıl etkiliyor? Eylül 2019’da New York’taki son iklim zirvesinde neler yaşandı?

* Aralarında İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg’in de bulunduğu 15 çocuk beş ülke hakkında iklim değişikliğiyle mücadele konusunda yeterli adımları atmadıkları gerekçesiyle UNICEF’e şikayet etti. Uluslararası hukuk şirketi Hausfeld tarafından hazırlanan ve Earthjustice adlı yardım kuruluşu tarafından desteklenen dilekçede yaşları 8 ile 17 arasında değişen farklı milletlerden 15 çocuğun imzası bulunuyor. BM Çocuklara Yardım Fonu UNICEF’e iletilen şikayet dilekçesinde Türkiye’nin yanı sıra Fransa, Almanya, Brezilya ve Arjantin yer alıyor.

* Rusya Başbakanı Dimitri Medvedev ülkesinin 2015 Paris Anlaşması’nın kabulüne ilişkin hükümetin sunduğu önergeyi imzaladığını duyurdu. Ancak Medvedev Moskova’nın Nisan 2016’da imzaladığı anlaşmanın yasal bir sebepten dolayı onaylanmayacağını ancak var olan yasal ilkeler doğrultusunda anlaşmayı adapte edeceğini belirtti.

* Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, büyük uluslararası bağışçıların yağmur ormanlarının korunması için ek 500 milyon dolarlık bir yardımda bulunacağını belirtti

* Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani, iklim değişikliği ile mücadele kapsamında gelişmekte olan küçük ada devletleri ve az gelişmiş ülkelere 100 milyon dolarlık destek vereceğini açıkladı ve ülkesinde yapılacak 2022 FIFA Dünya Kupası’na işaretle “çevre dostu” bir şampiyona düzenleyeceklerini ifade etti.

* BM İklim Zirvesi’nde konuşan Almanya Başbakanı Angela Merkel ülkesinin iklim değişikliğiyle mücadele için ayırdığı harcama fonunu ikiye katlayacağını duyurdu. Almanya’nın iklim değişikliği konusunda hem uluslararası hem de ulusal düzeyde sorumluluk taşıdığını vurgulayan Merkel, uluslararası alanda 2014’e göre iklimin korunması için ayrılacak paranın 2 milyardan 4 milyar euroya yükselteceklerini, özellikle 1,5 milyar avroyu Yeşil İklim Fonu’na yatıracaklarını kaydetti.

* BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Afrika ve Asya’nın hızla büyüyen şehirlerinde devasa şehir ormanları kurulmasına yönelik planını zirvede açıkladı. Buna göre Hong Kong’un yüzölçümünün dört katı büyüklüğünde ormanlık alanın yaratılması planlanıyor. Bu alan yaklaşık yarım milyon hektarlık bir alana denk geliyor. FAO ayrıca iyi yönetilmesi halinde planın hava sıcaklığını %8 kadar düşürebileceğini ve hava kalitesinin arttırılması için öngörülen maliyetin yüzde 40 azaltılabileceğini kaydetti. Plana göre ilk etapta Afrika ve Asya’daki 30 ülkedeki 90 şehir yeşil alan oluşturulması için desteklenecek.

* Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro, katı bir karbon yanlısı politika uygulayan Avustralya Başbakanı Scott Morrison ve iklim değişikliğini inkar ederek Paris İklim Anlaşması’ndan çekilen ABD Başkanı Trump ise bu iklim zirvesine katılmadı.

Peki, bunlar yeterli mi? Geleceğimizin resminin ne kadarını yansıtıyor? Kimler sorumlu? Yok oluşu durdurmak için nasıl mücadeleler veriliyor? Bir sonraki yazıda…

***

***

Tüketmemeye cüret etmek

04 Aralık 2019
Fotoğraf: marksist.org

Şirketler bizi her seferinde daha fazlasını, daha yenisini istemeye ve ihtiyaç duymaya itiyor. Bunun sonucunda da ihtiyaç dışı tüketim sadece bugün zirve yapmış olmakla kalmıyor, normalleşiyor, kabul görüyor ve bizi hızla yok oluşa sürüklüyor.

Bianet/Havaya Bağlı Her Şey

Gezegen tüketim çılgınlığı içerisinde. Kaynaklar tükeniyor, iklim bozuluyor ve türlerin yokoluşu doludizgin devam ediyor. Yayınlanan yeni raporlar ve bilimi referans alarak harekete geçilmesini isteyen insanlar da seslerini yükseltmeye devam ediyor. Bu hafta Havaya Bağlı Her Şey’de bu uyarılardan ve çağrılardan oluşan bir seçki sunuyoruz.

Bilim çığlık atıyor

Geçtiğimiz hafta, artan karbon emisyonları ve küresel sıcaklıklar üzerindeki etkileri hakkında üç net rapor yayınlandı. Raporlar, iklim çöküşünün korkunç durumuna ve yeryüzü üzerindeki etkilerine ışık tutuyor. Öte yandan, Paris Anlaşması kapsamındaki hedeflere ulaşabilmek için çözümlerin mümkün olduğunun altını çiziyor.

26 Kasım’da yayımlanan Emisyon Açığı Raporu, iklim kriziyle mücadelede mevcut ülke vaatlerinin, bizi hedeflenen 1,5 °C’lik artışın çok üzerine, 3,2 °C’lik bir artışa götürdüğünü gösteriyor. G20 ülkelerinin krizi derinleştiren sera gazı emisyonlarındaki sorumluluğu ise yüzde 78’de.

25 Kasım’da yayımlanan Dünya Meteoroloji Raporu, Paris Anlaşması’nda verilen ülke taahhütlerine rağmen sera gazı emisyonları artışınının rekor seviyelere ulaştığını, emisyonlarda herhangi bir yavaşlama veya düşüş olmadığını gösteriyor.

20 Kasım’da yayımlanan Üretim Boşluğu Raporu ise, şayet gidişatı değiştirmezsek 2030’a geldiğimizde küresel ısınmayı 2°C’de tutmak için gerekli olandan %50; küresel ısınmayı 1,5°C’de tutmak için gerekli olandan %120 daha fazla fosil yakıt üretimi yapmış olacağımızı gösteriyor.

350.org’dan May Boeve konu hakkında şöyle diyor: Bu artık bir uyarı değil, şu anda iklim çöküşünü gündelik hayatımızda çok daha net görüyoruz. Kongo, Kaliforniya ve Avustralya’daki orman yangınlarından Avrupa’daki yıkıcı sellere, iklim krizinin etkilerini yaşıyoruz.

Üç rapor da ayrıntılı şekilde araştırılmış, bilimsel denetimden geçmiş. Bilim adeta çığlık atıyor. Dünya liderlerine sesleniyoruz: Fosil yakıt endüstrisinin genişlemesini durdurmanın zamanı. Tek bir maden dahi kazılmamalı, tek bir boru hattı dahi inşa edilmemeli, okyanusta tek bir petrol kuyusu dahi açılmamalı. Ve bir an önce sürdürülebilir yenilenebilir enerji kaynaklarına dayanan enerji sistemlerine geçiş için çalışmalara başlamalıyız.

Dünyanın dört bir yanında fosil yakıtlara karşı mücadele büyüyor, gençlerin başını çektiği iklim grevleri dünyaya harekete geçmeye hazır olduğumuzu gösteriyor. 2020 boyunca, etkinlikler, eylemler, protestolar, grevlerin sesi yükselmeye devam edecek.

Madrid’de COP 25 İklim Zirvesi’ne katılacak hükümetler bilmeliler ki tüm gelecek nesillerin gözleri üzerlerinde. Dünya iklim çöküşü gerçeğine uyandı. İklim krizine karşı harekete geçenlerin yoluna taş koyanlara “Bu ne cüret!” diyoruz.

(Çeviri: 350 Türkiye)

Gençler takasa çağırıyor

Durdurulamayan tüketim çılgınlığına karşı takas var olsun. Black Friday’e durdurulamayan tüketim çılgınlığına karşı Fridays For Future İstanbul ekibi takas şenliği yapıyor. Takas şenliğinde elbette birinci amacımız insanların bir arada takasla paylaşımcılığı aşılamak.

Tüketim çılgınlığında boğulmamak ve hem ekonomik hemde ekolojik açıdan çevreye zarar vermemek için insanları takas şenliğinde bir araya getiriyoruz.

Şu an etrafımızda çok fazla “Black Friday” indirimlerini görüyoruz her yerde karşımıza çıkıyor ama biz kendimizi bu israfa diretmiyoruz diretmediğimiz gibi kendimizi direkt içine atıyoruz. Hayır böyle olmayacak kendimizi durduracağız çünkü bir hevesle alıp kullanmadığımız eşyaları alıp bir köşeye atacaksak bence hiç gerek yok. Bir hevese kanmayım,bir indirime kanmayın. Tüketmeyelim kendimiz üretelim kendi eşyalarımızı kendi imkanlarımız doğrultusunda yapalım.

Kullan at yapacaksak neden alıyoruz? Burada hevesin kontrolü ve sabır çok önemli.Şöyle bir test yapalım kendinize bir şey alırken her zaman şunu sorun “ben bunu neden alacağım?” evet evet gerçekten sorun çok işe yarayacak.

Yaşayamadığımız bilmediğimiz yoksulluğu kendi kendimizde yaratmayalım.Bir şeyi anlamak için yaşamak gerekir ama bunu yaşarsak hem ekolojik hem ekonomik açıdan çok bozuluruz.

İşte bunlar için Fridays For Future İstanbul ekibi takas şenliği düzenledi. Takas bugün Kadıköy Tasarım Atölyesi (TAK) saat 17:00’da başlayacak. Takasla ve yeşille birleşmek isteyenler davetlisiniz. Görüşmek dileğiyle.

FFF İstanbul – Melisa Akkuş

Yokoluş İsyanı kreasyonu

Şirketler bizi her seferinde daha fazlasını, daha yenisini istemeye ve ihtiyaç duymaya itiyor. Bunun sonucunda da ihtiyaç dışı tüketim sadece bugün zirve yapmış olmakla kalmıyor, normalleşiyor, kabul görüyor ve bizi hızla yok oluşa sürüklüyor.

Cuma günü düzenleyeceğimiz defile, markaların moda başlığı altında insanları teşvik ettikleri hızlı tüketimin gerçek yüzünü göstermek amacını taşıyor.

İhtiyaç dışı tüketim nelere mal oluyor?

Aldığımız her ürünün faturası bizlerden önce içinde yaşadığımız dünyaya kesiliyor. Bir tişörtün üretimi için 2700 litre, bir çift ayakkabının üretimi için ise 16.600 litre su harcanıyor. Yani, aldığınız bir tişörtün üretimi 2,5 yılda, bir çift ayakkabının üretimi ise 15 yıldan uzun bir sürede içeceğimiz suya mal oluyor. Üstelik bu sadece su tüketimi üzerinden verdiğimiz basit bir örnek.

İhtiyaç dışı alınan her ürün iklim krizine yapılmış korkunç bir destek. Bu yüzden bu dünyada yaşayan herkesi, söz konusu tüketim olduğunda “İhtiyacım var mı?” diye düşünmeye ve bu sorunun cevabının ciddiyetini kavramaya davet ediyoruz. Ve herkesi Cuma günü Şişli Cevahir AVM önünde gerçekleştireceğimiz etkinliğe bekliyoruz.  Biz bir çift yeni ayakkabı değil, yaşanabilir bir dünya istiyoruz. Çünkü: “Ölü Bir Gezegende Moda da Olmayacak!” Etkinliğimizin detaylarına buradan ulaşabilirsiniz:

 https://www.facebook.com/events/576267333108339/

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Nereye Doğru: Cengiz Aktar’la Geleceğe Bakışlar

nereyedogru20191204

Nereye Doğru kayıt arşivi

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Açık Yeşil / Ümit Şahin ve Ömer Madra / Hayatın, politikanın ve sokağın çevre ekoloji gündemi

acikyesil20191204

Açık Yeşil kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Metropolitika / Aysim Türkmen, Korhan Gümüş ve ve Murat Güvenç / Kent ve kentlilik üzerine tartışmalar

metropolitika20191204

Metropolitika kayıt arşivi

12:00 – 12:55 Midday Blues / Gün ortasında müzik arası / Ahmet Uncu

Coğrafyalardan ve türlerden bağımsız “günortası müzikleri” programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Tuna’nın Beri Yanı / Muammer Ketencoğlu / Balkan ağırlıklı etnik müzik

Sırbistan, Akerdoan, Mikica Markovic

bir-ulke-bir-sarkici-bolum84-_kayit-04-12-2019

muammerketencoglu.com/

tunaninberiyani.blogspot.com/

facebook.com/ketencoglumuammer

facebook.com/muammerketencoğlu

***

Tuna’nın Beri Yanı – Sırbistan Akordeon ve Mikica Markovic – 4 Aralık 2019

14:00 – 14:30 Türlerin Yaşam Hakkı / Işıl Karaelmas / Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey

turlerinyasamhakki04.12.2019rec03.12.2019

zz4

“Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey” şiarıyla yola çıkan program; Türkiye ve dünyadaki hayvan hakları gündeminden, etik veganlık anlayışına; hayvansal ürünleri tüketmeyi bırakmaktan, sokak hayvanlarına yardım etmeye kadar faydalı insan yaklaşımları ve pratikleri üzerine.

twitter.com.türlerin.yaşam.hakkı 

pictosee.com/turlerinyasamhakki/

***

zz7

Türlerin Yaşam Hakkı programının tüm geçmiş podcast kayıtlarına artık Spotify’dan ulaşabilirsiniz! 🎉🐾🌱 . Bu olanağı sağlayan @ufuktanisan ve @acikradyo ekibine çok teşekkürler 🙏🏼☺️👏🏼 . #hayvanhakları #animalrights #vegan #veganizm #veganism #radioshow #animalrightsradioshow #veganradioshow #acikradyo #açıkradyo #podcast #veganpodcast #animalrightspodcast

***

zz8

Bugün (4 Aralık Çrş) Türlerin Yaşam Hakkı’nda konuğum feminizm, LGBTİ+ aktivizmi ve vegan aktivizm kesişiminde içerik üreten aktivist Umut Erdem. . 📍LGBTİ+ mücadelesi ile hayvan hakları mücadelesi hangi noktalarda kesişiyor veya ayrılıyor? 📍Veganlığın feminizme yönelik eleştirisi 📍Türcülüğün farklı biçimleri . Bugün (4 Aralık Çarşamba) saat 14.00’te 94.9 @acikradyo da. #hayvanhakları #lgbti #queer #animalrights #veganqueer #vegan #veganfeminist #veganfeminism

***

turlerinyasamhakki. Hayvan hakları/ vegan aktivizm ile LGBTİ+ mücadelesi nerelerde kesişiy

Hayvan hakları/ vegan aktivizm ile LGBTİ+ mücadelesi nerelerde kesişiyor, nerelerde ayrılıyor? Dünkü kafa açıcı söyleşimiz için sevgili Umut’a çok teşekkürler @havenyctophilia ☺️✌🏻 . Kaçıranlar için podcast linki

14:30 – 15:30 Alla Turca / Ali Pınar ve Ersin Antep / Türkiye’den klâsik müzik yorumcuları ve bestakârları

www.facebook.com/alla.turca.5

instagram.com/allaturca2001/

***

zz9

ALLA TURCA’NIN KONUĞU; GİTARİST VE LAVTA SANATÇISI HANDE CANGÖKÇE

94.9 Açık Radyo’da her Çarşamba günü saat 14.30’dan itibaren yayınlanan ve Ali Pınar ile Ersin Antep’in hazırlayıp sunduğu Alla Turca programına bu hafta; Gitarist, Lavta Sanatçısı ve Akademisyen Hande Cangökçe konuk oluyor.
Nişantaşı Üniversitesi’nde müzik öğretim üyesi olarak akademik yaşamını da sürdüren, son yıllarda gitaristliğin yanında, Kontrtenor Kaan Buldular ile birlikte gerçekleştirdikleri Barok müzik çalışmaları ile tanınan Hande Cangökçe ile çalışmaları hakkında sohbet edecek, gitar konçertosu ve lavta seslendirisi gibi müzik örneklerinden dinleyeceğiz.
94.9 Açık Radyo’yu internet üzerinden online olarak dinlemek için http://acikradyo.com.tr/stream/index.html

allaturca@acikradyo.com.tr

@handecangokce @acikradyo @muzikbilim @alipinarofficial @kaanbuldular #94.9AçıkRadyo #acikradyo #ersinantep #alipınar #radyo #klasikmüzik #classicalmusic #radio #gitar #lavta #barok

15:30 – 16:30 Altın Saatler / Nuray Aydınoğlu, Elvan Cantekin, Argun Yum ve Gürhan Ertür / 17 Ağustos’u unutma

altinsaatler20191204

Altın Saatler kayıt arşivi

16:30 – 17:00 15 günde bir Çarşamba 16:30 – Çetin Ceviz / Otizme Yönelik Toplumsal Savunma / Deniz Yazgan

cetinceviz20191204

Otizm ve otizmlinin hayat rutinini, otizmin küresel, bölgesel ve yerel anlamlarını, otizmin hayata dokunuşlarıyla tartıştığımız bir program. Hepsi birbirinden farklı kıvrımlara, hacme ve şekle sahip olan cevizleri inceler gibi, farklılıkları farklılığı bilenlerle kurcalıyor, içinden ne çıkacağını merakla birlikte keşfediyoruz.

***

Otizme ve otizmliye yönelik ayrımcılık ve kötü muamele: Apartmanda otizm ve spektrumdaki davranış örüntüleri

05 Aralık 2019

Bu hafta ben, yarı alaylı yarı okullu bir otizm meraklısı olarak; son günlerde dikkatleri çeken otizme ve otizmliye yönelik ayrımcılık ve kötü muamelenin bir başka örneğini gündeme getirerek spektrumdaki davranış örüntülerden söz edeceğim, ve aklımda dürüp büktüğüm karmaşaları anlamlı sorulara çevireceğim

Geçtiğimiz günlerde; otizmli bir birey ve ailesinin evlerinden tahliye edilmeleri istemi ile komşularınca dava edildiğini, sosyal medya aracılığı ile öğrenmiş olduk. Şikayetçi kişinin, “Ben otizm motizm anlamam, ne yapıp edin, çocuğu susturun; çocuğunuz ağlamıyor, uluyor” ifadeleri ile aile ile yüzleştiği ve dava dilekçesinde de bu nitelikte benzetmelerin yapıldığı ortaya çıktı. Hal böyleyken, kâinatın otizme ve toplumsal savunmaya dair tüm seslerine Çetin Ceviz olarak; kişilerin anlamamakta ısrar ettiği, otizm spektrum bozukluğundaki davranış örüntülerini merak etmek ve anlamak isteyen siz değerli dinleyicilerimiz ile tartışalım dedik.

Bu tartışmaya başlamadan önce, hak temelli ve taviz vermez duruşumuzu da ortaya koyalım. “Yerleşme özgürlüğünden başlamak üzere konut hakkıyla birlikte barınma ve ikamet yeri seçimi de Anayasanın 57. Maddesi ile özel olarak anayasal güvence altına alınmıştır. Konut hakkı güvenceye alınmadan, konut dokunulmazlığından, dengeli ve planlı bir kentleşmeden bahsedilemez. Her insanın konut ve çevresiyle, bir bütün olarak korunmakta olan bir kentte yaşama hakkı vardır. Konut hakkı, insan haklarının en düşük eşiği olarak nitelendirilebilir.[1]

İnsana atfedilmiş haklardan en düşüğü olarak tanımlanan konut hakkından, otizmliyi ve otizmli bireylerin ailesini yoksun bırakmak veya buna teşebbüs etmek; ilk defa gördüğümüz bir insanlık ayıbı değil. Bu noktada, sayın hocam Ulaş Karan’ın dolayısıyla ayrımcılık olarak tanımladığı başka ayıplar silsilesi ile de karşılaştık. Dolayısıyla ayrımcılık: Bir kişinin, kendisiyle bağlantılı bir başka kişinin nitelikleri nedeniyle ayrımcılığa uğraması halidir.[2] Roman bir birey olan ve otizmli çocuğu olan bir annenin; yaşadığı şehirde ev bulamaması çok yakın zamanlarda karşılaştığımız bir örnek. “Sen de insansın biliyorum ama, senin çocuk çok ses yapıyor, diğer kiracılar rahatsız olur senden, sen hiç oturma bizim evde” söylemi bunlardan en hafifi…

Yaşadığı apartmandan tahliye edilmek istenen otizmli birey ve ailesinin durumu için bir dolayısıyla ayrımcılık değil, doğrudan ayrımcılık söz konusu. Dosdoğru bir ayrımcılık; “Otizm motizm anlamam; git” ayrımcılığı…

Sosyal bir gerçekliği reddetme ve etkileşime girmekten kaçınma… Bunlar yabancısı olduğumuz var olma halleri değil. İlk iki programımızda, keskin virajlardan doğru olarak; kimi zaman da “politik olarak doğru” olarak geçmeye, yol kat etmeye çalıştık. Bunun en önemli sebeplerinden biri, otizmin çok geniş bir yelpazede; terim adı ile spektrumda hayata yansımasıydı. Geniş zamanla kuracağımız bir cümle, spektrumda bulunan bir kısım için doğru olmayabilirdi. O nedenle, otizme yönelik tek temsil, ya da tek örnek üzerinden gitmenin çoğu zaman doğru olmadığı artık hepimiz için açık. Ancak, bilim sınıflandırmalar üzerine işler. Otizm spektrum bozukluğuna yönelik araştırmalara da, bu sınıflandırmalar ile başlanmış. Spektrumda bulunan kişiler gözlemlendikçe, spektruma yönelik anlayış genişlemiş, farklı anlamlar kazanmış. İlk programımızda yaptığımız tanıma geri dönelim.

“Doğuştan veya yaşamın ilk senelerinde ortaya çıkan karmaşık bir nöro-gelişimsel bozukluk.”

Kafamdaki karmaşaya yenik düşmeden; hemen bu tanım üzerinden devam edelim. Yaşamın ilk yıllarında ortaya çıktığında, neye benzer otizm? Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün “Otizmin Farkındayız, Çözümde Bir Aradayız” isimli ‘Otizm e-bülteni’nde;

Bebek;

• 1-2 aylıkken göz kontağı kurmuyorsa,

• Annenin güldürmesine tepki vermiyorsa,

• Altı aylıkken annesinin gösterdiğine bakmıyorsa,

• Ce-e oyununa tepkisi yoksa ve çevresindeki insanlara ilgi göstermiyorsa; bebeğin spektrumda olabileceği belirtilmiştir.

Bebek 12-24 aylıkken;

• 12 aylık olmasına rağmen “bay bay” yapmıyorsa

• 12 aylık olmasına rağmen tek kelimeden oluşan anlamlı ifadeler kullanamıyorsa

• 24 aylıkken 2 kelimelik cümleler kuramıyorsa

• Adı söylendiğinde tepki vermiyorsa

• Göz kontağı kurmakta güçlük çekiyorsa

• Donuk bir yüz ifadesi varsa

• Kucaklanmaya ve dokunulmaya karşı isteksizse; bebeğin spektrumda olabileceği belirtilmiştir.

Yalnızca kısa bir dönemi açıklamayan, bebeğin geniş zamanlı davranışını anlatan hallerdir bunlar. Yani, kabız olan bebeğin rahatsızlığı nedeniyle huysuzlaşması, diş çıkaran ve ateşi yükselen bebeğin halsizliği bu geniş zamana dahil değildir. dış etkenlerin veya gelişimde beklenen dönemlerin sonucu olarak değil, tüm nedenselleştirmelerden yalın vaziyette göz kontağı kurmayan, tipik gelişim gösteren bebeklerin davranışlarını göstermeyen, dış dünyaya duyduğu ilgi genel olarak düşük olan bebekler için belirlenmiş bir kıstaslar bütünüdür bunlar.

Ve belirtildiği gibi; bu davranış örüntüsünde bulunan bebeklerde otizm görülme oranının yüksek olduğuna yönelik bir çıkarım söz konusudur. Bu davranışlarda bulunan her çocuk yüzde yüz otizmlidir diye bir korku senaryosu bu sınıflandırmalarda mevcut değil. Bu kapsamda, Sayın İbrahim Diken’in de belirttiği gibi; her sıradışı, farklı veya tuhafın otizmli olduğu söylenemez. Kimi insanlar gerçekten otizm dışı sıradışı, otizm dışı farklı ve otizm dışı tuhaftır. Bu özellikle ben ve ailem gibi hayatın bir kısmına otizm merceğinden bakan kişilere hatırlatılması gereken bir durumdur. Evet, 58 doğumda bir otizm görülür, ama geri kalan 57 kişinin de nevi şahsına münhasır olmaya hakları vardır.

Bu küçük özeleştiri arasından sonra, geri dönelim anlaşılması zor bir kavram tamlamasına daha. Spektrumda görülen davranış örüntüleri. Spektrum, davranış, örüntü. İlk iki programda bırkalayadurduğum spektrumun otizmi ifade ettiğini düşünürsek, davranış örüntüsü kavramına yönelik derinlemesine bir muayene bizi bekler sanırım.

Kişilerin benzer durumlara verdiği genel ve benzer tepkiler, kişinin olayları algılayış sürecinde kullandığı bir süzgeç olarak düşünebiliriz davranış örüntüleridir aslında. Otizmde bulunan ve artık iyicene pedagojikleştirilmiş, berraklaştırılmış davranış örüntüleri anlatımı; otizmi ilk kez 76 yıl önce telaffuz eden Leo Kanner’den bu yana hiç değişmemiştir aslında: sosyal etkileşimde görülen bozulmalar.

Yunanca “autos” kelimesinden türeyen ve kendi iç haline yönelmiş anlamına gelen otizm kelimesi de bu durumu açıklar niteliktedir. O zaman tekrar bakalım apartmanda otizmi yaşamayı asla mümkün kılmayan şu davranış örüntülerine. Apartmanda otizmli bir birey yetiştiriyorsanız ve komşu;

• Komşuluğunuz 1-2 aylıkken göz kontağı kurmuyorsa,

• Çocuğunuzun mutluluğuna ve sağlıklı bir çevrede gelişimine yönelik olumlu tepki vermiyorsa,

• Ailenin çocuğunun sosyal yaşama uyum sağlaması için ne kadar çaba gösterdiğine bakmıyorsa,

• Ve bu çabaya ilgi göstermiyorsa;

Sosyal bir gerçekliği reddetme ve etkileşime girmekten kaçınmanın otizme özgü olmadığı bir komşu ile karşı karşıya olabilirsiniz.

Başka okulda oku, başka evde yaşa. Git, ötede var ol. Peki neresi bu ötesi? Otizmli bireylerin ailelerinin müstakil evlerde yaşaması, bu evi döndürecek sermayeye sahip olması; özel okullarda özel ücretlerle okuması; bu ailelerin pek zengin olması mı beklenmelidir?

Otizm-motizm anlamama diretmesi, nasıl bir sosyal var oluşun nedeni ve sonucudur? Toplumsal savunmanın hukuksal kurumlarından biri olan toplum yaşamına karşıtlıktan bahsetmek gerekir bu noktada. Filippo Gramatica, uygulama açısından toplum düzenine karşıt davranışta bulunan ya da daha yalın olarak bir hukuk kuralını çiğneyen bireylerin yalnızca yasal olarak nitelendirilmesi[3] olarak tanımlar toplum yaşamına karşıtlığı. Toplumsal savunma önlemlerinin uygulanması için “toplum yaşamına karşıtlığın” değerlendirilmesi, salt eylemin değil, failin kişiliğinin incelenmesi yoluyla yapılmak gerektiği ise, bu açıklamaların hemen ardından gelir. Tabii, burada “failin” kim olduğunu da doğru belirtmekte fayda var. Otizmli olmak; spektruma özgü davranışlarda bulunmak, komşuluk hukukunun ihlali olarak yorumlanamaz.

Otizmli bireyi tanımayan kişi için anlamsız olarak nitelendirilen sesler, çevresindeki uyaranlardan dolayı dairenin holünde koşuşturmak, kriz anlarında uzun süreli ağlayışlar; insan olmanın bir halini yansıtmaz mı? Sosyal yaşama uyum sağlamaları amacıyla özel eğitim ve doktorun önerisi dahilindeyse ilaç kullanımı ile “sönümlemeye” alışageldiğimiz spektrumdaki davranış örüntülerini; spektrumda bulunmayan kişilerde bulduğumuzda, fail sizce kimdir?

Anlamayı reddetme halini manevi tazminat davalarına konu etmeyi, ‘naming and shaming’ metodu ile ifşa ederek utandırmayı da tercih etmek mümkün. Ama öfkemize yenik düşmenin; tarihin tekerrürü olduğu bilinci ile, kimi zaman otizmli bireyin selameti için; ama çoğu zaman da toplumsal baskı nedeniyle sönümlemeye ve yok etmeye çalıştığımız bu davranışların; yaşamın içinden geldiğini; doğada bulunan sesler ve davranışlar olduğunu kabul etmek; kaynaklarının hızla tükendiği dünyanın gerçeklerini reddedici insanın gerçeklerle yüzleşmesini sağlamak; insanın kendisiyle tanışmasındaki ilk adım olabilir belki.

3 Aralık Dünya Engelli İnsan Hakları Günü, 2019 için de artık dün oldu. Beraber var olabilme düşümüzün özgü günlere; toplumun üstüne düşünmesi, alternatif yaratması gereken kişilerin yalnızlıklarına; ötelere ve bilinmezliklere hapsedilmediği; farklının farklıdan, insanın insandan ve benin benden koparılmadığı güzel günlere umut ile…

Bir sonraki programımızda ise, uzman gelişim psikoloğu, ABA ve Floortime Terapisti Birce Yavuz’un Koltukçular Çıkmazı’nı ziyareti ile bu sorulara birlikte yanıtlar arayacağız.


[1] Balkır, Z. Gönül; Konut Hakkı ve İhlalleri: Kentli Haklarının Doğuşu, Ulusal Sosyal Haklar Sempozyumu, 2010. http://www.sosyalhaklar.net/2010/bildiri/balkir.pdf sayfasından erişilmiştir. Erişim: [02.12.2019]

[2] Gül; İdil Işıl  § Karan; Ulaş, AYRIMCILIK YASAĞI Kavram, Hukuk, İzleme ve Belgeleme, Istanbul Bilgi Üniversitesi Yay›nlar› 351 İnsan Hakları Hukuku Çalışmaları 13 ISBN 978-605-399-206-6 Kapak Kadir Abbas 1. Baskı Istanbul, Şubat 2011, ss. 16 – 17.

[3] Grammatica, Filipo; Toplumsal Savunma İlkeleri, İmge Kitabevi, 2. Baskı, Istanbul, s. 114.

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı // Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20191204

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 4 Aralık 2019

04 Aralık 2019
Fotoğraf: TRT Haber

Her yıl yaz mevsiminde Karadeniz’in özellikle de Artvin Şavşat ormanlarına daha iyi beslenmek ve kış uykusu öncesinde enerji depolamak için giden boz ayıların, yuvaları Sarıkamış ormanlarına döndüğü tespit edildi.

Her yıl yaz mevsiminde Karadeniz’in özellikle de Artvin Şavşat ormanlarına daha iyi beslenmek ve kış uykusu öncesinde enerji depolamak için giden boz ayıların, yuvaları Sarıkamış ormanlarına döndüğü tespit edildi. Göç yolunda gidiş ve dönüş olmak üzere yaklaşık 250 kilometrelik zorlu yolu kateden boz ayılar, Sarıkamış ormanlarındaki yuvalarında uyumak için kışı bekleyecek. KuzeyDoğa Derneği Başkanı Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dünyanın tek göç eden boz ayılarının Sarıkamış’ta bulunduğunu söyledi.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun birinci, Türkiye’nin 13’üncü Ramsar alanı olan ve bir süre önce kuruyan Kuyucuk Gölü, Kars Valiliği’nin öncülüğünde yürütülen projeyle yeniden suyla buluşacak. Afrika-Avrasya göç yolunda bulunması dolayısıyla birçok kuş türüne ev sahipliği yaparken çevresel etkenler nedeniyle kuruyan Kuyucuk Gölü’nün yeniden “Kuş Cenneti” olması için sondaj çalışması yapıldı. Kars Valiliği öncülüğünde yürütülen proje kapsamında, ilk etapta göle, bin 100 metre uzaklıktaki, Ramsar alanı dışında kalan bölgeden sondajla çıkarılan su getirilecek. Projenin ikinci kısmında ise ana su kaynaklarının göl aynasına ulaşması sağlanacak. Vali Türker Öksüz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kuyucuk’un eski haline kavuşması için kurumların desteğiyle proje hazırlandığını söyledi. KuzeyDoğa Derneği yıllardır Kuyucuk gölünün korunması için mücadele ediyor.

BM İklim Değişikliği Konferansı – COP 25’te Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) çok önemli bir duyuru yaptı. Dünya Meteoroloji Örgütü her yıl düzenli olarak yayımladığı State of The Climate – İklim Durumu 2019 raporunu kamuoyu ile paylaştı. Rapora göre 2019 yılı, tarihteki en sıcak ikinci yada üçüncü yıl olarak kayda geçecek. Atmosferik karbondioksit konsantrasyonları 2018’de 407,8 ppm’e çıkarak rekor kırdı ve 2019 yılında da artmaya devam etti. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, COP25 açılışında yaptığı konuşmada “Gerçekten kafasını kuma gömen, gezegen yanarken vızıldayan bir nesil olarak mı hatırlanmak istiyoruz?” ifadelerini kullandı. “Kararlılık ve kalıcı çözümler” yoluna girmesi gerektiğini vurgulayan Guterres, bunun için de “fosil enerjilerin en düşük seviyede kalması ve 2050 yılına kadar sıfır karbon emisyonuna ulaşılması” gereğine işaret etti. Guterres konuşmasında özellikle kömür vurgusu yaptı, ve kömüre bağımlılığın en kısa sürede sona ermesi gerektiğini ifade etti. Gençlerin, şehirlerin, iş dünyasının dönüşüme başladığını ve 1,5 derece hedefi için önemli çabalar gösterdiğini ifade eden Guterres eksik olanın siyasi irade olduğunu söyledi.  Zirve’de konuşma yapan Nancy Pelosi, Amerikan Kongresi’nin, Trump’ın Paris Anlaşması’na karşı tavrına rağmen, anlaşmanın hedeflerine bağlı olduğunu ve kongre olarak küresel ısınmayı durdurmak için harekete geçeceklerini ifade etti. Pelosi “Biz Hala Buradayız, Biz Birleşik Devletler olarak hala buradayız” dedi.

Hatay’ın Burnaz Sahiline yapılması planlanan termik santrale karşı açılan davada Hatay 1. İdare Mahkemesi iptal kararı verdi. Erzin Çevre ve Tarihi Varlıkları Koruma Derneği Avukatı Ümit Arif Özsoy, Burnaz Mevki’ne yapılması planlanan termik santrali de içeren Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın imar planı değişikliklerini hukuka aykırı olduğunu belirterek iptali için dava açtı. Artı Gerçek’ten Rıfat Doğan’ın haberine göre, Hatay 1. İdare Mahkemesi, yapılması planlanan termik santrale ilişkin önemli tespit ve uyarılara yer verdi: Bu uyarılar : ‘’Dava konusu proje için hazırlanan dava konusu planlamanın hazırlanma sürecinin usulüne uygun gerçekleştirilmediği, alanda büyük bir sulak alan mevcut olduğu halde planlama yapılırken dikkate alınmadığı, planlamanın yapılacağı alanda Burnaz Kumulları’nın bulunduğu, bu kumulların ülkemize özgü endemik 6 bitki türüne ev sahipliği yaptığı, bu bitki türlerinin de türleri tehlike sınıfları içinde yer alan bitki türlerinden oluştuğu, alanda yapılan bilimsel çalışmalar ile varlığı tespit edilen ve nesli tehlike alında bulunan İskenderun Kertenkelesi’nin yaşadığı, türün Anadolu coğrafyasında yaşam alanın Burnaz Sahili ile sınırlı olduğunun belirlendiği, planlama ile alan uygulanacak proje ile zaten yaşam alanı kıstılı olan anılan türün tamamen yok olmasına neden olabileceği’’ belirtildi. Ayrıca: ‘’Planlamanın yapıldığı alan ile projeden etkilenecek alanın büyük kısmının mutlak korunması gereken tarım arazisi niteliğinde olduğu, ruhsat sahasına 3 km mesafe içerisinde zeytinlik alanların bulunduğu ve işletilmesi planlanan dava konusu planlama ile kurulacak kömür santralinin zeytinliklere zarar vermeden, toz ve duman çıkarmayacak şekilde faaliyette bulunmanın hayatın olağan akışına aykırı olduğu, planlama ile yapılması planlanan projenin yukarıda anılan 3573 sayılı kanun uyarınca zeytinlik sahalarına 3 km’den daha kısa mesafede kurulması mümkün olmayan tesislerden biri olduğu görüldüğü” belirtildi. Hatay 1. İdare Mahkemesi açıkladığı gerekçelerle yapılması planlanan termik santrale ilişkin onaylanan imar planlarının iptaline karar verdi.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Gezginin Gözü, Gezginin Defteri

***

Izel RozentalAykut Köksal ile birlikte.

Bugün saat 18.30’da Açık Radyo’da Aykut Köksal ve Ersu Pekin ile birlikte “Gezginin Gözü Gezginin Defteri” sergisini konuşacağız.

Görüntünün olası içeriği: 6 kişi, Izel Rozental dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar, sakal, takım elbise ve iç mekan
***

“Gezginin Gözü Gezginin Defteri”: Bir dünya kataloğu

04 Aralık 2019
Schneidertempel Sanat Merkezi

Schneidertempel Sanat Merkezi’nde 15 Aralık’a kadar görülebilecek “Gezginin Gözü Gezginin Defteri”‘nde gezi fotoğrafları ve notları ile karşımıza çıkan İzel Rozental, Açık Dergi’de. Yayında söz konusu serginin küratörü Aykut Köksal ve tasarımcısı Ersu Pekin de yanımızda.

Galata-Schneidertempel’de yer alan sergideki kimi kareleri ya da kimi notları anımsayanlarınız olabilir. Atina, Cape Town, Delhi, Havana, Helsinki, Nice, Paris, San Francisco, Wellington, Kyoto ve daha pek çok dünya şehrinde çekilmiş fotoğraflar karikatürist ve mizah yazarı İzel Rozental’in geçmiş yıllarda okuyucuyla buluşan gezi yazılarından kimi parçalar barındırıyor, doğru. Bununla birlikte, “Gezginin Gözü Gezginin Defteri”nde sunulan “kareler” için kaleme alınmış pek çok orijinal içerik de bulunmakta. Dünyanın ve dünyada insanın binbir halini gösteren yapıtlar, destekleyici metinleriyle izleyiciyi kadrajın dışını düşünmeye iterken, Aykut Köksal ve Ersu Pekin’in katkısıyla sergi Galata’nın en eski yapılarından birinde olduğunuz gerçeğini de her an vurguluyor. Bu şekilde, bir dünya kataloğunun parçası olarak ayrılacağınız Gezginin Gözü Gezginin Defteri sergisini Açık Dergi’de yaratıcılarıyla konuşuyoruz.

Açık Dergi Çarşamba Oyun Arası / Emre Gümüşer

Muhtelif tiyatro müziği örneklerine kulak atıp, oyunlar arası bir yolculuğa çıkıyoruz.

Açık Dergi Çarşamba Her ayın son Çarşamba akşamı 18:30 – Fasikül / Aylık Özgür Sinema Gündemi / Ekrem Buğra Büte

Sinemada ifade özgürlüğünün önündeki engeller ve bunlara karşı geliştirilen yaratıcı çözümler Fasikül’de raporlanıyor ve muhtelif aktörlerle değerlendiriliyor.

Açık Dergi Çarşamba 15 günde bir Çarşamba 19.00 – Küçük Düşünürler Topluluğu / Özge Özdemir

Küçük Düşünürler Topluluğu programı, felsefeci ve eğitmen Dr. Özge Özdemir’in kolaylaştırıcılığında çocukların bir soru ya da kavram üzerine felsefi tartışma yürüttükleri bir tartışma programı. İki haftada bir biraraya gelen 12 yaşındaki felsefeciler nitelikli düşünme ve yargıda bulunma becerisinin nasıl geliştiğini hep birlikte işliyor.

Açık Dergi Çarşamba 18:50 Tasarım Sözlüğü (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Muğlak Standartlar Enstitüsü

Muğlak Standartlar Enstitüsü’nün uzun süredir üstünde çalıştığı ve memlekete özgü tasarımsal terim ve icatların derlendiği müstesna Tasarım Sözlüğü’nün maddeleri Enstitü üyelerince her Çarşamba akşamı birer maddeyle radyoda seslendirilmeye başlıyor.

Açık Dergi 19:30 Çıplak Ayakla Dans (Açık Dergi’de yeniden köşe, 15 günde 1) / Hazırlayanlar: Duygu Güngör ve Mihran Tomasyan

Çıplak Ayaklar Kumpanyası bu yayın döneminde yeni konu ve konuklarıyla aramıza dönüyor. Tezahür programıyla dönüşümlü olarak.

Çıplak Ayakla Dans kayıt arşivi

Açık Dergi 19:30 Tezahür (15 Günde 1) / Hazırlayan: Gülin Dede Tekin / İstanbul tiyatro hayatı üzerine gündelik konuşmalar

tezahur20191204

Tiyatro dünyasından haberler, röportajlar, yeni oyunlar, güncel meseleler. Artık Salı değil Çarşamba akşamları. Çıplak Ayaklarla Dans’la dönüşümlü.

Tezahür kayıt arşivi

Açık Dergi 19:30 Yerden Yüksek / Çocukların Mekân Algısı ve Mekânsal Hakları / Gizem Kıygı

Değişen kentsel ve kırsal mekânlarda çocuıkların mekânlarda nasıl varoldukları ve mekânı nasıl algıladıklarını ve bu konuda yapılan çalışmaları konuşuyoruz. Her bölümde bir araştırmacı-uzman konuk yayına eşlik ediyor.

instagram.com/yerden.yuksek94.9/?hl=tr

medium.com/yerdenyüksek

Açık Dergi Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı / Yıldırım Arıcı Anısına / Eser: Bilge Karasu / Okuyan: Eraslan Sağlam

metis izniyle. açık radyo prodüksiyon. / okuyan eraslan sağlam / müzik scaramouch

20:00 – 21:00 Ay’da Caz (Yeni program) / Caz tarihinde bu ay / Hazırlayanlar: Nazlı Toprak ve Leyla Diana Gücük

Caz tarihinde o ay doğan-ölen müzisyenler, çıkan albümler, önemli olayların işlendiği bir caz programı

21:00 – 22:00 Akdeniz Güneşi / Müzikli Akdeniz Turu / Tolga Esmer

Akdeniz’in cazla buluştuğu radyo programı. Tabii Akdeniz kültürünün katı sınırlardan hoşlanmadığı düşünüldüğünde caz dışındaki müzik türlerine ve Akdeniz dışından, yüreği Akdeniz güneşiyle ısınmış müzisyenlere de yer veriyor. Bu yayın döneminde çarşamba akşamları saat 21.00’de.

22:00 – 23:00 Ayın Karanlık Yüzü / Yosi Falay / Bir albüm

23:00 – 24:00 Caz Portreleri / Mustafa Aykın / Ayrıntılı caz tiplemeleri

24:00 – 01:00 Beton Orman / Da-Frogg Eyez /  Reggae, Dub ve alt türleri

8 yıl aradan sonra Beton Orman, Reggae, Dub ve alt türlerinin pozitif titreşimlerini yaymak için döndü.