You are currently browsing the monthly archive for Ocak 2020.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

09:00 – 10:30 Radyo Agos / Haftalık Agos gazetesinin penceresinden Türkiye ve Dünya gündemi. Agos’un mutfağından haberler, söyleşiler, olaylar

radyoagos20200201

Radyo Agos kayıt arşivi

10:30 – 12:00 Şansonlar (Yeni program) / Fransızca şarkılar dünyasında bir devr-i âlem / Hazırlayan: Cengiz Işılay

12079 listebaşı olmuş şarkıyı radyoya taşıyan Cengiz Işılay bu yayın döneminde Fransız Şansonlarına ve Fransız popüler müziğinin seçme örneklerine el atıyor.

12:00 – 13:00 Dünya Dönüyor / Naim Dilmener / ’Türkçe Pop’un 50 yılı

diskotek.info/(Naim abinin “Bu sitede milyon hazine var” diyerek önerdiği site)

zz11

Açık Radyo’da pop tarihi… 1800’lerden, Muzika-yı Humayun’dan başlayarak ve günümüze kadar gelerek, haftalarca/aralıksız sürecek bir pop tarihi… Kantolar, tangolar, şarkılar, yıldızlar… Hem ciddi hem de komik ayrıntılar… Kaydetmeyi unutmayın  15 Haziran’da başlıyor. 12:00/94.9

facebook.com/naimdilmener

***

Ruşen Alkar Açık Radyo’da. Kürtçe müziğin ayrıksı sesiyle, Hedi Hedi/Yavaş Yavaş adlı son albümünü konuşacağız. 1 Şubat Cumartesi/12:00

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı
***

Rusen Alkar ile Açık Radyo’da.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar

13:00 – 14:00 Açık Deniz / Beysun Gökçin / Üç tarafı denizlerle çevrili bir radyo programı

acikdeniz20200201

Açık Deniz kayıt arşivi

acikdenizsingle

facebook.com/beysun.gokcin

14:00 – 15:00 El Fueye / Tangonun büyülü kutusu / Ortaç Aydınoğlu

Tangonun büyülü kutusu bu yayın döneminde 15 günde bir Cumartesi günleri saat 14:00’de.

‏16:00 – 15:00 Sadânüvîs (Yeniden program) / Hazırlayan: Cemal Ünlü

Açık Radyo’nun efsane programlarından Sadanüvis geri dönüyor. Fonograf, gramofon ve taş plak kayıtları Cemal Ünlü’nün anlatımıyla Cumartesi günleri saat 15.00’de Açık Radyo’da

facebook.com/cemal.unlu2

16:00 – 17:00 Dünyanın En Güzel Müzikleri (Yeni program) / Reha Uz’a Göre

Reha Uz’un 60 yıllık müzik dinleme serüveninden eleğin üzerinde kalanları paylaştığı çok öznel, çok özel bir müzik programı

17:00 – 18:00 Music of the World İstanbul / Refika Kadıoğlu ve Kutay Derin Kuğay / Tokyo’dan Barcelona’ya müzik ve ötesi

facebook/Kutay Derin Kuğay

facebook.com/Music-of-the-World-Istanbul-

***

 

Tomorrow, at 5 pm, Acik Radyo’s Music of the World Istanbul program features four new albums with ingenious groups coming from diverse sources. Yasak Helva is a superb new group from Izmir and deserves special attention.

  • Açık Radyo 94.9 Canlı Yayın
    • İnternet üzerinden radyo yayınımız mp3 ve ogg streaming formatlarından yapılıyor. Bunlar, tüm modern tarayıcıların ve masaüstü çalıcıların en yaygın olarak tanıdığı formatlar. Firefox tarayıcı ogg formatını, diğer tarayıcı ve oynatıcılar da mp3 formatını otomati…
  • Açık Radyo 94.9 Canlı Yayın
    • İnternet üzerinden radyo yayınımız mp3 ve ogg streaming formatlarından yapılıyor. Bunlar, tüm modern tarayıcıların ve masaüstü çalıcıların en yaygın olarak tanıdığı formatlar. Firefox tarayıcı ogg formatını, diğer tarayıcı ve oynatıcılar da mp3 formatını otomati…
18:00 – 19:00 Connections / Tim Hallam / 60′lar ve 70′lerde pop

connectionstr.blogspot.com/

mixcloud.com/tim-hallam/

19:00 – 20:00 Tighten Up / Simon Johns / Tematik bir müzik programı

tightenupwithsimonjohns.blogspot.com/

20.00 – 21:00 Güneyin Sesi / Salsa’dan Morna’ya, Bossa Nova’dan Nueva Canción’a Afro-Latin ezgiler… / Karaca Yiğit Pehlivanlı

guneyinsesi13.program1subat2020

zz4

“Güney’in Sesi” Latin Amerika müziğinin beslendiği kültürler (Afrika, İspanya, Portekiz ve Amerikan yerli kültürü) üzerinden, geçirdiği değişimleri ve günümüze kadar hangi müzik türlerini nasıl etkilediğini ya da hangi müzik türlerinin etkisinde kalarak çeşitlendiğini anlatan; hepsinin temelinde var olan ‘yaşama sevincini’ yansıtan bir program.

facebook.com/karaca.pehlivanli

***

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, ayakta
Görüntünün olası içeriği: 8 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve iç mekan
Görüntünün olası içeriği: 10 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar

Karaca Yiğit Pehlivanlı  Güney’in Sesi / Açık Radyo

Bu akşam Portekiz’den Arjantin ve Afrika’ya, ikinci yarıda da Tipica 73 şarkılarıyla New York’a yolculuk sizi bekliyor. Saat 20’de Açık Radyo’da!

21:00 – 22:00 High Times / Ras Memo/ Reggae

22:00 – 23:00 Flow / Türler arası gece müzikleri / Özgür Özer

flow65

Eklektik gece müziklerine yer verdiğimiz Flow bu yayın dönemi gece 22.00’de.

23:00 – 24:00 Login / Christopher Çolak / Elektronik müziğin alt türleri ve tüm renkleri

24:00 – 01:00 Lovaj / Ahmet Güneş / Elektronik ağırlıklı müzik

lovaj.com/

01:00 – 02.00 Alan Kod 212 / Türler arası / Batu Boran

Alan Kod 212 programı bu yayın döneminde haftasonuna transfer oluyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/1/30

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak, Emre Gülşer

acikgaste_31-01-2020

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Çiftin kamarası tecritte. Biraz kaygılıyız tabii. Doktorlar haricinde kimse gemiye girip çıkamıyor. Bu tatil bir karabasan olarak bitebilir.”
——————
Ateşi çıkan bir Çinli kadınla erkek yol arkadaşının korona virüsü taşıdıkları korkusuyla İtalya’nın Civitavecchhia limanında bağlanan turistik yolcu -ya da “aşk”- gemisinde mahsur kalan 6 binden fazla turistten biri, dış dünyaya durumu anlatıyor. (Guardian)

Görüntünün olası içeriği: okyanus, açık hava ve su

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Cuma Sezin Öney’le Seyyare: Türkiye ve Dünya Olayları Arasında Paralellikler, Karşılaştırmalar

seyyare20200131

Seyyare kayıt arşivi

09:30 – 10:00 Cuma Alp Ulagay ile Spor

spor20200131

10:00 – 10:30 İklim Acil / Dünya Acil Durum ilan ediyor / Can Tonbil

iklimacil20200131

Gençler sokağa çıkıyor, yurttaşlar haklarını talep ediyor. İklim Acil, iklim aktivistleri ile beraber yeryüzündeki iklim mücadelesine panoramik bir bakış atıyor.

10:30 – 11:00 Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam / Leyla Aslı Ünlübay

tohumdanhasadaekolojikyasam20200131

facebook.com/bugdaydernegi/

Tohumdan Hasada Ekolojil Yaşam kayıt arşivi

***

Zehirsiz üretmek mümkün. 🌾

Buğday Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Aslan Ünlübay’ın hazırlayıp sunduğu Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam Programı’nda bu hafta, zehirsiz gıda için çabalayan Salkım Kooperatifi’nin hikayesini konuşacağız.

Salkım Kooperatifi’nden Burak Yücel’in konuk olarak katıldığı programımız, bugün (31 Ocak) saat 10.30’da Açık Radyo’da.

📻 Radyonuz Açık olsun! (94.9)

Açık Radyo’yu internetten dinlemek için: https://buff.ly/2r17TcV

Kaçıranlar, daha önceki programların kayıtlarına buradan ulaşabilirler: https://buff.ly/2FYJZ98

#BuğdayDerneği #TohumdanHasadaEkolojikYaşam #AçıkRadyo #ZehirsizSofralar #GıdaKooperatifleri

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi

11:00 – 12:00 Hikâyenin Her Hali / Hayata dair cinsiyet-aşırı sohbetler / Aslı, Ayşe Gül, Didem, Kristen, Özlem ve Sema

hikayeninherhali20200131

Hayatın ‘olağan akışında’ normalleşen, olağan gözüken, ‘eşyanın tabiatı gereği’ akıp gidenleri, cinsiyet-aşırı sohbet masamıza koyuyoruz. Gündemi kentte, kırda, sokakta, fabrikada, evde, mahkemede, sinemada, müzikte takip ederken, gündeme gömülen hafızayı da hikâyelerle kazıyoruz. Bugünü kadim zamanlarda arayabiliyoruz, başımızın çaresine tarihsiz antik hikâyelerin penceresinden de bakıyoruz. Program, misafirleriyle olağanda olağanüstüyü, düzende darmadağını, dertte dermanı, yasta gücü, birlikte farkı aşındırıp, kamplara bölünmüşlerin peşinden gidiyor. Masamız kalabalık, masamız renkli. Masa da, masaymış ha!

12:00 – 13:00 Caz Türbülans / Recep Şencan / Cazda serbest dolaşım

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Önce Sağlık / Ayşegül Tözeren, Betigül Öngen ve Selim Badur

oncesaglik20200131

Kış yaklaşıyor ve havalar her defasında daha da kestirilemez oluyor. Önce Sağlık, her sefer olduğu gibi, bu kışın tekinsiz havalarında da nöbette.

14:00 – 14:30  Bir Yaşam Dili (Yeni program) / Hazırlayanlar: Deniz Spatar ve Canan İrtem

biryasamdili31.01.2020rec23.01.2020

İsmini Marshall Rosenberg’in Şiddetsiz İletişim – Bir Yaşam Dili kitabından alan programda, anlaşmazlık içindeki bütün tarafları empati ile can-ı gönülden dinleyerek anlama, bu yoldan bağlantı kurarak işbirliği zemini yaratma ve herkesin ihtiyacının gözetildiği ortak çözümler üretme sanatı olan Şiddetsiz İletişim, çeşitli boyutları ile ayrıntılı olarak ele alınıyor.

Facebook.com/Şiddetsiz İletişim Türkiye

***

Cuma 14.00’te @acikradyo ‘da #Şiddetsiziletişim #empatiningücü #kalpdili

Görüntünün olası içeriği: muhtemelen şunu diyen bir yazı "Açık Radyo 94.9 Canan İrtem ve Deniz Spatar ile Bir Yaşam Dili Şiddetsiz İletişim' de bu hafta: Güvenlik, bağlantı, aidiyet... Yalnızca çocuğumla ilişkide değil tüm ilişkilerde kıymetli değil mi? mi? Hayatlarımızdan örneklerle araştırıyoruz. 31.01.2020 Her Her cuma 14.00'te Kayıtlar: akrady.co/t/pogrma/iraaii"

14:30 – 15:30 Wanderer / Can Denizci / (Richard Wagner özel programı)

Doğumunun 200. yılında Richard Wagner özel programı. 19. yüzyıl operasının en önde gelen iki isminden biri olan ve müziğin üst dilinin üstadı sayılan Wagner’in hayatı ve eserleri Wanderer’de

15:30 – 16:30 Sinefil / Melis Behlil ve Yeşim Burul Seven / Sinemasever muhabbetleri

sinefil20200131

Sinefil kayıt arşivi

16:30 – 17:00 Kavanozdaki Yıldız (Yeni program) / Hazırlayanlar: İsmail Başöz, Haluk Levent ve Mustafa Yılmazer

kavanozdakiyildiz20200131

Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin toplumsal ve ekonomik etkilerini  kapsamlı biçimde ele almaya gayret eden bir program.

Evrim Ağacı / Spotify

evrimagaci.org/podcast

facebook.com/treeofevolution

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20200131

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Aydın’da açılması planlanan 15 ayrı maden çalışmasına karşı kampanya başlatıldı

02 Şubat 2020
Fotoğraf: Change.org

Nesrin Sandalcı’nın başlattığı kampanya Aydın’da 15 ayrı yerde maden arama çalışması yapılması için açılan ihaleye karşı çıkıyor ve “Aydın’da yeni maden ocakları istemiyoruz” diyor.

Nesrin Sandalcı’nın başlattığı kampanya Aydın’da 15 ayrı yerde maden arama çalışması yapılması için açılan ihaleye karşı çıkıyor ve “Aydın’da yeni maden ocakları istemiyoruz” diyor. Change.org/AydindaYeniMadenlereHayir adresindeki kampanyada Nesrin Sandalcı projenin bütün detaylarını açıklıyor. Kampanya metninde verilen bilgilere göre, projenin detayları şu şekilde: “İhaleye açılan yerlerin bir kısmı ikinci derece sit alanlarına ve kültür miraslarına yakınken bazı alanlar yerleşim yerlerini kapsıyor. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından 20 Şubat 2020 tarihinde Aydın’ın Bozdoğan, Didim, Çine, Karpuzlu, Karacasu, Kuşadası, Köşk ve Söke ilçelerinde olmak üzere toplam 4 bin 783,31 hektarlık alan maden işletmesi ve araması yapılmak üzere ihaleye açıldı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, Aydın ve İzmir illerinde yer alan 4. grup maden sahasını uç ürün üretimine yönelik tesis kurulması şartıyla ihale edecek. Konuya ilişkin karar, Resmi Gazete’de yayımlandı. Nesrin Sandalcı, projeye neden karşı olduğunu şu cümlelerle açıklıyor: “Aydın’da yeni maden sahası aranma çalışmalarına ve maden sahası açılmasına karşıyız. Çünkü yapılacak çalışmaların insana ve doğaya büyük zarar verecek, Aydın’da ciddi tahribatlara yol açacak. İhaleye açılan yerler içerisinde tarım arazileri de var. Tarımsal üretime zarar verecek. İhaleye açılan yerler içerisinde ormanlık araziler de var. Ağaçlarımız maden arama-işletme nedeniyle kesilecek; turizme zarar verecek. Yer altı su kaynakları zarar görecek. Bu maden arama çalışmalarında Aydın tehlikede; yaban hayatı tehlike. Organik Tarım, alternatif Turizm değerlerinden yaylacılık, doğal su kaynakları ve yeraltı su rezervleri, küçük ve büyükbaş hayvancılık, Orman örtüsü ve endemik bitkilerimiz tehlikede. Geleceğimiz, geçmişten bizlere miras bırakılan değerlerimiz tehlikede. Eğer bu işletme yörede açılırsa ve maden çıkarmaya yönelik yer altı ve yer üstü işletmeleri arazi yapısını bozacak. Böylece toprak profili bozulacak, bu durum ekolojik dengeyi etkileyecek. Ormanlar, tarım alanları, akarsular ve buralarda yaşayan canlılar zarar görecek. Maden işletmelerinden çıkan katı atıklar kontrol edilmediği taktirde telafisi olmayan kalıcı zararlar verecek. Bu zararlı maddelerin toprakla bütünleşmesiyle zamanla canlılığını yitirecek ve çorak hâle gelecek. İşletmelerin bulunduğu yerlerde hava ve su kirliliği de oluşacak. Maden işletmelerinin bulunduğu bölgelerde doğal ve tarihsel dokuyu bozulacak, bu da turizm faaliyetlerini olumsuz etkileyecek. İşletme faaliyetlerinde meydana gelecek patlamalar ve toz bulutları, önce deprem etkisi yaratacak sonra doğal bitki örtüsü üzerini kaplayacak zararlı atıklar zehirlenmeye yol açacak. Deprem etkisi yaratan patlatmalarla yeraltı sularını yok olacak, çıkardığı toz ile döllenmeyi önleyerek meyve ağaçlarını verimsizleşmesine neden olacak. Gelecek nesillerde çocuklarımıza yaşanabilir bir çevre için bu duruma duyarsız kalmayalım. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının bu projeyi iptal etmesini, Aydını halka bırakmasını istiyoruz. Buradan Şirket yetkililerine sesleniyoruz: Aydın’da Maden aramanızı ve doğamızı, çevremizi katletmenizi istemiyoruz. Türkiye’yi, Ege’yi, denizi, tabiatı seven yaşam dostları, gelin hep birlikte imza kampanyasını destekleyelim. geleceğimize sahip çıkalım.” Bu kampanyaya imza vermek isterseniz, Change.org/AydindaYeniMadenlereHayir adresini ziyaret edebilirsiniz.

Bir kampanya da Ordu’dan

Zeki Güler’in başlattığı kampanya, Ordu’nun Mesudiye ilçesinde kurulması planlanan bazalt ocağı ve kırma eleme tesisine karşı başlatıldı. Change.org/SuyumaTasimaDokunma adresinde yer alıyor. Zeki Güler, kampanya metninde şu ifadelere yer veriyor: “Bölgemizde yaşayan canlıların, bölgede yaşayan mahalle sakinlerinin sağlığına ve doğaya çok büyük zararları olacağından, bu projeye bütün gücümüzle engel olmaya çalışıyoruz. Sizler dünyanın neresinde olursanız olun bu güzel doğamızı korumak adına imza kampanyamıza katılmanızı rica eder saygılarımızı sunarız.” Siz de bu kampanyaya imza vermek isterseniz Change.org/SuyumaTasimaDokunma adresini ziyaret edebilirsiniz.

Yine Ordu’nun Mesudiye ilçesinden bir kampanya, bu kez HES’lere karşı olarak başlatıldı. Change.org/MesudiyeHES adresinde bulunan kampanya, HES’lerin bugüne dek bölgeye verdiği zararlara dikkat çekiyor ve daha fazla HES yapılmasına karşı çıkıyor. Kampanyayı başlatan Burak Açıkgöz, şu ifadelere yer veriyor: “Ordudan uzaklaşınca yeşilin yaylasına Mesudiye’de HES daha öncesinde birçok nehrimizi kuruttu. Ekolojik dengemizi sarstı. Nehirlerimiz artık akmıyor. Balıklar bile yüzecek su bulamıyor artık. Doğamız katledildi. Katlediliyor. Mesudiye’de çok az nüfus var yerleşim ise seyrek. Ses olamıyoruz. Sesimiz siz olun istiyoruz. HES’ler sağladığı yararların dışında pek çok zarara da sahip ve genellikle inşa edilecekleri alanlarda istenmiyorlar. Bu durum HES’ler neden istenmiyor sorusunu da beraberinde getirmekte çünkü yöre halkı HES’lerin yarardan çok zarar getireceği düşüncesinde.” HES’lerin ne gibi zararları olduğunun da açıklandığı kampanya metnine Change.org/MesudiyeHES adresinden ulaşabilirsiniz.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

***

***

Açık Radyo 25. yıl etkinlikleri: “Bunu Radyoda Anlatsana No1” SALT Galata’da

31 Ocak 2020
Afiş tasarım: Bora Başkan

Açık Radyo’nun 25. yıl etkinlikleri kapsamında gerçekleşecek “Bunu Radyoda Anlatsana” sohbetlerinin ilki yarın (1 Şubat 2020) gerçekleşecek.

SALT Galata ev sahipliğinde düzenlenecek etkinliklerin birinci sohbetinde “Koku” programının yaratıcısı Vedat Ozan’la “Sanat Uzun, İlham Sonsuz” programlarının yapımcıları Şenol Ayla ve Timuçin Oral fikir ve birikimlerini radyofonik ortama nasıl taşıdıklarının hikâyesini dinleyicileriyle paylaşacak.

1 Şubat Cumartesi saat 16.00’da SALT Galata’daki sohbet, Açık Radyo ekibinin moderasyonunda gerçekleşecek.

“Çıkış noktası, Açık Radyo’nun çok eski bir alışkanlığına dayanıyor: Konusunda uzman veya sadece meraklı insanları suç ortağı yapmak ve onları birer radyo programcısı olmaya teşvik etme alışkanlığı. Zamanla bu suça teşvik, kendiliğinden bir hal alarak birçok dinleyicisini de programcılığa yöneltti. Ve bu bir “gelenek” halini aldı. Bugün tamamı gönüllü programcılar tarafından yapılmış ve yapılmakta olan toplam 1142 programımız var – ve bunun dünyada bir başka örneği olduğundan da emin değiliz doğrusu.

İşte, 25. yayın yılımızda bu birikimi gözler önüne serip, ifade olanaklarını zorlayan ve sorgulayan programlarımızdan kimilerini radyo dışında bir platformda da meraklı insanlarla buluşturmak fikri bizi heyecanlandırdı. Umudumuz, bugüne dek sunduğumuz içeriğin günümüzle temas içinde yeni bir anlama kavuşmasıyla Açık Radyo’nun dinleyicisiyle birlikte yaşayan ve konuşan bir arşive dönüşmesi.

Panelde, koku ve estetiğin radyoda nasıl ifadesini bulduğu “meselesi” üzerine düşünmeye; mecranın sunduğu olanak ve sınırları da birlikte anlamaya çalışacağız. “Etik – estetik bütünselliği”, bizce can alıcı önem taşıyan bir “mesele” olmaya devam ediyor çünkü. Bugünlerde, belki her zamankinden de fazla.”

“Koku”

Hazırlayan ve Sunan: Vedat Ozan, Açık Radyo, 2009-2012

“Koku” programında üç yıl boyunca, beş temel duyudan biri olan koku duyumuzun, insan hayatı içindeki yeri ve toplumsal yansımaları ele alınmıştı. Sadece koku alma mekanizmaları ve bunların diğer duyularla etkileşimi değil, kokunun sosyal, ekonomik ve kültürel hayata etkileri de işlenmişti.

Vedat Ozan kimdir?

Parfümör ve koku uzmanı. 1959’da dünyaya geldi. İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültürel İncelemeler Lisansüstü Programı’nda “Koku ve Duyuların Kültürel Tarihi” adlı dersin eğitmeni. Duyular, duyular arası geçişkenlikler, koku ve tat duyuları ve bunların kültürel izdüşümleri ile ilgilenen, bu bağlamda muhtelif kurumsal eğitim programları yürütüyor. Radyo programlarından literatüre dönüşen “Kokular Kitabı”, “Kokular Kitabı – Parfümler”, “Kokular Kitabı – Kültürler” ve “Kokular Kitabı – Lezzetler” isimli dört kitabı mevcuttur.

“Sanat Uzun, İlham Sonsuz”

Hazırlayan ve Sunanlar: Şenol Ayla & Timuçin Oral, Açık Radyo, 2016-2018

Shakespeare’den Frida Kahlo’ya, Tezer Özlü’den Art Brut’e kadar programcıların bizzat ilgisini çekmiş ve dinleyicilerin de ilgisini çekeceğini umdukları başlıklarla; “insan neden sanat yapar”, “sanat biz izleyenlere neler hissettirir”, “sanatçının yaratı sürecindeki psikolojisi ve psikopatolojisi ile sanatçıların eserlerine yansıyan ruh halleri nasıldır” gibi “estetik” alana dahil edilebilecek sorular irdelendi. Dünyayı neden asıl sanat kurtarabilir sorusu da sık sık soruldu.

Şenol Ayla kimdir?

Aile hekimliği uzmanı. On yıl klinik hekimlik yaptı. Şimdi sağlık iletişimi alanında çalışıyor. Açık Radyo’da “Sanat Uzun İlham Sonsuz” programından önce Serol Teber ile birlikte “Didik Didik Freud” programını (2004) hazırlayıp sunmuşlardı. Açık Radyo’da halen Pazar günleri “I can Rock and I can Roll” programını hazırlıyor ve sunuyor.

Timuçin Oral kimdir?

Psikiyatrist. Uzun yıllar Bakırköy Ruh ve Sinir Hastanesinde çalışarak oradan emekli oldu, ardından çeşitli üniversitelerde dersler verdi. Şimdi serbest çalışıyor. “Sanat Uzun, İlham Sonsuz” programından önce Açık Radyo’da Engin Geçtan ile birlikte “Dünya Hali” (2000-2001) programını hazırlayıp sunmuşlardı.

Hafta boyunca Ben Bugün Bişey Öğrendim Yayına Hazırlayanlar: Doruk Yurdesin, Ozan Sezgin ve Rauf Kösemen

facebook.com/benbugunbiseyogrendim

Açık Dergi Cuma Ceyhan Usanmaz’la Bu Köşe Kitap Köşesi

***

“Barok serüven”in izini süren bir kılavuz

31 Ocak 2020

Müziğin Modernleşme Serüveni altbaşlığıyla yayımlanan Barok Dönüşüm isimli çalışmasını Aykut Köksal, 1996 yılında Açık Radyo’da 26 hafta süren program dizisinden yola çıkarak hazırlamış.

Açık Radyo dinleyicilerinin hayli aşina olduğu bir isim Aykut Köksal. Hatta radyonun kuruluşundan bugüne… Tarihte “biraz” geriye gidip, radyodaki ilk program dizisini (“Barocco”) hatırlayanlar için, elimizdeki kitap da aşina gelecektir. Müziğin Modernleşme Serüveni altbaşlığıyla yayımlanan Barok Dönüşüm isimli çalışmasını Aykut Köksal, 1996 yılında Açık Radyo’da 26 hafta süren program dizisinden yola çıkarak hazırlamış. Barok müziğe ayrılmış bu program dizisi, 1997’de de Ruhi Su Kültür Merkezi’nde verilen “Tarihsel Gelişimi ve Yorum Örnekleriyle Barok Müzik” başlıklı 12 haftalık derslere dönüşmüş. Ve şimdi de, aradan geçen yirmi yılı aşkın sürenin ardından bir kitap olarak da elimizde. “Nihayet” mi demeliyiz yoksa!

Mehmet Nemutlu’nun da “Sonsöz Yerine”de altını çizdiği gibi, “Aykut Köksal’ın Barok Dönüşüm‘ü, yalnızca uzmanı olanlar için yazılmış alışıldık bir müzik tarihi metni değil. Yenilikleri, önemli atılımları, rolleri, değişen düşünsel arka planı ve bunlar arasındaki çapraz bağlantılarıyla, bir bütün olarak ‘Barok serüven’in izini süren bir kılavuz metin aynı zamanda. Sözü uzatmıyor; çağa en anlamlı katkıyı yapan üretim, tutum ve ilişkilerin altını çiziyor. Bizi bugün bile hayrete düşürecek yoğunluktaki bir üretimin arka planındaki sosyal, bireysel, kültürel ilişkilere ışık düşürüyor. Köksal’ın yazar olarak asıl katkısı burada ortaya çıkıyor: Bize bir yandan tüm yönleriyle bir müzik tarihi kesiti sunarken, öte yandan bu tarih içindeki belirleyici kırılma ve sıçramaların kaynağına, bunların doğurduğu asıl anlama bakıyor.”

Aykut Köksal’ı bu dönem TRT 2’de başlayan programı “Aykut Köksal ile Mimarlık Söyleşileri”nden de takip edebilirsiniz ya da “Modernin Sesi”nden de. “Modernin Sesi”, Açık Radyo’da her pazar 17:00 – 18:00 arasında… Kim bilir, bu program dizisinden de yeni kitaplar ortaya çıkabilir pekâlâ ama umarız yine 20 yılın geçmesini beklemeyiz!

BAROK DÖNÜŞÜM

Aykut Köksal

Topos, 2020, 215 s.

Açık Dergi Cuma Zîn (Açık Dergi’de yeniden köşe) (15 Günde 1) / Hazırlayan: Mehmet Said Aydın

Yazar ve editör Mehmet Said Aydın Açık Dergi’ye geri dönüyor. Farklı kültürlerden ve alfabelerden beslenen Türkiye Edebiyatı’nın tarihinden notlar ve güncel gelişmeler, tartışmalar her hafta Açık Dergi’de.

Açık Dergi Cuma Duygular Sözlüğü ( Açık Dergi’de yeni köşe) / Yazan: Tiffany Watt Smith / Çeviren: Hale Şirin / Okuyan: Ömer Madra / Kolektif Kitap

Neredeyse her şeyin sözlüğünü yayınlama sürecine giren Açık Dergi yeni yayın döneminde duyguları da işin içine karıştırmaya karar verdi! Tiffany Watt Smith’in kaleme aldığı ve Kolektif Kitap tarafından Türkçe’ye kazandırılan Acımadan Zevklenmeye Duygular Sözlüğü, Ömer Madra’nın sesinden Cuma akşamları birer maddeyle radyo yayınına karışıyor.

Açık Dergi Pazartesi Serbest Atış (Açık Dergi’de yeni köşe – 15 Günde 1) / Dünya Basketbol Gündemi / Hazırlayanlar: Mehmet Çopuroğlu ve Kayhan Ergin

Volkan Ağır ve Utku Gökerküçük’ün hazırlayıp sunduğu Efektif Pas bu yayın döneminde bir ara veriyor. Yerine, bir basketbol programı olan Serbest Atış geliyor.

Açık Dergi Cuma Normalin Sınırları / Klinik Felsefe Sohbetleri / Alper Hasanoğlu ve Bülent Usta

“Normalin Sınırları”nda, insanları hapseden bireysel ve toplumsal sınırların ve kalıpların ötesine geçip, dinleyicilerin kendilerine ve hayatlarına başka bir açıdan bakabilmesinin olanakları araştırılan bir ‘klinik felsefe’ programı.

Teoriyle uygulamayı birleştiren yazı ve çalışmalarıyla tanınan psikiyatristlerin, psikoterapistlerin, felsefecilerin ve edebiyatçıların konuk olarak yer aldığı yayın; günümüzde ilaç tekelinin baskısı altında insanın doğasına ait normal ve doğal acının bir hastalık olarak tanımlanması tehlikesi karşısında normali koruma çabası.

“Normalin Sınırları”nı, psikiyatrist, psikoterapist, yazar Alper Hasanoğlu ile antropolog, psikoterapist, yazar Bülent Usta birlikte sunuyor.

20:00 – 21:00 Koyu Mavi / Gülçin Orgun / Türler arası

koyumavi_31.01.2020

koyumavi.org/

***

Fotoğraf açıklaması yok.

Gülçin Orgun  Koyu Mavi / Açık Radyo

2019’un son günü

66. yılında

kapılarını kapatan

LALE PLAK

ve anılarda iz bırakanlar

Hakan Atala ile birlikte

bu akşam

saat 20-21 arasında

Koyu Mavi’de.

21:00 – 22:00  Aşağı Mahalle / Ümit Baykara / New York Downtown Cazve ötesi…

twitter.com/asagimahalle

***

zz4

zz5

Piyanist Yelena Eckemoff, basta Arild Andersen ve davullarda Jon Christensen ile Thomas Strønen’in yer aldığı Nocturnal Animals albümünden seçmelerle bu akşam… Saat 21:00

> bit.ly/1isUhIt

#listen #music #radio #Jazz #piano #bass

22:00 – 23:00 Mint / Efkan Kula ve Mert Emcan / Gıcır cızır plâklar

mixcloud.com/mertemcan/

Alternatif rock’ın geçmiş ve günümüz klasiklerinin çalınacağı “Mint”te Stüdyo İmge yazarları; Efkan Kula ve Mert Emcan plak koleksiyonlarının en değerli single’larını hikayeleriyle birlikte çalıyor.

23:00 – 24:00 13 Melek / Yiğit Atılgan / Zamanın ruhundan bağımsız sesler

Zamanın ruhundan bağımsız seslere kulak verdiğimiz 13 Melek bu yayın döneminde Cuma günleri 23.00’te.

24:00 – 01:00 Blackout / Gürkan Vayis, Ümit Şenol / Kirli ve aksak ritimler ile Siyah müzikler

Yeni yayın döneminde Overphonic ve Blackout programları birleşip yollarına, Overphonic’in saatinde Blackout adı altında devam ediyor.

overphonic.blogspot.com/

mixcloud.com/overphonic/

blackout949.blogspot.com/

soundcloud.com/blackout949

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/1/28

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_30-01-2020

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Kendisi, anne ve babası veya büyükanne ve büyükbabası 70 yıldan uzun bir süre önce topraklarından zorla çıkarılan yüz binlerce Filistinli mülteci bugün aşırı kalabalık mülteci kamplarında yaşıyor. Bu plan, mültecilerin uluslararası hukuk gereğince sahip oldukları hakları ve on yıllardır çektikleri acıları görmezden gelmektedir.”
—————-
Uluslararası Af Örgütü Orta Doğu ve Kuzey Afrika Araştırma ve Savunuculuk Direktörü Philip Luther, ABD Başkanı Trump’ın, İsrail başbakanı Netanyahu ile birlikte dünyaya sunduğu son Filistin planı konusunu değerlendiriyor. (T24)

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, takım elbise

***

***

Noam Chomsky: Amerika küresel bir distopya yarattı

30 Ocak 2020

Noam Chomsky, çok geniş kesimlerin hayran olduğu kamusal bir figür, öyle ki güncel olaylar bağlamındaki duyarlı görüşleri, giderek hasmane, kaotik sosyopolitik ortam açısından hayati önem taşıyor.

(Truthdig’de yayımlanan bu söyleşi Semra Somersan tarafından Açık Radyo için çevrilmiştir.)

Bugünün dünyasında yaşayıp da efsanevi Chomsky ismine rastlamamış olmak imkânsız. Dilbilimci, tarihçi, siyasi aktivist ve filozof olarak çalışmaları neredeyse bir yüzyıla yayılıyor ve çağdaş dünya hakkındaki görüşleri, modern düşünceyi ölçülemeyecek kadar etkiledi. Yüzü aşkın kitabı ile modern düşüncenin müthiş kapsamlı temeli olmakla kalmadı, aynı zamanda çok geniş kesimlerin hayran olduğu kamusal bir figür, öyle ki güncel olaylar bağlamındaki duyarlı görüşleri, giderek hasmane, kaotik sosyopolitik ortam açısından hayati önem taşıyor.

Her ne kadar o ve ünlü sol kanat düşünce insanı ve Truthdig’in ödüllü genel yayın yönetmeni Robert Scheer, ikisi de ilerici çevrelerde, baskıcı sistemlere, Amerika’nın istisnailiğine dair yalancı anlatılara hayat boyu meydan okumaları ile tanınsa da bugüne kadar kamusal alanda bir sohbetleri olmadı. İki bölümde yayımlayacağımız bu dikkat çekici görüşmede, Chomsky ve Scheer bir araya geldiklerinde, önümüzdeki distopik geleceğin türünden Amerikan İmparatorluğu’nun talihsiz ve gaddar başarısına kadar çeşitli konularda konuştular.

İlk sorusunu Chomsky’nin uçsuz bucaksız çalışmalarına temellendiren Scheer, Aldous Huxley ile George Orwell’in iyi bilinen metinleri, “Cesur Yeni Dünya” ve “1984”e odaklayarak “halen bu iki totaliter distopyanın bir alaşımının belirmekte olduğunu” söylüyor.

Scheer soruyor: “Distopik bir geleceği dert etmemiz gerektiği varsayımı ile başlayabiliriz sanırım, hangi modelin ortaya çıktığını görüyorsunuz?”

Chomsky, ABD ve ötesinde yavaş yavaş yerleşmeye başlayan tekno-gözetim sistemini en iyi tahmin edip, genel hatlarını çizenlerin, Yevgeny Zamyatin’in “Biz” (We) isimli romanı ile Shoshana Zuboff’un “Gözetim Kapitalizminin Ortaya Çıkışı” (The Age of Surveillance Capitalism) kitapları olduğunu belirttikten sonra, bunları temel alan ayrıntılı yanıtında, Google, Amazon ve benzeri şirketlerin, insanlığı daha da baskı altına alıp kontrol edecek yeni sistemler bulduğunu söylüyor.

“Toplumun hangi modele doğru ilerlediğini, yoğun gözetim ağına ‘sosyal kredi’ isimini verdikleri bir sistemi olan Çin’de çok açık olarak görülüyor” diyor Chomsky. Belli bir sayıda puanınız var ve mesela trafik ışıklarını ihlal edip karşıya geçerseniz veya başka bir trafik kuralını ihlal ederseniz, belli sayıda puan kaybediyorsunuz. Ya da yaşlı bir hanımın karşıdan karşıya geçmesine yardım ederseniz puan kazanıyorsunuz. Bir süre sonra hepsi içselleşiyor ve bütün hayatınız kabul edilmiş kurallara dayanıyor.  Çevrenizdeki buzdolabından, diş fırçanıza kadar her şey- yani ‘eşyaların interneti’ (internet of things) denen şeye doğru ilerledikçe, bunların hepsi sizin yaptıklarınız hakkında bilgi topluyor, bundan sonraki adımınızın ne olacağını tahmin ediyor, sonra da süreç, bu adımları kontrol ederek veya size tavsiyelerde bulunarak devam edecek.

Belki daha da korkutucu olan, Chomsky’e göre şu: “Huxley bu açıdan oldukça isabetli idi. İnsanlar bu tür gözetimi, hayatlarına, bir müdahale olarak görmeyebilir, sabahları güneş doğuyorsa ona benzer bir şey olarak algılayabilir”

Mülakatın belki en asap bozucu kısmında Scheer, Chomsky’e, pek çok kişinin aklında olan bir soruyu, insanlığın, dünya üzerindeki varlığının, insan nedenli faktörler yüzünden yokolmasını, “Bizim türümüz için zamanın sonuna mı geldik?” diyerek soruyor: “Kitabınız ‘Hegemonya ya da Hayatta Kalma’yı (Hegemony or Survival) yeniden okudum. Öncelikle, orada diyorsunuz ki bir canlı türünün tipik yaşam süresi 100 000 yıldır ve belki biz bu ‘sevimsizliğin’ sonuna geldik. Ve ikinci olarak da akıllı olmak, bizim tanımladığımız şekilde akıllı olmak, felaketten kaçınma ve türün yokolmasını önlemek için gerekli midir? Bu da açık bir soru.”

Scheer şöyle devam ediyor: “Şu an için bunun önemli ve ilgili bir sorun olması da David Halberstam’ın tanımladığı gibi, bize Soğuk Savaşı, Vietnam’ı, Irak’ı ve diğer her şeyi ve bildiğiniz gibi parayı da Ana Cadde’den alıp Wall Street’e verenler, en iyiler ve en parlak olanlardı. Ve şimdi başımızda kaba, hoyrat, görgüsüz biri, yani Donald Trump var. Ve şimdi Trump abdesti var. Bu yaramazlığın çoğunu yaratan liberal insanlar, şimdi aniden bu soytarının kireç badanasına bulandı.”

“Hegemonya ya da Hayatta Kalmak kitabım, büyük biyolog Ernst Mayr’ın öne sürdüğü, zekanın ölümcül bir mutasyon olduğu iddiası ile başlıyor” diye açıklıyor Chomsky ve devam ediyor: “Biyolojik başarı, yani bir türün var olup çoğalmasına yol açan şeyin ne olduğuna baktığınızda, zekâ ölçeğinde yükseldikçe, varlığını sürdürme kapasitesinin azaldığını görürsünüz. İşte var olmak açısından gerçekten çok başarılı olanlar, mesela böceklerdir, sabit bir nişleri (oyukları) vardır, asla değişmezler. Her şey değişir, tüm dünya değişir, ama onlar oyuklarından çıkmaz, üremeye devam ederler ve halleri vakitleri yerindedir. Yukarı doğru çıkmaya başlayınca, büyük memelilere gelince- varlığını sürdürme kapasitesi azalıyor. Peki insanlar gelince? Şöyle iddia edebilirsiniz… biz Mayr’ın tezini doğruluyoruz. Bu sizin söylediğiniz sebeplerden de değil- ki bunlar yeterince korkunç- ama biz, kendimiz örgütlü insan hayatı olasılığını yok etmek için yarışıyoruz. Ve bu da kendine, en iyi, en parlak diyenlerin iş birliğinde oluyor ve Trumpçı yontulmamış tiplerin– hepsi felakete doğru yarışıyor, son derece bilinçli, insan zekasına bir tasdikname. Ve bu sadece başlangıç”.

Chomsky, iklim krizi ile nükleer silah yarışmasını küresel olarak kafalara takmamanın yakın gelecekteki inanılmaz yıkımından söz ederek bunların ikisinin de insanlığı, artık uzaklaşması imkânsız bir uçurumun kenarına getirdiğini söylüyor. Konuşma daha sonra Amerikan İmparatorluğu’na yöneliyor ve Chomsky bunun çok anlaşılmayan ama inanılmaz başarısına işaret ediyor. Scheer ise konuya askeri bir açıdan yaklaşarak, ABD’nin başarısız savaşlarda nasıl başı çektiğine değinerek inanılmaz küresel dengesizliğe yol açmasından söz ederken, Chomsky ekonomik bir yaklaşımı tercih ediyor.

“Başarıya ulaşan emperyal model başka ülkelerin bağımsız gelişimini engelledi ve sonuç olarak ABD’li çokuluslu şirketlerin dünyaya egemen olmasına yol açtı” diyor Chomsky.

“Öyle bir duruma geldik ki Amerikan İmparatorluğu esas olarak Amerikan kapitalinin menfaati için tasarlandı ve bu da tahminlerimizin fevkinde başarılı oldu.”

Aşağıda Scheer ile Chomsky arasındaki dikkat çekici tartışmanın iki bölümünü de ayrı ayrı veriyoruz.

Robert Scheer: Merhaba, Ben Robert Scheer, burada size “Scheer Zekâ”dan1 (halis zeka) yeni bir mülakat sunuyoruz. Ve bu sefer- her zaman söylerim; zekâ benim misafirlerimden kaynaklanır, halihazırdaki durumda da büyük saygı ile karışık bir huşu ile sunumumuza başlıyorum. Misafirim Noam Chomsky. Ve işin aslı şu ki, bugün benim bu kişi ile ilk gerçek karşılaşmam. Ama tabii ki, aynen başka insanlar gibi ben de onu yazılarından tanıyorum.

Aslında dürüst olmam gerekirse, biraz sinmiş vaziyetteyim. Mesleğimdeki daha erken bir noktaya, Ramparts dergisinin editörü olduğum günlere döndüm: New York Times savaş karşıtı, nükleer karşıtı çalışmaları ve Vietnam Savaşı’na karşı çıkması nedeniyle, Bertrand Russell’a (1872-1970) son derece vahşi bir şekilde saldırmıştı. Russell’ın komünizmin ağır bir eleştirmeni olarak bir ünü vardı; bu bağlamda çok iyi biliniyordu. Dolayısıyla savaşı savunmak isteyen kitle iletişim araçları açısından bu son derece rahatsız ediciydi. Ve New York Times da -biz şimdi yalan haber/gerçek haberden bahsediyoruz ya- Russell’ın rasyonel kapasitesini kaybettiğine dair bir yalan haber icat etmişti. Ve gerçekten de editoryallerinde ve haberlerinde Russell’ın itibarını zedelemeye çalışıyordu.

Ben de şöyle düşündüm: Galler’e, Russell’ın yaşadığı yere gideceğim- ve o da zaten konuşmak istiyordu. Oraya gittiğimde son derece zayıf, güçten düşmüş bir insan buldum; 94 yaşında idi ve 95’e girmek üzereydi. Biz mülakatı 1967’de yayımladık, yani demek ki mülakatı o tarihten bir veya iki ay önce yapmıştım. Russell’ı çok takdir eden Norman Rockwell, Russell hakkındaki itibar suikastına o kadar kızmıştı ki Ramparts’ın kapağını yapmak için gönüllü oldu, Bertrand’ın harika bir çizimini yaptı.  Ben de Russell’ın aklının son derece yerinde ve son derece berrak olduğunu gördüm, doğru, fiziki olarak zayıftı ama aklında hiçbir sorun yoktu ve harika bir görüşme yaptık.

Şimdi de bu- insanlar Noam Chomsky’i eleştiriyor, ama çok daha genç ve dinç iken de bunu yaptılar ve şimdikinden çok daha da fazla. Ama ben sizinle Russell arasında bir paralellik görüyorum. Bilirsiniz, sizin olduğunuz gibi eylemci, etkin rol vs. oynamak isteyen önemli entelektüeller.

Entelektüel bir soru ile başlamak istiyorum. Bu da Aldous Huxley’in 1984’ün yayımlanması nedeniyle George Orwell’e yazdığı mektup- bu İkinci Dünya Savaşı sonrası bir yayındı, ’40ların sonunda; Huxley ise “Cesur Yeni Dünya”yı (Brave New World) 1931’de yazmıştı. Ve umuyorum ki herkes bunu dinliyor-

Noam Chomsky: Huxley yazmıştı?

RS: Evet Huxley yazmıştı. Pardon. Ve umuyorum ki bunu dinlemekte olan herkes bu kitaplar hakkında bilgi sahibidir. Birisi, Orwell’in, son derece kasvetli- totaliter, totaliter devletin sadistliği vs. Huxley’in ortaya koyduğu görüş de biraz Noam Chomsky’nin reklamcı, manipülatif toplum, tüketici toplumu hakkında yazdığına benziyordu. İnsanı kabul etmeye doğru sürükleyen, spor ve tüketiciliğin uyuşturucu etkisini anlatan Rızanın İmalatı (Manufacturing Consent). Tarihin bir cilvesi olarak, Huxley, Eton’da2, 1917’de Orwell’in Fransızca hocasıydı ve onu tanıyordu. Yayıncı da Orwell’in kitabını beğeneceğini düşünerek Huxley’e yollamıştı.  Neyse, Huxley mektubunda kitap hakkında birkaç hoş şey yazdı, ama esas olarak diyordu ki: sen işin aslını anlayamamışsın: bu, bu kadar açıkça olmayacak, çünkü iktidarlarına tutunmak isteyen yönetici sınıflar bunu yapmak için çok daha etkili, hemen göze çarpmayan daha ince bir zekayı yansıtan, daha hileli yollar bulacak. Bu da Huxley’in Orwell’e cevabı idi.

Sizin kendi çalışmalarınız bunların hepsinden bir şekilde bahsediyor. Ve ben şimdi ABD’deki mevcut duruma baktığımda, halen bizim bu iki totaliter, distopik modelin bir bileşimi olduğumuzu görüyorum. Neil Postman’ın sözleriyle ifade edecek olursam, insanları ölümüne eğlendiriyor, akıllarını çeliyoruz; siz de yazılarınızda bu dikkat dağıtıcı şeylerden bahsediyorsunuz. Ama biz aynı zamanda askeri bir devletiz. Cezalandırıcı gözetimimiz var, casusluk yasalarını kullanıyoruz. Yerde askeri çizmeler ve 800 tane de askeri üssümüz var.

Şimdi bu noktadan devam eder misiniz? Sanıyorum ki bu distopik gelecekten endişe etmemiz gerektiği varsayımından hareket edebiliriz. Sizce yavaş yavaş belirmekte olan model hangisi?

NC: Aslında ben bu ikisine bir üçüncüyü ekleyebilirim. Bu distopik romanların ilki Zamyatin’in Biz (We, 1924) isimli 1920lerin Rusyası’nı anlatıyor; distopik bir toplumun son derece canlı bir fotoğrafını yansıtıyordu -ki bu, Huxley ve Orwell’in geliştiğini gördükleri toplumların bir bileşimi idi. Ama çok açık ki sıkı denetim toplumuna doğru gidiyoruz. Bununla ilgili Harvard profesörü Shoshana Zuboff’un ilginç bir çalışması var, kitabının ismi sanıyorum “Gözetim Kapitalizmi Çağı” (The Age of Surveillance Capitalism: The Fight for a Human Future at the New Frontier of Power, 2019) belki siz de gördünüz, kitap modern teknolojiyi kullanarak geliştirilen tekniklerin insanları nasıl etkilediğini, davranışlarını, halkı kontrol ettiğini gösteriyor.

Eminim biliyorsunuzdur, araba kullanırken, hakkınızda bir ton bilgi birikiyor, ta araba yapımcısına kadar, nerede olduğunu bilmediğimiz merkezi bir kaynağa. Ve mesela diyelim Tusan, Arizona’da, şu anda bizim olduğumuz yerde, ana caddede gidiyorsunuz, toplanan bilgi Çin lokantalarını sevdiğinizi gösteriyor, o zaman eğer arabanın içinde uygun ıvır zıvır varsa, az sonra arabada bir reklam çıkacak ve mesela bir kilometre sonra yolda beğeneceğiniz bir Çin lokantası var diyecek. Ve bu sizi sadece enformasyona boğmak için değil, aynı zamanda kontrol etmek için de kullanılıyor.

İşte örneğin, sigorta şirketleri ne yaptığınızı gözlüyor, kabloları doğru bağlamış vs. ve trafik ışığı kırmızı yanarken geçmişseniz, size hemen bir mesaj yollayıp dikkat etmenizi aksi halde sigorta oranınızı yükselteceklerini söylüyorlar. Ama işler öyle bir noktaya gelebilir ki, mesela sigorta şirketi uzaktan arabanızı kilitler. Yani burada sizi belli bir davranışa yönlendirmek için hem ceza hem de davranışı biçimlendirme gibi bir şey kullanabilirler. Google’a her baktığınızda bunu görürsünüz, mesela şunu almak isteyebilirsiniz, şunu yapmak isterdiniz vs.

Bunların hepsi, çalıştıkları işlerde insanları kontrol etmeye doğru yöneliyor. Mesela şimdi halen İsveç’te başlamış olan, ama burada da daha genişletilmiş bir şekilde süren, çalışanların üstüne çip takma adeti var ve bunu yaptırtmak için bir de teşvik var. Mesela üstünüze çip konmasına izin verirseniz, kahveniz bedava ve başka ilginç şeyler, insanlar da buna uyuyor. Ama bu aynı zamanda sizin davranışlarınızı kontrol ediyor. Mesela Amazon’un deposunda iseniz, halen sistemler var ve bu insanı çok yoran, canını çıkartan bir iş- onlar iki nokta arasında en hızlı yolun ne olduğunu keşfetti.

Ve eğer belli bir zaman çizelgesine göre hareket etmek için yarış halindeyseniz ve verilmiş bu yoldan ayrılırsanız, hemen olumsuz bir puan yüklenir. Bir arkadaşa merhaba demek için azcık zaman ayırırsanız ihtar alırsınız. Halen UPS (United Parcel Service- ABD’de posta paketleri yollama hizmetini veren şirket) bunu, çalıştırdığı kamyon sürücüleri için kullanıyor. Örneğin geri gitmemeniz gerekirken geri giderseniz bir ihtar alıyorsunuz. Kahve almak için durdunuz ve o anki rutininizde bu yoktu, hemen bir ihtar. Ve böylelikle verimliliği arttırdıklarını söylüyorlar; çalışanlar hepsi de bunu içselleştirmiş, komutlara uymak için yarışıyor. Öyle ki UPS artık daha az sürücü ile daha çok paket taşıdığını iddia ediyor.

Gittiğimiz istikametin bu olduğu Çin’de oldukça iyi görülüyor- son derece ağır gözetim sistemleri var, kameralar ve sizi izleyen başka aletler vs. Ve bir de kredi, sosyal kredi denen bir sistem var. Belli sayıda puanınız var; trafik ışığını veya bir trafik kuralını ihlal ettiniz hemen puan kaybediyorsunuz. Eğer yaşlı bir kadının karşıya geçmesine yardım ederseniz puan kazanıyorsunuz. Bir süre sonra bunun hepsi içselleştiriliyor ve ömrünüz bu kurallara uymaya çalışmakla geçiyor. Bir süre sonra hepsi içselleşiyor ve bütün hayatınız kabul edilmiş kurallara dayanıyor. Eşyaların interneti (internet of things) denen şeye doğru ilerledikçe bu daha da çok genişleyecek. Çevrenizdeki her şey, buzdolabından, diş fırçanıza kadar her şey- yani eşyaların interneti denen şeye doğru ilerledikçe, bunların hepsi sizin yaptıklarınız hakkında bilgi toplayacak, bundan sonraki adımınızın ne olacağını tahmin edecek, sonra da bu adımları kontrol ederek veya size tavsiyelerde bulunarak sürdürecek. Huxley bu açıdan oldukça haklı idi. İnsanlar bu tür gözetimi hayatlarına bir müdahale olarak görmeyebilir, ‘hayat böyle bir şey’ diyebilir, sabahları nasıl güneş doğuyorsa, öyle.

RS: Bundan da öteye gidin: özgürlüğü, tüketicinin egemenliği olarak algılıyorlar. Ve giyilecek ayakkabılar konusunda ve en ucuz mal konusunda bir seçimleri olduğunu düşünüyorlar- Amazon bunda ihtisaslaştı- bu pek büzük bir özgürlük tanımı. Çünkü aslında siyasi özgürlüğü ve toplumsal eylemciliği veya topluluğunuzun ahlaki hayatına karışmak istiyorsanız, o zaman dışarda mevcut bu bilgilerden biraz rahatsız olacaksınız. Bununla ilgili bir şey söylemek istiyorum. Edward Snowden bunun hakkında herkesten fazla bilgi açıkladı- ki sanırım siz bundan haberdarsınız, yıllarca bu teknolojinin pek çoğunun merkezi olan MIT (Massachusetts Institute of Technology)3. Özel sektörün elde edebileceği ile hükümetin elindekiler arasında yakın bir ilişki var. Ve Snowden’ın en aydınlatıcı ifşası da Google, Amazon ve hükümet arasında bir duvar olmadığı idi. Hatta şunu biliyoruz ki Amazon cloud’u4 (bulut teknolojisi) geliştirmeye devam ediyor ve bütün bu bilgiyi hükümet için, CIA (Merkezi İstihbarat Ajansı) için ve istihbarat ajansları için biriktiriyor.

Şimdi distopik modellere dönecek olursak şöyle bir durum mevcut: Huxley’in anlattığı gibi insanlar bilgilerini, kendilerine saklı tutmaktan vazgeçiyor (yani kendi bilgilerini dışarı veriyor), çünkü ilacı, yani tüketiciliği, ya da her neyse, onu alıyor. Ama aynı zamanda, Orwellyan her şeyi bilen bir Büyük Abi (Big Brother) imgesi var çünkü NSA5 (National Security Administration- Ulusal Güvenlik Ajansı) ve CIA (Central Intelligence Agency) ve diğer her bir ajans bu bilgiyi Google’dan aldı. Bunun için de size şunu sormak istiyorum: Bizim türümüz için zamanın sonuna geldik mi? Ve bu bir yansıtma- telaşa kapılmış gibi görüneceğim, ama, kitabınız, “Hegemonya ya da Hayatta Kalmak”ı (Hegemony or Survival) okudum; sanırım 2003’te yayımlanmıştı. Yani internet standartlarına göre çok erken bir zamanda. Ve orada siz diyorsunuz ki, bir canlı türünün tipik yaşam süresi 100 bin yıldır. Kitaptan öğrendiğim bir şey bu ve her nasıl olursa olsun, biz, belki, bu ‘sevimsizliğin’ sonuna geldik. Ve ikinci olarak da akıllı olmak, bizim tanımladığımız şekilde akıllı olmak, felaketten kaçınma ve türün yokolmasını önlemek için gerekli midir? Bu da açık bir soru.

Ve siz sorunun cevabını açık bırakıyorsunuz. Bunun, şu an için önemli ve ilgili bir sorun olması da David Halberstam’ın tanımladığı gibi, bize Soğuk Savaşı, Vietnam’ı, Irak’ı ve diğer her şeyi ve bildiğin gibi parayı Ana Cadde’den alıp Wall Street’e verenler, en iyiler ve en parlak olanlardı. Ve şimdi başımızda kaba, hoyrat, görgüsüz biri, yani Donald Trump var. Ve şimdi Trump abdesti var. Aniden bu yaramazlığın çoğunu yaratan liberal insanlar, şimdi de bu soytarının kireç badanasına, ya da Trump badanasına bulandı. Dolayısı ile şimdi size sormak istiyorum: Öncelikle, bu anlamda, gerçekten zamanın sonuna geldik mi? Ve bu muharebe nedir, benim tanımladığım haliyle Clintonizm ile Trumpizm arasında bir muharebe mi?

(Deşifrede anlaşılmayan yarım saatlik bir bölüm, dolayısı ile deşifrede de kesinti var.)

NC: Pek çok noktaya değindiniz. Bahsettiğiniz kitabın hemen göze çarpmayan, belki kimsenin dikkatini çekmeyecek bir boyutu var. Kitap, büyük biyolog Ernst Mayr’ın bir tartışması ile başlıyor; o bir türün ortalama yaşam süresinin- ki on milyarlarca tür var- yaklaşık 100 bin yıl olduğunu söylemişti, bu da bizden çok uzak değil- Ama onun esas söylemek istediği, zekânın bir tür ölümcül mutasyon olduğu idi. Biyolojik başarıya bakarsanız, bir türün hayatta kalıp, çoğalmasına neden olan şey, öyle görünüyor ki zekâ ölçeğinde yukarı doğru çıktıkça varlığını sürdürme kapasitesi azalıyor. Dolayısıyla, bu bağlamda en başarılı tür böcekler, sabit bir yaşam alanları var ve hiç değişmezler. Her şey değişir, tüm dünya değişir; ama onlar yaşam alanlarını hiç terk etmeden ürerler. Hatta bir kere Julian Huxley’e, Aldous Huxley kardeşi ve önemli bir biyologdur, biyolojinin kendisine Tanrı hakkında ne öğrettiğini sormuşlar. O da kendisine öğretilenin, “Tanrının böcekleri sevdiği” olduğunu söylemiş. Çünkü her yerde çok sayıda böcek var ve keyifleri yerinde. Keyfi yerinde olan bir başka tür de bakteriler, en düşük zekalı onlar, ama hemen mutasyona uğruyorlar: Dolayısıyla ne olursa olsun ona uyum sağlıyor ve yok olmuyorlar.

Daha yukarı doğru, mesela memelilere, büyük memelilere çıktıkça varlığını sürdürme kapasitesi düşüyor. Peki insanlara gelince? Diyebilirsiniz ki -şu kadarını söyleyeyim, bahsettiğimiz kitabın sonunda Russell’dan bir cümle var. Russell’a soruyorlar: Dünyaya ne zaman barış gelecek? Cevabı: Biyolojik ölçekte daha yükseklerde olan bütün organizmalar yok olduğunda. İşte bakterilere geri geldik, barış o zaman olacak. Yapı bu. Şimdi düşünecek olursanız birkaç yüz bin yıldır buralardayız- en akıllı tür olduğumuz söyleniyor- Mayr’ın tezini doğruluyoruz. Sizin söylediğiniz sebeplerden değil- ki bunlar yeterince berbat, ama organize insan yaşamı imkanını yok etmek üzere yarışıyoruz. Ve bu, kendisine en iyi ve en parlak diyenlerin ve Trumpçı yontulmamış tiplerin eşliğinde gerçekleşiyor. Eminim ki ExxonMobil ve JPMorgan küresel ısınma hakkında en az bizim kadar bilgili. Ve biliyorlar ki, kuşkusuz, yaptıklarını yapmayı sürdürdükçe- yani fosil yakıtların kullanımını arttırıp, bankalardan paraları fosil yakıtlara aktarıp- örgütlü insan hayatının olasılığını yok edecekler ve uzak gelecekte de değil.

Öbür uca git, Trump kendinden başka kimseyi takmıyor. Kafasında başka bir fikir olduğunu da sanmıyorum- sadece ben. Ne yapıyor? Kendi için en iyi ne ise onu: seçmenini memnun et, yani zengin ve güçlüleri ve bir şekilde diğerlerini de kontrol et. Bunu yapmanın bir yolu da fosil yakıt kullanımını maksimize edelim. Daha çok kömür kullanalım, daha çok enerji kullanalım, dünyadaki en büyük ülke olalım. Şimdi tekrar dünyada başlıca fosil yakıt üreten ülkeyiz- Suudi Arabisan’ı geçtik. Harika, bayram yapalım.

Ne olacağını biliyor mu? O bile biliyor. Örneğin deniz seviyesinin yükseleceğini ve bunun tehlikeli olduğunu biliyor. Hatta İrlanda Hükümeti’ne bir öneride bulundu, bırakın size bir duvar yapayım, biliyorsunuz duvarlara bayılıyor- böylelikle İrlanda’da kendi kullandığı golf sahasını, deniz seviyesinin yükselmesinden koruyacak. Trump’ın yönetimi insanlık tarihindeki en şaşırtıcı belgelerden birini ortaya koydu. Ulaştırma idaresi, sanırım birkaç yüz sayfalık upuzun bir çevre değerlendirme etüdü yayımlayarak yüzyılın sonunda sıcaklığın 7 derece Fahrenheit (13,89 derece Celsius) yükseleceğini tahmin etti. Bu iklim bilimcilerinin “tufan” dediği şey, düzenli insan hayatının sürdürülebileceği ısınmanın iki misli ve bundan yola çıkarak bir sonuca varıyorlar. Sonuç da şu: artık araba ve kamyonlara emisyonları kontrol edecek araçlar koymayalım. Niye? Bu da iyi bir argüman. Nasılsa tepetaklak gidiyoruz, bari yolda biraz da eğlenelim.

İşte bütün tayf, hepsi felakete doğru yarışta, son derece bilinçli, bu da insan zekasının en büyük kanıtı. Ve bu sadece başlangıç. Bir şey daha var- bazıları bundan bahsediyor- bunun kadar uç bir noktada bir tehlike daha var, ama nadiren konuşuluyor. Bu da giderek artan nükleer savaş tehlikesi. Çok yükseliyor. Sadece nükleer değil- yeni bir nükleer strateji çalışması- ki bu yeterince kötü. Bundan önce Obama’nınki vardı. O da epey kötüydü. Ama aynı zamanda bizi zar zor hayatta tutan tüm silah kontrol sisteminin devreden çıkarılması. Nükleer silahların geçmişini inceleyenler bugüne kadar yaşamış olmamızın bile bir mucize olduğunu biliyor. Eh, ne de olsa silahları denetlemek için bir sistem vardı. Bunun çok önemli bir kısmı Antibalistik Füzeler Antlaşması6 (ABM) idi, George W. Bush bunu yürürlükten kaldırdı. İkinci kısmı Reagan ve Gorbaçov’un üzerinde anlaştıkları ve nükleer savaş tehdidini 20 yıl için ciddi azaltan INF Antlaşması (Intermediate Range Nuclear Forces Treaty- Orta Menzilli Nükleer Güçler Antlaşması). Trump bunu az önce terk etti ve hakkında tek yazı, hiçbir bilgi yok.

Dahası, bıraktıktan hemen sonra Pentagon bir test yaptı- mutlaka çok önceden ayrıntılı olarak planlanmıştı- anlaşmayı ihlal eden bir füzenin testini yaptı. Bu da ne demek: Ruslara, “Yalvarıyorum, bizi yokedecek füzeler yapın ve onları geliştirin”. Eisenhower’in başlattığı Açık Gökler Antlaşması7– tabii, o zamanlar başka bir dünya idi- şimdi kesme tahtasında sırasını bekliyor- ama ona dokunmazlar. Sırada Yeni START8 Antlaşması var; yönetim daha şimdiden onu imzalamayacağını söyledi. Bu da silah kontrol rejiminin sonu demek. Şimdi artık giderek daha yok edici silahlar yapmak ve başkalarının da aynısını yapacağından emin olmak zamanı geldi. Lockheed Martin ve diğer silah kontrol üreticilerini dinlerseniz, aldıkları koskoca kontratlarla hepimizi nasıl yok edeceklerini hesaplamak, planlamak ve başkalarının da aynısını yapmak üzere olduğundan emin, zevkten, kendilerinden geçmiş vaziyetteler. Kimse de bu konuda tek laf etmiyor.

Bu genel bir bilgi. Tamam. Belki Ernst Mayr haklı idi ve insan canlıları bunun belki yanlış olduğunu kanıtlar ve akıllı olmanın aptal olmaktan daha iyi bir şey olduğunu ortaya koyar. Akıllı olmamız gerekiyor ama bakın yaptıklarımıza- ki burada sizin bahsettiğiniz sistemler, gözetim, denetim falan da yok. Bunlar tüm insanlık tarihinin en önemli sorunları. Şimdiye kadar tarihte insan türünün fark edebileceğimiz haliyle yaşayıp yaşamayacağına karar verilmesi gereken bir an olmadı. Ama aslında o noktaya geliyoruz, sıcaklık artışına ve atmosferdeki karbon dioksit partiküllerinin yüzdesine bakarsanız, yüzbinlerce hatta milyonlarca yıl geriye, deniz seviyesinin 8-9 metre daha yüksek olduğu zamanlara geri dönüyoruz. Bu size insan hayatı hakkında ne söylüyor? Bunu önlemek için ne yapıyoruz? Amerika’nın önderliğinde eski zamanlara geri dönüyoruz. Dünyadaki her ülke bu konuda asgari bir şeyler yapmaya çalışıyor, ama ABD şimdi ikiz felaketi azami seviyeye çıkartmaya kendini adamış durumda, Paris antlaşmasından da çekildi. Başka ülkeler de bu açıdan çok parlak olmayabilir- ama dünyanın en güçlü, en zengin ülkesi, biz, bu konuda başı çekiyoruz. Bu son derece önemli bir şey- bunu anlatacak sözcükler yok.

RS: Bertand Russell’ın bu kadar tartışılmasına, sonra da karalanmasına neden olan da bu- zaten çok belli olana, nükleer ile savaşmanın karşılıklı, garantili imha olduğundan bahsederken, tüm böcekleri değil de karafatmaları, bir başka budala türü, örnek vermişti. Çok iyi eğitilmiş bir yönetimden bu harika politika, karşılıklı garantili yok etme, nükleer savaş vs. çıkarsa, geriye kalan karafatmalar olacak. Zekâ da bu işin içine daha etkili sonuç elde edecek rasyonalizasyon olarak şöyle giriyordu, ya da sizin hakkında çok yazdığınız bir sözcük olarak, kamu için propaganda. Çok marifetli. İddia ettik ki, en iyi ve en parlaklar örneğin, dedi ki- bunu da Washington Post’un Bilgiye Erişim Özgürlüğü yasasını delip açıkladığı gün bu konuşmayı yapıyoruz- yani Afgan Savaşı’nın Pentagon Belgeleri.

Bu savaş bir yalandı- aynen Vietnam Savaşı’nın bir yalan olduğu gibi. Bu savaşı paylaştığımız nedenlerle yapmadık. Ve biliyorsunuz esas olarak hayatlar, kaynaklar hiçbir amaç olmaksızın çarçur edildi. Ve bildiğimiz gibi ABD’nin Vietnam Savaşı’nı yüz kızartıcı bir şekilde kaybetmesi- hep dediler ki “öyle hemen çıkamazsınız”– son derece yüz kızartıcı bir şekilde savaşı kaybettiğimizde komünist Çin ve komünist Vietnam birbiri ile savaşa başladı ve bu ABD’ye güvenlik tehdidini arttırmadı.

İşte en iyiler ve en parlaklar- Halberstam9 tam da bu nedenle bu başlığı kullanmıştı- zekalarını, daha etkin bir şekilde yalan söyleyebilmek, propaganda vs. yapmak için, doğru olmadığını çok iyi bildikleri şeyleri, doğru imiş gibi kamuya anlattılar. Hatta Trump yönetimindeki Dış İşleri Bakanı Tillerson, şimdi iyi çocuk olarak görülüyor, Exxon’un başında idi. Daha etkili bir yalancı olmak istedi, yoksa küresel ısınma hakkında hiçbir şey yapacağı yoktu.

Şunu söylemek istiyorum, bu, sözüm-ona liberaller ile muhafazakârlar arasında bu konuda bir fark yok mu? Yani Demokrat Parti’yi alın, şimdi esas olarak savaş çığırtkanlığı yapan bir parti. Hatta daha da sert olmak istiyorlar. Hatta, mesela Gorbaçov ile anlaşmayı yapan Reagan idi, ki o da bir savaş kışkırtıcısı idi. Reykjavik, İzlanda’da şöyle demişti: geri adım atabiliriz. Onlara canavar dedikten sonra hem de- geri adım atabiliriz. Biz de bunun birazını yapabiliriz. Ve zaten şimdi de bir sürü alakasız nedenle Rusya ile yeniden bir Soğuk Savaş istiyoruz, kızılsız kızıl-avı yapmak istiyoruz. Bir çılgınlık egzersizi. Silahları kontrol altına almayı tamamen terk ettik. Ve ironik bir şekilde, Trump da ara sıra bu insanlarla iyi geçinmek gerekir gibi makul laflar ediyor.

Bunun kökeninde sizin daha önce etkili bir şekilde yazmış olduğunuz bir şey var. Amerikan masumiyeti, Amerikan istisnacılığı anlayışı- bilmem bu sözcüğü kullanır mıydınız? Ve bildiğiniz gibi bu küresel ısınma ta siz yazarken ve biz, dünya nüfusunun yüzde 6’sı, tüm kaynaklarının yüzde altmışını kullanırken. Ve bu reklamcı topluma içkin israf, vs. yani sizin bilgeliğinizi, öz olarak ödünç alsam: güçlü insanlardan, açgözlülükten ve zenginlikten korkun. Çünkü ne kadar zeki iseler gerçeği o kadar saptıracak ve kendileri için iyi olan bir şeyin dünya için de iyi olduğuna bizi inandırmaya çalışacaklardır- gerçek tam tersi olduğu halde.

NC: Birçok konuyu dile getirdiniz. Onları teker teker ele almak iyi olacak. Şimdi bir dakika Pentagon Belgeleri10 ile başlayalım. Pentagon Belgeleri’nin yorumlanışı, evrensel olarak yorumlanışı tam da sizin yaptığınız gibidir. Pentagon- New York Review’da Hannah Arendt’in yazdığı bir makaleyi hatırladım; yöneticilerin yalan söylediklerini anlatıyor ve Washington için “yalanlar şehri” diyordu. Bence Pentagon Belgeleri’nin gösterdiği bu değil, sanmıyorum. Pentagon Belgeleri hakkındaki tartışma hemen tamamen 1960’lara endeksli. New York Times’ın bundan yaptığı seçkiye bakarsanız, tam 1960’lar. Evet doğru, çok saptırma vardı, yalan vardı- kendini aldatma vardı 1960’larda. Ama Pentagon Belgeleri 1940lara kadar uzanıyor. Ve ilk kısımlarına bakarsanız- ki ben o zamanlar yazmıştım- oldukça rasyonel bir fotoğraf çekmiş.

Ve gerçekten o fotoğrafa bakarsanız, ABD’nin Vietnam’da yenildiği fikri giderek bulanıklaşır. Vietnam’a niye girdik? Bunun için 1950’lere bakarsınız. 1940’ların sonunda ABD emperyal sistemlerle nasıl baş edebileceği konusunda ikircikli idi. Bir yandan, eğer müttefiklerini desteklemek istiyorsa- aslında bunlar, o zaman müşterileri olmuştu- Britanya, Fransa, Hollanda vs. bu, onların emperyal sistemine destek demekti. Öte yandan, o zamanlar ABD kendini açık dünyaya adamıştı- bu dünyada Amerikalı çokuluslular, ki o zaman daha yeni gelişiyordu- istedikleri gibi dünyayı suistimal edebilir, kaynak elde edebilir ve hiçbir mani olmadan yatırım yapabilirdi. Yani kapalı bölge yok, her yer açık, biz de oralarda egemenliğimizi kurabilirdik. Bu da emperyal sistemlere karşı gelmek demekti.

Yani bir tereddüt, bir ikilem var. Ve en iyisi nedir diye düşünürken farklı durumlarda farklı kararlar alındı. Sıra Vietnam’a gelince, bu tam da Çin’in düşmesinden sonra oldu. Çin’in kaybı- çok ilginç bir terim; varsayım şu: Çin bizimdi ve biz onu kaybettik11. Bu McCarthyizme vs. yol açan çok büyük bir olaydı. Tam o sırada ABD’nin Vietnam politikası değişti. Ondan önce bir ikilem vardı. Ama o noktada Fransa’yı savunup eski sömürgesini, yeniden ele geçirmesi için yardıma karar verildi.  Bunun bir sebebi vardı. Bütün tarihin altında yatan, her yerde geçerli olan bir neden, şimdi domino kuramı diye alay ediliyor- ve alay edildiği halde hala terkedilmedi, çünkü doğru. Dolayısı ile defalarca ona geri dönersiniz, tekrar, tekrar.

Altında yatan fikri Henry Kissinger pek güzel ortaya koydu- bulaşıcı bir virüs var ise- virüs, kalkınmadan bağımsızdır, ABD’nin kontrolünden çıkmıştır. Eğer bu başkalarına bulaşırsa, başımız belada. Onlar da aynı yolu izler ise üstünlük kurma ve denetleme böylece sona erer. Bulaşan bir virüsü nasıl kontrol edersiniz? Virüsü öldürürsünüz, kurbanlara da aşı yaparsınız ki onlara bulaşmasın. Vietnam’da yapılan tam da bu idi. Başka kimseye model olmaz. Çevredeki ülkelere aşı yapıldı: onlara kötücül, kaba, baskıcı askeri sistemler empoze edildi. Orada enfeksiyon yok; her şey kontrol altındır.

Ve bu işe yaradı. En iyi örnek Endonezya. Vietnam’a pek aldırış etmiyorlardı, ama Endonezya önemliydi- çok zengin kaynakları vardı, vs. 1965’te Suharto iktidara gelince yüzbinlerce kişi öldürüldü, cinayet ve işkenceyi kurumlaştıran bir rejim geliştirildi ve bunun hepsi harfine uygun bir şekilde, keyifli bir şekilde anlatıldı. Times’ın liberal muhabiri James Reston’un tanımladığı gibi, “Asya’daki umut ışığı”. Bildiğiniz gibi, umut yoktu vs. vs. Niye? Çünkü bulaşıcılığa son vermişti. Hatta Kennedy ve Johnson’un Ulusal Güvenlik Danışmanı Bay George Bundy, savaşı 1965’te sonlandırmış olmaları gerektiğini söyledi; çünkü savaş zaten kazanılmıştı. Vietnam yıkılmıştı. Çevredeki ülkeler şimdi güvendeydi.

1950’de en çok dert ettikleri de Japonya idi. Ünlü Asya tarihçisi John Dower, Japonya için ‘süperdomino’ tabirini kullanıyordu. Onlar şunu dert edinmişti: eğer Endonezya, Burma ve Tayland bağımsızlık yolunda ilerler ise Japonya bu sisteme endüstriyel ticari merkez olarak katılır, bunlar da Güneydoğu’nun geri kalanı olurdu ve Doğu Asya’da çevresindeki kaynak alanı olurdu. Bu ne? Bu Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı sırasında inşa etmeye çalıştığı şey. Bu Asya’daki yeni düzen. 1950’de ABD, Pasifik Savaşını kaybetmeye hazır değildi. Bu utanç verici, ama rasyonel planlama. Sonuçları düşünürseniz oldukça işe yaradı.

Şimdi Afganistan’a bakarsanız, bu sabahki gazetelere- neye odaklandıklarına dikkat edin: beceriksizlik. Yetersizlik, Budalaca kararlar. Ne yaptığımızı bilmiyorduk, vs. vs. Geriye dönün, 1980’lerde Rusya’ya bakın. Eğer 1980’lere ait Rus iç belgelerine bakabilseydik eminim ki generaller, siyasi analistler, Afganistan’da yaptığımız çok beceriksizce diyeceklerdi. Ne yaptığımızı bilmiyoruz. Bu bir hatadır, farklı yapmalıydık. vs. Peki Rusya’nın Afganistan’ı işgalinde sorun bu muydu? Hayır. ABD’nin Hindiçin’i yok etmesindeki sorun da yalanlar ve beceriksiz olmamız mıydı? Hayır. Bunun tümü kemikleşmiş politika, içselleştirilmiş. Yanlış şeye bakıyoruz çünkü bu Amerikan masumiyetini destekliyor. Eğer budalaydık desek, hata yaptık vs. desek, yine de dünyadaki en idealist, harika yerimizi korumuş oluruz; herkes hata yapabilir. Fiili planlamaya bakarsak ve mantığa- o kadar budala değil, hatta defalarca tekrarlanıyor. Kissinger’ın az önce alıntıladığım cümlesi Allende hakkında idi. Şili demokrasisinin bir virüs olduğunu ve virüs gibi yayılabileceğini söyledi. Nasıl başa çıkılıyor? Pinochet’i işin kalbine yerleştirip virüsü öldürüyor. Bütün bölgeye acımasız kötücül askeri diktatörlükler yerleştiriyor.  Bu, aşağı yukarı aynı mantığı kopyalamak.

Buna benzer pek çok vaka sayabilirsiniz. Emperyalizm tarihinde bu epey gerilere gider; Kral Üçüncü George’a, Amerikan İhtilali’ne gider. Kral George’un derdi, İngiliz kolonilerinde cumhuriyetçiliğin gelişmesi, başka yerlerde de aynı şeye yol açacak, İngiliz İmparatorluğu da erozyona uğrayacaktı. Bu standart emperyal tarih. Şimdi tam ortasındayız. Bu Amerikan istisnacılığı değil. Emperyal tarihe Amerikan uyumu, bununla birlikte masumiyet propagandası, istisnacılık vs. Ve ilginçtir, şimdi en iyiler ve en parlaklar propagandayı kabul ediyor.  Buna odaklanmış vaziyetteler. Rasyonel emperyal planlama değil, bunun uygulanması ve maalesef epey başarılı. Bunun bedelini milyonlarca insan ödüyor.  İşte düşünmemiz gereken bu.

RS: Tamam. Şimdi siz şimdi gitmek zorundasınız ve biz de konuşmayı bağlamak zorundayız. Ama ben şimdi başa dönmek ve o zaman konuştuğumuz konu, İsrail’e gelmek istiyorum.  Kısa keseceğim.  Söylediğiniz hiçbir şeye karşı değilim. Ve bu arada Pentagon Belgelerinin değeri, tam da oraya niye girdiğimiz konusunda yalan söylediğimiz ve Diem’i12 oraya koymak …

NC: Onun hakkında yalan söylemediler. İlk yıllara, savaşın erken yıllarına bakarsan, gerçeği tam olarak anlatıyor. Altmışlarda yalan söylüyorlardı, evet doğru. Çünkü batağa saplanmışlardı ve ne yapacaklarını bilmiyorlardı.

RS: Tamam ama- şimdi bütün tarihin üzerinden geçmek istemiyorum, ama Tom Dooley ve Katolikler kaçmaya başlayınca ve Vietnam’ı tamamen Katolik olarak tanıtıyorlardı- demek istediğim şu ki tabaka tabaka yalanlardan bahsedebiliriz. Ama bir noktaya mim koymak istiyorum, onu bırakmak istemiyorum ve bunun ilginç bir nokta olduğunu düşünüyorum. Düşünürsek, evet emperyalizmin modası geçti, ya da şimdi savunmak zor, diyelim mesela şimdi Apple’ın patronu Tim Cook veya Google’ın patronu Sergey Brin, ya da MIT veya Stanford veya benzeri yerlerden çıkma bir sürü insanın benimseyeceği bir model değil. Onlar aslında bir tür kötücül, düşmanca kapitalizme inanıyor, yani, mesela, belli endüstrilerde egemen olmak gibi.

Ve bu model- nasıl komünizm ulusalcı değilse, son derece ulusalcı ve asla enternasyonalist değil. Vietnamlılar gerçekten de Vietnam’ı önemsiyorlardı; kendilerinin de Çin ile sorunları vardı- Çin-Sovyet tartışması ta 1920’lere kadar giden bir gerçek idi. Bizim aslında çalışmamız gereken model bu idi- sadece bir hikâye olan komünist emperyalizm değil. Hatta komünistler Karl Marx’ı doğruladı, şöyle ki kapitalizm bir aşamadır ve sosyalizmden önce gelir. Sosyalizmin yerine geçmez, kırsal alan düşkünlüğünü sona erdirir ve büyük kentler inşa eder vs., Marx’ın Manifesto’da yazdığı gibi.

O halde gerçek sorun şu idi: Soğuk Savaş gerekli miydi? Amerikan ekonomik egemenliğini, ticareti vs. gerçekten açık bir toplumda yapabilir miydik, onlar da benzer bir şekilde devlet müdahaleciliğini- ve Çin bunun mükemmel bir örneği. Şimdi çok başarılı bir kapitalist, devlet kapitalisti bir ülke, şu ana kadar ve Vietnam da onu izliyor. Yani bütün demek istediğim şu: emperyalist bir modele sıkı sıkıya bağlanmakta son derece mantıksızdılar, İngiltere ve Fransa bunun ekonomik açıdan yaşatılabilir olmadığını ve terk etmek gerektiğini biliyordu. Böyle- ama şimdi bunu bir kenara bırakırsak-

NC: Size katılmıyorum İngiltere ve Fransa kendi emperyalist modellerini devam ettirmek istiyordu. Hatta geliştirilmiş olan emperyal model gayet başarılı idi. Farz edin ki 1940’larda ve 1950’lerde ABD, gerçekten de ülkeleri kendi hallerine bıraksa idi. Deselerdi ki: Tamam Vietnam, sen bağımsız kalkınmak istiyorsun, kontrol edilmeden- iyi o zaman devam et ve istediğin gibi yap; başarılı olursun. Tayland, Burma, Endonezya da bu yolu izleyecekti; Japonya onlara katılacaktı ve sistemin merkezi olacaktı. O zaman Amerikan çokuluslu şirketleri dünyaya egemen olabilecek miydi?  Bugünün dünyasına bir bak.

Bir ülkenin gücüne baktığımızda insanlar genellikle GSMH’yi (Gayri Safi Milli Hasıla) ele alır. ABD’ye bakarsanız- bu düşmüş. 1945’te belki yüzde 40, 1970’e gelindiğinde belki yüzde 25’e düşmüştü, bugünde belki yüzde 17’ye düşmüş görünüyor. Ama gel başka bir ölçüye bakalım- ve burada genç bir politik ekonomist, Ken Starrs’ın son derece ilginç çalışmasından alıntı yapıyorum. Farz et ekonomide kim egemen sorusuna yanıt ararken ABD çokuluslularına bakıyorsun. Müthiş çarpıcı. Amerikan çokuluslu şirketler küresel ekonominin yaklaşık yüzde 50sini kontrol ediyor- yüzde 50sine sahipler. Hemen hemen her alanda perakende satışlar, imalat-

RS: Ben tam da bunu söylemek istiyorum. Bu askeri birlik yollamaktan daha etkili bir model-

NC: Hayır, bu, başarılı olan emperyal model. Başka ülkelerin bağımsız gelişmeye doğru ilerlemesini önledi ve dolaysıyla ABD’li çokuluslu şirketlerin dünyaya egemen olduğu duruma yol açtı. Eğer bağımsız gelişmeye gitselerdi, bugün Çin’de gördüğümüzün aynısını görecektik. Bağımsız gelişmeye doğru yol alıyor; ABD bunu önlemeye çalışıyor. Politikalar iki partinin de paylaştığı politikalar Çin’in bağımsız gelişmesini önlemeye çalışıyor. Biliyorsun- mantra şöyle: “Çinliler işimizi çalıyor.” Çin işimizi çalıyor mu? Tim Cook’un başına silah dayatıp, buraya yatırım yap, demiyorlar. Bize işlerimizi kaybettiren ABD’li çokuluslu şirketler. Ama biz bir ekonomi olarak Çin’in kalkınmasını istemiyoruz.

Bunun için iki partinin programı da Çin ekonomisinin başarılı olmasını önlemeye çalışıyor- örneğin, endüstriyel siyaset, devletin endüstriyel politikası olmasını. Bunun başarılı olduğunu görüyoruz, durdurmalarını istiyoruz. Bu ilginç, çünkü ekonomistler ve diğerleri, kendi sözlerinin tek kelimesine bile inanıyorlarsa tezahürat yapmalı. Çünkü onların kuramlarına göre eğer devlet ekonomiye el atarsa, bu ekonomiye zarar verecektir. Ama herkes biliyor ki doğru olan bunun tam tersi. İşin gerçeği şu ki bizim de kitlesel bir endüstriyel devlet politikamız mevcut. Bu nedenle bilgisayarlar var, internet var, bunların hepsinin parasının çoğunluğu kamu fonlarından geliyor. Ama biz Çin’in bunu yapmasını istemiyoruz çünkü başarılı olacak, denetimimizden çıkacak; biz de bunu istemiyoruz. Ellilerde derdimiz bu idi. Onun için emperyal modelin son derece başarılı olduğunu düşünüyorum. Bu da Amerikan kapitalinin menfaati için tasarlanmıştı ve tahminlerimizden çok daha başarılı oldu.

RS: Kesinlikle doğru. Şimdi soru şu: bu çokuluslu dünyada- öbür noktalara da gelmek istiyorum- ama neyse, Çin’i engelleyebilecek miyiz, o argümanların gerçek testi bu. Çünkü tekil şirketlere gelince, mesela Apple, Çin’den çok para kazanıyor. Çin’de yumuşak, iyi huylu ve durağan bir işgücü var. Dolayısı ile komünist model denen bu model, eğer Çin’i işgal etseydik veya bunu kontrol eden Chiang Kai-shek’i iktidarda tutsaydık, ondan çok daha iyi bir durum yaratırdı.

NC: Doğru. Ama kontrolden azcık çıkmaya başlasa, iki parti bu konuda birleşir ve gelişmesini engellemeye çalışırlar. Bu çok daha küçük bir düzeyde, ama Vietnam’da oldu, Şili de oldu. Tekrar tekrar oldu, incelemeye kalkarsanız Grenada’da13 bile oldu. Bu da biz ona el atmadan çok daha önce gelişen emperyal model. Ve genel olarak epey başarılı idi.  Bazı terslikler vardı. Ama işin esasında, Amerikan politikasını yönetenler açısından, ki bu da kapitalin konsantre olmasıdır, epey başarılı oldu.

(BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU)

DİPNOTLAR

1 Burada Genel Yayın Yönetmeni Scheer, kendi soyadı ile bir oyun yapıyor. İkisi de aynı şekilde okunan iki kelimeyi (scheer ve shear) birbirinin yerine kullanarak Truthdig’deki tüm mülakatları için SAF ZEKA gibi bir başlık oluşturmuş oluyor.

2 ETON: İngiltere’nin en eski ve en elit okullarından biri. Ülkedeki diğer okullara kıyasla çok daha üstün akademik standartlar sunar ve sadece 16-19 yaş arası erkek çocukları yatılı olarak kabul eder.

3 ABD’nin özel bir araştırma üniversitesi. Özellikle teknoloji ve bilim konularında ünlüdür.

4 Cloud- Bulut teknolojisi Bulut teknolojisi en yalın haliyle hiçbir kurulum gerektirmeyen web tabanlı uygulamalar ile işlemsel online depolama hizmetidir. İnternet üzerinde barındırdığımız tüm uygulama, program ve verilerimizin sanal bir makine üzerinde yani en çok kullanılan adıyla bulutta depolanması ile birlikte internete bağlı olduğumuz cihazımızda her lokasyon da bu bilgilere, programlara ve verilere ulaşım sağlayabildiğimiz hizmetin tümüne bulut teknolojisi (cloud) adı verilmektedir. (https://www.natro.com/blog/bulut-teknolojisi-nedir/)

5 NSA: Ulusal Güvenlik Ajansı, CIA’den farklı olarak ABD’dedeki içi güvenlik için ve Savunma Bakanlığı altında istihbarat toplayan kurum

6 ABM: Antibalistik Füze Antlaşması: Nükleer silahlı balistik füze sistemlerinin sınırlandırılması için SSCB ile ABD arasında yapılmış antlaşma. 1972-2002 yılları arasında geçerli idi. Nükleer, kimyasal, biyolojik başlık taşıyabilen uzun menzilli güdümlü veya güdümsüz füzedir. Bu füzeler tek bir nükleer başlık taşıyabilecekleri gibi, birden fazla başlık taşıyarak bu başlıkları farklı hedeflere yollayabilirler. (wikipedia)

7 Açık Gökler Antlaşması (Open Skies Agreement): AB-ABD Açık Gökyüzü Anlaşması, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri arasında açık gökyüzü hava taşımacılığı anlaşmasıdır. Hükümetlerin ticari uçuşların yoluna, niteliğine, ücretine karışmasını engeller. (wikipedia)

8 Yeni START Antlaşması: Yeni START, ABD ile Rusya Federasyonu arasında, “Stratejik Saldırı Silahlarının Azaltılması ve Sınırlandırılması için Alınacak Önlemler” resmi adı ile nükleer silahları azaltma anlaşmasıdır. 8 Nisan 2010’da Prag’da imzalandı ve onaylandıktan sonra 5 Şubat 2011’de yürürlüğe girdi. (vikipedi)

9 David Halberstam- (1934-2007) Amerikalı tarihçi ve gazeteci. Vietnam Savaşı, siyaset, tarih, insan hakları üzerine kitapları ve gazeteciliği ile tanınıyor.

10 Pentagon Belgeleri (Pentagon Papers): ABD Savunma Bakanlığı’nın Vietnam savaşı hakkında 1945-1967 arası, savaş bitene kadar tuttuğu belgeler.

11 Çin’de sosyalist devrimin gerçekleştiği 1949 yılına atıf yapıyor.

12 Ngo Dinh Diem- 1965ten 1963’de askeri darbe ile katledildiği tarihe kadar Güney Vietnam Cumhurbaşkanı

13 Karayiplerde Trinidad ve Tabago’nun kuzeyinde, İngilizlerin kontrolünde bir ada.

***

***

Habaset ve hamaset çağı bülteni

30 Ocak 2020

“İçinde yaşadığımız Dünya” Bülteni içine küçük bir “dünya hali bülteni” bu. Bülten içinde bülten. Çağı anlamak / anlamlandırmak için, Eylül-Ekim-Kasım 2019 tarihlerinde uluslararası alanda çıkan haber ve yorumlara -sadece başlık ve altbaşlıklar üzerinden- bakarsak, “manzara-i umumiye” şöyle…

(Ömer Madra’nın bu çalışması Toraks Bülteni dergisinin Aralık 2019 nüshasında yayımlanmıştır.)

“Hava kirlenmesi kaynaklı parçacıklar plasentaların cenin tarafında bulundu. Araştırma, annelerin soluduğu kara karbonun doğmamış çocuklarına geçebildiğini gösterdi.” (17/09)

“Avrupa’da hava kirlenmesiyle mücadelede pek az mesafe kaydedildi. Avrupa Çevre Ajansı, küçük parçacıklardaki azalma trendinin artık durduğunu bir araştırmada gösterdi.” (16/10)

“Delhi’de toksik sisduman (smog) en kötü seviyelere ulaşırken, uçakların yönü değiştirildi. Egzos dumanları, endüstri salımları ve anız yakmalar, kirlenme krizine yol açıyor.” (03/11)

“18 milyon nüfuslu Delhi ahalisine 5 milyon maske dağıtılacak. “Gaz odası”na benzetilen başkent’te hava kirliliği, WHO’nun belirlediği güvenli seviyenin 20 kat üstünde.” (02/11)

“Kuzey Amerika kuşlarında kaygı verici popülasyon kaybı. Yeni araştırma Sessiz Bahar’ın kehanetini doğruluyor. 1970’e göre 3 milyar daha az kuş var: 4 kuştan 1’i yok olmuş.” (09/10)

“Balık popülasyonundaki çöküş de Sessiz Bahar’ın kehanetini doğruluyor. 1 araştırmaya göre, bildik pestisitler, su böceklerini öldürünce balıklar aç kalıp ‘şaşırtıcı hızda’ tükeniyor.” (31/11)

“Böcek bolluğunda ve biyoçeşitlilikte düşüş ve çöküşün somut kanıtları araştırmada ortaya çıktı. Uzun süreli araştırma bugüne kadar görülmüş en güçlü kanıtları ortaya koyuyor.” (30/10)

“Yeni bir araştırma, deniz seviyelerindeki yükselmenin 300 milyon insanın evini tehdit ettiğini ortaya koydu. Kıyıların yeni analizi, eski tahminin 3 katı büyük tehdidi gösteriyor.” (29/11)

“‘Ürkütücü’ araştırma, yükselen deniz seviyelerinin Ho Çi Min, Bangkok, Şanghay, Mumbai, İskenderiye, Basra şehirlerini 30 yıl içinde haritadan silebileceğini öngörüyor.” (29/11)

“Amazon yağmur ormanları ‘geri dönüşü olmayan noktaya pek yakın’. Yeni rapor, yağmur ormanının 2021’de kendini yenilemeye yetecek yağmuru üretemeyeceğini öngörüyor.” (23/11)

“Amazon’da ormansızlaştırma bir yılda yüzde 222 oranında arttı. Konunun önde gelen uzmanı, bunun ve yangınların yarattığı ‘negatif sinerji’ ile bioçeşitliliğin bitebileceğini söyledi.” (23/10)

“Buzul ırmaklarının karbonu yağmur ormanlarından bile hızlı emdiği keşfedildi. Ama yeni keşfedilen bu karbon yutağı kuzeydeki buzulların büyük hızla eridiğini de gösteriyor.” (25/10)

“İklim krizinin yol açtığı yangınlar California’nın bazı bölgelerini yaşanamayacak kadar tehlikeli kılıyor olabilir mi? California birçok alanda olduğu gibi gene başı çekiyor.” (29/10)

“California yangından kavrulurken zenginler özel itfaiye hizmeti kiralıyor. Özel itfaiye günde 3 bin dolara, eyalet hapishanelerinden getirilen hükümlüler saatte 1 dolara çalışıyor.” (31/10)

“Avustralya’da uluslararası koruma altındaki Macquarie Sulakalanında 3 bin hektar yandı. Uzmanlar hayati önemdeki kuş habitatının geleceği hakkında derin kaygı duyuyor.” (28/10)

“Avustralya’da Macquarie Limanı yakınlarında kontroldan çıkan yangında yüzlerce koala diri diri yandı. 2 bin hektarı kaplayan yangın koala üreme alanını da yok etti.” (30/10)

“Yeni bir araştırma, California’yı 3. senedir çıra gibi yakan devasa orman yangınlarının çıkma ihtimalinin sadece kuraklıktan dolayı dünyada 4 ya da 5 kat arttığını ortaya koyuyor.” (05/11)

“Araştırmalar okyanusların karasal alanlardan çok daha hızlı ısındığını gösteriyor. Denizlere yakın yaşayanlar da Orta Amerika ya da Suriye gibi büyük travmaya, göçlere uğruyor.” (05/11)

“Yeni finans raporları dünya nüfusunun yüzde 0,9’unu oluşturan dolar milyonerlerinin 361 trilyon dolarlık dünya servetinin nerdeyse yarısına (yüzde 43,9) sahip olduğunu gösteriyor.” (22/10)

“Yeni bir rapor petrol ve gaz şirketlerinin, Paris iklim anlaşmasının hedeflerine alaşabilmek için 2040’a kadar üretimlerini %35 kısmak zorunda olduklarını ortaya koyuyor.” (01/10)

“Sadece 13 fosil yakıt şirketi (Suudi, Rus (2), İran, Exxon, Shell, Çin, BP, Chevron, Kuveyt, Abu Dhabi, Total, Katar), dünyanın kalan petrol bütçesinin ¼’ünü götürecek.” (01/10)

“Exxon, Shell, BP, Chevron + en büyük 20 fosil yakıt şirketi, dünyada 1965’ten bu yana enerjiye bağlı tüm CO2 ve metan salımının yüsde 35’ini (480 milyar ton CO2e) üretmiş.” (14/10)

“Dünyanın en büyük 50 petrol şirketi, önümüzdeki 10 yıl içinde piyasalara günde 7 milyon varil petrol zerkedecek. 2018 – 2030 arasında üretimde %35 artış olacak.” (18/10)

“Yüzde 35’lik üretim artışı, BM bilimcilerine göre hararet tavanını güvenli 1,5C derecede tutmak için gerekli yüzde 45’lik emisyon azaltımının neredeyse tam tersini garantiliyor.” (18/10)

“Suudi Aramco’nun halka arzı: Karbon ile kapitalizmin izdivacının doruğu. Yeryüzünün en büyük karbon ayak izine sahip şirket, yatırımlarını büyütmek için nakit toplamada.” (03/11)

“Esrarengiz ulusal petrol şirketleri, iklimimizi avuçlarının içinde tutuyor. Suudi Aramco ve [Rus] Gazprom gibi devlet şirketleri, bilinen dünya rezervlerinin yüzde 90’ına sahip” (09/10)

“En büyük yatırım bankaları fosil yakıt endüstrisini büyütmek için milyarlarca dolar sağlıyor. Kredi kuruluşları Paris iklim anlaşmasından sonraki 4 yılda 700 milyar $ kredi açtı.” (13/10)

“İngiltere Merkez Bankası, küresel finans dünyasının dünyada 4C derecelik hararet artışını finanse ettiğini söyledi. Sermaye piyasası küresel ısıtmada felakete yol açabilecek.” (15/10)

“Fosil yakıtın 5 dev şirketi AB’de lobicilik yaparak 2010’dan bu yana 251 milyon Avro harcadı. Rapor, politikayı endüstri nüfuzundan koruma çağrıları esnasında açıklandı.” (24/10)

“Karbon salımlarının artmasındaki ikinci büyük sebep SUV denilen 4×4 spor arabalar. SUV sürücüleri bir ülke olsalardı, karbon salımlarında dünya sıralamasında 7. gelirlerdi.” (25/10)

“Süper zenginler dünyada özel jetlere olan talebi büyük ölçüde artırıyor. Özel jetlerdeki artış merkezleri ABD ve Çin; İsveç’te talep azalması ise ‘Greta Thunberg’e bağlanıyor.” (27/10)

“Et yemek, iklime olan etkilerinden dolayı ağır eleştiri alırken, ABD’de hayvancılık ve mandra endüstrileri hayvancılığı küresel ısınmaya bağlayan girişimlere savaş açıyor.” (21/10)

“İklim krizi karşıtı eylemlerin başlıca karşıtları otomobil yapımcıları. Araştırma, emisyon azaltma girişimlerini fosil yakıt şirketlerinin baltalayıp geciktirdiğini gösteriyor.” (10/10)

“Avustralya’da en büyük 6 kömür şirketinin ürettiği karbon salımı tüm ülke ekonomisinin salımından fazla. Şirketlerin denizaşırı salımlarından da sorumlu tutulması isteniyor.” (31/10)

“Avustralya Başbakanı Scott Morrison, ülkede iklim eylemlerini yasaklamayı vaat etti ve ‘kıyameti çağıran yeni radikal aktivizm’in endüstriyi tehdit ettiğini söyledi.” (02/11)

“Britanya’da hükümet, Cumbria’da yeni kömür madenine izin çıkarttığı için suçlanıyor. Bu karar, hükümetin aynı anda ilan ettiği ‘net-sıfır emisyon’ vaadiyle çelişiyor.” (03/11)

“Araştırmalara göre: Arktik’de deniz buzunun yarısı eridi, Büyük Mercan Resifi’nin yarısı öldü, okyanuslar üçte 1 oranında daha asitli oldu, yangınlar haftalık hale geldi.” (05/11)

“İklim Eylem Ağı (CAN), ‘İklim adaleti ve dayanışması temelde insan haklarının korunmasına ve herkes için daha iyi bir hayat kalitesine ilişkindir’ bildirisi yayınladı.” (31/10)

“Dünyanın her yanında tazelenen isyan ruhu, statükonun reddini gösterir, geri döndürülemez iklim felaketini önleyecek hızlandırılmış halk seferberliğine de delalet edebilir.” (31/10)

“Yokoluş İsyanı (XR) hareketi kurucularından Roger Hallam ‘21. Yüzyıl İçin Sağduyu’ başlıklı risalesinde uyarıyor: ‘Aşırı ekolojik çöküş dönemine girilirken, insanlığın bekası önümüzdeki 10 yılda devrimci sosyal dönüşümler olup olmayacağına bağlı.’ […] ‘Bu bir ideoloji değil, basit bir matematik ve fizik sorunu.’ ‘Dönüşümün ilk adımı gerçekliği olduğu gibi kabul etmek. […] Gerçeklere gerçek gibi davranmazsak iklim/ekoloji yıkımı yakın gelecekte hepimizi öldürecek.’” (Eylül/Ekim)

“İklim aktivisti Greta Thunberg uyarıyor: ‘Gerçeği gerçek olarak kabul etmek, eğriye eğri, doğruya doğru demek, yalnızca bilimcileri dinlemek, iklim acil durumu ilan etmek ve bu uğurda sürekli eylem yapmak, gezegenin önündeki benzersiz krizi alt etmenin tek yolu.’” (2018 – 2019 tarihli konuşma ve yazılarından)

“Dünya Bilimcileri İttifakı uyarıyor: ‘Bilimcilerin ahlaki yükümlülüğü, insanlığı felaket tehditlerine karşı açıkça uyarmayı ve eğriye eğri, doğruya doğru demeyi gerektirir. Dünyanın her yanından 11 bini aşkın sayıda bilimciyle birlikte açıkça, net ve tartışma götürmez biçimde ilan ediyoruz ki Dünya gezegeni iklim acil durumu ile yüzyüzedir.’ […]

‘Son zamanlardaki kaygı yükselişi bize cesaret veriyor. Siyasi mercilerden iklim acil bildirileri geliyor. Okul çocukları greve gidiyor. Ekokırım davaları mahkemelerimizde görülüyor. Tabandan yükselen yurttaş hareketleri değişim talep ediyor ve birçok ülke, eyalet, il ve ilçe, birçok şehir ve ticari işletme de buna cevap veriyor.’ […] ‘Hayatî bulguların her yerde yaygınlaştırılarak kullanılmasını öneriyoruz. […] İyi haber şu ki, herkes için sosyal ve ekonomik adaletle birlikte böylesi bir dönüşümsel değişim, insanlara ‘işler böyle gelmiş böyle gider’ anlayışından çok daha büyük esenlik vaat etmekte.’” (Bioscience, Washington Post, Guardian,

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Dikilen Kaya / Standing Rock (15 günde 1) / Bikem Ekberzade

standingrockdikilenkaya20200130

dikilen kaya, bikem ekberzade

Intro videosu

Intro ses

Bikem Ekberzade’nin yeni kitabı Standing Rock: Greed, Oil and the Lakota’s Struggle for Justice 3 Ocak 2019’dan itibaren her 15 günde bir sabah 9-9:30 arası Açık Radyo 94.9 FM’de ve acikradyo.com’da.

Twitter Dikilen Kaya hashtagi

Twitter/Bikem.Ekberzade

09:30 – 10:00 Güncel Hukuk Dergisi’nde bu ay (Ayda 1)

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Ekonomi&Ekoloji / Pelin Cengiz, Barış Gençer Baykan, Serkan Ocak ve Mahir Ilgaz

ekonomiekoloji20200130

Ekonomi Ekoloji kayıt arşivi

Facebook.com/Pelin Cengiz

11:00 – 11:30 Yeşil Bülten (Yeni program) / Hazırlayan: Utku Zırığ

İMC Televizyonunun kült programı Yeşil Bülten bu yayın döneminde Açık Radyo’da

Yeşil Bülten kayıt arşivi

11:30 – 12:00 Açık Mimarlık / Hüseyin Kahvecioğlu, İpek Akpınar, Yağmur Yıldırım ve Cenk Dereli / Mimarlığın tüm halleri üzerine konuşmalar

acikmimarlik20200130

acikmimarlik.blogspot.com/

Açık Mimarlık facebook sayfası

Açık Mimarlık kayıt arşivi

facebook.com/yagmurlyildirim

***

2019 yılında mimarlık ve kent gündeminde ne oldu, Türkiye’de ve dünyada ne tartışıldı? Yarın 11.30’da Açık Radyo’da Zuhal Ulusoy ile geçtiğimiz yılın izlerini paylaşıyoruz.

***

Mimarlık ve kent gündeminde 2019

30 Ocak 2020
sol üstten, saat yönünde: Hasankeyf, Notre Dame Katedrali’nde yangın, Odunpazarı Modern Müze, Avustralya Perth’te İklim Grevi (görseller: Wikimedia Commons)

2019 yılında mimarlık ve kent gündeminde ne oldu, Türkiye’de ve dünyada ne tartışıldı? Konuğumuz Prof. Dr. Zuhal Ulusoy ile geçtiğimiz yılın izlerini paylaştık.

12:00 – 12:55 Afrikon (Yeni program) / Hazırlayan: Ufuk Aktaş

“Afrika üzerinde dolaşan sesler” şiarıyla yolan çıkan programda her hafta Afrika’nın başka bir ülkesinden geleneksel ve gelenekselden beslenen yeni icralar dinliyoruz.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Aheng-i Hengâme / Alper ve Esra Kaliber / Soul, Funk ve Afrika müzikleri

 ahengihengame.blogspot.com/

14:00 – 14:30 Günün ve Güncelin Edebiyatı / Seval Şahin / Romanlar, Hikâyeler, Kahramanlar

gununguncelinedebiyati30.01.2020rec.05.12.2019.necmiyealpay

twitter.com/sevalsahinn/media

Günün ve Güncelin Edebiyatı kayıt arşivi

Twitter.com/Guncel Edebiyat  

***

gununveguncelinedebiyatiSeval ŞahinNecmiye Alpay

***

Necmiye Alpay ile Söyleşi: Dil ve Edebiyat İlişkisi

31 Ocak 2020
Bu hafta konuğumuz Necmiye Alpay ile dil ve edebiyat ilişkisini konuştuk. 

Programımız hakkında Soru ve önerileriniz içinTwitterFacebook 

14:30 – 15:30 Notalarla Sohbet / Zerhan Gökpınar / Açıklamalı ve karşılaştırmalı bir klasik müzik programı

Notalarla Sohbet – Zerhan Gökpınar

15:30 – 16:30 Hukuk Güvenliği (Yeni program) / Hazırlayanlar: Bahri Belen ve Aynur Tuncel

Hukuk güvenliğinin enine boyuna konuşulduğu programın sürekli konuğu Aynur Tuncel bu yayın döneminde aslî programcı kadrosuna dahil oldu.

16:30 – 17:00 Toplumsal Dönüşümde Sosyal Grişimcilik / Hülya Denizalp ve Ayzen Atalay Durmuşoğlu

toplumsaldonusumdesosyalgirisimcilik20200130

sosyalgirisimci-lik.blogspot.com/

facebook.com/pages/Toplumsal-dönüşüm için Sosyal Girişimcilik-(Social Entrepreneurship)

http://hulyadenizalp.net/

hulyadenizalp.net/radyo-programlari/

Fotoğraf açıklaması yok.

Hulya DenizalpAçik Radyo‘da.

2002 yılında
@acikradyo da başladığım “Gönüllülük ve Sosyal Sorumluluk Programı,
2010 yılından itibaren🎙️🎧🎙️🎧 #Toplumsaldönüşümiçinsosyalgirişimcilik olarak devam etmektedir.

📻 2019 yılından itibaren radyo programımın kayıtları
#hulyadenizalp.net e yüklenmektedir.
🔊🔊🔊🔊🔊🔊🔊Daha önceki yayınları ise
http://sosyalgirisimcilik.biz/ den dinleyebilirsiniz.

***

Görüntünün olası içeriği: yazı
Görüntünün olası içeriği: şunu diyen bir yazı 'Kot onu-bizi değiştirmesin diye, şimdi o kotu değiştirmeyi hedefliyor. Bego sadece bir marka değil, bir üretim hareketi... Tekstil üretiminin her adımında, mekten-malzemeye bugünden- yarına sürdürülebilir bir üretim hareketi. Biz Bego'da temiz yarınlar için çevreye insana- hayata saygılı, sağlıklı, uzun ömürlü ve geri dönüşümlü kotlar tasarlıyoruz. Temiz moda hareketine bir gün dünyanın dev markalarını da katmak'
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, oturan insanlar ve yakın çekim

Toplumsal dönüşüm için SOSYAL GİRİŞİMCİLİK (Social Entrepreneurship)

@acikradyo
30 Ocak 2020 Perşembe günü saat 16.30 #toplumsaldönüşümiçinsosyalgirişimcilikprogramı konuğu;

Tarladan tüketiciye kadar çevreye ve doğaya saygılı bir şekilde ürün üreten #temizmodahareketi markası @begojeans kurucusu sosyal girişimci BEGO DEMİR 🏞️🏡👫👖 @begocan1
Begojeans.com
#begojeans #temizmoda #fairjeans #sosyalgirişim #sosyalgirişimci #gönüllülük
Programı 94.9 fm den veya http://acikradyo.com.tr dinleyebilirsiniz ÖNEMLİ NOT: Programı saat 16.30 da dinleyemezseniz, kaydına daha sonraki günlerde http://hulyadenizalp.net/radyo-programlari ve/ya Facebook/Toplumsaldönüşümiçinsosyalgirişimcilik sayfasından ulaşabilirsiniz..

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

facebook.com/pages

dunyanincazi-loget.blogspot.com/

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20200130

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Balıkların ardından: “Ayıların mide ve dışkı içeriklerinin yüzde 25’i çeşitli plastik atıklardan oluşabilir”

30 Ocak 2020
Fotoğraf: Yeşil Gazete

 “Kutup ayıları düzenli depolama alanlarını ziyaret ettiği zaman mide ve dışkı içeriklerinin yüzde 25 kadarı çeşitli plastik atıklardan oluşur: çantalar, ambalajlar, vb.”

Bangladeş Yüksek Mahkemesi yetkililerden 231 fabrikanın başkentteki ana nehri kirlettiği için kapatılmasını istedi. Mahkemeye müdahale etmesi için dilekçe veren, Bangladeş İnsan Hakları ve Barış grubunun temsilcisi Manzil Murshid, başkent Dakka‘daki nehri kirleten fabrikaların genellikle Çevre Bakanlığı‘nın izni olmadan faaliyet gösteren, küçük çaplı boyama, deri tabaklama ve kauçuk tesisleri olduğunu belirtti. Bu tür fabrikaların etkili politikacıların desteği ya da hükümet görevlilerine verilen rüşvetle işlediği ifade edildi. Euronews’in aktardığına göre, davacı Murshid, mahkemenin Buriganga Nehri yakınlarındaki fabrikalara ilişkin alınan kararın çevre aktivistleri tarafından memnuniyetle karşılandığını söyledi. “Bu iyi bir karar. Mahkeme yetkililerden Buriganga’yı kirleten fabrikalara verilen su, elektrik ve diğer kamu hizmetlerinin kesilmesini istedi” diyen Murshid, daha önce de bu yönde mahkeme kararlarının verildiğini ancak hükümet yetkilileri tarafından dikkate alınmadığını ifade etti.

 

Birleşik Krallık meteoroloji idaresi Met Office tarafından yapılan açıklamaya göre 2020 yılı atmosferdeki karbondiosit konsantrasyonu ortalaması, 2019 yılı ortalamasının 2.74 ppm üstünde olacak ve yıl ortalaması 414.2 ppm olarak gerçekleşecek. 2020 yılı Nisan, Mayıs ve Haziran ayları karbondioksit yoğunluğu ortalaması, 2019 yılında yalnızca dört günlük dönemde aşılan 415 ppm’in üstünde olacak. Mayıs ayı ise 417ppm’in üstünde gerçekleşecek ortalama değer ile kayıtlara insanlık tarihindeki karbondioksit yoğunluğunun en yüksek olduğu ay olarak geçecek. Avustralya’da gerçekleşen yangınların küresel karbon bütçesine etkisi de 0,1 ile 0,2 GtC arasında olacak ve bu yangınlar kaynaklı artışın 2020 yoğunluğundaki payı 0,02 ile 0,05 ppm arasında gerçekleşecek. Atmosferdeki milyon parçacık içindeki karbondioksit yoğunluğunu gösteren bu değerin, iklim değişikliği ile mücadele açısından 350 ppm’in altında kalması gerekiyor.

Plastik, kutup ayılarının diyetlerindeki korkunç bir bileşen oldu. Son zamanlarda, Rusya’da artan insan-kutup ayısı teması, bilim insanlarının insan yerleşmelerinin içindeki ve çevresindeki çöplüklerle dolaşan kutup ayılarının dışkısını ve bağırsak içeriğini incelemelerine olanak sağladı. Rus Arktik Milli Parkı müdür yardımcısı Ivan Mizin, Interfax’a verdiği demeçte “Kutup ayıları düzenli depolama alanlarını ziyaret ettiği zaman mide ve dışkı içeriklerinin yüzde 25 kadarı çeşitli plastik atıklardan oluşur: çantalar, ambalajlar, vb.” dedi. Mizin ayrıca, diyetlerindeki plastik seviyelerin belirli bir eşik seviyesini aşması durumunda ayıların yaşamlarını yitirmeye başlayacağı konusunda da uyardı.

 

Adalarda atlı faytonların kaldırılması talebiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi önündeki Saraçhane Parkı’nda başlatılan Yaşam Nöbeti 41. gününde sona erdi. Yaşam Nöbeti’ndeki hayvan hakları aktivistleri, adalarda sembolik faytonların da kaldırılması ve atların sağlıklı bir şekilde yaşamlarına devam etmelerinin sağlanmasına dair taleplerinin yerine getirildiğini söyledi. Yaşam Nöbeti yaptığı açıklamada taleplerinin büyük ölçüde karşılandığı müjdesini paylaştı. Aktivistler, “Bugüne kadar İBB Başkanlığı ve temsilcileri,İstanbul Valiliği, Adalar Kaymakamlığı ve İlçe Tarım Müdürlüğü başta olmak üzere birçok kamu kurumuyla yaptığımız görüşmeler, tüm hayvan özgürlüğü aktivistlerinin taleplerinin kabul edildiğini ‘sembolik’, ‘turistik’, ‘nostaljik’ vb. isimler altında da olsa atlı faytonların artık devam etmeyeceğini gösteriyor” bilgisini paylaştı.

 

İklim Haber’den Çisil Sevinç’in haberine göre, Birmingham’da Birleşik Krallık’ın dört bir yanından gelen üyeleriyle ilk “halk meclisi” kuruldu. Halk meclisi Birleşik Krallık’ta 2050 yılına kadar karbon emisyonlarını sıfırlamayı hedefleyen yasanın uygulanmasına dair önerilerini milletvekillerine iletecekler. Üyeler dört hafta sonu geçirerek, uzmanlardan iklim politikası ve bilimin Birleşik Krallık’a olası etkilerini dinleyecek. İlk toplantısı 24-26 Ocak arası gerçekleşen mecliste, üyelerin uzmanları dinlemek dışında soru sorma fırsatları da bulunuyor. Surrey bölgesinde yaşayan meclis üyesi İbrahim “Umuyorum ki, hükümet bu meclisten çıkan fikirleri dikkate alarak ihtiyaç duyduğumuz değişiklikleri getirir” diye ekledi.

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 7 Şubat 2020 tarihinde, “İstanbul Bisiklet Master Planı” ve “Bisiklet Yolları Tasarım Rehberi” başlıklarında iki çalıştay yapılacak. Çalıştayda, kent içi toplu taşıma sistemi ile entegre bisiklet yolu ağı ve altyapıları ile ilgili sorun ve öneriler konuşulacak. Kentin bisiklet yol ağının düzenlenmesi ve geliştirilmesi amacıyla düzenlenen çalıştay kapsamında konu ile ilgili uzmanların, kurumların, vatandaşların, STK’lerin,  firmaların ve bisiklet kullanıcılarının görüş ve önerileri alınacak; katılımcı bir anlayışla ortak bir yol haritası oluşturulacak. Çalıştay’a katılmak için https://bisiklet.ibb.istanbul/ adresi üzerinden kayıt oluşturmak gerekiyor.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Perşembe Melis Behlil ile Sinemalardan

Açık Dergi Perşembe Beraber ve Solo Ahkâmlar (Açık Dergi’de yeni köşe) / 15 günde bir / Hazırlayanlar: Seyit Ali, Turgut Yüksel ve ve Mehmet Kekik

Farklı disiplinlerden 3 insanın müzik dinleme serüvenleri.

Açık Dergi Perşembe Sarı Tuğlalı Yol / Zeynep Arıca ve Burak Dinler / Müzikal Tiyatro’da bir gezinti

Müzikal tiyatro tarihinden klasikler hem ses kayıtları hem de sahne notlarıyla bu yayın dönemi Açık Dergi’de. Eski programcımız Zeynep Arıca’nın yanına sahne arkadaşı Burak Dinler’i alıp sunacağı Sarı Tuğlalı Yol’da amatör ve profesyonel müzik grupları da zaman zaman yayına konuk oluyor.

Açık Dergi Perşembe Fransız Öpücüğü (Gün ve saat değişikliği) / Hazırlayan: Devrim Özkan

Şansonların ötesinde çağdaş Fransızca müzik programı Fransız Öpücüğü bu yayın döneminde on beş günde bir, üstelik bir saatlik formatıyla Açık Dergi’de bizlerle. Devrim Özkan, özel profilleri ve muhtelif anekdotlarıyla güncel müziğin Fransızcasına bakmayı sürdürüyor.

Twitter.com/Fransız Öpücüğü

20:00 – 21:00 Caz Orkestrası / Hülya Tunçağ / Dünden bugüne büyük caz / orkestraları

21:00 – 22:00 Sosyal Müzik (Yeni program) / Hazırlayanlar: Gonca Açıkalın, Sina Hakman)

acikradyo.com.tr/program/sosyal-muzik

“Caz ve cazdan etkilenen müzikler” şiarıyla yola çıkan programda, caz müziğine, cazla ilişkili ya da ondan esinlenip etkilenmiş müziklere yer veriliyor.

***

30 Ocak 2020 – Alternatif Akım

30 Ocak 2020

Caz ile rock arasında gidip gelen, ikisini de sevenler için alternatif, biraz elektrikli parçalar seçtik bugün.

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Albüm Adı Süre
Funkwrench Blues feat.Stanley Jordan
Multiversal Blues
Multiversal Blues – Single
3:05
Trio Beyond
Saudades
Saudades
10:47
Aaron Parks
Kid
Little Big
7:21
Vital Information
Once In A Lifetime
Where We Come From
10:44
Breakestra
How Do You Really Feel?
Hit The Floor
8:44
22:00 Alçak Basınç / Popüler kültürün kıyısında yeşeren, alternatif, yenilikçi müzik akımları / Harun İzer

Popüler kültürün kıyısında kenarında yeşeren alternatif ve yenilikçi müzik akımlarının izini süren Alçak Basınç bu yayın döneminde Perşembe akşamları saat 22:00’de.

23:00 – 24:00 Falan: Freeform Freakout / Clint Willey

Funk kanallarında ve farklı sadaların zengin çeşitliliğe sahip âleminde bir keşif gezisine çıkan Falan: Freeform Freakout bu yayın döneminde saat 23:00’de.

24:00 – 01:00 Modyan Bulundurur / Sesin İnternetteki Serüveni / Barış Yalaz, Ömer Ergün, Ayşe İdil İdil

Radyo içinde radyo! İnternet radyosu Radyo Modyan bu yayın döneminde sesin internetteki macerasına Açık Radyo içinden bir tünel açıyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/1/28

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_29-01-2020

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Bu bir şeytan ve biz şeytanı saklayamayız”
——————-
Dünya Sağlık Örgütü temsilcileriyle bir araya gelen Çin Komünist Partisi ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Çin’in Wuhan kentinde başlayan, birçok insanın ölümüne sebep olan ve dünyanın birçok ülkesine hızla yayılmakta olan yeni tür koronavirüs salgınını, Ortaçağ Avrupası’na uygun terimlerle dünyaya tarif ediyor. (Bianet)

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi

***

***

Gerçekle aramız hiç iyi değil

29 Ocak 2020

Gerçeği gerçekten öğrenmek istemeden, gerçeği bir yerde kutsamadan nasıl düzgün bilim olmazsa, adalet, hukuk ve yargı da olamaz

12 Eylül askerî yönetiminin ilk işlerinden biri Prof. İhsan Doğramacı’yı üniversite özerkliğini bitirmekle görevli despot olarak atamak olmuştu. O tarihe kadar    yüksek öğretimde özerklik ve çoğulculuk ilkelerinin savunuculuğunu yapmış olan Doğramacı, aniden bunun tam tersini benimseyip uygular olmuştu. Bunun için ondan hiç haz etmiyorduk. Onun Annenin El Kitabı (1952) başlıklı kitabının Amerikalı Dr. Benjamin Spock’un Çocuk Bakımı ve Eğitimi (1946) başlığıyla Türkçeye çevrilen kitabından aşırmalarla (çalıntılarla) dolu olduğunu da biliyorduk. Bunu ilk kez Ömer Madra’dan duymuştum. O sıralarda Ömer, oğlu Cem’in dünyaya gelmesi üzerine rahmetli eşi Tanju ile birlikte (bugün iklim değişikliğine duyduğu derin ilgiye benzer bir şekilde) çocuk bakımı ve eğitimi yazınına merak salmıştı. Bunun sonucunda, yukarıda sözünü ettiğim keşfi 1969’da yapmış, büyük bir heyecanla dostlarıyla, bu arada rahmetli Uğur Mumcu ile paylaşmıştı. (Yeni öğrendim: Meğer Prof. Korkut Boratav aynı keşfi, Ömer’den çok önce, 1960’da yapmış; Mumcu’ya ve başka dostlarına söylemiş.)

Anlayacağınız, Doğramacı’nın Spock’tan aşırmalar yaptığı 1960’lardan itibaren birçoklarınca bilinen bir gerçekti. Bu gerçeğin kamuya mal olması için yaklaşık 20 yıl geçmesi gerekti. Rahmetli Uğur Mumcu “Dr. Spock ve Prof. Doğramacı” (Cumhuriyet, 29 Kasım 1981) başlıklı köşe yazısında, kendine has alaycı üslubuyla, “Spock’un Doğramacı’nın kitabından geniş ölçüde yararlandığını” (yani tersini) örnekleriyle gösterdikten sonra yazısını “Seni hınzır Amerikalı seni!” diye bitiriyordu. Mumcu’nun yazısının yayımlanmasından birkaç gün sonra, rahmetli Ufuk Güldemir Doğramacı ile bir söyleşi yapmış (Cumhuriyet, 6 Aralık 1981), iki kitap arasındaki benzerliklerin nedenini sormuştu. Doğramacı bu benzerlikleri (büyük bir pişkinlikle) “çünkü birbirimizi seviyoruz” diyerek açıklamıştı.

Ömer Madra, Uğur Mumcu, Ufuk Güldemir, hepsi dostlarım olduğu, Cumhuriyet gazetesi okuru olduğum, 1980’lerde Cumhuriyet’te çalıştığım için bütün bunlardan haberdardım. Dolayısıyla Prof. Hasan Yazıcı, “YÖK doçent adaylarının bilim ahlakını denetleyecek bir etik komite kuruyor: Önce Doğramacı’yı kınamak lazım” başlıklı makalesini, Milliyet gazetesinin o sıra editörlüğünü yaptığım “Entelektüel Bakış” sayfasına gönderdiğinde, Doğramacı’nın kocaman bir fotoğrafı eşliğinde tereddütsüz yayınladım (15 Kasım 2000). Robert Lisesi’nden sınıf arkadaşım ve yakın dostum olan Prof. Hasan Yazıcı, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Romanoloji bilim dalını kurmuştu. Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Bilim Ahlak Komitesi ve İstanbul Üniversitesi Etik Komitesi kurucu başkanıydı. Bu aşırmayı o değil de kim sorgulayacaktı? Makalesinde haklı olarak, “Doğramacı’nın Spock’tan aşırması gibi vakaların üzerine gitmeden bilim ahlakımızı düzeltmek olanak dışıdır,” diyordu.

Makale gerek siyasi gerek akademik çevrelerde hayli yankı yaptı; arı kovanına çomak sokmuştu. Yazıcı hangi hak ve cüretle, 1981-1992 arasında YÖK Başkanlığı da yapan, kudretli ve kuvvetli Profesör Doğramacı’yı kınıyordu? Milli Pediatri Derneği infial hâlindeydi. Doğramacı yazının yayınlanmasından hemen 15 gün sonra Yazıcı’ya kişilik haklarına saldırdığı gerekçesiyle 10 bin liralık manevi tazminat davası açtı. Olan bitenler üzerine doğrusu bir süre “Hasan’ın başına iş açtım…” diyerek üzüntü ve vicdan azabı çektim. (Bugün de şu aklıma geldi: Yazının çıkmasından yaklaşık üç ay sonra Milliyet’in sahibi, o sıra medyamızın en güçlü kişisi Aydın Doğan tarafından gazeteden kovulmam acaba bir tesadüf değil miydi?)

 

Doğramacı-Yazıcı davası 2000-2007 yılları arasında yedi yıl sürdü. Sonunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu oy çokluğuyla Doğramacı’yı haklı buldu: Doğramacı çok büyük bir hocaydı, dolayısıyla olsa olsa Spock ondan aşırmış olabilirdi, ama Yazıcı’nın ödeyeceği tazminatı 2.500 liraya indirdi. Aynı yıl TBMM Doğramacı’ya Üstün Hizmet Ödülü verdi.

Prof. Yazıcı’nın karakterini belki en iyi Cerrahpaşa’daki odasının duvarına astığı atasözü özetler: “Tanrım, bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret, değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için sabır, ikisi arasındaki farkı bilmek için de akıl ver.” Bu ilkeye bağlı olarak, Yargıtay’ın mahkûmiyet kararına karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. Oradaki dava da bir yedi yıl sürdü ve sonunda AİHM Yazıcı’nın ifade özgürlüğünün haksız yere kısıtlandığına, ödediği tazminatın kendisine geri ödenmesine hükmettiği gibi (Doğramacı’yı değil) Türkiye Cumhuriyeti hükümetini Yazıcı’ya tazminat ödemeye mahkûm etti. Doğramacı’nın Yazıcı’dan aldığı tazminatı iade etmesi gerekmiyordu.

(İlginçtir, benim de Yazıcı’ya benzer bir tecrübem oldu. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, 2-3 yıl önce kaleme aldığım, yönetimi eleştiren yedi köşe yazısıyla anayasayı ihlal ettiğim iddiasıyla üç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmam istendi. Ben de haklarımın ihlal edildiği gerekçesiyle AYM ve AİHM’ye başvurdum. 20 ay hapis yattıktan sonra gerek AYM gerekse AİHM ifade özgürlüğümün ve kişi güvenliğimin ihlal edildiğine, serbest bırakılmama, hükümetin de tarafıma tazminat ödemesine karar verdi. Yine de 8 yıl 9 ay hapse mahkûm edildim. Temyiz süreci devam etmekte.)

Prof. Yazıcı yeni yayımlanan Bir Aşırma (İntihal): Doğramacı-Yazıcı Davası Işığında Yargımız-Aydınlarımız başlıklı kitabında (İletişim Yayınları, İstanbul, 2020) hakkındaki dava sürecini ayrıntılarıyla irdeliyor. Hiç kuşku yok ki, Türkiye’de aydınların ve yargının gerçek karşısında ne denli sınıfta kaldıkları konusunda verilecek örnekler saymakla bitmez. Ne var ki Yazıcı’nın kitabı, Türkiye’de aydınların ve yargının içinde bulunduğu halin nedeni olan kültürel altyapıya ışık tutması bakımından son derece dikkate ve okunmaya değer. Yazıcı kitabını sunarken şöyle diyor: “Bir Aşırma’nın ana hedefi Doğramacı değil. O, 2010’da sevabıyla, günahıyla aramızdan ayrıldı. Ancak bu topraklar her an yeni intihaller üretiyor; giderek daha da özgün düşünce ve bilim fakiri oluyoruz. Aydınlarımız artarak derinleşen bir biat kültürü içinde durumu idareye çalışıyor. Adaletiyse elbirliğiyle karartmışız.”

Yazıcı’nın on dört yıllık dava serüveninden çıkardığı sonucu şu satırlarda bulmak mümkün: “Laikçi Cumhuriyetçilerle Osmanlı aşığı bağnaz tutucular arasında üç önemli benzerlik görüyorum. Bu güzel ülkenin başını beladan çıkartmayan da herkesin sandığı gibi ayrılıklar değil, bu benzerlikler. Nedir bunlar?: 1) Aşırı ulusalcılık… 2) Bireysel yaratıcılığa verilmeyen önem, her çeşit aşırmayla günü kurtarma merakı… 3) Hukuk ve yargıya verilmeyen önem.” (s. 118)

Kitap, yerden göğe haklı bulduğum şu teşhisle sona eriyor: “Yargımız ve aydınlarımızı beraber değerlendirirken kahredici bir denge aklıma geliyor… ‘Al birini vur ötekine.’ Bu toprağın insanları iyi hoş da gerçeği sevmiyor. Hep hafızamızın kısalığından söz ederiz. Nedeni açık. Gerçekle aramız hiç iyi değil. Gerçeği değil aramak, ondan adeta nefret ediyor, unutmak istiyoruz. Bu nefreti aydınımız ve yargımız eşit paylaşıyor… Gerçeği gerçekten öğrenmek istemeden, gerçeği bir yerde kutsamadan nasıl düzgün bilim olmazsa, adalet, hukuk ve yargı da olamaz.” (s. 151)

Kitabın açılış sayfasındaki, Murathan Mungan’dan yapılan ve bugün geldiğimiz yeri göstermek bakımından çok isabetli olan alıntıyı da zikretmeden geçemeyeceğim: “Vicdanı, ahlakı, adaleti unuttuk ama utanmayı, utanç duymayı da unuttuk.”

***

***

AİHM Kavala / Türkiye kararının uygulanmasına ilişkin görüş

30 Ocak 2020

AİHM kararlarının bağlayıcı ve uygulanması zorunlu olduğunu belirten Sözleşme’nin 46/1 maddesinin ihlalini oluşturacaktır. Başka bir deyişle, başvurucunun derhal serbest bırakılmaması yeni bir insan hakkı ihlali oluşturacaktır.

(Rıza Türmen’in bu yazısı http://www.osmankavala.org/ internet sitesinden alınmıştır.)

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Kavala/Türkiye davasında verdiği 10 Aralık 2019 tarihli kararında, Sözleşme’nin 5/1 (tutuklamanın makul şüpheye dayanması) ve 18 (sözleşmedeki haklara getirilen sınırlamaların amaçları dışında kullanılamayacağı) maddelerinin ihlal edildiği sonucuna vardıktan sonra, 46. Madde (kararların bağlayıcılığı ve uygulanması) altında şu görüşe yer vermiştir:

“Mahkeme, içtihadı ışığında başvurucunun tutukluluğunun devamının, 5/1 ve 18 maddelerinin ihlallerinin uzamasına ve aynı zamanda, davalı devletlerin AİHM kararlarına uyma zorunluluğunu öngören 46/1 maddesinin ihlaline yol açacaktır.

Bu koşullar altında, davanın özelliklerini ve ihlal kararlarının dayandığı nedenleri göz önünde tutarak; Mahkeme, hükümetin başvurucunun tutukluluğunun sona erdirilmesi için gereken her türlü önlemi alması ve tahliyesini derhal sağlaması gerektiği görüşündedir.”

Sözleşme’nin 46/1 maddesi gereğince, AİHM kararları devletler bakımından bağlayıcı ve uygulaması zorunludur. Kavala kararında, AİHM kararın nasıl uygulanacağını açıkça belirtmiştir: Osman Kavala derhal serbest bırakılmalıdır.

Anayasa’nın 90/5 maddesi, AİHM kararlarına Türk yasalarına göre öncelik verilmesini öngörerek, Sözleşme’yi Türk hukuk sisteminin bir parçası haline getirmiştir. Bu nedenle AİHM kararlarının uygulanmaması, Anayasa’ya da aykırılık oluşturur.

Burada sorun, Kavala davasında AİHM, İkinci Dairesi’nin verdiği karar henüz kesinleşmediğinden, “derhal tahliye” talebinin karar kesinleşmeden geçerli olup olmadığıdır.

Sözleşme’ye göre AİHM’in Daire Kararları üç yoldan kesinleşir:

Taraflar, üç ay içinde Daire kararının AİHM Büyük Dairesi’ne götürülmesini talep edebilirler. Böyle bir talep yapılmazsa, Daire kararlarının verildiği tarihten üç ay sonra karar kesinleşir.

Taraflardan biri, Daire kararının Büyük Daire’ye götürülmesini talep ederse, 5 yargıçtan oluşan bir panel bu talebi inceler. Talebi kabul eder ya da reddeder. Talebi reddetmişse, reddedildiği tarihte karar kesinleşir.

Dava, Büyük Daire’de yeniden görülürse, Büyük Daire kararıyla kesinleşir.

Bundan da anlaşılacağı gibi, her üç yol da zaman isteyen prosedürlerdir.

İkinci Daire yargıçlarının, kararın kesinleşmediğinin, kararın hangi yollardan kesinleşeceğinin bilincinde oldukları kuşkusuzdur. Buna rağmen, Kavala’nın derhal tahliyesine hükmetmeleri özel bir anlam taşımaktadır.

Kararın kesinleşmemiş olmasına rağmen, başvurucunun derhal tahliyesinin öngörülmesi, 5/1 ve 18. maddelerin ihlaline yol açan nedenlerden kaynaklanmaktadır.

AİHM’in 5/1 ve 18. madde incelemelerini, birbirine bağlı iki aşamalı bir süreç olarak görmek gerekir. Zaten 18. Madde tek başına uygulanamaz. Ancak başka bir madde ile birlikte uygulanır.

Birinci aşamada, yani 5/1 incelemesinde, AİHM, tutuklamanın makul bir şüpheye dayanıp dayanmadığını araştırır. Kavala davasında AİHM, tutuklamanın makul bir şüpheye dayanmadığını saptamıştır. İkinci aşamada, yani 18. Madde incelemesinde, AİHM tutuklamanın gerçek amacının ne olduğunu araştırır. Tutuklama, yasa maddeleri arkasına saklanmış gizli, meşru olmayan bir amaçla gerçekleştirilmişse, bu takdirde 18. Maddenin ihlali söz konusu olur. Kavala davasında AİHM, 18. Maddenin ihlaline karar verirken şu noktalardan hareket etmiştir:

İddianamenin inandırıcı olmaması: İddianameye konulan ve suç delili olarak gösterilen belgelerin pek çoğu Sözleşme’de yer alan hakların kullanılmasına ilişkin yasal eylemlerdir. Avrupa Konseyi organları ile yazışmalar, yabancı bir heyetin ziyaretinin örgütlenmesi gibi. İddianameye konulan çok sayıda telefon konuşmasının atfedilen suçla ilgisi yoktur. Savcılığın davranışı, gerçek amacın bir insan hakları savunucusu ve sivil toplum aktivisti olan başvurucunun susturulmak istendiği iddiasını doğrulamaktadır.

Zaman faktörü: Başvurucu, Gezi olaylarından dört yıl sonra tutuklanmıştır. Bu kadar zaman neden beklendiğine ilişkin olarak Hükümet, inandırıcı bir açıklama getirememiştir.

Cumhurbaşkanı’nın konuşmaları: İddianame hazırlanmadan önce Cumhurbaşkanı yaptığı iki konuşmada başvurucuyu suçlamış, iddianamede de benzer ifadeler yer almıştır.

Davaya müdahil olan İnsan Hakları Komiseri ve sivil toplum örgütlerinin, bu davanın Türkiye’de sivil toplum ve insan hakları savunucuları üstünde artan baskıların bir göstergesi olduğunu ileri sürmeleri de kararda etkili olmuştur.

Bu hususlar bir bütün olarak ele alındığında, AİHM, tutuklamanın başvurucuyu susturmak amacını taşıdığı sonucuna varmıştır. Aynı zamanda, başvurucuya yöneltilen suçlamaların insan hakları savunucuları bakımından caydırıcı bir etki yaratacağı görüşündedir.

18. madde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin önemli bir maddesidir. Maddenin amacı iktidarın kötüye kullanılmasını önlemektir. Bu amacı gerçekleştirmek için, 18 madde  devletlerin, temel hak ve özgürlükleri Sözleşme’de öngörülmeyen ve meşru olmayan nedenlerle sınırlandırmalarını yasaklamıştır (Merabishvili / Gürcistan kararı 28.11.2017).  Sözleşme’nin hazırlık çalışmalarından anlıyoruz ki, 18. Maddeyi yazanların endişesi, devletlerin, Sözleşme’deki hakları sınırlarken meşru olmayan gerçek amaçlarını bir meşruiyet örtüsü altına saklamaları ve böylelikle Sözleşme’yi kötüye kullanmalarıdır. 18 madde bunu önlemek için yazılmıştır. (Örneğin, Sözleşme’nin yazarlarından Fransız hukukçu ve milletvekili Pierre-Henri Teitgen’in 7.09.1949 tarihinde Avrupa Konseyi Danışma Meclis’inde yaptığı konuşma).

Sözleşme’deki hak ve özgürlüklerin meşru olmayan amaçlarla sınırlanması, insan haklarının ihlaline yol açtığı gibi, Sözleşme’nin temelini oluşturan demokrasi ve hukuk devleti ilkelerine de aykırıdır. Devletlerin, bu tür davranışlarla hukukun getirdiği sınırlamalardan kurtulup keyfi bir tutum içine girmeleri tehlikesi bulunmaktadır. 18. madde, AİHM’e Sözleşme’nin üzerinde inşa edildiği temel değerleri koruma olanağı vermektedir.

Kavala kararında, AİHM 2. Dairesi, 5/1 ve 18. maddelerinin ihlaline karar vermiştir. Başka bir deyişle, tutukluluğun makul bir şüpheye dayanmadığı, gerçek amacın ise bir insan hakları savunucusu olan başvurucuyu susturmak olduğu sonucuna varmış ve başvurucunun “derhal” serbest bırakılması gerektiğine hükmetmiştir.

AİHM’in 46 madde altında başvurucunun “derhal” bırakılması yolundaki kararını uygulamak için kararın kesinleşmesini beklemek, tutukluluğun hukuka aykırı olarak sürdürülmesinin sonuçlarının giderek büyümesine neden olacaktır. Karar, Büyük Daire kararıyla kesinleşirse, 2 yıla yakın, Büyük Daire’ye götürülme talebi olmaması ya da talebin reddedilmesi nedeniyle kesinleşirse, 3-6 ay arası bir süre, başvurucu, meşru olmayan bir amaçla ve hukuksal dayanak olmadan, keyfi bir şekilde özgürlüğünden yoksun bırakılmış olacaktır. Böyle hukuken kabul edilemez bir durumu önlemek için, 2. Daire kararında “derhal” kelimesini kullanarak kararın kesinleşmesini beklemeden başvurucunun serbest bırakılmasını hükme bağlamıştır.

Böyle bir ihlalin sürmesi, aynı zamanda yukarda belirtildiği gibi, Sözleşme’nin dayandığı temel değerlere yönelik bir tehdit oluşturacaktır. Bu nedenle de, AİHM 2. Dairesi Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılarak ihlale son verilmesini öngörmektedir.

Kararda yer alan başka bir husus da şudur: Kavala’nın derhal serbest bırakılmaması ve ihlalin devam etmesi, AİHM kararlarının bağlayıcı ve uygulanması zorunlu olduğunu belirten Sözleşme’nin 46/1 maddesinin ihlalini oluşturacaktır. Başka bir deyişle, başvurucunun derhal serbest bırakılmaması yeni bir insan hakkı ihlali oluşturacaktır.

Ilgar Mammadov/ Azerbaycan kararında (29 Mayıs 2019) AİHM Büyük Dairesi, kararların uygulanması konusunda şöyle demektedir.

“Mahkeme’nin (AİHM) kararlarının uygulanması için taraf devletlerin iyi niyeti gereklidir. … Sözleşme’nin temel yapısı, taraf devletlerdeki resmi makamların iyi niyetle hareket edeceği varsayımına dayanmaktadır. Bu yapının bir parçası olan kararların uygulanması da iyi niyetle ve kararın sonucuna ve ruhuna uygun olmalıdır. İyi niyetli uygulama yükümlülüğü, Mahkeme’nin 18. Maddenin ihlaline karar verdiği durumlarda çok büyük bir önem taşımaktadır. Zira 18. Maddenin amacı, iktidarın kötüye kullanılmasını önlemektir.” (Paragraf 214)

Kavala davasıyla da karar iyi niyetle uygulanmalı ve Osman Kavala derhal tahliye edilmelidir.

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Nereye Doğru: Cengiz Aktar’la Geleceğe Bakışlar

nereyedogru20200129

Nereye Doğru kayıt arşivi

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Açık Yeşil / Ümit Şahin ve Ömer Madra / Hayatın, politikanın ve sokağın çevre ekoloji gündemi

acikyesil20200129

Açık Yeşil kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Metropolitika / Aysim Türkmen, Korhan Gümüş ve ve Murat Güvenç / Kent ve kentlilik üzerine tartışmalar

metropolitika20200129

Metropolitika kayıt arşivi

12:00 – 12:55 Midday Blues / Gün ortasında müzik arası / Ahmet Uncu

Coğrafyalardan ve türlerden bağımsız “günortası müzikleri” programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Tuna’nın Beri Yanı / Muammer Ketencoğlu / Balkan ağırlıklı etnik müzik

Predrag Gojkovic Cune

muammerketencoglu.com/

tunaninberiyani.blogspot.com/

facebook.com/ketencoglumuammer

facebook.com/muammerketencoğlu

***

Tuna’nın Beri Yanı – Predrag Gojkovic Cune -2 (Sırbistan) – 29 Şubat 2020

14:00 – 14:30 Türlerin Yaşam Hakkı / Işıl Karaelmas / Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey

turlerinyasamhakki29.01.2020

zz4

“Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey” şiarıyla yola çıkan program; Türkiye ve dünyadaki hayvan hakları gündeminden, etik veganlık anlayışına; hayvansal ürünleri tüketmeyi bırakmaktan, sokak hayvanlarına yardım etmeye kadar faydalı insan yaklaşımları ve pratikleri üzerine.

twitter.com.türlerin.yaşam.hakkı 

pictosee.com/turlerinyasamhakki/

***

94.9 Açık Radyo, Türlerin Yaşam Hakkı

Hazırlayan ve sunan: Işıl Karaelmas
Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu’ndan Öykü Yağcı (Yunuslara Özgürlük Platformu & Hayvan Hakları İzleme Komitesi Sözcüsü) ve Av. Melike Özdemir Ballı (Hayvanlara Adalet Derneği) ile TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu raporunun meclise sunulmasını ardından gelinen noktayı ve iletilen talepleri konuştuk.
***
turlerinyasamhakki. Bugün saat 14.00’te konuklarım @yasamaizlemedelegasyonu bileşenlerinde

Bugün saat 14.00’te konuklarım @yasamaizlemedelegasyonu bileşenlerinden @freedomfordolphins ve @hakim_komite sözcüsü Öykü Yağcı (@oyku__yagci) ile @hayvanlaraadalet Derneği’nden Av. Melike Özdemir Ballı (@melikeozdemirballi ) ile beklenen Hayvan Hakları Kanunu hakkındaki gelişmeleri konuşuyoruz. Saat 14:00’te 94.9 @acikradyo da. #hayvanhakları #animalrights #tbmm #hayvanlardantarafol

14:30 – 15:30 Alla Turca / Ali Pınar ve Ersin Antep / Türkiye’den klâsik müzik yorumcuları ve bestakârları

www.facebook.com/alla.turca.5

instagram.com/allaturca2001/

***

zz6

zz7

zz8

Çarşamba 14.30-15.30 arası 94,9FM #açıkradyo’da #AliPınar ve #ErsinAntep’in hazırlayıp sunduğu #AllaTurca’nın konukları #AhterDestan #MeteGökçe ve #MesutÇaşka! Birlikte #koro ve #keman kış okulları üzerine konuşacağız @ahter33 @metegokce @cihataskin @mesutcaska @caka.kultur @muzikbilim @alipinarofficial @acikradyo @100seskorookulu

15:30 – 16:30 Altın Saatler / Nuray Aydınoğlu, Elvan Cantekin, Argun Yum ve Gürhan Ertür / 17 Ağustos’u unutma

altinsaatler20200129

Altın Saatler kayıt arşivi

16:30 – 17:00 15 günde bir Çarşamba 16:30 – Çetin Ceviz / Otizme Yönelik Toplumsal Savunma / Deniz Yazgan

cetinceviz20200129

Otizm ve otizmlinin hayat rutinini, otizmin küresel, bölgesel ve yerel anlamlarını, otizmin hayata dokunuşlarıyla tartıştığımız bir program. Hepsi birbirinden farklı kıvrımlara, hacme ve şekle sahip olan cevizleri inceler gibi, farklılıkları farklılığı bilenlerle kurcalıyor, içinden ne çıkacağını merakla birlikte keşfediyoruz.

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı // Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20200129

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Nükleer santrallarda ortaya çıkar radyoaktif atıkların depolama yöntemi “ciddi oranda” yetersiz

29 Ocak 2020
Fotoğraf: Yeşil Gazete

Ohio State Üniversitesi‘nden araştırmacılar nükleer santrallarda ortaya çıkan radyoaktif atıkları depolamak için kullanılan mevcut yöntemlerin “ciddi oranda” güvensiz olduğunu söyledi.

Independent’ten Anthony Cuthbertson’ın haberine göre, Ohio State Üniversitesi‘nden araştırmacılar nükleer santrallerde ortaya çıkan radyoaktif atıkları depolamak için kullanılan mevcut yöntemlerin “ciddi oranda” güvensiz olduğunu söyledi. Depolama amacıyla yapılan uzun vadeli planların sürdürülemez olduğunu söyleyen bilim insanları sürecin radyoaktif maddelerin çevreye salınmasıyla sonuçlanacağını belirtti. Araştırmacılar tehlikeli atıkları depolamak için kullanılan malzemelerin düşünüldüğünden çok daha hızlı aşındığını yazdı. Ohio State Üniversitesi’nin yönetici yardımcısı ve çalışmanın başyazarı Şiaolei Guo “Bu, mevcut modellerin bu atığı güvenle saklamak için yeterli olmayabileceğini gösteriyor” dedi. Birçok ülkede, radyoaktivitesini on binlerce yıl sürdürebilen yüksek seviyeli nükleer atık için çöp alanları bulunmuyor. Mevcut depolama çözümü atıkları metalik kaplara kapatıp yer altına gömmeden önce cam veya seramik oluşturmak için başka ürünlerle karıştırmayı içeriyor. Zamanla nükleer atıkların kimyasında meydana gelen değişiklikler yüzünden cam ve seramik maddeler metal kutularda “ciddi” aşınmaya neden oluyor. Araştırma belirli koşullar altında paslanmaz çeliğin aşınmasının ciddi boyutlara ulaşacağını belirtiyor. Çalışmanın yazarlarının önerdiği bir çözüme göre aşınmayı önlemek için metalle cam veya seramik arasına konacak uygun bir bariyer malzemesi geliştirilebilir.

Olimpiyat meşalesi hidrojenle yakılacak

Bu sene Japonya‘nın başkenti Tokyo’da düzenlenecek olan Olimpiyat Oyunları‘nda iklim krizine dikkat çekmek için çevre dostu adımlar atılmasına karar verildi. Bu adımlardan en sembolik olanı, olimpiyat meşalesinin hidrojenle yakılacak olması. Webtekno’nun haberine göre, Japonya ayrıca 500 adet hidrojenle çalışan arabayı da etkinlikte kullanıma açacak. Tokyo 2020 oyunlarını organize eden yetkililer, etkinlikte ortaya çıkacak karbon salımını sıfıra indirmeyi ve çevresel sorunlar hakkında farkındalığı artırmayı amaçlıyor. Meşalede kullanılacak hidrojen, Fukuşima’da bulunan bir yenilenebilir enerji tesisinden temin edilecek. Hidrojenin, 2011’deki deprem ve ardından oluşan tsunamide büyük hasar gören ve aynı adlı nükleer santrale ev sahipliği yapan Fukuşima’dan temin edilecek olmasının sembolik anlam taşıyacağı belirtiliyor. Ekinlikte atılacak diğer önemli adımların arasında; sporcuların kaldığı yerlerdeki yatakların yapımında yenilenebilir karton kullanılması, madalyaların geri dönüştürülmüş kullanıcı elektroniği ürünlerinden üretilmesi, meşalelerin alüminyum atıklarından yapılması gibi girişimler yer alıyor.

Mikroplastikler her yerde

Yeşil Gazete’den Emre Kızılırmak’ın haberine göre, Mikroplastikler, Kuzey Buz Denizi’nden, Almanya‘nın tarlalarına kadar her yerde bulunabilir durumdalar ve yeni bir araştırma gösteriyor ki bu parçacıklar gökyüzündeki canlı yaşamına dahi karışmış olabilirler. Araştırmalar, su birikintilerinde yaşayan sivrisinek larvalarının küçük plastik parçaları yediklerini ve bu parçacıkların sivrisineklerin kanatlı birer yetişkin oldukları zaman dahi vücutlarında kalmaya devam ettiğini gösterdi. Sivrisineklerin; çoğunlukla kuşların, yarasaların ve daha büyük böceklerin menüsünde yer alması ve dolayısıyla plastiğin havadaki besin zincirine dahil olması, bilim insanlarını ciddi şekilde endişelendiriyor.

Ornitorenk sayısı gelecek 50 yılda yüzde 66’a varan oranlarda düşecek

Independent’ten Harry Cockburn’un haberine göre, Avustralya’da gün yüzüne çıkan iklim felaketi rekor kıran sıcak hava dalgalarıyla ve tehlike altındaki pek çok türü yok olmanın kıyısına getiren ve kontrol altına alınmayan yangınlarla birlikte doğal yaşama çok ciddi hasarlar veriyor. Bilim insanlarına göre ciddi kaygılar barındıran nadir türlere ornitorenk de katıldı. Avustralya’nın doğusundaki nehir sistemlerinde yaşayan gagalı keseli memeli türü; kuraklıklar, kirlilik, doğal toprak örtüsünün kaldırılması ve baraj inşaatları nedeniyle doğal yaşam alanının yüzde 40’ında zaten yok olmuştu. New South Wales Üniversitesi’nin Ekosistem Bilimi Merkezi’nden bilim insanlarına göre bu hayvan türüne yönelik iklim değişikliğinden kaynaklanan mevcut tehditler aynı şekilde devam ederse ornitorenk sayısı gelecek 50 yılda yüzde 66’a varan oranlarda düşecek. Üstelik bu 50 yıl için iklim değişikliğiyle ilgili tahminler de hesaba katılırsa sayıları 2070’e kadar yüzde 73 azalacak. Son yıllarda az miktardaki yağmur ve yüksek sıcaklıklar nedeniyle nehir sistemlerinde yaşanan mevcut hasar ornitorenkler açısından durumu daha da kötüleştirdi. Çalışmaya göre bu canlıların “hassas türler” sınıfına girip girmeyeceğini belirlemek ve ardından “soyunun tükenme riskini en aza indirmek amacıyla” koruma planları hazırlamak için bir ulusal bir risk değerlendirmesine “acil ihtiyaç var.” Yeni çalışma “araştırmaların arttırılmasını, gidişatın takibini, tehditlerin azaltılmasını ve nehirlerdeki ornitorenk habitatının yönetiminin geliştirilmesi” için çağrı yapıyor.

“Erciyes Dağı’nda iklim kuşakları 150 metre yukarı kaydı”

Cumhuriyet’ten Hazal Ocak’ın haberine göre, Prof. Dr. Doğan Kantarcı Kayseri’deki Erciyes Dağı’na ilişkin bölgede araştırma yaptı. Kantarcı hazırladığı raporda iklim krizinin bölgeyi etkilediğini tespit ederek “Erciyes Dağı’nda ısınmadan ötürü yükselti/iklim kuşaklarının en az 100-150 metre yukarı kaydı” ifadelerini kullandı.  Raporda iklim krizine dikkat çekilerek “İklim değişimi sürecinde alçak arazinin daha da kuraklaşması, buna karşılık yüksek arazide sıcaklığın artması ağaçlandırma çalışmaları için dikkat çekici bir gelişme. Dağ kavağının yaygınlaşması da iklim değişimi sürecinin belirgin bir göstergesi. Yeterli meteorolojik ölçmeler olmadığı için ‘Yükselti/iklim kuşakları’ ancak bitkilerin yayılmasına bağlı olarak belirlenebilmekte. Erciyes Dağı’nda geliştirilmeye çalışılan turizm yerleşimleri dağın doğal yapısını ve ekosistemlerini de etkileyecek” dendi haberde.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Çarşamba Oyun Arası / Emre Gümüşer

Muhtelif tiyatro müziği örneklerine kulak atıp, oyunlar arası bir yolculuğa çıkıyoruz.

Açık Dergi Çarşamba Her ayın son Çarşamba akşamı 18:30 – Fasikül / Aylık Özgür Sinema Gündemi / Ekrem Buğra Büte

Sinemada ifade özgürlüğünün önündeki engeller ve bunlara karşı geliştirilen yaratıcı çözümler Fasikül’de raporlanıyor ve muhtelif aktörlerle değerlendiriliyor.

Açık Dergi Çarşamba 15 günde bir Çarşamba 19.00 – Küçük Düşünürler Topluluğu / Özge Özdemir

kucukdusunurler29.01.2020

Küçük Düşünürler Topluluğu programı, felsefeci ve eğitmen Dr. Özge Özdemir’in kolaylaştırıcılığında çocukların bir soru ya da kavram üzerine felsefi tartışma yürüttükleri bir tartışma programı. İki haftada bir biraraya gelen 12 yaşındaki felsefeciler nitelikli düşünme ve yargıda bulunma becerisinin nasıl geliştiğini hep birlikte işliyor.

Açık Dergi Çarşamba 18:50 Tasarım Sözlüğü (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Muğlak Standartlar Enstitüsü

Muğlak Standartlar Enstitüsü’nün uzun süredir üstünde çalıştığı ve memlekete özgü tasarımsal terim ve icatların derlendiği müstesna Tasarım Sözlüğü’nün maddeleri Enstitü üyelerince her Çarşamba akşamı birer maddeyle radyoda seslendirilmeye başlıyor.

Açık Dergi 19:30 Çıplak Ayakla Dans (Açık Dergi’de yeniden köşe, 15 günde 1) / Hazırlayanlar: Duygu Güngör ve Mihran Tomasyan

Çıplak Ayaklar Kumpanyası bu yayın döneminde yeni konu ve konuklarıyla aramıza dönüyor. Tezahür programıyla dönüşümlü olarak.

Çıplak Ayakla Dans kayıt arşivi

Açık Dergi 19:30 Tezahür (15 Günde 1) / Hazırlayan: Gülin Dede Tekin / İstanbul tiyatro hayatı üzerine gündelik konuşmalar

tezahur20200129

Tiyatro dünyasından haberler, röportajlar, yeni oyunlar, güncel meseleler. Artık Salı değil Çarşamba akşamları. Çıplak Ayaklarla Dans’la dönüşümlü.

Tezahür kayıt arşivi

Açık Dergi 19:30 Yerden Yüksek / Çocukların Mekân Algısı ve Mekânsal Hakları / Gizem Kıygı

Değişen kentsel ve kırsal mekânlarda çocuıkların mekânlarda nasıl varoldukları ve mekânı nasıl algıladıklarını ve bu konuda yapılan çalışmaları konuşuyoruz. Her bölümde bir araştırmacı-uzman konuk yayına eşlik ediyor.

instagram.com/yerden.yuksek94.9/?hl=tr

medium.com/yerdenyüksek

Açık Dergi Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı / Yıldırım Arıcı Anısına / Eser: Bilge Karasu / Okuyan: Eraslan Sağlam

metis izniyle. açık radyo prodüksiyon. / okuyan eraslan sağlam / müzik scaramouch

Açık Dergi  19:30 Fasikül (Her ayın son Çarşambası) / Ekrem Buğra Büte ve Fırat Yücel / “özgür sinema” perspektifi

Fasikül

Ocak 2020 itibariyle Açık Dergi’de her ayın son Çarşambası, geçtiğimiz ayın sinema gündemini “özgür sinema” perspektifinden değerlendireceğimiz yayını Ekrem Buğra Büte ve Fırat Yücel hazırlıyor.

Altyazı Fasikül günümüz Türkiye’sinde çoğu kez görmezden gelinen sansür ve baskı vakalarının arşivini tutarak özgür sinemanın hafızası olmayı hedefliyor. Bu ilk bölümde de, yeni sinema yasası ve 2019 yılında sinemacılara açılan davaların, alanda yaşanan sansür vakaları ve film festivallerin durumuna göz atıyoruz.

***

Altyazı’dan aylık “Özgür Sinema Gündemi” Fasikül radyo yayınına başladı

29 Ocak 2020
Altyazı – Fasikül

Altyazı Sinema Derneği’nin sinemada ifade özgürlüğü alanının genişlemesine katkı sağlamak için hayata geçirdiği Altyazı Fasikül’ün radyo yayını başladı.

Ocak 2020 itibariyle Açık Dergi’de her ayın son Çarşambası, geçtiğimiz ayın sinema gündemini “özgür sinema” perspektifinden değerlendireceğimiz yayını Ekrem Buğra Büte ve Fırat Yücel hazırlıyor.

Altyazı Fasikül günümüz Türkiye’sinde çoğu kez görmezden gelinen sansür ve baskı vakalarının arşivini tutarak özgür sinemanın hafızası olmayı hedefliyor. Bu ilk bölümde de, yeni sinema yasası ve 2019 yılında sinemacılara açılan davaların, alanda yaşanan sansür vakaları ve film festivallerin durumuna göz atıyoruz.

20:00 – 21:00 Ay’da Caz (Yeni program) / Caz tarihinde bu ay / Hazırlayanlar: Nazlı Toprak ve Leyla Diana Gücük

Caz tarihinde o ay doğan-ölen müzisyenler, çıkan albümler, önemli olayların işlendiği bir caz programı

21:00 – 22:00 Akdeniz Güneşi / Müzikli Akdeniz Turu / Tolga Esmer

Akdeniz’in cazla buluştuğu radyo programı. Tabii Akdeniz kültürünün katı sınırlardan hoşlanmadığı düşünüldüğünde caz dışındaki müzik türlerine ve Akdeniz dışından, yüreği Akdeniz güneşiyle ısınmış müzisyenlere de yer veriyor. Bu yayın döneminde çarşamba akşamları saat 21.00’de.

22:00 – 23:00 Ayın Karanlık Yüzü / Yosi Falay / Bir albüm

23:00 – 24:00 Caz Portreleri / Mustafa Aykın / Ayrıntılı caz tiplemeleri

24:00 – 01:00 Beton Orman / Da-Frogg Eyez /  Reggae, Dub ve alt türleri

8 yıl aradan sonra Beton Orman, Reggae, Dub ve alt türlerinin pozitif titreşimlerini yaymak için döndü.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/1/27

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Yeni Ufuklar (Yeniden program) / UNDP Türkiye

Her kış dönemi olduğu gibi BM UNDP Türkiye ofisinin hazırladığı Yeni Ufuklar bu  yayın döneminde geri dönüyor.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_28-01-2020

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Kendi yarattıkları bir krizi çözmeleri konusunda Davos milyarderlerine güvenemeyiz.”
——————
Uluslararası iklim aktivisti ve İsviçre merkezli Strike Dünya Ekonomi Forumuna Karşı Grev Kolektifi medya sözcüsü Payal Parekh, Davos’ta iklim için toplanan zengin ve güçlüler takımının iklim krizini çözmek istiyorlarsa, Dünya Ekonomi Forumu’na son vermeleri gerektiğini belirtiyor. (Guardian)

Görüntünün olası içeriği: 6 kişi, ayakta duran insanlar ve ayakkabılar

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Salı Ahmet İnsel’le Ufuk Turu

ufukturu20200128

Ufuk Turu kayıt arşivi

09:30 – 09:50 Açık Bilinç /  Güven Güzeldere ile Bilim ve Felsefe Sohbetleri

acikbilinc28.01.2020alinesinmatematik

Açık Bilinç kayıt arşivi

Açık Bilinç program metinleri

twitter.com/acikbilinc

***

zz6

Matematik nedir? Nasıl doğdu, ne işe yarar, diğer bilimlerden farkı nerededir? Matematik buluşları keşif mi, icat mıdır?

@Mat_Koyu  kurucusu Prof. Ali Nesin ile Matematik serimize başlıyoruz. 28 Ocak 2019 Salı 09:30 acikradyo.com.tr/stream ve acikradyo.com.tr/program/44255/ podcast. +
***
zz7
Einstein, “saf matematik, mantıksal düşüncelerin kendine özgü şiiridir” diyor. Matematik serimizin ilk programında, bu özel bilim alanının doğası, diğer temel bilimlerden farkı ve önemi hakkında konuşacağız. Serinin ilerleyen bölümlerinde, matematiğin alt dallarına eğileceğiz.
***
Matematikle ilgili pek çok ilginç soru sormak mümkün: -Deney yapmak, veri toplamak zorunda olmayan matematik,ne tür bir bilimdir? -Yeni matematiksel bir buluş, doğada keşfedilen bir doğruya mı, insan zihninin bir icadına mı işaret eder? -Saf/uygulamalı matematik nasıl ayrışır?
***
Matematik, diğer bilimler gibi, sonradan kanıtlacak öngörülerde bulunur mu? Peki, matematikte hala cevabı bulunamamış sorular var mı? Matematik, örneğin satranç gibi, başlangıç noktaları ve temel kuralları önceden belirlenmiş analitik bir alansa, ucu açık soruları olabilir mi?
***
“Matematik” terimi, Antik Yunanca’daki “máthēma” (öğrenme, bilgi) kökünden geliyor. “Bütün bilimlerin kraliçesi” olarak nitelenen matematik için, hem kendi içinde özel bir bilim alanı, hem de pek çok başka bilimin ilerlemesini sağlayan en önemli araç diyebiliriz.
***
Matematik olmasa, fizik, kimya, astronomi gibi doğa bilimleri de, ekonomi, sosyoloji gibi uygulamalı sosyal bilimleri de, bugün oldukları yere gelemezlerdi, bunu biliyoruz. Teknolojik gelişmenin en önemli itici gücünün de matematiksel hesaplama olduğu, açık.
***
zz8
zz9
İtalyan Rönesans dönemi ressamı Raphael’in, 1500’lü yıllarda yaptığı (merkezinde Platon ve Aristoteles’in yer aldığı) ünlü “Atina Okulu” resminde, sağ alt köşeye bakarsanız, matematiğe de özel bir yer verdiğini göreceksiniz.
***
zz10
Bir de şunu not edelim: Bilim tarihinde en önemli temel bilimcilerin hepsi, aynı zamanda çok iyi birer matematikçiydi. “Bilimsel Devrim”in öncüsü, 17. yüzyılın büyük fizikçisi Galileo Galilei, “doğanın kitabı, matematik dilinde yazılmıştır” demişti.
***
Matematik içinde, uzaysal ilişkilere eğilen Geometri, yapıları inceleyen Cebir, değişimi açıklayan Analiz, nicelikler üzerine yoğunlaşan Sayı Kuramı ve ihtimal hesaplarını formüle eden Olasılık Kuramı gibi alt alanlar var. Bu seride, zamanla, hepsine değinmeye çalışacağız.
***

Ülkemizde, bütün bu alanlarda uzmanlaşmış çok nitelikli matematikçiler,

gibi okul ve

gibi oluşumlar olduğu için, şanslıyız. Bu seri ile, matematiğin korkulacak bir yanı olmadığını, öğrenmesi heyecan ve keyif veren bir alan olduğunu göstermeyi hedefliyoruz.

***
zz11

Son olarak, içeriğine çok emek verilen 3 aylık popüler

dergisine değinmek isterim. Konuğumuz Prof. Ali Nesin, 2003-2014 arasında derginin yönetmenliğini üstlenmişti. Artık e-dergi biçiminde yayınlanacak olan bu değerli dergiyi destekleyelim: matematikdunyasi.org

***
zz12
zz13
Bu programı, artık hayatta olmayan iki değerli matematikçimizin anısına adıyorum. ODTÜ kökenli, kariyerinin son bölümünü ABD’de geçirmiş olan ve “Kim Korkar Matematikten” kitabının yazarı, Prof. Nazif Tepedelenlioğlu.
***
zz14
Sabancı Üniversitesi eski rektörü, Açık Radyo’da “Matematik Hikayeleri” de anlatmış olan Prof. Tosun Terzioğlu: acikradyo.com.tr/program/matema Nazif ve Tosun hocalarla tanışmış olanlarımız, ne kadar şanslı olduğumuzu biliyoruz.
***

Gelecek hafta, matematiği herkese sevdirmeyi amaçlayan

oluşumunun kurucusu iki genç bilimcimiz

ve

ile Matematik serisine devam edeceğiz.

***

Not. Akışın başında yanlışlıkla 28 Ocak 2019 Salı 09:30 diye yazmışım. Elbette 28 Ocak 2020 Salı (yarın sabah) 09:30 olacak. İşaret ettiği için

‘a teşekkür ediyorum.

***

Matematik nedir, nasıl doğdu, ne işe yarar, diğer bilimlerden farkı nerededir?: Prof. Ali Nesin’le söyleşi

28 Ocak 2020

Matematik serimizin ilk programında, bu özel bilim alanının doğası, diğer temel bilimlerden farkı ve önemi hakkında konuşacağız.

Einstein, “Saf matematik, mantıksal düşüncelerin kendine özgü şiiridir” diyor.

Matematik serimizin ilk programında, bu özel bilim alanının doğası, diğer temel bilimlerden farkı ve önemi hakkında konuşacağız. Serinin ilerleyen bölümlerinde, matematiğin alt dallarına eğileceğiz.

— / —

Matematikle ilgili pek çok ilginç ve felsefi nitelikli soru sormak mümkün:

– Deney yapmak, veri toplamak zorunda olmayan matematik, ne tür bir bilimdir?

– Yeni matematiksel bir buluş, doğada keşfedilen bir doğruya mı, insan zihninin bir icadına mı işaret eder?

– Saf/uygulamalı matematik nasıl ayrışır?

– Matematik, diğer bilimler gibi, sonradan kanıtlayacak öngörülerde bulunur mu?

Peki, matematikte hala cevabı bulunamamış sorular var mı? Yani, matematik, örneğin satranç gibi, başlangıç noktaları ve temel kuralları önceden belirlenmiş analitik bir alansa, ucu açık soruları olabilir mi?

— / —

“Matematik” terimi, Antik Yunanca’daki “máthēma” (öğrenme, bilgi) kökünden geliyor.

“Bütün bilimlerin kraliçesi” olarak nitelenen matematik için, hem kendi içinde özel bir bilim alanı, hem de pek çok başka bilimin ilerlemesini sağlayan en önemli araç diyebiliriz.

Matematik olmasa, fizik, kimya, astronomi gibi doğa bilimleri de ekonomi, sosyoloji gibi uygulamalı sosyal bilimleri de bugün oldukları yere gelemezlerdi, bunu biliyoruz.

Teknolojik gelişmenin en önemli itici gücünün de matematiksel hesaplama olduğu, açık.

— / —

Rönesans döneminin en önemli İtalyan ressamlarından Raphael’in, 1500’lü yıllarda yaptığı (merkezinde Platon ve Aristoteles’in yer aldığı) ünlü “Atina Okulu” resminde, sağ alt köşeye bakarsanız, matematiğe de özel bir yer verdiğini göreceksiniz.

Bir de şunu not edeyim: Bilim tarihinde en önemli temel bilimcilerin hepsi, aynı zamanda çok iyi birer matematikçiydi.

Doğa bilimlerini matematiksel bir temele oturtan, “Bilimsel Devrim” döneminin öncüsü, 17. yüzyılın büyük fizikçisi Galileo Galilei, “doğanın kitabı, matematik dilinde yazılmıştır” demişti.

— / —

Matematik içinde, uzaysal ilişkilere eğilen Geometri, yapıları inceleyen Cebir, değişimi açıklayan Analiz, nicelikler üzerine yoğunlaşan Sayı Kuramı ve ihtimal hesaplarını formüle eden Olasılık Kuramı gibi alt alanlar var.

Bu seride, zamanla, hepsine değinmeye çalışacağız.

Ülkemizde, bütün bu alanlarda uzmanlaşmış çok nitelikli matematikçiler, Matematik Köyü gibi okullar ve “Matematiğin Peşinde” gibi oluşumlar olduğu için, şanslıyız.

Bu seri ile, matematiğin korkulacak bir yanı olmadığını, öğrenmesi heyecan ve keyif veren bir alan olduğunu göstermeyi hedefliyoruz.

— / —

Son olarak, içeriğine çok emek verilen 3 aylık popüler Matematik Dünyası dergisine değinmek isterim.

Konuğumuz Prof. Ali Nesin, 2003-2014 arasında derginin yönetmenliğini üstlenmişti.

Artık e-dergi biçiminde yayınlanacak olan bu güzel dergiyi desteklemeyi ihmal etmeyelim: https://matematikdunyasi.org

— / —

Bu programı, artık hayatta olmayan iki değerli matematikçimizin anısına adıyorum.

ODTÜ kökenli, kariyerinin son bölümünü ABD’de geçirmiş olan ve “Kim Korkar Matematikten” kitabının yazarı, Prof. Nazif Tepedelenlioğlu.

Ve Sabancı Üniversitesi eski rektörü, Açık Radyo’da “Matematik Hikayeleri” de anlatmış olan Prof. Tosun Terzioğlu: http://acikradyo.com.tr/program/matematik-hikayeleri

Nazif ve Tosun hocalarla tanışmış olanlarımız, ne kadar şanslı olduğumuzu biliyoruz.

— / —

Gelecek hafta, matematiği herkese sevdirmeyi amaçlayan “Matematiğin Peşinde” oluşumunun kurucusu iki genç bilimcimiz Can Ozan Oğuz ve Utku Aytaç ile Matematik serisine devam edeceğiz.

Açık Bilinç’i salı sabahları 9:30’da (http://acikradyo.com.tr/stream) dinleyebilir, podcast arşivine http://acikradyo.com.tr/program/acik-bilinc‘den ulaşabilirsiniz.

10:00 – 10:30 İklim İçin / Yücel Sönmez, Ömer Madra ve Murat Can Tonbil

iklimicin20200128

İklim İçin kayıt arşivi

10:30 – 11:00 Ahşaptan Betona, Mecidiyeden Jetona / Pınar Erkan / Alameti kerametinden menkul kent hikayeleri

ahsaptanbetonamecidiyedenjetona20200128

“Alameti kerametinden menkul kent hikâyeleri” şiarıyla yola çıkan programda tarihten günümüze tarihsel katmanlar da deşilerek Bizans köşklerinden, sarayların altyapısının nasıl oluşturulduğuna, konutlardan ofislere, kaldırımlardan sokaklara, dehlizlerden şarap üretilen üzüm bağlarına kadar şehrin farklı unsurlarına dair az ya da çok bilinen detaylar konuşuluyor.

Ahşaptan betona Mecidiyeden jetona kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Deniz Aşırı / Deniz Pak / Bozcaadalılar, adaya yolu düşenler ve adanın kıyısına vuranlar…

bozcaadasozlugu.blogspot.com/denizairi

12:00 – 13:00 Cam Kenarı / Türlerden bağımsız yol müzikleri / Selahattin Çolak

Funk, oldschool hip-hop, jazz, jazz hiphop ve zaman zaman soul müziklerle sol şeritte ilerleyen bir müzik programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Musica Brasileira / Jozi Levi / Brezilya’dan müzik

9

soundcloud.com/joezeex/

14:00 – 14:30 Dünya Mirası Adalar / Asu Aksoy, Derya Tolgay ve Alp Orçun

dunyamirasiadalar20200128

Adalar, yüzyıllarca imparatorluklara başkentlik yapmış, siyasi ve kültürel dönüşümlerin aktörlerini beslemiş dünya şehri İstanbul’un hikâyelerinin hep bir parçası olagelmiş. Krallar, kraliçeler, dini liderler sürgüne buralarda zindanlara atılmış, ardından Osmanlı’dan günümüze  farklı kültürel cemaatlerin zengin bürokratları, iş insanları, Adaları İstanbul’un sayfiye merkezi haline getirmiş, sanatçılar, yazarlar, Adalar’ın renginden, havasından, kokusundan beslenmek için buraları mekân tutmuş. Adalar, muhteşem mimari ve yaşam dokusuyla dünyada eşine az rastlanır bir kültürler havzası olma halini bugüne kadar taşımışlar.
Şanslıyız ki Adalarda İstanbul tarihinin tüm veçhelerinin mekânsal izdüşümlerini hâlâ görebiliyoruz ve barındırdıkları hikâyelerin bazen yaşayan bilgi kaynaklarına erişebiliyoruz. Kendimizi gerçekten müstesna hissetmeliyiz: Adalar’a adımımızı attığımızda İstanbul tarihinin çok da bozulmamış tanığının varlığını hissedebiliyoruz, şaşırıyor ve nedenini çok da bilmeden mutlu oluyoruz. Bu yayın döneminde bizi mutlu eden Dünya Mirası Adalar’ı enine boyuna konuşuyoruz.

Dünya Mirası Adalar facebook sayfası

***

Yaşantısının büyük bir bölümünde Adalar’ın değişimine tanık oldu. Çok sevdiği Dünya Mirası Adalar’ın son dönemdeki değişimi ise onu derinden etkiledi, üzdü. Atlara yapılanlar ve kaybolacak olan kültür mirası Faytonlar üzerine ise epey söyleyecekleri var. Salı 14.00 de Açık Radyo-Dünya Mirası Adalar programına 70 seneden fazla Büyükada’da yaşayan ressam Nazan Sümer Akpınar konuk oluyor.
2017 Ağustos ayında yayınlanan, Anıların İzinde Büyükada’ya yolculuk kitabı bir belge niteliğindedir.

Nazan Sümer Akpınar kimdir:
İstanbul doğumlu sanatçı, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’nin Edebiyat Bölümünden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji ve Sosyoloji bölümlerine devam etti. Resimle ilişkisi çocukluk çağından başlayan Nazan Akpınar, bu sanatla ilgili ilk bilgilerini ilkokul sıralarında hocası Hasan Kavruk’dan aldı. 1964-1979 yılları arasında, babası Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Fresk Atölyesi kurucusu Prof. Ressam Ayetulllah Sumer’in atölyesinde usta-çırak ilişkisi şeklinde gelişen bir resim eğitimi gördü. Babası ve yine ressam olan annesi Semiha Sumer ile birlikte pek çok özel sektör ve kamu kurumunda duvar panoları çalıştı; Ayetullah Sumer’in AS GRUBU adı altında öğrencileri ile düzenledikleri sergilere katıldı.
1970 yılında Geleneksel Adalı Ressamlar Sergisinde “Genç Ressamlar” dalında mansiyon kazandı. Sanatıyla ilgili bilgilerini geliştirmek amacıyla 1981 yılında Mimar Sinan Üniversitesi öğretim üyelerinden Atilla Tos’un desen kursuna; 1983-1986 yılları arasında ise Üstad Mahmut Cuda’nın önderliğinde kendi atölyesinde düzenlediği desen ve yağlıboya resim tekniği grup çalışmalarına devam etti.
1964 yılından itibaren Kadın Haklarını Koruma Derneği, Ressamlar Derneği, Türkiye Tabiatını Koruma Derneği, Resim ve Heykel Müzesi Derneği gibi pek çok kuruma üye olarak yönetim kurullarında görev aldı.
1974 yılında Güzel Sanatlar Birliği Resim Derneği’ne üye kabul edildi ve çeşitli yönetim kademelerinde çalıştı. 1985 yılında yeni dernekler yasasına uyum sağlamak amacıyla derneğin yeniden yapılanma sürecinde eşi Ali Akpınar ve arkadaşları ile birlikte çalışmalar yürüttü; ardından halen sürdürmekte olduğu Yönetim Kurulu Başkanlığına seçildi.
İstanbul ve Ankara’da 30 kişisel sergi açmış bulunan sanatçı, ayrıca 33., 37. ve 41. Devlet Resim ve Heykel Sergileri yanında, üyesi olduğu kurumların 1968-2015 yılları arasında yurt içinde ve dışında düzenlemiş oldukları 224 karma sergiye katılmış; bazı yarışmalı sergilerde jüri üyeliği yapmış; bazılarında ise eserleri sergilenmiştir.
Yapıtları yurtiçi ve yurtdışındaki tüzel ve özel koleksiyonlarda bulunmakta olan Nazan Akpınar, uzun bir süre İBB Taksim Sanat Galerisi’nin seçici kurulunda yer aldı. 2002-2003 yıllarında eleştirmen Özkan Eroğlu’nun karşılaştırmalı sanat tarihi kursuna devam etmiş olan sanatçının, “Antika”, “Sanat Çevresi” dergileri ile “Adaların Sesi” gazetesinde sanatla ilgili deneme yazıları yayınlandı. Halen de “Yeni Ana” dergisinde bu yazılarını sürdürmektedir.
Çalışmaları nedeniyle birçok kuruluştan berat, madalya ve teşekkür belgesi alan Nazan Akpınar’ın biyografisi ve yapıtlarının fotoğrafları pek çok ansiklopedi, kitap, dergi, katalog ve broşürde yer almaktadır.

The artist was born in Istanbul. She graduated from Istanbul American Girls College in 1964 and continued her education at the University of Istanbul, Faculty of Letters.
She had her first knowledge about the art of painting at the primary school; her teacher was Hasan Kavruk, who later became a successful artist. During her high school and university years she continued her art studies at her fathers workshop. Her father was Prof. Ayetullah Sumer, who was the fresque professor at the State Fine Arts Academy in Istanbulm. With her father’s students, she continued her education, which followed the master, apprentice discipline and lasted until the death of her father in 1979.
In 1970 she was rewarded for her works in the “Traditional Islander Artist Exhibition” at the branch of “Young Artists”. In 1981 she attended Atilla Tos’ (an assisting professor at Mimar Sinan Fine Arts Academy) design course. Between 1983 and 1986, she organised a course of design and techniques of oil painting in her own workshop. Then the teacher was late master Mahmut Cuda. Besides her art studies since 1964, she has been a member in several social and art societies and has worked in their administrative committee as secretary. For example, “Protecting Women’s Wrights Association” and “The Association of the Artist Painters” are two of such associations.
In 1974 she was accepted as a member of the “Union of Fine Arts Painting Association” (The oldest art and culture society in Turkey, founded in 1909) and worked in the boarding committee. In 1985 the artist and her friends started a new era of modernism in the history of the union, supporting the independent artistic formations in order to encourage the evolution in fine arts. She was also assigned as the Director of Board and since then she has been continuing this duty.
She has displayed 30 solo exhibitions in Istanbul and Ankara. She also participated in the 33rd, 37th, 41th State Painting and Sculpture Exhibitions and in many group exhibitions both in Turkey and in some European countries. She worked as a member of the jury of some contest exhibitions and also her works were displayed in several juried exhibitions.
Her biography and her paintings were displayed in some encyclopedias and books, which were prepared by the Ministry of Culture and some private organizations.
Her works are included in several public and private collections in Turkey, USA and Italy.
Among her works are wall-paintings as well; and her essays on art were published in art magazines such “Antiques” and “Art Environment” and newspapers like “Voice of the Islands and ‘the Mother’ culture and poetry magazine” in 2002 and 2003 she also studied art history with Master Özkan Eroğlu.
She was presented medals, plaquets and certificates of achievement by several Institutions.
Among her works are still-life paintings, portraits, landscapes and figurative compositions. Her style is realistic, but free of details. She paints and creates a world of her own, which usually has a calm and mystic atmosphere.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, at ve açık hava
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, at ve açık hava
Görüntünün olası içeriği: bitki, ağaç, yazı ve açık hava
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, şunu diyen bir yazı 'Nazan Sumer Akpınar, doğumundan bugüne, yaşantısının uzun bir geçirmiş olduğu ve yıllar içerisindeki değişim tanıklık ettiği Büyükada ilgili çocukluk ve gençlik anılarını bu paylaşıyor. Ada'nın en güzel yılları, bakir toprağı en bozulmamış halini tarihin akışı içerisinde, çočukluk yıllarından itibaren belleğine kaydętmiş olan yazar, bir dönemin Büyükada'sını anılarımızı zenginleştirecek fotoğraflar eşliğinde anlatıyor. Akpınar'ın, halen yaşamakta olduğu Nizam Evler Sonu Mahallesi'nin 50'li yıllar ile 70'li yıllar arasındaki döneminin hikâyesi sakinleri üzerine kurguladığı kitap "Anıların İzinde Büyükada'ya Yolculuk" keyifle okunacak bir belge niteliğini taşıyor.'
***

Ortak hedefimiz olan Dünya’nın ve Adalar’ın sürdürülebilir gelişimi ve
adil yönetimi için gerekli adımların hep birlikte atılması umuduyla
yeni yılda birlik, beraberlik ve dayanışma ile herkese daha iyi bir gelecek diliyoruz.
Ve bugüne kadar 200 e yakın, Açık Radyo programlarımıza gelerek bize katkı sunan kıymetli konuklarımıza bin 🙏
Dünya Mirası Adalar

Görüntünün olası içeriği: 13 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve açık hava
Görüntünün olası içeriği: 11 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar, masa ve iç mekan
Görüntünün olası içeriği: 20 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar ve açık hava
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta, düğün, ağaç ve açık hava
***

28 Ocak Salı günü kentsel rehabilitasyon ve restorasyon konularında uzman , Universidad de Granada’dan ve Yıldız Teknik Üniversitesinde öğretim görevlisi mimar Jose Manuel Garcia Torres ve 2. sınıf mimarlık öğrencisi Yiğit Koçak ile Bergama’da yaptıkları kollektif mekan; DEPO PERGAMON’un kollektif restorasyon denemesini, Açık Radyo-Dünya Mirası Adalar programında konuştuk. Jose Manuel Garcia Torres, aynı zamanda Depo Pergamon Derneği’nin yönetim kurulu başkanı ve atölye yürütücülerinden. Depo PERGAMON derneğinin çalışmaları umarız hiç bir kamusal alanı olmayan Prens Adaları’na da ilham olur.
http://acikradyo.com.tr/program/193273/kayit-arsivi/1

Depo Pergamon restorasyon atölyesi, İzmir Bergama’da bulunan eski tütün deposunun, bağımsız bir sosyo-kültürel merkez olarak kullanılmak üzere restore edilmesini amaçlayan bir projedir. Bu merkezde, Akdeniz halklarının ve kültürünün buluşması, bilgi alışverişinde bulunulması sağlanacak; yerellik teşvik edilecektir. Projenin sosyal ve mekansal yapısını oluşturmak için uzmanlar, akademisyenler, öğrenciler, zanaatkarlar ve destekçilerden oluşan uluslararası bir ekip 2018 ve 2019 yaz aylarının farklı dönemlerinde birlikte çalıştılar. Proje Yıldız Teknik Üniversitesi Öğr. Gör. Y. Mimar Jose M. Garcia Torres’in girişimleri ortaya çıkmış, gönüllü bir ekiple geliştirilmiştir. Projenin temel amacı Akdeniz coğrafyasının sahip olduğu tarihi ve kültürel değerlerin korunması için ortak çalışma ve birlikte üretimi destekleyen “yerel koruma modelini” üretmektir. Bu doğrultuda soyut ve somut kültürel mirasın korunması, yaşatılması ve restorasyonuna yönelik faaliyetlerin etkinleştirilmesi ve geliştirilmesini sağlamak ve bu konuda çalışmalar yapan kişi ve kuruluşlara destek vermek amacı ile Depo Pergamon Derneği kurulmuştur. Dolayısıyla, Depo Pergamon projesi münferit bir yapının restorasyonu ötesinde derneğin bünyesinde benzer girişimlerin merkezi “Akdeniz Kültür Feneri” olarak çalışması amaçlanmaktadır.
www.depopergamon.com
Jose Manuel Garcia Torres kimdir:
Granada, İspanya doğumlu. “Universidad de Granada”‘da mimarlık lisans ve yüksek lisansı programlarını bitirdi. Erasmus programı ile “Universita degli studi Roma 3” Roma, İtalya’da okumuştur. “Universidad de los Andes” Bogota, Kolombiya’da kentsel rehabilitasyon ve restorasyon programlarında eğitim almıştır. İspanya’da Guia Arquitectura, Romero y Reinoso Arquitectos ve Aertec’te ve Türkiye’de Atölye 70 (Hüseyin Kaptan), Sema Topaloğlu Stüdyo ve Adnan Kazmaoğlu ile çalışmıştır. 2010 yılında iki ortağı ile Meydan Mimarlığı kurdu. 2015’ten beri Yıldız Teknik Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Depo Pergamon Derneği’nin yönetim kurulu başkanı ve atölye yürütücülerinden.

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, oturan insanlar
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, açık hava
Görüntünün olası içeriği: 9 kişi, iç mekan
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

14:30 – 15:30 Yeni / Hande Akkan / Yeni Philip Glass’ın 80. yaşını kutluyor

Hande Akkan Twitter

15:30 – 16:00 Türk İşi Kovboylar / Hazırlayan: Utku Uluer / (15 günde bir)

turkisikovboylar20200128

zz1

Bugün Açık Radyo 94.9’da yeni bir yolculuğa çıkıyoruz. Yeni programın ismi; Türk İşi Kovboylar! – Türk Sineması ve Yeşilçam’da Westernler.

Yani Yeşilçam Arkeolojisi ile başladığımız yolculuğu daha spesifik bir başlığa taşıyoruz. Bugün saat 15:30’da yayınlanacak programda, içeriği ile ilgili detayları ve neler yapmayı planladığımızı anlatacağım. #western#yeşilçam#Türkişikovboylar#Kovboylar#cowboy#ErişteWesternEkrem GökkayaMelek Gorgun

sinematikyesilcam.com/

16:00 – 16:30 Kentin Gizli Öyküleri (15 günde 1) / Kenan Doğan

83kentingizlioykuleri28ocak2020

Olağan insan hikâyelerinin işlendiği programda her hafta bir konukla kendi yaşamını konuşuyoruz.

***

“Siz kapıdan içeri girince buranın duvarları gülüyor”  dedirten bir insan düşünün! 1979 yılında kapısından adım attığı Darülaceze’de bugüne kadar tam 41 yıldır aralıksız her hafta gönüllülük yaparak koşulsuz iyiliğe kendini adamış bir kahraman olan Şengül Kazan yaşam öyküsü ile bu hafta Kentin Gizli Öyküleri’nin konuğu. Kentin Gizli Öyküleri, on beş günde bir Salı günleri, 16.00’da, 94.9 Açık Radyo’da ve www.acikradyo.com.tr adresinde.

16:30 – 17:00 Diğerkâm (Yeni program) / Hazırlayanlar: Damla Özlüer ve Rauf Kösemen

Geçtiğimiz dönemlerde Hemzemin programını hazırlayan Rauf Kösemen ve Damla Özlüer yine sosyal fayda iletişimi üzerine daha geniş düşünmeye çağırdıkları yeni programları Diğerkâm ile bu yayın döneminde de aramızdalar.

Facebook.com/Diğerkam

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı /  Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Dünyanın Cazı kadrosuna Caz vokalisti Sanat Deliorman dahil oluyor. Salı günleri Dünyanın Cazı ondan sorulacak.

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20200128

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Beş büyük market ve bir semt pazarından alınan örneklerin yüzde 15’inde kullanımı yasak pestisit kalıntısı tespit edildi

28 Ocak 2020
Fotoğraf: Greenpeace

Greenpeace yayımladığı rapora göre, Ağustos, Ekim ve Kasım aylarında Türkiye’de faaliyet gösteren beş büyük market ve bir semt pazarından alınan 30’ar adet domates, yeşil biber ve salatalık olmak üzere toplam 90 örnek inceledi.

Greenpeace yayımladığı rapora göre, Ağustos, Ekim ve Kasım aylarında Türkiye’de faaliyet gösteren beş büyük market ve bir semt pazarından alınan 30’ar adet domates, yeşil biber ve salatalık olmak üzere toplam 90 örnek inceledi. İncelenen bu örneklerin %15,6’sında kullanılması yasak pestisit kalıntısı tespit edildi. Marketlerden alınan örneklerin pestisit kalıntıları açısından pazarlardan alınan örneklere kıyasla yüzde 14 farkla daha fazla risk içerdiği görüldü. Konuyla ilgili yapılan açıklamada  ‘’Zehirli kimyasal kullanmadan, ithal girdiye bağımlı olmadan sofralarımızda temiz ve sağlıklı gıdaya erişebilmeliyiz. Bunun yolu da ‘ekolojik tarım’ modelinden geçiyor. Bu modelin uygulanması ve denetimin sağlanması için güçlü tarım politikalarına ihtiyaç var. Ekolojik tarım modeliyle hem çiftçileri pestisit çıkmazından kurtarabilir hem de sağlıklı gıdaya erişim sağlayabiliriz. Çiftçilerin emeklerinin karşılığını alabilmesi de burada kilit bir öneme sahip. Üretici ve türeticilerin doğrudan buluşması, tedarik zincirinin kısalması gerekiyor. Bunun da yolu düzenli olarak denetlenen üretici pazarlarından geçiyor.’’ denildi.

WWF-Türkiye’den ıhlamur projesi

WWF-Türkiye, ıhlamur ağaçlarının ve ormanlarının bir “odun dışı orman ürünü” olarak kırsal kalkınmadaki potansiyeline dikkat çekmek amacıyla, Düzce’nin Yığılca İlçesinde yaklaşık bir yıldır “Doğa ve İnsan için Ihlamur Vadisi Projesi” adlı bir proje yürütüyor. Proje kapsamında Gökçeağaç köyünde düzenlenen etkinlikle, bir ıhlamur bahçesi kuruldu. İğneler köyünde ise bir ıhlamur ayıklama, depolama, kurutma tesisi oluşturuldu. Proje kapsamında köylülere ağaçlara zarar vermeden çiçek hasadı yapabilmeleri için teleskopik budama aletleri dağıtıldı ve eğitimler verildi. Yöredeki ıhlamur varlığının arttırılması amacıyla, 45 köy ve mahallede 5 binden fazla ıhlamur fidanı dağıtıldı. WWF-Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli etkinlikle ilgili şu değerlendirmeyi yaptı : “Ihlamur ağacı sadece çiçeklerinden çay yapılan bir bitki değil. Kuşlardan, küçük memeli hayvanlara kadar birçok canlı için doğal yaşam ortamı. Özellikle bu bölgeye özgü ‘Yığılca arısının’ doğal polen ve nektar sağlayıcısı. WWF-Türkiye olarak bu projeyi, ıhlamurun özelikle ormanlarımızda ve zirai alanlarda biyolojik çeşitlilik ile toprağı ve suyu korunmasında önemli role sahip bir tür olduğunu göstermek ve ona hak ettiği değerin verilmesini sağlamak için yürütüyoruz. Ihlamur çiçeği gibi odun dışı orman ürünleri kırsal kalkınmada en az sanayi odunu kadar önemli. Bu nedenle, yöre insanının atalarından kalan bu ormanlara sahip çıkmalarını teşvik ediyoruz. Bu işbirliğinden hem doğanın hem insanın kazançlı çıkacağını umuyoruz.” Etkinliğe katılanlar, projenin sağladığı imkanlardan duydukları memnuniyeti dile getirerek, kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum örgütlerinin el ele vererek hayata geçirdikleri bu tür projelerin, geçiminin bir bölümünü ıhlamur çiçeğinden sağlayan köylüler için çok anlamlı olduğunu dile getirdiler.

Korkuteli’ne halk kömür madeni istemiyor

Antalya Korkuteli ilçesi sınırlarında, Dereköy Yaylası, Dökük Mevkiinde özel bir şirket tarafından kömür çıkarılmak istenmekte. Dereköy’de toplam tarım arazisi 11.000 dönüm. Bu arazilerin 1.500 dönümü (tüm alanın %14’ü) ise kömür madeni açılmak istenen Yayla Mevkii’nde. Dereköy’ün ise ana geçim kaynağı tarımsal üretim.  Köylülerin ikinci önemli geçim kaynağı hayvancılığın yapıldığı bölgede ve bütün Korkuteli’nin ana su kaynağı Korkuteli Çayını besleyen, dolayısıyla Korkuteli Barajını besleyen Menevşelik su kaynaklarının üzerine kömür madeni yapılmak isteniliyor. Konuyla ilgili yerel halk, maden ocağını istemediklerine dair bir bülten yayınladı. Bültene ulaşmak ve imzacı olmak için antalyaispartaburdur4@gmail.com mail adresi ile iletişime geçilebilir.

Yeşil yenilikçi teknolojiler tanıtıldı

7 – 10 Ocak tarihlerinde Las Vegas, ABD’de gerçekleşen Consumer Electronics Show’da yüzlerce teknoloji devi son inovasyonlarını göstermek için bir araya geldi. Ancak bu seneki etkinlik, Greta Thunberg etkisi mi yoksa ısınmakta olan gezegenimizin neden olduğu gerçekleri görmeye başlamamızdan mıdır, biraz farklıydı. Sadece suyla çalışan klimalardan kompost edilebilen otomobil bataryalarına gösteride birçok yeşil yenilikçi teknoloji yer aldı. Fuarda, ısınan bir dünyada yeni yaşam biçimlerine uyum adına ilginç inovasyonlarla doluydu. Sıcaklıkların yükselmesiyle soğutma sektörünün 2050 yılında bugüne oranla %90 büyümesi bekleniyor. Bir firma soğutucu işlevi için sadece suyu kullanan ve dünyadaki ilk toksik madde olmadan çalışan klima üretti. En büyük sorunlarımızdan biri olan atıklara yönelik ise bir şirket geçtiğimiz yıl okyanuslardan toplanan plastiklerle ilk laptopu üretmişti. Bu yılki Fuar’da ise bilgisayarın yanısıra plastik atıklardan üretilmiş laptop kılıfı, sırt çantası ve kol çantası gibi aksesuarlar yer aldı.

Ormancılar Derneği’nden Kanal İstanbul toplantısı

Türkiye Ormancılar Derneği Marmara Şubesi, Kanal İstanbul ile zarar görecek orman alanları, ekosistem ve su konularının dile getirileceği bir toplantı gerçekleştirecek. 30 Ocak Perşembe günü sabah 10.30’da Kadıköy’de gerçekleştirilecek toplantıya Kuzey Ormanları Derneği de katılacak. Marmara Şubesi Başkanı Prof. Dr. Ünal Akkemik tarafından yapılan çağrıda “Son günlerde en yaşamsal gündem maddelerinden biri ve başta İstanbul olmak üzere tüm Türkiye’yi etkileyecek olan Kanal İstanbul’la ilgili ÇED Raporu onaylanmış ve yasal itiraz süreci başladı” denildi. Toplantı Kadıköy’de bulunan Türkiye Ormancılar Derneği Marmara Şubesi’nde gerçekleşecek.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

***

Sanat için Alan: Arter 2020

28 Ocak 2020
arter / bianet

Sanat için Alan mottosuyla faaliyete devam eden Arter’in 2020 programını Açık Dergi’de İlkay Baliç’le konuşuyoruz.

Arter, 2020’de koleksiyondan ve koleksiyon dışından sergilere yer vermenin yanı sıra yeni üretimleri desteklemeye devam ediyor. 2020’nin önce çıkan programı şöyle:

Cevdet Erek, Bergama Stereotip
Küratör: Selen Ansen
27.02-09.08.2020

Cevdet Erek’in Arter’deki galeri mekânına özel olarak tasarladığı bu yapıt, Büyük Bergama Sunağı’nı ve serüvenini yeniden yorumlayarak sesli bir mimari oluşturuyor. Bu mekâna özgü yerleştirme, halen Berlin’deki Hamburger Bahnhof Müzesi’nde sergilenmekte olan Bergama Stereo isimli yapıtın bir varyasyonu niteliğini taşıyor.

Nevin Aladağ, İzler
12.03-23.08.2020

Arter Koleksiyonu’nda yer alan bu üç kanallı video yerleştirmesinde Nevin Aladağ, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği Stuttgart’ın kentsel ve doğal parçalarını müzik icracılarına dönüştürerek kentin bir portresini çiziyor.

KP Brehmer. Büyük Resim
Küratör: Selen Ansen
16.04-06.09.2020

2020’de Arter, Kapitalist Realizm hareketi ile ilişkilendirilen Alman Sanatçı KP Brehmer’in (1938-1997) kapsamlı bir retrospektifini sunacak. 200’ün üzerinde yapıtın ve arşiv malzemelerinin yer aldığı sergi, Neues Museum Nürnberg (Almanya), Hamburger Kunsthalle (Almanya), Kunstmuseum Den Haag (Hollanda) ve Arter tarafından gerçekleştirilen ortak yapımın son bölümü olacak.

Sesli Dizi No. 3: Duyan Gözler İçin
Küratör: Melih Fereli
14.05.2020-10.01.2021

Sesli Dizi kapsamındaki bu grup sergisi, Arter Koleksiyonu’ndan çoğu müzikle güçlü bir bağ kuran 23 yapıtı bir araya getiriyor. John Cage’in rastlantısal müziği sessizlikle bir araya getiren deneysel yaklaşımını ve Fluxus sanatçılarını referans alan sergide, ziyaretçiler galeri alanına hâkim olan sessizliğin içinde yapıtlardan yükselen ”sesleri” keşfetmeye ve hayal etmeye davet ediliyor.

David Tudor ve Composers Inside Electronics, Inc.
Rainforest V (variation 3)
Küratör: Melih Fereli
14.05-01.11.2020

1968 yılında koreograf Merce Cunningham tarafından besteci David Tudor’a bir dans yapıtı olarak sipariş edilen Rainforest, daha sonra CIE’den (Composers Inside Electronics, Inc) John Driscoll ve Phil Edelstein tarafından kendi kendini icra eden bir ses yerleştirmesine dönüştürüldü. Yerleştirmede çeşitli biçimlerde birleştirilmiş gündelik kullanım nesneleri (örneğin bir şamandıra, plastik fıçı, bakır kova, saksı veya raket) tavandan sarkıyor ve önceden kaydedilmiş ses dosyalarından gelen sinyallerle titreşirken yağmur ormanlarının doğal seslerini hatırlatan bir ses çevresi meydana getiriyor.

Gökcisimleri Üzerine
Küratör: Kevser Güler
11.06.2020-07.02.2021

Bu grup sergisi Arter Koleksiyonu’ndaki, bir araya gelme ve dağılma, birbirine yaklaşma ve uzaklaşmanın imkânlarıyla uğraşan yapıtlardan bir konstelasyon sunuyor. Sergi, karşılaşma, birleşme ve çözülmelerin, duygulanımsal ve maddesel ilişkiler ağına ve tekil yapıtlar ile sergilerin bu bağlamdaki özgüllüklerine odaklanıyor.

Emre Hüner (kişisel sergi)
Küratör: Aslı Seven
03.09.2020-28.02.2021

Emre Hüner’in Arter’deki kişisel sergisi, farklı katmanlardan oluşan yarı-kurgusal bir senaryo metni etrafında beliren yeni çalışmalardan oluşuyor. Sergide yer alan film, heykel ve yerleştirmeler, kendini ölçek ve malzeme farkları ve tekrarları üzerinden hissettiren altyapısal bir makine-özneye işaret ediyor.

Alev Ebüzziya Siesbye (kişisel sergi)
Küratör: Eda Berkmen
10.09.2020-31.01.2021

Alev Ebüzziya Siesbye’nin Arter’deki kişisel sergisi tamamen yeni üretimlerden oluşuyor. Sanatçının renk, şekil ve boyut farklarını en aza indirgeyerek bu sergi için özel olarak ürettiği yüksek pişirimli çanaklar, güzellik, uyum ve dengenin evrenselliğini gündelik ve kadim bir nesnede buluşturuyor.

Koleksiyondan grup sergisi
Küratör: Selen Ansen
01.10.2020-02.05.2021

Arter Koleksiyonu’ndan oluşturulan ve ”doğa” kavramı etrafında şekillenen bu grup sergisi, kültür, yapıntı, anlatılar ve ütopya kavramları aracılığıyla insanın doğaya yaklaşımını araştıracak.
**

Arter’de ayrıca yepyeni bir festival de başlıyor: Yeni ve En Yeni Müzik Festivali. Klasik ve elektronik müzikten beslenen ve disiplinlerarası geçirgen bir yapıya sahip “Yeni Müzik”in önemli temsilcileri arasında yer alan besteci ve müzisyenler, 6, 7, 8 Şubat 2020 tarihlerinde Arter’in performans salonları Sevgi Gönül Oditoryumu ve Karbon’da çok yönlü bir keşif alanı açacak.

Berlin’in deneysel sanat ve müzik sahnesinin önde gelen figürlerinden, Klangspuren Schwaz Tirol, MaerzMusik / Berliner Festspiele, Ruhrtriennale gibi köklü festival ve bienallerin sanat yönetmenliğini ve müzik küratörlüğünü üstlenen Matthias Osterwold’un sanat yönetmenliğinde gerçekleşecek Yeni ve En Yeni Müzik Festivali, üç güne yayılan programıyla dinleyicilere beş konser etrafında kurgulanan yoğun bir müzik deneyimi vaat ediyor.

Festival 6 Şubat Perşembe günü 19:30’da Karbon’da, Avrupa çağdaş müzik sahnesinin öne çıkan genç bestecilerinden Enno Poppe’nin Ensemble Mosaik dahilinde gerçekleştireceği Rundfunk “Radio Broadcasting” performansıyla açılıyorKonser, aralarında Koenig, Kessler, Chowning’in bulunduğu öncü müzisyenler tarafından, 60’lı ve 70’li yıllarda ortaya konan “eski” FM Synthesis, Minimoog ve Piganino tınılarını dokuz bilgisayar ve dokuz klavye yoluyla müzikal bir laboratuvar ortamında yeniden işleyerek yaratıcı biçimlerde dönüştürecek.

Yeni ve En Yeni Müzik Festivali, 7 Şubat Cuma günü iki konserle devam edecek. Besteci ve icracılar Mehmet Ali Uzunselvi, Mithatcan Öcal, Emre Dündar, Şahin Kureta, Onur Dülger ve Uğurcan Öztekin tarafından kurulan ICC (Istanbul Composers Collective), her bir bestecinin kendi yazı estetiğine devşirebileceği doğaçlamalar üzerinden, canlı görsellerin de eşlik edeceği serbest bir performansı 19:30’da Sevgi Gönül Oditoryumu’nda sergileyecek. Aynı gün saat 21:00’de ise, Mazen Kerbaj’ın üçlüsü Wormholes canlı illüstrasyonlar ile zenginleştirilecek bir performansla Karbon’da dinleyicileriyle buluşacak. Lübnan’ın serbest doğaçlama ve deneysel müzik alanının etkili aktörleri arasında yer alan ve Beyrut’ta her yıl düzenlenen doğaçlama müzik festivali Irtijal’in kurucularından biri olan Kerbaj, Sharif Sehnaoui ve Tony Elieh’in enstrümanlarından yükselen sıradışı seslere cam bir yüzey üzerinde çeşitli boya, havlu, sprey ve fırçalarla yaratacağı soyut, dönüşen çizimlerle eşlik edecek.

Festivalin son günü olan 8 Şubat’ta yine iki konser gerçekleştirilecek: Mazen Kerbaj bu kez enstrümanlarında Dada ve Fluxus etkilerini sesin beklenmedik tınılarıyla harmanlayan üçlüsü “A” Trio ile 20:00’de Sevgi Gönül Oditoryumu sahnesinde olacak. Gitarda Sharif Sehnaoui ve kontrbasta Raed Yassin’in yer aldığı üçlü, küresel sanat söylemini köklerinden beslendikleri geleneklerle birleştirerek anlık durumlardan yola çıkan yeni bir müzik dili yaratıyor. 22:00’de ise, Ryuichi Sakamoto, Ryoji Ikeda ve Blixa Bargeld gibi müzisyenlerle etkileyici ortaklıklar gerçekleştiren alva noto, ses ve ışık frekanslarını minimal bir estetikle bir araya getireceği UNIEQAV yerleştirmesi ile Karbon’da olacak. alva noto mahlasıyla bilim ve müziğin kesişim alanlarını keşfe çıkan Alman müzisyen ve görsel sanatçı Carsten NicolaiArter Yeni ve En Yeni Müzik Festivali’nin son konserinde ses tasarımlarının akışkan dinamiğini akustik ve görsel sembollere dönüştürecek.

Yeni ve En Yeni Müzik Festivali’nin biletleri, Arter’den temin edilebilir veya 0212 708 58 01 numaralı telefon yoluyla rezervasyon yaptırılabilir.

**

Arter’in açılış programı kapsamındaki sergiler de devam ediyor. Rosa Barba’nın, 2010–2015 yılları arasında müze depolarında çektiği üç filmden oluşan ‘Gizli Konferans’ başlıklı yerleştirmesi 2 Şubat’a; İnci Furni’nin, bu sergi için ürettiği yeni işlerini bir araya getiren ‘Bir An İçin Durdu’ başlıklı kişisel sergisi 23 Şubat’a kadar görülebilir. Arter Koleksiyonu’ndan oluşturulan ve bellek, zaman ve mekân kavramları etrafında şekillenen ‘Saat Kaç?’ sergisi 22 Mart’a; Ayşe Erkmen’in 1970’lerden bu yana gerçekleştirdiği sanatsal üretim içinden retrospektif bir anlayışla seçilenlerle birlikte, bu sergi için özel olarak tasarlayıp ürettiği yeni işleri bir araya getiren ‘Beyazımtırak’ sergisi 19 Nisan’a; jest, kalıntı ve iz temaları etrafında kurgulanan ‘Kelimeler Pek Gereksiz’ başlıklı koleksiyon grup sergisi 10 Mayıs’a kadar Arter ziyaretçilerine açık olacak. 1976 yılında hayatını kaybeden sanatçının tüm üretimini bir araya getiren Altan Gürman retrospektif sergisi ise 6 Eylül’e kadar ziyaret edilebilir.

Hafta boyunca Ben Bugün Bişey Öğrendim Yayına Hazırlayanlar: Doruk Yurdesin, Ozan Sezgin ve Rauf Kösemen

facebook.com/benbugunbiseyogrendim

Açık Dergi Salı Dünyayı Okumak / Aytaç Timur ve Akif Pamuk

dunyayiokumak20200128

Yazmaya övgü. Eleştiriye ve eleştirmene kapı. Düşünmeye, düşünceye, üretmeye ve tartışmaya alan açmayı amaçlayan bir kültür programı

zz3

facebook.com/dunyayiokumak/

Açık Dergi Salı 18:50 Harici Bellek / Şarkılarla Dünya Tarihi / Murat Meriç

Şarkılarla Memleket Tarihi programıyla geçtiğimiz dönemlerde çok sevilen Murat Meriç, Açık Radyo’ya geri dönüyor. Müziğin bellek ile ilişkisini konu edinen bu yeni yayında Meriç, insanlık tarihinden vakaların izlerini plaklar/kayıtlar aracılığıyla sürüyor.

Açık Dergi Salı  Kulis Sesleri – Bircan Yorulmaz (Ayda 1)

Program kaydı

20:00 – 21:00 Açık Şemsiye / Hakan Gürvit, Levent Dönmez, Mehmet Yusuf ve Şebnem Sühel Grimm / Gelmiş geçmiş tüm müzik türleri

21:00 – 22:00 Gitaresk / Jak Kohen, Gonca Açıkalın ve Meral Akman / Neo-klasik rock ve fusion

gitaresk.com/

22:00 – 23:00 Esintiler / Seda Binbaşgil / Jazz

23:00 – 24:00 Psychoacoustics (Program gününde ve saatinde değişiklik) / Hazırlayanlar: Osman Kaytazoğlu, Berk Gökberk ve Barış Karakaş

Cumartesi geceleri 02.00’de yayınlanan Psychoacoustis bu yayın dönemi Salı geceleri saat 23.00’de

24:00 – 01:00 Numune Hastanesi / Cüneyt Bolak / Ses Gezegeninde Örnek avı

Kaydedilmiş her türlü ses, bir progresif rock şarkısı ya da bir hint ragası, “Eşkıya” filminden bir diyalog ya da eski bir tv reklamı prodüktörlerin ellerinde yeniden hayat bulur. Doktor Frankenstein’ın canavarı gibi! 70lerin sonunda sampler’ın icadıyla müzik bir daha eskisi gibi olmadı. Özellikle Hip Hop’ta kesilen, biçilen ve yeniden hayat bulan “numune”lerin masaya yatırıldığı Numune Hastane’sinde örneği alınan ve bu örneklerle yapılan şarkıların izi sürülüyor. Sampling marifetiyle üretim yapan prodüktörler ve bu üretimleri altyapı olarak kullanan rapçilerin de konuk olduğu Numune Hastanesi dinleyicilerini “Ses Gezegeni’nde Örnek Avı”na davet ediyor.

facebook.com/Numune.Hastanesi

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/1/24

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil,  Selahattin Çolak

acikgaste_27-01-2020

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Katiller, gardiyanlar, yardım edenler: Hepsi Alman’dı”
——————–
Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steienmeier’in, İkinci Dünya Savaşı sırasında çoğu Yahudi 1,5 milyona yakın insanın yaşamını yitirdiği Auschwitz toplama kampının kurtarılmasının 75’inci yıl dönümü nedeniyle Yad Vaşem anıtında düzenlenen törende yaptığı konuşmasından. (DW Türkçe)

**********************************

Günün Sözü (II)
——————–
‘Biz Suriyelilere taş atıyoruz ya Mahmut isimli Suriyeli bir çocuk tırnaklarıyla toprağı kazıya kazıya elleri paramparça bizi enkaz altından çıkardı. O çocuğu asla unutamam”
——————–
Elazığ depreminin yaşanmasının hemen ardından Sürsürü Mahallesi’nde yıkılan binaya koşan Suriyeli üniversite öğrencisi Mahmud’un elleriyle kazarak enkazdan çıkarttığı Dürdane Aydın konuşuyor. (Onedio)

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, oturan insanlar, sakal ve iç mekan

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Pazartesi  Ali Bilge’yle Ekonomi Politik

ekonomipolitik20200127

Ekonomi Politik kayıt arşivi

***

“Hürriyetin kazanılması için partilerin zayıflayan ittifakı kuvvetlendirmeleri gerekiyor”

27 Ocak 2020

Ekonomi Politik programında Ali Bilge, partilerin kongre süreçlerinde ittifak çalışmalarına hız vermesi gerekliliğinden bahsetti.

Ömer Madra: Günaydın Ali Bey.

Ali Bilge: Günaydın Ömer Bey, günaydın Can, bütün arkadaşlara merhaba, herkese iyi haftalar, iyi yayınlar.

Can Tonbil: Günaydın Ali Bey, sabah şerifleriniz hayır olsun efendim.

AB: Bu şerif lafını duyunca aklıma kasabanın şerifi geliyor hep! Trump geliyor gözümün önüne!

CT: Kasaba ABD oluyor?

ÖM: Kovboy kasabası.

CT: Bizde muhtar var efendim.

ÖM: Biz başka kasaba bilmeyiz.

AB: Bir de Kanal İstanbul çevresindeki kasaba var değil mi?

ÖM: Evet, bir de onlar, yeni konut alanı içinde. Buyurun Ali Bey, başlayalım?

AB: Şimdi… 2020 yılında, Saadet Partisi dışında mecliste bulunan siyasi partilerin kongresi yapılacak. Erdoğan’ın başında bulunduğu iktidar partisi AKP, kongresini bir yıl önceye çekti, o da kongresini yapacak. Nisan ayı başında bildiğim kadarıyla CHP’nin olağan kongresi var, HDP’nin kongresi önümüzdeki şubat ayında olacak. İyi Partinin kongresi de haziran ayı içinde. Kurulan yeni bir parti var, AKP’den ayrılan eski Başbakan Davutoğlu’nun başında olduğu muhafazakâr nitelikte Gelecek Partisi. Ayrıca önümüzdeki günlerde kurulumunun gerçekleşmesi beklenen yine AKP kökenli eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün desteğini aldığı söylenen, başında AKP’li eski Başbakan yardımcısı Ali Babacan’ın olduğu parti. Bu partinin ismi henüz belli değil. Yeni kurulan ve kurulacak partilerin kuruluş bildirgeleri ve programları bir anlamda kuruluş kongreleri olarak görmek mümkün.

Bugün, yıl içinde yapılacak tüm kongreleri ve yeni parti gelişmelerini tarihsel bir bağlantı içerisinde analiz edelim istiyorum. Siyasi partilerin kongreleri nasıl bir siyasal ortamdan geçilerek yapılıyor? Birazda ona bakalım. Yeni parti kuruluşları ve siyasi parti kongreleri, Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden tek adam rejiminden şikâyet edilen bir ortamda yapılıyor/yapılacak. Martta yapılan yerel seçimleri, 2 kez tekrarlanan İstanbul seçimlerini, 23 Haziran seçimini hatırlayalım. Demokrasinin kızağa alındığı bir ülkede olduğumuzu, yargının bağımsız olmadığını, yasamanın güçsüzleşmesini , seçilmişler yerine kayyım atamalarını, yok sayılan HDP’yi, laiklikten uzaklaşan, dış politikada yalnızlaşan, ekonomisi girdap içinde olan Türkiye’nin, siyasal rejiminin yarattığı hürriyetsizlik ortamını düşünelim. İşte bu çerçevede geriye dönük bir bağlantı kuralım.

74 yıl önce Ocak 1946’da Türkiye, “çok partili rejim” diye adlandırılan bir döneme geçti. Birleşmiş Milletler Cemiyeti’nin kurulmasından sonra, San Francisco toplantısından sonra, yani İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra, Demokrat Parti 7 Ocak 1946’da kuruldu. Unutmayalım, Demokrat Parti, tek partili rejimin partisi CHP’nin içinden çıkan kişilerle tarafından kurulan bir partidir. Demokrat partinin kuruluşundan tam bir yıl sonra 1947 yılının yine ocak ayında birinci kongresi gerçekleşti. Bu gelişmeler Türkiye siyasi tarihi açısından son derece önemlidir. Çünkü memlekette, 22 yıl cumhuriyetin ilanından itibaren süren, otoriter bir tek parti rejimi vardı, tek parti rejimi özgürlük ortamını tamamen ortadan kaldırmıştı. Ebedi şef, tek şef, milli şef dönemleri demokrasinin ve hürriyetin yok olduğu zamanlardı. 2. Dünya Savaşı’nı da içine alan bu dönem, aynı zamanda çok ciddi ekonomik sonuçlar ve sorunlar yaratmıştı, yokluk, yoksulluk, açlık vardı, hürriyet yoktu, geniş kitleler hoşnutsuzdu.

Tek parti rejiminin milli şefi, tek şefi İsmet İnönü’nün; “Harp zamanı koşulları yavaş yavaş kaldırılacaktır” demesi değişimin ilk sinyali oldu. Ardından 1945 yılı bütçe kanununa ve çiftçiyi topraklandırma kanununa 4 CHP’li karşı vaziyet aldı. CHP’nin içinde karşı vaziyet alan milletvekilleri Adnan Menderes, Celal Bayar, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan’dı. Emin Sazak ve Hikmet Bayur’u da bu ekibe eklemek lazım. Tek partiye muhalif olan milletvekilleri, CHP’nden ihraç edildiler ya da istifa ettiler. Ayrılanların öncülüğünde 7 Ocak 1946 Demokrat Parti kuruldu, 7 Ocak 1947’de de Demokrat Parti’nin birinci kongresi toplandı. İşte bu kongre çok önemli…

ÖM: 3 çeyrek yüzyıla yakın bir geçmişten bahsediyoruz, 73-74 yıllık bir geçmiş.

AB: Evet, çeyrek yüz yıl önce de Türkiye’de hürriyetsizlik hakimdi, özgürlük ortamı, demokratik hak ve özgürlükler o zaman da yoktu ve kısıtlıydı, bugün de benzer ortam içerisinde yaşadığımızı görüyoruz; Türkiye tek adam rejimini, yani ikinci milli şef dönemi yaşıyor Türkiye aslında. Tek adam rejimleri, parlamentonun inisiyatifinin, gücünün az olduğu dönemlerdir. Bu aşamada ikinci meşrutiyeti hatırlamak, bağlantı kurmakta yarar var. İkinci meşrutiyeti ilan eden küşadında “meclis istibdadın oyuncağı olmayacak” diyor. Meşrutiyette de meclisin öne çıkması öngörülüyor, önemseniyor meclisin, yürütmenin ve tek adamın oyuncağı olmayacak meselesi çok önemli.

1947 yılı ocak ayında yapılan Demokrat Parti’nin birinci kongresine gelelim; kongrede ülkenin demokratikleşmesi için demokrasi ve özgürlük talepleri ortaya kondu. Bu özgürlük taleplerini sıralayalım, anayasanın değiştirilmesi, anayasanın önce bazı hükümlerinin değiştirilmesi, demokratik olmayan yasaların kaldırılması, yeni bir demokratik seçim yasasının hazırlanması ve en önemlisi vurgu yapılan taleplerden bir tanesi cumhurbaşkanlığı ile parti genel başkanlığının birbirinden ayrılması isteniyordu.

Sıralanan bu taleplere “özgürlük andı hürriyet misakı” dendi ve ilan edildi, özgürlük sözleşmesi, hürriyet bağdaşması anlamına diyebiliriz. Bu sözleşme Demokrat Parti kongresinde kabul edildi. Kongreden sonra bu taleplerin mücadelesi parlamento içinde ve dışında başladı. O sırada Demokrat Parti’nin 3 milletvekili bulunuyordu. Mücadele ve değişen koşullar kısa sürede meyvesini vermeye başladı, 1946 seçimlerine giderken pek çok yasada düzenlemeler yapıldı. 1946-50 arası da “hürriyet misakı” paralelinde mücadelelerle demokrasinin genişletilmesi, hak ve özgürlüklerin genişletilmesi mücadelesiyle geçti. CHP’nin o zamanki genel başkanı ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü parti başkanlığı görevini fiilen genel başkan vekillerine bırakacak bir düzenleme yaptı, iki görevi yasal düzenlemeyle ayırmadı ama cumhurbaşkanlığı süresi içerisinde parti içerisindeki görevlerini genel başkan vekiline bırakan bir düzenleme yapıldı.

Türkiye 2019’da yapılan yerel seçim sonuçları iktidar için yenilgi oldu. Seçimlerde başarı gösteren muhalefet ittifak içerisindeydi ancak bu ittifak çerçevesi iyi çizilmemiş, bir “hürriyet misakı” ortaya koymamış bir ittifaktı. Bu haliyle de ittifak, önemli bir başarı elde etti, ancak devam eden ve iyi tanımlanmış bir ittifakla Türkiye’nin yeniden gerçek demokrasiye dönüşmesinin mümkün olduğuna işaret eden bir başarı elde edildi.

Seçimlerden sonra yaptığımız ilk programda bu hususun altını çizdik, birincisi Türkiye demokratik bir ittifakla demokrasi cephesiyle yeniden demokrasiye kavuşabilir. Demokrasi cephesinin ilk adımı da bir ön kabuller sözleşmesi olmalıdır, demokratik ittifak tarafından kabul ve ilan edilen ilkeler gereklidir. İttifakın seçim sonrasında ön kabuller sözleşmesi çerçevesinde devam etmesi gerektiğini, ittifakın HDP’siz olamayacağını, seçim başarısında büyük katkısı olan HDP’nin dahil edilmesi gerektiğini söyledik. İttifaksız bir başarı elde edilmesinin önümüzdeki dönemde mümkün olmadığını, aynı zamanda ittifakın tahkim edilmesi gerektiğini ve yeni kurulacak muhafazakâr partilerin de bu tahkimatın içinde yer alması gerektiğini, ittifakında bir hürriyet, özgürlük sözleşmesini ülkenin önüne koyması gerektiğini vurguladık.

Sonra büyük bir hatalar zinciri başladı, HDP’li belediyelere kayyım atamalarına karşı özellikle ana muhalefetin sessiz kalması, daha sonra iktidarın Suriye’ye askerî harekâtı için tezkereye muhalefetin desteği büyük bir kırılganlığa yol açtı. Hep söylüyoruz, iki temel ihtiyacı var Türkiye’nin, birincisi özgürlük, hürriyet, diğeri iş. İnanılmaz sorunlar içinde bir ülkeyiz, dış politikada yaşadıklarımız, Kanal İstanbul gibi projeler, ekonomide içinden çıkılması çok zor sorunlar, demokrasi ve yargının tek adama bağlanması… İşte bu sorunları ve aşılmasını özetleyen temelde slogan budur; “hürriyet ve iş”. Hürriyetin kazanılması için partilerin zayıflayan ittifakı kuvvetlendirmeleri gerekiyor, bunun için de bu yıl yapılacak kongrelerin çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor, ittifakın kuvvetlenmesi için bir fırsat sunuyor kongreler, aynı zamanda ön kabuller sözleşmesi, hürriyet misakı, özgürlük sözleşmesi için de bir toplumsal çağrının da arenası bu kongreler.

ÖM: Evet. Ben de iki şey ilave edeyim izninizle, bir tanesi HDP’den özellikle Selahattin Demirtaş’tan da eski eş genel başkanı, bu bütün taviz vermeden ana ilkelerden, özgürlük ilkelerinden filan bu koalisyon yani “ittifak muhakkak yapılmalıdır, devam edilecektir” şeklinde açıklamalar geldi hem Demirtaş’tan hem de HDP’nin diğer yetkililerinden. Bir de bu doğrultuda Hasan Cemal’in yazdığı bir yazı var T24’te 20 Ocak tarihli, “Kılıçdaroğlu ile Erdoğan” diye, yani “T24 yönetici ve yazarları olarak geçen cumartesi günü CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile bir araya geldik, Tarabya Oteli’ndeki akşam yemeğinde” İmamoğlu, Kaftancıoğlu, Faik Öztrak, Tuncay Özkan ve basın danışmanı Okan Konuralp’in de bulunduğu Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç ve CHP Sarıyer ilçe başkanı Sevim Yalınkılıç da varmış. 3 saate yakın bir sohbet sürdü, 3 saatlik sohbetin bir bölümünün yazılmaması kaydıyla yapıldı. Yanıtını merak ettiğim sorular ve sorularla ilgili olarak Kılıçdaroğlu’ndan elde ettiği izlenimleri de yazmış, bazıları yazılmaması kaydıyla diye. Yani şunları söylüyor özellikle, “AKP’nin tepelerinde Erdoğan’dan şikayetler duyuluyor mu?” sorusuna “evet öyle”“bu kadarı olmaz sesleri mi yükseliyor?”“Evet bu konuda epeyce belirti su yüzüne vurmuş durumda”“Erdoğan’a hadi sana artık güle güle dedirtecek bir seçim yaşanacak mı bu ülkede?”“Evet yakındır” demiş Kılıçdaroğlu. Bunu gerçekleştirmeye dönük olarak özellikle şimdi sizin sözünü ettiğiniz konunun da altını çizmek için bunu aktarıyorum, “Muhalefet cephesinde bazı kıpırdanmalar var mı?”, “Evet var” demiş Kılıçdaroğlu. “Bütün muhalefet partileri arasında bir seçim ittifakı, demokrasi ittifakı yakın ihtimal mi?” sorusunaDPHD “yakın ihtimal” demiş Kılıçdaroğlu. “Bir demokrasi koalisyonu görecek miyiz?” sorusuna “uzak ihtimal değil” demiş. “Bir demokrasi ittifakı konusunda kapalı kapılar arasında sessiz ve derinden bir çalışmanın ayak sesleri duyuluyor mu?” sorusuna “eli kulağında” demiş. “Zihinsel egzersizler, nabız yoklamaları, yapılıyor mu?”“Elbette” cevap olarak ve başkanlığını bırakıp parlamenter seçime geçme konusunda geniş bir mutabakat olduğunu da söylemiş, yani “fazla ayrıntıya girmeyen ortak bir seçim programının altına imza atabilirler mi muhalefeti oluşturan bütün partiler?”“Sadece demokrasinin yani asgari müşterekleri kapsayan uzak ihtimal değil” demiş. Yani böyle bir şey diye bitiriyor “Türkiye’nin bir numaralı sorunu olan Tayyip Erdoğan’ı etkisiz kılmak ve siyaset sahnesinden bir an önce indirmek için CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun çizmekte olduğu çerçeve hayali değil gerçekçi, ayakları yere basıyor” diye bir yorumla bitirmiş Hasan Cemal yazısını.

AB: Demek ki radyoda yaptığımız yayınların yararı olmuş, CHP’de karşılık bulması beni mutlu ediyor, yıllardır ittifak meseleleri üzerine yazıyorum, konuşuyorum, ama mesele kuvveden fiile çıkartmak denir eski değimle, meseleyi hayatın içerisine sokmak, kongreler bunun için fırsat… Madem CHP genel başkanı böyle söylüyor, Kılıçdaroğlu parti kongresinde hürriyet misakı çağrısında bulunsun, muhalefet partileri kongrelerinde hürriyet sözleşmesi, ön kabuller sözleşmesi, ittifak sözleşmesi ilan edilsin. Madem öyle, CHP öncü olsun. Bizim çağrımız da bu.

7-8 yıldır demokratik cephe diyen kişi olarak söylüyorum bunları ancak Kılıçdaroğlu bundan böyle Suriye tezkeresi geldiğinde “içimiz ağlaya ağlaya oy vereceğiz” demesin, ittifakın sürmesini istiyorsa, gerçekçi bir ittifak olmasını istiyorsa kayyumlara ses çıkartsın, aynı zamanda dokunulmazlıklar konusunda bir öz eleştiriye kendisini davet edelim. Türkiye’nin içinde yaşadığı duruma, hürriyetsizliğe nasıl gelindiğine dair öz eleştiriye ihtiyacı olan en büyük parti ana muhalefet partisidir.

Churchill’in bir lafı var, diyor ki “Hitler cehennemi işgal edecek olsa avam kamarasında şeytan için en azından bir iki iyi laf ederim”. Yani Hitler’e karşı Stalin’in yanında yer almak meselesi, radikal kötüye karşı kötüyü tercih etmek. HDP’nin fedakarlığını ciddi incelemek lazım. İttifak meselesi çok ince bir iştir ve politik sanattır, bu meseleyi maalesef “Basra yıkıldıktan sonra” ele almak ayrı bir hicaptır. Bugün CHP genel başkanı ve partinin üst yönetimi eğer kuvvetli bir ittifak kurmak istiyorlarsa, bu hususta yapılması gerekenleri yapmak durumundadırlar. Kongre de bu anlamda bir fırsat sunmaktadır, sadece CHP için değil HDP için de geçerlidir, diğerleri içinde geçerlidir.

Türkiye’de ittifak seçimler algısıyla gerçekleşecek bir olgu değildir, eğer Türkiye tek adam rejiminden demokratik rejime geçmek istiyorsa sadece siyasal partilerin iş birliği de yetmez, bir o kadar demokratik toplum, kitle örgütleri, sivil toplum, sendikalar, gençler, hepsini kapsayacak topyekûn bir yaklaşımla ve bağlantılarla ittifak sergilenmelidir. Yeni kurulacak muhafazakâr partinin kuruluş sürecinde de bu konuya yaklaşımı son derece önemlidir. Önümüzdeki süreçte yapılacak kongreler; hürriyet ve demokrasi taleplerinin, hürriyet sözleşmesinin, ön kabullerin ele alınması için, kuvvetler ayrılığına dayalı bir rejime geçilmesi için bir dinamizm, bir fırsat sunmaktadır. Bu fırsatları değerlendirmek açısından kongreler gerçekten önemli mecralardır. Kongreler bu şekilde işlenmezse, desen bu şekilde dokunmazsa, seçimlerde elde edilen başarılar heba olmaya devam eder. Yerel seçimlerde elde edilen başarıdan sonra yaşanan kayıplarını düşünün, yerel seçim başarısı ile büyük bir siyasal mücadele alanı açıldı, ama bu alanı muhalefet ve ittifak yeterince değerlendirebildi mi? Hayır, dolayısıyla kongreler ittifakın kuvvetlenmesi açısından partilerin toplumsal kesimlerin bir araya getireceği ön kabuller sözleşmesi için önemli imkanlardır. Öncelikle ön kabuller sözleşmesi, hürriyet misakı, bugün yaşadıklarımız ile 1946 benzerliği işte böyle

Tavsiye edeyim, tüm kongrelerini düzenleyen siyasi partilerimize, 1945 ile 50 arasındaki sürece baksınlar, o dönemdeki siyasal gelişmeleri, o dönemde demokrat partinin sosyalistlerle, liberallerle olan ilişkilerine de baksınlar, incelesinler, ilham alsınlar 1946 üzerinden bugünü analiz etsinler.

Demokratik düzen ve demokratik ortamda gazetecilik yapmak isteyen kişiler olarak önerimiz şu: Türkiye’nin önüne öyle alelacele sözde ittifaklar konulmasın, güçlü, hedefe ulaşması mümkün ittifaklar koyulsun. Kongreler, partilerin ittifak kültürünü geliştirmek açısından önemli bir fırsattır. İttifak kültürü hürriyet sözleşmesini ortaya koyarak gelişir. Dolayısıyla, siyasal partiler kongrelerini ittifak perspektifi üzerinden bakar ve bir sözleşme de ortaya koyarsa, demokraside kaybettiğimiz toprakları yeniden kazanabilme imkanı artar, yeniden dönüş yaşanabilir, önemli bir merhale aşılmış olur, diye düşünüyorum.

ÖM: Evet ilginç, yani bu kongrelerin tarihleri netleşti mi?

AB: Geçen yıldan beri takip etmeye çalışıyorum CHP için önce şubat denmişti sonra nisan ayına galiba sarktı, HDP’nin, 25-26 Şubat’ta gerçekleşecek sanıyorum HDP kongresi, ön toplantılarını yapıyorlar, 24-25 Ocak’ta da bir toplantıları var. Elbette bu gelişmeleri izleyeceğiz. Bu programda, kongreler sürecine tarihten bir paspartu koymak istedim. Ocak ayı Demokrat Parti’nin kuruluş ve hürriyet misakının kabul edildiği birinci kongresinin olduğu bir aydır. Bu döneme bakmak, ilham almak önemli analoji kurmak önemli. Meslektaşlara ve siyasi partilerin bu döneme yakından bakmalarını tavsiye ederim.

2013 Gezi olaylarından itibaren Türkiye’nin anti demokratik sürece girmesinden itibaren, baskıcı rejimden ancak bir ittifakla çıkılabileceğini savunan bir kişi olarak ve bunun nasıl olabileceğine ve örülebileceğine ilişkin pek çok kez bu mikrofonlardan yayın yapan bir kişi olarak, kongreler ve siyasi partilerin ittifak süreçlerine katkıda bulunabileceğinin, bir imkân sağlayabileceğinin altını çizmek istiyorum. Kongrelerde umarım ittifak sözcükleri, hürriyet misakı ön kabuller sözleşmesi, demokratik kabuller sözleşmesi, adını değiştirebilirsiniz, benim şu anda aklıma gelenler, kullandığım terminoloji böyle, yeni tanımları ve sözcükleri bulabiliriz. Siyasi tarihimizde de ders alınacak, bakılması gereken dönemler var, günümüzle böyle bir tarihsel bağlantı kurmak pekâlâ mümkün. Ben bunların altını çizmek istedim.

ÖM: Ben iki küçük soru sorayım, CHP ve HDP dışında İyi Parti ve Saadet Partisi gibi

AB: Onların da Haziran’da kongresi İyi Parti’nin, Saadet bu sene yaptı, o yüzden Saadet’in yok kongresi.

ÖM: Ama bu 3 kongre, belki Saadet de bir daha yapabilir.

AB: Neden yapmasın bu konuda olağanüstü kongre yapar, “ittifak sözleşmesine” varız der.

ÖM: Evet.

AB: Bu arada yeni partilerin kurulmasını da kongre gibi düşünün, Babacan’ın kuracağı partiyi kongre gibi düşünün.

ÖM: Evet 2 de onlar var Babacan’a Davutoğlu’nun partileri, birisi Gelecek Partisi, ötekininkini unuttum Babacan’ınkini.

AB: Onun adı açıklanmadı.

CT: O açıklanmadı galiba daha.

ÖM: Açıklanmadı galiba, evet.

AB: Yani Ankara havası verdik bu kongre dönemine ilişkin.

ÖM: Evet. İkinci sorum da bu kongreleri Açık Gazete muhabiri olarak izleyeceğinizi ümit ediyoruz Ali Bilge.

AB: Kalp damarlarımız el verdiği takdirde olabildiğince izleyeceğiz tabii! Gazetecilere, genç gazetecilere birkaç tavsiyem olmuştur. Birincisi, siyasi parti kongrelerini izlemek, müthiş bir deneyim kazandırır, üstelikte böyle bir siyasal iklimde, hürriyetsizlik ikliminde. İkincisi, meclis komisyonlarını izlemelerini hep tavsiye ederim. Bu ikisi de gazeteciliğe katkıda bulunur, elbette özgür gazetecilik özgür bir ülkede olabilecek gazeteciliktir. Parlamentonun kadük olduğu, kısıtlandığı, gazetecinin kısıtlandığı ortamda, demokrasi mücadelesiyle gazetecilik mücadelesi de iç içe geçen alanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Elbette izleyeceğiz ama AKP’nin bir ya da iki kongresini izledim, ondan sonra akredite etmediler, onları izleyemeyeceğiz, mahrum kalacağız!

ÖM: Belki eder bu sefer, yeniden başvurabilirsin.

AB: Bilmiyorum artık. Siz de gelin birlikte izleyelim.

ÖM: Biz sizin cebinize öksürürüz o zaman verirler!

CT: Cebe öksürmek ne demek efendim, böyle bir değim mi var?

ÖM: Evet, böyle bir değim var ama genç nesiller bilmiyorlar; cebe öksürünce cesaret kazanıyorsunuz, büyüklerden cebe öksürme gelince.
AB: Öyle mi? Bunlar bizim cebimize başka bir şeyde yapabilirler!

ÖM: Peki çok teşekkür ederiz.

CT: Görüşmek üzere efendim.

AB: Kolay gelsin, hoşça kalın.

***

Holokost tarihine kısa bir bakış: “Kamplardaki insanlar bugün çok iyi bilinen şirketlerin de köleleri olarak çalıştırıldı”

29 Ocak 2020

Açık Gazete’nin köşelerinden Ekonomi Politik’te Ali Bilge, Uluslararası Holokost Anma Günü kapsamında görüşlerini dile getirdi.

Ömer Madra: Günaydın Ali Bey.

Ali Bilge: Günaydın Ömer Bey, günaydın Can.

ÖM: Özdeş Özbay da var bu arada.

Özdeş Özbay: Merhabalar.

Can Tonbil: Günaydın Ali Bey.

AB: Günaydın.

ÖM: Holokost!

AB: Evet, isterseniz kısa bir tarihçe verelim, bugün 27 Ocak 1945 Dünya Savaşı’nın önemli günlerinden biri, Almanya’nın doğusunda Sovyetler Birliği- Kızıl Ordu güçleri ilerlemeye devam ediyorlar, şehirleri Hitler güçlerinden arındırıyorlar, ele geçiriyorlar, 27 Ocak günü Auschwitz yakınlarında Nazilerin bir kampına geliyorlar. Savaşın en kanlı, en acı yerlerinden olan ölüm kampını Nazi yönetiminden kurtardılar. Savaş boyunca bilindiği söylenen fakat açığa çıkamayan Nazi kampı ilk defa gün yüzüne o zaman ortaya çıkıyor. Daha sonra değineceğiz, ama belirtelim, ölüm kamplarından ve Yahudi soykırımından İngiltere, Fransa, Rusya gibi ülkeler yani Almanlarla savaşan müttefikler aslında haberdarlar.

CT: Evet efendim hem uçak görüntülerinden haberdarlar hem de oradan kaçıp kurtulan insanların verdikleri istihbarat bilgilerinden haberdarlarmış.

ÖM: Ama haberleri yokmuş gibi davranıyorlar değil mi?

AB: Evet İsveç dahil, yayınlanmış bir kanıtta bulunuyor, 1941 yılında bir Nazi subayının İsveçli bir diplomata kamplar hakkında anlattıklarını diplomat ülkesine rapor ediyor. BBC’nin de kamplardan haber olduğu ama değinmediği de söyleniyor. Zaten daha sonra yayınlanan belgelerde, BM arşivlerinde çıktı, yayınlandı, 2,5 yıl öncesinden itibaren biliyorlar Nazi Almanya’sında Yahudilere uygulanan soykırımı. Yahudi kırımı evrelerle yapılıyor, 1932’den itibaren başlıyor, 1945’e savaşın bitimine kadar sürüyor. Örgütün kuruluşu Hitlerin en yakınındaki isimlerden Himmler tarafından gerçekleşiyor. Başında da Himmler bulunuyor, ikinci adam daha sonra Prag’da suikastta ölen Heinrich’ti.

Soykırım 1946 yılına kadar hukuki bir kavram olarak tanımlanmadı. Birleşmiş Milletler örgütünün kuruluşundan sonra, 1932-45 Nazi toplu kırımlarını tanımlamak üzere gündeme geldi. O tarihe kadar halkların kitlesel yok edilmesini ele alan bir yasal bir çerçeve oluşturulmamıştı. Nürnberg de savaş suçlularının yargılandığı davalarda ortaya çıkan gerçeklerin etkisiyle BM Genel Kurulu soykırımın uygar dünyanın mahkûm ettiği ve uluslararası hukuka göre bir suç olduğu ve bu suçu işleyenlerin ve teşvik edenlerin cezalandırılması gerektiğini belirten bir karar aldı. 1948’de soykırım sözleşmesini BM Genel Kurulu onayladı. Türkiye 23 Mart 1950’de bu sözleşmeyi imzalayarak taraf oldu. 1951’de Soykırım Sözleşmesi yürürlüğe girdi.

Soykırım sözleşmesinin içeriği, mesela Nurnberg’deki uluslararası askeri mahkemece barışa karşı işlenen suçlarla, savaş suçlarıyla bağlantılı olarak tanımlanan insanlığa karşı suçlardan farklı. Sözleşme; ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir grubu tümüyle ya da kısmen yok etmek amacıyla girişilen eylemlerin herhangi biri soykırımdır diyor. Bunları da sayıyor, topluluk üyelerini öldürmek, topluluğun bütünüyle yok olmasına karar vermek, bunları sıralıyor ve topluluğa bağlı çocukları başka topluluk içinde yaşamaya zorlamak. Çünkü biliyorsunuz Yahudi soykırımı gerçekleştirilirken tıp insanlarının deneyleri var, göz renklerinin, ten renklerinin değiştirilmesi, güçlü ari ırk yaratılması için çiftleşmeler gerçekleştiriliyor.

ÖM: İnsan haraları evet, Lui Sharluaye’nin söylediği gibi insan haraları falan da kuruluyor tabii ama asıl öjenizm hikayesi yani beyaz, saf, güçlü, ırk icat etmek, yaratmak için yapılan çalışmaların haddi hesabı yok. Ben bir de şunu eklemek istiyorum, daha önce bütün haberi olduğu halde yok sayılan durumların ilginç olanlarından bir tanesi de Varşova gettosu ayaklanması ve Varşova gettosunda işte yani bunda mücadele eden Ian Karski’nin bu ünlü filmde de var işte biraz sonra da benim de seyretmeye gideceğim Shoah adlı filmde Claud Landsman’ın yer almayan bir bölüm var. O zamanki ABD başkanı Franklin Delanore Rosevelt’in “soykırımı nasıl durdurmadınız?” sorusuna verdiği cevap varmış bir röportaj yapılmış kendisiyle, Shoah filminde neden yer almadığı soruluyor, cevabı da azıcık tahmin edilebiliyor koskoca ABD başkanı, muzaffer de çıkmış savaştan, herhalde bir şey yapılamaz değil mi? O filme konursa film de olmaz, hür dünyanın kurtarıcısının bunları bilip önlemediği, önlemek için çaba göstermediği anlaşılırsa iyi olmaz onun için de koymamışlar filme.

AB: Basit bir şekilde bunu anlamak mümkün, Enigma şifrelerini çözen İngilizler, müttefikler Hitler’in savaş planlarından haberdar oluyorlar ama ölüm kamplarından haberdar olmuyorlar. Yani bunu basitçe akıl yürüterek çıkartmak mümkün. “Özgür dünyanın temsilcileri” bunu bildikleri gibi müdahale etmiyorlar ve biraz önce belirttiğiniz gibi diğer bir husus, az da olsa direnen Yahudilerin büyük bölümü Polonya Yahudileri, ama dağlarda direnen bu Yahudi grupları, hem Alman Nazileriyle soykırımcılarıyla dövüştükleri gibi, Yahudi karşıtı Hristiyan ama anti Nazi gruplarla da, mesela Bolşeviklerle de çatışıyorlar. Yahudiler Bolşevik olanla olmayanla, Hristiyan ama anti Nazi Hristiyanlarla da kavga ediyorlar. Bunlar da belirtmek lazım.

ÖM: Ayrıca bir de şunu da söylemek şart, hatta bu konuda minik bir konuşma yapma fırsatım olmuştu benim de bu Varşova gettosu ayaklanmasının yıldönümünde. Yahudi örgütleri işbirliği halindeler yönetimlerle, Nazilerle, vs. engellemek konusunda çok zorluk çekiyorlar Varşova ayaklanmacılar da kendi Yahudi örgütlerini de alt etmekte ayrı bir uğraş vermek zorunda kalıyorlar. Öyle şeyler de oluyor yani. Büyük koskoca kahramanlık ayaklanması…

AB: Direnme becerisi başlı başına burada konuşulacak bir konu. Yahudiler neden gerektiği gibi direnmediler, önlem almadılar neden teslim oldular, bu sorular hep soruluyor. En son noktaya kadar kendini aldatan toplum olarak nitelendiriliyorlar. Daha sonraları Yahudi kitlesi, “1930’ların başından itibaren kendimizi aldattık” diyor. Holokost’la ilgili yazılmış önemli kitaplardan biri kütüphanemde varmış, Gerard Green’in kitabı, belgeselde olmuş, kitap 1978 yılında Türkçe basılmış, anlaşılan biz, Ermeni kırımını öğrenmeden Yahudi kırımını öğrenmişiz…! Orada diyor ki “Yahudiler para kazanmasını ve dua etmesini bilirler ama dövüşmesini bilmezlerdi ve sürekli kendilerine bir avutma bahanesi buluyorlardı. Direnmeyi hiç düşünmediler.” Çok sınırlı bir kitle direnmeyi düşünmüş ve savaşmıştır. Kitapta da bu husus çok iyi anlatılıyor. “Ölümden başka önlerinde seçenek olmamasına rağmen neden direnmiyorlar? Çünkü suç ne kadar büyük olursa, inanan o kadar az olur, avutma duygularına kapılmış 6 milyon Yahudi için kendini aldatma kitlesel bir psikolojik mesele olarak karşımıza çıkmaktadır. Kendini aldatan toplumun direnme kabiliyeti de ortadan kalkmaktadır” diyor.

ÖM: Ama yönetimin yani Mark Edelman ve arkadaşlarının da ortaya koyduğu gibi inanılmaz bir kahramanlık destanı da var. Yani yeryüzünde görülmüş en kahramanca şeylerden bir tanesi Mark Edelman zaten kurtulan çok az sayıda kişilerden biri, silahlı ayaklanmayla ve tifüs salgını şeyi kullanarak kurtulabiliyor ancak, sedyesinin üzerine tifüs yazıyorlar ama Edelman hiçbir zaman da sonuna kadar da yalnız Yahudilerin değil bütün direnişçilerin temsilcisi olarak ömrünün sonuna kadar mücadele ediyor, tüm baskıcılarla. Yani Yahudi örgütlerinin de durumu örtbas ettiklerini, yani her zaman yönetim kesiminde olanlar, idareci olanlar, siyasiler işbirlikçi oluyor.

AB: Ayrıca iki dünya savaşının finansmanın bankerlerine baktığımızda da Almanya’yı fonlayan bankerlerin Nazi Almanya’sını da fonlayan bankerlerin içinde ağırlıklı Yahudilerin olması da ayrı bir konu. Sonuçta, BM 1946’dan itibaren bu konuyu tanımlıyor ve diyor ki “Bir yerel suç olma durumu değildir bu, uluslararası yargılamayı gerektirir.” Böyle bir güne, 27 Ocak günü anma günü olarak seçilmesi 1996’da gündeme geliyor, gündeme gelmesinde herhalde Bosna’daki kırımın etkisi olsa gerek. Çünkü Nazi soykırımı ile dünyada soykırımlar bitmiyor. 1996’dan sonra, 2000 yılında bu çağrıyı önce İtalya kabul ediyor, Almanya kabul ediyor, Polonya kabul ediyor, Kosova’da kırımın başlamasıyla İngiltere kabul ediyor ve diğerleri. 2000 yılında İsveç’te 44 ülke temsilcisi bir araya geliyorlar ve Holokost tarihini ve araştırılmasını kapsayan bir anlaşma yapıyorlar. Sonra 2004 yılında bu BM genel kuruluna gidiyor ve sanıyorum 2005 yılında, 27 Ocak günü Uluslararası Holokost Anma Günü olarak kabul ediliyor. Anma gününün kabul edilmesiyle savaşın bitmesi arasındaki tarih 60 yıl…

ÖM: Evet yani biraz özür dileme gibi bir durum da yapmış zaten biraz önce programın başında da söylediğimiz gibi Dünya Holokost Günü’nde Kudüs’te yapılan 75. yıldönümü vesilesiyle Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeir de “hepimiz oradaydık” diyor yani Almanların soykırımdaki suçunu hatırlatmış ve “Katiller de gardiyanlar da yardım edenler de hepsi Almandı” diye ilk defa böyle bir açık konuşma yapılabilmesi çok önemli aslında.

AB: Ama önce Willy Brant gitti.

ÖM: Evet Brant diz çökmüştü, çok önemli bir şeydi. Steinmeir de güzel bir İngilizce konuşma yapmış özellikle Almanca değil ve “İsterdim ki Almanlar her zaman tarihten ders almışlardır diyebileyim ama nefret ve tahrik yayılıyor. Yahudi çocuklarına okul avlularında tükürülüyor, bu temenni gerçekleşmedi mümkün değil. Soykırımda hepsi Almandı katiller de gardiyanlar da yardakçıları” falan diye de söylemiş.

AB: Hakim olan hep iki yüzlülük aslında, tarihe bakarak ta ikiyüzlülüğü görüyoruz, 1930’larda 40’larda bunun farkına varanlara, kampları bilenlere soruyorlar “Her yeri bombaladınız da neden bu kampları bombalamadınız”, bilmelerine rağmen bombalanmıyor o kamplar. İşin bu tarafı çok düşündürücü ve üzücü. Aynı zamanda 1945’ten itibaren dünyanın pek çok köşesinde yaşanan savaşlar ve soykırımlar karşısında da kılını kıpırdatmayan, çaresizlik sergileyen bir uluslararası topluluk var, BM hali de ortada. Sonuçta soykırımın uluslararası hukuka yerleşmesi ve tanımlanması, anma günü belirlenmesi, böylesine bir tarihsel akış içerisinde gerçekleşiyor. Tüm bu dönem boyunca 40 binden fazla kamp ve gettoda 10 milyonun üzerinde insan yaşamını yitirmiş. 6 milyon Yahudi var ama bunların dışında sosyalistler, komünistler, liberaller, romanlar, çingeneler, özürlüler ve eşcinseller de katledildi.

ÖM: Tabii.

AB: Nazilerin düşman ettiği tüm insanlar ölüm kamplarında, çalışma kamplarında ölüme mahkûm edildi. Bu kamplardaki insanlar bugün çok iyi bilinen şirketlerin de köleleri olarak çalıştırılıyor. Siemens’inden Krupp’una Farben’ine kadar bugün günlük hayatımızda kullanılan markaların tamamı bu kamplardaki insanları kendi fabrikalarında çalıştırdılar. Çalışanlara yarım Mark verilirmiş, bu yarım Marklar da SS fonuna aktarılırmış. Şirketler, ihaleyle kampları alıyorlar ve ölüme tutsak edilen insanları köleleri olarak kullanıyorlar fabrikalarında ve tesislerinde. Şunu da söyleyeyim, bu dönemde Polonya Yahudilerinin yüzde 90’ı öldürülmüş, Baltık ülkelerinin Yahudilerinin yüzde 90’ı öldürülmüş.

ÖM: Selanik’te yüzde 85’inin Naziler tarafından Yahudilerin öldürüldüğü de tespit ediliyor aşağı yukarı, yani tam bir Yahudilerin orada kurmuş olduğu harikulade bir medeni şehir var Selanik’te ama o da yerle bir ediliyor tabii.

AB: Selanik, Yahudilerin, 19.yüzyılda ve 20.yüzyılın başlarında yoğun olarak bulunduğu, hem ticari hem de entelektüel hayatta önemli etkin oldukları bir şehir. Yani en az katliamın olduğu yerlerde Lüksemburg ve Norveç, Norveç’te yüzde 50 imiş, Fransa’da yüzde 26. Yahudi soykırımı üzerinde çok uzun süre çalışmalar yapılmış bir soykırım, insan ırkı üzerinde en son teknolojilerle deneyler yapılmasını aklımız almıyor ama yapıldı. Biraz sonra sizin izleyeceğiniz belgesel sanıyorum bütün bunları kapsamlı olarak ele alıyor.

ÖM: Tanıklıklarla evet Shoah belgeseli.

AB: Yokluğa giden yolculuk trenlerle başlıyor, yük vagonlarıyla insanların ölüm kamplarına, gaz odalarına götürülmesi. Şu hususa da değinelim; Türkiye’nin bu konuya taraf olmasıyla, son yıllarda Ankara’da bir Holokost anma günü tertipleniyor, Dışişleri Bakanlığı ve Ankara Üniversitesi rektörlüğünün düzenlediği ortaklaşa bir anma toplantısı gerçekleştiriliyor. Türkiye’deki Yahudi cemaati başkanı da bulunuyor. 2008 yılından itibaren Uluslararası Holokost Anma Grubuna gözlemci statüsünde katılıyor bildiğim kadarıyla. Toplantıda bir bildiri yayınlanıyor, mutat konuşmalar yapılıyor.

Ancak Türkiye kendisine şöyle sorular sormuyor: Türkiye 2. Dünya Savaşı boyunca Nazilerle, Nazi Almanya’sıyla nasıl bir ilişki içerisinde bulundu? Nazi Almayası’yla olan ilişkiler belgeseli yapıldı mı hiç, bunlar pek bilinmez bilinmesi istenmez. Ankara’da yapılan bu toplantılarda sadece bir soru sorulması yeterli, Ankara Yahudileri çok kadim bir Yahudi kitlesidir, İspanya’dan gelenler değillerdir, onu hala bilinmiyor Ankara Yahudilerine ne zaman yerleştiklerine ilişkin bilgi yetersiz, bazıları Hititlere bağlıyorlar çünkü Davut’un askerleri içerisinde paralı Hitit askerleri de varmış. Ankara Yahudileri şimdi neredeler, mezarlıkları nerede bunların? Mezar taşları ile neler yapılmış, mezar yerleri ne olmuş?

ÖM: 13. kabile belki evet.

AB: Türkiye’de azınlık tabir edilenler, azınlık kültürü, mezarlıkları, varlıkları ne oldu? En son Sarsanyan Han’da da problem var galiba değil mi oraya da el konulma durumları. Bu nüfus, bu insanlar nereye gitti? Bu sorular buralarda sorulmuyor. Holokost forumuna Türkiye gitti mi İsrail’deki foruma? Oraya katılmıyor değil mi?

ÖM: Ona baktık biz de Dışişleri Bakanlığı’ndan bir açıklama var ama giden temsilci yok herhalde

AB: Üstelik, sanıyorum Merkel Türkiye’den oraya gitti.

ÖM: Evet.

CT: Bir bakmak lazım belki detaylar içerisinde vardır.

ÖM: Tam bir şey yapmayalım şimdi net olarak detayını görmedik ama biz bir temsiline rastlamadık diyelim.

CT: Ya da en azından bugünkü gazetelerin ilk haberlerinde yoktu.

AB: Merkel’le Erdoğan Holokost gününe ilişkin İstanbul’da bir araya geldiklerinde bir şey söylediler mi?

ÖM: Hayır. Biz ona da rastlamadık.

AB: Sadece bu iki ülke arasında ama bu arada Merkel’in gezisine Alman muhalefeti bayağı sert tepkide bulundu. Türkiye’nin gerçek durumuyla ilişkin hiçbir şeye değinmediğini eleştirdi. Muhalefet “Türkiye’de medya ve parlamentonun gücü elinden alındı, yargı hükümetin kontrolü altında, medya susturulmuş durumda” diyor Türkiye’nin dış politikada Suriye ve Libya’da tek başına hareket ettiği ve ayrıca İslami milislerin yanında durduğunu da söyleyen bir Alman muhalefeti var. Merkel bunlara hiç değinmedi diyorlar.

ÖM: Evet “Gazetecilerin mesaisi adliyede geçiyor” demişlerdi.

AB: Buradan isterseniz soykırımı bitirelim, çok detaylı bir konu

ÖM: Evet çok az zamanımız kaldı.

AB: Osman Kavala ve Gezi davasının yarın beşinci duruşması olacak, onu üstünde duralım birazcık isterseniz, çünkü 12 barodan bir açıklama var “adil yargılamaya dair ümitlerimiz azalıyor” diye. 12 baro, yargılamaya ilişkin kısıtlamaların söz konusu olduğunu, avukatların rahat savunma yapamadıkları, etkisiz kılınmak istendiklerini belirtiliyorlar, davadaki mahkemenin adil olmadığının altı çiziliyor. Sanıyorum siz de çıkacaksınız, programı isterseniz bu aşamada sonlandıralım.

ÖM: Evet, yarın zaten bunları takip edeceğiz.

AB: Bugün Can galiba son programını yapıyor değil mi?

CT: Evet efendim, sizinle beraber bugünkü programımız son programım oluyor Açık Gazete’de. Aynı zamanda Selahattin’in de canlı yayın masasındaki son programı olacak.

AB: Öyle mi?

CT: Önümüzdeki hafta prodüksiyona geçecek.

AB: Uzun yıllardır birlikteyiz.

CT: Özdeş burada, önümüzdeki hafta gelecek olan arkadaşımız.

AB: Kaç yıl oldu Can?

CT: 7 yıldan uzun süre oldu galiba.

AB: Her şey gönlünce olsun, başarılar diliyorum.

CT: Teşekkür ederim efendim.

AB: İlişkimiz kopmayacak, yani yaklaşık 8 yılda 50 haftadan hesaplasak 350-400 program yapmışız, bunu da yarım saatle çarptınız mı haftalık beşerî münasebetlerimizde en fazla biz birlikte oluyoruz karşılıklı olarak. Uzunca süredir tanışıyoruz, sana başarılar diliyorum.

CT: Çok teşekkürler. Özdeş burada.

AB: İletişimimiz de devam edecek zaten.

CT: Tabii.

AB: Açık Radyo’da katkıların devam edecek, hep birlikte olacağız. Selahattin’e de yeni görevinde başarılar diliyorum.

ÖM: Özdeş Özbay başladı bizde, şimdi stüdyoda, o da merhaba diyor size.

AB: Hoş geldin Özdeş, İyi yayınlar.

CT: Sabah şerifleriniz hayırlı olsun efendim, tekrar görüşmek üzere.

ÖM: Görüşmek üzere.

AB: Şerif meselesi önemli tabii! Haydi görüşürüz, hoşça kalın.

09:50 – 10:00 İzel Rozental ile Haftanın Karikatürleri (Açık Gazete’de yeni köşe)

haftaninkarikaturleri20200127

Sevgili dostumuz çizer İzel Rozental dünyadan ve Türkiye’den seçtiği haftanın karikatürlerini radyoda anlatıyor.

facebook.com/izel.rozental

***

Yarın 27 Ocak, Holokost Kurbanlarını Anma Günü. Yaklaşık 1,1 milyon kişinin öldürüldüğü Auschwitz Toplama Kampının kurtarılışının üzerinden tam 75 yıl geçti. 11 milyondan fazla insanın “kusurlu” görülerek öldürüldüğü Holokost’un mizahı olur mu? Karikatürleri çizilebilir mi? ‘Haftanın Karikatürleri’nde yarın sabah bunları konuşacağız. Bu hafta daha erken başlıyoruz. Saat 9.30’dan itibaren 94.9 Açık Radyo’da, Açık Gazete programının içinde…

Fotoğraf açıklaması yok.
***

Haftanın Karikatürleri: 27 Ocak 2020

27 Ocak 2020

Bu haftaki programda ele aldığımız karikatürler burada…

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 Kamusla Güreş (Yeni program) / Hazırlayanlar: Didem Gürzap ve Kerem Doğan

kamuslagures20200127

Kelimelerin, hayata dokunan anlamları, güncel ve geçmişe dayalı anlam ve çağrışımlarıyla tekrar ele alınacağı bir program

zz8

Kamusla Güreş kayıt arşivi

Kamusla Güreş Twitter

Didem Gürzap Twitter

***

zz5

Kamusla Güreş bu Pazartesi 10.30da felsefeci Hakan Yücefer’i konuk ediyor. Filozofların gözünden ruhun türlü halleri… 94.9 Açık Radyo’da. #hakanyücefer

***
zz6

Ruh sözcüğüne filozofların gözünden bakmak: Felsefeci Hakan Yücefer ile söyleşi Didem Gürzap (

DGrzap) ve Kerem Doğan’la #KamuslaGüreş (@kamuslagures) az sonra (10.30 – 11.00) Açık Radyo’da
***
zz7

Karakter biter Ruh’a geçerken elimizde kalan kimi Alper Hasanoğlu sözcükleri: Ben, benlik, mizaç, nefes, bilinç dışı, alt ben

***
zz8
Rih-Ruh Arapça: Yel, soluk Türkçe Tin: Yel, soluk, rüzgâr, can (Çeşitli dillerde RUH sözcükleri:Spiritus/ Physce/ Anima/ Alma/ Espritu/ Essentia/ Pneuma/Geist ….
***
zz9
Homeros’ta (MÖ 8. yy ) RUH (Psike); 1) Savaş sırasında tehlikeye attığımız şey (can gibi) 2) Ölüm anında bedenden ayrılıp yer altına giden şey
***
zz10
Animizm (Canlandırmacılık): Bugün cansız olarak kabul ettiğimiz şeylerin canlı olduğunu, doğadaki bütün varlıklarda bir ruh olduğunu düşünen, buna inanan yaklaşım, inanç
***
zz11
Empedokles’te “daimon” sözcüğü “psike”den daha baskın; sözcüğün iç ses anlamı baskın (Platon’a göre Sokrates’e ne yapmaması gerektiğini söyleyen ses bu.) Zaman içinde Avrupa kültüründe daimon sözcüğünün anlam kaymasıyla demon (şeytan) şeklinde kullanılması düşündürücü.

11:00 – 12:00 Bisiklet Zinciri (Yeni program) / Hazırlayan: Muzaffer Çorlu

bisikletzinciri20200127

Müzik programcımız Muzaffer Çorlu yıllar sonra heyecanlı bir dönüş yapıyor. Programda müzik, filim ve bilim üst şemsiyesi altında besteciler, bilim insanları ve dahi siyasetçiler nöro-bilimdeki yeni gelişmelerle birlikte ele alınıyor.

Bisiklet Zinciri kayıt arşivi

12:00 – 13:00 Caz Club / İçinden Caz Geçenler / Dağhan İş

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00  Babil’den Sonra / Rüzgâra Bırakılmış Sesler / Hazırlayan: Ercüment Gürçay

babildensonra20200127

143acikradyo94.9babildensonratheoangelopoulosunanisinaelenikaraindrousarkilari27.01.2020

zz7

facebook.com/ercumentgr

***

AÇIK RADYO (94.9) BABİL’DEN SONRA/ THEO ANGELOPOULOS ANISINA ELENİ KARAİNDROU ŞARKILARI…

27 Ocak Pazartesi 13.00’de Açık Radyo (94.9) Babil’den Sonra programında 24 Ocak 2012’de hayata veda eden Yunan yönetmen Theodoros Angelopulos anısına Eleni Karaindrou şarkıları dinleteceğim.

Angelopoulos 1970’ de bir grup arkadaşıyla, “…sakinlerince terk edilmiş, çürüyen bir ülkeye ağıt” olarak tanımladığı ilk uzun filmi Tatbikat’ ı çekmişti. Sonra çok sayıda film yaptı. Sinemayla olan hikayesini şöyle anlatıyordu bir söyleşide:: “…Sonra ilk filmlerim, yolculuk, sınırlar, sürgün. İnsan yazgısı. Ebediyete dönüş. Bütün saplantılarım filmlerime girer ve çıkar. Tıpkı bir orkestra enstrümanlarının müziğe girip çıkması, tekrar duyulmak için sessizliğe bürünmeleri gibi…Saplantılarımızla uğraşmaya mahkûm edilmişiz. Aslında tek bir film çekiyoruz, tek bir kitap yazıyoruz. Aynı tema üzerine varyasyon ve fügler…”

Programı FM 94.9’dan veya buradan dinleyebilirsiniz: http://acikradyo.com.tr/stream/index.html

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gözlük ve yakın çekim
14:00 – 14:30 Hamişden Sesler / Şenay Özden ve Özhan Önder / Suriye ve Suriyeliler hakkında sürgünden sesler

Hamişden Sesler kayıt arşivi

14:30 – 15:30 Opus 94 9 / Berna Uzunoğlu

Daha önceki dönemlerde her bölümünü dâhi bir besteciye ayrılan programda, 39. yayın döneminden itibaren her bölümünü bir müzik enstrümanına ayrılıyor.

15:30 – 16:30 Yolgeçen / Rahmi Öğdül ve Evrim Altuğ / Hayatî ve kitabî patikaların kesiştiği yol ağızlarında ayaküstü konuşmalar

yolgecen20200127

16:30 Hariçten Sanat (Yeni Program) / Gezegenden Kültür-Sanat Haberleri / Hazırlayan: Çelenk Bafra

harictensanat20200127

acikradyo.com.tr/program/144512/kayit-arsivi/hariçten-sanat

Programda özellikle Türkiye’yi ilgilendiren ve/ya Türkiye’den katılımcılara yer veren uluslararası sanat gündeminden bir kesit sunulacak. Müzeler, bienaller ve sergilere özellikle odaklanarak geniş bir perspektifle sanat, mimarlık, tasarım ve müzecilik alanlarındaki yeni gelişmeleri, haberleri ve güncel tartışmaları incelenecek.

Hariçten Sanat kayıt arşivi

facebook.com/celenk.bafra

***

16:30 itibariyle Pazartesi Berlin’den sergi ve sanat haberleriyle Açık Radyo 94.9 Hariçten Sanat programındayım, uğrayınız

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20200127

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Bafa Gölü kıyısında çevre talanı: Maden ocakları 8 bin yıllık kral yolu ve diğer antik kalıntıları tehdit ediyor

27 Ocak 2020
Fotoğraf: Birgün

Aydın’ın Söke ilçesi ile Muğla’nın Milas ilçesi sınırında bulunan Bafa Gölü kıyısında büyük bir çevre talanı yaşandığı bildiriliyor. Göl kıyısında uzanan Beşparmak Dağları’na kurulan maden ocakları yaklaşık 8 bin yıllık geçmişi bulunan kral yolu ve diğer antik kalıntıları tehdit ediyor.

Aydın’ın Söke ilçesi ile Muğla’nın Milas ilçesi sınırında bulunan Bafa Gölü kıyısında büyük bir çevre talanı yaşandığı bildiriliyor. Göl kıyısında uzanan Beşparmak Dağları’na kurulan maden ocakları yaklaşık 8 bin yıllık geçmişi bulunan kral yolu ve diğer antik kalıntıları tehdit ediyor. İddialara göre Koçarlı’nın Bağarcık köyünden Söke’nin Karakaya ve Köprüalan köylerine uzanan bölgede bulunan kaya resimleri yok olmak üzere, gelen haberlere göre dağda çoğalarak açılan maden ocakları, dinamit patlatıyor, ve kayaların altındaki prehistorik pek çok kaya resmi tahrip oluyor.

Çin tek kullanımlık plastiği aşamalı olarak kaldırıyor

CNN’den Ben Westcott ve Laura He’nin haberine göre, Çin hükümeti, 2025 yılına kadar ülke çapında plastik kirliliği azaltma amaçlı yeni bir plan açıkladı. Açıklamasında, Çin Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu, çok sayıda tek kullanımlık plastiğin hem üretiminin hem de kullanımının ülke genelinde yavaş yavaş aşamalı olarak kaldırılacağını söyledi. Yeni politika, plastiklerin ülke genelinde belirli bir süre için yasaklanacağını belirten ayrıntılı bir zaman çizelgesini içeriyordu. 2019’da Columbia Üniversitesi ve Zhejiang Üniversitesi’nde yapılan ortak araştırmaya göre Çin, dünyadaki plastik ürünlerin % 29’dan fazlasını üretiyor ve bu onu dünyanın en büyük plastik üreticisi yapıyor. Ülke aynı zamanda dünyanın en yüksek plastik kullanıcısı. Dünya Ekonomik Forumu’na göre, Çin’in Yangtze nehri okyanusa dünyadaki diğer tüm su yollarından daha fazla plastik kirliliği taşıyor. 2018’de Çin, çevresel kaygıları dile getirerek artık diğer ülkelerin geri dönüşüm için plastik atıklarını kabul etmeyeceğini açıkladı. Açıklanan yasakların üstüne, Çin hükümeti parçalanabilir veya geri dönüştürülmüş plastik ürünlerin kullanımını teşvik edeceğini ve kapsamlı geri dönüşüm programları oluşturacağını söyledi. Belgede komisyon, plastik kirliliğini azaltmanın insanların sağlığı ve “güzel bir Çin inşası” için önemli olduğunu söylüyor.

“Gezegeni korumak için acil değişikliğe ihtiyaç var”

Dünya Ekonomik Forumu’nun yayınlanan 2020 Küresel Riskler Raporu’na göre, önümüzdeki on yıl içinde dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük beş zorluğun tamamı ilk kez çevre sorunlarıyla ilgili. Rapor, iş dünyası, hükümetler ve yardım kuruluşlarından 750’den fazla karar vericinin yaptığı ankete dayanarak, bu yıl dünyanın karşılaştığı tüm risklerin, iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı, aşırı hava koşulları, doğal afetler olduğu konusunda fikir birliğine varıldı.  WWF – Dünya Doğayı Koruma Vakfı raporun bulgularını, ‘’iklim krizinin yarattığı acil durumun insanlarının çoğunun aklında olduğunu ve gezegenimizi korumak için acil bir değişikliğe ihtiyaç olduğunu açıkça gösteriyor’’ şekline yorumladı. WWF-International Genel Müdürü Marco Lambertini “Bu rapor nihayet liderlerin, gezegenin ve geleceğimizin içinde bulunduğu tehditleri tanıdığını gösteriyor – ama yine de harekete geçmeleri gerekiyor. Acil bir önlem alınmadıkça, iklim değişikliği ve doğa kaybı ile ilgili riskler milyonlarca insana zarar verecek, ekonomiyi çökertecek. Her yıl doğadan 125 trilyon dolar değerinde hizmet alan şirketler ve yerel topluluklar doğaya bağımlı yaşıyor ve bu onları çöküş ve yokoluşa açık hale getiriyor. Bu riskleri görmezden geliyoruz” dedi. Çevresel ve insani felaketleri önlemek için WWF ve ortakları, dünya liderlerini bu yıl doğa kaybını durdurmaya ve doğayı 2030 yılına kadar iyileşme yoluna koymayı amaçlayan “Yeni Bir Doğa ve İnsanlar Anlaşması” yapmaya çağırıyorlar.

Bir zincir kahve şirketi sera gazlarını azaltacak

The Verge’den Justina Calma’nın haberine göre, bir zincir kahve şirketi, yaydığı sera gazlarını azaltacağını ve önümüzdeki on yıl içinde çöp deponi sahalarına gönderdiği israfı yarıya indireceğini açıkladı. Ayrıca, 2030 yılına kadar operasyonları ve kahve üretimi için çektiği tüm suyun yüzde 50’sini korumayı veya yenilemeyi taahhüt ediyor. Şirket ayrıca, yeniden kullanılabilir ambalajlara geçmek ve menüsüne daha fazla bitki bazlı ürün koymak gibi daha uzun vadeli stratejiler açıkladı. Ancak henüz bu girişimler için bir son tarih belirlemedi ve şirketin hedeflerine nasıl ulaşacağına dair çok az ayrıntı var. Son on yılda, plastik kirliliğin artması, pipet gibi tek kullanımlık plastiklerden kurtulmaya teşvik etti. Bu yılın sonunda, şirketin küresel olarak plastik pipetleri aşamalı olarak ortadan kaldırarak başka bir ölçüt bulması bekleniyor. Bunu yapmak için, şirket  fincan tarzı kapaklar çıkarıyor. MacKerron, gelecekte şirket bir gün artık tek kullanımlık kaplar kullanmamaya karar verirse, müşterilerin bir termos ödünç vermek için para yatırmalarını sağlayan bir program olabileceğini söylüyor.

Attenborough iklim krizine dikkat çekti

BBC’nin doğa belgesellerindeki anlatımıyla bilinen Sir David Attenborough, yaklaşık 30 yıldır iklim krizi ile ilgili farkındalık yaratmak için çalışıyor. BBC’nin iklim değişikliği ile ilgili özel yayını için röportaj veren Attenborough, durumun “kriz” noktasına ulaştığını söyledi. Avustralya’daki yangınların bu uluslararası krizin en büyük kanıtlarından biri olduğunu söyleyen Attenborough, büyük bir değişimin gerekli olduğunu söyledi. Ünlü belgeselci Attenborough, değişimin Çin’den başlaması gerektiği önerisini de getirdi.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Pazartesi Murat ‘Mrt’ Şeçkin ile Kadıköy Postası

Kadıköy’deki kültür-sanat takviminin tutulduğu programda Tayfun Polat’ın Kadıköy’den göçüyle oyuncu değişikliğine gidildi. Yine bir Kadıköylü Murat ‘Mrt’ Seçkin aramıza katıldı.

Açık Dergi Pazartesi Ebedi Yokoluş / Forever Extinct / Virginia Patrone ve Çiğdem Fidan

ebediyokolus20200127

Ebedi Yokoluş programında, insanlar yüzünden nesli tükenmiş ya da tehlike altında olan ve hiçbir şey değişmeden böyle giderse; kısa zamanda ebediyen yok olacak olan türler hakkında konuşuyoruz. Her hafta yokolan bir türün tarihine ve sesine kulak veriyoruz.

acikradyo.com.tr/program/ebedi-yokolus-forever-extinct

instagram.com/virginiapatrone/

instagram.com/ebedi_yokolus/

***
zz4

Bugünkü dostumuz, Şili’nin resmi devlet armasında da yer alan, zarafet ve dayanıklılığı temsil eden Güney And geyiği, diğer adıyla huemul.

IUCN’e göre nesillere ‘Tehlikede’ olan Güney And geyiklerinden dünya üzerinde yalnızca 1500 birey kaldığı düşünülüyor.
#Hippocamelusbisulcus #GüneyAndGeyiği #Huemul #ForeverExtinct #EbediYokoluş #Racingextinction #AçıkRadyo #açıkdergi

***

Güney And Geyiği: Dünya üzerinde 1500 bireyi kalan türün nesli tehlikede

28 Ocak 2020

Bir zamanlar yaşam alanları Andlar ve Patagonya’ya kadar uzanırken şu anda yalnızca Arjantin ve Şili’de görülüyorlar.

V: Ebedi Yokoluş / Forever Extinct programına hoş geldiniz.

Ç: Merhaba.

V: Bugünkü dostumuzun hikayesine geçmeden önce türlerin yok oluşu ve çevre ile ilgili birkaç habere göz atalım istiyoruz.

Ç: Nadiren de olsa iyi haberlere rastlıyoruz ve bugün iki tane birden iyi haberimiz var.

Ç: İlk haberimiz, Chichibu Yaken, yani vahşi köpek olarak da anılan Japon kurdu ile ilgili. Bu dostumuzun neslinin 1912’de sona eren Meiji döneminde tükendiğine inanılıyordu. Bu kurtlar, Japon kültüründe kutsal sayılan hayvanlardan biri. Chichibu bölgesinde bu kurda büyük saygı duyuluyor ve hatta birçok tapınak bu hayvana adanıyor. Soyu tükendiğine inanılan bu hayvan, yeniden ilgiyi üzerine çekmeye başladı çünkü kimileri bu hayvanın seslerini duyduklarını, kimileri de izlerine rastladıklarını söylüyorlar.

V: Yani belki de nesli tamamen tükenmemiş olabilir.

Ç: Bu söylentiler nedeniyle birçok meraklı, bu hayvanların Chichibu Tama Kai Ulusal Parkı’ndaki varlığını kanıtlamaya çalışıyor, bu sebeple parka yerleştirilen kameralardan birinin bu hayvanın silik de olsa bir fotoğrafını yakalamayı başardığı söyleniyor.

V: İkinci haberimiz ise Guam rail, Guam su tavuğu olarak anılan bir kuşla ilgili. Bu oldukça ilginç bir kuş çünkü uçamıyor, öte yandan çok hızlı koşabiliyor.

Ç: Bu kuşlar tükenmenin eşiğinden bir koruma programı sayesinde döndürüldü. Guam su tavukları, yerliler tarafından avlanıyorlardı ancak Japon istilasıyla birlikte ülkeye gelen yılanlar yüzünden nesilleri tükenme eşiğine geldi. Neyse ki, bu dostumuza şu anda Rota ve Kokos Adalarında rastlamak mümkün.

V: Şimdi gelelim bugünkü dostumuza.

Ç: Bugünkü dostumuz, Şili’nin resmi devlet armasında da yer alan, zarafet ve dayanıklılığı temsil eden Güney And geyiği.

Güney Amerika’nın And dağlarını mesken edinen And geyikleri Kuzey ve Güney And geyikleri olmak üzere iki alt türe ayrılıyorlar. Kuzey And geyikleri, Peru, Batı Bolivya ve Kuzey Şili’de yaşarken, Güney And geyikleri Arjantin ve Şili’nin dağlarında yaşıyorlar.

V: Güney And geyikleri, huemul olarak da biliniyorlar. Bilimsel adları Hippocamelus bisulcus.

Ç: Dostumuzun fiziksel özelliklerine bakacak olursak, bacaklarının kısa, vücutlarının tombul olduğunu görüyoruz. Vücut uzunlukları 140 ila 165 cm arasında, omuz yüksekliği 78 ila 90 cm arasında, ağırlığı ise 45 ila 65 kg arasında değişiyor. Postlarının rengi bej-kahverengi. Kulakları biraz büyükçe, dolayısıyla eşek kulağı gibi olduğu söyleniyor. Yalnızca erkeklerin boynuzları var, o da tek çatallı oluyor.

V: Yabanda ortalama 14 yıl yaşayabiliyorlar.

Ç: Bölgelerine sıkı sıkıya bağlı değiller, erkeklerin nadiren dövüştüğü görülüyor. Genellikle ya yalnız geziyorlar ya da 2 ila 5 bireyin olduğu topluluklar halinde. Bu dostumuz engebeli, dağlık bölgeleri seviyor, yılın tamamını 1300 ila 1700 metre arasında geçiriyor. En sevdikleri yaşam alanları, uçurum kenarları, dağ çayırları ve ormanlar.

V: Neler yediğine bakacak olursak: ağaç yaprakları, ağaçların genç sürgünleri ve bazı otlarla besleniyorlar.

Ç: IUCN’in kırmızı listesine göre bu dostumuzun nesli ‘tehlikede’. Bir zamanlar yaşam alanları Andlar ve Patagonya’ya kadar uzanırken şu anda yalnızca Arjantin ve Şili’de görülüyorlar.

Dostumuzun neslinin tehlike altında olmasının başlıca nedenleri, tahmin edebileceğiniz gibi yine insan eliyle yaratılan unsurlar. Geçmişte aşırı avlanılmışlardı, günümüzde ise insanlar evcil koyunlarını bu geyiklerin çayırlarında otlattıkları için yiyecek sıkıntısı çekiyorlar; bu çayırların tarım alanlarına çevrilmesi, yapılaşma ve kerestecilik faaliyetleri dolayısıyla da yaşam alanları günbegün yok oluyor.

V: Kaçak avcılık günümüzde de maalesef devam ediyor çünkü bunlara karşı çıkarılan yasalar çok yetersiz kalıyor.

Ç: Bugün küçük küçük topluluklar olarak dağınık halde yaşıyorlar ve kalan birey sayısının 1500’ün altında olduğu düşünülüyor.

V: Dinlediğiniz için çok teşekkür ediyoruz.

Programın illüstrasyonlarını sosyal medyada paylaşacağız. Bize Instagram ve Facebook’tan ulaşabilirsiniz.

V: Bugünkü şarkımız Şilili bir folk müziği sanatçısı olan Violeta Parra’dan La Jardinera ve bu şarkımızı bugünkü dostumuza adıyoruz.

V: Ben Virginia Elena Patrone,

Ç: Ben Çiğdem Fidan.

V&Ç: Gezegendeki her şey! Çok güzelsiniz ve sizi seviyoruz!

 

Kaynaklar:

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Süre
Violeta Parra
La Jardinera
2:49

Açık Dergi Pazartesi  Haftanın Albümü

20:00 – 21:00 Bir Baba Indie Lokal / Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu

Yerli sahneden yeni yayınlanan müzikler, konuklar ve canlı performanslar Bir Baba Indie Lokal’de.

facebook.com/birbabaindie/

birbabaindie.com/

twitter.com/birbabaindie

instagram.com/birbabaindie/?hl=tr

21:00 – 22:00 Vertigo / Hilmi Tezgör ve Osman Öztürk / Savrulan şarkılar

vertigo500.blogspot.com/

22:00 – 23:00 Ahtapotun Bahçesi / Cem Sorguç / Alter-latif müzik

ahtapotunbahcesi.blogspot.com/

twitter.com/ahhtapot

***

zz16

23:00 – 24:00 Ay Palas / Tolga Yağlı / Bağımsız müzik

aypalas20200127_TKR_aypalas20140127

aypalas.blogspot.com/

***

27.01.2014 TARİHLİ PROGRAMIN TEKRARI

01. Cass McCombs – Big Wheel / Big Wheel & Others
02. T-Rex – Life Is Strange / Tanx
03. Bardo Pond – Before The Moon / Peace On Venus
04. Flying Saucer Attack – Land Beyond The Sun / Outdoor Miner
05. Jessica Bailiff – Firefly / At The Down-Turned Jagged Rim Of The Sky
06. Cass McCombs – Joe Murder / Big Wheel & Others
07. Magnog – Somewhere Between Asleep And Awake / More Weather
08. Implodes – Sleepyheads / Recurring Dream
09. Jessica Sligter – Cuckoo / The Fear And The Framing
10. Julie Byrne – Attached To Us Like Butcher Wrap / Rooms With Walls And Windows
11. Dave Van Ronk – Hang Me, Oh Hang Me / Folksinger

24:00 – 01:00 Erguvani İstimbot / Cüneyt Cebenoyan

Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz dostumuz, programcımız Cüneyt Cebenoyan’ın ardından, kendisinin 2014 yılında hazırladığı ve her bölümde bir filmi konuklarıyla birlikte ele aldığı Erguvani İstimbot programını bu yayın döneminde tekrar yayınlıyoruz.

‘Bir film, pir film’ şiarıyla yola çıkan programda Cüneyt Cebenoyan, her bölümde bir filmi  konuklarıyla ele alacak.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

09:00 – 10:00 Gezgin’in Şarkısı / Rönesans’tan Barok Dönem’e yaratıcı dehanın keşfi / İlknur Akman Erk

Rönesans’tan Barok Dönem’e uzanan uzun, çok yaratıcı ve verimli bir çağın bestecilerini, eserleriyle birlikte tanıtmayı amaçlayan bir program bu dönem Açık Radyo’da yayında.

10:00 – 10:30 Bir Dolap Kitap / Banu Aksoy ve Yıldıray Karakıya / Her yaş için çocuk kitabı

birdolapkitap.com/

birdolapkitap.com/radyo-arsivi/

10:30 – 11:00 Botanitopya (Yeni program) / Sesli Doğa Tarihi Müzesi / Hazırlayan: Benan Kapucu

botanitopya26.01.2020

Bitkiler âleminin tuhaf ve muhteşem dünyasını belgeleyen botanik sanatına dair her şeyin konuşulacağı bir program.

zz5

Botanitopya kayıt arşivi

botanitopya twitter

botanitopya instagram

botanitopya@gmail.com

***

zz4

zz5

İÜ Fen Fak. Botanik Ana Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Mehmet Bona, çevirisini yaptığı Darwin’in En Güzel Bitkileri kitabını; müthiş bir dehayı ve onun “aşkla” bağlandığı bitkileri anlatıyor. 10:30’da 94.9 Açık Radyo’da buluşmak üzere

11:00 – 12:00 Mekânlar ve Çağlar İçinde Ses / İştar Gözaydın / İskender Savaşır

facebook.com/istar.gozaydin

12:00 – 13:00 Dünyayı Dinliyorum / Zekeriya Şen / Bir dünya müziği programı (Radio MultiCult 2.0 ile ortak yayın)

tikabasamuzik.com/Katagorileri/dunyayi-dinliyorum

mixcloud.com/dunyayidinliyorum/

soundcloudcom/tıkabasamuzik

13:00 – 14:00 Ma’nın Tınısı / Hakan Ünseven / Anadolu müziğinin çağdaş yorumları

archive.org/details/@alabanda

14:00 – 15:00 Dilden Dile Titreşimler / Emre Dağtaşoğlu / Türk halk müziği

dildendiletitresimler26.01.2020

dildendiletitreimler.blogspot.com/

***

(Destekçi: Akın Yılmaz)

  1. Bugün Pazar-ı Aşktır – Cem Erdost İleri
  2. Şu Diyar-ı Gurbet Elde – Cem Erdost İleri
  3. Gel Gönül Hevayı Gezme – Hüseyin Korkankorkmaz&Sercan Öztürk
  4. Eridim Aşkınla Ben Yana Yana – Hüseyin Korkankorkmaz&Sercan Öztürk
  5. Gel Gönül Usanma Derd-i Beladan – Onur Kocamaz
  6. Şu Benim Biçare Gönlüm – Onur Kocamaz
  7. Bu Dünya Misaldir Handan – İsmail Çakır&Tülay Özer Akköse
  8. Ervah-ı Ezelde Levh-i Kalemde – Salih Gündoğdu
  9. Gel Gönül Ülfet Eyleme Değme Her Nâdân ile – Aşık Veysel

15:00 – 16:00 Musıkî Arşivi / Bülent Aksoy / Musıkî icrasının geçmişine ayrıntılı bir bakış

16:00 – 17:00 Semt-i Nihavend / Klasik Türk musikisine dair / Fikret Karakaya

Usta müzisyen Fikret Karakaya Semt-i Nihavend programında bu yayın dönemi;  bazen bir makamı, bir sazı, bir bestekârı, bir icracıyı tanıtıp kayıtlarını dinletiyor. Bazen de konuklarla Türk Musıkisi üzerine söyleşiyor.

17:00 – 18:00 Modernin Sesi / Aykut Köksal / Dört yüzyıllık müzik serüvenine derkenar

***

ORYANTALİST GELENEK, ERKEN MODERNİSTLER VE RAVEL

19. yüzyılın oryantalist geleneği erken modernistlerde de sürmüştü. Bu pazar (26 Ocak) Aykut Köksal’ın hazırlayıp sunduğu Modernin Sesi’nde dinleyeceğimiz yapıtlardan biri olan Shéhérazade bu çerçevede görülmesi gereken yapıtlardan biri. Matisse’in ilişikteki “Odalisque”ini de yine aynı bağlamda değerlendirebiliriz.
Modernin Sesi, Açık Radyo 94.9’da, her pazar saat 17:00’de…

Fotoğraf açıklaması yok.
18:00 – 19:00 İnsan Sesi / Aksel Tibet / Çoksesli Batı müziğinde insan sesinin yeri

19:00 – 20:00 I Can Rock and I Can Roll / Rock’n Roll’un öncü kadınları / Şenol Ayla

“Rock erkek işidir” diyenlere inat, onlar o güne dek görülmemiş biçimde, kulis odalarını değil sahneyi istediler, gitarda ısrar ettiler, tırnaklarını kısa kestiler, sahnede terlediler ve bir ‘hanımefendi‘ye yakışmayacak biçimde avaz avaz bağırdılar. Onlar Rock’n Roll’un öncü kadınlarıydı. Pek çoğu listelerin en üst sıralarına çıkan parçalar bestelediler, mükemmel gitar çaldılar, kadınların daha iyisini yapabileceğini gösterdiler… ama isimlerini Rock’ın ‘resmî tarihine’ yazdıramadılar, sadece meraklısınca hatırlandılar. Bu program, onlar için gecikmiş bir anma, hak ettikleri bir saygı duruşu.

20:00 – 21:00 The Big Easy / Aylin ve Varol Ünel / New Orleans kültürü ve müziği

New Orleans müziğinin ve kültürünün işlendiği The Big Easy bu yayın döneminde saat 20’de.

21:00 – 22:00 İstanbul’dan Gelen Telefon / Pazar gecesi biterken dinlemek isteyeceğiniz, her telden güzel şarkılar. Bazen de müzik arkeolojisi. / Altuğ Güzeldere, Mahir Ilgaz, ve Güven Güzeldere. Bu yayın döneminde Hakan Gürvit ve zaman zaman Ömer Madra’nın katkılarıyla…

İstanbul’dan Gelen Telefon bu yayın döneminde ekiplerine Hakan Gürvit ve zaman zaman Ömer Madra’yı dahil edip efsanevi müzisyen, şarkıcı, besteci ve ozan ‘Pete Seeger’a odaklanıyor. Amerikan halk müziğinin öncü isimlerinden Seeger’ın yurttaş hakları, barış ve çevre hakları peşinde 70 yılı aşkın süre geçirdiği müzik ve aktivizm serüvenine ve bıraktığı kültürel mirasa bir bakış denemesi Açık Radyo’da.

22:00 – 23:00 Sarhoş Atlar Zamanı / Akif Burak Atlar / Konu parantezinde rock

sarhosatlarzamani.tumblr.com/

mixcloud.com/SarhosAtlarZamani/

23:00 – 24:00 Jirayr’ın Walkman’i / Bilindik Ermeni müziğinin öbür türlüsü / Saro Usta ve Vartan Estukyan

Bildiğimiz Ermeni müziğinin dışında kalan Ermeni müzisyenlere, müziklere yeni üretimlere yer verilen bir program.

24:00 – 01:00 Audiocity / Türler arası / Bahadır Dilbaz

Yıllardır sürdürdüğü Kılavuz programını bitiren Bahadır Dilbaz, bu yayın döneminde 25 yıllık Dj’lik serüveninde eleğin üzerinde kalan müzikleri Audiocity’ye taşıyor.

01:00 – 02:00 Münakaşa / Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali / Erkan Ömür

munakasa20200126

“Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali” şiarıyla yola çıkan programda downtempo elektronik müzik, etnik elektronik, elektronika, minimal, breakbeat örnekleri dinleyiciyle buluşuyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

09:00 – 10:30 Radyo Agos / Haftalık Agos gazetesinin penceresinden Türkiye ve Dünya gündemi. Agos’un mutfağından haberler, söyleşiler, olaylar

radyoagos20200125

Radyo Agos kayıt arşivi

10:30 – 12:00 Şansonlar (Yeni program) / Fransızca şarkılar dünyasında bir devr-i âlem / Hazırlayan: Cengiz Işılay

12079 listebaşı olmuş şarkıyı radyoya taşıyan Cengiz Işılay bu yayın döneminde Fransız Şansonlarına ve Fransız popüler müziğinin seçme örneklerine el atıyor.

12:00 – 13:00 Dünya Dönüyor / Naim Dilmener / ’Türkçe Pop’un 50 yılı

diskotek.info/(Naim abinin “Bu sitede milyon hazine var” diyerek önerdiği site)

zz11

Açık Radyo’da pop tarihi… 1800’lerden, Muzika-yı Humayun’dan başlayarak ve günümüze kadar gelerek, haftalarca/aralıksız sürecek bir pop tarihi… Kantolar, tangolar, şarkılar, yıldızlar… Hem ciddi hem de komik ayrıntılar… Kaydetmeyi unutmayın  15 Haziran’da başlıyor. 12:00/94.9

facebook.com/naimdilmener

***

24 Ocak’ta Anlat Bana albümünü çıkaracak Su İdil, albümün yapımcısı Hakan Kurşun ile Açık Radyo’da. Başta Çağrı Sertel, Ozan Musluoglu, Sinan Sakızlı, Onur Aymergen ve Robert Mehmet İkiz olmak üzere, çok kıymetli müzisyenlerin katkıda bulunduğu albümü ve İdil’in müzik tutkusunu konuşacağız. 25 Ocak, 12:00

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, şapka, çocuk ve yakın çekim
***
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta ve yakın çekim
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, şapka, çocuk, yakın çekim ve açık hava
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yakın çekim
Görüntünün olası içeriği: 3 kişi
Görüntünün olası içeriği: 7 kişi

Hakan KursunSinan Sakızlı ve 4 diğer kişi ile birlikte.

Arkadaşlar,
Pb Müzik gururla sunar. Bugün sevgili Su İdil in ilk albümü “Anlat Bana” tüm müzik servislerinde yayınlandı. Piyano ve tuşlu çalgılarda Çağrı Sertel, bas Ozan Musluoğlu, davul Robert Mehmet İkiz ve gitarlar Onur Aymergen. Kayıt ve miks Sinan Sakızlı. Mastering: Emre Yazgın. Yeni müzik dinlemek isteyenler tavsiye ederim. Çok güzel bir albüm oldu. Hayırlı olması dileğiyle,
Sevgiler
Hakan

***

Su İdil ve Hakan Kursun ile Açık Radyo’da.

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, gülümseyen insanlar

13:00 – 14:00 Açık Deniz / Beysun Gökçin / Üç tarafı denizlerle çevrili bir radyo programı

acikdeniz20200125

Açık Deniz kayıt arşivi

acikdenizsingle

facebook.com/beysun.gokcin

14:00 – 15:00 El Fueye / Tangonun büyülü kutusu / Ortaç Aydınoğlu

Tangonun büyülü kutusu bu yayın döneminde 15 günde bir Cumartesi günleri saat 14:00’de.

15:00 Sadânüvîs (Yeniden program) / Hazırlayan: Cemal Ünlü

Açık Radyo’nun efsane programlarından Sadanüvis geri dönüyor. Fonograf, gramofon ve taş plak kayıtları Cemal Ünlü’nün anlatımıyla Cumartesi günleri saat 15.00’de Açık Radyo’da

facebook.com/cemal.unlu2

16:00 – 17:00 Dünyanın En Güzel Müzikleri (Yayın saatinde ve sıklığında değişiklik) / Reha Uz’a göre / Hazırlayan: Reha Uz

60 yılı aşkın bir müzik dinleme serüveninde Reha Uz’a göre Dünyanın En Güzel Müzikleri bu yayın dönemi hem Cumartesi hem de Pazar günleri saat 16.00’da.

17:00 – 18:00 Music of the World İstanbul / Refika Kadıoğlu ve Kutay Derin Kuğay / Tokyo’dan Barcelona’ya müzik ve ötesi

facebook/Kutay Derin Kuğay

***

This Saturday, at 5pm Music of the World Istanbul at Acik Radyo features new splendid Jewish music albums released recently by a wide variety of groups and artists, especially impressive the Wandering album by the Libyans.

Fotoğraf açıklaması yok.
Görüntünün olası içeriği: 8 kişi, gülümseyen insanlar, yazı
Görüntünün olası içeriği: 6 kişi, gülümseyen insanlar
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

18:00 – 19:00 Connections / Tim Hallam / 60′lar ve 70′lerde pop

connectionstr.blogspot.com/

mixcloud.com/tim-hallam/

19:00 – 20:00 Tighten Up / Simon Johns / Tematik bir müzik programı

tightenupwithsimonjohns.blogspot.com/

20.00 – 21:00 Güneyin Sesi / Salsa’dan Morna’ya, Bossa Nova’dan Nueva Canción’a Afro-Latin ezgiler… / Karaca Yiğit Pehlivanlı

guneyinsesi12.program25ocak2020

zz4

“Güney’in Sesi” Latin Amerika müziğinin beslendiği kültürler (Afrika, İspanya, Portekiz ve Amerikan yerli kültürü) üzerinden, geçirdiği değişimleri ve günümüze kadar hangi müzik türlerini nasıl etkilediğini ya da hangi müzik türlerinin etkisinde kalarak çeşitlendiğini anlatan; hepsinin temelinde var olan ‘yaşama sevincini’ yansıtan bir program.

facebook.com/karaca.pehlivanli

***

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve ayakta duran insanlar
Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, gülümseyen insanlar, sahnedeki insanlar
Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, sakal

Karaca Yiğit Pehlivanlı  Güney’in Sesi / Açık Radyo

Bu akşam Güney’in Sesi’nde saykodelik Latin müzik örneklerinden, Orta Amerika’nın geleneksel müziği Garifuna örneklerine yolculuk var. İkinci yarıdaysa Africando şarkıları Güney’in Sesi’ne karışacak. Akşam saat 20’de Açık Radyo’da buluşalım 😊

21:00 – 22:00 High Times / Ras Memo/ Reggae

22:00 – 23:00 Flow / Türler arası gece müzikleri / Özgür Özer

flow64

Eklektik gece müziklerine yer verdiğimiz Flow bu yayın dönemi gece 22.00’de.

23:00 – 24:00 Login / Christopher Çolak / Elektronik müziğin alt türleri ve tüm renkleri

24:00 – 01:00 Lovaj / Ahmet Güneş / Elektronik ağırlıklı müzik

lovaj.com/

01:00 – 02.00 Alan Kod 212 / Türler arası / Batu Boran

Alan Kod 212 programı bu yayın döneminde haftasonuna transfer oluyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/1/23

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak, Emre Gülşer

acikgaste_24-01-2020

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Eee… eee… eee…” (https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-51230204)
——————–
Rahip Nesyamun 3 bin yıl önce işte böyle dedi. Bilim insanları, mumyalanmış Mısırlı rahibin sesini 3 bin yıl sonra yapay ses telleriyle hayata döndürdü. Antik Mısır’ın Waset şehrinde rahiplik yapan Nesyamun, şarkı söylemeyi de içeren dini ritüeller için güçlü bir sese ihtiyaç duyuyordu. Nesyamun’un ses yolu üç boyutlu yazıcı ile kopyalayarak günümüze taşındı. (BBC Türkçe)

Görüntünün olası içeriği: iç mekan
***
***

“Aşıyı emperyalizmle açıklamak mantık dışı; aşıda tereddüdü olanlar tıbbı bıraksın”

24 Ocak 2020

İstanbul Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Rukiye Eker, aşı karşıtlığının emperyalizm ile açıklamanın mantık dışı olduğunu ve tıp dünyasında böyle bir kabul olmadığını söyledi.

Dünyada ve Türkiye’de özellikle son yıllarda aşı karşıtlığındaki yükseliş dikkati çekiyor. Aşıların ‘gereksiz ve zararlı’ olduğuna yönelik yanlış bilgiler nedeniyle birçok aile çocuğuna aşı yaptırmayı reddediyor. Resmi kayıtlara göre 2011’de çocuğuna aşı yaptırmayı reddeden aile sayısı 183 iken bu rakam 2018’de 23 bine çıkmış durumda. Peki aşı karşıtlığı gerçekten doğru bir yaklaşım mı? Aşı karşıtlığının tehlikeleri ne? Aşı karşıtlığı dünyada bitmek üzere olan hastalıkların yeniden ortaya çıkmasına neden olur mu?

“Ne Oluyor” programına konuk olan Prof. Rukiye Eker, Şirin Payzın’ın aşı karşıtlığı konusundaki sorularını yanıtladı.

Aşı konusunda tereddüt yaşayan tıpçılar için “Öğrencilerime böyle bir tereddüdü olan varsa tıbbı bıraksın diyorum” diyen Eker, “Aileler bu hastalıkları unuttular. Kendileri aşı olarak bu hastalıkları yaşamadılar ve böyle ölümcül hastalıkları unuttular. Zannediyorlar ki bu hastalıklar bir şehir efsanesi” dedi.

Eker aşı reddine ilişkin şöyle konuştu:

“Ben çocuk hekimliğinde 43 seneyi dolduruyorum. 1977 senesinde asistanlığım dönemimde henüz bu kadar çocuk hekimliği yoktu. İnanın her gün mutlaka kızamıktan, difteriden, boğmacadan veya başka virüsten ölen en az bir çocuk olurdu. Bugün ise biz çocuklara bu vakaları gösteremiyoruz. Sadece kitaplardan, eski resimlerden anlatıyoruz. Ben bu aşı reddine inanamıyorum. Aileler bu hastalıkları unuttular. Kendileri aşı olarak bu hastalıkları yaşamadılar ve böyle ölümcül hastalıkları unuttular. Zannediyorlar ki bu hastalıklar bir şehir efsanesi. İnanır mısınız bunları yaşamamış genç hekimler bile temel aşıların yararları konusunda bilgi sahibi değiller çünkü tecrübeleri yok”

“Aşı reddi ile birlikte geçmişte yaşanan bazı hastalıklar yeniden ortaya çıkacaktır. Mesela kızamık hastalığı tekrar görülmeye başlandı, çocuk felci (Poliomyelit), en son 1998 senesinde görüldü ve 2002 senesinde Türkiye bu hastalığı tamamen ekarte eden ülkeler arasında girdi. Ama eminim bu aşı reddinden sonra başlayacak. Çünkü dünyada henüz bitmedi. Turizmin bu kadar çok olduğu zamanlarda bu aşıyı yapmayalım diyemeyiz. Örneğin çiçek hastalığı 1979’da dünyada tamamen ortadan kalktığı için artık bu aşı artık hiçbir yerde yapılmıyor”

“Aşı konusu manipülasyon aracı olarak kullanılacak bir şey değildir. 15 ve 16. yüzyılda yaşanan çiçek hastalığı sırasında ilaç firmaları yoktu. Bunlar komplo teorileri. Bunları kullanarak para kazanıldığı doğru değil. Bizim de karşı çıktığımız bazı şeyler var tabi. Birçok konuda insanlara arttırılmış sağlık ihtiyacı empoze edilmeye çalışılıyor. Bu da çok net”

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Cuma Sezin Öney’le Seyyare: Türkiye ve Dünya Olayları Arasında Paralellikler, Karşılaştırmalar

seyyre20200124

Seyyare kayıt arşivi

09:30 – 10:00 Cuma Alp Ulagay ile Spor

spor20200124

10:00 – 10:30 İklim Acil / Dünya Acil Durum ilan ediyor / Can Tonbil

iklimacil20200124

Gençler sokağa çıkıyor, yurttaşlar haklarını talep ediyor. İklim Acil, iklim aktivistleri ile beraber yeryüzündeki iklim mücadelesine panoramik bir bakış atıyor.

10:30 – 11:00 Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam / Buğday Ekibi (Leyla Aslan Ünlübay – Turgay Özçelik)

tohumdanhasadaekolojikyasaml20200124

facebook.com/bugdaydernegi/

Tohumdan Hasada Ekolojil Yaşam kayıt arşivi

***

Başka bir tarım teknolojisi mümkün. 🌾

Buğday Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Aslan Ünlübay’ın hazırlayıp sunduğu Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam Programı’nda bu hafta, tarım teknolojilerinin iklim ve ekosisteme zararlarını konuşacağız.

Tarım Ekonomisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Tayfun Özkaya’nın konuk olarak katıldığı programımız, bugün (24 Ocak) saat 10.30’da Açık Radyo’da.

📻 Radyonuz Açık olsun! (94.9)

Açık Radyo’yu internetten dinlemek için: https://buff.ly/2r17TcV

Kaçıranlar, daha önceki programların kayıtlarına buradan ulaşabilirler: https://buff.ly/2FYJZ98

#BuğdayDerneği #TohumdanHasadaEkolojikYaşam #AçıkRadyo #Tarım #Teknoloji #BirlikteMümkün

Görüntünün olası içeriği: yazı

11:00 – 12:00 Hikâyenin Her Hali / Hayata dair cinsiyet-aşırı sohbetler / Aslı, Ayşe Gül, Didem, Kristen, Özlem ve Sema

hikayeninherhali20200124

Hayatın ‘olağan akışında’ normalleşen, olağan gözüken, ‘eşyanın tabiatı gereği’ akıp gidenleri, cinsiyet-aşırı sohbet masamıza koyuyoruz. Gündemi kentte, kırda, sokakta, fabrikada, evde, mahkemede, sinemada, müzikte takip ederken, gündeme gömülen hafızayı da hikâyelerle kazıyoruz. Bugünü kadim zamanlarda arayabiliyoruz, başımızın çaresine tarihsiz antik hikâyelerin penceresinden de bakıyoruz. Program, misafirleriyle olağanda olağanüstüyü, düzende darmadağını, dertte dermanı, yasta gücü, birlikte farkı aşındırıp, kamplara bölünmüşlerin peşinden gidiyor. Masamız kalabalık, masamız renkli. Masa da, masaymış ha!

12:00 – 13:00 Caz Türbülans / Recep Şencan / Cazda serbest dolaşım

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Önce Sağlık / Ayşegül Tözeren, Betigül Öngen ve Selim Badur

oncesaglik20200124

Kış yaklaşıyor ve havalar her defasında daha da kestirilemez oluyor. Önce Sağlık, her sefer olduğu gibi, bu kışın tekinsiz havalarında da nöbette.

14:00 – 14:30  Bir Yaşam Dili (Yeni program) / Hazırlayanlar: Deniz Spatar ve Canan İrtem

biryasamdili24.01.2020rec23.01.2020

İsmini Marshall Rosenberg’in Şiddetsiz İletişim – Bir Yaşam Dili kitabından alan programda, anlaşmazlık içindeki bütün tarafları empati ile can-ı gönülden dinleyerek anlama, bu yoldan bağlantı kurarak işbirliği zemini yaratma ve herkesin ihtiyacının gözetildiği ortak çözümler üretme sanatı olan Şiddetsiz İletişim, çeşitli boyutları ile ayrıntılı olarak ele alınıyor.

Facebook.com/Şiddetsiz İletişim Türkiye

14:30 – 15:30 Wanderer / Can Denizci / (Richard Wagner özel programı)

Doğumunun 200. yılında Richard Wagner özel programı. 19. yüzyıl operasının en önde gelen iki isminden biri olan ve müziğin üst dilinin üstadı sayılan Wagner’in hayatı ve eserleri Wanderer’de

15:30 – 16:30 Sinefil / Melis Behlil ve Yeşim Burul Seven / Sinemasever muhabbetleri

sinefil20200124

Sinefil kayıt arşivi

16:30 – 17:00 Kavanozdaki Yıldız (Yeni program) / Hazırlayanlar: İsmail Başöz, Haluk Levent ve Mustafa Yılmazer

kavanozdakiyildiz20200124

Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin toplumsal ve ekonomik etkilerini  kapsamlı biçimde ele almaya gayret eden bir program.

Evrim Ağacı / Spotify

evrimagaci.org/podcast

facebook.com/treeofevolution

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20200124

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

İzmir’in Menderes ilçesine yapılması planlanan katı atık tesisine karşı birden fazla kampanya başlatıldı

24 Ocak 2020
Fotoğraf: Change.org

İzmir’in menderes ilçesinde yapılması planlanan katı atık tesisine karşı Menderesli vatandaşlar tarafından birden fazla kampanya başlatıldı.

İzmir’in Menderes ilçesinde yapılması planlanan katı atık tesisine karşı Menderesli vatandaşlar tarafından birden fazla kampanya başlatıldı. Bunlardan bir tanesi, şehircilik konusunda doktorası olan Şahin Tepe’ya ait. Change.org/MenderesCopOlmasin adresindeki kampanyada Şahin Tepe, Menderes’in bu atık tesisi için doğru konum olmadığını ifade ediyor. Katı atık bertaraf sistemlerinin günümüzün üstün teknolojileriyle beraber ülkelerin, özellikle de metropollerin çöp problemini giderebilmek adına üst seviyede çözümler sunduğunu ifade eden Tepe, kampanyada Menderes’in bunun için neden doğru konum olmadığını açıklıyor. Belli başlı bazı nedenler şu şekilde: Menderes ilçesi pek çok tarihi esere ve doğal güzelliğe ev sahipliği yapıyor. Bunların arasında, Taş Köprü Klaros Bi̇li̇ci̇li̇k Merkezi̇, Yikik Mi̇nare, Kolophon Anti̇k Kenti̇, Noti̇on Anti̇k Kenti̇, Lebedos Anti̇k Kenti̇, Baklatepe Höyüğü, Roma Hamami gibi tarihi eserlerin yanında, Malta Şelalesi̇, Karacadağ Mavi̇ Bayrakli güzel plajları ve daha birçok doğal güzellikler yer alıyor. Ayrıca Menderes önemli bir tarım merkezi konumunda. Türkiye’nin örtü altı tarım üretiminin %15-20’lik bir dilimi Menderes’te yapılıyor. Türkiye’de kesme çiçek üretimininse %40’lık bir kısmı Menderes’te yapılıyor. Dünyaca ünlü Gümüldür Mandalinası da burada üretiliyor. Ve, Tahtalı içme suyu barajı bu bölgede bulunuyor. İzmir’in içme suyunun büyük bölümü de buradan karşılanıyor. Şahin Tepe bu projenin Menderes halkı için önemli bir istihdam da yaratmayacağına inanıyor ve tesiste çalışacak personel sayısının bir-iki turizm tesisinde çalışacak insan kadar olacağını söylüyor. Tüm bu nedenlerle katı atık tesisinin Menderes’te yapılmasına karşı kampanyayı yürüten Tepe, kampanyayla Menderes Belediyesi ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne sesleniyor. İmza vererek destek olmak isterseniz Change.org/MenderesCopOlmasın adresini ziyaret edebilirsiniz.

Dilovası’na geri dönüşüm tesisine karşı kampanya

Ümit Tüğmen tarafından başlatılan kampanya Dilovası’nda açılması planlanan geri dönüşüm tesisine karşı çıkıyor. Özel bir şirket tarafından yapılması planlanan tehli̇keli̇-tehli̇kesi̇z atık ve elektroni̇k kart geri̇ kazanımı, atık elektri̇kli̇ ve elektroni̇k eşya i̇nceleme projesi̇nin Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu kabul edildi. Change.org/Dilovasi adresindeki kampanyada, ÇED onayına itiraz ettiklerini belirten Ümit Tüğmen, bu projenin neden gerçekleşmemesi gerektiğini şu cümlelerle açıklıyor: “Türkiye’de Dilovası kanser vakalarının baş gösterdiği bir bölge olması aynı zaman da 2006 yılında Meclis Araştırma Komisyonu raporları ortadayken 2006 yılından sonra kurulan bacalı ve bacasız sanayi kuruluşlarının devam etmesine meclis raporunda çıkan ‘Dilovası’na tek bir çivi bile çakılamaz’ sözleri göz ardı edilerek bölge halkının sağlığı hiçe sayılmakta. Ocak 2020 tarihli Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu nihai kabul edilmesine itiraz ediyoruz.” Eğer bu talebe katılıyor ve desteklemek istiyorsanız Change.org/Dilovasi adresini ziyaret edebilirsiniz.

Üçüncü kampanya Karadeniz Ereğli’den

Bu haftanın üçüncü kampanyası Karadeniz Ereğli’den. “Ereğli demir çelik fabrikaları havamızı, suyumuzu, ormanımızı kirletmesin” başlıklı kampanya Çetin Yılmaz tarafından başlatıldı ve Change.org/EregliDemirCelik adresinde yer alıyor. Çetin Yılmaz, kampanyayı başlatma nedenini ve taleplerini şu cümlelerle ifade ediyor: “Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları ‘Erdemir’ bir yılda 2,5 ile 3 milyon ton kömür yakıyor. Yeni yüksek fırının kapasite artışı ile beraber bu oran yılda  3,5 -4 Milyon ton civarında olacak. Yakılan kömürün dumanını istemiyorum. Bölgemizde Astım ve Kanser hastalıkları bu dumanlara bağlı arttığını düşünüyorum. Yakılan kömürün tozlarının çağdaş teknoloji ile bertaraf edilmesini istiyorum. İnsana ve doğaya, çevreye verdiği zararların en aza indirilmesi için Erdemir’in yeni yatırımlar yapmasını istiyorum. Erdemir’in Sinter bacası eski ve bozuk filtre ile çalışıyor. Sinter bacasına yeni teknoloji ile filtre takılması ve Erdemir’in çevreye bıraktığı kömür ve cüruf tozlarının engellenmesini istiyorum. Sağlık hakkımızın korunması için yasaların uygulanmasını istiyorum. Çelikhaneden çıkan cürufların deniz ve  doğaya karıştırılmadan bertaraf edilmesini istiyorum. Çelikhane cürufunda doğayı zehirleyen kimyasalların olduğu bilimsel olarak kanıtlandı. Bu zehirlerin denizlerimiz ve doğamıza karıştırılmasının, telafisi imkansız sağlık sorunları yarattığını düşünüyorum. Sinter Bacasına filtre takılmasını, kömür ve kül tozlarının çevreye yayılmasının önlenmesini, çelikahneden çıkan curufun Karadeniz’de dolgu malzemesi olarak kullanılmamasını, doğaya karıştırılmadan berteraf edilmesini istiyorum.” Çetin Yılmaz’ın bu talebine destek vermek isterseniz Change.org/EregliDemirCelik adresini ziyaret ederek kampanyaya imza verebilirsiniz.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Hafta boyunca Ben Bugün Bişey Öğrendim Yayına Hazırlayanlar: Doruk Yurdesin, Ozan Sezgin ve Rauf Kösemen

facebook.com/benbugunbiseyogrendim

Açık Dergi Cuma Ceyhan Usanmaz’la Bu Köşe Kitap Köşesi

Açık Dergi Cuma Zîn (Açık Dergi’de yeniden köşe) (15 Günde 1) / Hazırlayan: Mehmet Said Aydın

Yazar ve editör Mehmet Said Aydın Açık Dergi’ye geri dönüyor. Farklı kültürlerden ve alfabelerden beslenen Türkiye Edebiyatı’nın tarihinden notlar ve güncel gelişmeler, tartışmalar her hafta Açık Dergi’de.

Açık Dergi Cuma Duygular Sözlüğü ( Açık Dergi’de yeni köşe) / Yazan: Tiffany Watt Smith / Çeviren: Hale Şirin / Okuyan: Ömer Madra / Kolektif Kitap

Neredeyse her şeyin sözlüğünü yayınlama sürecine giren Açık Dergi yeni yayın döneminde duyguları da işin içine karıştırmaya karar verdi! Tiffany Watt Smith’in kaleme aldığı ve Kolektif Kitap tarafından Türkçe’ye kazandırılan Acımadan Zevklenmeye Duygular Sözlüğü, Ömer Madra’nın sesinden Cuma akşamları birer maddeyle radyo yayınına karışıyor.

Açık Dergi Cuma Serbest Atış (Açık Dergi’de yeni köşe – 15 Günde 1) / Dünya Basketbol Gündemi / Hazırlayanlar: Mehmet Çopuroğlu ve Kayhan Ergin

Volkan Ağır ve Utku Gökerküçük’ün hazırlayıp sunduğu Efektif Pas bu yayın döneminde bir ara veriyor. Yerine, bir basketbol programı olan Serbest Atış geliyor.

Açık Dergi Cuma Normalin Sınırları / Klinik Felsefe Sohbetleri / Alper Hasanoğlu ve Bülent Usta

normalinsinirlari20200124

“Normalin Sınırları”nda, insanları hapseden bireysel ve toplumsal sınırların ve kalıpların ötesine geçip, dinleyicilerin kendilerine ve hayatlarına başka bir açıdan bakabilmesinin olanakları araştırılan bir ‘klinik felsefe’ programı.

Teoriyle uygulamayı birleştiren yazı ve çalışmalarıyla tanınan psikiyatristlerin, psikoterapistlerin, felsefecilerin ve edebiyatçıların konuk olarak yer aldığı yayın; günümüzde ilaç tekelinin baskısı altında insanın doğasına ait normal ve doğal acının bir hastalık olarak tanımlanması tehlikesi karşısında normali koruma çabası.

“Normalin Sınırları”nı, psikiyatrist, psikoterapist, yazar Alper Hasanoğlu ile antropolog, psikoterapist, yazar Bülent Usta birlikte sunuyor.

Açık Dergi Cuma Mazruf (Açık Dergi’de yeni köşe) (15 Günde 1) / Hazırlayan: Murat ‘mrt’ Seçkin ve Audioban

İki haftada bir yayımlanan “Mazruf” müzik sektöründe, özellikle bağımsız sahnede yer alan kolektif, müzisyen ve projelerin yanı sıra, sahne arkası – yani masabaşı –işleri yüklenen ekip ve kişilerin seslerine de kulak veriyor. Mülakatlar ve bolca müzik eşliğinde ve 15 günde bir.

20:00 – 21:00 Koyu Mavi / Gülçin Orgun / Türler arası

koyumavi_24-01-2020

koyumavi.org/

***

Görüntünün olası içeriği: yazı

Gülçin Orgun  Koyu Mavi / Açık Radyo

Meral Akman Avustralya’dan sesleniyor;

Aboriginal Rock

Alan Dargin & Gary Thomas / Original Traditional Techno

David Hudson / Trekking

Lonely Boys / The Hunter

Yothu Yindi / Tribal Voice

Blekbala Mujik / Mimi ( Wajbagada)

Archie Roach, Paul Kelly / Rally Round the Drum

Geoffrey Gurrumul Yunupingu / Wiyathul

Coloured Stone / Black Boy

NoKTuRNL / Woomera

Black Rock Band / Bininj Kunborrk

Southeast Desert Metal / Healer

bu akşam

saat 20-21 arasında

Koyu Mavi’de.

(Afişteki fotoğraf: Meral Akman,

40.000 yıllık Aborjin duvar resmi)

21:00 – 22:00  Aşağı Mahalle / Ümit Baykara / New York Downtown Cazve ötesi…

twitter.com/asagimahalle

***

zz4

Bu akşamki programda önce Get The Blessing, ender bulunan kayıtları Rarer Teas ile ortamı sallayacak, ardından Moon Hooch, Life On Other Planets ile gezegeni yüksek enerjili vuruşlarla yok edecek… Saat 21:00 Açık Radyo > bit.ly/1isUhIt #listen #music #radio #Jazz

22:00 – 23:00 Mint / Efkan Kula ve Mert Emcan / Gıcır cızır plâklar

mixcloud.com/mertemcan/

Alternatif rock’ın geçmiş ve günümüz klasiklerinin çalınacağı “Mint”te Stüdyo İmge yazarları; Efkan Kula ve Mert Emcan plak koleksiyonlarının en değerli single’larını hikayeleriyle birlikte çalıyor.

23:00 – 24:00 13 Melek / Yiğit Atılgan / Zamanın ruhundan bağımsız sesler

13melek-acikradyo374

Zamanın ruhundan bağımsız seslere kulak verdiğimiz 13 Melek bu yayın döneminde Cuma günleri 23.00’te.

24:00 – 01:00 Blackout / Gürkan Vayis ve Ümit Şenol / Kirli ve aksak ritimler ile Siyah müzikler

Yeni yayın döneminde Overphonic ve Blackout programları birleşip yollarına, Overphonic’in saatinde Blackout adı altında devam ediyor.

overphonic.blogspot.com/

mixcloud.com/overphonic/

blackout949.blogspot.com/

soundcloud.com/blackout949

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow

democracynow.org/shows/2020/1/22

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_23-01-2020

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Haber şimdi geldi: 21 Ocak 2020, bütün insanlık tarihi boyunca görülmüş en büyük karbondioksit rekorunun kırıldığı gün olmuş.”
—————-
Dünyanın önde gelen meteorolog ve iklim yazarlarından Eric Holthaus, Antarktika’dan alınan buz örneklerinin yeryüzünde en azından 800 bin yıldan beri böyle bir şey olmadığını gösterdiğini, insanların bilmediği, tanımadığı bir dünya yaratmakta olduğumuzu belirtiyor. (Twitter)

Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, kuş ve açık hava

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Perşembe Seyfettin Gürsel’le Ekonomik Gidişat

ekonomikgidisat20200123

09:30 – 10:00 Güncel Hukuk Dergisi’nde bu ay (Ayda 1)

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Ekonomi&Ekoloji / Pelin Cengiz, Barış Gençer Baykan, Serkan Ocak ve Mahir Ilgaz

ekonomiekoloji20200123

Ekonomi Ekoloji kayıt arşivi

Facebook.com/Pelin Cengiz

***

Yarın 10:30’da Açık Radyo Ekonomi&Ekoloji’de Gıda Mühendisi Bülent Şık Greenpeace ile birlikte hazırladıkları “Soframızdaki Tehlike: Pestisit” raporunun detaylarını anlatıyor, bekleriz…

11:00 – 11:30 Yeşil Bülten (Yeni program) / Hazırlayan: Utku Zırığ

İMC Televizyonunun kült programı Yeşil Bülten bu yayın döneminde Açık Radyo’da

Yeşil Bülten kayıt arşivi

11:30 – 12:00 Açık Mimarlık / Hüseyin Kahvecioğlu, İpek Akpınar, Yağmur Yıldırım ve Cenk Dereli / Mimarlığın tüm halleri üzerine konuşmalar

acikmimarlik20200123

acikmimarlik.blogspot.com/

Açık Mimarlık facebook sayfası

Açık Mimarlık kayıt arşivi

facebook.com/yagmurlyildirim

***

Yarın saat 11.30’da Açık Radyo’da Sevince Bayrak ile Beyazıt Meydanı’nın hikâyesini konuşuyoruz.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi
***

Sevince Bayrak ile Beyazıt Meydanı üzerine

23 Ocak 2020

Görsel: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

“Bir Meydan Öyküsü: Beyazıt” kitabının yazarı mimar Sevince Bayrak ile Beyazıt Meydanı’nın hikâyesini konuştuk. Bayrak’ın doktora tez çalışmasından geliştirdiği kitap, 2019 yılı sonbaharında Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan yayımlandı.

12:00 – 12:55 Afrikon (Yeni program) / Hazırlayan: Ufuk Aktaş

“Afrika üzerinde dolaşan sesler” şiarıyla yolan çıkan programda her hafta Afrika’nın başka bir ülkesinden geleneksel ve gelenekselden beslenen yeni icralar dinliyoruz.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Aheng-i Hengâme / Alper ve Esra Kaliber / Soul, Funk ve Afrika müzikleri

23ocak2020ahengihengameafricanscreamcontestspecialshow2

 ahengihengame.blogspot.com/

14:00 – 14:30 Günün ve Güncelin Edebiyatı / Seval Şahin / Romanlar, Hikâyeler, Kahramanlar

gununguncelinedebiyati23.01.2020rec.05.12.2019.reyhan

twitter.com/sevalsahinn/media

Günün ve Güncelin Edebiyatı kayıt arşivi

Twitter.com/Guncel Edebiyat  

***

Günün ve güncelin edebiyatı
***

Reyhan Tutumlu ile Söyleşi: Behice Ziya Kollar ve Pakize Romanı

31 Ocak 2020
Bu hafta programımızda Reyhan Tutumlu ile Behice Ziya Kollar ve Pakize romanı hakkında konuştuk.

Programımız hakkında Soru ve önerileriniz içinTwitterFacebook 

14:30 – 15:30 Notalarla Sohbet / Zerhan Gökpınar / Açıklamalı ve karşılaştırmalı bir klasik müzik programı

Notalarla Sohbet – Zerhan Gökpınar

***

Bu hafta Notalarla Sohbet programımızda geçen hafta bıraktığımız yerden Anadolu Nefesli Beşlisini ağırlamaya devam ediyoruz🎶🎧🎤👌👏
www.acikradyo.com.tr

Görüntünün olası içeriği: 10 kişi, yazı

15:30 – 16:30 Hukuk Güvenliği (Yeni program) / Hazırlayanlar: Bahri Belen ve Aynur Tuncel

hukukguvenligi20200123

Hukuk güvenliğinin enine boyuna konuşulduğu programın sürekli konuğu Aynur Tuncel bu yayın döneminde aslî programcı kadrosuna dahil oldu.

16: 30 – 17:00 Biofilia (Yeni program) / Hazırlayan: Nurhan Keeler

biofilia20200123

biofilia23.01.2020

Evrenin Suyuna Giden Tasarım programının zaman içinde eko-tasarım sınırlarını aşıp yeni bir programa dönüştü: Biofilia. Doğayla, diğer canlılarla, kültür ve tasarımla kurulan özenli ilişkiler üzerine bir program

twitter.com/nurhankeeler

Biofilia Fotoğraf Albümü

facebook.com/nurhan.keeler

***

23 Ocak 2020’de 94.9 Açık Radyo’da 16.30’da Biofilia’da heyecan verici bir konu ve dinamik bir müzik var:

Half-Earth Project: Half-Earth biyolojik çeşitliliğin büyük kısmını korumak için yeterli yaşam alanını yönetmek için kara ve denizlerin yarısını koruma çağrısı. Yeryüzünün yarısını korursak, korunan türlerin oranı %85’lere çıkıyor. Bu da gezegenin en az yarısının güvenli alanda yaşayacağı anlamına geliyor.

Teknolojideki ilerlemeler artık gezegendeki türlerin yerlerini ve dağılımını, en fazla türü korumak için en iyi şartların nerede olduğu konusunda karar vermemizi sağlayacak kadar ileri haritalamayı sağlıyor. https://www.half-earthproject.org Bu projenin detaylarını ve nasıl hayata geçileceğini Edward O. Wilson Half-Earth: Our Planet’s Fight for Life kitabında detaylı bir şekilde anlatıyor.

Programda Akdan Gwangchil grubundan Aucha’yı dinleyeceğiz. https://www.youtube.com/watch?v=TYs5pCfySbE Bu şarkı, Kore’nin batı kıyısında yaşayan balıkçıların şarkısından esinlenmiş. Akdan Gwangchil, bu şarkıyı dinleyen herkesin balık yüküyle geri dönen bir gemi gibi neşe ve mutlulukla dolu bir hayat yaşamasını diliyor. Akdan Gwangchil grubu ciddi – asık suratlı olmayan, geleneksel müziği K-Poplaştıran (Kore Popu) bir grup. Altı geleneksel çalgı çalan ve üç de vokal üyeleri var. Kutsal, şamanik ve ritüelsi şarkılar icra ediyorlar. Neşeli enerjik şarkıları var.

Imaj: Earth Field by Benjamin Johnson

Görüntünün olası içeriği: bitki
***

Yarım Dünya Projesi: Gezegendeki yeterli yaşam alanını yönetmek için kara ve denizlerin yarısını koruma çağrısı

24 Ocak 2020

Bu çağrı türlerin yok olma krizini tersine çevirmek ve gezegenin sağlığını korumak için yapılıyor.

Bu çağrıya çocukların kulakları daha hassas. Greta çocuk başına dünyayı ayağa kaldırdı. Daniel adında bir çocuk daha hatırlıyorum; duyunca çok etkilenmiştim. Daniel Ithaca köyünde yaşıyordu. İthaca köyünün kurucusu ve yöneticisi Liz’in oğlu Daniel doğa ile haşır neşir bir çocuk. Bazen abisi onu kızdırmak için ‘doğa çocuğu’ diye seslenirmiş ona. Elma ağaçlarına bir çırpıda tırmanan, çiçeği böceği hemen tanıyan bir çocuk düşünün. Lakabı boşuna ‘doğa çocuğu’ olmamış. Daniel bir gün okuldan eve çok üzgün dönmüş. Yanaklar kıpkırmızı gözler ağlamaktan şişmiş … Annesi Liz, Daniel’i kucaklayıp sarmalamış ve niye ağladığını sormuş. Okulda üçüncü sınıf dersi olan çevre konusunu işlerlerken Daniel, bugünlerde türlerin son 65 milyon yıla göre daha hızlı yok olduklarını öğrenmiş. İki göz iki çeşme, çok üzülmüş bu duruma. Annesine dönüp “Liz, diğer türlerin yaşayabilmesi için insanların yok olup gitmesini isterdim” demiş. Anne şok geçiriyor tabi. Düşünsenize 8 yaşındaki çocuğunuz insan ırkının yok olmasını diliyor. Şaşkınlık verici bir durum. Aslına bakarsanız gidişat zaten öyle; insan zaten kendi kendini yok ediyor. (Ekoköy İthaca-Yeni İnsan Kitabevi Türkçesi Orhan Tuncay)

Çocuklar doğayı daha çok sahipleniyor aslında. Belki de gerçekten Daniel’in abisinin ona seslendiği gibi henüz doğanın çocukları oldukları içindir. Sonra okul, iş, şehirde modern hayat derken insan doğayı da kendisini de kaybediyor.

Doğal dünyanın süregelen kitlesel yok oluşu insan eliyle yaratılan en büyük tehditlerden birisi. Dünya’nın biyolojik çeşitliliğini kaybetmek hem yaşayan mirasımızı yok etmek hem de gezegenin, bugün ve gelecek nesiller için varlığını riske atmak ayrıca başka gezegenlerde absürt bir şekilde yaşam aramak demek.

Yarım Dünya Projesi’nde (Half Earth) türlerin yaşaması için yeterli habitatı, yaşam alanını sağlamak hedefleniyor. Rezervler büyüdükçe, hayatta kalan çeşitlilik de büyüyor. Rezervler azaldıkça, içlerindeki çeşitlilik hızlı bir şekilde azalıyor hatta yok oluyor.

Habitatın yüzde 90’ı çıkarıldığında, sürdürülebilir şekilde devam edebilecek türlerin sayısı yaklaşık yarıya iniyor. Bu, dünyadaki en zengin türlerin çoğu için geçerli. Geri kalan doğal yaşam alanlarının yüzde 10’u da yok edildiğinde, hayatta kalan yerleşik türlerin çoğu veya tamamı da yok oluyor.

Öte yandan, yeryüzünün yarısını korursak, korunan türlerin oranı yüzde 85’lere çıkıyor. Bu da gezegenin en az yarısının güvenli alanda yaşayacağı anlamına geliyor. Hangi yarım alan? Yarım Dünya, biyolojik çeşitliliğin büyük kısmını korumak için yeterli yaşam alanını yönetmek için kara ve denizlerin yarısını koruma peşinde. Teknolojideki ilerlemeler artık gezegendeki türlerin yerlerini ve dağılımını, en fazla türü korumak için en iyi şartların nerede olduğu konusunda karar vermemizi sağlayacak kadar ileri haritalamayı sağlıyor. Bu projenin detaylarını ve nasıl hayata geçileceğini Edward O. Wilson, “Half-Earth: Our Planet’s Fight for Life” kitabında detaylı bir şekilde anlatıyor. Türkçesi “Yarım Dünya; Gezegenimizin Yaşam Savaşı.”

Edward Osborne Wilson 10 Haziran 1929 doğumlu, genellikle E.O. Wilson olarak anılıyor. Amerikalı biyolog, doğa bilimci ve yazar. Dünyanın önde gelen karınca uzmanlarından.

Wilson, çeşitli kaynaklarda sosyobiyolojinin ve biyolojik çeşitliliğin babası olarak kabul ediliyor.  Wilson, Pellegrino, Harvard ve Duke Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak görev yaptı. İki kere Pulitzer ödülünü kazandı. Genç Bir Bilim Adamına Mektuplar ve İnsan Varlığının Anlamı en çok satan kitapları arasında.

E.O. Wilson Dünyanın Yarısı / Half-Earth projesini başlattı.

Dünyanın Yarısı projesini nasıl yapacağız? Hayatın geri kalanını korumayı nasıl yaşam şeklimizin bir parçası haline getirebiliriz?

Half-Earth Projesi, bilimsel araştırmalar, deneyimli liderlik ve ilham verici bir angajmanla yürütülüyor. İlham verici angajmandan ilgili bir sürü kişinin ve kamuoyunun projeye dahil edilmesi kastediliyor. Mevcut yaklaşımımızdaki boşlukları ele alıp bir kampanyaya dönüştürüyor:

Half-Earth / Yarım Dünya girişimlerinin adımları şöyle:

– Yarım Dünya haritası hazırlamak

– Yarım Dünya proje eğitimci elçileri kazanmak

– Yarım Dünya için kürsü ve burslar

– Yarım Dünyanın geleceği için şirketler saptamak

– Küresel biyoçeşitlilik envanteri çıkarmak

– Model koruma çabaları

– Yarım Dünya Konseyi

– Bilgi platformu

– Halk katılımı

Haritalamada en ileri bilim, analitik ve teknolojiye dayanan Yarım Dünya Projesi için en fazla sayıda türü koruyabileceğimiz yerler belirleniyor. Hangi kara ve deniz bloklarını maksimum etki için bir araya getirebileceğimiz, dünyadaki en çok biyolojik çeşitliliği olan yerler belirleniyor. Yarım Dünya Proje Haritası, insanlar dahil dünya türlerinin çoğunu kurtarmak için koruma faaliyetlerine en çok ihtiyaç duyulan yerlere rehberlik eden yüksek çözünürlüklü, dinamik bir dünya haritası ve karar destek aracı olarak tanımlanabilir.

Yarım Dünya Proje Eğitimci Elçileri

Bu program, öğretmenlerin birbirleri ve öğrencileriyle bağ kurmaları için bir platform sağlıyor. Elçiler meslektaş ağının bir parçası olarak, topluluk üyeleri, etkileyici videolardan en yeni dijital ders kitabı içeriğine, veri açısından zengin, etkileşimli zengin eğitim kaynaklarına erişebiliyorlar. Dünya’nın biyolojik çeşitliliği bilgisi ve Wilson’ın kendi yazılarına da ulaşmak mümkün.

Peki işletmeler Yarım Dünya hedefine ulaşmamıza yardımcı olmak için ne yapabilirler?

Yarım Dünya Geleceği İçin İşletmelerin, yeni nesil, sürdürülebilirlik odaklı iş uygulamaları geliştirip dönüşümleri teşvik ediliyor. Yarım Dünya uyumlu uygulamaları, günlük faaliyetlerine, stratejik planlamalarına, karar verme süreçlerine ve hissedar değerlerine kadar dahil etmeye çalışıyorlar.

Yarım Dünya Geleceği için aday gösterilen işletmeler, Yarım Dünya geleceğini destekleyen bir amaca yönelik iş uygulamaları için çerçevenin geliştirilmesine katkıda bulunuyorlar. En iyi uygulamaların bir kataloğu oluşturuluyor ki bu şirketler iş yapma şeklimizi değiştirip gezegenin hayatta kalmasına öncülük edebilsin diye.

Küresel Biyoçeşitlilik Envanteri de yapılacaklar arasında var olduğu tahmin edilen ancak hala bilim tarafından bilinmeyen 8 milyon türün keşfi ve doğal tarih çalışmaları söz konusu. Kaşiflere rehberlik etmek, biyoçeşitlilik keşfini hızlandırmak ve “dünyayı yöneten küçük şeyler” hakkında daha fazla bilgi edinmek için gelecekteki türlerin keşfi için en önemli yerleri belirlemek üzerine araştırmalar yapılıyor.

Bu proje dünya çapında benzer koruma çabalarına destek vermek ve bir model oluşturmak için ilham verici hikayelerini kullanarak model koruma ve tür restorasyon çabalarını sergiliyor ve destekliyor.

Yarım Dünya Kürsü ve Burslar programında, dünyamızı ve ona en iyi nasıl bakacağımızı anlamamıza yardımcı olan biyoçeşitlilik araştırmalarını destekleyecek burslar veriliyor. Bu program, koruma için yeni nesil bilim insanlarının desteklenmesine yardımcı olacak, yerel ve bölgesel biyolojik çeşitlilik araştırmalarını, akıl hocalarını ve yeni nesil yöneticileri destekleyecek ve dünya çapında koruma çabalarını sürdüren bölgesel uzmanlık sağlamak için.

Yarım Dünya Kürsülerinde, bölgelerinin sosyo-ekonomik ihtiyaçları ve koruma öncelikleri hakkında algı ve bilgiye sahip biyolojik çeşitlilik araştırmacıları mevcut. Dünyanın dört bir yanındaki üniversitelere dayanarak, gezegenimizin biyoçeşitliliğini en iyi nasıl koruyabileceğimize dair küresel boyutta bilimsel liderlik yapıyorlar. Görev sürelerinin ardından her Başkan, Yarım Dünya Konseyi’nin daimî üyesi oluyor.

Yarım Dünya burs programı, dünya çapında yeni nesil bilim ve idareciliğin tohumunu atmak ve beslemek için biyoçeşitlilik araştırma bilim adamlarını destekliyor. Akademisyenlere Yarım Dünya Başkanları tarafından rehberlik edilip Yarım Dünyanın amacını desteklemek için bir araya geldiklerinde önde gelen biyoçeşitlilik araştırmacıları ile etkileşime geçmeleri için fırsatlar sağlanıyor.

Halk katılımı konusunun da yakın zamanda hayata geçirilmesi planlanıyor. Geniş bir kitleye ulaşmak için, yarım dünyanın hedefini destekleyen bir hareket kültürünün geliştirilmesi planlanıyor.

Yarım Dünya Projesinin kurucu Edward O. Wilson ‘Doğanın Gizli Bahçesi’ kitabında yıkıcılığımızın sebeplerini de anlatıyor:

“Uzaylılarla karşılaşacak olsaydık, bu büyük hayvan çeşitliliğinde er geç bir türün zekasıyla dünyanın hakimiyetini ele geçirmesinin kaçınılmaz olduğunu söyleyebilirdi bize. Bu rol, 5 milyon ile 8 milyon yıl önce şempanze soyundan ayrılan bir Afrika primatı olan Homo sapiens’e düşmüş. Daha önce yaşamış bütün yaratıkların aksine biz jeofiziksel bir güç haline geldik, dünyanın fauna ve florası kadar atmosferini ve iklimini de değiştirdik. Şimdi bir nüfus patlamasının ortasında olan insan türünün nüfusu, son 50 yılda iki katına çıkarak 5,5 milyarı buldu. Önümüzdeki 50 yılda tekrar iki katına çıkacağı tahmin ediliyor. Evrim tarihi boyunca başka hiçbir tür insanlığın ürettiği protoplazma kütlesine ulaşamamıştır.

Darwin’in attığı zar dünyaya yaramadı. Çoğu bilim adamı, daha uysal bir hayvan yerine etobur bir primatın bu aşamaya gelmesinin özellikle canlılar dünyası için büyük talihsizlik olduğuna inanıyor. Türümüz, yıkıcı etkimizi fazlasıyla artıran kalıtsal özellikleri koruyor. Kabile kökenliyiz ve saldırgan bir bölgeciliğimiz var, asgari ihtiyaçların ötesinde şahsi alan sahibi olmaya düşkünüz ve bencil cinsel güdüler ve üreme güdüleri tarafından yönlendiriliyoruz. Aile ve kabile seviyesi ötesinde iş birliği yapmakta zorlanıyoruz.  (Sayfa 194)

(Sayfa 196) İnsan türü, tek kelimeyle bir çevre felaketidir: Zekanın yanlış türde ortaya çıkmasının biyosfer için önceden belirlenmiş olabilir. Belki de zekanın kendini yok etmesi bir evrim kanunudur. …genetik katılımları sayesinde çok bencil olmaya programlandıkları için insanlar küresel bir sorumluluk hissine kavuşmakta çok geç kalabilirler… Bu da ezici insan doğası kuramına dayanıyor: Bireyler önce kendilerini, sonra ailelerini, sonra kabilelerini düşünürler, dünyanın geri kalanı ise ancak dördüncü sıradadır. Genleri de onları bir, en fazla iki nesil öteyi düşünmeye eğilimli kılar. Günlük hayatın küçük sorunları ve çekişmeleri üzerinde çok dururlar, statülerine ya da kabile güvenliklerine azıcık meydan okunduğunda hızlı ve genellikle zalimce bir tepki verirler. Ama tuhaftır, psikologların keşfettiği gibi, insanlar aynı zamanda büyük depremler ve kasırgalar gibi doğal afetlerin gerçekleşme olasılığını ve yaratacakları etkiyi hafife alma eğilimdedir. Bu miyoplaştırıcı sisin nedeni, evrim biyologlarına göre, Homo cinsinin 2 milyon yıllık varlığının son birkaç binyılı hariç böyle bir sisin faydasını görmüş olmasıdır. Beyin şimdiki biçimine evrimsel zamanının bu uzun sürecinde evrilmiştir, yazı öncesi bu süre zarfında insanlar küçük, avcı-toplayıcı gruplar halinde yaşıyorlardı. Hayat tehlikelerle dolu ve kısaydı. Yakın gelecekle yakından ilgilenmek ve erken üremek prim yapıyordu, başka şeylerin o kadar da önemi yoktu. (Sayfa 197) Birkaç yüzyılda bir olan çok büyük felaketler ya unutuluyor ya da efsaneye dönüştürülüyordu. Bu yüzden bugün insan zihni hala bir iki nesli aşmayan bir dönemde rahatça gidip gelebilmektedir. Eski çağlarda yaşayan insanlardan genleri sayesinde daha kısa vadeli düşünme eğiliminde olanlar olmayanlara göre daha uzun yaşamış ve daha çok çocuk sahibi olmuşlardır. Kahinler asla Darwinci bir üstünlüğün keyfini sürmemiştir.

Ama son zamanlarda kurallar değişti. Şimdilerde reşit olan kuşağın gözü önünde birbiri ardına küresel krizler patlak veriyor ve bu, gençlerin çevre konusunda büyüklerine nazaran neden daha fazla kaygılandığını da açıklıyor. Hem katlanarak çoğalan insan nüfusu hem de çevreyi etkileyen teknolojiler yüzünden zaman ölçeği daraldı. Katlanarak çoğalma temelde zenginliğin birleşik faizle artması gibi bir şey. Nüfus çoğaldıkça büyüme artıyor; büyüme arttıkça nüfus daha çabuk çoğalıyor.…

İnsanlar her yerde daha nitelikli bir hayat peşinde koştuğundan kaynak arayışı nüfustan bile daha hızlı artıyor. Bu talep her 10-15 senede iki katına çıkan bilimsel bilgi artışıyla karşılanıyor. Çevreyi kemiren teknolojilerin yükselişine paralel olarak bu talep daha da hızlanıyor. (Sayfa 198) Yaşam kalitesini belirleyen pek çok kaynak -işlenebilir toprak, gıdalar, tatlı su ve doğal ekosistem alanları dahil- sınırlı olduğundan, tüketimin sabit zaman dilimlerinde iki katına çıkması şaşırtıcı bir çabuklukla felaketlere yol açabilir. Yenilemez bir kaynağın sadece yarısı bile kullanıldığında, bitmesine sadece bir zaman dilimi kalmış oluyor.”

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

facebook.com/pages

dunyanincazi-loget.blogspot.com/

***

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, müzik enstrümanı çalan insanlar ve gitar, muhtemelen şunu diyen bir yazı "dünyanın cazı cazı 94.9 açık radyo 17:00 hazırlayan ve sunan levent öget"

Levent ÖgetÖget Caz ile birlikte.

DÜNYANIN CAZI-AÇIK RADYO 94.9 FM – Perşembe-17:00/18:00 (canlı)
Hazırlayan ve Sunan: Levent Öget

Roy Haynes
Kyle Eastwood
Baden Powell
Joaqhim Henriques
Paul Chambers
Till Brönner
Graeme Flowers
Manu Katché
Andrew McCormack
Bheki Mseleku
Billy Higgins
Charlie Haden
Kelan Philip Cohran
Phineas Newborn

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20200123

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Üretiminde sınırlamalar olmasına karşın en tehlikeli sera gazlarından hidroflorokarbon rekor bir seviyede

23 Ocak 2020
Fotoğraf: İklim Haber

En tehlikeli seragazları arasında kabul edilen hidroflorokarbonun, üretimine sınırlamalar getirilmesine karşın rekor bir seviyede yükseldiği belirlendi.

BBC Türkçe’nin haberine göre bilim insanları, bir ton hidroflorokarbon emisyonunun, 12 bin ton karbon salımına eşit olduğunu açıklıyor. 2017 yılında, bu zehirli gazın önemli ölçüde kaynağı konumundaki Çin ve Hindistan, naylon, havalandırma ve buzdolabı fabrikalarına takılan filtreler aracılığıyla salımını tamamen durduklarını açıklamıştı. Bilim insanları geçen iki yıllık süre içinde, hidroflorokarbon miktarında %90 oranında bir düşüş bekliyordu. Ancak yapılan son araştırma, seviyelerde düşüş yerine şoke edici miktarda bir yükseliş tespit etti. Nature Communications dergisinde yayımlanan araştırmada yer alan bilim insanları, elde edilen sonuçların beklenenin tam aksi olduğunu, sorunun bir bulmacaya dönüştüğünü belirtiyor.

Avustralya’da halka zehirli örümcek uyarısı

Avustralya’dan gelen kötü haberlerin arkası kesilmiyor.  Yetkililer bu kez de iklim koşulları nedeniyle sayıları giderek artan zehirli ‘huni yuvalı örümceklere’ karşı halkı uyardı. Sputnik’in aktardığına göre, Avustralya Sürüngen Parkı, nem ve sıcağın, örümceklerin büyümesi için elverişli koşulları yarattığını açıkladı. Yerel basındaki haberlere göre park, Yeni Güney Galler‘in Newcastle bölgesinde son günlerde sayılarının arttığı bildirilen örümceklerin yakalanmaları halinde, hayat kurtarıcı panzehir programı için kendilerine getirilmesi çağrısı yaptı. Bu örümcek türünün suda 24 saat yaşayabildiğini belirten yetkililer, girilmeden önce havuzların kontrol edilmesi gerektiğini duyurdu.

İBB’den “yeşil çatı” önerisi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar Müdürlüğü, evlerde genellikle atıl durumda bulunan ve kentsel dönüşüm konusunda ihtilaflara neden olan çatılar konusunda, idari yetkililerin ve bilim insanlarının katıldığı “İstanbul İmar Yönetmeliği Çatı Uygulamaları Mevzuat Çalıştayı” düzenledi. İBB Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Mehmet Çakılcıoğlu, çalıştay yapma nedenlerinin, çatıları mevcut durumdan daha kullanışlı, daha estetik ve daha çevreci hale getirmek olduğunu söyledi. Artan kentleşmeyle birlikte, kentsel sürdürülebilirlik kavramına rağmen, doğal çevrenin arka planda kaldığını dile getiren Çakıloğlu şunları söyledi: “Kentsel sürdürülebilirliği sağlamak adına kullanılabilecek araçlardan bir tanesi yeşil çatı uygulaması. Bu kapsamda, kaybolan bitki ve toprak alanlarının yerine, geçmişten beri bilinen; ancak günümüz teknolojileri ile daha da geliştirilen çevreci çözümlerden biri olarak yeni ya da mevcut yapıların çatılarında yeşillendirme yapılması öngörülmekte.’’ İBB İmar Müdürü Ramazan Gülten ise çatı düzenlemelerini yaparak, kentsel tarımın yaygınlığını ve verimini artırmak istediklerini söyledi. Yapılacak yasal düzenlemelerle çatıların, kentsel tarımın yanı sıra güneş enerjisinden faydalanmaya da katkı sağlayacağını ifade etti.

2 bin kişi 4,6 milyar insandan daha fazla servete sahip

Uluslararası sivil toplum kuruluşu Oxfam’ın hazırladığı küresel eşitsizlik raporu güncel rakamları yayınlandı. 2019 raporuna göre, dünya çapında 2.153 milyarder var ve sahip oldukları servet, dünya nüfusunun %60’ını oluşturan 4,6 milyar insanın toplam varlığından daha fazla. Oxfam Hindistan CEO’su Amitabh Behar’a göre “zenginler ile yoksullar arasındaki fark, iyi planlanmış eşitsizlikle mücadele politikaları olmadan kapatılamaz ve dünya üzerinde çok az hükümet bu politikaları hayata geçirmeyi taahhüt ediyor.” Behar şunları da ekledi: “Günümüz ekonomik sisteminden en az faydalananlar, kadınlar ve kız çocukları. Milyarlarca saati, yemek ve temizlik yaparak, çocuklara ve yaşlılara bakarak geçiriyorlar. Karşılıksız bakım emeği ekonomilerimiz, şirketlerin ve toplumların çarklarını döndüren “gizli güç”. Bu çarklar eğitim almak, iyi bir işte çalışmak ya da toplumlarımızın nasıl yönetileceğinde söz sahibi olmak için genellikle çok az vakti olan ve bu nedenle de ekonominin dibinde sıkışıp kalmış kadınlar tarafından döndürülüyor.” Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı Kurucu ve Yönetim Kurulu Üyesi Şengül Akçar “Biz Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı KEDV olarak, dünyanın ve ekonominin çarkını kadınların döndürdüğüne inanıyoruz. Refahın tüm kesimler tarafından paylaşılması için hayatın her alanında kadınların maruz kaldıkları eşitsizliğin giderilmesini, kadınların hastalarımıza, çocuklarımıza, engellilerimize ve en savunmasızlarımıza bakmak için harcadıkları emeğin ücretlendirilmesini, bakım hizmetlerinin bir sektör olarak önceliklendirilip bu alandaki kamu hizmetleri ve altyapı yatırımlarına kaynak aktarılmasını talep ediyoruz” dedi.

İklim ve kadınlar yan yana

Türetim Ekonomisi Derneği’nden de bir haber var. Kadınların toplumsal ve ekonomik hayata daha güçlü bir biçimde dahil edilmesi, iklim ve biyoçeşitlilik onarıcı faaliyetlerinin ön plana çıkarılması gezegenin geleceği için çabalayan kadın örgütlenmelerini güçlendirmesini ve iklim ve biyoçeşitlilik krizine yönelik mücadele alanında toplumsal cinsiyet eşitliğine yaklaşmayı sağlamak amacıyla Türetim Ekonomisi Derneği ve Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği birlikte ‘’İklim ve Biyoçeşitlilik Krizine Karşı Kadın Emeği Projesi’’ni başlattı.

Yeryüzü Derneği, Deniz Yıldızı Kadın Dayanışma Derneği ve Kadıköy Belediyesi Ekolojik Yaşam Merkezi ileri dönüşümü tartışmak ve günlük hayatta uygulayabilmek için 1 Şubat Cumartesi günü bir araya geliyor. Kadıköy Belediyesi Ekolojik Yaşam Merkezi’nde gerçekleşecek İleri Dönüşüm Şenliği’nde kooperatifleşme ve iklim krizi konuları masaya yatırılacak.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Bunu Radyoda Anlatsana

***

zz5

Açık Radyo 25. yıl etkinlikleri kapsamında SALT Galata’nın ev sahipliğinde gerçekleşecek “Bunu Radyoda Anlatsana No1″de; “Koku” ve “Sanat Uzun, İlham Sonsuz” programlarının yapımcıları Vedat Ozan, Şenol Ayla ve Timuçin Oral fikirlerini ve birikimlerini radyofonik ortama nasıl taşıdıklarının hikâyesini dinleyicileriyle paylaşıyor.

Koku
Hazırlayan ve Sunan: Vedat Ozan
Açık Radyo, 2009-2012
“Koku” programında üç yıl boyunca, beş temel duyudan biri olan koku duyumuzun, insan hayatı içindeki yeri ve toplumsal yansımaları ele alındı. Üzerinde en az konuşulan, hatta kendine ait bir lisanı dahi olmayan koku duyusu gerçekten de konuşulmaya ve anlatılmaya değerdi… Programda sadece koku alma mekanizmalarımız ve bunların diğer duyularımızla etkileşimi değil, kokunun sosyal, ekonomik ve kültürel hayata etkileri de işlendi. “Koku”yu takip ettiyseniz bir yayında limbik sistemin bileşenleri ile koku-bellek bağını, bir diğer programda ise ketçabın balık sosundan domatese dönüşen tarihini dinlemiş, bir yanınızda Marie-Antoinette ile Versailles’da yürüyüp sohbet ederken diğer yanda bir Ongee yerlisi ile ormanda bal toplamaya çıkmış olabilirsiniz.

Sanat Uzun, İlham Sonsuz
Hazırlayan ve Sunanlar: Şenol Ayla & Timuçin Oral
Açık Radyo, 2016-2018
“Sanat Uzun, İlham Sonsuz” programında iki yıl boyunca Shakespeare’den Frida Kahlo’ya, Tezer Özlü’den Art Brut’e kadar programcıların bizzat ilgisini çekmiş ve dinleyicilerin de ilgisini çekeceğini umdukları başlıklarla; “insan neden sanat yapar”, “sanat biz izleyenlere neler hissettirir”, “sanatçının yaratı sürecindeki psikolojisi ve psikopatolojisi ile sanatçıların eserlerine yansıyan ruh halleri nasıldır” gibi “estetik” alana dahil edilebilecek sorular irdelendi.

Vedat Ozan:
Parfümör ve koku uzmanı Vedat Ozan (d. 1959), İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültürel İncelemeler Lisansüstü Programı’nda “Koku ve Duyuların Kültürel Tarihi” adlı dersin eğitmenidir. Duyular, duyular arası geçişkenlikler, koku ve tat duyuları ve bunların kültürel izdüşümleri ile ilgilenen, bu bağlamda muhtelif kurumsal eğitim programları yürüten Ozan’ın Kokular Kitabı, Kokular Kitabı Parfümler, Kokular Kitabı Kültürler ve Kokular Kitabı Lezzetler isimli dört adet kitabı mevcuttur.

Şenol Ayla:
Aile hekimliği uzmanı. On yıl klinik hekimlik yaptı. Şimdi sağlık iletişimi alanında çalışıyor. Açık Radyo’da “Sanat Uzun İlham Sonsuz” programından önce Serol Teber ile birlikte “Didik Didik Freud” programını [2004] hazırlayıp sunmuşlardı. Açık Radyo’da halen Pazar günleri “I can Rock and I can Roll” programını hazırlıyor ve sunuyor.

Timuçin Oral:
Psikiyatrist, uzun yıllar Bakırköy Ruh ve Sinir Hastanesinde çalışarak oradan emekli oldu, ardından çeşitli üniversitelerde dersler verdi. Şimdi serbest çalışıyor. “Sanat Uzun, İlham Sonsuz” programından önce Açık Radyo’da Engin Geçtan ile birlikte “Dünya Hali” [2000-2001] programını hazırlayıp sunmuşlardı.

#DönerizElbet: Pembe Hayat KuirFest başladı!

***

#DönerizElbet: Pembe Hayat KuirFest başladı!

23 Ocak 2020
pembehayatkuirfest.org/

23-26 Ocak arası İstanbul’da takipçileriyle Fransız Kültür Merkezi, Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi ve Vault34’te buluşacak Pembe Hayat KuirFest‘i Esma Akyel’den dinliyoruz.

Pembe Hayat KuirFest, 23 Ocak Perşembe akşamı Institut français’ta düzenleyeceği açılış seremonisinin ardından Babylon’da düzenleyeceği açılış partisi ile dokuzuncu senesine merhaba dedi ve bugün itibariyle Kuir Fest’in dokuzuncusu resmen başlamış oldu.

Kısaca hatırlatmak gerekirse:

Pembe Hayat KuirFest, Türkiye’nin ilk kuir festivali olarak 2011 yılında yoluna Ankara’da başladı. Denizli’den Mersin’e ve Eskişehir’e, Berlin’den Amsterdam’a uzanan yolculuğunda -Ankara’daki LGBTİ+ etkinliklere yönelik valilik yasaklardan dolayı- bir sonraki serüvenine İstanbul’da devam ediyor.

Pembe Hayat Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transeksüel (LGBTT) Dayanışma Derneği’nin düzenlediği festival, LGBTİ+ bireylere yönelik ayrımcılığa ve şiddete dikkat çekerken, Türkiye’de kuir teorinin ve sanatın konuşulmasına, tartışılmasına olanak yaratmayı amaçlıyor.

Yönetmenler, oyuncular, teknik ekip, programcı ve film eleştirmenlerinin katılımları ile birlikte, farklı alanlardan aktivist ve sanatçıların, atölye, panel ve sohbetlerle kendilerini ifade etme fırsatı bulacağı festival; seyirciye, kuir sinema, sanat ve direniş üzerine filmleri ve gündemdeki konuları tartışmak üzere diyalog alanları yaratmayı amaçlıyor ve sinemadan edebiyata, müzikten videoya, sesten performansa pek çok farklı türü buluşturarak, Türkiye ve dünyadan kuir sanatçıları bir araya getiriyor.

Açık Dergi’de bu senenin öne çıkan etkinliklerini ve gösterimleri festival direktörlerinden Esma Akyel’le konuşuyoruz.

Açık Dergi Perşembe Melis Behlil ile Sinemalardan

Açık Dergi Perşembe Beraber ve Solo Ahkâmlar (Açık Dergi’de yeni köşe) / 15 günde bir / Hazırlayanlar: Seyit Ali, Turgut Yüksel ve ve Mehmet Kekik

Farklı disiplinlerden 3 insanın müzik dinleme serüvenleri.

Açık Dergi Perşembe Sarı Tuğlalı Yol / Zeynep Arıca ve Burak Dinler / Müzikal Tiyatro’da bir gezinti

Müzikal tiyatro tarihinden klasikler hem ses kayıtları hem de sahne notlarıyla bu yayın dönemi Açık Dergi’de. Eski programcımız Zeynep Arıca’nın yanına sahne arkadaşı Burak Dinler’i alıp sunacağı Sarı Tuğlalı Yol’da amatör ve profesyonel müzik grupları da zaman zaman yayına konuk oluyor.

Açık Dergi Perşembe Fransız Öpücüğü (Gün ve saat değişikliği) / Hazırlayan: Devrim Özkan

Şansonların ötesinde çağdaş Fransızca müzik programı Fransız Öpücüğü bu yayın döneminde on beş günde bir, üstelik bir saatlik formatıyla Açık Dergi’de bizlerle. Devrim Özkan, özel profilleri ve muhtelif anekdotlarıyla güncel müziğin Fransızcasına bakmayı sürdürüyor.

Twitter.com/Fransız Öpücüğü

***

Fransız müziğinin gizli cevherleri (II)

23 Ocak 2020
/ Pierre-Jean G.

Bu haftaki programımızı, kariyerleri boyunca gölgede kalmaktan kurtulamamış ama Fransız müziğine önemli eserler kazandırmış sanatçılara ayırdık. Bu sanatçılardan bazıları mesleğe uzun yıllar önce başlamalarına rağmen geniş kitlelerin dikkatini çekememiş, bazıları da henüz yolun başında sayılır ama yayınladıkları başarılı albümlere rağmen şu ana dek ancak sınırlı bir dinleyici kitlesine hitap edebilmişler.

23 Ocak 2020 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.

Bu haftaki programa Pauline Julien’in 1965 tarihli La chanson difficile adlı şarkısıyla başladık. 1928’de Quebec’te dünyaya gelmişti Julien. Burada oyunculuk eğitimi almasının ardından önce Montreal’de daha sonra da Paris’in Sol Yaka kabarelerinde Léo Ferré, Bertolt Brecht ve Boris Vian eserlerini seslendirerek şarkıcılığa başladı. 1962’de yayınlanan ilk albümü, Gilles Vigneault imzasını taşıyan Jack Monoloy adlı şarkıyla dikkat çekiyordu. Altmışlı yılların ortasından itibaren Rusya, İtalya, Belçika ve Küba gibi birçok ülkede konserler verdi. Repertuvarında Gilles Vigneault parçaları dışında Raymond Lévesque, Georges Dor ve Michel Tremblay gibi Québec’li sanatçıların eserlerine yer verdi. Hayatı boyunca Québec’in bağımsızlığı ve insan hakları için mücadele etti, hatta Ekim 1970 olayları sırasında hapse atıldı. Pauline Julien bir dönem Boris Vian şarkıları da seslendirmişti. Bunlardan biri de Fais-moi mal Johnny idi. Bestesi Alain Goraguer imzalı şarkı ilk olarak 1956’da Magali Noël tarafından seslendirilmişti. Boris Vian ellili yıllarda Michel Legrand ve Jacques Canetti sayesinde rock müziği keşfetmişti. Bu tarzdaki şarkı da aralarında cinsel anlamda şiddet içeren bir ilişki olan bir kadınla bir erkeği konu alıyor. Şarkının sözleri, o dönem için fazlasıyla cesur bulunduğundan radyolarda çalınması yasaklanmıştı.

1939 doğumlu bir söz yazarı, besteci ve yorumcu Henri Tachan, gençlik yıllarında Kanada’ya gidip buradaki otellerde garsonluk ve bulaşıkçılık yapmıştı ama asıl arzusu şarkı söylemekti. Jacques Brel’in desteğiyle 1965’te Fransa’ya döndü ve şansını önce kabarelerde denedi. İlk albümü “Les Mauvais Coups”yu yine aynı yıl yayınladı ama şarkılarının radyolarda yayınlanması, içerdikleri “açık saçık” sözler nedeniyle kısa süre sonra yasaklandı. Tachan eserlerinde, herkes için cinsel özgürlüğü savunuyor, ataerkil toplum düzenini ya da din adamlarının ikiyüzlülüğünü eleştiriyordu. Ayrıca klasik müziğe ve de özellikle Mozart, Beethoven, Schubert ve Rossini gibi bestecilere duyduğu hayranlığını da paylaşıyordu dinleyicisiyle. Eserlerinde kullandığı sert dil sayesinde Pierre Perret’nin takdirini kazanan sanatçının diğer hayranları arasında ise, onun birçok albümünün kapağına imza atan Charlie Hebdo dergisi çizerleri Reiser, Wolinski ve Cabu de bulunuyordu.

Fransa’da dünyaya gelen İtalyan asıllı şarkıcı Zaniboni, kariyerine seksenli yıllarda başlamıştı. Şanson, blues ve rock gibi farklı türleri bir araya getiren sanatçı ilk 45’liğini 1987’de yayınlamış, aynı dönemde İran-Irak savaşı devam ederken Bağdat’ta konserler vermişti. 1990’da Leny Escudero konserlerinde açılış sanatçısı olarak sahne alan Zaniboni, ilk albümü “Chasse-croise”ı da 1992’de piyasaya sürdü. Oldukça güçlü bir sese sahip olan sanatçı bu açıdan Edith Piaf ve Janis Joplin gibi isimlere benzetiliyor. 2000’li yıllarda Pakistan, Almanya ve Japonya gibi farklı ülkelerde turnelere çıkmasının ardından 2002’de, hayata çok erken yaşta veda eden Gribouille anısına sahneye koyulan bir gösteride rol aldı.1998’de piyasaya çıkan “Amarcord” (Hatırlıyorum) adlı albümüyle ilgili, “hayatı boyunca yaşadıkları nedeniyle yaralar alan ve tüm bunları hatırlayan bir kadının albümü” yorumları yapılmıştı..

İlk albümü “Le jour ou je suis devenu fou”yu (Delirdiğim gün) 2008’de yayınlayan Lille doğumlu Rodrigue, şanson ve rock gibi türleri harmanlıyordu bu çalışmasında ve belki biraz Thomas Fersen’inkini hatırlatan oldukça renkli bir evren yaratıyordu. 2014’te yayınladığı üçüncü stüdyo albümü “Spéctacularie diffus”de ise; bu fantastik dünyadan biraz uzaklaşıp geniş kitlelere hitap etme şansı daha yüksek şarkılara yer verdi sanatçı. Geçtiğimiz hafta da “A Love Toute” adlı yeni çalışmasını üsren Rodrigue, ilk albümünün isim şarkısında; kafasının içinde örümcekler dolaştığını zanneden, karşısındaki insanların başında yılanlar gören bir adamın hikâyesini anlatıyordu. Gökyüzünde; ayın Beatles şarkıları söylerken yıldızların ona neşe içinde katıldığı, denizinse iceberg’leri meyveli dondurmalara dönüştürecek kadar şekerli olduğu bir dünya hayal ediyor ve “Bırakın yılanlar başınızda dans etmeye devam etsin” diyordu sanatçı şarkının sonunda.

Asıl adı Jean-Michel Couegnas olan Tom Poisson, 2000 yılında Arnoulph adlı grupla müziğe başlamıştı. Daha sonra tiyatro kumpanyası Phénix’e solist olarak katıldı ve 2002’ye kadar Fransa genelinde çeşitli gösterilerde sahne aldı. Melankoliyle mizahı aynı potada eriten ilk albümü “Tom Poisson fait des chansons”’u 2004 yılında piyasaya sürdü. Bağımsız stüdyolarla çalışmayı tercih eden sanatçı aynı zamanda bir Georges Brassens hayranı. 2009’da Benoit Simon ve Laurent Madiot ile Nino Ferrer şarkılarını yeniden yorumladığı The Nino’s adlı grubu kuran Poisson, 2009-2012 yıllara arasında bu grupla iki yüzden fazla konser verdi, son olarak da 2013’te de çocuklara yönelik “L’homme qui rêvait d’être une girafe” adlı albümü yayınladı.

Birçok kitabı Türkçeye de çevrilen Amélie Nothomb’un onun hayatından ilham alarak yazdığı Robert des noms propres isimli romana karşın sahne adı olarak Robert’i kullanan Myriam Roulet hakkında hâlâ çok fazla şey bilmiyoruz. Müzik piyasasına 1990’da, Elle se promène isimli 45’likle girmişti Robert. Gerek tiz sesi ve sahne performansı gerekse eserlerinde işlediği sıra dışı temalar nedeniyle akıllara doğrudan Mylène Farmer’ı getiriyordu ama daha gotik bir tarza sahipti ona göre. İlk stüdyo albümü “Sine”’i 1993’te piyasaya sürmesinin ardından Colchique gibi şarkılarla elektronik müzik ve operaya göz kırpan ikinci albümü “Princesse de rien” için dört yıl bekledi. 2002’de sözleri Amélie Nothomb’a ait altı şarkının da yer aldığı “Celle qui tue”’yü piyasaya sürdü. İlk Best Of albümü “Unutma”, müzik marketlerdeki yerini 2004 yılında aldı. Ülkemize duyduğu hayranlık nedeniyle albümün daha önce yayınlanmayan isim şarkısını Türkçe olarak seslendirmişti sanatçı.

2012’de de Alain Delon’un oğlu Anthony Delon ile düet yapığı Skype ile ses getiren şimdilik son stüdyo albümünü satışa sundu. 1993 tarihli Colchique mon amour adlı parçada: “Çiğdemler açar sevgilim, ama sevgililer bir bir solar. Zehirli bir çiçektir, ölümcüldür çiğdem, sonbahar yaprakları gibi düşmeyelim o yüzden” diyordu sanatçı. 2002’de piyasaya çıkan Requiem pour une sœur perdue’nün (Kayıp bir kız kardeş için ağıt) sözleri ise eserlerinde yarattığı karanlık atmosferle tanınan yazar Amélie Nothomb’a aitti. Parça birbirlerine kardeş kadar yakın iki kadının bir seyahat yüzünden yaşadıkları tartışmayı konu alıyor -ki doğrudan Robert ve Nothomb’un isimleri verilmiş bu karakterlere. Oldukça arızalı bir ilişki olduğunu anlıyoruz ikisi arasında. Şarkı oldukça trajik biçimde son eriyor, parçanın sonunda Robert, Nothomb’u boğarak öldürüyor. Bu açıdan şarkının Robert des nombres propres adlı romanın finaliyle bir paralellik taşıdığı da belirtilmiş.

1975 Paris doğumlu Mathieu Rosaz, doksanlı yıllarda Alice Dona tarafından kurulan stüdyoda eğitim almıştı. 1996-97 yılları arasında La chose qui m’arrive adlı müzikal komedide izleyici karşısına çıkan sanatçı, 1998’de Barbara’nın hayata veda etmesinden bir yıl sonra onun anısına yazdığı bir gösteriyi sahneye koydu. 2002 ve 2013’de yayınladığı iki albümle Barbara’ya saygılarını bir kez daha sunan Rosaz, kendine ait şarkıları yorumladığı ilk albümü “Je préfère les chansons tristes”i ise 2005’te yayınlandı. Hüzünlü şarkıları tercih ediyorum anlamına geliyordu albümün ismi. Gerçekten de genelde, tıpkı idolü Barbara gibi melankoli dozu yüksek şarkılar seslendiriyor sanatçı. Yirmi şarkıdan oluşan bu albümde Véronique Sanson’a ait altı şarkıya da yer vermişti Rosaz. 2017 yılında bir sürpriz yaparak seksenli yılların hit parçalarını içeren “Ex-Fan des 80’s” adlı bir albüm yayınlayan sanatçı, bu albümde Voyage voyage, Sans contrefaçon ve Johnny Johnny gibi ritmik parçaları kendi tarzında yorumladı. Rosaz’ın repertuarındaki lginç cover’lardan biri de 2011’de single olarak piyasaya çıkan Demain, tu te maries idi. Arrête, arrête olarak da biliyoruz biz bu şarkıyı. 1963’te Patricia Carli yorumlamıştı ilk olarak. Sözü ve müziği yine Carli’ye ait parça, sevdiği adamın bir başkasıyla evlenmesi nedeniyle hayal kırıklığı yaşayan bir kadını konu alıyordu ve İtalyanca versiyonu Domani ti sposi de başta Carli olmak üzere Dalida ve Ornella Vanoni gibi isimlerce de seslendirilmişti.

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Albüm Adı Süre
Pauline Julien
La chanson difficile
Les grands succès de Pauline Julien
2:04
Pauline Julien
Fais-moi mal Johnny
Pauline Julien chante Boris Vian
2:15
Henri Tachan
Les z’hommes
L’intégrale Vol.7
3:38
Henri Tachan
J’ai pas vécu
L’intégrale Vol.4
3:17
Zaniboni
Me revoilà
Amarcord
2:13
Rodrigue
Le jour où je suis devenu fou
Le jour où je suis devenu fou
4:42
Tom Poisson
Chapeaux de paille et canoës
Trapéziste
3:58
Tom Poisson
Le cœur au bord des lèvres
Riche à millions
3:32
RoBERT
Colchique mon amour
Unutma
3:53
RoBERT
Requiem pour une sœur perdue
Robert à la cigale (Live)
3:49
Mathieu Rosaz
Je préfère les chansons tristes
Je préfère les chansons tristes
2:09
Mathieu Rosaz
Demain tu te maries (Arrête, arrête…)
Demain tu te maries (Arrête, arrête…)
3:01

20:00 – 21:00 Caz Orkestrası / Hülya Tunçağ / Dünden bugüne büyük caz / orkestraları

21:00 – 22:00 Sosyal Müzik (Yeni program) / Hazırlayanlar: Gonca Açıkalın, Sina Hakman)

acikradyo.com.tr/program/sosyal-muzik

“Caz ve cazdan etkilenen müzikler” şiarıyla yola çıkan programda, caz müziğine, cazla ilişkili ya da ondan esinlenip etkilenmiş müziklere yer veriliyor.

***

23 Ocak 2020 – Hafifçe Salınarak

23 Ocak 2020

Yerini başka türlere bıraktıysa da bir zamanların gözde dans müziklerindenmiş caz. Bu gece, ritmiyle yavaş yavaş ve hafifçe salınıp dans edebileceğimiz parçalar seçtik.

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Albüm Adı Süre
Paolo Fresu, Dino Rubino, Marco Bardoscia
Catalina
Tempo Di Chet
3:10
Anat Cohen Tentet
Miri
Triple Helix
4:21
Airelle Besson, Edouard Ferlet, Stéphane Kerecki
Valse sentimentale, Op. 51 No. 6
Aïrés
3:27
Paolo Fresu, Daniele di Bonaventura
Sïa laudato San Francesco
Altissima Luce (Laudario di Cortona)
5:09
Kenny Wheeler
It Takes Two!
It Takes Two!
5:08
Fatoumata Diawara
Kanou
Fatou
3:54
Esperanza Spalding
Samba Em Preludio
Esperanza
5:11
Lobito
4 Wheel Drive
4 Wheel Drive
3:35
22:00 Alçak Basınç / Popüler kültürün kıyısında yeşeren, alternatif, yenilikçi müzik akımları / Harun İzer

Popüler kültürün kıyısında kenarında yeşeren alternatif ve yenilikçi müzik akımlarının izini süren Alçak Basınç bu yayın döneminde Perşembe akşamları saat 22:00’de.

23:00 – 24:00 Falan: Freeform Freakout / Clint Willey

Funk kanallarında ve farklı sadaların zengin çeşitliliğe sahip âleminde bir keşif gezisine çıkan Falan: Freeform Freakout bu yayın döneminde saat 23:00’de.

24:00 – 01:00 Modyan Bulundurur / Sesin İnternetteki Serüveni / Barış Yalaz, Ömer Ergün, Ayşe İdil İdil

Radyo içinde radyo! İnternet radyosu Radyo Modyan bu yayın döneminde sesin internetteki macerasına Açık Radyo içinden bir tünel açıyor.

Blog Stats

  • 94.976 hits