Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/4/21

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Özdeş Özbay, Robılınd Tayyar, Berhem Baltaş

acik-gazete-22.04.2020

Açık Gazete Spotify Kanalı

Açık Gazete Jingle

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Küresel sağlık krizi, bildiğimiz kapitalizmin ölmekte olduğunu gösteriyor… ve dünya komünizme daha yakın bir sisteme doğru gidiyor.”
——————
Dünyanın en büyük altyapı hizmetleri varlık yönetimi şirketi Macquarie Group analistleri gezegenin geleceğini yorumluyor. (Boston Globe)

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

08:30 – 08:45 Korona Günleri: Selim Badur’la Hafta İçi Her Gün

korona-gunlukleri-22.04.2020

Korona Günleri

08:55 – 09:00 Psikoçöküntü Günlükleri / Yazan: Franco Bifo Berardi, Çeviren ve Okuyan: Serhan Ada

ar-arsiv-psikocokuntu-gunlukleri_22.04.2020

Franco Bifo Berardi’nin salgın notları “Psikoçöküntü Günlükleri”nden seçmeler yazarın izniyle, Serhan Ada’nın Türkçesi ve sesinden Açık Radyo yayınında.

***

5 Mart

Borsalarda ve ekonomik sistemde ilk gerileme işaretleri görülmeye başlandı. Ekonomi uzmanları 2008’den farklı olarak merkez bankalarının ve finans kuruluşlarının müdahalelerinin fazla işe yaramayacağı görüşünde.

Kriz ilk defa, ne finansal ne de dar anlamda ekonomik etmenlerden, arz ile talep arasındaki ilişkiden çıkıyor. Kriz bedenden çıkıyor.

Tempoyu düşürme kararını veren, beden. Bu genel koronavirüs terhisi durgunluğun nedeni olmaktan ziyade onun bir belirtisi.

Beden derken genel anlamda biyolojik işlevden söz ediyorum, oldukça hafif biçimde de olsa hastalanan fiziki bedeni olduğu kadar, muhakemeyle, eleştiriyle, iradeyle, siyasal kararlarla hiç bağlantısı kalmamış derin edilgenlik içindeki zihni de kastediyorum.

Fazla karmaşık işaretleri proseslemekten yorgun, aşırı uyarılmadan depresyona uğramış, kadiri mutlak teknik-mali otomatın karşısında kararlarının güçsüzlüğünden aşağılanmış durumdaki zihin tansiyonu düşürdü. Bu, zihin bir karar verdi demek değil: Tansiyonun ani düşmesi hepimiz adına kararı verdi. Psikoçöküntü.

09:00 – 09:30 Nereye Doğru: Cengiz Aktar’la Geleceğe Bakışlar

nereye-dogru-20200422

Nereye Doğru kayıt arşivi

***

“Koronavirüsle birlikte Çin prestijini tamamen kaybetti”

Nereye Doğru
Aa
+

Açık Gazete’nin Nereye Doğru köşesinde bu hafta Cengiz Aktar ile petrol fiyatlarındaki düşüş, ABD’deki gelişmeler, Çin’e yönelik davalar ve meclisin 100. yılı konuşuldu.

Nereye Doğru

Nereye Doğru

podcast servisi: iTunes / RSS

Cengiz Aktar, İkinci Körfez Savaşı sonrasında Bienalde karşılaştığı bir Yanomami yerli lanetini anlattı. Güney Amerika’nın yerli haklarından Yanomamiler petrol için ‘yer yağı’ diyorlar ve buna dokunulmaması gerektiğini, bir lanet olduğunu düşünüyorlarmış. Ömer Madra da Dakota yerlilerinin petrole ‘kara yılan’ dediklerini ve yine lanetli olarak gördüklerini ekledi.

Aktar, Trump’ın iktisadî milliyetçilik yanında bir de beşerî milliyetçiliğe başvurduğunu ve Amerika’ya göçmen alımını durdurduğunu söyledi. “Aslında göçmenler ABD için bir lütuftur, tersi değil” dedi. Amerika’nın göçmenler sayesinde var olmuş bir ülke olduğunu hatırlattı.

‘Asyalı düşmanlığı gelişiyor’

ABD’de önümüzdeki seçimler öncesi Trump’ın temel hedefi işlere geri dönmek ve Amerikan sanayini ülkeye geri çağırmak. Büyük bir Çin karşıtlığının oluştuğunu söyledi Aktar ve II. Dünya Savaşı sırasında Amerikalı Japonların toplama kamplarına kapatılması gibi bir Asyalı düşmanlığı gelişiyor dedi. Trump’ın seçim kampanyasını bu iktisadi milliyetçilik üzerine kurmayı planladığı yorumunda bulundu. Bütün bir Amerikan sağı ve aşırı sağı “bütün üretim gücümüzü geri çağırmalıyız” diyor ve birçok makale çıkıyor medyada.

Çin’e yönelik salgını haber vermemek kaynaklı hukuk davaları meselesinin büyüdüğünü anlattı Aktar. ABD’li ve İsrailli hukuk büroları Çin’i suçlayan davalar açmaya başladı. Britanya’nın yeni Dışişleri Bakanı Dominik Raab, Çin’e karşı davaların açılacağını söyledi ve “Eskisi gibi sizden mal almaya devam edeceğimizi sanmayın” dedi. Avustralya Dışişleri Bakanı da benzer açıklamalar yaptı. Çin’in prestijini tamamen kaybettiğini söyledi Aktar. O kadar ki Çin artık “virüs bizden çıkmadı” açıklamaları yapıyor. Vuhan’a da başka bir yerden geldiğini söyleyerek bilimsel araştırmaları durdurdu Çin yönetimi. Bu davalardan sonuç elde edilemese de Çin için işler iyi gitmiyor dedi Aktar.

‘Meclisin ömrü 100 yılmış’

Dünya gündemi ardından Türkiye de konuşuldu Nereye Doğru’da. 23 Nisan 2020 TBMM’nin 100 yılıydı ama partili Cumhurbaşkanlığı sisteminde meclisin zaten yetkilerini yitirmiş olarak 100. yıla girildiğini anlattı Aktar. “Meclisin ömrü maalesef 100 yılmış” dedi. Meclisin en başından beri demokratik değerlere fazla dayanmamış olmasına rağmen Cumhurbaşkanlığı sistemiyle birlikte artık tek kişinin aldığı kararlarla ülkenin yönetilmekte olduğunu söyledi. Bu sistemde, Cumhurbaşkanı’nın iki tür yetkisi olduğunu anlattı Aktar; Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (CKHK) ve Cumhurbaşkanlığı kararları. 10 Temmuz 2018’de ilk CKHK yayınlanmış ve şimdiye kadar 60 CKHK çıkmış bu şekilde. Bunların her biri aslında yasa ama mecliste görüşülmüyor. Cumhurbaşkanı Kararları ise icracı kararlar. 2461 karar çıkmış şimdiye kadar. 27. Yasama dönemine dair verilerde 2708 kanun teklifi verilmiş mecliste. 219’u AKP tarafından verilmiş kanun tekliflerinin, 220 teklif MHP vermiş, 202 İP, 117 HDP şeklinde devam ediyor sayılar. Sadece 77 tanesi kanunlaşmış bu tekliflerin ve hepsi AKP-MHP tarafından verilmiş teklifler. Aktar, en son sağlıkta şiddete karşı yaptırımlar içeren kanun teklifini muhalefet getirince mecliste reddedildiğini ardından, hemen ertesi gün,  AKP-MHP aynı kanunu getirince kabul edildiğini anlattı! İktidarın, kendi uygulamaları dışında kalan her türlü politikayı tehdit olarak algılamakta olduğu yorumunda bulundu.

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Açık Yeşil / Ümit Şahin ve Ömer Madra / Hayatın, politikanın ve sokağın çevre ekoloji gündemi

acik-yesil-20200422

Açık Yeşil kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Metropolitika / Aysim Türkmen, Korhan Gümüş ve ve Murat Güvenç / Kent ve kentlilik üzerine tartışmalar

metropolitika-20200422

Metropolitika kayıt arşivi

12:00 – 12:55 Midday Blues / Gün ortasında müzik arası / Ahmet Uncu

Coğrafyalardan ve türlerden bağımsız “günortası müzikleri” programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Tuna’nın Beri Yanı / Muammer Ketencoğlu / Balkan ağırlıklı etnik müzik

23 Nisan Özel

muammerketencoglu.com/

tunaninberiyani.blogspot.com/

facebook.com/ketencoglumuammer

facebook.com/muammerketencoğlu

***

14:00 – 14:30 Türlerin Yaşam Hakkı / Işıl Karaelmas / Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey

turlerin-yasam-hakki-22.04.2020

zz4

“Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey” şiarıyla yola çıkan program; Türkiye ve dünyadaki hayvan hakları gündeminden, etik veganlık anlayışına; hayvansal ürünleri tüketmeyi bırakmaktan, sokak hayvanlarına yardım etmeye kadar faydalı insan yaklaşımları ve pratikleri üzerine.

turlerinyasamhakki. Image may contain: text that says 'Radyo.\" 94.9 TÜRLERİN YAŞAM HAKKI IŞIL KARAELMAS Türlerin Yaşam Hakkı By Açık Radyo 94.9'

📌 94.9 Açık Radyo’da her Çarşamba saat 14.00’te yayınlanan Türlerin Yaşam Hakkı programının tüm geçmiş kayıtlarına Spotify / Podcast bölümünden program adını aratarak ulaşabilirsiniz 🦜 Kanalın Spotify Linki profilde ⬆️ #hayvanhakları #vegan #veganizm #veganlık #sokakhayvanları #satınalmasahiplen #hayvanözgürlüğü #etikvegan #doğa

twitter.com.türlerin.yaşam.hakkı 

Türlerin Yaşam Hakkı Spotify Kanalı

pictosee.com/turlerinyasamhakki/

***

Açık Radyo 94.9, Türlerin Yaşam Hakkı, Işıl Karaelmas

Peynir: Bağımlılıktaki haksızlık
Dr. Neal Barnard’ın “Peynir Tuzağı” kitabı üzerinden peynirin bağımlılık yapan etkisini, sağlık boyutunu ve hayvanların ödediği bedeli konuşuyoruz.

***

turlerinyasamhakki. Photo shared by Türlerin Yaşam Hakkı on April 22, 2020 tagging @acikradyo, and @isilkaraelmas. Image may contain: textacikradyoisilkaraelmas

Bugün saat 14.00’te @acikradyo da Dr. Neal Barnard’ın “Peynir Tuzağı” kitabı üstünden peyniri konuşuyoruz. #veganism #vegan #peynir #cheese #dairy #animalliberation

***

İnek sütünün marketlere gelene kadarki yolculuğu: Sütün esas sahiplerinin yaşadıkları hayatlar

Aa
+

En fazla tüketilen hayvansal ürün olan inek sütünün marketlere gelene kadarki yolculuğunu ve sütün esas sahiplerinin nasıl hayatlar yaşadıklarını biliyor musunuz? Süt üretimi için esir tutulan inekler kısacık hayatlarında neler yaşıyorlar? Doğum yaptıktan sonra ne oluyor? Süt miktarını arttırmak için neler yapılıyor? Doğan yavrular -buzağılar- neler yaşıyorlar?

Türlerin Yaşam Hakkı

Türlerin Yaşam Hakkı

podcast servisi: iTunes / RSS

En fazla tüketilen hayvansal ürün herhalde inek sütü, çünkü sadece süt olarak değil farklı türevlerini de tüketiyoruz, peynir, tereyağı ve yoğurt gibi. Ve sütlü, peynirli ve yoğurtlu gıdaları da düşünecek olursanız muazzam bir tüketim söz konusu bu alanda. Gayet normal kabul ettiğimiz ve mutfağımızın olmazsa olmazlarından olan bir ürün, inek sütü. Dolayısıyla geldiği yeri ve mutfağımıza gelene kadarki yolculuğunu pek bilmiyoruz çünkü bize hiç gösterilmiyor. Veya sanıyoruz ki yemyeşil çayırlarda otlaklarda inekler mutlu mutlu otluyorlar, doğurdukları buzağılarını emziriyorlar, kalan fazla sütleri de yumuşak ve şefkatli bir şekilde elle sağılıyor. Reklamlar da bu algıyı beslemeye çalışıyor. Bu durumu kadar sorgulamıyoruz ki, ilk akla gelen ve en kolay bulabileceğiniz atıştırmalıklar hep peynirli gıdalar oluyor, mesela tost gibi. Veya peynirli sandviç. Bi sandviç nedense sadece sebzeli olamıyor mesela? Mutlaka içinde ineğin sütünden elde edilmiş bir peynir olması şartmış gibi bir algı var. Ya da hazır tuzlu gıdalarda mutlaka bi peynir aroması olması için eklenen bu “peyniraltı suyu tozu” veya “süt tozu” gibi içerikler oluyor.

Tabii bir de et konusu var ki onu şimdilik dışarıda bırakıyorum, çünkü bir hayvanın etinin yiyecek olarak tüketilmesindeki sorunlar daha aşikar hepimiz için. O yüzden yumurta ve süt gibi daha masum görünen ve masum gösterilen ürünleri anlatmayı tercih ettim. Onların üretim sürecinin de en az et kadar korkunç ve acımasız olduğunu ve et üretimi süreçlerinden ayrı düşünülemeyeceğini vurgulamak için. Çünkü bu ikisi, yani et ve diğer hayvansal ürünlerin üretimleri aslında iç içe ve birbirini besler tarzda oluyor.

Üstüne pek düşünmediğimiz ama çok çarpıcı bir gerçekten başlayalım: İnsan, kendisinden başka bir türün sütünü çalıp kendisi içen tek canlı türü. Başka hiç bir tür bir diğer türün sütünü içmiyor yeryüzünde. Bunu 5-6 bin yıl önce yapmaya başlamışız, sığır türünü evcilleştirdiğimizde, sütünü de içmeye başlamışız.

İneklerin normal yaşam süresi 20-25 yıl olabilecekken, süt ineklerinin yaşam süresi ortalama 5 yıl bile değil. Burada da inekler duyarlı canlılar değil de mal olarak görüldüğü ve birer süt makinesi olarak kullanıldığı için maksimum verimlilik hesaplanıyor. Bir ineğin verdiği süt miktarı azalınca onun için ölüm zamanı da geliyor. Aynı tavuk-yumurta ilişkisinde olduğu gibi. Orada da yumurtlama sıklığı düşünce tavuklar öldürülüyor, aynı mantık.

Süt için beslenen inekler 2 yaşından itibaren hamile bırakılmaya başlanıyor. Ve sürekli süt vermesi için sürekli hamile bırakılıyor.

Toplumda yaygın olan bir inanış var, inekler doğum yapmadan da sürekli şarıl şarıl süt veriyorlarmış gibi düşünülüyor. Doğada böyle bir şey söz konusu değil. İnek, diğer tüm memeliler gibi sadece doğum yapınca süt verir! Süt dediğimiz salgı, memelilerin kendi yavruları için ürettikleri bir salgı. Durduk yerde inekler süt akıtmıyorlar. Böyle bir algı oluşmuş çünkü ineklerin sürekli süt vermeleri için aralıksız olarak hamile bırakılıyorlar ve sanılıyor ki inek doğum yapmamış olsa bile süt verir. Böyle bir şey yok.

The Milk System diye bir belgesele referans vereceğim bugün, Süt Sistemi diye çevirebiliriz. Netflix’te izlenebiliyor şu an. Andreas Pichler adında Alman bir belgeselcinin çalışması. Özellikle Hollanda, Danimarka ve Almanya’daki süt üreticilerini ziyaret ediyor ve görüşmeler yapıyor. Hem büyük üreticileri, hem de bazı organik üreticilerini gösteriyor. Genelde aile işletmelerini geziyor. Bu görüşmelerde bu işletmecilerden biri şunu açıkça söylüyor, “bir inek bizim için sadece bir rakamdır.” diyor. Ve bir dişi buzağı 2 yaşına gelip de hamile bırakılana kadar “yer işgal ettiğini” ve bunun onlara çok masraf olduğunu anlatıyor, bu nedenle ineklerin süt verme süresini uzatmaya çalıştıklarını anlatıyor. Örneğin diyor ki “3 yıl değil de 5 yıl süt versin ki masraf minimum olsun”. Yani tamamen makine olarak bakılıyor bu uysal ve duygulu varlıklara ve maksimum sömürebilme çabasındalar.

İneklerin süt verebilmeleri için doğum yapmaları gerekiyor demiştik. Fakat doğal yollarla hamile kalmıyorlar ne yazık ki, öyle bir sosyal ve cinsel yaşamları olamıyor bu esaret altındaki ineklerin. Süt konusunun karanlık yanlarından biri de bu;

Suni tohumlama denen bir şey var: yani inekler suni olarak hamile bırakılıyor. Bu bahsettiğim Süt Sistemi belgeselinde de görebiliyoruz nasıl yapıldığını. Açıkçası tecavüzden pek farkı yok. İneklerin genital bölgelerine kolunu ve ucunda spermler olan bir çubuk sokularak bu şekilde dölleniyorlar.

Geçtiğimiz programların birinde Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nden Özge Özgüner’i konuk olduğunda şöyle demişti: Cinsel şiddet kavramı, “cinselliğe müdahale edilen tüm şiddet biçimlerini kapsar, bireyin onayı olmadan, onayı olduğu varsayılarak veya onay veremeyeceği durumlarda katılmaya zorlandığı her türlü cinsel eylem cinsel şiddet kapsamındadır”. Bu birey çocuk veya hayvansa onaydan söz edilemiyor. Böyle baktığımızda ineklerin bu şekilde zorla hamile bırakılmaları -çok modern bir uygulamaymış gibi adına “suni tohumlama” dense de- aslında cinsel şiddettir. Hatta süt endüstrisinde bu işin yapıldığı platforma da “tecavüz askısı” deniyor. Bu durum sadece endüstriyel hayvancılıkta yok, Türkiye’de hayvancılık yapılan köylerde de yaygınca uygulanmakta.

Sonuçta inekler zorla hamile bırakılıyor ve “verimlilik” kıstaslarına göre de yılda en az bir buzağı doğurmaları bekleniyor. Yani doğum sonrası hayvanın kendini toparlaması gereken 2 aylık süre bile beklenmiyor, hemen 3 hafta sonra yeniden hamile bırakılıyorlar.

Bir hamile inek, 9 ay yavrusunu karnında taşıyıp da doğum yaptığında -evet ineklerin de aynı insanlar gibi tam 9 ay hamilelik süreleri var- doğar doğmaz yanından yeni doğurduğu yavrusunu alıp götürüyorlar. 

O yavru annesinin memesinden süt ememiyor. Annesi yavrusunu emziremiyor. Yavrusu yanından alınan inek günlerce ve gecelerce bağırıyor. Sosyal medyada dolaşan bir videoda mesela buzağı bi arabanın arkasına atılmış götürülürken annesi peşinden koşuyor. O yavru buzağılar da emme refleksiyle içine kondukları küçücük kafeslerin parmaklıklarını emmeye çalışıyorlar.

Bazen aktivistler bu süt çiftliklerine girip buzağıların kafeslerine gittiklerinde buzağılar onların ellerini emmeye çalışıyor. Bu görüntüler de kolaylıkla bulunabiliyor.

Bazı yerlerde bu yavrular hemen doğar doğmaz alınıyor diyor, bazı yerlerde de 1-3 gün içinde diyor, fakat daha önce programa konuk olmuş, süt çiftliğinde araştırma yapmış bir konuğum (Nazlıgül Çınaroğlu) buzağının doğar doğmaz annesinin yanından alındığını, anne ile yavrunun hiç bağ kurmaması için bunun yapıldığını anlatmıştı. Sanki 9 ay karnında taşırken o bağ kurulmuyormuş gibi.

Ve bu acının tek sebebi ne? O buzağının sütünü insanlar içsin diye, o sütten çeşit çeşit peynirler yapsınlar diye.

Bir süt ineğinin ortalama 5 yıllık ömründe bu eziyeti 4-5 defa yaşadığı söyleniyor. Yani 4-5 defa hamile kalıyor, doğuruyor ve bebeği yanından alınıyor, bu döngü böyle devam ediyor.

Doğum yaptıktan sonra bu inekler de makinelere bağlanıyorlar. Memeleri sürekli makineyle sağılmaktan bir süre sonra yara oluyor, bir sürü hastalık yaşayabiliyorlar.

Peki annesinin yanından alınan o buzağılara ne oluyor? Burada da yine yavrunun cinsiyetine göre değişiyor:

  • Dişiyse annesiyle aynı kaderi paylaşmak üzere ufak bir kulübeye konuyor, annesinin sütü yerine suni yemlerle beslenmeye başlıyor. Yeşil Gazete’de yayınlanmış çeviri bir makalede şöyle diyor: “Yaklaşık 6 haftalıkken, hiçbir ağrı kontrolü olmadan, kuyruğu kesilecektir. Bu, kalıcı sinir hasarına yol açabilir ve ineği kronik acıya maruz bırakabilir. 6 aylık olduğunda, boynuzlara dönüşecek olan kemiklerin da yakılması gerekecektir. İnekler çok küçük alanlarda yaşamak zorunda olduklarından, boynuzları tehlike yaratabilir!”
  • Yavru erkekse süt sektöründe bir geleceği olmuyor. Ya bulunduğu yerde dana eti olmak üzere birkaç ay kilo aldırılıp öldürülüyor ya da bunu yapacak başka bir yere satılıyor. Etinin iyi olması için erkek buzağılar küçük kasalara konarak bağlanıyorlar ve hareket ettirilmiyorlar. Mezbahaya götürmek için o kasalardan çıkarıldıklarında yürüyemiyorlar bile ve el arabalarına konuyorlar.

Süt Sistemi belgeselinde 750 ineği olan büyük üreticilerden biri, erkek buzağılardan “atık ürün” olarak bahsediyor ve şöyle diyor: “Elimizde fazla buzağı olmaması lazım. Fazla buzağıyı burada tutmak masraflı oluyor ve satışı da çok kar getirmiyor. Masrafı eğer satış fiyatını geçerse öldürüyoruz. Burası bir hayır kurumu değil, iş yeri.”

Şunu anlamak çok önemli: dana eti esasında süt endüstrisinin bir yan ürünü olarak ortaya çıkıyor. Et tükettiğimiz için de süt ürünleri üretiliyor bir yandan ama süt ürünleri tükettiğimiz için daha fazla erkek buzağının öldürülmesine dolayısıyla dana eti arzına sebep oluyoruz.

Verimlilik ve maksimum üretim peşinde olan ticari işletmeler bir ineğin üretebileceği süt miktarını da doğalın çok üstüne çıkarmak için çeşitli yöntemler geliştirmişler. Besinlerinin içine karıştırılan ilaçlarla ve genetik seçilimle normalin 4.5 katına çıkarabiliyorlar bir ineğin sütünü, bazı kaynaklarda 10-15 katı bile deniyor. Tabii bu da ineklerin memelerinde çeşitli hastalıklara sebep oluyor, hem sürekli sağılmaktan hem de memeleri o kadar büyüyor ki doğru dürüst yürüyemeyecek hale geliyorlar.

Bu ineklerin beslenmesi için çoğunlukla soya kullanılıyor. Süt Sistemi belgeselinde gösterilen Avrupadaki süt üretim tesislerine büyük miktarlarda soya nereden geliyor dersiniz? Güney Amerika’da, özellikle de Brezilya’da çıkarılan yangınlarla yok edilen Amazon ormanlarının yerine açılan hayvansal tarım alanlarından geliyor bu soya.

Peki organik süt olduğunda ineklerin hayatında ne değişiyor? Süt Sistemi belgeselinde yapımcı Avrupa’daki süt üretim çiftliklerini geziyor ve içlerinde organik süt üreticileri de var.  Burada tek değişen şey şu: hayvanlara verilen yemler biraz daha doğal. Bazı organik çiftliklerde de hayvanların meraya otlamaya çıkmalarına izin veriliyor, arada gezebiliyorlar yani. Hedeflenen şey süt miktarının artması değil de kalitesinin artması oluyor, ki daha pahalıya satılabilsin. Ama bu kadar. Anlattığım uygulamalar, yani suni dölleme, yavrusunun annesiyle ayrılması, erkeklerin ölüme gönderilmesi aynen organik süt üretim tesislerinde de mevcut. Çünkü neticede organik de olsa hayvanın sütü üzerinden para kazanılıyor burada da ve bu Süt Sistemi filminde ilginç bir şekilde organik işletmecilere bu soru sorulmuyor.

Son olarak, uzmanlık alanım olmamakla birlikte, sütün sağlık boyutuna da kısaca değineyim. Geçen hafta da alıntıladığım bir kitaptan yine okuyacağım; sağlık için az yağlı vegan beslenmeyi öneren kardiyolog Dr. Murat Kınıkoğlu “Vegan Beslenme” kitabında şöyle diyor:

“İçtiğiniz sütün büyük ihtimalle saf olmadığını, hormon, antibiyotik, mantar öldürücüler, kortizon, böcek öldürücü ve sütün bozulmasını engelleyici kimyasallardan oluşan bir karışım olduğunu biliyor musunuz? Olacak iş değil ya, aldığınız sütün tüm bu zararlı faktörlerden etkilenmediğini düşünelim, süt gene de zararı faydasından fazla olan bir içecektir.” 

Devamında da bu zararları sayıyor; şeker hastalığıyla ve kanserle bağlantısından, kanserojen olmasından, bağımlılık yapmasına, kolesterole kadar zararları var deniyor.

Peki inek sütünü, peyniri, yoğurdu bırakınca ne yiyeceğiz? Burada şimdi sayamayacağım kadar çok alternatif olduğunu söyleyebilirim, biraz araştırmaya bakıyor.

Sadece süt için şunu söyleyelim, bitkisel sütler gittikçe daha erişilebilir olmaya başladı. Badem sütünü, yulaf sütünü veya pirinç sütünü evde üretmeniz de çok çok kolay. Sadece bir blendera ihtiyacınız var. Ama marketlerde artık çok çeşitli bitkisel sütleri hazır da bulabiliyorsunuz: soya, yulaf, hindistan cevizi, fındık, badem, pirinç gibi sütler var. Yine de evde kendiniz yaparsanız hem daha sağlıklı hem de daha ekonomik oluyor. Hepsinin tarifini bir Google aramasıyla bulmanız mümkün.

Kapatırken yine bir alıntıyla bitireyim. GoVeganWorld.com diye bir aktivist websitesinde “İnsani Süt Üretimi Bir Mittir” (Humane Milk is a Myth) kampanyasında yayınladığı bir ilandan alıntı, çevirisini veganlik.org’dan aktarıyorum:

“Bir mandırayı ziyaret ettiğim gün vegan oldum. Doğumdan ötürü hâlâ kanlar içinde olan anneler çılgına dönmüş halde bebeklerini arıyordu. Rahminden henüz çıktıkları annelerinden koparılan dişiler titreyerek ve yürek dağlayan haykırışlarla annelerinin besleyici bedeni yerine duvardaki kauçuk memelerden süt içiyordu. Tüm bunlar, insanlar sütlerini aldıkları için oluyordu.

Oğulları etleri için katledildi, kendileriyse altı yaşındayken. Doğal yaşam süreleri 25 yıl. Artık bunun bir parçası olamazdım. Sen olabilir misin?” 

 

——————————————————

Kaynaklar:

https://veganlik.org/insani-uretim-efsane/

https://veganlik.org/suturetimi/

https://veganlik.org/ineginhayati/

https://www.bbc.com/news/world-europe-50538592

https://www.themoscowtimes.com/2019/11/26/russian-cows-virtual-reality-headsets-a68316

https://yesilgazete.org/blog/2016/02/12/sut-urunleri-sektoru-ineklerin-hayatini-nasil-dogal-olmayan-sekilde-degistirdi/

The Milk System, Andreas Pichler, 2017

Vegan Beslenme, Dr. Murat Kınıkoğlu, Oğlak Yay. 2016

14:30 – 15:30 Alla Turca / Ali Pınar ve Ersin Antep / Türkiye’den klâsik müzik yorumcuları ve bestakârları

www.facebook.com/alla.turca.5

instagram.com/allaturca2001/

twitter/allaturca

***

zz9

ALLA TURCA’DA ULUSAL EGEMENLİĞİN 100. YILDÖNÜMÜNDE DÖRT BESTECİ; TARCAN, KALENDER, TÜZÜN, ACİM

94.9 Açık Radyo’da her Çarşamba günü saat 14.30’dan itibaren yayınlanan ve Ali Pınar ile Ersin Antep’in hazırlayıp sunduğu Alla Turca programında; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunun 100.yıldönümünde ve doğum yıldönümlerinde Dört Türk Bestecisi ile eserleri; Alla Turca’da…
Bülent Tarcan, Sabahattin Kalender, Ferit Tüzün ve Server Acim’i rahmetle ve saygıyla anıyoruz…. Programda; Bülent Tarcan’ı 29.ölüm yıldönümünde “Orkestra Süiti No.3” başlıklı eserinin Gürer Aykal idaresindeki İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası kaydıyla; Sabahattin Kalender’i (15 Nisan’daki) 101.doğum yıldönümünde, Soprano Müveddet Günbay’a piyanoda eşlik ettiği Strauss’un “Frühlingsstimmen” eserinde; Ferit Tüzün’ü (24 Nisan’daki) 91.doğum yıldönümünde Hikmet Şimşek idaresinde Moskova Radyo ve TV Orkestrası’nın “Çayda Çıra” kaydıyla ve Server Acim’i (22 Nisan tarihli) 59.doğum yıldönümünde Piyanist Hande Dalkılıç’ın seslendirdiği “Kaleden Kaleye Şahin Uçurdum” kaydıyla anacağız. Ayrıca Keman Sanatçısı Cihat Aşkın’a 23 Nisan’da gün boyu sürecek Dijital Bayram etkinliği hakkında ayrıntıları almak üzere bağlanacak; Piyanist Mehru Ensari ile 1998 yılında çıkardıkları Minyatürler albümünden “Kavak Marşı” seslendirisine yer vereceğiz.

Alla Turca olarak; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100.kuruluş yıldönümü ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutluyoruz.
Alla Turca’ nın yayınlanacağı 94.9 Açık Radyo’yu internet üzerinden online olarak dinlemek için; http://acikradyo.com.tr/

e-posta: allaturca@acikradyo.com.tr
Twitter ve instagram: @allaturca2001
Facebook: Alla Turca grubu

#BülentTarcan #BulentTarcan #SabahattinKalender #FeritTüzün #FeritTuzun #ServerAcim #besteci #eğitimci #composer #education #piyano #piano #hikmetşimşek @idso #istanbuldevletsenfoniorkestrasi @aykalgurer #güreraykal #müveddetgunbay @hande_dalkilic_pianist @mehrue @cihataskin @muzikbilim @alipinarofficial @acikradyo #AllaTurca #ErsinAntep #AliPınar #AçıkRadyo

15:30 – 16:30 Altın Saatler / Nuray Aydınoğlu, Elvan Cantekin, Argun Yum ve Gürhan Ertür / 17 Ağustos’u unutma

altin-saatler-20200422

Altın Saatler kayıt arşivi

***

Bugün Açık Radyo Altın Saatler Programında,
Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu üyesi
Prof. Dr. Alpay Azap ile Kurul çalışmalarını, salgın sürecini konuşacağız.
15:30’da FM 94.9 ve acikradyo.com.tr adresinde.
Programı hazırlayanlar: Elvan Cantekin ve Gürhan Ertür
Soruların hazırlanmasına verdiği destek için
Prof. Dr. Gençay Gürsoy’a teşekkürlerimizi sunuyoruz

16:30 – 17:00 Çetin Ceviz / Otizme Yönelik Toplumsal Savunma / Deniz Yazgan (15 günde bir)

cetin-ceviz-20200422

Otizm ve otizmlinin hayat rutinini, otizmin küresel, bölgesel ve yerel anlamlarını, otizmin hayata dokunuşlarıyla tartıştığımız bir program. Hepsi birbirinden farklı kıvrımlara, hacme ve şekle sahip olan cevizleri inceler gibi, farklılıkları farklılığı bilenlerle kurcalıyor, içinden ne çıkacağını merakla birlikte keşfediyoruz.

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı // Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegenin-gelecegi-20200422

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

55 ülke ve bölgede 135 milyondan fazla insan akut gıda güvensizliği ile karşı karşıya

Aa
+

2019’un sonu itibariyle 55 ülke ve bölgede 135 milyondan fazla insanın akut gıda güvensizliği ile karşı karşıya.

Gezegenin Geleceği

Gezegenin Geleceği

podcast servisi: iTunes / RSS

Aralarında Birleşmiş Milletler ajansları, hükümetler ve sivil toplum kuruluşlarının yer aldığı Gıda Krizlerine Karşı Küresel Ağ açlığın temel nedenlerini ele alan 2020 Küresel Gıda Krizi Raporu’nu yayınladı. Rapor 2019’un sonu itibariyle 55 ülke ve bölgede 135 milyondan fazla insanın akut gıda güvensizliği ile karşı karşıya olduğunu gözler önüne seriyor. Bu, raporun 2017’deki ilk basımından bu yana en yüksek gıda güvensizliği ve kötü beslenme seviyesi. Ayrıca 2019’da 183 milyon kişi zor şartta olarak sınıflandırıldı. Bu akut açlığın en yüksek noktası ve herhangi bir şok ile karşılaşıldığında bir krize ya da daha kötü bir duruma dönüşme riskini beraberinde getiriyor. Raporda gıda krizi yaşayan kişiler bölgelere ayrılarak inceleniyor. Buna göre 135 milyon kişinin yarısından fazlası (73 milyon) Afrika’da, 43 milyon Orta Doğu ve Asya’da ve 18.5 milyon kişi de Latin Amerika ve Karayipler’de yaşıyor. Bu eğilimlerin arkasındaki ana itici nedenler ise 77 milyon insanı etkileyen çatışma,  34 milyonu insanı etkileyen iklim değişikliği ve 24 milyon kişinin maruz kaldığı ekonomik çalkantı. Gıda Krizlerine Karşı Küresel Ağ gıda krizlerinin ana nedenlerini sürdürülebilir bir şekilde ele almak için var olan girişimleri, ortaklıkları, program ve politika süreçlerini daha iyi entegre etme, bağlama ve yönlendirmenin yollarını arıyor.

Hava kirliliği Covid-19 ölümlerinde etken

Yeni bir araştırmaya göre yoğun hava kirliliği koronavirüs ölümlerinde en büyük etkenlerden biri olabilir. Araştırma, İtalya’nın 66 bölgesinde, İspanya, Fransa ve Almanya’da araştırılan koronavirüs ölümlerinin %78’inin hava kirliliği en yoğun olan beş bölgede yaşandığını gösteriyor. Araştırmada, özellikle dizel yakıtlı araçlar kaynaklı azot dioksit (NO2) seviyeleri ölçülürken hava durumu koşulları da ele alındı. Araştırmayı yürüten, Almanya Martin Luther Üniversitesi’nden Yaron Ogen, “Sonuçlar, azot dioksite uzun süre maruz kalmanın, koronavirüs ölümlerindeki en büyük etken olabileceğini gösteriyor. Çevremizi zehirlemek kendimizi de zehirlemek demek. Vücudumuz kronik solunum sıkıntısı yaşadığında enfeksiyonlara karşı da savunmasız kalıyor” dedi. Ancak araştırma nedensel bir ilişki değil kuvvetli bir korelasyon ortaya koyuyor. Ayrıca Harvard Üniversitesi tarafından yayımlanan ayrı bir araştırmada, ABD’de mikro partikül (PM2.5) kirliliğine bakarak, salgın öncesindeki yıllarda kirlilikteki çok küçük oranlardaki artışın bile koronavirüs ölümlerinden daha fazla ölümle ilişkilendirildiği bulundu. Londra, Queen Mary Üniversitesi’nden Profesör Jonathan Grigg, çalışmanın koronavirüs ölümleri ve azot dioksit seviyeleri ile bağlantılı olabileceğini ancak yaş dağılımındaki farklılıklar gibi başka faktörleri dahil etmediğinin altını çizdi.

Avustralya yangının etkileri

Avustralya’da Eylül ayında başlayan yangınların, ülkenin yıllık seragazı salımından çok daha fazla salıma neden olduğu tahmin ediliyor. Hükümetin bir çalışmasına göre yangın mevsimi yaklaşık 830 milyon ton karbondioksit salımına neden oldu. Eylül ve Şubat ayları arası yaşanan yangınların, uluslararası emisyonlarla karşılaştırıldığında Çin, ABD, Hindistan, Rusya ve Japonya’dan sonra altıncı sırada olabileceği söyleniyor. Hükümet verilerine göre, ılıman kuşaktaki yağmur ormanları yangınların ardından genelde kendini yenileyebiliyor ve önceden salınan karbondioksitleri tekrardan yutabiliyor. Çalışma, 2003 yılında Avustralya Merkez Bölgesi’nde yaşanan yangın sonucunda ortaya çıkan karbondioksitin yaklaşık %96’sının 2019’a kadar ormanların büyümesiyle tekrar yutulduğunu belirtiyor. Ancak iklim krizinin etkilerinin, ormanların yenilenmesini olumsuz etkileyebileceğinin de altı çiziliyor. Ancak diğer bilim insanları Avustralya ormanlarının yangın mevsiminde salınan emisyonları yutabilmesi fikrine çok olumlu bakmıyor. Normal koşullarda dahi, salınan emisyonları yutabilmesi için ormanların kendilerini onlarca yılda ancak yenileyebileceğini konusunda uyarıyorlar. Hükümet raporu ise yangın kaynaklı emisyonların Avustralya’nın Paris Anlaşması kapsamındaki hedeflerine ulaşmasına çok az etkisi olacağını söylüyor. İnsan faaliyetleri dışında doğal nedenlerden kaynaklanan kirliliklerin BM seragazı ölçüm kuralları uyarınca dikkate alınmıyor. Rapor, ormanların kendini “tamamen” yenileyeceğini belirtiyor. Ancak rapor emisyonlar dışında, hayvanların ölmesi gibi yangınların neden olduğu başka sonuçları ele almıyor. Yangınların hemen ardından gerçekleştirilen bir hükümet analizine göre 113 tür acil yardıma ihtiyaç duyuyordu ve bu türlerin en az %30’unun yaşam alanı yok olmuştu. Unutmamak gerekir ki tek başına ağaçların bulunduğu alanları orman olarak nitelendirmek pek doğru olmaz içinde canlı ekosistemi yoksa.

Çanakkale’deki nöbet bitirilmek isteniyor

Kanadalı firmanın Kazdağları Kirazlı mevkiinde altın aramak için 195 bin ağaç kestiğinin açığa çıkmasının ardından yurttaşlar nöbet tutmaya başlamıştı. Birgün’den Aycan Karadağ’ın haberine göre nöbette 271. gün geride kalırken, Çanakkale Valiliği, İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu kararınca koronavirüsü bahane göstererek çadırlı nöbeti bitirilerek alanın boşaltılmasını içeren bir tebliğde bulundu. Yapılan açıklamada, “Çanakkale Orman Müdürlüğü, 270. gününe ulaşan Kaz Dağları çadırlı nöbetini bitirmek üzere alanın boşaltılmasını içeren bir tebliğde bulundu. Tebliğin kararını alan Çanakkale İl Hıfzıssıhha Kurulu, ormanlarla ilgili aldığı önlemlerle pandemiye karşı mücadele ediyormuş gibi göründüğü bu kararla, ormanların savunusunu yapan bizlerin hayatlarını tehlikeye atmakta ve şirketler tarafından ormanların yok edilmesinin önünü açmakta” denildi.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Çarşamba Oyun Arası / Emre Gümüşer

Muhtelif tiyatro müziği örneklerine kulak atıp, oyunlar arası bir yolculuğa çıkıyoruz.

Açık Dergi Çarşamba Her ayın son Çarşamba akşamı 18:30 – Fasikül / Aylık Özgür Sinema Gündemi / Ekrem Buğra Büte

Sinemada ifade özgürlüğünün önündeki engeller ve bunlara karşı geliştirilen yaratıcı çözümler Fasikül’de raporlanıyor ve muhtelif aktörlerle değerlendiriliyor.

Açık Dergi Çarşamba 15 günde bir Çarşamba 19.00 – Küçük Düşünürler Topluluğu / Özge Özdemir

Küçük Düşünürler Topluluğu programı, felsefeci ve eğitmen Dr. Özge Özdemir’in kolaylaştırıcılığında çocukların bir soru ya da kavram üzerine felsefi tartışma yürüttükleri bir tartışma programı. İki haftada bir biraraya gelen 12 yaşındaki felsefeciler nitelikli düşünme ve yargıda bulunma becerisinin nasıl geliştiğini hep birlikte işliyor.

Açık Dergi Çarşamba 18:50 Tasarım Sözlüğü (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Muğlak Standartlar Enstitüsü

Muğlak Standartlar Enstitüsü’nün uzun süredir üstünde çalıştığı ve memlekete özgü tasarımsal terim ve icatların derlendiği müstesna Tasarım Sözlüğü’nün maddeleri Enstitü üyelerince her Çarşamba akşamı birer maddeyle radyoda seslendirilmeye başlıyor.

Açık Dergi 19:30 Çıplak Ayakla Dans (Açık Dergi’de yeniden köşe, 15 günde 1) / Hazırlayanlar: Duygu Güngör ve Mihran Tomasyan

Çıplak Ayaklar Kumpanyası bu yayın döneminde yeni konu ve konuklarıyla aramıza dönüyor. Tezahür programıyla dönüşümlü olarak.

Çıplak Ayakla Dans kayıt arşivi

Açık Dergi 19:30 Tezahür (15 Günde 1) / Hazırlayan: Gülin Dede Tekin / İstanbul tiyatro hayatı üzerine gündelik konuşmalar

tezahur-20200422

Tiyatro dünyasından haberler, röportajlar, yeni oyunlar, güncel meseleler. Artık Salı değil Çarşamba akşamları. Çıplak Ayaklarla Dans’la dönüşümlü.

Tezahür kayıt arşivi

***

Görüntüsüyle gerçeği arasında tiyatro sanatı

Aa
+

Tezahür’de bu hafta tiyatro çevresinde çokça konuşulan bir makaleyi tartışıyoruz: Unutulmuş Bir Araya Gelme Sanatı.

Tyler Callahan - Boş Salon
Medium
Tezahür

Tezahür

podcast servisi: iTunes / RSS

Tiyatrocu ve yazar Nicholas Berger‘in Mimesis Dergi’de Türkçe çevirisi yayınlanan Unutulmuş Bir Araya Gelme Sanatı ya da Tiyatrocular Neden Üretmeyi Bırakmalı? başlıklı yazısı yayınlanır yayınlanmaz Türkiye tiyatro çevresinde ciddi bir yankı buldu.

Malum, COVID-19 pandemisiyle ilk iptal edilen kamusal etkinlikler tiyatro gösterileri ve buluşmalar oldu. Bununla birlikte pandeminin ilk günlerinden itibaren onlarca kumpanya ve sahne dijital arşivlerine erişime açmaya ve online – interaktif – etkinliklere başladılar. Bu etkinliklerin derlemelerini Tezahür’de daha önce sizlere sunmuştuk.

Tiyatronun bu yeni hali hakkında Berger söz konusu yazıda şöyle yazmakta:

Email gelen kutum evlerine hapsolmuş ünlülerin sosyal medya üzerinden yaptıkları oyun okumaları duyurularıyla dolarken bu fikirlerin üzerine ne kadar düşünüldüğünü merak ediyorum. En yakın, en kolay ve en bariz çözümlere tutunmaya çalışmıyor muyuz? ‘Normalde ne yapıyoruz? Aynen onu yapacağız, ama Facebook Live’dan.’ Bu girişimler son derece hüzünlü geliyor bana. Bunlar en iyi ihtimalle dikkatimizi pencerelerimizin dışında büyüyen, hayal bile edemediğimiz yıkımdan geçici olarak uzaklaştıran ama en kötü ihtimalle ve çoğunlukla çaresizce yeniden yaratmaya çalıştığımız sanat biçiminin üstünlüğünü ve vazgeçilmezliğini bizlere sürekli hatırlatan girişimler.

Yetenekli bir yazarın apar topar İnstagram için yazdığı beşinci monoloğu izlerken düşünmeye başlıyorum: Bu kimin için? Bu girişimlerin seyircisi kim? Bunlar için kendi camiamız dışından gelen bir talep var mı? Peki o seyirci bunlarda teselli buluyor mu acaba? Ben şahsen bulamıyorum. Merak ediyorum, bunu gerçekten modern tarihte görülmemiş koşullar altında korku içinde yaşayan bir kitle için mi yoksa aslında kendimiz için mi yapıyoruz? Kendimize hatırlatmak ya da kendimizi inandırmak için: Hala sanatçıyız, küresel bir salgında bile üretmeye devam edebiliriz, sanatımıza ihtiyaç var ve her şey normal. Sanatçılar yaratmaya bağımlıdır, ama tüm hayatımız internete taşınırken, internetin biraz kalabalıklaşmaya başladığını hissediyorum.

Berger’in yazısı – esas itibariyle – bir tiyatrocu tarafından tiyatroculara hitaben kaleme alınmış; yine de, sürekli üretim ve üretme hallerine, neo-liberal koşullarda sanat üretiminin performans cetvelleri ile olan ilişkisine temas ettiği için çok daha geniş bir ufuk çizgisine yerleştirilebilir. Hele bu anestezik pandemi günlerinde…

Bu tür acil dijital performanslara şüpheyle yaklaşmam kötümser ya da bozguncu bir tavır olarak görünür diye çekiniyorum. Öyle değil, gerçekten. Bu, daha çok, derin ve karmaşık bir aşktan doğan bir tavır. Sara Holdren, tiyatroyla ilişkisini tanımlarken onu çok sevdiği bir insana benzetiyor: ‘eşit derece kaygı, absürtlük ve şiddetli bir sadakatle. Tiyatro acayip sinirimi bozuyor. Gün geliyor o aptal suratına bir yumruk vurup onunla bir daha konuşmak istemiyorum. Öte yandan hayatımın geri kalanını onunla geçirmek istiyorum.’ Tiyatronun adım adım bir TikTok’a dönüşmesini gördükçe içimin ezilmesi işte bu aşktan.

Metni Türkçe’ye kazandırarak, önemli bir tartışmaya vesile olan Fatih Gençkal‘la Tezahür’de bir araya geliyoruz. Gençkal, uzun yıllardır takip ettiğimiz A Corner In The World festivalinin de kurucularından ve “sahnenin içinden” birisi. Berger’in eleştirisini değerlendirip, tiyatro sanatının ahvali hakkında düşünüyoruz.

Açık Dergi 19:30 Yerden Yüksek / Çocukların Mekân Algısı ve Mekânsal Hakları / Gizem Kıygı

Değişen kentsel ve kırsal mekânlarda çocuıkların mekânlarda nasıl varoldukları ve mekânı nasıl algıladıklarını ve bu konuda yapılan çalışmaları konuşuyoruz. Her bölümde bir araştırmacı-uzman konuk yayına eşlik ediyor.

instagram.com/yerden.yuksek94.9/?hl=tr

Yerden Yüksek Spotify Kanalı

medium.com/yerdenyüksek

Açık Dergi Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı / Yıldırım Arıcı Anısına / Eser: Bilge Karasu / Okuyan: Eraslan Sağlam

metis izniyle. açık radyo prodüksiyon. / okuyan eraslan sağlam / müzik scaramouch

Açık Dergi  19:30 Fasikül (Her ayın son Çarşambası) / Ekrem Buğra Büte ve Fırat Yücel / “özgür sinema” perspektifi

Sinemada ifade özgürlüğünün önündeki engeller ve bunlara karşı geliştirilen yaratıcı çözümler Fasikül’de raporlanıyor ve muhtelif aktörlerle değerlendiriliyor.

Ocak 2020 itibariyle Açık Dergi’de her ayın son Çarşambası, geçtiğimiz ayın sinema gündemini “özgür sinema” perspektifinden değerlendireceğimiz yayını Ekrem Buğra Büte ve Fırat Yücel hazırlıyor.

Altyazı Fasikül günümüz Türkiye’sinde çoğu kez görmezden gelinen sansür ve baskı vakalarının arşivini tutarak özgür sinemanın hafızası olmayı hedefliyor. Bu ilk bölümde de, yeni sinema yasası ve 2019 yılında sinemacılara açılan davaların, alanda yaşanan sansür vakaları ve film festivallerin durumuna göz atıyoruz.

20:00 – 21:00 Ay’da Caz (Yeni program) / Caz tarihinde bu ay / Hazırlayanlar: Nazlı Toprak ve Leyla Diana Gücük

Caz tarihinde o ay doğan-ölen müzisyenler, çıkan albümler, önemli olayların işlendiği bir caz programı

21:00 – 22:00 Akdeniz Güneşi / Müzikli Akdeniz Turu / Tolga Esmer

Akdeniz’in cazla buluştuğu radyo programı. Tabii Akdeniz kültürünün katı sınırlardan hoşlanmadığı düşünüldüğünde caz dışındaki müzik türlerine ve Akdeniz dışından, yüreği Akdeniz güneşiyle ısınmış müzisyenlere de yer veriyor. Bu yayın döneminde çarşamba akşamları saat 21.00’de.

22:00 – 23:00 Ayın Karanlık Yüzü / Yosi Falay / Bir albüm

23:00 – 24:00 Caz Portreleri / Mustafa Aykın / Ayrıntılı caz tiplemeleri

24:00 – 01:00 Beton Orman / Da-Frogg Eyez /  Reggae, Dub ve alt türleri

8 yıl aradan sonra Beton Orman, Reggae, Dub ve alt türlerinin pozitif titreşimlerini yaymak için döndü.