Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi Programları ve PodcastArşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo’yu mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Twitter Açık Radyo Programları ve Programcıları Listesi için TKLYNZ

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi: 2 Kasım 2020 – 2 Mayıs 2021 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık 

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/11/18

* As COVID Deaths Soar, El Paso at Breaking Point with Hospitals & Mobile Morgues Filling Up

* As North Dakota Faces World’s Deadliest Outbreak, Native Communities Condemn States’ COVID Response

* An Election We Could Not Sit Out: How Indigenous Voters Helped Defeat Trump & Elect Biden

07:00 – 07:45 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

Twitter.com/DidemGençtürk

***

Bugün Sabahlık’ta A.G.A Tiro – Meeting albümü var.

Didem Gençtürk’le (@didemgencturk) #Sabahlık (07.00 – 08.00) Açık Radyo’da

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Özdeş ÖzbayRobılınd Tayyar, Berhem Baltaş ve Feryal Kabil

acik-gazete-19.11.2020

Açık Gazete kayıt arşivi
Açık Gazete Spotify Kanalı
Açık Gazete Jingle
Günün Sözü

“Maalesef iklim değişiminin bir aşısı yok.”

Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu’nun (IFRC) yayınladığı 2020 Dünya Afetleri Raporu’nu anlatan IFRC Genel Sekreteri Jagan Chapagain’in sözleri. (Common Dreams)

***

Prof. Daron Acemoğlu: Türkiye 2000’lerden daha kötü bir konuma geldi; demokratik kurumlar büyümeli

“Bu kolay bir süreç değil. Hiçbir ülkede kolay olmadı. Türkiye’de de kolay olmayacak”

T24’teki habere göre dünyada en çok alıntı yapılan ilk 10 ekonomist arasında gösterilen Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) Prof. Daron Acemoğlu“Türkiye şu anda 2000’lerden daha kötü bir konuma geldi. Yolsuzluk artmaya başlamış. Daha da önemlisi Türkiye’deki kanunlar ve yaptırımların niteliği değişiyor. Yüksek ve kaliteli büyümek istiyorsak demokratik kurumları büyütmemiz gerekiyor. Bu kolay bir süreç değil. Hiçbir ülkede kolay olmadı. Türkiye’de de kolay olmayacak” dedi.
Türkiye Kalite Derneği (KalDer) tarafından düzenlenen 29. Kalite Kongresi’nde konuşan Prof. Acemoğlu, Covid-19 pandemisinin zorlukları artıracağına dikkat çekerek , “Çünkü Türkiye’de ekonomik kriz var. İnsanların karnı açken başka problemler önemini kaybediyor. Ama daha parlak bir geleceğe gitmek istiyorsak kaliteli büyümeye çok önem vermemiz gerekiyor. Kaliteli büyümek için kaliteli ekonomik kurumlar kaliteli ekonomik kurumlar için kaliteli siyasal kurumlara ihtiyacımız var. Bunun için de demokrasinin tabanını güçlendirmemiz şart” dedi.
Cumhuriyet’ten Şehriban Kıraç’ın haberine göre; Acemoğlu, artık hükümetin yurt içinde ve yurtdışında para bulmakta zorlandığını bu yüzden de borçlanma vadelerinin kısaldığını söyledi. “Benim amacım karamsar bir tablo ortaya çıkarmak değil. Türkiye’nin daha önceden yapısal problemlerini daha da derin hale geldiğini vurgulamak. Nasıl yeni bir yola çıkabiliriz?” diyen Prof. Daron Acemoğlu’nun konuşmasının satır başları şöyle:
“Türkiye’nin Gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) büyümesine bakarsanız gelişmekte olan ülkeler arasında normal sayılır. Yani yüzde 4 seviyesinde. Ama sürekliliği düşük bir büyüme. 10 yıllık ortalamaları aldığınızda çok büyük dalgalanmalardan geçiyor. Bu aslında problemlerin sonucu. Bunun temelinde Türkiye’nin verimlilik problemi yatıyor. Eğer bir ekonomi kullandığı sermayeyi ve kullandığı iş gücünü hiç artırmasa, sadece verimliliğini ve teknolojisini değiştirse bir seneden diğer seneye nasıl büyüyebilir. Toplam faktör büyüklüğü buna yanıt veriyor. 1989’den bu yana Türkiye’de sıfır verimlilik büyümesi var. Hatta 2007’den bu yana ekonomi büyümesine rağmen toplam faktör verimliliği negatif olmuş. Bu birçok gelişmekte olan ve gelişmiş ülkenin büyümesinden çok değişik. Türkiye’nin kaliteli büyüdüğü tek bir kısa pencere var. 2002’den 2006’ya kadarki süre.
“Türkiye’de çok ciddi bir verimlilik problemi var. Bu problemi çözmeden başka hiçbir şeyi çözmesi mümkün değil.
“Türkiye hiçbir zaman yüksek teknolojide ihracat yapmamış. Türkiye teknolojik olarak son 15 yılda kendini hiç geliştirmemiş. Diğer gelişmekte olan ülkeler teknolojik olarak Türkiye’den daha iyiler. Çin, Malezya, Brezilya Türkiye’den daha iyi büyümüş.
“Ekonominin kalitesi geri gidiyor”
“2000’li yıllarda Türkiye’ye gelen yabancı yatırım artmış. Bu dönemde ya da şirketlere ve devlete uzun süreli borç verdiler. Ama 2008’den itibaren azaldılar hatta kayboldular. Sadece kısa süreli para geliyor. Bu da yine ekonominin niteliğinin kalitesinin durduğunu hatta geri gittiğini gösteriyor. İnsan kaynaklarında da Türkiye hiç iyi değil. Özellikle genç nüfusun eğitimsizliği çok göze çarpıyor. Türkiye bu konuda S. Arabistan, Kolombiya ve Arjantin’in de gerisinde. Gençlerin yüzde 50’si lise eğitimine bile sahip değil. Daha da kötüsü Türkiye matematikte ve bilimde ortalamanın çok altında. Daha daha kötüsü 2015’ten itibaren bir kötüleşme artıyor.
“Eşitsizlik derinleşti”
“Kalitesiz bir büyüme ortaya çıkarsa bunun sonuçları neler olur? Eşitsizlik derinleşir. Gelirin büyük kısmı zengin tabakanın elinde. Türkiye’de bu yüzde 40’larda. Türkiye’de 2000’lerde kaliteli büyüme olduğu zaman eşitsizlik azalıyor. Şu anda eşitsizlikte 1990’ların seviyesine geri geldik.
“Yatırılan 3 liranın 2’si inşaata gitti”
“Peki Türkiye nasıl büyüyor? Son 15 yılda Türkiye’nin büyümesi krediye bağlı. Krediye bağlı büyüme yüzde 10’dan son 15 yılda yüzde 70’e kadar çıktı. Türkiye’deki kapital sermaye nereye geliyor; Türkiye’de neredeyse yatırılan 3 liradan 2 lirası emlak sektörüne gidiyor. Bu üretkenliği düşük bir sektör. Tamamen tüketime yönelik bir yatırım.
“2000’li yıllardan kötü durumdayız”
“Dünya Bankası verilerine göre; Türkiye’de yüksek kaliteli büyümenin olduğu dönemlerde, kurumsal yapılarda denetleme kalitesinde, kanunlarda, yolsuzluğun kontrolünde, hükümetin başarılı politikalar yapabilmesinde hepsinde bir iyileşme var. Ama yüksek kaliteli büyüme düşünce tüm bu kurumlar da geriye gidiyor. Türkiye şu anda 2000’lerden daha kötü bir konuma geldi. Yolsuzluk artmaya başlamış. Daha da önemlisi Türkiye’deki kanunlar ve yaptırımların niteliği değişiyor.
“Yukarıdan emirle yılda en az 4 bin yeni kanun çıkıyor”
“Türkiye’de iş dünyasıyla ilgili yeni kanunlar ve kararnamelerin sayısı 2000’li yıllarda senede 500’ün altındaydı. 2007’den itibaren büyük bir artış var. Şu anda senede en az 4 bin yeni kanun çıkıyor. Daha da kötüsü Dünya Bankası bunları keyfi görüyor. Direkt kararnameler ve yukarıdan gelen emirlerle yapılıyor ve normal demokratik süreçten geçmeyen kararlar. Hatta şirketler, arsalar, ihaleler bazında kanunlar kararnameleri çıkıyor. Bunun ekonomiye birçok etkisi var. Bu durum Türkiye’deki bankacılık sisteminini değiştirdi. Son 3 yılda artık özel bankalar borç vermez hale geliyorlar. Onun yerine tüm paralar devlet bankalarından geliyor.
“Enflasyon, problem olduğunu gösteriyor”
“Dünyanın en önemli şeyi değil ama enflasyon bir belirti. Problem olduğunu gösterir. Türkiye Covid-19’dan önce Arjantin’den sonra en yüksek enflasyon oranına sahip ülke haline gelmişti.
“Demokrasiye baktığımızda 1990’lardan 2000’li yıllara kadar geliştiğini 2010’dan itibaren ciddi gerilediğini görüyoruz. Fikir özgürlüğünde de 2007’den itibaren ciddi gerileme var. Türkiye şu anda en fazla gazetecinin cezaevinde olduğu ülke. Bunlar 200-2008’den sonra ortaya çıkan şeyler. Türkiye’de son 15 yılda siyasi sistemde de problemlere var. Bu da ekonomik kurumlara yansıyor ve büyümenin kalitesiz olmasına neden oluyor.
“Covid-19 birçok ülkede yeni problemler üretmedi, var olan problemleri derinleştirdi. Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s yakın zamanda Türkiye’yi uyardı. Türkiye’de dış dengelerde ciddi problem var. Cari açık problemi krize dönüşebilir. Ülkenin kurumları artık çalışmıyor. Mali olarak yapılacak şeyler azaldı, çünkü Merkez Bankası’nın elindeki rezervler azaldı. Bakanlıkların elindeki kaynaklar düştü. Ve kredi derecelendirme kuruluşu krizin çok olası bir hale geldiğini düşündüğü için bundan 3 ay önce Türkiye’nin notunu düşürdü.
“Hükümet para bulmakta zorlanıyor”
“Türkiye hâlâ çok ciddi bir cari açık yaşıyor. Türkiye’nin yapısal problemlerinin artması, iç problemlerinin öne çıkmasından kaynaklanıyor. Türkiye’nin kaynakları azaldığı için Avrupa ve ABD’ye kıyasla mali politikalarla krizi engelleyemedi. Devlet bankaları borç vermeye devam ettiler. Artık Merkez Bankası’nın rezervleri bitmek üzere. Artık hükümet yurt içinde ve yurtdışında para bulmakta zorlanıyor. Bu yüzden de borçlanma daha da kısa vadeli hale geldi. Son 10 ayda daha da kısa vadeli hale geldi. Enflasyon da yeniden çok yüksek oranlı artışa geçti.
“Demokratikleşince büyümenin kalitesi artıyor”
“Benim amacım karamsar bir tablo ortaya çıkarmak değil. Türkiye’nin daha önceden yapısal problemlerini daha da derin hale geldiğini vurgulamak. Nasıl yeni bir yola çıkabiliriz? Son 20 yıldır yaptığım araştırmaların, yazdığım kitapların odaklandığı konu kurumların özellikle demokratik kurumaların bu süreç içindeki önemi. Türkiye’deki gazetelere bakarsanız şöyle bir fikre ulaşabilirsiniz; demokrasi çok kötü bir sistem, biz ne kadar demokratik süreçleri azaltıp gücü bir tek insanın tek bir grubun elinde tutabilirsek o kadar iyi. Benim yaptığım araştırmalar şunu gösteriyor ki doğrusu bu değil. 150 ülkede demokrasiye geçince ne oluyoru araştırdık. Bir ülke demokrasiye geçtikten 10 yıl sonra çok hızlı şekilde büyümeye başlıyor ve 20 yıl içinde demokratikleşmeyen ülkelere göre yüzde 20 daha zengin hale geliyor. Yüzde 20 zenginleşmek çok büyük bir fark. Demokratikleşince problemler yerine büyümenin kalitesi artıyor.
“Sağlıklı büyümenin şartı demokrasi”
“Türkiye’nin sağlıklı şekilde büyümesini istiyorsak demokratik kurumları yükseltmemiz büyütmemiz lazım. Bu yapılabilir mi? kolay bir şey değil. Dar Koridor kitabımızda bunu özetlemiştik. Koridorun bir tarafında devletin gücü baskı yapabilmesi, hizmet verebilme kapasitesi, ekonomiyi anlayıp uygun politikalar yapma kapasitesi var. Diğer alanda toplumun gücü var. Toplumun gücü özgür medayadan, demokratik süreçten geliyor. Bir bölümü sivil toplum örgütlerinden geliyor. Burada toplumun devlete karşı kendi çıkarlarını izleyebilmesi, yanlış insanlar olduğunda onları işten atabilmesi…devlet üstünde baskı yaparsa ona hayır diyebilmesini sağlar. Bizim kitapta anlattığımız teori şu ki; tarihin, demokrasinin, özgürlüğün, yaratıcılığın, verimliliğin en iyi arttığı yer ortadaki koridor. Burada devletle toplum arasında bir denge var.
“Türkiye’nin problemi ise şu, biz bu koridora giremedik. Demokrasinin gerçekten kuvvetlenmesi için bu koridora girebilmemiz gerekiyor. O zaman hem devletin hem toplumun niteliği kalitesi artacak. Hem de daha verimli olan bir ekonomik sürece gireceğiz. Bunun için de toplumun kuvvetinin artması önemli. Şu anda Türkiye’de toplumun yeterince kuvvetlenmediği bir noktadayız. Koridora girmek için toplumun kuvvetlenmesi şart. Bunun için STK’ların, özgür medyanın gücünün artması gerekiyor. Yüksek kaliteli büyümek istiyorsak demokratik kurumları büyütmemiz gerekiyor. Bu kolay bir süreç değil. Hiçbir ülkede kolay olmadı Türkiye’de de kolay olmayacak.

***

Devleti mafya mı teslim alıyor?

Siyaset ahlâkı açısından da -kişinin aidiyeti cihetiyle- en azından bir açıklama yapması ve Kılıçdaroğlu’ndan özür dilemesi gereken Devlet Bahçeli’dir

(Oya Baydar’ın bu yazısı T24’ün internet sitesinden alınmıştır.)

Sadece muhalefete değil AKP’lilere de sesleniyorum. Çakıcı nâm kişinin CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu‘na yönelik hakaret ve tehditleri, lümpen mafya raconunun müptezel bir örneği olmanın çok ötesinde anlam taşıyor. Vatanına, milletine, Devlet Bahçeli‘ye bağlı “organize suç örgütü” reisi (eşyayı adıyla çağırıp mafya bile diyemiyoruz), başbuğu ve hâmisi Bahçeli’ye selam çakıyor.
Yirmi küsur yıl sonra yeniden ve bir kez daha, “Ülkücü mafya-devlet-siyaset” üçgeninin ayan beyan açığa çıktığı Susurluk günlerindeyiz. Üstelik bu defa suçun ortaya dökülmesi için Susurluk’ta kamyona çarpmaları gerekmiyor, iktidardan aldıkları güçle devletin kilit noktalarına yerleşmiş durumdalar.
Bir fotoğrafın anlattıkları
Bir süre önce yayımlanan bir fotoğraf aslında çok şey anlatıyordu. Aile albümünde kalması için değil dostun düşmanın görmesi için çekildiği sosyal medyada dolaşıma sokulmasından da belliydi. Susurluk’un sembol kadro üyeleri fotoğrafta beşuş çehrelerle bizlere bakıyorlardı. Çatlı’nın yerini aynı kadrodan Çakıcı almıştı. Ötekiler, en başta Mehmet Ağar, bilinen kişilerdi.
Gözlerim, özel af niteliğinde bir operasyonla Çakıcı’nın tahliyesini sağlamış, onu makamında kabul ederek iade-i itibar eylemiş (daha önce de hapishanede ziyaret etmişti zaten), bu mutlu tablonun mimarı Devlet Bey’i ve Ağar’ın yetiştirmesi Soylu‘yu da aradı ama herhalde geri planda kalmayı, aynı fotoğrafta görünmemeyi tercih etmişlerdi.
O fotoğrafı gördüğüm gün ülke adına, halk adına, kendi adıma bir kez daha endişelendim. Çünkü bu kadronun simgesel anlamını geçmişten de biliyordum. Bu fotoğrafa, Bahçeli ve Soylu’nun uzun süredir izlemekte olduğumuz tarz-ı siyasetleri, zihniyetleri, söylemleri ve edimleri eklenince “Nereye götürülüyoruz?” sorusunun cevabı büsbütün yakıcı hâle geliyordu.
İktidara basit bir soru
Devlet Bahçeli’nin, bencileyin kötü niyetli “hain”lerin gözünde “mafyacıyı kodesten çıkaran adam” sıfatını göze alacak kadar önemsediği Çakıcı’nın Kılıçdaroğlu’na yönelttiği, “ulan dürzü”, “köpeklik yaptığın vatan hainleri”, “seni bakla kazığı ile tanıştırırım”, “sana akıllı ol diyorum” türünden mafya jargonu ile bezenmiş tehdit mektubunun, kendini bilmez bir meczup veya bir fanatik tarafından Sayın Bahçeli’ye, İçişleri Bakanı Soylu’ya ya da Cumhurbaşkanı’na hitaben yazılmış olduğunu düşünün bir an.
Neler neler olurdu? Anında tutuklanır, terör örgütü mensubiyeti saptanır, başına gelmedik şey kalmazdı. Bir keresinde “…Ezmek, yıkmak, öldürmek, idam, savaş, düşman, hain, vb. söylemini yüzü nefretle tekallüs etmiş şekilde bağıra çağıra dillendiren, herkese tehditler savuran Devlet Bey” diye yazdığım için hakkımda kamu görevlisine hakaretten dava açılmıştı. Yağmur yağacak deyince, “Vay sen bana ördek dedin” derekesinde hassas ve burunlarından kıl aldırmayan yöneticilerimiz böyle bir küfürnâme-tehditnâme alsalardı ne olurdu? Düşünürken bile insanın korkudan dudakları uçukluyor.
Ama Çakıcıgiller’in korkması için bir neden yok. Onlar devletin derinliklerinin koruması altındalar. Orwell’in Hayvan Çifliği‘ndeki Domuz’un (Aman yanlış anlaşılmasın, Orwell’in kitabının kahramanından söz ediyorum) koyduğu “Çiftlikteki bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir” ilkesi geçerli onlar için.
Olay bir tehdit mektubundan ibaret değil
Sadece CHP, sadece muhalefet partileri değil Cumhur İttifakı’nın büyük ortağı AKP (yoksa küçük ortağı mı demeliyim, çünkü siyasî gidişata yön verenin aslında Bahçeli-Soylu çizgisi olduğunu artık herkes görüyor) Çakıcı’nın mektubunun kendilerine de yönelen bir tehdit olduğunu görmüyorlar mı? Erdoğan’ın kendi iktidarının beka’sını sağlamak için yapıştığı MHP/Bahçeli ipinin ülkeyi de partiyi de nerelere sürüklediğinin farkında değiller mi? Mafya takviyeli derin güçlerin devletine dönüştürülmeye çalışılan Türkiye’de kendilerine de siyaset alanı kalmayacağını, gıklarını çıkarsalar kendilerinin de “hainler” kervanına katılacaklarını düşünemiyorlar mı?
Son günlerin kargaşası, gittikçe derinleşen ekonomik, toplumsal, siyasal kriz, faşizan güçlerle emirlerindeki çetelerin etki gücünü büyütüyor. AKP’nin içindeki çalkantılar, partinin ve liderin kriz karşısıdaki zaafıyla birleşince kendi iktidarından başka şey düşünmeyen, tek adam rejimi sürdükçe Susurluk devletinden rahatsız olmayan, aksine o kadroları kendi beka’sının teminatı olarak gören Erdoğan, ortağına büsbütün teslim oluyor.
Mızmız suç duyuruları yetmez
Bütün muhalefete, hepimize, demokrasiye tehdit niteliğindeki bu son olayda CHP’den gelecek açıklamalar, tepkiler, suç duyuruları yetmez. Eşeğini dövemeyince semerini dövmekle yetinen muhalefetin Çakıcı’yı muhatap almasının anlamı yoktur. Muhatap, o tehdit mektubunu yazıp açıklamaya cüret eden kişi hakkında anında soruşturma açmayan, anında gözaltına almayan İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, ilgili savcılar, mahkemelerdir. Siyaset ahlâkı açısından da -kişinin aidiyeti cihetiyle- en azından bir açıklama yapması ve Kılıçaroğlu’ndan özür dilemesi gereken Devlet Bahçeli’dir.
Kılıçdaroğlu’na yönelik bu son saldırı, bir türlü buluşamayan, birleşemeyen, birlikte görünmekten çekinen muhalefet partilerinin ortak bir ses çıkartmaları, yan yana durmaları için bir fırsattır. Tek tek kınamak yerine, hiç değilse bu olayda bütün muhalefet liderler aynı karede görünüp faşizan saldırılara karşı bir set oluşturduklarını dosta düşmana gösterebilseler Susurlukçular gerileyeceklerdir.
Muhalefet liderleri, “Vallahi de billahi de birlikte anayasa çalışması yapmadık” diyerek defansa çekilmek yerine, “Ne yazık ki böyle bir çalışma yapmadık ama görevimizi savsakladığımız için halkımızdan özür dileriz, tez zamanda toplanıp yapacağız” diyebilselerdi meydan mafyacılara, Susurlukçulara kalmazdı.
Bugün daha “sakıncasız” bir konuda yan yana gelip “Mafya devletine, Susurluk özlemine geçit vermeyeceğiz” türünden tek bir cümleyi birlikte söylemek, birlikte imzalamak bile yeter. Yoksa bugün Kılıçdaroğlu’na yönelen tehditler ve saldırılar çok geçmeden bütün muhalefete yönelecek, hatta AKP bile saldırılardan kendini kurtaramayacaktır.

***

Çakıcı ‘reform balonunu’ erken patlattı, iktidar ‘Bahçeli’ korkusundan tehdide seyirci kaldı

Merkez Bankası’nın toplantısında ‘kaç puan faiz artarsa ekonomi düzelir’ hesabı yapanlar hukuksuzluğun kök saldığı ve beterin beteri bir döneme hareketlenme sinyalleri veren ülkeye bakalım ne zamana kadar ve ne kadar prim verecekler?

(Murat Sabuncu’nun bu yazısı T24’ün internet sitesinden alınmıştır.)

Suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu iki gün üst üste, iki ayrı mektupla, iki kez tehdit etti, hakaret etti.
Ana muhalefet liderine tehdit ve hakarete iktidar sessiz, yargı seyrediyor. MHP lideri Devlet Bahçeli ise ‘dava arkadaşım’ diyerek Çakıcı’nın açıklamalarına sahip çıktı. Burada Bahçeli’nin açıklamasının bir bölümü üzerinden gideceğim. İlerleyen satırlarda başka bölümünü de irdeleyeceğim:
“CHP Genel Başkanı’nın hakaret ve hıyanetlerine sosyal medyadan yayımladığı bir açıklamayla tepki gösteren değerli Ülküdaşım Alaattin Çakıcı’ya mafya bozuntusu demek, yeraltı dünyasının karanlık yüzü suçlaması getirmek müfterilik, seviyesizlik, rezilliktir.
“Kamuoyu nezdinde algı oluşturmaya çalışan Kılıçdaroğlu ve yanında yöresinde yuvalanan işbirlikçilere cevabım şudur: 1- Alaattin Çakıcı bir Ülkücü şehidimizin oğludur. 2- Alaattin Çakıcı ülke ve millet sevdalısı bir Ülkücüdür. 3- Alaattin Çakıcı benim dava arkadaşımdır.”
Muhtemelen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan koalisyon ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi kızdırmamak için konuşmuyor, konuşmayacak. (Bir zamanlar Çakıcı, Erdoğan’a da hakaret içeren mektuplar yazmış, bunlarla ilgili iki ayrı hapis cezası almıştı. Cezaevinden çıktıktan sonra bu kez Erdoğan’a teşekkür mektubu yazdı.)
Çünkü Çakıcı; Bahçeli’nin isteği ve desteği ile cezaevinden çıktı. Bahçeli, Çakıcı’yı cezaevinde (24 Haziran 2018 seçimlerinden 1 ay önce) ziyaret etmişti, Çakıcı serbest kaldığında MHP Genel Merkezi’nde Bahçeli’yi ziyaret etti. Yaptığı son açıklamayla da açıkça sahip çıktı.
Hemen her konuda tweet atan, konuşan, polemiğe giren İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da susuyor, susacak. Çünkü iktidardaki gücünü ‘milliyetçi’ çıkışları, Bahçeli’nin desteği ile sağlıyor/koruyor.
Adalet Bakanı Abdülhamit Gül… ‘Kıyamet kopsa adalet’ diye konuşmaya başlamıştı ki… Çakıcı’nın tehditlerine karşı ne o, ne de adalet teşkilatı kılını kıpırdatmadı/kıpırdatamadı.
Konu Erdoğan olduğunda en sıradan eleştiriyi bile soruşturma, dava ve ceza konusu yapan ‘bağımsız yargı’ (120 binden fazla soruşturma, 30 bin üzerinde dava, binlerce ceza) ellerini kavuşturmuş, olanı biteni seyrediyor.
Çakıcı’nın sözleriyle yeniden siyasetin içine girdiği, siyasetçilere tehdit ile ayar vermeye çalışan tavrı akla 1990’ları getiriyor. O yıllarda Çakıcı’nın Mesut Yılmaz’dan Tansu Çiller’e nasıl etki ettiği/etmeye çalıştığı, başta Türkbank/Korkmaz Yiğit olaylarının perde arkasını hatırlamak isteyenler Saygı Öztürk’ün ‘Siyasette Bürokraside Cezaevinde Alaattin Çakıcı’ kitabını okuyabilirler. Çakıcı ‘devlet’ diye tarif edilen mekanizmanın bir kısmı ile ilişkide bulundu, hatta bir dönem MİT ile de…
Saygı Öztürk’ün Cumhuriyet Gazetesi’nde İpek Özbey’e verdiği söyleşide Çakıcı-MİT ilişkisi konusunda söyledikleri:
Yıllar önce Korkut Eken, kendisiyle yaptığım röportajda, “Alaattin Çakıcı, Sedat Peker gibi isimleri biz kullandık. Ben bu insanlarla sokakta tanışmadım, devletin verdiği bir görev kapsamında bir araya geldim” demişti. Mehmet Eymür de, Çakıcı’nın yurt dışında bazı görevlerde kullanıldığını kabul ediyor, fakat bunların sayısının fazla olmadığını, daha çok istihbarat toplanması, bazı adreslerin belirlenmesi konusunda kullanıldığını söylüyor. Sedat Peker’in daha çok Balkanlar’da, Alaattin Çakıcı’nın ise Almanya, Fransa gibi ülkelerde kendilerine destek olduğu ifade ediliyor.
Çakıcı, siyasetçilerle de görüştü (Eyüp Aşık, Mesut Yılmaz), banka ihalesine girip kimi zaman içeriden aldığı bilgilerle, kimi zaman korku ve tehditlerle banka sahibi olmaya da çalıştı. Üstelik tüm bunları 3 Mayıs 2000 yılında Kartal Cezaevine kendisine gelen milletvekili heyetine de açıkça anlattı. ‘Refahyol hükümetinin yıkılması için Mesut Yılmaz ve Eyüp Aşık’a yardımcı oldum, işbirliği yaptım da’ dedi, kendisine operasyon yapılıp yakalanacağı dönem bir bakandan nasıl ‘kaç telefonu’ aldığı da anlattıkları arasındaydı.
Alaattin Çakıcı cezaevinde çıktıktan sonra aralarında Mehmet Ağar’ın da olduğu dört isimle bir fotoğraf vermişti. (Diğer isimler Engin Alan ve Korkut Eken idi.) Son yaptığı çıkışlar, Bahçeli’nin desteği ve bu fotoğrafı da beraber değerlendirmek gerekir. Ülkenin gittiği-götürülmek istenen yer açısından tüm bunlar bir işaret.
Peki bu işaret Erdoğan’ın bir süredir söylediği ekonomide ve hukukta reform (18 yıllık iktidar ama her zora girildiğinde bir reform konusu açılıyor) konuşmalarının neresine denk geliyor. Bahçeli’nin tweet’lerinde aslında buraya dair bir işaret de var:
“Kılıçdaroğlu’nun terörist Demirtaş’a hürmet ve hayranlığı bellidir. Soros’un tetikçisi ve tedarikçisi Osman Kavala’ya sevgi ve sempatisi bilinmektedir.”
Bahçeli bu cümleyi Kılıçdaroğlu’na hitaben söylese de aslında doğrudan Erdoğan’ı ve iktidarı hedef alan bir noktası da var. Bahçeli iki ismin olası tahliyelerine karşı olduğunu vurgulamış oluyor. Erdoğan kendini mahkum ettiği MHP ve Bahçeli’nin kendisine çizdiği yeni hatta hamlelerini yapmak zorunda kaldı/kalıyor. Bunu sürdürür mü? Bence zor…
Gelelim tüm bu yapıları bilen/görenlerin ‘hukukta reform’ açıklamalarını ciddiye alanların durumuna. Ve birkaç soru soralım:
Ülkenin ana muhalefet lideri Çubuk’ta linç edilmek istendi, suratına yumruk atıldı, bunu gerçekleştirenler hiçbir şey olmamış gibi yaşıyor, 20 aydır yargılama başlamadı. Suç örgütü liderince iki kez tehdit edildi, iktidar ortağı tehdit eden kişiyi ‘dava arkadaşım’ diye sahip çıktı. İktidarın en yukarısından aşağıya kadar hiçbir kademede çıt yok. Hukukta reform öyle mi?
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu Kanal İstanbul’a itiraz ediyor diye hakkında soruşturma başlatıldı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’e deprem konusunda konuşmaması telkin edildi. Hukukta reform öyle mi?
Kemal Kurkut’un 2017 Nevruz’unda açıkça görülen vurulma anına ilişkin fotoğrafa, savcının ceza talebine rağmen sanık polis beraat etti. Fotoğrafı çeken gazeteciye değişik gerekçelerle 20 yıl hapis isteniyor. Hukukta reform öyle mi?
AİHM kararlarına rağmen iş insanları, siyasetçiler cezaevinde tutuklu… Hukukta reform öyle mi?
Saygı Öztürk’ün kitabında ‘Alaattin Çakıcı’nın Emniyet’teki dosyası’ bölümünü okuyanlar nasıl bir isimle karşı karşıya olunduğunu görebilir. Sadece siyasetçilere nüfuz etmesiyle değil, yaralamadan tehdide, hatta öldürmeye pek çok olayda azmettirici olarak kayıtlara geçmiş bir isim.
Alaattin Çakıcı’nın açıklamaları ve iktidarın ortağı Bahçeli’nin desteği ‘hukukta reform’ balonunu patlatmış gözüküyor. Şu ana kadar susan ve seyreden iktidar yöneticileri ya koalisyonu bozacak ya da Bahçeli’nin çizdiği rotada devam ederek 1990’ları yeniden memlekete yaşatacak. Şu ana kadar çok mu iyi idi her şey de 1990’ları anıyorum? Tabii ki hayır. Yaşanan hukuksuzlukların üstünde 1990’ları da koyun, öyle düşünün memleketi diye söylüyorum. Merkez Bankası’nın toplantısında ‘kaç puan faiz artarsa ekonomi düzelir’ hesabı yapanlar hukuksuzluğun kök saldığı ve beterin beteri bir döneme hareketlenme sinyalleri veren ülkeye bakalım ne zamana kadar ve ne kadar prim verecekler?

***

Ankara’da koronavirüsten ölenler artık birden fazla mezarlığa defnediliyor: ‘Her gün yaklaşık 50 can kaybı var’

Koronavirüs salgını başladığında Ankara’da Covid-19 kaynaklı ölümlerin defni için İl Hıfzıssıhha Kurulu tarafından belirlenen Ortaköy Mezarlığı, artık zorunlu değil.

BBC Türkçe’den Fundanur Öztürk’ün haberine göre Ankara İl Hıfzıssıhha Kurulu’nun salgın başında aldığı karara göre, Covid-19 sebebiyle hayatını kaybedenlerin Ankara Ortaköy Mezarlığı’na defnedilmesi gerekiyor.
BBC Türkçe‘nin Karşıyaka ve Ortaköy mezarlıklarında konuştuğu kaynaklar ise özellikle son iki aydır Covid-19 defin işlerinde “esnekliğe” gidildiğini ve cenazelerin Ortaköy dışında diğer mezarlıklara da defnedilebildiğini söylüyor.
Bilgi aldığımız Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Ankara Valiliği yetkilileri de vatandaşların mükerrer defin ya da diğer talepleri halinde Covid-19 kaynaklı cenazelerin kentteki herhangi bir mezarlığa defnedilebildiğini doğruluyor.
Ankara Büyükşehir Belediyesi, kentte artan vaka ve ölüm sayısından dolayı yoğunluk yaşandığını ancak “ekip sayısı yeterli olduğu için” herhangi bir sorun yaşanmadığını aktarıyor.
Öte yandan Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından 1 Haziran tarihinde güncellenerek yeniden yayımlanan “COVID-19 Morg ve Defin Hizmetleri” rehberinde, Covid-19 kaynaklı ölümlerde özel bir mezarlığa gerek duyulmadan, defin yerine kireç serpilmesi gibi bir tedbire gerek olmadan normal mezarlık alanına defin gerçekleştirilebileceği ifade ediliyor.
Rehbere göre cenazenin yıkandığı gasilhane çalışanlarına cenazenin bulaşıcı olduğuna dair bilgilendirme yapılması, çalışanların cenaze yıkama sırasında eldiven, tıbbi maske, siperlik ve sıvı geçirmez önlük kullanması gerekiyor.
Covid-19 sebebiyle hayatını kaybedenlerin cenazesine defin öncesi ya da sonrası dezenfeksiyon ihtiyacı bulunmuyor, normal bir şekilde kefenlenen cenazenin kabre yerleştirilmesi sırasında sadece eldiven kullanılmasının yeterli olduğu ifade ediliyor.
‘Ortaköy Mezarlığı’na Covid-19’dan hayatını kaybeden 950 kişi defnedildi’
Ortaköy Mezarlığı’nda görev yapan ve kamu görevlisi olması sebebiyle haberde isminin gizli kalmasını isteyen bir yetkili ile konuşuyoruz.
Yetkili, Kasım ayı itibarıyla Ankara’da her gün yaklaşık 50 kişinin Covid-19 nedeniyle hayatını kaybettiğini, bu sayının Mart-Nisan aylarının çok üstünde olduğunu belirterek, salgın başladığından bu yana Ortaköy Mezarlığı’na Covid-19 kaynaklı hayatını kaybeden 950 kişinin defnedildiğini aktarıyor.
Ortaköy Mezarlığı’nda Covid-19 kaynaklı ölümler için ayrılmış özel bir alan bulunuyor ancak yetkili son iki aydır uygulamada “esnekliğe” gidildiğini ve isteyen vatandaşların cenazesini kentteki başka bir mezarlığa götürebildiğini anlatıyor.
Bir ay öncesine dek Ankara’da Covid-19 kaynaklı hayatını kaybedenlerin tamamının sadece Ortaköy Mezarlığı’nda yıkandığını ifade eden yetkili, son bir aydır hastanelerde de yıkama işleminin yapıldığını söylüyor.
Yıkama işlemini yapan personellerin ise düzenli olarak test verdiğini ve salgın başından bu yana hiçbir personelin pozitif olmadığını söylüyor.
Yetkili, hastanelerde ölüm sebebinin “Covid-19 değil bulaşıcı hastalık” olarak yazılabildiğini ve bunun Covid-19 kaynaklı ölümleri gizlemekte bir “kaçış noktası” olduğunu söylüyor:
“Vatandaşın ölüm sebebi belgesinde Covid-19 değil bulaşıcı hastalık yazıyor ama ailesi gelip aslında Covid-19’dan öldüğünü söylüyor. Böyle durumlarda burada cenazeyle ilgilenen personel riske atılmış alıyor ama biz aileden bu bilgiyi alır almaz ilgili personeli uyarıyoruz.”
‘Eşimin zor anında yanında olamadım, cenazesine gidemedim’
Covid-19 sebebiyle yakınını kaybedenlerin çoğu, kendisi de pozitif olduğu ve karantinada bulunduğu için yakınının cenazesine gidemiyor.
Haberde gerçek isminin yer almasını istemeyen Hasan ile Ortaköy Mezarlığı’na defnedilen karısının mezarı başında sohbet ediyoruz.
Hastaneye kaldırıldıktan beş gün sonra karısını kaybettiğini anlatan Hasan, onun ölümüne hala inanamadığını ve cenazesinde bile bulunmadığını söylüyor:
“Hastanede test yaptılar, Covid dediler, ambulans çağırdılar. Her şey bir anda oldu, ne olduğumuzu anlayamadık. Beş gün içerisinde, 3 Ağustos’ta kaybettik. Bu süre içinde ona ulaşamadım, telefon edemedim, halini hatırını bile soramadım.”
Hasan, “Oğlum ve ben, eşim hastaneye kaldırıldıktan hemen sonra karantinaya alındık. Eşimin zor anında yanında olamadım, en çok da bu zaten…” diyerek ağlamaya başlıyor:
“Cenazesine gelemedik. Eş dost beş altı kişi, karımı buraya koydular gittiler işte. Mezarının nerede olduğunu bile bilmiyordum. Karantina süresi bittikten sonra geldik, elimdeki mezar numarasından bulduk.”
‘Son günlerinde iletişim kuramadık, öldüğüne inanamadık’
Ortaköy Mezarlığı’nda başka bir mezarın başındayız.
Covid-19 sebebiyle Ekim ayında babasını kaybeden ve haberde gerçek isminin gizli kalmasını isteyen Hatice, babasının önce Covid-19 kliniğine, ardından yoğun bakıma kaldırıldığını söylüyor.
49 yaşındaki babasının herhangi bir kronik rahatsızlığı bulunmadığını ve ölümünün kendileri için hiç beklenmedik olduğunu söylüyor.
Babasının hastaneye kaldırılmasından sonra annesi ve kardeşinin de semptom gösterdiğini söyleyen Hatice, babası hastanede tedavi görürken kendilerinin de evde karantinada olduğunu söylüyor:
“Ev içerisinde sık bir araya gelmiyorduk. Ben yemekleri hazırlıyordum ama ayrı ayrı yiyorduk. Koridorda karşılaşıyorduk, arkamı döndüğüm zaman kendimi balkona atıp ağlıyordum.”
“Babamın iyi olacağı inancı vardı içimizde. İyi habere inanmak istiyorduk. Karantinada olduğumuz için doğrudan ilgilenemiyorduk, amcam ilgileniyordu. Son günlerinde doğrudan iletişim kuramamak çok zor geldi, çünkü ölümünü hiç beklemiyorduk.”
Hatice, karantina süresi bittiği için cenazeye katılabildiklerini anlatıyor:
“Saat 06:30’da vefat haberini aldık. Yakınlarımız haber vermeye evimize geldi. Gözlerine bakıyorsun, “Öyle bir şey yok” desinler, “Şaka” desinler, “İyileşti” desinler… Olmadı. Ben hâlâ o kelimeyi kullanamıyorum. “Babam gitti” diyebiliyorum sadece. Kimse desteğini esirgemedi ama normal yaşantıya döndüğünüzde, arabanın aküsü bitiyor, “Babama sorayım” diyorsun ama babanı bulamıyorsun.”
“Annem başlarda inkâr etti ama daha sonra ‘Çocuklarım için ayakta durmalıyım’ diye düşünmeye başladı. Ben de 17 yaşındaki kardeşim ve annem için ayakta durmalıyım diyorum. Başka hiçbir planım yok, hiçbir şeyin anlamı yok.”
“Hiçbir rahatsızlığı yokken, genç olduğu için atlatacağını düşünürken böyle bir kayıp bizi çok zorladı. Dün pazar kahvaltısında oturduk ağladık. Pazar kahvaltısını beraber yapardık.”
Hatice, babasıyla en son yoğun bakıma nakledildiği gün konuşabildiğini şöyle anlatıyor:
“Yoğun bakımdan sonra iletişim güçleşti. Doktorlar sadece Pazartesi ve Cuma günleri bilgi verdi. İster istemez orada çalışan görevlilerden bilgi almaya çalıştık ama onlara da hastalarla ilgili bilgi paylaşırsanız hakkınızda işlem başlatırız demişler. Bilgi çıkışı kesinlikle yasaktı.
“Babamın durumuyla ilgili her aradığımızda ‘orta düzey, stabil’ dediler ama durum öyle değilmiş, sonradan epikriz raporunda durumunun iyiden çok kötüye doğru kademeli olarak gittiği yazılmış. Bize sadece oksijen tedavisi uyguladıklarını söylediler ama pek çok takviye ilaç kullanılmış.”

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

08:30 – 08:45 Korona Günleri: Selim Badur’la Hafta İçi Pazartesi ve Perşembe

Covid-19: 19 Kasım 2020

Salgının ülkemizde yayılmaya başlamasıyla; konunun uluslararası alanda tanınmış uzmanlarından mikrobiyoloji profesörü programcımız Selim Badur, Açık Gazete içinde düzenli bir köşeye başladı. Covid -19 pandemi’si hakkındaki doğru bilgileri, yanlış bilgileri, dünyada yapılan araştırmaları, yayınlanan makaleleri günü gününe yayına taşıyor.

Korona Günleri

Korona Günleri Spotify Kanalı

***

Günlük ortalama 622 bin yeni olgu… Türkiye’deki güncel bilgiler, son kısıtlamaların yorumları. Avrupa’nın birçok ülkesinde önlemler kademeli olarak gevşetilecek. BioNTech’in geliştirdiği aşının önemli ayrıntıları.

09:00 – 09:30 Perşembe Seyfettin Gürsel’le Ekonomik Gidişat

ekonomik-gidisat-20201119

09:30 – 10:00 Tuğba Tekerek ile Avrupa Ne Konuşuyor

avrupa-ne-konusuyor-20201119

zz4
Euro Topics Gündeminden başlıklar

32 Avrupa ülkesinden 500 civarı haber kanalından haber ve makalelerden örnekler

Twitter.com/TuğbaTekerek

Twitter.com/EuroTopicsTr

Avrupa Ne Konuşuyor Spotify Kanalı

eurotopics.net/tr/

***

Bulgaristan nerede biter, Kuzey Makedonya nerede başlar?

Bulgaristan ve Kuzey Makedonya’nın arasındaki ihtilaf, ulus inşa süreciyle ilgili ilginç bir örnek. Bu hafta Avrupa Ne Konuşuyor’da bu ihtilafı, ayrıca Avrupa’da terör önlemlerini ve artık gündem olmayan göçmenleri konuştuk.

Kuzey Makedonya’nın aralık ayında AB’yle üyelik görüşmelerine başlaması planlanıyordu, ancak bu görüşmeler komşusu Bulgaristan tarafından veto edildi. Nedeni, Kuzey Makedonya’nın tarihine, diline, kimliğine dair iki ülke arasında yaşanan ihtilaflar. Kabaca özetleyecek olursak; Sofya, Makedoncanın Bulgar lehçesi olduğunu, Makedon halkının köklerinin de Bulgar olduğunu iddia ediyor. 
Kuzey Makedonya, Yugoslavya dağılırken 1991’de bağımsızlığını kazanmış, bugün nüfusu 2 milyonun biraz üzerinde olan bir ülke. Komşularıyla paylaştığı ortak coğrafya, tarih ve kültür, bu ülkenin kendini var etmesinde önüne engel olarak çıkıyor. 
Ne tür engeller çıkıyor Kuzey Makedonya’nın önüne? Şöyle anlatalım: Makedonya, aslında bugünkü Kuzey Makedonya’yı da kapsayan Yunanistan ve Bulgaristan’a da uzanan coğrafi bölgenin ismi. Yunanistan, bir coğrafi bölge olan Makedonya’nın kendi sınırları içinde de bulunduğunu söyleyerek, ülkenin “Makedonya” ismini almasına karşı çıkmış, bu konuda yıllar süren müzakereler yapılmış sonunda, 2018 yılında iki ülke “Kuzey Makedonya” isminde karar kılmış ve ancak bundan sonra “Kuzey Makedonya” için NATO üyeliğinin AB adaylığının önü açılmıştı. 
Kuzey Makedonya şimdi Bulgaristan’la ortaklıkları ya da benzerlikleri nedeniyle ihtilaf yaşıyor. 
Bulgaristan Dışişleri Bakanı Zaharieva geçen hafta “Hiç kimse onların kendi uluslarını tanımlama ve dillerini isimlendirme hakkını tartışmıyor ama bu hak; nefret, tarih hırsızlığı ve Bulgaristan reddi üzerine kurulamaz” şeklinde bir açıklama yaptı. 
İki ülke arasında paylaşılamayan ortaklıklara bir örnek Götse Delçev. Osmanlı’ya karşı isyan eden Delçev, Makedonya’nın ulusal kahramanlarından birisi, ancak Bulgaristan Delçev’in asıl kendi ulusal kahramanı olduğunu söylüyor. 
Bulgaristan, ayrınca Makedon ulusunun Bulgar nefreti üzerine inşa edildiğini de iddia ediyor. Bulgar gazetesi Sega’da bu konuda yapılan yorumlardan birisi şöyle:
Kuzey Makedonya’da Bulgarlardan nefret etmek kamuoyunda hakim bir duygu…. [Öte yandan] kısa süre önce yapılan bir ankete göre, Bulgarların yüzde 80’i, Yugoslavya’daki komünist rejimden önce bir Makedon ulusu ve dili olduğu iddiasını manipülasyon olarak değerlendiriyor. Yani Bulgarlar diyor ki: “Eskiden Bulgar olduğunuzu itiraf edin.” Makedonlar da cevap veriyor: “Hayır, bugün neysek dün de oyduk.” Kimsenin geri adım atmaya niyeti yok.
Bazı yorumcular, Bulgaristan’ın Kuzey Makedonya vetosunu, bu aralar Bulgaristan’da yaşananlarla da ilişkili olduğunu söylüyor. Zira ülkenin Başbakanı Boyko Borisov’un başı protestolarla dertte. Aylarca süren geniş katılımlı protestolarda insanlar, yolsuzlukla suçladıkları Borisov’un istifasını istediler. Protestolar son dönemde biraz ivme kaybetti ama Borisov’un koltuğu hâlâ ciddi şekilde sallantıda. Üstelik 2021’in ilk çeyreğinde de ülkede Parlamento seçimleri var. Borisov’un Kuzey Makedonya üzerinden milliyetçilik duygularını kabartarak, dikkatleri buraya yönlendirmek istediği de yapılan yorumlar arasında. 
Avrupa’da terör gündemi ve imamlar
Geçen haftalarda Paris’te Nice’te ve Viyana’da gerçekleştirilen ve 9 kişinin ölümüne neden olayların ardından Avrupa’nın önemli gündem maddelerinden birisi, terörle mücadele
12 Kasım Cuma günü bir araya gelen AB ülkelerinin içişleri bakanları bir yandan AB değerlerini, çoğulcu toplumu koruyacaklarını vurgularken öte yandan alınabilecek güvenlik önlemlerini değerlendirdiler. 
Bu arada, bu saldırıların ardından imamların Avrupa ülkelerinde yetiştirilmesi de gündemde. AB Konseyi Başkanı Charles Michel, nefret söylemini ve terörü engellemek için Avrupa’da imamların eğitimini sağlamak üzere bir enstitü kurulmasından bahsetti. Avrupa’da halihazırda pek çok imam, yurtdışından geliyor. Örneğin Almanya’da imamların yüzde 90’ı Türkiye’den.
Hollanda medyasında bu konuda yapılan yorumlardan birisi şöyle  
Avrupalı liderler terör ile göçmenlerin başarısız entegrasyonu arasında bir bağlantı görüyor ve imamları Avrupa’da eğitmek istiyor.
İmamların Avrupa’nın kültürünü bilen, bulundukları ülkenin dilini konuşan, dolayısıyla o ülkenin Müslüman gençleriyle daha rahat irtibat kurabilen insanlar olması gerektiğini söylüyor, bu öneriyi destekleyenler. 
Bunlara ek olarak, bazı imamların cihatçı propaganda yaptığını ifade eden yorumcular da var: 
Bazı imamların cihatçı propagandayı yaygınlaştırdığı iddiaları birçok vakada doğrulandı artık. . Daha sonra fanatik IŞİD saflarına katılan kişiler işte böyle yetiştiriliyor. (…) Önlem alma zamanı gelmedi mi?”
Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz da kendi ülkesinde camilerin kapatma sürecini kolaylaştırma, imamları merkezi bir kayıt sistemine dahil etmek gibi önlemlerden bahsediyor. Bunların yanısıra Avusturya’da “siyasi İslam”ın suç unsuru olarak kabul edilmesi de gündemde. Kurz’a göre, bu düzenleme yapılırsa sadece teröristlere karşı değil, onların ortaya çıkmasını mümkün kılan ortamı yaratanlara karşı da adım atılabilecek.
Akdeniz’de göçmenler kimin umrunda?
Libya açıklarındaki bir gemi faciasında 12 Kasım’da en az 74 kişi boğularak can verdi. Kayıtlara göre gemide aralarında çocukların da bulunduğu 120 sığınmacı vardı. Bundan önceki iki gün de teknelerin batması sonucu 19 kişi ölmüştü. 
Batı medyasında bu konu pek gündem olmadı, yalnızca gündem olmamasına dair bazı köşe yazıları çıktı. Örneğin İtalyan gazetesi La Stampa’daki bir köşe yazarı şöyle diyor: 
İtalya ile Tunus ve Libya arasındaki denizde can verenler ne manşetlere düşüyor, ne de kimsede bir duyguya sebep oluyor artık.
Yine geçen hafta Akdeniz’de yaşanan bir gemi faciasında Open Arms adlı yardım örgütü 110 kişiyi kurtarmıştı. Bu arada denizden çıkarılan kadınlardan birisinin “Where is my baby” (Benim bebeğim nerede?) diyerek kendini kurtarma botunda oradan oraya attığı bir video sosyal medyada dolaşıma girmişti. Kadının altı aylık bir bebeği kurtarıldı ancak kısa süre sonra hayatını kaybetti. Bu konuda da bir yorumcu şöyle diyor:
Bir annenin acısını en fazla birkaç saniye paylaşırız. Bir videonun süresi kadar… Bu örnekte boynunda can yeleğiyle turuncu botun içinde titreyen anneyi izlemek için 28 saniye yeterliydi: “Nerede bebeğim, bebeğimi kaybettim…” çığlıkları eşliğinde çocuğun -maalesef geç kalınarak- sudan çıkarıldığına tanık olduk. Söyleyeceklerimiz, yapacaklarımız da bununla, yani hiçbir şeyle kısıtlı. Günbegün yaşanan bu katliamı durdurma, en azından bunu deneme sorumluluğu olan kurumları harekete geçirecek tek sözümüz yok. Bu insanlara kendi ülkelerinde yardım edilmesi, önce siyasi bir çözümün bulunması gerektiğine dair beylik laflar edildikten sonra, bir kez daha gündelik hayatın gailesine döneceğiz.
Bu haftalık Avrupa Ne Konuşuyor’dan bu kadar. İnternet sitemizde çok daha fazlasını bulabilir, bizi Twitter ve Facebook’tan da takip edebilirsiniz.

09:30 – 10:00 Güncel Hukuk Dergisi’nde bu ay (Ayda 1)

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Selahattin Çolak / Oldies

zz24
Twitter.com/SelahattinÇolak.KoltukçularÇıkmazı

10:30 – 11:00 İstanbul Ansiklopedisi / Cem Erciyes ve Kansu Şarman / İnsanlar, olaylar, mekânlar, gelenekler ve ihtiyaçlar üzerinden şehrin tarihinden sayfalar…

istanbul-ansiklopedisi-20201119

Büyükada Rum Yetimhanesi

İstanbul’un siyasi, toplumsal, kültürel geçmişinde yer almış kişi veya mekanların, bunlara ilişkin obje veya kitapların, mimari eserlerin ilginç hikâyelerinin konu edildiği bir program.

İstanbul Ansiklopedisi Spotify Kanalı

***

Binanın tarihini, restorasyonu konusundaki gelişmeleri Rum Vakıfları Derneği Başkanı Laki Vingas ile konuştuk.

***

Büyükada Rum Yetimhanesi: Binanın tarihini,restorasyonu konusundaki gelişmeleri Rum Vakıfları Derneği Başkanı Laki Vingas ile konuşuyoruz.

Cem Erciyes (@cemerciyes) ve Kansu Şarman ile #İstanbulAnsiklopedisi az sonra (10.30 – 11.00) Açık Radyo’da

11:00 – 11:30 Yeşil Bülten (Yeni program) / Hazırlayan: Utku Zırığ

yesil-bulten-20201119

İMC Televizyonunun kült programı Yeşil Bülten artık Açık Radyo’da

Twitter.com/Yeşil Bülten

Yeşil Bülten kayıt arşivi

***

Program konuğumuz @emoorgtr
Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Özdağ (@mozdag55) ile torba yasayı ve 6. maddenin tekliften çıkarılmasını konuşuyoruz.

Utku Zırığ’la #YeşilBülten (@imcyesilbulten) az sonra (11.00 – 11.30) Açık Radyo’da

11:30 – 12:00 Açık Mimarlık / Hüseyin Kahvecioğlu, İpek Akpınar, Yağmur Yıldırım ve Cenk Dereli / Mimarlığın tüm halleri üzerine konuşmalar

acik-mimarlik-20201119

“Saydam Şehrin İçinden” sergisi

zz8
acikmimarlik.blogspot.com/

Açık Mimarlık facebook sayfası

Açık Mimarlık Spotify Sayfası

Açık Mimarlık kayıt arşivi

Twitter.com/Yağmur Yıldırım

facebook.com/yagmurlyildirim

***

Setenay Alpsoy’un “Saydam Şehrin İçinden” sergisi 28 Kasım’a kadar Evin Sanat Galerisi’nde açıldı. Alpsoy ile resimlerindeki kent peyzajını ve bu peyzajla COVID-19 salgını sürecinde ilişkilenme biçimlerimizi konuşuyoruz.

***

Yarın 11.30’da Açık Radyo’da: Setenay Alpsoy
ile “Saydam Şehrin İçinden” sergisini, resimlerindeki kent peyzajını ve bu peyzajla pandemi sürecinde derinleşen, dönüşen ilişkilenme biçimlerimizi konuşuyoruz.

12:00 – 12:55 Afrikon (Yeni program) / Hazırlayan: Ufuk Aktaş

“Afrika üzerinde dolaşan sesler” şiarıyla yolan çıkan programda her hafta Afrika’nın başka bir ülkesinden geleneksel ve gelenekselden beslenen yeni icralar dinliyoruz.

12:55 – 13:05 Sefiller – Yazan: Victor Hugo / Okuyan: Tolga Korkut / Çevirmen: Volkan Yalçıntoklu / İş Bankası Kültür Yayınları

Fransız edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük yazarlarından Victor Hugo ölümsüz eseri Sefiller’de, Fransız toplumundan yola çıkarak, kozmolojik bir bakış ve eşsiz bir duyarlılıkla insanlığa ulaşır. Bu yayın döneminde 1724 sayfalık bu kült romanı Tolga Korkut’un sesinden dinliyoruz. Ne kadar sürer, meçhul…

13:00 – 14:00 Fizan Ekspresi / Milat Bülent Kılıç / Farsî dünyanın müziği

Açık Radyo’nun kadim programı Fizan Ekspresi geri dönüyor. Bu yayın dönemi 15 günde 1 Perşembe günleri 13.00’de.

***

İran sanat müziğinin temsilcilerinin şarkılarından oluşan bir derleme.

Milat Bülent Kılıç’la #FizanEkspresi az sonra (13.00 – 14.00) Açık Radyo’da

14:00 – 14:30 Günün ve Güncelin Edebiyatı / Seval Şahin / Romanlar, Hikâyeler, Kahramanla

gunun-ve-guncelin-edebiyati-20201119

Ziya Paşa ve edebiyatı

zz24
twitter.com/sevalsahinn/media

Günün ve Güncelin Edebiyatı kayıt arşivi

Google Podcast

Apple Podcast

Günün ve Güncelin Edebiyatı Spotify Kanalı

Twitter.com/Guncel Edebiyat  

***

Ali Budak ile Ziya Paşa ve edebiyatını konuştuk.

***

Seval Şahin @sevalsahinn
Ali Budak ile Ziya Paşa ve edebiyatını konuşuyor. Programımız 19 Kasım Perşembe saat 14:00’da 95.0 Açık Radyo’da. #AliBudak #SevalŞahin #gununveguncelinedebiyati

14:30 – 15:30 Notalarla Sohbet / Zerhan Gökpınar / Açıklamalı ve karşılaştırmalı bir klasik müzik programı

Notalarla Sohbet – Zerhan Gökpınar

***

19 kasım Notalarla Sohbet programında müziği ile ülkesini anlatan besteciler var, saat 14.30/95.0 Açık Radyo’dayız, sohbetimize bekleriz.
Bu hafta programımızda müziği ile ülkesini anlatan besteciler var.

Zerhan Gökpınar’la #NotalarlaSohbet (14.30 – 15.30) Açık Radyo’da

15:30 – 16:30 Hukuk Güvenliği (Yeni program) / Hazırlayanlar: Bahri Belen ve Aynur Tuncel

hukuk-guvenligi-20201119

Hukuk güvenliğinin enine boyuna konuşulduğu programın sürekli konuğu Aynur Tuncel bu yayın döneminde aslî programcı kadrosuna dahil oldu.

16:30 – 17:00 Toplumsal Dönüşümde Sosyal Grişimcilik / Hülya Denizalp ve Ayzen Atalay Durmuşoğlu

toplumsal-donusumde-sosyal-girisimcilik-20201119

sosyalgirisimci-lik.blogspot.com/

facebook.com/pages/Toplumsal-dönüşüm için Sosyal Girişimcilik-(Social Entrepreneurship)

hulyadenizalp.net/radyo-programlari/

Twitter.com/HülyaDenizalp

***

Açık Radyo da
19 Kasım 2020 Perşembe günü saat 16.30 da #toplumsaldönüşümiçinsosyalgirişimcilik programının konuğu Türkiye’nin ilk çizgi film okulu olan
The Cartoon Mill‘in kurucusu Fatih Küçük

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu ArgınSanat DeliormanAsena AkanLevent Öget ve Ceyhan Usanmaz

facebook.com/pages

dunyanincazi-loget.blogspot.com/

Twitter.com/LeventÖğet

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gzezgenin-gelecegi-19.11.2020

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

HES’e karşı direnen köylüler: “Davayı kazanıyoruz, bürokrasiyi kullanıyorlar”

Artvin’in Şavşat ilçesinde yapılması planlanan ve 28 köyü ilgilendiren Hanlı HES projesi için verilen ÇED gerekli değil kararı üzerine şirket bölgeye gelerek çalışmalara başladı.

Birgün’den Buse İlkin Yerli’nin haberine göre,  Artvin’in Şavşat ilçesinde yapılması planlanan ve 28 köyü ilgilendiren Hanlı HES projesi için verilen ÇED gerekli değil kararı üzerine şirket bölgeye gelerek çalışmalara başladı. Karara itiraz ettiklerini belirten bölge halkı, hukuki sürecin beklenmesini istedi. BirGün’e konuşan bölge halkından Metin Şahin, “İş makinelerinin geldiğini görünce 40’a yakın kişi toplandık. Çalışmayı önce durdurduk ancak sonra jandarma eşliğinde devam ettiler. Durdurduk daha sonra çalışmalarına başlandı. Mahkemeleri kazanıyoruz ancak onlar bürokrasiyi kullanıyorlar” dedi. HES yapılacak deredeki suyun azaldığına dikkat çeken Şahin şöyle konuştu: “O suda zaten HES yapılmaz, bu seneki kuraklık her sene olursa 28 köye bir damla su vermeyecek. Kaymakamlığa ve ilgili yerlere şikayetçi olacağız. En azından dava sürecini beklesinler. Yarın mahkeme sonucu bizi haklı bulursa, tahrip ettiğiniz doğayı nasıl düzelteceksiniz?”
“Çocuklara iklim değişikliğini öğretmeliyiz”
İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği, SÜT-D Başkanı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu’nun Dünya Çocuk Hakları Günü için açıklama yaptı. Açıklamada, ‘’20 Kasım, Dünya Çocuk Hakları Günü, lider çocuk hakları savunucusu Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu, UNICEF’in yıllık eylem günü. UNICEF “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme” uyarınca çocuklara tam potansiyeline erişmeleri için ortaklıklar da yaparak çalışmakta. Hem çocuklara hem de çocukların geleceğini, gezegenlerini korumalıyız. UNICEF ve ortaklarının hükümetlere yaptığı altı başlıktaki eylem çağrısında “Temiz su, sağlık ve hijyene erişimi artırma ile çevre ve iklim değişiminin ele alınması” var. En mühim husus çocukların, ebeveynlerin, öğretmenlerin, iş dünyasının, sivil toplumun, medyanın ve hükümetlerin Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini bilmesi ve uygulaması. Bu konuda kar amacı gütmeyen, yaratıcı bir iletişim ajansı olan Project Everyone ve UNICEF ortaklığında “Dünyanın En Büyük Dersi” girişiminde Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri öğretiliyor. Çocuklara, gençlere iklim değişimi mücadelesinde fark yaratmaları için ilham verme çağrısı yapılıyor. Çocuklara iklim değişimini öğretmeliyiz. Öğretmek için bizler de öğrenmeliyiz.’’ dedi Prof. Karaosmanoğlu.
Quebec’te fosil yakıtla çalışan araçlar yasaklanacak
Kanada’nın Quebec eyaleti, fosil yakıtla çalışan araçların satışını 2035 yılından itibaren yasaklayacağını açıkladı. Sera gazı salımı ile mücadele ve elektrikli araç kullanımını artırmayı hedefleyen Kanada’nın ikinci büyük eyaleti, 5 milyar dolarlık bir geçiş planı ile 2030’da salınım seviyesini 1990’daki haline çekmeyi hedefliyor. Kanada Başbakanı Justin Trudeau da iklim değişikliği ile mücadelede ekonomik büyümeyi sağlamak için radikal tedbirlerin uygulanmaya sokulacağını açıklamıştı. Bu çerçevede, hükümetin elektrikli araçların fiyatlarını daha cazip kılacağı ve ülke genelinde araç şarj istasyonlarına yatırım yapacağı belirtiliyor. 
“Torba yasa geri çekilsin”
Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) bugün TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmesi planlanlanan maden ve enerji şirketlerine bir takım ayrıcalıklar veren torba yasaya dair bir açıklama yayınladı. Açıklamada Maden ve Elektrik Enerjisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin geri çekilmesi çağrısında bulunuldu. Ekoloji Birliği’nin yer verdiği ülkedeki ekolojik yıkımın her geçen gün arttığı belirtilen açıklamada “Yaşam alanlarımıza yapılan bu saldırılar, bu talan yetmezmiş gibi şimdi de bir torba yasa ile deyim yerinde ise bu talancıların ‘köpeksiz köyde değneksiz gezmeleri’ sağlanmak isteniyor” denildi. Açıklamada “Birçok kanunda değişiklik öngören bu Torba Kanun Teklifi, havayı, suyu, toprağı, ormanları, gıdayı, yaban hayatını, tarım ve yaşam alanlarını sömürerek yok eden bir avuç maden ve enerji şirketine yeni imtiyazlar ve teşvikler sağlıyor” denildi. Açıklamanın devamında ise “İşte bu nedenlerle, doğamızı, tüm canlıların yaşam hakkını savunuyoruz. Doğa katliamının, ekolojik felaketlerin, biyoçeşitlilik kaybının, iklim krizinin ve sömürünün önüne geçmek için Torba Yasanın geri çekilmesini istiyoruz!” denilerek yasa teklifinin geri çekilmesi çağrısı yapıldı.
Akkuyu’nun üçüncü ünitesi için lisans verildi
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) üçüncü ünitesi için inşaat lisansı verildiğine dair yazılı bir açıklama yayınladı. Bakanlık tarafından yapılan açıklamada “Akkuyu NGS’nin 3. ünitesi için inşaat lisansı verildi. 2023’te ilk reaktör devreye alınacak ve enerji portföyümüz yeni bir enerji kaynağıyla daha çeşitlendirilecek, Akkuyu’dan yükselecek enerji tüm Türkiye’yi aydınlatacak” ifadeleri yer aldı. Akkuyu Nükleer Santrali’nin bilimsel ve hukuki olarak geçerli bir Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu ve üretim lisansı alana kadar inşaatının tamamen durdurulması talebiyle Danıştay’a yapılan başvuru, gene Haziran ayında kabul edilmişti.  Danıştay İdare Mahkemesi’ne sunulmak üzere Adana Nöbetçi İdare Mahkemesi’ne yapılan başvuruda ayrıca ÇED raporunun santralin Türkiye’nin milli güvenliği, ekonomik geleceği ve halk sağlığı üzerindeki olası yıkıcı etkilerinin gözetilerek hazırlanması talebi yer alıyordu.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna, Ömer Şahin, Selahattin Çolak, Feryal Kabil / Her gün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Twitter.com/İlksenMavituna

Twitter.com/FeryalKabil

***

#AçıkDergi Kent Takvimi’yle başlıyor.

Sokağa çıkma kısıtlamaları yaklaşırken, iptal haberleri de gelmeye başladı.
OKUYAY Platformu’nun #sesliokumagünü etkinliklerinde yarın sabah 10:00’da Mine Söğüt, Aslı Tohumcu, Aytül Akal, Tülin Kozikoğlu, Ayşegül Dede ve Özge Lokmanhekim, kitaplarından sesli okumalar yapıyor.

Adalet Atlası podcast serisinin bugün yayınlanan altıncı bölümü “Nazi hukukundan bugüne: Mahkeme salonlarında neler oluyor?” başlığını taşıyor.
Bu sırada dijital etkinliler çoğalıyor.

Sanat Dünyamız Konuşmaları’nda bugün “Tiyatrolarda perde zamanı” paneline düzenlenirken;.

Arter’de Yağmur Ormanı’nın Evrimine İçeriden Bakış (İlk 50 Yıl) başlığıyla Melih Fereli, John Driscoll ve Phil Edelstein ile bir araya geliyor.

Açık Dergi PerşembeMelis Behlil ile Sinemalardan

Açık Dergi Perşembe Açık Mutfak – İrem Aksu ve Tan Morgül (15 günde 1)

acik-mutfak-20201119

“Anadolu’nun Tadı Tuzu Kardeş Mutfaklar”

Twitter.com/TanMorgül

Açık Mutfak Spotify Kanalı

***

İrem Aksu’nun konuğu, eski Açık Radyo programcısı ve araştırmacı-yazar Ayfer Yavi.

***

#AçıkMutfak – Disiplinlerarası yemek konuşmaları: “Anadolu’nun Tadı Tuzu Kardeş Mutfaklar” ve “Bir Dünya Börek”. İrem Aksu’nun konuğu bu akşam, eski Açık Radyo programcısı ve araştırmacı-yazar Ayfer Yavi.

Açık Dergi Perşembe 19:00 / Serbest Atış / Kayhan Ergin ve Mehmet Çopuroğlu (15 günde 1)

Açık Dergi Perşembe / Tüm Çocuklar İçin Üç Öğün Sanat / Barış Karayazgan (15 Günde 1)

tum-cocuklar-icin-uc-ogun-sanat-20201119

Sanat eğitimi bir farkındalık, özgürleşme ve kendini keşfetme yolculuğu olabilir mi? Sanatın büyülü dünyasında çocukları da kendimizi de hayatla ve yaratıcılıkla buluşturmanın yollarını keşfediyoruz. Programda “sanat nedir?” sorusundan başlayarak, mağaralarda başlayan sanat macerasından yola çıkarak günümüze, eğitime ve çocuklara doğru farklı, renkli, eğlenceli bir yolculuğa çıkıyoruz.

***

Barış Karayazgan bu bölümde “Herkes Sanatçı Olabilir mi?” sorusunu yanıtlamaya çalışacak .

Tüm Çocuklar İçin Üç Öğün Sanat birazdan #AçıkDergi‘de

20:00 – 21:00 Caz Orkestrası / Hülya Tunçağ / Dünden bugüne büyük caz / orkestraları

21:00 – 22:00 Sosyal Müzik (Yeni program) / Hazırlayanlar: Gonca Açıkalın, Sina Hakman)

Sosyal Müzik – 212. Program – 19.11.2020

acikradyo.com.tr/program/sosyal-muzik

“Caz ve cazdan etkilenen müzikler” şiarıyla yola çıkan programda, caz müziğine, cazla ilişkili ya da ondan esinlenip etkilenmiş müziklere yer veriliyor.

acikradyo.com.tr/program/sosyal-muzik

Twitter.com/SinaHakman

Twitter.com/GoncaAçıkalın

Twitter.com/SosyalMüzik

***

Bu hafta fusion ve funk etkisinde müziklerle devam ediyoruz.

Gonca Açıkalın (@goncaacikalin) ve Sina Hakman’la (@sinahakman) #SosyalMüzik (@sosyal_muzik) az sonra (21.00 – 22.00) Açık Radyo’da
Bir Perşembe Gecesi Dinlemesi Daha

Programdan sonra heyecanlanıp, müzik dinlemeye başlıyoruz. Perşembe gecesi dinlemelerinin meyvelerini geçen hafta çalmaya başlamıştık. Bu hafta biraz daha fusion ve funk etkisinde müziklerle devam ediyoruz.

***

Perşembe geceleri programlardan sonra heyecanlanıp, daha çok müzik dinlemeye başlıyoruz demiştik. Perşembe gecesi dinlemelerinin meyvelerini geçen hafta çalmaya başlamıştık. Bu hafta biraz daha fusion ve funk etkisinde müziklerle devam ediyoruz.

Birazdan 95.0 @acikradyo ‘da

Londra’dan nispeten yeni bir gitarist. 2018’de keşfetmişiz, o zaman 24 yaşındaymış. Hala pek genç. 15 yaşından beri profesyonel olarak caz müziği icra ediyormuş. Sonuç olarak caz yaşı olarak olgun sayılır. 🙂
Life Is The Dancer Rob Luft’un ikinci albümü. Üç sene önce çıkan Riser albümündeki grubuyla yapmış bu albümü de. Hem yenilikçi oluşu hem de genç yaşta grup lideri olması açısında takdire şayan. Parçalar güzel akıyor ve birbirine benzemiyor.
Fransız bigband Multiquarium’un -ilk kez karşılaştık- Remembering Jaco albümü geçen ay çıktı. Gerçekten çok çok iyi bir çalışma olmuş. Jaco Pastorius, sık sık hatırlanıp parçaları yeniden yorumlanıyor, son derece memnunuz bu durumdan.
Multiquarium Bigband’in kurucuları ve liderleri, davulcu André Charlier ve piyanist/orgcu Benoît Sourisse. Düzenlemeler de onlara ait. Albümde bigband’e gitarist Biréli Lagrène eşlik ediyor.
Biréli Lagrène, Jaco Pastorius ile çalışmış bir müzisyen. 1985’te bir Avrupa turneleri var, ardından da 1986’da Stuttgart Aria albümünü kaydederler.
Natural Energy albümü Jakob Manz’ın ve Project adı verdiği dörtlünün ilk albümü. Funky fusion tonlarda başlıyor. Albüm ilerledikçe orta karar ama hala fusion bir platoda gidiyor, sonuna doğru müzik yavaş yavaş yumuşuyor ve yer yer karmaşık melodiler geliyor.
ACT Music’in genç alman cazı serisinden bu sene çıkan fusion albümü Natural Energy, 18 yaşındaki yetenekli saksofoncu Jakob Manz’ın işi.
Jakob Manz, ilk defa 16 yaşındayken Biberach Jazz Ödüllerinde herkesi şaşırtmış. Biz de şaşırdık aslına bakarsanız, kendisi “fazla” genç… Bkz: Şekil 1A
İskandinav trompetçi Nils Petter Molvær ve Fransız multienstrumantalist Mino Cinélu, ilginç bir albüm yayınladı geçen yaz. İkisinin müzikleri iç içe geçmiş, çok renkli bir albüm.
Albümün adı, Molvær’in doğum yeri Norveç’in batısındaki Sula adası ve Cinélu’nun köklerinin geldiği Karayiplerdeki Madiana adasının adlarının birleşmesinden oluşmuş. Madiana’yı duymamış olabilirsiniz ama Martinique’i duymuşsunuzdur muhtemelen. Aynı ada 🙂
Lionel Loueke’yi pek seviyoruz. Afrika müziği ve caz etkisi altında harika bir sesi var. Loueke müthiş üretken bir müzisyen, 1997’den bugüne 19 solo albüm çıkarmış, 100’e yakın albüme katkıda bulunmuş. Katkıda bulunduğu albümlerin içinde Herbie Hancock albümleri var.
Lionel Loueke’nin mentoru kabul ettiği müzisyen Herbie Hancock. 2020’de çıkan HH albümü ona adanmış. Hancock’un bestelerin solo gitarla yeniden yorumları. Parçalarda gitarına sadece sesi ve beatbox yaparak eşlik ediyor. Loueke’nin gitar çalışına şapka çıkartmak lazım.
Chris Potter’ın yeni albümü There Is A Tide, Aralık ayında çıkacak, şimdilik iki single duyduk. Karantinada kaydetmiş Potter albümü ve tüm ama tüm enstrümanları da kendisi çalmış. Yıllar sonra hatırlandığında Covid-19 ile birlikte hatırlanacak!
Aralık’ta çıkacak yeni albümünde klavyeler, elektro ve akustik gitarlar, bas gitar, davul, klarnet, bas klarnet, flüt, alto flüt, perküsyon, saksofon, elektronikler, sample’lar… hepsini Potter çalmış. Nasıl bir insan!
Andrew Canniere, doğma-büyüme Amerika’lı ama 2008’den beri Londra’lı bir trompetçi-flügelhorncu. 2008,den önce New York’ta Maria Schneider, Donny McCaslin gibi önemli isimlerle çalışmış. Londra geldikten sonra da burada yeşeren ortamın önemli müzisyenlerinden biri olmuş hemen.
Prodüktörlüğünü kendi yaptığı ilk albümünü saymazsak Londra’nın yenilikçi sesi Whirlwind Plak şirketinden çıkan dördüncü albümü Ghost Days. Bir önceki albümü The Darkening Blue’da olduğu gibi bu albümde de vokal kullanmış. Pek de iyi olmuş.
Sosyal Müzik’ten yılbaşı hediyesi: 46. ve 47. Yayın döneminde çaldığımız 379 parçayı bir playlist’te topladık. Takip edin, dinleyin, paylaşın

Spotify için: https://open.spotify.com/user/sina.hakman/playlist/2ynwyd13JIBgR4ZDw5IjKm?si=LqouZlfWQBO2klwFdGcPgQ…

Tidal için: https://tidal.com/playlist/60656275-d0b6-4344-8043-37d54be4b536…

Apple Music için: https://itunes.apple.com/tr/playlist/sosyal-m%C3%BCzik-2-y%C4%B1l/pl.u-ZmblVD1Cz7XGN1

22:00 Alçak Basınç / Popüler kültürün kıyısında yeşeren, alternatif, yenilikçi müzik akımları / Harun İzer

Popüler kültürün kıyısında kenarında yeşeren alternatif ve yenilikçi müzik akımlarının izini süren Alçak Basınç bu yayın döneminde Perşembe akşamları saat 22:00’de.

23:00 – 24:00 Falan: Freeform Freakout / Clint Willey

Funk kanallarında ve farklı sadaların zengin çeşitliliğe sahip âleminde bir keşif gezisine çıkan Falan: Freeform Freakout bu yayın döneminde saat 23:00’de.

24:00 – 01:00 Modyan Bulundurur / Sesin İnternetteki Serüveni / Barış Yalaz, Ömer Ergün, Ayşe İdil İdil

Radyo içinde radyo! İnternet radyosu Radyo Modyan bu yayın döneminde sesin internetteki macerasına Açık Radyo içinden bir tünel açıyor.