Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi Programları ve PodcastArşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo resmi instagram sayfası

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Twitter Açık Radyo Programları ve Programcıları Listesi için TKLYNZ

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi: 2 Kasım 2020 – 2 Mayıs 2021 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/12/17

* As Wealthy Countries Hoard Vaccine Supply, Pandemic Could Rage in Poor Countries Until 2024

* “No Reason to Let Up” on Masks as U.S. COVID-19 Deaths & Infections Skyrocket During Vaccine Rollout

* Congress’s COVID Relief Bill Includes Direct Checks. It’s Still Not Enough to Help Most Vulnerable

7:000 – 07:45 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

Twitter.com/DidemGençtürk

***

Fleetwood Mac – Rumours albümü

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Özdeş ÖzbayRobılınd Tayyar, Berhem Baltaş ve Feryal Kabil

acik-gazete-18.12.2020

Açık Gazete kayıt arşivi
Açık Gazete Spotify Kanalı
Açık Gazete Jingle
Günün Sözü
“2020, sivil toplum için zor bir yıl oldu.”

İnsan hakları alanında çalışan 22 sivil toplum örgütü tarafından oluşturulan “İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı” 2020 yılı raporunda bu yılın gelişmelerini özetledi. (T24)

***

Covid-19 önlemleri kapsamında açılmayan eğlence mekanlarının durumunu Murat Seçkin ile konuşuyoruz.

***

Uluslararası akademisyenler toplumsal bozulma ve çöküş konusunda uyarıyor

30 ülkeden 250’nin üzerinde bilim insanı ve akademisyen imzaladıkları açık mektupla politika yapıcıları iklim ve çevreye verilen zarar nedeniyle artan toplumsal bozulma ve çöküş riskiyle daha fazla ilgilenmeye çağırıyor. 

(Liderlik ve Sürdürülebilirlik İnisiyatifi’nin internet sitesinde yayınlanan bu mektup Özge Atılgan tarafından Açık Radyo için Türkçeleştirildi.)

Mektup bu bozulmanın nasıl yavaşlatılacağı, bozulmaya karşı nasıl hazırlıklı olunacağı ve halihazırda zarar görenlere nasıl yardımcı olunacağı konularına odaklanmaya davet ediyor. Bu mücadele ile ilgili bir dizi alanda uzmanlığı bulunan imzacılar, insanlığın içinde bulunduğu bu kötü vaziyetle ilgili artık akademisyenlerin dinlenmesi gerektiğine inanıyor.
İlgili mektup ve bu yazının yayınlandığı tarih olan 6 Aralık 2020 itibariyle imzalayanların tam bir listesi yazının altında yer alıyor. İngilizce dilinde düzenlenmiş versiyona The Guardian (Monday 7th 2020)’dan ulaşılabilir. Yazı ayrıca Fransızca olarak da yayınlanacaktır. 
Bu mektuba daha fazla dikkat çekebileceğinizi düşünüyorsanız lütfen sosyal medya gönderilerinizde #scholarswarning #breakdownwarning hashtaglerini kullanın. Ayrıca Twitter’da Scholars Warning’i takip edebilir ya da ilgilenenleri bu sayfaya yönlendirebilirsiniz: www.scholarswarning.net 
Konu: Ancak tartışırsak çöküşe karşı hazırlıklı olabiliriz
Dünyanın dört bir yanındaki bilim insanları ve akademisyenler olarak, karar vericileri toplumlarımızın karşı karşıya olduğu bozulma ve hatta çöküş riski ile açıkça ilgilenmeye davet ediyoruz. Paris İklim Anlaşmasına (1) uygun olarak karbon emisyonlarını düşürmeyi başaramadığımız beş yıl sonrasında artık sonuçlarla yüzleşmeliyiz.
Emisyonların azaltılması için cesur ve adil adımların atılması ve doğal olarak karbonun düşürülmesi zorunlu olmakla birlikte, birçok alandaki araştırmacı artık toplumsal çöküşü bu yüzyıl için muteber bir senaryo olarak görüyor (2a & 2b). Bahsedilen bozulmanın yeri, boyutu, zamanı, kalıcılığı ve sebepleri konusunda çeşitli görüşler mevcut; öte yandan ortak endişe, modern toplumların insanları ve doğayı sömürme biçimi (3a & 3b).
Bu toplumsal çöküş tehdidine karşı toplumların ve ulusların hazırlıklı olabilmesinin, tehdidin ortaya çıkma ihtimalini, hızını, ciddiyetini ve en çok da güvencesiz olanlara ve doğaya zararı azaltmanın tek yolu karar vericilerin bu konuyu tartışmaya başlaması. 
Bazı ülkelerin silahlı kuvvetleri çöküşü çoktan önemli bir senaryo olarak gördüler ve planlama yapmaya başladılar (4a ve 4b). Anketler birçok insanın artık toplumsal çöküşü öngördüğünü ortaya koyuyor (5). Ne yazık ki, bu durum çoktan Küresel Güney’de yer alan birçok toplum için yaşanmış bir deneyim ya da anı haline gelmiş durumda (6). Ancak konu medyada yeterince yer almıyor ve çoğunlukla sivil toplum ve politika desteğinden yoksun.
Potansiyel çöküş medyada yer bulduğunda genellikle konuyla ilgili tartışmayı kınayanların isimleri zikrediliyor. Eksik bilgiyle yapılan spekülasyonlar, örneğin yabancı kaynaklı yanlış bilgilendirme kampanyaları veya ruh sağlığı veya motivasyon üzerindeki etkiler ciddi tartışma yürütülmesini desteklemeyecek (7). Bu tür iddialar, aksine; iklim, ekoloji ve sosyal adalet konularında değişimi zorlamak için çöküş öngörüsünü motivasyon haline getirmiş binlerce aktivist ve toplum liderine ihanet etme riskini taşıyor.
Çevresel ve insanî meseleleri önemseyen insanlar sosyal bozulma ve çöküşün risklerini tartışmaktan caydırılmamalı. Akdi halde, gündemin bu tür değerlere çok daha az bağlı olan kişilerce yönlendirilmesi riski ile karşı karşıya kalabiliriz.
Bazılarımız yeni bir toplum biçimine geçişin mümkün olduğuna inanıyor. Bunun için günlük yaşantımızda ortaya çıkacak önemli bozulmalara hazırlıklı olmanın yanında, iklim, doğa ve diğer insanlara verilen zararın azaltılması yönünde cesur adımlar atılmalı. Bizler bu geçiş olasılığını engelledikleri için, çöküşü tartışmayı baskılayanlara karşı mücadelede birleşiyoruz.
Kendi yaşam şeklimize yönelik artan tehdidin yanı sıra, verilen zararın farkına varmanın duygusal olarak ne kadar zor olduğunu deneyimlemiş bulunuyoruz. Bununla birlikte büyük bir dostluk duygusunun yükselebileceğini de biliyoruz (8). Artık birbirimizi bu zor konuları konuşmaya davet etmenin zamanı geldi. Böylece verilen zararın içindeki payımızı azaltabilir ve çalkantılı gelecekte yapabileceğimizin en iyisini yapmak için yaratıcı olabiliriz (9).
Profesör Gesa Weyhenmeyer, Uppsala Üniversitesi; Profesör Will Steffen, Avustralya Ulusal Üniversitesi; Profesör Kai Chan, Baş Yazar, Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Hükümetlerarası Bilim-Politika Platformu Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Hükümetlerarası Bilim-Politika Platformu; Profesör Marjolein Visser, Özgür Brüksel Üniversitesi; Profesör Olivier De Schutter, BM Yoksulluk ve İnsan Hakları Özel Raportörü; Profesör Yin Paradies, Deakin Üniversitesi; Profesör Saskia Sassen, Columbia Üniversitesi; Dr Ye Tao, Harvard Üniversitesi; Profesör Aled Jones, Anglia Ruskin Üniversitesi; Profesör Joy Carter, Winchester Üniversitesi; Profesör Bobby Banerjee, Londra Üniversitesi; Profesör Lummina Horlings, Groningen Üniversitesi; Profesör Pritam Singh, Oxford Üniversitesi; Profesör Rupert Read, East Anglia Üniversitesi; Dr. Peter Kalmus, İklim Bilim İnsanı; Dr. Malika Virah-Sawmy, Berlin Humboldt Üniversitesi; Dr. Yves Cochet, Eski Çevre Bakanı (Fransa); Dr. Marie-Claire Pierret, Strasbourg Üniversitesi; Dr. Wolfgang Knorr, Lund Üniversitesi; Muhterem Dr. Frances Ward, St Michael Kilisesi; Dr. Alessia Lo Porto-Lefebure, Kamu Sağlığı Üniversitesi (Fransa); Dr. Emmanuel Prados, INRIA; Dr. Pablo Servigne, Yazar; Dr. Gail Bradbrook, Yokoluş İsyanı tarafından şahsen imzalanmıştır.
İmzacıların tam listesine http://iflas.blogspot.com/2020/12/international-scholars-warning-on.html  ‘den ulaşılabilir. PhD sahibiyseniz ya da profesyonel doktorluğunuz bulunuyorsa, mektubu 2020 yılı son ermeden imzalamak için (ayrıca reaksiyon ve sonuçlar konusunda güncellemeleri edinmek için) burayı ziyaret edin. 
Mektuptaki Referanslar
Aşağıdaki linkler çoğunlukla araştırma konularındaki gazete makalelerinin ve bu makalelerde atıfta bulunulan akademik bildirilerin linkleridir.
1) Jackson, R B, P Friedlingstein, R M Andrew, J G Canadell, C Le Quéré and G P Peters (2019), Persistent fossil fuel growth threatens the Paris Agreement and planetary health, Environmental Research Letters, Volume 14, Number 12
2a) Science Alert (2020) Scientists Warn Multiple Overlapping Crises Could Trigger ‘Global Systemic Collapse’ (sciencealert.com) 
2b) Kalmus, P. (2020) With global heating, expect inferno seasons in the American West, https://www.latimes.com/opinion/story/2020-09-12/climate-change-wildfires-california-oregon-heat 
3a) Servigne, P. and R. Stevens (2020) “How Everything can collapse. A Manual for our Times, Polity Books, London. 
3b) Andreotti V. et al (2020) Preparing for the end of the world as we know it | openDemocracy 
4a) Vice (2020) British Military Prepares for Climate-Fueled Resource Shortages (vice.com)
4b) Vox (2020) How the Pentagon plans for climate change – Vox
5) Cassely, J.-L. and Fourquet, J. (2020). La France : Patrie de la collapsologie ?. [online] Fondation Jean Jaures. Available at: https://bit.ly/37jzvOv .For a press dispatch in English, see https://bit.ly/2XKNWaU 
6) The Guardian (2020) Climate crisis leaving 2 million people a week needing aid – Red Cross | Environment | The Guardian
7) The Guardian (2020), Meet the doomers: why some young US voters have given up hope on climate | Environment | The Guardian
8) Bendell, J. and D. Cave (2020) Does anticipating societal collapse motivate pro-social behaviours? (iflas.blogspot.com) 
9) Carr, K. and J. Bendell (2020) Facilitation for Deep Adaptation: enabling loving conversations about our predicament – Insight (cumbria.ac.uk) 
İmzacılardan biri olan Cumbria Üniversitesi’nden Profesör Jem Bendell’in açıklaması:
“250’nin üzerinde bilim insanı ve akademisyen iklim değişikliğinin doğurduğu bozulmanın araştırma ve politika odağı haline getirilmesi için insanlığa uyarıda bulunuyor. Bizler, onlarca ülkeden ilgili alanlardaki uzmanlar olarak düzenin, gıda, su, sağlık ve ekonomideki bozulmaya karşı ciddi bir mücadele yürütülmesine Direnç gösterdiğini görüyoruz. Artık sosyal bozulma ve hatta çöküşün yarattığı zararı azaltmak için çaba göstermenin ve akademisyenleri dinlemenin vaktidir. Bu sosyal çöküntüye karşı Derin Adaptasyon için büyüyen bu hareketin, bu çabanın gündemine katkı sağlayacağına inanıyorum.”
İmzadan sonra konulan şerhler:
Dr Wanchat Theeranaew: Medeniyetimiz düşündüğümüzden daha da kırılgan. Artık Dünya Düzeni yeni bir dengeye giriyor. Tüm alt yapımız istikrar üzerine kurulu olduğundan salt bu değişim bile medeniyetimize ciddi zararlar verecektir.
Dr Wolfgang Knorr: Bu bildiri, İklim ve Ekolojik Aciliyet konusundaki geniş tartışmalar içinde belirli bir görüşün tercihine dair bir beyan olmaktan ziyada tartışmayı mümkün olduğunca genişletebilme dileğinin bir ifadesidir. 
Dr Gwen Fischer: İklim bozulması gerçekleşiyor ve insan hayatı dağılıyor.
Dr Mark Charlesworth: Toplumsal çöküşün reddedilemeyeceği burada da açıklığa kavuşturuldu: Charlesworth M and Okereke, C (2010) Hızlı iklim değişikliğine karşı politika tepkisi (Policy responses to rapid climate change): Baskın görüşlerin epistemolojik bir eleştrisi (An epistemological critique of dominant approaches), Global Environmental Change, 20(1), 121-129 
Dr Phoebe Barnard: Hazırlıklı olabilir ya da gafil avlanabiliriz. Özellikle kısmi (hatta geçici olsa bile) toplumsal çöküş mevcut eşitsizlikleri daha da genişleteceğinden, birçok farklı ihtimale karşı hazırlıklı olmak ve bunlar üzerinde konuşmak çok önemli.  
Professor Ira Allen: 
İnsanların mevcut yaşam biçimlerini destekleyen çeşitli sistemlerin şimdiden kademeli olarak çöküşünün gerçekte ne anlama geldiğini bilinçli olarak müzakere edememek, bu yıkımdan kâr elde etmekle en çok meşgul olanların başarılı olmasına ve birçoklarının daha da yoksullaşmasına izin verecektir.
Professor John Adams: Bu bilişsel uyumsuzluk ile yönetilmeyi artık kaldıramayız. 

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Cuma Sezin Öney’le Seyyare: Türkiye ve Dünya Olayları Arasında Paralellikler, Karşılaştırmalar

seyyare-20201218

Seyyare kayıt arşivi

***

Her şeyin daha da tuhaflaştığı 2020’yi geride bırakmak üzere yola çıktık. Yolda, @acikradyo’da saat 9 civarı buluşsalım mı? Her Cuma sabah olduğu gibi…

09:30 – 10:00 Cuma Alp Ulagay ile Spor

alp-ulagayla-spor-20201218

Twitter.com/AlpUlagay

***

Konuğumuz Avukat Mert Yaşar ile spor sektöründe tacizi konuşuyoruz.

***

Avukat – Arabulucu Mert Yaşar ile spordaki taciz vakalarını konuşacağız

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Selahattin Çolak / Oldies

Twitter.com/SelahattinÇolak.KoltukçularÇıkmazı

10:30 – 11:00 Vakayiname / Güven Güzeldere, Ömer Madra ve Özlem Teke / Salgın günlerinde memleket manzaraları

vakayiname-20201218

Türkiye’de salgın üzerine, konuya farklı açılardan yaklaşan ve fakat sesleri pek duyulmayan insanlara mikrofon uzatan Vakayiname ekibine bu yayın dönemi Özlem Teke dahil oluyor.
acikradyo.com.tr/program/vakayiname
Vakayiname Spotify Kanalı
Twitter.com/KoronaVakayinamesi

***

Biraz da müzik!
Eski AİHM Yargıcı ve viyolonsel öğrencisi Dr. @RizaTurmen
ile, Bach sedaları eşliğinde, Adorno’dan Grup Yorum’a uzanan yazısı “İnsan Hakları ve Müzik” üzerine konuşuyoruz.
18 Aralık 2020 Cuma 10:30: http://acikradyo.com.tr; https://acikradyo.com.tr/program/223875/kayit-arsivi… podcast.+
***
Rıza Turmen’in 10 Aralık İnsan Hakları Günü için yazdığı yazıyı şurada okuyabilirsiniz: TKLYNZ

11:00 – 12:00 Hikâyenin Her Hali / Hayata dair cinsiyet-aşırı sohbetler / Aslı, Ayşe Gül, Didem, Kristen, Özlem ve Sema

hikayenin-her-hali-20201218

Hayatın ‘olağan akışında’ normalleşen, olağan gözüken, ‘eşyanın tabiatı gereği’ akıp gidenleri, cinsiyet-aşırı sohbet masamıza koyuyoruz. Gündemi kentte, kırda, sokakta, fabrikada, evde, mahkemede, sinemada, müzikte takip ederken, gündeme gömülen hafızayı da hikâyelerle kazıyoruz. Bugünü kadim zamanlarda arayabiliyoruz, başımızın çaresine tarihsiz antik hikâyelerin penceresinden de bakıyoruz. Program, misafirleriyle olağanda olağanüstüyü, düzende darmadağını, dertte dermanı, yasta gücü, birlikte farkı aşındırıp, kamplara bölünmüşlerin peşinden gidiyor. Masamız kalabalık, masamız renkli. Masa da, masaymış ha!

Twitter.com/ÖzlemYalçınkaya

Twitter.com/AslıOdman

Twitter.com/AyşegülAltınay

Twitter.com/DidemGençtürk

***

Hikayenin Her Hali’nde bu hafta Özlem Yalçınkaya (@Ozlemykaya), Havle Kadın Derneği (@HavleKadin) ile feminizm, yerelleşme ve Müslüman kadınların ilham veren mücadele pratiklerini konuşuyor.

12:00 – 13:00 Caz Türbülans / Recep Şencan / Cazda serbest dolaşım

12:55 – 13:05 Sefiller – Yazan: Victor Hugo / Okuyan: Tolga Korkut / Çevirmen: Volkan Yalçıntoklu / İş Bankası Kültür Yayınları

Fransız edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük yazarlarından Victor Hugo ölümsüz eseri Sefiller’de, Fransız toplumundan yola çıkarak, kozmolojik bir bakış ve eşsiz bir duyarlılıkla insanlığa ulaşır. Bu yayın döneminde 1724 sayfalık bu kült romanı Tolga Korkut’un sesinden dinliyoruz. Ne kadar sürer, meçhul…

13:00 – 14:00 Önce Sağlık / Ayşegül Tözeren, Betigül Öngen ve Selim Badur

once-saglik-20201218

Kış yaklaşıyor ve havalar her defasında daha da kestirilemez oluyor. Önce Sağlık, her sefer olduğu gibi, bu kışın tekinsiz havalarında da nöbette.

Twitter.com/AyşegülTözeren..

***

Konuğumuz Amerika’da görev yapan Dr. Derin Allard ile pandeminin oradaki gidişatını ve aşı gelişmelerini konuşuyoruz.

***

Dr. Derin Allard ile ABD’de pandeminin gidişatını konuşuyoruz.
Birazdan aşılar

***

Pandemide ABD’nin durumu: Dr. Derin Allard ile söyleşi

Önce Sağlık’ın 18 Aralık 2020 tarihli nüshasının konuğu Dr. Derin Allard’la hem ABD’deki son durumu hem de aşı çalışmalarını konuştuk.

(18 Aralık 2020 tarihinde Önce Sağlık programında Açık Radyo’da yayınlanmıştır.)

Selim Badur: İyi günler sevgili Açık Radyo dinleyicileri, ben Selim Badur.
Ayşegül Tözeren: Ben Ayşegül Tözeren.
SB: Bir cuma günü yine Açık Radyo’da 95.0 FM’den yayın yapan radyomuzda Önce Sağlık programındayız. Bugünkü konuğumuzu her zaman olduğu gibi Ayşegül tanıtacak.
AT: Evet, bu programki konuğumuz uzaklardan Dr. Derin Allard konuğumuz. Dr. Derin, Santa Maria’da çalışan bir hekim ve mezuniyet sonrası çalışmaları arasında halk sağlığı çalışmaları da var. Tabii halk sağlığı çalışmaları deyince hemen aklımıza pandemi ve aşı çalışmaları geliyor. Amerika’da gidişat nedir? Gelişmeler de nedir? Hepsini öğreneceğiz Derin’den.
SB: Evet Derin bu kadar uzaktan ve üstelik de yanlış bilmiyorsam sabaha karşı saat 2 filan oralarda, bizim için ayakta kaldın, çok teşekkürler ama gayet hoş görüyle bu genç hekim arkadaşımız “ya ne olacak ben zaten nöbetlerden alışkınım!” dedi. Tekrar tekrar teşekkürler Derin katıldığın için. 
Derin Allard: Rica ederim, davetiniz için çok teşekkürler.
SB: Sağ ol! Peki şimdi Ayşegül başlıyor musun yoksa genel anlamıyla pandemide neler yaşandığını soracağım. Çok genel bir soru olacak ama özellikle oldukça ekonomik olarak Amerika’nın iyi olan bir bölgesindesin ama çok fazla da göçmen var, biraz onlardan girelim istersen. Neler gözledin? Sen bize anlat.
DA: Tabii Amerika’daki ilk Covid vakası yanılmıyorsam Şubat’ta teşhis konulmuştu. Ondan sonra Mart başlarında burada olağanüstü hâl gibi bir şeyler diyeyim, çünkü tam olarak öyle bir şey olmadı ama ona benzer bir şeyler belirlendi ve ilan edildi. İşte Çin’den, Asya’dan uçuşlar iptal edildi, Avrupa’dan gelenler için yasaklar konuldu, 14 günlük karantinalar konuldu ama hiçbir zaman devletten resmi olarak belirli tedbirler veya benzer bir şeyler hiçbir zaman söylenmedi maalesef. Bunların birçoğu eyaletlere bırakıldı ve tabii ABD olarak 50 tane eyaletten 50 tane değişik ses çıktı. İlk başlarda New York’ta vakalar çok şiddetli vurdu şehre, oradaki aciller doldu, yoğun bakım üniteleri doldu, bir sürü ameliyatlar iptal edildi, Central Park’ta çadırlar kuruldu, orada hastalar bakıldı. Mesela bunların hepsi Mart’ta gerçekleşirken mesela Utah eyaletinde bir tane bile vaka yoktu. O yüzden mesela ilk başlarda Mart ortalarıyla Mayıs ortalarında bir sürü tedbir konulduğu zaman bunlar tabii New York’takiler için iyi idi, çünkü orada çok şiddetli vakalar vardı ama mesela Utah’ta 0 vaka olan bir yerde insanlar bir türlü anlayamadı bu tedbirlerin neden konulduğunu? Yavaş yavaş Covid ülkenin diğer taraflarına da gelmeğe başladı ama o zamana kadar millet bu tedbirlerden açıkçası bıkmıştı. Mesela “buralarda neden maske takmamız gerekiyor?” gibi şeyler söylenmeye başladı. Maalesef maskeler biraz siyasete dönüşmeye başladı. İşte özellikle gelen seçimlerle beraber maskelerin üstüne Biden veya Trump gibi yazılar yazılmaya başlandı. İnsanlar mağazalara filan girdikleri zaman çalışanlarla kavga etmeye başladılar. Yani aslında çok ilginç olaylar gerçekleşti burada Covid’le ilgili. Bizde California’da Temmuz ortalarında, Ağustos başlarında çok şiddetli bir artışımız oldu. Yoğun bakım ünitemiz bizim hastanede tamamen doldu, tabii diğer Los Angeles ve San Francisco’daki hastanelere kıyasla çok daha küçük bir hastaneyiz ama yani biz tamamen kapasiteye vardık. Tam kapasiteye vardığımız zamanlarda yine bir düşüş olmaya başladı ve birkaç aylığına yine durum pek fena değildi. İşte 2-3 hafta önce yine vaka sayılarında artış olmaya başladı ve mesela dün değil evvelki gün yoğun bakım ünitemiz tamamen kapasitede ve onların gerisi Covid hastasıydı. Ekonomik olarak da tabii sizin dediğiniz gibi çok kötü bir şekilde etkilendi, bir sürü lokanta, mağaza, hepsi kapanmak zorunda kaldı. Aslında sadece bugün istatistiklere bakıyordum, Amerika’da şu an 30 milyon insan işsiz ve bunların 18 milyonunun pandemi yüzünden olduğu düşünülüyor. O yüzden “Amerika’da pandemi nasıl gidiyor?” denildiği zaman kötü gidiyor diyeceğim yani açıkçası.
SB: Çok teşekkürler bu verdiğin bilgiler için. Peki Başkan Donald Trump olmasaydı ve seçimler bu sene Kasım ayında olmasaydı farklı yönetilebilir miydi? Çünkü baktığımız zaman neredeyse hemen hemen bütün cumhuriyetçilerin olduğu eyaletlerde bir direnme oldu, onların daha önde oldukları eyaletlerde ve daha farklı yaklaştılar, protestolar oldu bu kapanmalara ve maskeye karşı çıkıldı. Bunlar homojen bir grup muydu? Sadece Trump yanlısı olan ve biraz daha ‘derin’ Amerika’nın insanları mıydı yoksa? Avrupa’da çok heterojen bu gruplar, protesto edenler. En uç soldan en uç sağa kadar farklı görüşü olanlar var. Amerika’da nasıl? Biraz bahseder misin bu protestoculardan?
DA: Burada tabii herkesi genelleme yapmak istemem ama genel olarak diyeyim homojen bir gruptu, daha çok Trump’ı dinleyenler, cumhuriyetçi haber kanallarını dinleyen kişiler bu protestoları yapanlardı. Yani aslında birkaç ay önce ilginç bir yazı okumuştum, demişlerdi ki “Amerika’daki covid’in durumunu daha iyi anlamak için hangi haber ajanslarına baktığınızı öğrenmemiz lazım” gibi bir şey yazmışlardı. Mesela CNN veya New York Times gibi yerlerden haber alan insanlar “Covid’in durumu çok kötü, ülke çok kötü durumda” gibi şeyler duyuyor. Fox News veya benzer cumhuriyetçi haber kanalları ise “o kadar da fena değil, bu gripten farklı değil, H1N1 de olmuştu, o da geçti bu da geçecek” gibi şeyler söylüyorlardı. 
SB: Bu süreçte Trump da önce “Çin virüsü bu bizde bir şey olmaz” gibi söylevleri oldu ama gittikçe sonbaharda seçimlere de yaklaşılan sürede hem hasta sayısı hem de yaşamını yitiren Amerikalı sayısı arttı. Bütün bunlara rağmen hâlâ bu gerçeği görmeyip durumun vahametini, aciliyetini, önemini görmeyip yine sağa sola suçlama yoluna mı gittiler? Çünkü birdenbire de hatırladığım kadarıyla “3 Kasım’da aşı geliyor” gibi ciddi bir durum var ki aşı beklentisi içine girdi Trump yönetimi. Nasıldı Trump’ın bu yaklaşımı? Yani oyun gibi miydi sence yoksa gerçekten mi bunun ciddi bir şey olmadığını mu düşünüyordu kendisi ya da ekibi?
DA: Bence bu biraz da olsa bir roldü açıkçası, çünkü gazetelerde çıkan haberlere göre bu son 1-2 ayda veya seçimlerden önce sanki durumun ne kadar kötü olduğunu biliyordu da onun değişiyle ‘morali bozmak’ istemiyordu gibi bir şeyler söylüyordu. Çünkü Trump’ın seçimlere girerken hep söylediği şey “ekonomi çok iyi, ekonomi benim yüzümden çok iyi, bir sürü şey işte işsizlik oranı düştü, Amerika yine bizim olacak” gibi şeyler söylüyordu. Ondan sonra virüsle beraber ekonomi kötüye gidince, bir sürü insan işsiz olunca sanki her şey o kadar kötü değilmiş gibi rol yapmaya çalıştı gibi geliyor bana. Tabii bu sadece benim görüşüm, benim okuduğum haber sitelerinin söyledikleri. Yani gerçeğin ne zaman ortaya çıkacağını bilmiyorum ama beklemedeyiz yani.
SB: Araya gitmeden önce iki küçük sorum daha var, birincisi eğer seçimler olmasaydı bu sene böyle mi davranırdı Trump ve seçimlerde Trump’ın kaybetmesinde bu süreç etkili oldu mu? Yani bu sene eğer pandemi olmasaydı Trump kazanır mıydı sence? Çok politik soru sordum sağlığı bıraktım ama…
DA: Evet benim pek uzmanlık alanım değil ama tıbba girmeden önce siyasi bilimler okumuştum, o yüzden belki bir şeyler biliyorumdur ama sanki bence pandemi olmasaydı Trump’ın kazanma olasılığı daha yüksek olabilirdi bence. Çünkü birçok böyle ortalarda olan iki taraf arasında kararsız olan insanlar bence pandemi yaklaşımı yüzünden Biden’e oy verdi. 
SB: Son bir soru, sonra sözü Ayşegül’e bırakayım. Bu süreçte bir de ayrı bir figür vardı, benim çok 80’li yıllardan beri tanıdığım o zamanlar HIV için bir toplantıda da işbirliği yaptığım Antoni Fauci. Mesela bizde olsa Fauci bazen Trump’la çelişiyordu söylevleri, hemen görevden alınır ve vatan haini ilan edilirdi Fauci. Olmadı böyle bir şey. Ne yapıyor şimdi Fauci devam mı NIH’de?
DA: Evet. Fauci devam ve galiba geçen gün onunla bir söyleşi dinlemiştim, galiba Biden onun altında çalıştığı sekizinci başkan olacak.
SB: Evet önemli birisi. Peki sözü sana bırakıyorum Ayşegül, çok konuştum artık ben!
AT: Ben çok kısa bir şey soracağım, ondan sonra müziğe geçeriz. 
SB: Tamam.
AT: Hekimliğinin kaçıncı yılında yakalandın pandemiye yani pandemi sürecini yaşadın?
DA: Birinci yılın tam ortasında.
SB: Derin bu bir şans yani!
DA: Aynen ama ilginç olan taraf mesela bizim hocalarımızın bazıları diyordu ki mesela “bizim de hekimliğin ilk senesinde HIV pandemisi başladı, sizin için de ilginç bir deneyim olacak” diyorlar ki. Gerçekten belki ilginç yerine kâbus diyebilirim ama yani bir deneyim oldu diyeyim!
SB: Peki hadi bir müzik arası. Parçaları senin için seçtik hep Amerika’dan.
DA: Teşekkürler.
SB: Bruce Springsteen’den geliyor ‘Born in the U.S.A.’ 95.0 Açık Radyo’da Önce Sağlık programındayız Bruce Springsteen’den dinledik ‘Born in the U.S.A.’ ve konuğumuz uzaklardan bizimle birlikte oluyor. California yakınları Santa Barbara civarından Dr. Derin Allard’la beraberiz. Evet Ayşegül sıra sende.
AT: Derin’e tabii “dertler bir mi?” diye soracağım, Türkiye’de pandemi süreci başladığından beri sağlık çalışanları Covid-19’la enfekte oluyorlar. Tam kaç sağlık çalışanının enfekte olduğunu doğrusu bilmiyoruz. Bu veri elimizde değil ama sağlık meslek örgütleri, sağlık sendikaları vefat eden çalışanları takip edebiliyor ancak. 200’ün üzerinde sağlık çalışanının vefat ettiğini biliyoruz. Farklı ülkelerde de sağlık çalışanlarının enfekte olduğunu biliyoruz, Avrupa’da tüm enfektelerin yaklaşık %12’si civarında olduğunu biliyoruz. Bundan dolayı Avrupa ülkeleri meslek hastalığı olarak tanımlıyorlar covid-19’u artık. Amerika’da sağlık çalışanları enfekte oluyor mu? Bununla ilgili herhangi bir düzenleme yapılıyor mu? Bunu sormak istiyorum.
DA: Aslında Türkiye’de olanların aynısı burada da oluyor, bir sürü sağlık çalışanı Covid hastası oldu, vefat edenler oldu tabii ve bu aynı tartışmalar, işte bunu işyeri hastalığı yapmak gibi konular burada da şu an tartışılıyor. Biz aile hekimliği ofisimizde aynı zamanda hastane çalışanlarının Covid taramalarını da yapıyoruz. Yani herhangi bir bulgusu olan insanları hemen bize gönderiyorlar. Biz işte oradan numuneleri alıp testleri yapıyoruz. Bu aralar herhalde bize gönderilen sağlık çalışanlarının %50’sinde Covid teşhisi koyuyoruz. 
SB: Wow!
DA: Yani günde 2-3 kişi! Tabii bunlar sadece doktor, hemşire değil aynı zamanda işte resepsiyonda çalışanlar, maalesef temizlik yapanlarda birçok vaka oldu, maalesef bunlar aynı zamanda sadece hasta odalarına girmekle değil aynı zamanda dinlenme yerlerinde, mesela oda arkadaşı olanlar arasında, onlarda da bu bulaşma oluyor. 
AT: Yemekhaneler.
DA: Yemekhanelerde, tabii yemekhanemize girdiğimiz zaman her yerde levhalar filan var “lütfen tek başınıza oturun!” “mesafenizi koruyun!” filan gibi şeyler ama yani bu her zaman olmuyor maalesef ya da yemekhaneye giriyorsun 20 tane masada 20 tane insan oturuyor, ister istemez birisinin yanında başka bir insanı görüyorsun sonuçta. Şimdilik biz sağlık çalışanlarına verilen tek koruma diyeyim bu testler her zaman ücretsiz ve Covid’e bağlı olan en azından benim sağlık sistemim içinde tüm tedaviler ücretsiz ama ondan başka herhangi bir yasal hak veya en azından ona benzer bir şey şimdilik yok. 
AT: Bu sağlık çalışanlarına semptomu çıktığında mı PCR tetkiki yapılıyor yoksa periyodik mi yani 15 günde bir, 20 günde bir mi ya da semptomu çıkmadan yapılmaz mı bu Amerika’da?
DA: Bu da aslında büyük bir tartışma alanı tabii, bir de hastaneden hastaneye değişiyor diyeyim. Bizim hastanede sadece semptomu çıkanlar test ediliyor. Ancak etraftaki huzurevlerine ve yaşlı bakım evlerine gidenler ki bunların arasında ben de varım, biz haftada 1 defa test ediliyoruz. Yani herhalde Mart’tan beri bilmiyorum kaç hafta geçti ama 40 tane filan test olmuşumdur. Bize her hafta yapılıyor. 
AT: Aile hekimlerine o zaman daha farklı bir prosedür işletiliyor. Aslında periyodik test aile hekimlerinin çoğu ziyaret yaptığı için var diye anlıyorum ben.
DA: Evet var ama bu dediğim gibi sadece bizim sağlık sistemimiz içinde, diğer sağlık sistemleri içinde yani bizim hastane sistemi içinde mesela diğer eyalette hep böyle şeyler olmuyor. 
SB: Bu bölümü anlatmaya başlarken aynı Türkiye’deki gibi diye başladın senin yaşın buna elvermez, çok gençsin ama Türkiye çok farklı bir demokrasiye geçtiğinden beri en büyük özlemimiz ‘küçük Amerika’ olmaktı, sonuçta da böyle benzedik birbirimize! Küçük Amerika olma hayali vardı her zaman. Bu tarama testleri sağlık personeli çalışanlarında PCR testiyle bakılıyor, antikor testine hiç başvuruluyor mu? Bu antikor testi nerede kullanılıyor? Mesela sen bazı hastalarından istiyor musun? Ya da antikoru pozitif çıkana nasıl davranılıyor, nasıl yorumlanıyor? Biraz onlardan bahsedelim istersen?
DA: Evet evet tabii, şimdi biz genelde PCR testi pozitif çıktığı zaman 2 veya 3 hafta sonra antikor testi de yapıyoruz. Sadece tarama için antikor testi yapmıyoruz. Bu antikor testi sadece bağışıklık, yani yaratılmış mı yaratılmamış mı? Ona bakmak için antikor testi, yoksa sadece onunla teşhis koymuyoruz zamanlama da sorular olduğu için. Yalnız bu aralar sanırım 2 veya 3 gün önce FDA duyduğum kadarıyla evde yapılabilen bir antikor testi için onay vermiş. Ancak bu aralar gece vardiyasında olduğum için fazla inceleyemedim açıkçası ama o konuyu okumam gerekiyor. Bizim hastanede de aslıda 15 dakika içinde sonuç veren antikor testleri vardı, aynen işte şeker hastalarının şekerine baktıkları gibi bu tür bir test ama nedense 2-3 ay önce FDA onu onaylamamıştı. Belki bir değişiklik yapıp onayladılar, bilmiyorum detayları şu an.
SB: Aslında birçok enfeksiyon hastalığından farklı olarak hem virüsü saptayan, akut dönemi belirleyen PCR testi hem de antikor testi diğer hastalıklarda olduğu kadar başarılı değil galiba değil mi? Biliyorum ki hem Türkiye’de hem Avrupa ülkelerinde klinik olarak covid-19 tanısı alan görüntüleme ve tomografide de tipik covid-19 bulguları olan, bu nedenle “bu bir Covid hastasıdır” dediğimiz hastaların belki %40’ında PCR negatif çıkıyor. Amerika’da da var mı böyle bir durum?
DA: Evet bizde de oluyor. Yani bu aralar bilmiyorum PCR testini belki biraz değiştirdiler, ya da işte ‘sensitivity’i biraz arttırdılar yani bu aralar o kadar olmuyor ama ilk başlarda hep oluyordu. Sadece BT tanısıyla koyuyorduk covid-19 tanısını. 
SB: Peki var mı sorun Ayşegül, yoksa şu ilaçlara ait bir sorum olacaktı. 
AT: Hocam tabii siz sorun.
SB: Bu dünyada aslında Fransızların ortaya attığı Türkiye’de sanıyorum hâlâ protokolde var, yanlış bir şey söylüyorsam Ayşegül lütfen düzelt, hidroksiklorokin.
AT: Var.
SB: Bu ilaçla ilgili Amerika buna çok karşı “hiçbir işe yaramaz” diyor ama bakıyorsunuz Fransızlar “yarar” diyor, “yan etkileri, kardiyolojik sorunlar” deniyor, “çok tehlikeli, aman kullanmayın!” deniyor. Romatoloji uzmanları “biz bunu çeşitli romatolojik hastalıklarda yıllardan beri kullanıyoruz, hiç de öyle bir kardiyolojik soruna rastlamadık” diyorlar. Sizler nasıl yaklaşıyorsunuz bu tedavi protokolüne?
DA: Biz ilk başlarda Fransız yayın çıktığı zaman ilk başlarda hidroksiklorokin ve azitromisin kullanıyorduk, ondan sonra New England Journal of Medicine dergisinde bir makale çıktı hidroksiklorokinin işe yaramadığını belirten bir yazı. Ondan sonra bizim enfeksiyon uzmanları bunu kullanmamamızı istediler. Açıkçası enfeksiyon doktorları ne derse biz onların protokollerini takip ediyoruz. O yüzden şimdilik ilk başlarda şiddetli vakalarda yani hastaneye yatırılması gereken veya oksijeni düşük olan insanlarda steroid kullanıyoruz, sadece oksijen düşükse ve deksametazon adında bir steroid. Bazen hastalığın ilk 6-7 günüyse o zaman remdesivir adı verilen bir ilaç kullanıyoruz. Sanıyorum ilk başta ebola için kullanılmıştı, şimdi Covid için kullanıyoruz. Ancak aynı zamanda buna bakarsanız da DSÖ remdesivirin işe yaramadığını söylemişti o yüzden yani.
SB: Sanıyorum bu ilaçlarla ilgili işe yaradı ya da yaramadı yorumunu yaparken biraz dikkatli olmak lazım, hem hidroksiklorokin hem de remdesivirde hastalığın hangi evresinde kullandığınız çok önemli. Yani erken dönemde kullanırsanız belki olumlu sonuç alabilirsiniz ama geç ağır ve yoğun bakımdaki evreye gelmiş bir hastada kullanmak, işte o deksametazon filan gibi immun sistemde biraz daha etkili oluyor gibi. Evet Ayşegül.
AT: Çalıştığın bölgede etnik kesimler nasıl? Göçmenler var mı? Mülteciler var mı? Yoksul bir kesimde mi çalışıyorsun? Yoksa daha zengin insanların olduğu bir kesimde mi çalışıyorsun? Çok genç bir hekim olarak baktığında dezavantajlı gruplar, kırılgan gruplar pandemiden daha mı çok etkileniyor sence? Yoksa fark yok mu?
DA: Ben aslında insanlar Santa Barbara’yı düşündüğü zaman hep böyle kırsal, Amerika’nın rivierası denilen yani böyle çok zengin, lüks bir yer düşünürler ama biz oranın daha kuzeyinde, daha çok tarımsal bir bölgede çalışıyoruz. Bizim hastalarımızın birçoğu aslında tarım işçileri. Tabii bunlar daha düşük gelirli işler olduğu için genelde Amerikalılar bu işleri istemiyorlar, çalışma koşulları da çok zor olduğu için, genelde Latin Amerika’dan özellikle Meksika’dan gelen göçmenler bu işlerde çalışıyorlar. Bu aynı zamanda işte Amerika’nın belirli şehirlerindeki temizlik işleri, ‘fast food’ lokantalarında çalışanlar için de geçerli. Onlar aslında Covid’den çok daha kötü bir şekilde etkileniyorlar. Bunun birkaç etkeni var, birincisi Amerika’daki sigorta sistemi. Yani sadece bu sigorta sistemiyle ilgili 1 saat, 2 saat konuşabiliriz, yani çok karmaşık bir sistem aslında. Devletten yaşlılara iyi bir sigorta paketi var ama mesela fakirlere bazen veriliyor, bazen verilmiyor, değişik koşullar filan var. Bu yüzden bu göçmenlerin çoğunda iyi bir sigorta yok, o yüzden kronik hastalıkları iyi bir şekilde tedavi edilemiyor. Kronik hastalıkları bazen hastaneye gelene kadar teşhis bile konulmuyor. İlaçlarını alamıyorlar, yani böyle problemler oluyor. Aynı zamanda yine buralardaki yüksek kiralar ve düşük gelirler yüzünden bir evde mesela 3 veya 4 tane aile beraber oturuyor. O yüzden bir tanesine Covid teşhisi koyuyoruz ve diyoruz ki “başkalarından uzak durun, sosyal mesafenizi tutun!” ama tabii biliyoruz ki bunu asla yapamayacaklar. Bir tanesine teşhis koyduktan 3-4 gün sonra 5 tane daha insan geliyor aynı ev halkından. Bu aslında Amerika’daki değişik etnik gruplar içindeki sağlık değişiklikleri yani senelerdir olan şeyler ama Covid bunu bir kere daha yüzeye getirdi maalesef. 
SB:Peki bir müzik arası daha verelim isterseniz, ondan sonra son bölümde biraz da aşıları konuşalım. Bildiğim kadarıyla birkaç gün önce Amerika’da aşılama başladı, en azından bazı eyaletlerde. Bu kez Patti Smith’den bir parça dinleyeceğiz. Konuğumuz California’dan Santa Barbara’dan geldi Dr. Derin Allard’la görüşüyoruz. Bu arada Santa Barbara deyince orada ne üniversitesi var? Santa Clara, Santa Barbara’ya yakın mı bunlar?
DA: Evet Santa Barbara’da Univesity of California Santa Barbara üniversitesi var. 
SB: Peki Santa Clara’ya yakın mı?
DA: Yok değil, yani bize yakın değil.
SB: Neden bu iki yerde üniversite ile ilgilendim çünkü ben kısa süre önce menenjit B aşılarından bahsediyordum. Dünyada çocuk çağına uygulanırken Santa Clara ve Santa Barbara’da üniversite kampüslerindeki menenjit, küçük menenjit salgınları nedeniyle oradaki deneyimden çağrıştırdı. Böyle bir menenjit bağlantısı kurdum senin oturduğum yerle.
DA: Anladım.
SB: Biraz aşılardan Ayşegül aşılara değinelim istersen?
AT: Sosyal medyadan da takipteyim şu anda bizi, Prof.Dr. Şahika Yüksel dinliyor, Derin’in yaşlılara giden sağlık çalışanlarına haftada bir PCR yapılmasını çok önemsemiş. Hemen takipçilerine duyurmuş programımızla birlikte. İkinci olarak da programımızın eski konuğu Ceren Kumbasar diyor ki “Patty Smith’in şarkısı benim şarkımdı, benim şarkımı çaldığınız için teşekkür ederim.” 
SB:Ama bu “Because the night Covid” parçasını bütün sanatçılar söylemiş yani çok keyifli bir şarkı ve herkesin farklı yorumu var. Evet güzel bir parçaydı doğrusu!
AT: Covid-19 aşısı diye bir şey var galiba Amerika’da başladı! Nasıl gidiyor aşılama çalışmaları?
DA: Aşılama çalışmaları yeni başladı, geçen cuma günü Pfizer’ın aşısı için FDA’dan onay geldi. Pazar günü uçak dolusu aşılar ülkenin her tarafına yöneltildi. Galiba pazartesi günü New York’ta ve öyle büyük şehirlerde aşılama başladı. Aslında o büyük şehirlerde hekim olan bir sürü arkadaşım tabii sosyal medyaya fotoğraflar koymaya başladılar “sonunda aşı geldi!” diye. Bizim hastaneye de ilk önce dün vardı Pfizer’ın aşısı ve ilk önce enfeksiyon ve yoğun bakım doktorlarına verdiler. Ancak aslında önemli olan bir konu, şimdi bu Pfizer aşısının yan etkilerinin özellikle ikinci dozdan sonra daha şiddetli olduğu söyleniyor. En azından 3.faz güvenlik çalışmalarında o görülmüş. O yüzden herkese aynı anda vermek yerine dalga dalga veriyoruz. Çünkü tüm acil doktorlarına veya tüm acil çalışanlarına bir günde verilirse o zaman yani 23 gün sonra bir sürü insan işe gelemeyecek veya kendisini çok hasta hissedebilecek. Yani onu önlemek için dalga dalga veriyoruz. Biz asistanların bir bölümü aşıyı, ilk dozu yarın alacağız, ikinci dalga da pazar günü olacak ve ben büyük bir ihtimalle Pazar günü Pfizer aşısını alacağım. 
SB: Aşı karşıtlığıyla ilgili Fauci’nin bir konuşmasında gördüm, %45’lerde, 49’larda Amerika toplumunda “ben aşı olmam!” diyen, sağlık çalışanları arasında var mı “ben aşı yaptırmam!” diyen?
DA: Var. Maalesef!
SB: Ne oluyor onlar?
DA: Burada aşı olmayı, çalıştığın firma sana aşı yaptıramaz yani eğer sen izin vermezsen. O yüzden eğer aşı yaptırmak istemezlerse yine aynı tedbirleri almaya devam edecekler ve sanki aşı yokmuş gibi devam edeceğiz. Yani ben ve tüm asistanlar ve çoğu acil ve yoğun bakım doktorları kesinlikle aşı olmak istiyorlar. 
SB: Peki sadece Pfizer aşısı mı var devrede? Moderna’nın aşısı?
DA: Moderna’nın aşısı büyük bir ihtimalle yarın FDA onayı gelecek, FDA’ya, tam olarak FDA paneli değil de bir panel –şimdi isminin ne olduğunu tam hatırlayamıyorum- bugün toplanmış ve Moderna aşısının da güvenli olduğunu bildirmişler. O yüzden yarın veya en geç ertesi günü Moderna aşısı için de onay gelecek. 
SB: Ona da onay gelince belki bir süre sonra Astra Zeneca Oxford üniversitesinin aşısına da gelebilir Amerika’ya. Amerika’da başka Novacs’ın filan da olacak galiba?
DA: Evet.
SB: Şunu sormak istiyorum, bu kadar çok 4-5 çeşit aşıya onay geldiği zaman kime hangi aşı? Yani bu tamamen rastgele mi yoksa belirli birtakım stratejiler var mı böyle aşı çeşitliliği olduğu zaman?
DA: Evet, benim bildiğim kadarıyla belirli bir strateji şimdilik yayınlanmadı ama eminim CDC’de bu toplantılar şu anda gerçekleştiriliyordur. 
SB: Peki Ayşegül, var mı aşıyla ilgili sorun?
AT: Tabii çok ilginç bilgiler, aşı konusunun hangi derecelerde saklanabildiği hep spekülasyon konusuydu, çok düşük derecelerde uzun süreli tutulabildiği, 1 haftalık sürede daha makul derecelerde tutulabildiği ama stoklamasının hep sorun olacağıydı bu MRNA aşılarının. Bu konuda bir sorun yaşandı mı? Bir ön hazırlık yapıldı mı? Bununla ilgili hiç bilgin var mı? 
DA: Tabii, ben tek bilgim kendi hastanem ve kendi eyaletim maalesef ama yaklaşık 2 hafta önce Halk Sağlığı Bakanlığı’ndan bize bir mesaj gelmişti hastanemize, işte “büyük bir ihtimalle Pfizer aşısı 1 veya 2 hafta içinde onaylanacak, hazırlanın!” diye. O yüzden hastanede zaten bu dolapları vardı bu düşük dereceye inebilen, o yüzden bizim için pek büyük bir problem olduğunu zannetmiyorum ama birçok insanın söylediği şey, hastanelerde, büyük üniversitelerde, laboratuvarlarda, -70, -20 derecelere inebilen buzdolapları var ama mesela normal polikliniklerde yok. O yüzden büyük bir ihtimalle sağlık çalışanları aşılandığı zaman ve yaşlı evlerine gidip o insanlar da aşılandıktan sonra insanlar doktor ofislerinde veya polikliniklerde aşılanmak yerine aşı için hastanelere veya akademik merkezlere gelmek zorunda kalacaklar. Tabii daha küresel bir şekilde düşündüğümüz zaman da mesela bu -70’de tutulmak zorunda kalan aşıların 5 gün seyahat gerektiren bir Kenya kasabasına nasıl götürüleceğini tabii ki hayal edemiyoruz. 
SB: Evet bu bir sorun. Evet Ayşegül.
AT: Tabii şu anda Biontech aşısını konuşuyoruz, Moderna aşısını konuşuyoruz, biraz Türkiye’den uzak şu anda. Türkiye Sinovac aşısında şu anda en azından karar kılmış görünüyor. Ondan dolayı şimdilik dinleyici durumunda kalıyoruz. Benim aklıma bir soru daha geliyor, yoksul kesimden, fakir kesimden söz ettik, diyelim ki riskli gruplar bu aşıyı oldular, riski yüksek olmayan gruplar da tabii sırayla olacaklar. Bu aşı ücretli mi olacak sence yoksa ücretsiz mi olacak? Tahminin nedir? Çünkü küresel de bir durum var, hani normal bir şey değil.
DA: Amerika devletinin söylediklerine göre Amerika’da oturanlar için ücretsiz olacak ancak aslında onu ilk söyledikleri zaman “Amerika vatandaşları için ücretsiz olacak” demişlerdi ama sonradan işte “Amerika’da oturanlar için ücretsiz olacak” dediler. 
AT: Yani göçmenler için filan ücretli olabilir olarak anlıyorum?
DA: Belki ama tam olarak bilmiyorum.
AT: Ama yani ücretsiz olması konusunda genel bir iradenin olması da çok güzel bence. Çünkü aşılama çok önemli, bu bir aşı savunuculuğu durumu da yaratıyor diye düşünüyorum. Bu tabii halk sağlığı deyince aşılama konusundaki kampanyalar akla geliyor. Bu kampanyalar başladı mı? Amerika neler yapıyor aşı karşıtlığını kırıp kitleleri aşılamak için? Bunu merak ediyorum. Tabii her ülkenin deneyimi kendine ama yavaş yavaş bu deneyimler nasıl yapılıyor, nasıl kampanyalar neler düşünüyorsunuz siz? Ne bileyim, polikliniklerde ‘aşı olun!’ diye bir şeyler mi asacaksınız? Anlatacak mısınız? Hikayeleştirecek misiniz? Ne yapacaksınız?
DA: Maalesef Amerika’da aşı karşıtlığı hâlâ var ve uzun seneler de olacak diye düşünüyorum. Tabii senelerdir bunu grip aşılarıyla baş ediyoruz. Galiba verilere göre Amerika halkının sadece %40’ı veya 45’i her sene grip aşısı oluyor ki her sigorta şirketi burada grip aşısını ücretsiz veriyor hastalarına. Biz herhalde hikayeler anlatarak işte panolar asarak bu covid aşısını halka duyurmaya çalışacağız. Radyoda da eminim haberler çıkmaya başlayacak çünkü mesela radyolarda hep böyle işte elinizi yıkamayı unutmayın, maskenizi takmayı unutmayın gibi şeyler çıkmaya başladı birkaç ay önce. Eminim aşı için de benzer şeyler yapacağız ama California’nın toplum sağlığı bakanlığı aslında bu konuda çok iyi. Yani her ne kadar halk dinlemese de ellerinden geleni yapacaklarından eminim.
SB: Bu konuda tabii aşı karşıtı insanları aşıya ikna etmek, inandırmak konusunda tabii televizyonlar, radyolar, duyurular önemli ama en önemlisi hekimler ve senin de söylediğin gibi bir hikaye anlatmak, bir öykü anlatmak. Yani en büyük soru “doktor beyi bana öneriyorsunuz ama siz aşılandınız mı?” “evet ben de aşılandım” dediği zaman hekim hastayı ikna etmek ya da kişiyi aşılamak daha kolay olacak herhalde?
DA: Aynen öyle. Mesela biz grip aşısı olduğumuz zaman bize yakamıza takmak için bir şey veriyorlar, mesela ben her hastayı ikna etmeye çalıştığım zaman onları gösteririm “bak ben oldum, siz de olun!” diye. Yani bazen işe yarıyor bazen yaramıyor açıkcası ama elimizden geleni yapıyoruz.
SB: Aşılarla ilgili çünkü biraz da okul ve eğitim konusunda Amerika ne yapıyor onu öğrenmek istiyorum Covid döneminde ama bir soru, pratik bir soru, covid geçirdiği bilinen semptomatik ya da asemptomatik sağlık çalışanı ya da toplum bunlar aşılanıyor mu ya da bunlara ne deniyor? “Aşılanmayın!” mı deniyor?
DA: Daha belirli bir kural konulmadı, yani daha bilmiyoruz. 
SB: Galiba CDC bir 6 ay kadar “sizin aşılanmanıza gerek yok!” deyip en azından önceliği hiç temas etmemişlerle götürüp daha sonra aşılanma yolunu tercih edecek. CDC’nin bir yayını vardı böyle.
DA: Ben de öyle bir şey duymuştum, bize sağlık çalışanları için onu yapacaklar mı bilmiyorum ama galiba en azından benim hastanemde tüm sağlık çalışanlarına olsalar da olmasalar da verecekler. Tabii ondan sonra bu etik sorunları da ortaya çıkarıyor çünkü “o insanda zaten antikor varsa neden bir de üstüne aşı verelim bu ilk 6 ay içinde?” gibi sorular ama yanı bakalım hastane neye karar verecek?
SB: Hâlâ belli olmayan noktalar var. Ayşegül aşılarla ilgili başka öğreneceğimiz bir şey kaldı mı?
AT: Bir sorum var, aşı olduktan sonra belli bir süre sonra antikor testi yaptıracak mısınız? Böyle bir şey var mı?
DA: Yok, öyle bir plan yok. 
SB: Peki biraz da okullardan bahsedelim. Eğitim sistemi nasıl gidiyor? Yani Türkiye’de bu çok sorulan bir soru, Avrupa’nın farklı ülkeleri farklı yaklaşıyorlar, yani bazıları anaokullarını açıyor, daha büyük sınıfları kapıyor, o sınıfta bir tane Covid’li çıkınca okulu kapayan var, sınıfı kapayan var, hiç kapamayan var. Oldukça karışık ve birbiriyle hiç uymayan, örtüşmeyen yaklaşımlar var. Amerika’da belirli bir standart var mı ya da eyaletler içinde belirli bir standart var mı?
DA: Bizde de aslında pek birbiriyle uyuşmayan bir sistem var maalesef; eyaletten eyalete değişiyor, en azından California içinde değişik topluluklara oradaki yoğun bakım ünitesi, kapasitesi, son 14 gün içindeki yeni vaka sayılarına göre belirli bir renk koyuyorlar. Belirli bir renge geldiğin zaman tüm okulların sözde kapanması lazım ama işte bir de Amerika’da Türkiye’de de olduğu gibi özel okul ve devlet okulu farkları var. Bazen işte özel okullar yine de açık kalmak istiyorlar, yine protestolar filan oluyor. Yani konutluktan konutluğa, şehirden şehire ve eyaletten eyalete değişiyor. Benim duyduğum kadarıyla benim oturduğum kentte en azından şimdilik anaokulları ve ilkokullar açık, orta ve liseler kapalı ama yani bu her hafta değişen bir kural maalesef.
SB: Evet evet! Özellikle Fransa’yı ben daha yakından izleme olanağı bulmuştum, orada daha çok çalışan anne babaların çocuklarını okula göndermeleri gerekiyor diye çocuklar okula gidiyor. Tabii biliyoruz ki pediatrik olgularda daha hafif geçiyor, daha az görülüyor, onların alması örneğin oyuncaklarla çocukların kreşte ve anaokulunda bulaştırmaları pek mümkün değil galiba değil mi? Daha düşük olasılık.
DA: Evet.
SB: Evet Ayşegül son 5 dakika!
AT: Derin’e diyeceğim ki iyi zamanda mezun olmuşsun, bir de tabii bu eğitimin ayrıca tıp eğitimi var ki şu anda en çok tartışılan konulardan biri bu. Çünkü tıp eğitimi büyük oranda aksıyor, sadece tıp değil tabii ki, hemşirelik eğitimi de, diş hekimliği eğitimi de sadece Türkiye’de değil her yerde herhalde aksıyor. Amerika’da nasıl? Hiç tıp eğitimiyle ilgili bir bilgin oldu mu? Muhakkak arkadaşların vardır.
DA: Evet. 
AT: Nasıl gitti? Aksadı mı orası da? Bir de tabii şimdi şöyle bir soru da çıktı son olarak onu da sorayım; tıp eğitimini herkes alabilir durumdaydı ama şu anda kronik hastalıklı tıp öğrencileri inanılmaz dezavantajlı duruma düştüler.
DA: Tabii.
AT: Bu da bir sorun, nasıl çözülür gerçekten bilmiyorum ama bu da ciddi bir sorun çünkü onlara da eğitim fırsatı sunulması gerekiyor. Amerika’da tıp eğitimi konusunda durumlar nasıl?
DA: Evet, aşağı yukarı Mart’tan Ağustos’a kadar tıp eğitimi tamamen internete geçti. Mesela aslında bizim yeni asistanlar için bugün mülakatlar yapıyorduk, onların CV’lerine filan baktığım zaman mesela diyorlar ki işte “kadın doğumu internet üzerinden yaptım. Kitap okudum, biraz da hocayla Zoom üzerinden ders aldık, ondan sonra sınava girdik ve geçtik. İşte kadın doğumu geçtik” gibi şeyler oluyor maalesef. İşte Ağustos’tan, Eylül’den beri sanki biraz normale döndü gibi, en azından tıp fakültesi öğrencileri yine hastaneye dönmeye başladılar. Tabii onları covid vakalarından çok uzak tutuyoruz, sadece onları güvenli tutmak için değil yani yeterince maske, eldiven gibi şeylerin olması için, çünkü tıp eğitiminde sizin de bildiğiniz gibi bir odaya 10 kişi giriyor bazen, yani 10 tane maske, 10 tane eldiven harcamamak için onları uzak tutuyoruz. Ondan başka Eylül’den beri normale döndü diyebilirim. 
AT: Türkiye’de tele-tıp çok tartışılıyor, oradaki durum nedir?
DA: Evet biz de aslında Mart’ta ve Nisan’da bunlar ilk başladığı zaman polikliniğimizi tamamen kapattık, her şeyi tele-tıp olarak yapıyorduk. Yani bu aslında bizim için de yepyeni bir şey oldu. Yani yeterince güvenilir platformlar filan olmadığı için mesela Zoom üzerinden tele-tıp yaptım ben birçok hastaya. O hâlâ devam ediyor, kronik hastalığı olan insanlara hâlâ teletıpla tedavi etmeye çalışıyoruz. Tabii ki bazı şeyler için insana dokunmak, kalbini dinlemek, akciğerlerini dinlemek gerek. Yani zor bir durum çünkü insanları korumak için polikliniklerden uzak tutmaya çalışıyoruz ama aynı zamanda da uzaktan tele-tıp’la yeterince derin bir muayene edip yani yeterince iyi bir tedavi verebileceğimizi düşünmüyorum ben. 
AT: Aynı kaygılar.
SB: Tabii çok benziyoruz, küçük Amerika!
SB: Bütün bu süreçte senin söylemek istediğin başka bir şey var mı? Geleceği nasıl görüyor Amerika bu pandeminin? Yani bu aşılar geldi, işte 2-3 ay içinde kitlesel aşılamalarda oran yükselecek ve “bu iş bu sene biter mi?” diyorlar yoksa bu kadar çok aşı karşıtlığı, aşının her zaman koruyup korumayacağı, bu etkinlik sonuçları %95’lerde ama ‘real world’ datalarında bu düşecektir tabii ki %70’lere.
DA: Tabii.
SB: Bütün bunlar göz önünde alındığında kolay kolay kurtulacak mıyız? Bu süreç bitecek mi 2021’de yoksa daha bir süre bekleyecek miyiz?
DA: Herkesin merak ettiği soru tabii ki o. Dr. Fauci’yle yine bir söyleşi dinliyordum geçen gün “gelecek sene Noel zamanlarında belki maskemizi çıkartabiliriz” diyordu. 
SB: Evet.
DA: Açıkçası bilmiyorum, yeterince deneyimim yok, yeterince bilmiyorum yani ne olacağını bilmiyorum ama benim tek düşüncem yani aşı olmadan bu pek geçmeyecek. Astra Zeneca’yı konuştuk, işte Novacs’ı konuştuk, Çin aşılarını konuştuk, Rus aşılarını konuştuk, ne olursa olsun yani elimizde olan aşılarla bunu belki yeneceğiz demeyeceğim ama biraz daha normale doğru gidebileceğiz diye düşünüyorum. 
SB: Herhangi bir aşıyı yaparak bunu yeneceğiz, eğer bir gün Türkiye’de hekimlik yaparsan sağlık bakanlığı sana öncelik tanıyacaktır çünkü onların istediği mesajı vermiş oldun! Çok çok teşekkürler, uzaklardan katıldın, bizi kırmadın gecenin bu saatinde ayakta kaldın, tekrar tekrar teşekkürler. Sana başarılar.
DA: Çok teşekkürler.
SB: Kendine dikkat et, belki ileride farklı bir sağlık konusunda tekrar bizim konuğumuz olursan irtibatı kaybetmeyelim, çok seviniriz. 
DA: Tabii ki, ben de çok mutlu olurum. 
AT: Çok teşekkürler.
DA: Çok teşekkürler.
SB: Peki son parça Sophie Hunger’dan gelecek. Aslında Noir Désir grubunun bir parçası. Hoşça kalın ve iyi hafta sonları!
DA: Teşekkür ederim.
AT: Güzel bir hafta sonu dilerim!
SB: Sağ olun!

14:00 – 14:30 İklim Acil / Dünya Acil Durum ilan ediyor / Can Tonbil

iklim-acil-20201218

Twitter.com/CanTonbil

Gençler sokağa çıkıyor, yurttaşlar haklarını talep ediyor. İklim Acil, iklim aktivistleri ile beraber yeryüzündeki iklim mücadelesine panoramik bir bakış atıyor.

***

İklim Acil programında bu hafta, Türkiye’nin ve dünyanın iklim krizi etrafında şekillenen gündemini anlatmaya devam ediyoruz.

14:30 – 15:30 Wanderer / Can Denizci / (Richard Wagner özel programı)

Doğumunun 200. yılında Richard Wagner özel programı. 19. yüzyıl operasının en önde gelen iki isminden biri olan ve müziğin üst dilinin üstadı sayılan Wagner’in hayatı ve eserleri Wanderer’de

15:30 – 16:30 Sinefil / Melis Behlil ve Yeşim Burul Seven / Sinemasever muhabbetleri

sinefil-20201218

Sinefil kayıt arşivi

16:30 – 17:00 Kavanozdaki Yıldız (Yeni program) / Hazırlayanlar: İsmail Başöz, Haluk Levent ve Mustafa Yılmazer

kavanozdaki-yildiz-20201218

Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin toplumsal ve ekonomik etkilerini  kapsamlı biçimde ele almaya gayret eden bir program.

Evrim Ağacı / Spotify

evrimagaci.org/podcast

facebook.com/treeofevolution

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu ArgınSanat DeliormanAsena Akan, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

gezegenin-gelecegi-20201204

Twitter.com/CeyhanUsanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegenin-gelecegi-20201218

GEZEGENİN GELECEĞİ: YA O YA O!

“Olağanüstü bir zamanda bir araya geliyoruz. İnsanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş, hem felaketlere gebe, hem de daha iyi bir geleceğe dair umutların ışığını taşıyan bir anda.
… Çevre felaketi, nükleer savaş ve pandemi sınır tanımıyor. Fark etmesi daha zor olsa da, bu durum, dünyayı gözetleyip Kıyamet Günü Saati’nin ibrelerini gece yarısına doğru ilerleten şeytanların üçüncüsü için de geçerli: demokrasinin gerilemesi. …Bu, birçok karmaşık boyuta ve ilişkilere sahip olan bir çeşit küresel sınıf mücadelesi. … İnsan deneyinin kaderinin bu mücadelenin sonucuna bağlı olduğunu söylersek hiç de abartmış olmayız.”
(Noam Chomsky)
facebook.com/uygar.ozesmi.page
Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Istranca Ormanları’nda taş ocağı için 144​ bin 871 ağaç kesilecek

Trakya’nın Karadeniz kıyılarında meşe ve çam ağaçlarıyla kaplı Istranca Ormanları’nda taş ocağı için 144​.​871 ağacın kesileceğinin ortaya çıkması üzerine bir kampanya başlatıldı.

Trakya’nın Karadeniz kıyılarında meşe ve çam ağaçlarıyla kaplı Istranca Ormanları’nda taş ocağı için 144​.​871 ağacın kesileceğinin ortaya çıkması üzerine bir kampanya başlatıldı. Umut İbrahim Kurtulmuş’ın başlattığı ve Change.org/istrancaormanlari adresinde yer alan kampanyaya kısa sürede 10 binin üzerinde kişi imza attı. Umut Kurtulmuş, kampanya metinde “Hem bir doğa harikası, hem de Trakya’nın su kaynağı olan Istranca Ormanları’nda, taş ocağı kapasitesi artırımı için 144 bin 871 ağaç kesilecek. Bu bilgi, taş ocağının Çevresel Etki Değerlendirmesi raporunda yer alıyor. Türkiye’nin yeşil alanlarından eksilecek 144.871 can daha. Hem de kuraklığın hızla hayatımızı etkilediği bu günlerde. Ağaçların kesilmesini istemiyorsanız, lütfen kampanyayı imzalayın. Istrancalar kaybedilirse Trakya bölgesi’nde doğal alan azalacak, ayrıca bahsi geçen kesim yapılırsa kuraklık hız göstererek ilerlemeye devam edecek ve o bölgede bulunan ekosistem çok ciddi anlamda zarar görecek. Ağaç türleri, bitki çeşitliliği, doğal ortam bakımından zenginliğiyle bilinen Istrancalar’ın kaybedilmemesi için” diyor Change.org/istrancaormanlari adresinde süren kampanyasında.
Asfalt yola karşı kampanya
Muğla’nın Fethiye İlçesi Faralya Köyü’nün Kabak koyuna yapılacak yeni asfalt yol projesine karşı başlatılan kampanya başarıyla sonuçlandı. Change.org/kabakyolu adresindeki kampanyaya 100 binin üzerinde kişi imza atmıştı. Kampanyada, yeni yol projesinin doğayı ve tarihi Likya yolunu tahrip edeceği, Caretta caretta’lara zarar vereceği söyleniyor ve bu nedenle bu yola karşı mücadele ediliyordu. Kampanyayı başlatan Feyza Soylu, güzel haberi imza atanlara şu cümlelerle duyurdu: “114 bin 317 kişi destek oldu, imzalar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Fethiye Müdürlüğü’ne teslim edildi. Konu komisyonda görüşüldü ve çalışmalarına başlanan yeni Kabak yolunun asfalt ve parke yapılmamasına ayrıca otoparkın kaldırılmasına karar verildi. Emeği geçen ve değişime inanıp imza veren her birinize ayrı ayrı teşekkürler.”
Bir kampanya da Düzce’den
Semanur Erdem Düzce’ye yapılacak 1. Organize Sanayi Bölgesi projesine karşı bir kampanya başlattı. Change.org/Duzce adresinde yer alan kampanyada, planlanan Organize Sanayi Bölgesi’nin hava kirliliğini artıracağından, tarım alanlarını yok edeceğinden ve yerleşim yerlerine yakınlığından söz ediliyor. Semanur Erdem “Düzce, 2020 yılında Türkiye’nin en kirli havasına sahip il olarak seçildi. Buna rağmen 1 organize sanayi bölgesi çalışmaları hız kesmeden devam ediyor. Üstelik bu proje yerleşim yerine 500 metre mesafede ve 1. derece tarım alanları üzerine planlanmış bulunmakta. Sesimizi duyurabilir ve bu projeyi durdurabilirsek en verimli tarım alanlarımızda yine organik ürünler üretmeye devam edeceğiz. Havamız, tarım alanlarımız, yeşilimiz, toprağımız elimizden alınmasın!” diyor Change.org/Duzce adresinde.
Cam şişeler depozitolu olsun
Ülker Paro, cam şişelerin geçmiş yıllarda olduğu gibi depozitolu olması için bir kampanya başlattı. Change.org/DepozitoluCam adresindeki kampanyada Ülker Paro: “Çocuklarımızın ve dünyamızın geleceği için günlük süt, meyve suyu, soda şişeleri gibi camdan üretilmiş ambalajların geçmiş yıllarda olduğu gibi depozitolu olması gerektiğini düşünüyorum. Böylece alacağımız ürünlerde ambalaja  üretim için tekrar maliyet binmeyeceği için fiyatları da düşecek. Dönüşüme attığımız cam ambalajlar tekrar kullanılabilir, dönüşüme atılan cam ambalajları tekrar kullanıma kazandırmak için yapılan işlemler hem maliyetli, hem de tekrar dönüştürülürken çevreye zarar veriyor. Ayrıca doğada atık olarak bulunan cam parçacıkları orman yangınlarına neden oluyor. Zararları önlemek elimizde, lütfen bu konunun üstünde duralım. Ülke ekonomisine katkıda bulunalım, dünyamızı koruyalım. Tüm saydığım nedenlerle cam ambalajların depozitolu olmasını talep ediyorum” diyor Change.org/DepozitoluCam adresinde. 
Halk, yat limanına karşı
Fethiye Ekolojik Yaşam Derneği, Fethiye Körfezi’ne yapılması planlanan yat limanı projesine karşı imza kampanyası başlattı. Proje, 174 bin m² alana, 300 yat  kapasiteli bir yat limanı projesi. Change.org/FethiyeKorfezineDokunma adresindeki kampanyada, projenin körfezin turizminin taşıma kapasitesini hiçe saydığı söyleniyor. Kampanyada verilen diğer bilgilere göre, Fethiye Körfezi için Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu gerekli değil kararı verildi. Proje dosyasında belirtildiğine göre; yaklaşık 440 adet kazık çakılarak iskeleler inşaa edilecek. Toplamda 45 bin m² alan kazıklı ve yüzer iskeleler, dalga kıranlar, kara tarafında ise, marina servis ve hizmet yapıları, kafe ve restoranlar ile doldurulacak. Kampanya Change.org/FethiyeKorfezineDokunma adresinde 

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna, Ömer Şahin, Selahattin Çolak, Feryal Kabil / Her gün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Twitter.com/İlksenMavituna

Twitter.com/FeryalKabil

#AçıkDergi – Alternatif Kent Rehberi.
Galataperform’un (@galataperform) yeni oyun yazarları keşfetmeyi ve çağdaş oyun yazımına alan açmayı hedefleyen Yeni Metin Projesi 9 bu hafta başladı. Hafta sonu boyunca, oyun okumaları ve atölyeler olacak.
İstanbul Modern Sinema’nın (@modernsinema) Biz de Varız!” seçkisi kapsamında yarı Zeynep Dadak’ın “Ah Gözel İstanbul” belgeseli ücretsiz vizyona giriyor. “Katmanlı anlatısı ve görsel diliyle İstanbul üzerine yapılmış en ilginç filmlerden biri”.
Eda Sütunç ve Seçil Epik, SANATORIUM’daki (@sanatoriumarea) ”Gelecek Tezgahları” sergi kapsamında yarın çevrimiçi mecrada, Sütunç’un ataerkil motiflerdeki ikili anlatımları kıran işlerini, geleceğe dair akışkan ihtimalleri ve spekülatif mitleri tartışıyor.

Hafta boyunca Ben Bugün Bişey Öğrendim Yayına Hazırlayanlar: Doruk Yurdesin, Ozan Sezgin ve Rauf Kösemen

facebook.com/benbugunbiseyogrendim

Açık Dergi Cuma Ceyhan Usanmaz’la Bu Köşe Kitap Köşesi

kitap-kosesi-20201218

***

“Yayıncılığın cevheri, editörlüktedir”

Kitap seçimi sürecinden başlayarak kitap editörlerinin yazarla, okurla, piyasayla ve elbette metinle olan ilişkilerini tek tek irdeleyen yazılar yer alıyor. Üstelik, yayıncılığın farklı alanlarından… Süper editörlere duyurulur!

Son zamanlarda çeşitli atölyelere veya üniversitelerin sunduğu sertifika programlarına rastlıyoruz ama yine de editörlüğün “geleneksel” bir eğitimi, okulu yok. Peki bu durumda ehil editörlük nereden, nasıl çıkar? “Editörlük, fiilen, yarım kalmış/rota değiştirmiş akademik ilgiler ile bibliyofil bir otodidaktizm arasında salınan bir uğraş.” Tanıl Bora, 2004 yılında Virgül dergisinde üç bölüm halinde yayımlanan “Editör Kimdir, Eserleri Nelerdir?” başlıklı yazısında böyle diyordu. “Kendi kendini eğitmek/yetiştirmek”le… Bu cevapla kol kola ilerleyen bir yöntem daha var: “Yayın dünyasıyla ilgili işler, özellikle de editoryal görevler konusunda verilen eğitim, fiilen klasik usta-çırak ilişkisine dayanıyor; buna göre, alana yeni katılan kişiler deneyimli profesyonellerin yardımcısı olarak çalışmak suretiyle işin inceliklerini öğreniyor.” Peter Ginna da, usta-çırak ilişkisini ön plana çıkarıyor, çünkü ABD’deki yayınevlerinin de hemen hiçbirinde, çalışanlara yönelik resmi bir mesleki eğitim programı mevcut değil. 
Dolayısıyla, ABD’deki yayıncılık dünyasıyla Türkiye’deki yayıncılık dünyasının benzeştiğini söyleyebiliriz. Ama, bazı yönlerden… Çünkü Türkiye’de yayıncılık halen bir “sektör” iken, Amerika’da bu işin “kitap endüstrisi” olarak anılması bile başlı başına önemli bir farka işaret ediyor. Belki Türkiye’de olduğu gibi ABD’de de aynı kategoride yer alan iki yayınevinin bile prosedürleri birbiriyle farklılık gösterebiliyor ama yurt dışında editörlük –seçici editör, üretim editörü, metin geliştirme editörü, yönetici editör gibi– alt kollara ayrılmışken, Türkiye’de bu tür belirgin bir ayrışmadan bahsedemiyoruz. Türkiye’de kitap seçen de, eserin haklarının satın alım sürecini yürüten, metni geliştiren ya da çeviriyi orijinal metinle karşılaştırarak yayıma hazırlayan da çoğu zaman aynı kişi olabiliyor. Bir çeşit “süper editör”den bahsediyoruz aslında!  
Peki, bu işin bir okulu yoksa ve insanların kendi kendilerini yetiştirmeleri bekleniyorsa, neden bir taraftan da önemli bir kaynak eksikliği söz konusu? Bu konuda ise, ABD ile benzeşip benzeşmediğimize tam olarak karar vermek kolay değil! Emektar editör Gerald Gross’un derlediği, sektörün önemli mensuplarının yaptıkları işi farklı açılardan ele aldıkları Editors on Editing (Editörler Editörlüğü Anlatıyor) isimli çalışmanın ABD’deki ilk baskısı 1962’de yapılmış ve piyasada halen bulunabilen kusursuz bir kaynak olarak nitelendiriliyor. Ama hemen şu bilgiyi de eklemek gerek: “Kitabın son kez güncellendiği 1993’te henüz Amazon yoktu, çok az sayıda Amerikalı internetle tanışmıştı ve yayıncılık alanındaki en son teknoloji CD-ROM’du.” İşte elimizdeki Editör Ne İş Yapar? Amazon’un, internetten indirilen e-kitapların ve sosyal medyanın var olduğu bir çağ için Editors on Editing‘in o zamanlar üstlendiği görevi yerine getirmek amacıyla ortaya çıkmış bir derleme. Arada Gerald Gross’u atlamış olduk belki ama en azından Peter Ginna’nın derlediği Editör Ne İş Yapar‘ı, orijinalinin ilk basımından yaklaşık üç yıl sonra Türkçede de okuma imkânı bulduk. 
Sanat, Zanaat ve Ticaret Üçgeninde Kitap Editörlüğüaltbaşlığının da vaat ettiği gibi, Editör Ne İş Yapar?, kitap editörlüğünün türlü yönlerini ortaya koymak üzere yayıncılık sektöründe halihazırda çalışan deneyimli isimler tarafından kaleme alınmış makalelerin bir araya getirildiği bir çalışma. Bu anlamda da bir editörlük örneği olduğu söylenebilir pekâlâ. Kitap seçimi sürecinden başlayarak kitap editörlerinin yazarla, okurla, piyasayla ve elbette metinle olan ilişkilerini tek tek irdeleyen yazılar yer alıyor. Üstelik, yayıncılığın farklı alanlarından… Süper editörlere duyurulur!
Tanıl Bora’nın yazısına dönerek bitirirsek; o zamanlar, henüz bir iki yıldır Virgül‘de çalışan bir editör adayı olarak özellikle şu cümlelerden etkilendiğimi hatırlıyorum (“kandığımı” da diyebiliriz belki!): “İyi yayıncılık, veya isterseniz bir manada başarılı yayıncılık, iyi editörlük faaliyetini içermek zorunda. Firma olarak yayıncı, işletmeciliğin arsız diliyle konuşacaksak, ‘iyi editörlük hizmeti’ satın almadığı takdirde, başarılı olamaz. Safiyetle söyleyeceğim: Yayıncılığın cevheri, editörlüktedir.”

EDİTÖR NE İŞ YAPAR?
haz. Peter Ginna
çev. Berna Akkıyal
DeliDolu, 2020, 324 s.

Açık Dergi Cuma Mazruf (Açık Dergi’de yeni köşe) (15 Günde 1) / Hazırlayan: Murat ‘mrt’ Seçkin ve Audioban Hatice Arıcı

Bu yayın döneminde Mazruf, yayın süresini yarım saatten bir saate çıkarıyor. Çağdaş müzik sahnesinin bir yansıması olan programda bu dönem, COVID-19 gündemiyle büyük bir krizin içine çekilen müzik dünyasının güncel sorunlarını yakın takibe alıyoruz.

facebook.com/mazrufacikradyo

***

#Mazruf – Güncel Sahneden Sesler
Murat ‘Mrt’ Seçkin’le (@kargart) bu akşam, Değer Deniz anısına özel kayıtlar ve gelirleri Mor Çatı’ya (@morcativakfi) aktarılacak iki derleme albümünden parçalar dinliyoruz.

20:00 – 21:00 Koyu Mavi / Gülçin Orgun / Türler arası

koyu-mavi-2020.12.18

koyumavi.org/

Twitter.com/KoyuMavi

***

Beethoven 250 yaşında!
Eserlerinden esinlenenler,
Ekseption / The 5th
Dr. Viossy / Moonlight Sonata
Marcus Miller / Moonlight Sonata
Nana Mouskouri / Claire de Lune
The Beatles / Because
Trans Siberian Orchestra / What Is Eternal?
Miguel Rios / Himno a la Alegria
Dario Moreno / Tout L’amour
Billy Joel / This Night
Johhny Holiday / Poème sur la 7ème
Aretha Franklin / Somewhere
The Walter Murphy Band / A Fifth of Beethoven
bu akşam
saat 20-21 arasında
Koyu Mavi’de.

21:00 – 22:00  Aşağı Mahalle / Ümit Baykara / New York Downtown Cazve ötesi…

twitter.com/asagimahalle

***

Günümüzün en yetenekli müzisyenlerinden üçünü bir araya getiren yepyeni bir proje: Trio Grande

22:00 – 23:00 Mint / Efkan Kula ve Mert Emcan / Gıcır cızır plâklar

mixcloud.com/mertemcan/

Alternatif rock’ın geçmiş ve günümüz klasiklerinin çalınacağı “Mint”te Stüdyo İmge yazarları; Efkan Kula ve Mert Emcan plak koleksiyonlarının en değerli single’larını hikayeleriyle birlikte çalıyor.

Twitter.com/Mint

23:00 – 24:00 13 Melek / Yiğit Atılgan / Zamanın ruhundan bağımsız sesler

13melek-acikradyo420

Zamanın ruhundan bağımsız seslere kulak verdiğimiz 13 Melek bu yayın döneminde Cuma günleri 23.00’te.

24:00 – 01:00 Blackout / Gürkan Vayis, Ümit Şenol / Kirli ve aksak ritimler ile Siyah müzikler

Yeni yayın döneminde Overphonic ve Blackout programları birleşip yollarına, Overphonic’in saatinde Blackout adı altında devam ediyor.

overphonic.blogspot.com/

mixcloud.com/overphonic/

blackout949.blogspot.com/

soundcloud.com/blackout949