You are currently browsing the category archive for the ‘Uncategorized’ category.

Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi Programları ve PodcastArşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo resmi instagram sayfası

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Twitter Açık Radyo Programları ve Programcıları Listesi için TKLYNZ

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi: 2 Kasım 2020 – 2 Mayıs 2021 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık 

————————————————————————————

09:00 – 10:00 Gezgin’in Şarkısı / Rönesans’tan Barok Dönem’e yaratıcı dehanın keşfi / İlknur Akman Erk

Rönesans’tan Barok Dönem’e uzanan uzun, çok yaratıcı ve verimli bir çağın bestecilerini, eserleriyle birlikte tanıtmayı amaçlayan bir program bu dönem Açık Radyo’da yayında.

gezgininsarkisi@gmail.com

facebook.com/gezgininsarkisi/

10:00 – 10:30 Bir Dolap Kitap / Banu Aksoy ve Yıldıray Karakıya / Her yaş için çocuk kitabı

birdolapkitap.com/
birdolapkitap.com/radyo-arsivi/
podcast.app/bir-dolap-kitap
Twitter.com/BirDolapKitap

10:30 – 11:00 Botanitopya (Yeni program) / Sesli Doğa Tarihi Müzesi / Hazırlayan: Benan Kapucu

zz5
Bitkiler âleminin tuhaf ve muhteşem dünyasını belgeleyen botanik sanatına dair her şeyin konuşulacağı bir program.
Botanitopya kayıt arşivi
botanitopya twitter
Botanitopya Spotify Kanalı
botanitopya instagram
botanitopya@gmail.com

11:00 – 12:00 Mekânlar ve Çağlar İçinde Ses / İştar Gözaydın / İskender Savaşır

facebook.com/istar.gozaydin

Twitter.com/İştarGözaydın

12:00 – 13:00 Dünyayı Dinliyorum / Zekeriya Şen / Bir dünya müziği programı (Radio MultiCult 2.0 ile ortak yayın)

tikabasamuzik.com/Katagorileri/dunyayi-dinliyorum
mixcloud.com/dunyayidinliyorum/
twitter.com/zekeriya.şen
soundcloudcom/tıkabasamuzik

13:00 – 14:00 Ma’nın Tınısı / Hakan Ünseven / Anadolu müziğinin çağdaş yorumları

archive.org/details/@alabanda

14:00 – 15:00 Dilden Dile Titreşimler / Emre Dağtaşoğlu / Türk halk müziği

dildendiletitreimler.blogspot.com/

15:00 – 16:00 Musıkî Arşivi / Bülent Aksoy / Musıkî icrasının geçmişine ayrıntılı bir bakış

16:00 – 17:00 Semt-i Nihavend / Klasik Türk musikisine dair / Fikret Karakaya

Usta müzisyen Fikret Karakaya Semt-i Nihavend programında bu yayın dönemi;  bazen bir makamı, bir sazı, bir bestekârı, bir icracıyı tanıtıp kayıtlarını dinletiyor. Bazen de konuklarla Türk Musıkisi üzerine söyleşiyor.

17:00 – 18:00 Modernin Sesi / Aykut Köksal / Dört yüzyıllık müzik serüvenine derkenar18:00 – 19:00 Öbür Dünya / Ahmet UluğAçık Radyo’nun 25 yıllık kült programı Öbür Dünya geri dönüyor. Ritm ve armoni ekseninde farklı türlerde bir yolculuğa çıkıyoruz

19:00 – 20:00 Loustroi / Görkem Saoulis, Yannis Saoulis ve Metin Belgin / Ege’den sesleniş

Çok özel, hatta bazen sadece bu program için özel olarak kaydedilen parçalarla, bizi Ege’den dünyanın çok uzak noktalarına doğru müzikli bir yolculuğa çıkaran Loustroi bu yayın döneminde pazar akşamları 19.00’da.

20:00 – 21:00 The Big Easy / Aylin ve Varol Ünel / New Orleans kültürü ve müziği

New Orleans müziğinin ve kültürünün işlendiği The Big Easy bu yayın döneminde saat 20’de.

Twitter.com/BigEasy

21:00 – 22:00 İstanbul’dan Gelen Telefon / Pazar gecesi biterken dinlemek isteyeceğiniz, her telden güzel şarkılar. Bazen de müzik arkeolojisi. / Altuğ Güzeldere, Mahir Ilgaz, ve Güven Güzeldere. Bu yayın döneminde Hakan Gürvit ve zaman zaman Ömer Madra’nın katkılarıyla…

İstanbul’dan Gelen Telefon bu yayın döneminde ekiplerine Hakan Gürvit ve zaman zaman Ömer Madra’yı dahil edip efsanevi müzisyen, şarkıcı, besteci ve ozan ‘Pete Seeger’a odaklanıyor. Amerikan halk müziğinin öncü isimlerinden Seeger’ın yurttaş hakları, barış ve çevre hakları peşinde 70 yılı aşkın süre geçirdiği müzik ve aktivizm serüvenine ve bıraktığı kültürel mirasa bir bakış denemesi Açık Radyo’da.

Twitter.com/İstanbul’danGelenTelefon

22:00 – 23:00 Sarhoş Atlar Zamanı / Akif Burak Atlar / Konu parantezinde rock

sarhosatlarzamani.tumblr.com/

mixcloud.com/SarhosAtlarZamani/

Twitter.com/AkifBurakAtlar

hearthis.at/sarhosarlarzamani/

Sarhoş Atlar Zamanı Spotify Kanalı

23:00 – 24:00 Jirayr’ın Walkman’i / Bilindik Ermeni müziğinin öbür türlüsü / Saro Usta ve Vartan Estukyan

Bildiğimiz Ermeni müziğinin dışında kalan Ermeni müzisyenlere, müziklere yeni üretimlere yer verilen bir program.

24:00 – 01:00 Audiocity / Türler arası / Bahadır Dilbaz

Yıllardır sürdürdüğü Kılavuz programını bitiren Bahadır Dilbaz, bu yayın döneminde 25 yıllık Dj’lik serüveninde eleğin üzerinde kalan müzikleri Audiocity’ye taşıyor.

Twitter.com/BahadırDilbaz

01:00 – 02:00 Münakaşa / Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali / Erkan Ömür

“Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali” şiarıyla yola çıkan programda downtempo elektronik müzik, etnik elektronik, elektronika, minimal, breakbeat örnekleri dinleyiciyle buluşuyor.
Twitter.com/ErkanÖmür

Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 51. Yayın Dönemi Programları ve PodcastArşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo resmi instagram sayfası

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Twitter Açık Radyo Programları ve Programcıları Listesi için TKLYNZ

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi: 2 Kasım 2020 – 2 Mayıs 2021akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık 

————————————————————————————

09:00 – 10:30 Radyo Agos / Haftalık Agos gazetesinin penceresinden Türkiye ve Dünya gündemi. Agos’un mutfağından haberler, söyleşiler, olaylar

zz3
Radyo Agos kayıt arşivi
Twitter.com/YetvartDanzikyan
Radyo Agos Spotify Kanalı
Facebook.com/Agos

***

*İlk bölümde Pakrat Estukyan ile Ermeni toplumunun ve Türkiye’nin gündemini konuşacağız. bıraktığımız yılı konuşacağız.
*Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinden Can Candan, öğretim üyeleri ve öğrencilerin rektör atamasına karşı yürüttüğü direnişi ve son gelişmeleri değerlendirecek.
*Getronagan Lisesi’nin sevilen öğretmenlerinden Yavuz Kılıçer’in kaybını, yakın dostlarından Minas Oflaz ile konuşacağız.

10:30 – 12:00 Şansonlar (Yeni program) / Fransızca şarkılar dünyasında bir devr-i âlem / Hazırlayan: Cengiz Işılay

12079 listebaşı olmuş şarkıyı radyoya taşıyan Cengiz Işılay bu yayın döneminde Fransız Şansonlarına ve Fransız popüler müziğinin seçme örneklerine el atıyor.

12:00 – 13:00 Dünya Dönüyor / Naim Dilmener / ’Türkçe Pop’un 50 yılı

diskotek.info/(Naim abinin “Bu sitede milyon hazine var” diyerek önerdiği site)

facebook.com/naimdilmener

Twitter.com/NaimDilmener

***

zz18
Başlangıcından günümüze pop tarihi…
Bak Bir Varmış Bir Yokmuş ile başlayıp, bugüne kadar gelmiş altmış yıllık bir hikaye.
Sırayla; hikayeler, seçilmiş şarkılar eşliğinde
Naim Dilmener’le (@renemliD#DünyaDönüyor az sonra (12.00 – 13.00)

13:00 – 14:00 Açık Deniz / Beysun Gökçin / Üç tarafı denizlerle çevrili bir radyo programı

acik-deniz-20210109

Açık Deniz kayıt arşivi

acikdenizsingle

facebook.com/beysun.gokcin

instagram.com/beysungokcin/

14:00 – 15:00 El Fueye / Tangonun büyülü kutusu / Ortaç Aydınoğlu (15 günde 1)

Tangonun büyülü kutusu bu yayın döneminde 15 günde bir Cumartesi günleri saat 14:00’de.

Twitter.com/ElFueye

15:00 16:00 Sadânüvîs (Yeniden program) / Hazırlayan: Cemal Ünlü

Açık Radyo’nun efsane programlarından Sadanüvis geri dönüyor. Fonograf, gramofon ve taş plak kayıtları Cemal Ünlü’nün anlatımıyla Cumartesi günleri saat 15.00’de Açık Radyo’da

facebook.com/cemal.unlu2

***

23 OCAK CUMARTESİ AÇIK RADYO’DA SAAT 15.00 DİNLEYECEĞİNİZ SADANÜVİS’TEN SEÇMELER:
GÜNDEN GÜNE RUHUM DAHA YORGUN_HİCAZ_BİLMEM-BÎMEN ŞEN ,,, tabakhane manisi, (amanesi) yanko stamatianos (Samatyalı)…. Zannetme ki güldür ne de lâle-Mâhûr M.N.Selçuk-A.Hâşim Bey-Münir Nûreddin,,,, CEMÂLİN BENZİYOR AY’A, KARA KAŞLARIN YAY’A(HİCÂZ-UDÎ SERKİS EF)-HAFIZ AHMET… SENSİZ YAŞAMAM GÜZEL KIZ _SEYYAN … Mahmûr bakışı âşıka bin lûtfa bedeldir-K.Hicazkâr- Nâmık Kemâl-Afife Ediboğlu…. Aman sâkî lûtfuna âmâdeyim-Mâhûr Şarkı-Lem’î Atlı-Ahmet Çağan… GÜNDEN GÜNE RUHUM DAHA YORGUN_HİCAZ_BİLMEM-BÎMEN ŞEN… victoria hanim-felek bana neler etti, saba kanto… SMYRNİKO MANES MAZİORE(MAGGİORE)-LEFTERİS MENEMENLİS,….

16:00 – 17:00 Dünyanın En Güzel Müzikleri (Yayın saatinde ve sıklığında değişiklik) / Reha Uz’a göre / Hazırlayan: Reha Uz

60 yılı aşkın bir müzik dinleme serüveninde Reha Uz’a göre Dünyanın En Güzel Müzikleri bu yayın dönemi hem Cumartesi hem de Pazar günleri saat 16.00’da.

17:00 – 18:00 Music of the World İstanbul / Refika Kadıoğlu ve Kutay Derin Kuğay / Tokyo’dan Barcelona’ya müzik ve ötesi

facebook/Kutay Derin Kuğay

***

Yarın, Cumartesi günü saat 5 ‘ da Dünya İstanbul Müziği ‘ nde Acik Radyo 90.5 FM Afgan sesi Mahwash ‘ ın büyük dame dame ‘ ı Accords Croises ‘ ten iki albümünden seçmeler ve bir derlemeden seçmelerle sunuyor.
Ustad Farida Mahwash, ′′ Afganistan ‘ ın Sesi ′′ ve Orta Asya bölgesindeki en sevilen şarkıcılardan biridir. İnce süsleme komutasıyla güçlü, parlak sesi, performanslar ve plaklar aracılığıyla ülkesinin zengin müzikal mirasını paylaşırken, dünya çapında seyircileri göz kamaştırdı.
Farida muhafazakar Afgan bir ailede doğdu. Annesi güzel bir sesle okuyan bir Kur ‘ an hocasıydı, din de kız terbiyesinde büyük boy sergiledi. Uzun yıllar boyunca Farida ‘ nın müziğe olan ilgisi kadın şarkıcılar ve müzisyenler hor görülürken bastırıldı. Farida çalışmalarını tamamlarken, Kabil Radyo İstasyonu ‘ nda destek ve sığınak buldu. İstasyonun yöneticisi Üstad Hafız Ullah Khayal, olağanüstü yeteneğini tanıdı ve cesurca kariyer olarak şarkı söylemeye cesaretlendirdi. Farida ‘ya sahne ismini veren Ustad Khayal’ dı, Mahwash, yani ′′ ay gibi ′′ anlamına geliyordu.
Mahwash, ardından Ustad Muhammed Hashim Chishti ‘ nin eğitiminde müzik ve şarkı söyleme dersleri aldı. Kurulan bir üstat Chishti, sert bir eğitim rejimi için hızlı bir şekilde protégé ‘ sini başlattı. Kuzey Hint klasik müziğine dayanan derslerinin çoğu bugün Afgan şarkıcıları eğitmek için hala kullanılıyor. Mahwash, bir radyo yıldızı olarak meteorik yükselişine rehberlik eden ünlü Afgan şarkıcı Ustad Hussain Khan Sarahang ile çalışmaya devam etti. Bir başka usta besteci olan Ustad Shahwali, radyoda onun için söylenmesi için birçok şarkı üretti. Genişletilmiş modern şarkı döngüsünde yarım düzine bölgesel şarkıyı bir araya getiren ′′ O Bacha (Oh Boy) ′′ idi. Mahwash bu karmaşık parçayı öğrenip bir günde kaydettiğinde, ona Üstad veya ′′ usta ′′ unvanı verildi, o noktaya kadar tartışmalı bir hamle, bu sadece erkekler için saklanmış bir onurdu.
1970 ve 80 ‘ların siyasi kargaşasından sonra Üstad Mahwash Afganistan’ ı terk etmeye zorlandı. 1991 ‘te, ailesi ve ailesi iki savaşçı gruptan sığındığı Pakistan’ a taşındı, her biri davaları için şarkı söylemesini ya da suikastle yüzleşmesini istedi. Yoruldu ve yorgun düştü, yurtdışına sığınma başvurusu yaptı ve sonunda durumunu Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) tarafından tanındı. Mahwash, Ekim 1991. ‘de ABD’ de siyasi sığınma hakkı verildi.
2001 yılında Mahwash, Kabil Ensemble ‘ ı oluşturmak ve liderlik etmek için diğer sürgün müzisyenlerle yeniden bir araya geldi. Bu grup, Avrupa ‘ nın en prestijli konser salonlarından bazılarında sahne aldı ve sofistike izleyicilere benzersiz güzel müzik dünyasının bilinmeyen bir dünyasını tanıttı. 2003 yılında Mahwash ve Kabil Ensemble, Radio Kaboul (Accords Croisés) eleştirel albümünü kaydetti. Bu zengin koleksiyon, Afgan radyosunun altın döneminin kaybolan veya sürgün edilen bestekar ve müzisyenlerine saygı gösteriyor. Mahwash, o yılın ilerleyen saatlerinde hem sanatsal mükemmelliğiyle hem de binlerce yetim Afgan çocuk adına yaptığı konuşmada yaptığı çalışmalarla prestijli BBC Radyo 3 Dünya Müzik Ödülü kazandı. 2007 yılında Wahwash, Laik ve Kutsal aşk şiirlerini kaydederek Afganlar (Accords Croises / Harmonia Mundi), Martina Catella ‘ nın ′′ Efsanevi süsleme kraliçesi en rafine ton ve renklerden oluşan gökkuşağını sergiliyor ′′ ifadelerini kullandı. sevgi duygularını ifade etmek için.”
Mahwash, iki savaş karşısında olağanüstü kariyerini ve vatanından zorla izolasyon halinde inşa etti. Afganistan ‘ dan ayrılmak zorunda kalmasına rağmen vatan ve halkına olan derin sevgisini hiç kaybetmedi. İşbirliği-Afganistan ‘ ın Sesleri-müzik yapımcısı Dawn Elder ve Afgan müzikal yönetmen Homayoun Sakhi ‘ nin sanatsal yönetmenliğinde güçlü vokallerin ve müzisyenliğin büyülü bir değişimidir. Bu müzisyenler ve sanatçılar bugün Afganistan ‘ ın en güçlü kültür elçileri olarak hızlı bir şekilde ün kazandılar.
Ustad Farida Mahwash, 1977. yılında ′′ Ustad ′′ (Dari ‘de Efendi veya Maestra anlamına gelir ) fahri ünvanını alan ilk kadındı. Şu anda Fremont, California, ABD’ de yaşıyor ve dünyayı geziyor.
Mahwash, kariyerini iki savaş karşısında inşa etti ve vatanından zorla izolasyon halinde. Afganistan ‘ dan ayrılmak zorunda kalmasına rağmen vatan ve halkına olan derin sevgisini hiç kaybetmedi.
2012 ‘ de Mahwash, Afganistan ‘ ın Sesleri grubuna üye oldu, vokallerde Mahwash, rubab ustası Homayoun Sakhi ve Sakhi Ensemble ‘ ın yer aldığı Afganistan ‘ ın bir üyesi oldu. Ayrıca diğer önemli Afgan usta / ve Özbekistan (Abbos Kosimov) müzisyen ve şarkıcılardı. Bu işbirliği, Haziran 2012 ‘de Mawash ve Homayoun ile bu grubu kuran müzik yapımcısı ve besteci Dawn Elder’ ın yönetmenliğinde başladı.
One World Concert etkinliği için Carrier Dome ‘ da 27,000 Amerikalı hayranlarından biri önde geldi. 2012 yılında Mahwash, Homayoun Sakhi ve grup yeni bir albüm kaydetmeye başladı.

18:00 – 19:00 Connections / Tim Hallam / 60′lar ve 70′lerde pop

connectionstr.blogspot.com/

mixcloud.com/tim-hallam/

19:00 – 20:00 Tighten Up / Simon Johns / Tematik bir müzik programı

tightenupwithsimonjohns.blogspot.com/

20:00 – 21:00 SeansTempo / Murat ‘Mrt’ Seçkin / 70’lerden günümüze bedeni harekete çağıran sesler

Açık Radyo dinleyicilerinin Kadıköy Postası ve Mazruf programlarından tanıdığı Murat ‘Mrt’ Seçkin, yıllardır sürdürdüğü Dj’lik serüveninde eleğin üzerinde kalan dans müziklerini SeansTempo’ya taşıyor.

***

Bedeni harekete çağıran sesler

22:00 – 23:00 Flow / Türler arası gece müzikleri / Özgür Özer

Eklektik gece müziklerine yer verdiğimiz Flow bu yayın dönemi gece 22.00’de.

23:00 – 24:00 Psychoacoustics (Program gününde ve saatinde değişiklik) / Hazırlayanlar: Osman Kaytazoğlu, Berk Gökberk ve Barış Karakaş

Salı geceleri 23.00’te yayınlanan Psychoacoustics bu yayın döneminde Cumartesi geceleri aynı saatte.

24:00 – 01:00 Lovaj / Ahmet Güneş / Elektronik ağırlıklı müzik

lovaj.com/

01:00 – 02.00 Alan Kod 212 / Türler arası / Batu Boran

Alan Kod 212 programı bu yayın döneminde haftasonuna transfer oluyor.

Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi Programları ve PodcastArşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo resmi instagram sayfası

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Twitter Açık Radyo Programları ve Programcıları Listesi için TKLYNZ

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi: 2 Kasım 2020 – 2 Mayıs 2021 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık 

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2021/1/21

* “Democracy Has Prevailed”: Joe Biden Sworn In as President; Kamala Harris Becomes First Female VP

* “The Work Continues”: Cornel West & Maria Hinojosa on the Promise & Dangers of the Biden Admin

* “The Hill We Climb”: Watch Breathtaking Poem by Amanda Gorman, Youngest Inaugural Poet in U.S. History

07:00 – 07:45 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

Twitter.com/DidemGençtürk

***

Music for Crocodiles albümüyle Susheela Raman’ı dinliyoruz.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Özdeş ÖzbayRobılınd Tayyar, Berhem Baltaş ve Feryal Kabil

acik-gazete-22.01.2021

acik-gazete-22.01.2021_202101

Açık Gazete kayıt arşivi
Açık Gazete Spotify Kanalı
Açık Gazete Jingle
Günün Sözü
“Su biterse herkes susar”

WWF-Türkiye yeni kampanyasının tanıtımını yaparak herkesi su varlıklarımızı koruma seferberliğine davet etti. (Yeşil Gazete)

***

Haftanın son #AçıkGazete‘sinde bugün;
*Biden Paris Anlaşması’na döndü, araç emisyon standartlarını yeniden yükseltti, Arktik’te petrol/gaz arama ruhsatlarına geçici muhtıra verdi, sera gazlarının sosyal maliyetini hesaplama komisyonu kurdu.
*Biden’ın başkanlık töreninde konuşan Amanda Gorman, çağımızın iklim şairi olarak öne çıktı, yerli halklar Dakota Acess petrol boru hattını da kapatması için Biden’a bastırdı.
*Avrupa Yatırım Bankası Direktörü “Doğalgaz’ın devri geçti, gaz, temiz yakıt diye bir şey değildir” dedi ve hidrolik kırma ve diğer yöntemlerle de olsa, gaz çıkarmaya yatırım yapılmayacağını açıkladı.
*Gazeteci Monbiot, İngiltere’de “Uzun Covid” dalgası her an gelebilir, ortalığı kırıp geçirebilir, ama başta hükümet, sonra da basın ciddiye almıyor diye yazdı.
*Gazeteci Dilipak ve Noel Baba Derneği Başkanı, aşılamanın durdurulması için mahkemeye başvurdu.
*Avrupa Parlamentosu: Selahattin Demirtaş başta olmak üzere tüm siyasi tutukların derhal, koşulsuz serbest bırakın kararı aldı.
*Genel-İş sendikası’nın raporu açıklandı: “Avrupa’da gelir eşitsizliğinin en fazla olduğu ülke Türkiye”. Ziraat Bankası, borcunu ödeyemeyen çiftçilerin tarlalarını satışa çıkardı. Soma madencilerine tazminatları ödendi.
*Boğaziçi öğrencileri “Melih Bulu” protestosunu sürdürürken, İzmir Üniversite Dayanışması’ndan destek geldi. Daha fazlası bugün #AçıkGazete‘de.

08:02 Eduardo Galeano: Hikaye Avcısı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Cuma Sezin Öney’le Seyyare: Türkiye ve Dünya Olayları Arasında Paralellikler, Karşılaştırmalar

seyyare-20210122

Seyyare kayıt arşivi

***

Navalny’nin paylaştığı Putin’in Sarayı konusu ve Rusya’da olup bitenler, haftaya başlayacak Türkiye-Yunanistan görüşmeleri

***

Biz başlıyoruz. Her Cuma sabah olduğu gibi @acikradyo
Bugün @acikradyo
’da bahsettiğim Theda Skocpol’un ABD’deki ateş Party çalışmalarına da değindiğim 2009’da yazılan bir yazı. 11 yıl sonra tespitler de, Türkiye’deki çaydanlıkların tutumu da sabit. Ve Z kuşağı meselesi bu

09:30 – 10:00 Cuma Alp Ulagay ile Spor

alp-ulagayla-spor-20210122

Twitter.com/AlpUlagay

***

Prof. Dr. Ayhan Kaya ile Mesut Özil transferi üzerinden milliyetçilik ideolojisi konuştuk.

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Selahattin Çolak / Oldies

vakayiname-20210122

Twitter.com/SelahattinÇolak.KoltukçularÇıkmazı

10:30 – 11:00 Vakayiname / Güven Güzeldere, Ömer Madra ve Özlem Teke / Salgın günlerinde memleket manzaraları

Türkiye’de salgın üzerine, konuya farklı açılardan yaklaşan ve fakat sesleri pek duyulmayan insanlara mikrofon uzatan Vakayiname ekibine bu yayın dönemi Özlem Teke dahil oluyor.
acikradyo.com.tr/program/vakayiname
Vakayiname Spotify Kanalı
Twitter.com/KoronaVakayinamesi

***

Bu haftaki programın tweet dizisi için tklynz

***

Gazeteci Nevşin Mengü (@nevsinmengu) ile Türkiye’de medyanın halleri
***
Türkiye’de ana akım medya nasıl bir dönüşümden geçti, şimdi ne durumda?
Sosyal medya alternatif bir alan sağlıyor mu?
Genç gazeteci adaylarına öneriler.
@nevsinmengu ile konuşuyoruz.
22 Ocak 2021 Cuma 10:30: http://acikradyo.com.tr ve https://acikradyo.com.tr/program/223875/kayit-arsivi… podcast. +
Daha önce, ülkemizdeki yeni sosyal medya düzenlemesinin yasal yönlerini, hukukçu ve siber haklar savunucusu @cyberrights
Prof. Yaman Akdeniz ile konuşmuştuk: TKLYNZ
***
Ana akım medya içinde var olmanın koşulları neler?
Medyanın merkezi kontrolü sürdürülebilir bir durum mu?
Radyo ve TV Üst Kurulu’nun işlevi ne, aslında ne olmalı? Sektörde yer almak isteyen genç gazeteci adayları kendilerini nasıl yetiştirebilir?
@nevsinmengu değerlendirecek.

11:00 – 12:00 Hikâyenin Her Hali / Hayata dair cinsiyet-aşırı sohbetler / Aslı, Ayşe Gül, Didem, Kristen, Özlem ve Sema

hikayenin-her-hali-20210122

Hayatın ‘olağan akışında’ normalleşen, olağan gözüken, ‘eşyanın tabiatı gereği’ akıp gidenleri, cinsiyet-aşırı sohbet masamıza koyuyoruz. Gündemi kentte, kırda, sokakta, fabrikada, evde, mahkemede, sinemada, müzikte takip ederken, gündeme gömülen hafızayı da hikâyelerle kazıyoruz. Bugünü kadim zamanlarda arayabiliyoruz, başımızın çaresine tarihsiz antik hikâyelerin penceresinden de bakıyoruz. Program, misafirleriyle olağanda olağanüstüyü, düzende darmadağını, dertte dermanı, yasta gücü, birlikte farkı aşındırıp, kamplara bölünmüşlerin peşinden gidiyor. Masamız kalabalık, masamız renkli. Masa da, masaymış ha!

Twitter.com/ÖzlemYalçınkaya

Twitter.com/AslıOdman

Twitter.com/AyşegülAltınay

Twitter.com/DidemGençtürk

***

Hrant Dink’in bizden koparılmasının 14. yıldönümünde Sibel Asna, Nayat Karaköse, Zeynep Sungur ile @HrantDinkVakfi‘nın dünyaya ışık olan çalışmalarını konuşuyoruz.
***
Programımızı onurlandırdığınız, yüreğinizi açtığınız için çok teşekkürler sevgili Sibel, Nayat & Zeynep! Dink ailesi, Hrant Dink Vakfı & her biriniz iyi ki varsınız.
Varlığınız & açtığınız her kapı, her pencere, her buluşma alanı bu topraklara, hepimize öyle büyük bir hediye ki!
(Ayşe Gül Altınay @aysealtinay)
***
Hrant Dink’in bizden koparılmasının 14. yıldönümünde Sibel Asna, Nayat Karaköse & Zeynep Sungur ile Hrant Dink Vakfı’nın dünyaya ışık olan çalışmalarını konuşuyoruz @acikradyo
Hikayenin Her Hali, saat 11.00 @HrantDinkVakfi
@cibecicina
@_nayat_
@zeynocansungur
(Ayşe Gül Altınay @aysealtinay)

12:00 – 13:00 Caz Türbülans / Recep Şencan / Cazda serbest dolaşım

12:55 – 13:05 Sefiller – Yazan: Victor Hugo / Okuyan: Tolga Korkut / Çevirmen: Volkan Yalçıntoklu / İş Bankası Kültür Yayınları

Fransız edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük yazarlarından Victor Hugo ölümsüz eseri Sefiller’de, Fransız toplumundan yola çıkarak, kozmolojik bir bakış ve eşsiz bir duyarlılıkla insanlığa ulaşır. Bu yayın döneminde 1724 sayfalık bu kült romanı Tolga Korkut’un sesinden dinliyoruz. Ne kadar sürer, meçhul…

13:00 – 14:00 Önce Sağlık / Ayşegül Tözeren, Betigül Öngen ve Selim Badur

once-saglik-20210122

Kış yaklaşıyor ve havalar her defasında daha da kestirilemez oluyor. Önce Sağlık, her sefer olduğu gibi, bu kışın tekinsiz havalarında da nöbette.

Twitter.com/AyşegülTözeren

***

Konuğumuz Prof. Dr. Arzu Sayıner, COVID-19’u, mutasyonları ve aşıları konuşacağız. Aile hekimliklerindeki aşılama durumunu da Dr. Emrah Kırımlı’dan öğreneceğiz.
***
Bugün saat 13’te Açık Radyo’da #ÖnceSağlık programında konuğumuz Prof. Dr. Arzu Sayıner. COVID-19’u, mutasyonları ve aşıları konuşacağız. Ayrıca aile hekimliklerindeki aşılama durumunu da Dr. Emrah Kırımlı’ya bağlanarak öğreneceğiz.

14:00 – 14:30 İklim Kuşağı Konuşuyor / Atlas Sarrafoğlu

iklim-kusagi-konusuyor-20210122

#İklimKuşağıKonuşuyor az sonra (14.00 – 14.30) Açık Radyo’da
Twitter.com/AtlasSarrafoğlu

***

Atlas Sarrafoğlu’ndan Isabelle Axelsson ile yaptığı röportajı, iklim aktivistlerinden 19 Mart Küresel İklim Grevi’nin neden yapıldığını dinliyoruz.

14:30 – 15:30 Wanderer / Can Denizci / (Richard Wagner özel programı)

Doğumunun 200. yılında Richard Wagner özel programı. 19. yüzyıl operasının en önde gelen iki isminden biri olan ve müziğin üst dilinin üstadı sayılan Wagner’in hayatı ve eserleri Wanderer’de

15:30 – 16:30 Sinefil / Melis Behlil ve Yeşim Burul Seven / Sinemasever muhabbetleri

sinefil-20210122

Sinefil kayıt arşivi

16:30 – 17:00 Kavanozdaki Yıldız (Yeni program) / Hazırlayanlar: İsmail Başöz, Haluk Levent ve Mustafa Yılmazer

kavanozdaki-yildiz-20210122

Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin toplumsal ve ekonomik etkilerini  kapsamlı biçimde ele almaya gayret eden bir program.

Evrim Ağacı / Spotify

evrimagaci.org/podcast

facebook.com/treeofevolution

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu ArgınSanat DeliormanAsena Akan, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Twitter.com/CeyhanUsanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegenin-gelecegi-20210122

GEZEGENİN GELECEĞİ: YA O YA O!
“Olağanüstü bir zamanda bir araya geliyoruz. İnsanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş, hem felaketlere gebe, hem de daha iyi bir geleceğe dair umutların ışığını taşıyan bir anda.

Çevre felaketi, nükleer savaş ve pandemi sınır tanımıyor. Fark etmesi daha zor olsa da, bu durum, dünyayı gözetleyip Kıyamet Günü Saati’nin ibrelerini gece yarısına doğru ilerleten şeytanların üçüncüsü için de geçerli: demokrasinin gerilemesi. …Bu, birçok karmaşık boyuta ve ilişkilere sahip olan bir çeşit küresel sınıf mücadelesi. … İnsan deneyinin kaderinin bu mücadelenin sonucuna bağlı olduğunu söylersek hiç de abartmış olmayız.”
(Noam Chomsky)
facebook.com/uygar.ozesmi.page
Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna, Ömer Şahin, Selahattin Çolak,  Feryal Kabil / Her gün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Twitter.com/İlksenMavituna

Twitter.com/FeryalKabil

***

#AçıkDergi‘de Kent Takvimi.
Terk Edilmiş Kıyılar // Negatif Fotoğraflar” bu akşam YeniPerform’da (@galataperform) seyirciyle buluşuyor. Oyun bir kadının daha önce hiç gerçekleşmemiş bir aile yemeğini hayal etmesi üzerine odaklanıyor.
“Joseph K.” Cumartesi akşamı saat 21.15’te DasDas Online’da (@dasdasistanbul) izleyicilerle buluşacak. Serdar Biliş’in süpervizörlüğünde, Mert Fırat, Didem Balçın, Onur Dilber ve Özgün Aydın’ın yer aldığı oyun bir Kafka uyarlaması #KentTakvimi
Bu Pazar günü dünyanın dört bir yanında risk altında bulunan sanatçılarla #RiskandRebellion sloganıyla uluslararası @ArtistsatRisk
sempozyumu düzenleniyor. Akademi ve sanat alanında onlarca ismin bir araya geldiği etkinlik iki gün sürecek. #KentTakvimi
#AçıkDergi Gülbaba Records (@gulbabarecords) etiketiyle bugün yayınlanan iki tekliyle devam ediyor.
Melike Şahin’den (@sahmeliksah) “Uykumun Boynunu Bükme” ve İkaru’dan “Dawn (Anatolian Sessions Remix)” Birazdan radyolarınızda

Açık Dergi Cuma Ceyhan Usanmaz’la Bu Köşe Kitap Köşesi

kitap-kosesi-20210122

Açık Dergi Cuma 19:00 Felsefe Gevezelikleri / Oruç Aruoba ve Ferhat Taylan (15 Günde 1)

felsefe-gevezelikleri-20210122

Geçen mayıs ayında aramızdan ayrılan felsefeci, şair ve yazar Oruç Aruoba’nın Açık Radyo’da Ferhat Taylan ile birlikte hazırladığı ve artık bir radyo klasiği mertebesine çıktığı söylenebilecek Felsefe Gevezelikleri’ni bu yayın dönemi arşivden çıkarıp sizlere yeniden sunuyoruz. 
Felsefe Gevezelikleri Spotify Kanalı

***

#FelsefeGevezelikleri yeniden – #AçıkRadyoArşiv
5 Aralık 2000 tarihli kayıtta usta geveze Oruç Aruoba ve Ferhat Taylan “insan hakları” üzerine tartışmaya Ömer Madra ile devam ediyor.

Açık Dergi Cuma Mazruf (Açık Dergi’de yeni köşe) (15 Günde 1) / Hazırlayan: Murat ‘mrt’ Seçkin ve Audioban

Bu yayın döneminde Mazruf, yayın süresini yarım saatten bir saate çıkarıyor. Çağdaş müzik sahnesinin bir yansıması olan programda bu dönem, COVID-19 gündemiyle büyük bir krizin içine çekilen müzik dünyasının güncel sorunlarını yakın takibe alıyoruz.

20:00 – 21:00 Koyu Mavi / Gülçin Orgun / Türler arası

koyumavi.org/

Twitter.com/KoyuMavi

***

Semptomatik şarkılar
Björk / Virus
Jay Jay Johanson / Fever
Starsailor / Fever
The Cinematic Orchestra, Fontella Bass / Breathe
Ceyl’an Ertem / Beynim Zonkluyor
Fikret Kızılok / Kalbim
Champion Jack Dupree / T.B. Blues
Feridun Düzağaç, İsimsiz Orkestra / Halim Yok
Bill Wurtz / The Moon Is Made of Cheese ( But I Can’t Taste It)
Nonna Bella / Hapşu!
Erkin Koray / Öksürük
Squirrel Nut Zippers / La Grippe
bu akşam
saat 20-21 arasında
Koyu Mavi’de.

21:00 – 22:00  Aşağı Mahalle / Ümit Baykara / New York Downtown Cazve ötesi…

Twitter.com/AşağıMahalle

***

İngiliz cazının en sıkı müzisyenlerinden saksafoncu Binker Golding @ManLikeBinks
ve davulcu Moses Boyd’dan @Mosesboyd_
oluşan Binker and Moses, canlı kaydedilen albümleri Escape The Flames ile… Bu akşam saat 21:00 @acikradyo
#live #music #radio #London #Jazz #uk #sax #drums

22:00 – 23:00 Mint / Efkan Kula ve Mert Emcan / Gıcır cızır plâklar

mixcloud.com/mertemcan/

Alternatif rock’ın geçmiş ve günümüz klasiklerinin çalınacağı “Mint”te Stüdyo İmge yazarları; Efkan Kula ve Mert Emcan plak koleksiyonlarının en değerli single’larını hikayeleriyle birlikte çalıyor.

Twitter.com/Mint

23:00 – 24:00 13 Melek / Yiğit Atılgan / Zamanın ruhundan bağımsız sesler

Zamanın ruhundan bağımsız seslere kulak verdiğimiz 13 Melek bu yayın döneminde Cuma günleri 23.00’te.

24:00 – 01:00 Blackout / Gürkan Vayis ve Ümit Şenol / Kirli ve aksak ritimler ile Siyah müzikler

Yeni yayın döneminde Overphonic ve Blackout programları birleşip yollarına, Overphonic’in saatinde Blackout adı altında devam ediyor.

overphonic.blogspot.com/

mixcloud.com/overphonic/

blackout949.blogspot.com/

soundcloud.com/blackout949

Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi Programları ve PodcastArşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo resmi instagram sayfası

Açık Radyo’yu mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Twitter Açık Radyo Programları ve Programcıları Listesi için TKLYNZ

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi: 2 Kasım 2020 – 2 Mayıs Kasım 2021 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık  

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow

democracynow.org/shows/2021/1/20

* Profiting from Pardons: Giuliani Aide Told CIA Whistleblower a Trump Pardon Would Cost $2 Million

* CIA Whistleblower: Biden Intel Pick Avril Haines Approved Obama Drone Strike Kill List, Hid Torture

* “Unmitigated Disaster”: Michael Eric Dyson on How Trump Turned White House into “Fulcrum of Fascism”

* The Way Forward: Can the Left Push Biden to Be a Transformative President Like LBJ, FDR & Lincoln?

07:00 – 07:45 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

Twitter.com/DidemGençtürk

***

2021 yılında yayınlanmış yeni kayıtlardan bir seçki dinliyoruz.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Özdeş ÖzbayRobılınd Tayyar, Berhem Baltaş ve Feryal Kabil

acik-gazete-21.01.2021

Açık Gazete kayıt arşivi
Açık Gazete Spotify Kanalı
Açık Gazete Jingle
Günün Sözü
“Parlak ve harika bir geleceği dört gözle bekleyen çok mutlu yaşlı bir adama benziyor. Bunu görmek çok güzel!”
Greta Thunberg, Trump’ın veda fotoğrafı ile birlikte Trump’ın kendisi hakkında 2019’daki BM konuşması için attığı tweeti biraz değiştirip paylaştı.
(Twitter)

***

#AçıkGazete‘de bugünün gündemi;
*2021 yeryüzünün kâinattaki en kısa senesi olacak. Küresel ısınmaya bağlı olarak dünya dönüş hızı artmış.
*DSÖ’ye göre hava kirlenmesini sınırlandırmak, en az 50 bin Avrupalı’nın hayatını kurtarmak demek olacak. Dünyada her yıl 7 milyon insan kirlenmeden ölüyor.
California’da yangın mevsimi kavramı sona erdi. Artık bütün yıl yangın mevsimi.
*Trump gitti. Geri geleceğim dedi. Biden ABD başkanlığını devraldı. KXL boru hattı ve Paris kararlarından sonra iklim konusunda ilerlemesi gerektiği konusunda çevreciler ve aktivistler hızla daha da ileri gitmesi için bastırıyor.
*Judith Butler, Bernie Sanders, Jonathan Cook gibi felsefeci, siyasetçi ve gazeteciler benzeri görülmemiş krizler çağında köklü sistem değişiklikleri öneriyorlar.
*Covid-19: Çin’in aşı şirketleri DSÖ’nün COVAX programına başvurdu.Türkiye vaka sayısında dünyada 9. sırada. Her saat 6,6 kişi hayatını kaybediyor.
*Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri “kayyum protestosu”na devam ediyor. Türkiye’de kadınlar “kadın üniversitesi”ne karşı çıkıyor, HDP İstanbul ilçe binalarına polis baskınları, Yunanistan’da #metoo hareketi ve daha fazlası bu sabah #AçıkGazete‘de.

08:02 Eduardo Galeano: Hikaye Avcısı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

08:30 – 08:45 Korona Günleri: Selim Badur’la Hafta İçi Pazartesi ve Perşembe

Salgının ülkemizde yayılmaya başlamasıyla; konunun uluslararası alanda tanınmış uzmanlarından mikrobiyoloji profesörü programcımız Selim Badur, Açık Gazete içinde düzenli bir köşeye başladı. Covid -19 pandemi’si hakkındaki doğru bilgileri, yanlış bilgileri, dünyada yapılan araştırmaları, yayınlanan makaleleri günü gününe yayına taşıyor
Korona Günleri
Korona Günleri Spotify Kanalı

09:00 – 09:30 Dikilen Kaya / Standing Rock (15 günde 1) / Bikem Ekberzade

dikilen-kaya-20210121

dikilen kaya, bikem ekberzade
Intro videosu
Intro ses
Bikem Ekberzade’nin yeni kitabı Standing Rock: Greed, Oil and the Lakota’s Struggle for Justice 3 Ocak 2019’dan itibaren her 15 günde bir sabah 9-9:30 arası Açık Radyo 94.9 FM’de ve acikradyo.com’da.
Twitter Dikilen Kaya hashtagi
thevirtualstory.com/podcast/

09:30 – 10:00 Tuğba Tekerek ile Avrupa Ne Konuşuyor?

avrupa-ne-konusuyor-20210121

Fransa’da İslam tüzüğü anlaşması

zz4
Euro Topics Gündeminden başlıklar
32 Avrupa ülkesinden 500 civarı haber kanalından haber ve makalelerden örnekler
Twitter.com/TuğbaTekerek
Twitter.com/EuroTopicsTr
Avrupa Ne Konuşuyor Spotify Kanalı
eurotopics.net/tr/

***

Fransa’da Müslüman dernekler İslam tüzüğünde anlaştı. Belarus artık Buz Hokeyi Şampiyonası’nın ev sahibi değil. Danimarka Pipiadam çizgi filmini tartışıyor.

***

@eurotopics_tr‘den Tuğba Tekerek’le (@tugbatekerek) #AvrupaNeKonuşuyor #AçıkGazete‘de
*Fransa’da Müslüman dernekler İslam tüzüğünde anlaştı
*Belarus artık Buz Hokeyi Şampiyonası’nın ev sahibi değil
*Danimarka Pipiadam çizgi filmini tartışıyor

09:30 – 10:00 Güncel Hukuk Dergisi’nde bu ay (Ayda 1)

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Selahattin Çolak / Oldies

Twitter.com/SelahattinÇolak.KoltukçularÇıkmazı

10:30 – 11:00 İstanbul Ansiklopedisi / Cem Erciyes ve Kansu Şarman / İnsanlar, olaylar, mekânlar, gelenekler ve ihtiyaçlar üzerinden şehrin tarihinden sayfalar…

istanbul-ansiklopedisi-20210121

İstanbul’da levantenler

İstanbul’un siyasi, toplumsal, kültürel geçmişinde yer almış kişi veya mekanların, bunlara ilişkin obje veya kitapların, mimari eserlerin ilginç hikâyelerinin konu edildiği bir program.
Twitter.com/CemErciyes
İstanbul Ansiklopedisi Spotify Kanalı

***

Rinaldo Marmara ile İstanbul’da levantenleri konuşuyoruz.

***

Rinaldo Marmara ile İstanbul’da levantenleri konuşuyoruz.

11:00 – 11:30 Yeşil Bülten (Yeni program) / Hazırlayan: Utku Zırığ

İMC Televizyonunun kült programı Yeşil Bülten artık Açık Radyo’da

Twitter.com/Yeşil Bülten

Yeşil Bülten kayıt arşivi

***

Tekrar program
2020’de tarım: TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası 2020 Basın Ödülü Sahibi gazeteci @muratbuyukyilmz
ile konuşuyoruz.

11:30 – 12:00 Açık Mimarlık / Hüseyin Kahvecioğlu, İpek Akpınar, Yağmur Yıldırım ve Cenk Dereli / Mimarlığın tüm halleri üzerine konuşmalar

acik-mimarlik-20210121

Mimarlık ve veri (II): Veri teknolojileri mimarlığın araçlarını nasıl kullanıyor?

acikmimarlik.blogspot.com/
Açık Mimarlık facebook sayfası
Açık Mimarlık Spotify Sayfası
Twitter.com/Yağmur Yıldırım
facebook.com/yagmurlyildirim

***

Yelta Köm ile ayda bir yayımladığımız veri ve mimarlık üzerine program serisinin ikinci programını gerçekleştiriyoruz. Geçen ayki giriş programında mimarlık, mekan ve veri ilişkisinin temas ettiği konuları, teknokapitalizmi, akıllı şehirler olgusunu konuşmuştuk. Bu programda tarihten bugüne fiziksel çevrenin nasıl veriye dönüştüğüne bakıyor, bu teknolojilerin mimarlığın araçlarını nasıl kullandıklarını, beden ve mekan ile ilişkilenme biçimlerini konuşuyoruz.

***

Mimarlık ve veri (II): veri teknolojileri mimarlığın araçlarını nasıl kullanıyor?

***

Yarın 11.30’da Açık Radyo’da:
Mimarlık ve veri (II): veri teknolojileri mimarlığın araçlarını nasıl kullanıyor?
Yelta Köm ile ayda bir yayımladığımız veri ve mimarlık üzerine program serisinin ikinci programını gerçekleştiriyoruz. Geçen ayki giriş programında mimarlık, mekan ve veri ilişkisinin temas ettiği konuları, teknokapitalizmi, akıllı şehirler olgusunu konuşmuştuk. Bu programda tarihten bugüne fiziksel çevrenin nasıl veriye dönüştüğüne bakıyor, bu teknolojilerin mimarlığın araçlarını nasıl kullandıklarını, beden ve mekan ile ilişkilenme biçimlerini konuşuyoruz.
Görseller: 1) havadan fotoğraflamada kullanılan güvercin, Rorhof / Stadtarchiv Kronberg 2) 1930’larda üretilip seri üretimine geçilmeyen bir kameranın kullanma kılavuzundan, Wikimedia Commons

12:00 – 12:55 Afrikon (Yeni program) / Hazırlayan: Ufuk Aktaş

“Afrika üzerinde dolaşan sesler” şiarıyla yolan çıkan programda her hafta Afrika’nın başka bir ülkesinden geleneksel ve gelenekselden beslenen yeni icralar dinliyoruz.

12:55 – 13:05 Sefiller – Yazan: Victor Hugo / Okuyan: Tolga Korkut / Çevirmen: Volkan Yalçıntoklu / İş Bankası Kültür Yayınları

Fransız edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük yazarlarından Victor Hugo ölümsüz eseri Sefiller’de, Fransız toplumundan yola çıkarak, kozmolojik bir bakış ve eşsiz bir duyarlılıkla insanlığa ulaşır. Bu yayın döneminde 1724 sayfalık bu kült romanı Tolga Korkut’un sesinden dinliyoruz. Ne kadar sürer, meçhul…

13:00 – 14:00 ItaBella / Cansın Sağesen / Çizme’den çıkan her türlü tını (15 Günde 1)

ItaBella’da İtalyan müziğinin farklı dönemleri, dönemin müzisyenleri, bestecileri ve şarkı yazarları ele alınıyor.

***

ItaBella’da bu hafta gitmek, kalamamak, gezmek namına şarkılar var.

14:00 – 14:30 Günün ve Güncelin Edebiyatı / Seval Şahin / Romanlar, Hikâyeler, Kahramanlar

gunun-guncelin-edebiyati-20210121

Seke Seke Ben Geldim kitabı (II)

zz24
twitter.com/sevalsahinn/media
Günün ve Güncelin Edebiyatı kayıt arşivi
Google Podcast
Apple Podcast
Günün ve Güncelin Edebiyatı Spotify Kanalı
Twitter.com/Guncel Edebiyat  

***

Seval Şahin @sevalsahinn
Kayahan Özgül @MimKafElif
ile Seke Seke Ben Geldim’in son cildi vesilesiyle “sekmeler”i konuşuyor. İki hafta sürecek programın ikinci bölümü 21 Ocak Perşembe 95.0 Açık Radyo’da saat 14:00’da.

14:30 – 15:30 Notalarla Sohbet / Zerhan Gökpınar / Açıklamalı ve karşılaştırmalı bir klasik müzik programı

Notalarla Sohbet – Zerhan Gökpınar
Soundcloud.com/Zerhan Gökpınar

***

1900’lerin ilk yarılarına uzanıp, kendi türünde klasikleşmiş eserleri dinliyoruz.

***

Notalarla Sohbet programında 1930’ların dans ve eğlence müzikleri var, saat 14.30/95.0 Açık Radyo’dayız, sohbetimize bekleriz

15:30 – 16:30 Hukuk Güvenliği (Yeni program) / Hazırlayanlar: Bahri Belen ve Aynur Tuncel

hukuk-guvenligi-20210121

Hukuk güvenliğinin enine boyuna konuşulduğu programın sürekli konuğu Aynur Tuncel bu yayın döneminde aslî programcı kadrosuna dahil oldu.

***

Hukuki tedbirlerin insan yaşamına etkilerini konuşuyoruz.

16: 30 – 17:00 Biofilia (Yeni program) / Hazırlayan: Nurhan Keeler

biofilia-20210121

Evrenin Suyuna Giden Tasarım programının zaman içinde eko-tasarım sınırlarını aşıp yeni bir programa dönüştü: Biofilia. Doğayla, diğer canlılarla, kültür ve tasarımla kurulan özenli ilişkiler üzerine bir program
twitter.com/nurhankeeler
Biofilia Fotoğraf Albümü
facebook.com/nurhan.keeler

***

Biofilia 21 Ocak’ta saat 16:30’da @acikradyo
Programda 2021 restoran trendleri var. ABD’de satışlarda yaklaşık 240 milyar dolar azalma kaydedildi. Yaklaşık 2,5 milyon çalışan işsiz kaldı ve hala işsiz.
Türkiye’de 50 bin işletmenin kapanacağı ve 500 bin kişinin işsiz kalacağından bahsediliyor ama kesin rakamlar yok maalesef. Ancak restoran işletmecileri dayanmaya, bu işe baş koyduklarını göstermeye, yenilikleri uygulamaya ve direnç göstermeye devam ediyorlar.
Biofilia is at 16:30 at @acikradyo
The program includes 2021 restaurant trends. There was a decrease of 240 billion dollars in sales in the USA.Approximately 2.5 million employees remained unemployed. Image: Sharing the morning news Painting by Anica Govedarica
Jay -Jay Johanson – Heard Somebody Whistle TKLYNZ
Biofilia 21 Ocak’ta saat 16:30’da 95.0 Açık Radyo’da
Programda 2021 restoran trendleri var. ABD’de satışlarda yaklaşık 240 milyar dolar azalma kaydedildi. Yaklaşık 2,5 milyon çalışan işsiz kaldı ve hala işsiz. Türkiye’de 50 bin işletmenin kapanacağı ve 500 bin kişinin işsiz kalacağından bahsediliyor ama kesin rakamlar yok maalesef. Ancak restoran işletmecileri dayanmaya, bu işe baş koyduklarını göstermeye, yenilikleri uygulamaya ve direnç göstermeye devam ediyorlar.
Müzik: Jay-Jay Johanson – ”Heard Somebody Whistle”
https://youtu.be/x17SSNRducs
2021 restoran endüstrisi trendleri ve prematüre doğan bebekleri mülteci kamplarında ölümden kurtarmak için tasarlanan MOM projesini konuşuyoruz.

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu ArgınSanat DeliormanAsena Akan, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

facebook.com/pages

dunyanincazi-loget.blogspot.com/

Twitter.com/LeventÖğet

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegenin-gelecegi-20210121

GEZEGENİN GELECEĞİ: YA O YA O
“Olağanüstü bir zamanda bir araya geliyoruz. İnsanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş, hem felaketlere gebe, hem de daha iyi bir geleceğe dair umutların ışığını taşıyan bir anda.

Çevre felaketi, nükleer savaş ve pandemi sınır tanımıyor. Fark etmesi daha zor olsa da, bu durum, dünyayı gözetleyip Kıyamet Günü Saati’nin ibrelerini gece yarısına doğru ilerleten şeytanların üçüncüsü için de geçerli: demokrasinin gerilemesi. …Bu, birçok karmaşık boyuta ve ilişkilere sahip olan bir çeşit küresel sınıf mücadelesi. … İnsan deneyinin kaderinin bu mücadelenin sonucuna bağlı olduğunu söylersek hiç de abartmış olmayız.”
(Noam Chomsky)
facebook.com/uygar.ozesmi.page
Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Kalifornia’da yeni bir orman yangını dalgası başladı

Olağandışı sıcaklıklar ve kuraklık güçlü rüzgarlarla birleştiğinde ABD’nin Kaliforniya eyaletinde yeni bir orman yangını dalgasını ateşledi.

Olağandışı sıcaklıklar ve kuraklık güçlü rüzgarlarla birleştiğinde ABD’nin Kaliforniya eyaletinde yeni bir orman yangını dalgasını ateşledi. Ulusal Hava Durumu Servisi eyaletin büyük bir bölümünde orman yangını için en yüksek uyarı seviyesi olan kırmızı bayrak uyarısı çıkarmıştı. Yangınların henüz ocak ayındayken başlaması Kaliforniya’da artık bir yangın mevsiminin olmadığını gösteriyor. The Guardian’ın aktardığına göre Kalifornia Yangınla Mücadele’den Issac Sanchez, “Artık bir ‘yangın mevsimi’ değil “yangın yılı” görüyoruz, herhangi bir noktada çıkabilecek büyük yıkıcı bir yangının beklentisi ve hazırlığındayız” dedi. 
Akkuyu’da patlama
Yeşil Gazete’de çıkan habere göre Mersin Akkuyu Nükleer Santrali bölgesinde saat 18.00 civarlarında bir patlama yaşandı. Patlama nedeniyle bölgedeki evlerde zarar meydana geldi. Mersin Valiliği konuyla ilgili bir açıklama yaptı. Mersin Valiliği’nin yaptığı açıklama ise şöyle: ‘’İlimiz Akkuyu Nükleer Güç Santrali Bölgesinde bugün yapılan planlı patlatma sonucu patlamanın etkisiyle Büyükeceli bölgemizde ev ve seralarda meydana gelen zararların tespitine yönelik zarar tespit komisyonu kurulmuş olup gerekli çalışmalara başlandı. Bu çerçevede vatandaşlarımızın zararları tazmin edilecek. Konu her yönüyle incelenecek ve sorumlular hakkında gerekli işlemler yapılacak’’ 
Covid-19’in insani maliyeti şiddetli
Dünya Ekonomik Forumu’nun kısa ve uzun vadeli riskleri tespit etmek üzere hazırladığı Küresel Riskler Raporu 2021 yayımlandı. Katılımcılar, kısa vadeli en büyük risklerin, COVID -19 gibi “salgın hastalıklar” ve salgının ekonomik etkisiyle “geçim krizi” olduğunu belirtti. Rapora göre, COVID-19’un insani ve ekonomik maliyeti şiddetli. COVID-19, yoksulluğu ve eşitsizliği azaltmada yılların ilerlemesini geriye götürmekle tehdit ediyor, sosyal uyumu ve küresel işbirliğini daha da zayıflatıyor. “Salgın hastalıklar” ve “geçim krizinin” yanında “beklenmedik hava olayları”,“siber güvenlik tedbirlerinin yetersiz olması”, “dijital dünyada eşitsizlik”, “ekonomide uzun süreli durgunluk”, “terörist saldırılar”, “gençlerde hayal kırıklığı”, “sosyal uyumun erozyona uğraması” ve “insan kaynaklı çevresel zarar”, gelecek 2 yılda gerçekleşmesi en yüksek 10 risk arasında yer aldı. Uzun dönemde etkisi yüksek temel riskler ise “kitle imha silahları”, “devletlerin çöküşü”, “biyolojik çeşitlilik kaybı”, “doğal kaynak krizleri”, “sosyal güvenlikte çöküş”, “çok taraflılığın çöküşü”, “sanayide çöküş”, “iklim değişikliğiyle mücadelede başarısızlık” ve “bilime karşı duruş” olarak sıralandı.
Doğalgazda yeni rekor
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, 19 Ocak tarihinde 280 milyon metreküplük doğalgaz tüketimiyle yeni bir rekor kırıldığını açıkladı. Kötü birşeye rekor denilir mi bilemedim. Dönmez, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda ‘rekor talebin rekor arzla’ kısıntı olmadan karşılandığını ifade etti. Türkiye’de yeni doğal gaz rezervlerinin açılmasına ilişkin Yeşil Gazete’ye değerlendirmede bulunan İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin, doğal gazın ‘masum’ bir enerji kaynağı olmadığını hatırlatmıştı. Şahin, “Doğal gaz sanki bir fosil yakıt değilmiş gibi iklim hedefleri için kömürün yerine konulacak bir geçiş gazı olarak pazarlanıyor. Bu Türkiye’nin yaptığının iklim ile alakası yok ama iklim açısından bakılınca sanki doğal gaz iklim dostu gibi sunuluyor. Böyle olmadığını biliyoruz” ifadelerini kullandı. Şahin “En önemlisi de temiz bir enerji seçeneği gibi sununca karbonsuzlaşma için asıl yapılması gerekenlerin önü tıkanıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Biden, Keystone’un ruhsatını iptal edecek
ABD’nin seçilmiş başkanı Joe Biden’ın görevdeki ilk günlerinde atacağı adımlardan birinin Keystone Boru Hattı ruhsatını iptal etmek olduğu belirtildi. CBC News’u aktardığı habere göre, Joe Biden’ın ilk gün adımlarından birinin Kanada ve ABD’de 2010 yılında devreye alınan, Kanada ham petrolünü Meksika Körfezi’ne taşıyan Keystone Petrol Boru Hattı ruhsatını iptal etmek olduğu kaynaklar tarafından doğrulandı. İklim aktivisti Greta Thunberg de Biden’ın atacağı bu adımla ilgili olarak “Bu harika bir başlangıç ve önemli bir ilk adım olur” dedi.
Isı kaybı ölçülecek
Binalardakı ısı kaybını tespit için geçen yıl 40’ın üzerinde şehri gezerek yaklaşık 50 bin binada termal kameralarla çekim yapan bir Boya firması Isı Kaybı Ölçüm Ekipleri, tekrar yola çıkıyor. Projenin ikinci etabında Türkiye’nin 30 şehri daha ziyaret edilerek, ısı kaybı ölçüm raporları bina sakinleri ile paylaşılacak. Geçen yıl ekipler raporlarını bina yönetimlerine aktararak bina sakinlerinin önemli ölçüde tasarruf ederken, evlerinde konforlu ve sağlıklı bir yaşama alanına sahip olmaları için en uygun ısı yalıtım sistem çözümlerini sundu. 
Türetim Ekonomisi Derneği tarafından yürütülen, sosyal ve ekolojik açıdan adil üretim yapan kadın topluluklarından hareketle daha adil bir ekonomiyi savunan KAD.İM Projesi kapsamında Önemsiyoruz Sosyal Girişimi kurucusu Gözde Şekercioğlu ile Ortak Amaç İçin Dayanışma etkinliğini, 30 Ocak 2021, 19:00-21:00 saatleri arasında Zoom üzerinden gerçekleştirecek. Etkinlikte katılımcı karar alma, birbirinden öğrenme ve verimli ilerleme nasıl mümkün olduğu; bir topluluğu bir araya getiren değerler üzerine konuşulacak. Etkinliğe Türetim Ekonomisi Derneği ve KAD.İM Projesi sosyal medya hesapları üzerinden erişilebilir.  

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna, Ömer Şahin, Selahattin Çolak, Feryal Kabil / Her gün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Twitter.com/İlksenMavituna

Twitter.com/FeryalKabil

***

#AçıkDergi başladı.
İstanbul Modern’in (@istanbulmodern_) “Selma Gürbüz: Dünya Diye Bir Yer” sergisinin ilk etkinliğinde küratör Öykü Özsoy, kültür-sanat gazetecisi ve eleştirmen Evrim Altuğ ile yarın bir araya geliyor. #KentTakvimi
“Hislerin gücü adına, hayallerimizin gücü iktidara!”
Moda Sahnesi (modasahnesi) yarın akşam Sahneden Naklen aracılığıyla Gizem Aksu’nun Hisler Arşivi gösterisine ev sahipliği yapıyor. #KentTakvimi
2009 yılında Bursa’da kurulan dark-wave/post-punk grubu She Past Away uzun bir aradan sonra dinleyicisiyle buluşuyor. Çevrimiçi konser Cuma akşamı Zorlu PSM Online’da (@zorlupsm) #KentTakvimi
İstanbul Film Festivali’nin (@iksv_istanbul) Ocak seçkisi kapsamında Ürdün’ün Oscar adayı 200 Metre’yi görmek için yarın son gün. Fillmin yönetmeni Ameen Nayfeh 1988 Filistin doğumlu. #KentTakvimi

Açık Dergi PerşembeMelis Behlil ile Sinemalardan

Açık Dergi Perşembe 18:30 – 18:45 Korona Günleri: Selim Badur’la Hafta İçi Pazartesi ve Perşembe

Açık Dergi Perşembe / Serbest Atış / Kayhan Ergin ve Mehmet Çopuroğlu (15 günde 1)

Açık Dergi Perşembe Fransız Öpücüğü (Gün ve saat değişikliği) / Hazırlayan: Devrim Özkan

Şansonların ötesinde çağdaş Fransızca müzik programı Fransız Öpücüğü bu yayın döneminde on beş günde bir, üstelik bir saatlik formatıyla Açık Dergi’de bizlerle. Devrim Özkan, özel profilleri ve muhtelif anekdotlarıyla güncel müziğin Fransızcasına bakmayı sürdürüyor.

Spotify Devrim Özkan

facebook.com/fransizopucugu949/

Twitter.com/DevrimÖzkan

Twitter.com/Fransız Öpücüğü

***

Fransız Öpücüğü’nde bu hafta, Erkan Özerman’ın seçtiği parçaları dinlemeye devam ediyor; Dany Brillant, Enrico Macias, Nicoletta ve Marc Aryan gibi isimlerin ünlü şarkılarının arkasında yatan hikayeleri keşfediyoruz
Bu akşam 19:00’da, 95.0 @acikradyo’da görüşmek üzere

20:00 – 21:00 Caz Orkestrası / Hülya Tunçağ / Dünden bugüne büyük caz / orkestraları

21:00 – 22:00 Sosyal Müzik (Yeni program) / Hazırlayanlar: Gonca Açıkalın, Sina Hakman)

acikradyo.com.tr/program/sosyal-muzik

“Caz ve cazdan etkilenen müzikler” şiarıyla yola çıkan programda, caz müziğine, cazla ilişkili ya da ondan esinlenip etkilenmiş müziklere yer veriliyor

acikradyo.com.tr/program/sosyal-muzik

Twitter.com/SinaHakman

Twitter.com/GoncaAçıkalın

Twitter.com/SosyalMüzik

***

Kara kışa bile hasret kalmıştık, sonunda kısa sürse de kavuştuk. İstanbul’un karlı, buzlu birkaç gününde dinlediğimiz müzikleri sizinle paylaşıyoruz bu gece.
@sosyal_muzik her perşembe 21:00’de @acikradyo 95.0’da.
***
Kar ve Buz Müziklerimiz

22:00 – 23:00 Alçak Basınç / Popüler kültürün kıyısında yeşeren, alternatif, yenilikçi müzik akımları / Harun İzer

Popüler kültürün kıyısında kenarında yeşeren alternatif ve yenilikçi müzik akımlarının izini süren Alçak Basınç bu yayın döneminde Perşembe akşamları saat 22:00’de.

23:00 – 24:00 Falan: Freeform Freakout / Clint Willey

Funk kanallarında ve farklı sadaların zengin çeşitliliğe sahip âleminde bir keşif gezisine çıkan Falan: Freeform Freakout bu yayın döneminde saat 23:00’de.

24:00 – 01:00 Modyan Bulundurur / Sesin İnternetteki Serüveni / Barış Yalaz, Ömer Ergün, Ayşe İdil İdil

Radyo içinde radyo! İnternet radyosu Radyo Modyan bu yayın döneminde sesin internetteki macerasına Açık Radyo içinden bir tünel açıyor

Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi Programları ve PodcastArşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo resmi instagram sayfası

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Twitter Açık Radyo Programları ve Programcıları Listesi için TKLYNZ

Açık Radyo 51. Yayın Dönemi: 2 Kasım 2020 – 2 Mayıs 2021 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık  

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow

democracynow.org/shows/2021/1/19

* Rep. Rashida Tlaib: I Fear Trump Will Lead More Violent Attacks; He Must Be Held to Account

* Flint Residents Still Sick as Former Michigan Gov. Faces “Willful Neglect” Charges in Water Scandal

* U.S. Rep. Tlaib: “Israel Is a Racist State That Would Deny Palestinians Like My Grandmother a Vaccine”

* Capitol Insurrection Highlights Increasing Radicalization of Right-Wing White Police Officers

* ACLU Warns a Domestic War on Terror Could Unfairly Harm People of Color More Than White Supremacists

07:00 – 07:45 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

Twitter.com/DidemGençtürk

***

Bugün Sabahlık’ta A Fable albümüyle Tigran Hamasyan’ı dinliyoruz.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Özdeş ÖzbayRobılınd Tayyar, Berhem Baltaş ve Feryal Kabil

acik-gazete-20.01.2020

Açık Gazete kayıt arşivi
Açık Gazete Spotify Kanalı
Açık Gazete Jingle
Günün Sözü
“Katil olmadığını kanıtlamak için adeta aptal olduğunu kanıtlamaya çalışan bir devlet.”

Agos gazetesinin kurucusu ve genel yayın yönetmeni Hrant Dink katledilişinin 14. yılında anıldı. Rakel Dink eşi Hrant Dink’in vurulduğu yerde yaptığı konuşmada devletin cinayetteki rolüne ve sorumluluğuna dikkat çekti. (Agos)

***

#AçıkGazete‘de bugünün gündemi;
Hrant Dink, kendi gazetesinin bulunduğu Sebat Apartmanı’nın önünde güpegündüz ana cadde üzerinde katledilmesinin 14. yılında dünyanın dört bir yanında anıldı.
(Fotoğraf: @didemgencturk)
Acılarla kardeş olmak ve iki yürekli kadın: Rakel Dink – Başak Demirtaş Sebat Apartmanı önünde konuşma yaptı. (Fotoğraf:@Kardegilinsan)
*İklim: Dünya Ekonomik Forumu Küresel Riskler Rapor: Küresel İşbirliği azalmaya devam ederken Küresel Isınma ve iklim yıkımı riski artaya devam ediyor. NASA’dan Türkiye için şiddetli kuraklık uyarısı.
*Boğaziçi öğrencilerinin rektör atamasına direnişi sürüyor: Kara yazılan itiraz. Daha fazlası bu sabah #AçıkGazete‘de.

09:30 – 10:00 Günün Konusu ve Konuğu

***

#AçıkGazete‘de konuğumuz Burcu Karakaş (@burcuas) ile “İyiliği Düşünmek” kitabı üzerinden iyi haber vermenin ne demek olduğunu konuşuyoruz.

08:02 Eduardo Galeano: Hikaye Avcısı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Nereye Doğru: Cengiz Aktar’la Geleceğe Bakışlar

nereye-dogru-20210120

Nereye Doğru kayıt arşivi

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Selahattin Çolak / Oldies

Twitter.com/SelahattinÇolak.KoltukçularÇıkmazı

10:30 – 11:00 Açık Yeşil / Ümit Şahin ve Ömer Madra / Hayatın, politikanın ve sokağın çevre ekoloji gündemi

acik-yesil-20210120

Caretta youtube / spotify
Açık Yeşil kayıt arşivi
Facebook.com/ÜmitŞahin

11:00 – 12:00 Metropolitika / Aysim Türkmen / Kent ve kentlilik üzerine tartışmalar

metropolitika-20210120

Metropolitika kayıt arşivi

***

@taksimkolektifi konuğumuz. Şerif Süveydan, Murat Güvenç, Rıfat Yılmaz ve Süleyman Yıldız Taksim Meydanı Yarışması’nı kazanan 15 No’lu Proje’yi anlatıyor

***

Reha Erdem filmlerinde İstanbul temsilleri: Gülengül Altıntaş ile söyleşi

Metropolitika’nın 23 Eylül 2020 tarihli nüshasında Aysim Türkmen, konuğu Gülengül Altıntaş’la Reha Erdem filmlerinde İstanbul temsillerini konuştu.

Aysim Türkmen: Reha Erdem filmlerinde, özellikle, A Ay ve Hayat Var’da seyrettiğimiz İstanbul, bildiğimiz alıştığımız bir İstanbul temsili değil. Reha Erdem su üzerinden İstanbul’u gösteriyor. Ancak Reha Erdem’in filmlerinde bildiğimiz sularda gezmiyoruz. Yeşilçam filmlerinde gördüğümüz genellikle dekor olarak kullanılan klişeleşmiş Boğaz manzaraları olarak karşımıza çıkmıyor İstanbul suları. Baş karakterlerin “hayat” buldukları, mekan eyledikleri yerler oluyorlar.  Hayat Var’da on bir yaşında olan, filmin baş karakteri Hayat, sandalla dereye ve oradan da denize açılıyor babasıyla. Tankerlerin arasında dolanan Hayat’ın sularda nefes aldığını hissediyoruz. A Ay’da on bir yaşında olan Yekta, Rumeli Hisarı’nın kenarındaki köşkte yaşıyor ve oradan çıkıp adaya gidiyor. Filmin sonunda da kendi başına sandalla denize açılarak, sularda kaybolmuş (belki de sularda var olmayı seçmiş) annesinin peşinden gidiyor. 
Gülengül Altıntaş: Reha Erdem’in filmlerinde benim kişisel olarak büyüleyici bulduğum şey İstanbul’a bakarken, her filminde karakterin deneyimine has başka bir İstanbul tasarlaması. Aslında her filme baktığımızda başka başka İstanbullar görüyoruz. Bu, Kaç Para Kaç’ta bazen sokakların labirent gibi düğümlendiği, çok kendi içine kapalı bir mekân, bazen Hayat Var’daki gibi suyun, kanalların artık mimarinin yerini aldığı, Boğaz’dan geçen o dev gemilerin, şileplerin yer aldığı bir İstanbul. Ama bunların ortaklıklarına baktığımız zaman, biraz işte bu karakterlerin deneyimlerindeki ortaklık, karakterlerdeki ortaklık, yani ergenlik teması üzerinden konuşulabilecek bir kent temsili çıkıyor karşımıza. Ergenlik çok önemli bir mesele Reha Erdem için. Kurcaladığı, bir hissiyat olarak baktığı bir tema. Bahsedeceğimiz filmlerin çoğundaki karakterler zaten ilk ergenliklerini, erken ergenliklerini yaşayan karakterler ama yetişkin karakterler de ergen bir hissiyatla çıkabiliyor karşımıza. Bir çeşit arada kalmışlık hâli olarak bakıyor Reha Erdem ergenliğe ve kent de her seferinde, bu arada kalmış karakterlerin, deneyiminin mekanına dönüşen bir topos olarak karşımıza çıkıyor. Arada kalmışlık ise, aynı zamanda içinde bir tür melankoli, melankolinin, o tutulmamış yassının ağırlığı ile, belki de kayıp çocukluğun, yetişkinliğe adım atmanın kaygılarının işaretlendiği bir kent çiziyor bir yanıyla. Ama bir yanıyla da bu karakterlerin hepsinin içinde ortak gördüğümüz, o melankolinin altında böyle fokur fokur kaynayan bir öfke, bir direnç var. Bunlar yetişkin dünyasının iki yüzlülüğüne, yetişkin dünyasının yalanlarına, baskısına, sessizce böyle içe patlayan bir öfkeyle direnen karakterler… Kent de her seferinde bu direnişin de, çok sesli bir direniş değil belki, çok sessiz, çok içe doğru patlayan ama âsi, yani eğilip bükülmeyen bir direnişin de mekanı. Bu karakterler kendilerine hep kentte bir sığınak buluyorlar. Aslında mekânlarına baktığımızda, bütün filmografisi içinde Kars dışında -Kosmos’u çektiği Kars dışında- gene bir taşra ve kent ikiliğinden bahsedebiliriz. Kent her zaman İstanbul. Ama meselâ taşrada, Beş Vakit’te çocuklar nasıl aslında o yetişkinliğin yeni yeni üstlerine yüklenen sorumluluklarından kaçıp kaçıp doğaya sığınıyorlarsa, böyle sonsuz, ölümsüz uykuya yatar gibi… hani o ağaçların, çalıların arasına yatıyorlarsa, kentte gördüğümüz karakterler de aynı şekilde kenti kendilerine bir sığınak kılıyorlar. Çok çeşitli bir mekân içinde çok farklı farklı deneyim ortamları barındıran bir mekân sunuyor Reha Erdem bize. Bu benzerlik kadar farklılıkları da çok büyüleyici geliyor bana, çünkü hiçbir filmdeki İstanbul bir diğer filmdeki İstanbul’a benzemiyor. Ne renk olarak, ne doku olarak, ne kentin çerçevelediği alanları olarak, ne mimarî olarak, ne hissiyat olarak. Her birinde farklı ama her birinde mutlaka bu ergen karakterlerin -ya yaş olarak ergen ya hissiyat olarak ergen karakterlerin- sessiz isyanının mekânına dönüşüyor.
Aysim Türkmen: “Reha Erdem Dünyası”nın hissiyatını anlamak/anlatmak için filmler tam nerelerde geçiyor diye baktığımızda şöyle mekanlarla karşılaşıyoruz: A Ay, Reha Erdem’in 1988’de çektiği ilk filmi, Rumeli Hisarı kıyısında tarihî bir köşkte geçiyor. Mısır Hidivi mabeyncisi Yusuf Ziya Paşa’nın yaptırmaya başlayıp bitiremediği Perili Köşk diye bilinen bu tarihi yapıda, Yekta (11 yaşındaki baş karakter), dedesi ve halasıyla yaşıyor. Köşkün bir türlü tamamlanmamış durumu filmde sürekli halası, Nühket Seza, tarafından dile getiriliyor. Sadece bitmemiş değil aynı zamanda da boş bir köşk; odalarında yataklar ve bir iki kanepe dışında pek eşya yok. Sanki yaşanan bir ev değil burası. Diğer hala Neyyir ise Burgaz Ada’da dayalı döşeli başka bir köşkte yaşıyor. Yekta’nın hayatı ve de filmin neredeyse tamamı Rumelihisarı’ndaki tekinsiz köşkte geçiyor. Yekta zorla Burgaz Ada’daki köşke götürülüyor gemiyle. Ara dere mekânlarda yaşıyor karakterler. Diğer filmlerinde de böyle ara mekânlar var. 
Gülengül Altıntaş: Evet, meselâ A Ay’ın bitmemiş konağı gibi, ki o konak böyle önce dedenin sonra babanın ekleye ekleye gene de bitiremediği, kuşaktan kuşağa aktarılmış ama kuşaktan kuşağa bitmemiş bir konak. Filmin içinde de biraz bitmemiş, yarıda kalmış, askıda kalmış, arada kalmış bir proje olarak, Türkiye modernitesinin metaforuna dönüşen bir mekân olarak da karşımıza çıkıyor. Burayı meselâ, zamanda arada kalmış, zamanda asılı kalmış mekânı Hayat Var’daki Hayat’ın babasıyla yaşadığı eve benzetiyorum. Hayat, filmin karakterinin ismi. O da Yekta ile aynı yaşlarda bir kız çocuğu. Annesi tekrar evlenmiş, Hayat babasıyla yaşıyor. Babası türlü işler yapıyor. Bu işlerin hepsinin aslında biraz yasa dışı olan, kaçakçılık gibi, kadın ticareti gibi işler olduğunu anlıyoruz – film bunu bize açıkça hiç söylemese de. Küçüksu civarında, bir derenin kenarında bir evde yaşıyorlar. Film içinde ne zaman Hayat bu evi terk etse, aslında iki yöne doğru bir hareket görüyoruz. İki yere açılıyor bu ev. Biri dereye açılıyor, yani bir kapısı var, bir sandala açılıyor ve oradan dereye, dereden Boğaz’a açılıyor, şehre açılacağı zaman Hayat. Bir de bir arka kapısı var, o arka kapıdan da kentin içerisine büyük bir çayırdan açılıyor. Böyle, bir hiçliğin içinde gibi ama bir yandan da gene Reha Erdem’in her filminde çok kullandığı, o ses bandında uzaktan gelen kentin gürültüsü, o kentin gürültüsüne karışan, özellikle Hayat Var’da daha sonra Kosmos’ta çok duyduğumuz, göremediğimiz ama duyduğumuz uzak bir savaşın çatışma sesleri, bomba sesleri ile tam tezat böyle bir sakinlik, sükûnet içerisinde. Ama bu sakinliği sükûneti içerisinde, mekânın yani ona sağladığı sığınaklar içerisinde gene de sıkışmış. Yekta ile çok benziyorlar gerçekten. Her ikisinin de dedesi var ve bu dede, her iki dede de filmde tacizci, yani biz Yekta’nın hikayesini de dinlemiyoruz hiç ama anlıyoruz, film bize bunu bir şekilde söylüyor. Ama Hayat’ınkine tanıklık da ediyoruz filmin içerisinde ve bu sadece dede değil, dışarıdaki mekândaki bakkal, bir lunaparkta karşılaştığı bir kadın, yani sadece erkekler de değil. Aslında dışarıdaki dünya böyle aç bir yer sanki. Ne zaman ki kente gitse, aç bir kalabalık onu bekliyor. Buradan kaçıp kaçıp aslında Boğaz’ın sularına sığınıyor babasıyla beraber Hayat. 
A Ay’daki o bitmeyen konağın hatırlattığı bir başka mekân bana, Korkuyorum Anne’deki apartman. Korkuyorum Anne filmi de bir apartmanda büyük ölçüde geçiyor, Beyoğlu civarında bir apartman, bir aile apartmanı. Böyle zaten, her filmde değişiyor dedik ya İstanbul, hep o deneyime göre rengi de değişiyor. Yani Hayat Var ne kadar çamurlu bir su renginde ise, Korkuyorum Anne o kadar, o sıcak aile apartmanı ortamının boğucu aşırı doygun renklerinde. Cıvıl cıvıl, canlı ve âdeta o grotesk canlılığı ile belki biraz boğan karakterleri bir apartman. Böyle bir tepenin üzerinde bu apartman. Kentin tamamını bize Reha Erdem zaten çoğunlukla göstermiyor. Yani biz onun çerçevelediği kadarını görüyoruz ve bize o çerçevenin içerisine aldığı kentin diğer geri kalan kısmıyla bağlantısını da kurmuyor. Aslında hep bir ada gibi kullanıyor kenti, bu anlamda, ki adayı da zaten çok kullanıyor, ada zaten önemli bir metafor ama kentin içindeki bir yeri kullandığı zaman da filminin mekânını, onu da sanki bir ada gibi kullanıyor. Biz zaten kent olarak daha çok bu apartmanı görüyoruz. Bu apartman dışında filmin mekânlarında vapur var meselâ. Yani aslında hep kentte çerçevelenmiş bir deneyim alanı ve onunla ikilik yaratacak şekilde bir de suda, bir botta, bir teknede, bir gemide bir alan var bu filmlerde gördüğümüz. Bu ikiliği konuşabiliriz.
Korkuyorum Anne’deki ana karakterler, Hayat ve Yekta’dan farklı olarak hep erkek ve hepsi de aslında bu erkeklikten mustarip. Ondan kaçmaya, bazen sünnetten kaçarak kaçmaya, bazen askerlikten kaçarak kaçmaya, bazen hatırlamaktan kaçarak kaçmaya çalışıyorlar. Meselâ ana karakter Ali’nin hâfızasını kaybetmesiyle başlıyor film. Dolayısıyla hep aslında bir kaçış teması var. Ama ne kadar kaçarlarsa kaçsınlar, filmde tekrar eden bir aksiyon şeklinde o labirentimsi sokaklardan geçerken bu sefer de gerisin geriye eve kaçıyorlar. Bazen polisten, bazen bir hırsızdan, bir suçludan ama hep dışarısının tehditlerinden, bazen de çok uzaklaşacak kadar beceriyi gösteremeyip, çalışmayan arabalarını dik yokuşlardan sürükleyerek gerisin geri eve gelerek ve filmin sonunda da aslında gene tekneyle açıldıkları sulardan da sislerin arasında kaybolup, gene çok beceremeyip uzaklaşmayı, “Korkuyorum anne!” diyerek, anneyi çağırarak geri dönüyorlar. Buradaki karakterler de gene büyümek istemeyen karakterler. Bunlar yetişkin karakterler aslında, büyümek istemeyen ve büyümemeyi de bir şekilde başarmış karakterler. Ve erkeklik çok önemli bir tema bütün bu filmlerin hepsinde ve bu karakterlerin o erkeklikten kaçma halleri, büyümek konusundaki isteksizlik halleri, aslında uzlaşamama halleri, biraz da onlara dayatılan ve filmde çok net, askerlikten kaçmak, sünnetten kaçmak, suçla, cezayla karakterlerin kurduğu ilişkide de, çok net bir şekilde, tematik olarak takip edebileceğimiz bir kaçış teması üzerinden bu evler, apartmanlar, kentler kuruluyor. Çünkü hep bir ev var aslında hep kentin içinde çerçevelenmiş ve bir adaya alınmış. Bu ev kendi içinde aynı zamanda bir baskı mekânı ama bir yandan da ev yani, bir yandan da bu karakterlerin geri dönüp dönüp sığındıkları yer. Evden uzaklaşmaya çalıştıkları araç genellikle bir tekne, bir bot ve suya gidiyorlar ve aslında bir çeşit ufka açılma arzusu var hepsinde. Böyle bir ortaklık olduğunu söyleyebiliriz.
Aysim Türkmen: Bir araya geldiğimiz bir gün şöyle bir şey demişti yönetmen Pelin Esmer, “Bu kent ergen bir kent.” Şimdi sen de aynı şeyi söylüyorsun, bu kentin ergen bir tarafı var. Reha Erdem bu ergenliği ortaya koyuyor. Belki de ergenliği uzlaşmayan bir tarafı İstanbul’un. Kent bir yandan düzenin parçası ve düzeni bize dayatıyor. Ama bir de âsi, uzlaşmayan bir tarafı var bu kentin. Reha Erdem filmlerinde İstanbul’u, ergen, uzlaşmayan karakterleriyle birlikte görüyoruz.
Gülengül Altıntaş: Evet, “ergen kent” çok güzel bir ifade bu “Reha Erdem kentleri” için, her ne kadar hepsi İstanbul da olsa, hepsi başka başka bir İstanbul. Ergenliğe nasıl bakıyorsa, bu mekânları da öyle kuruyor aslında. Ergenliğe de biraz hepimizin içinden geçmiş olduğu ortak bir deneyim olarak baktığını düşünüyorum ben. Yani o yetişkinlik hayatına karşı duyulan, büyümeye karşı duyulan isteksizliğin, melankolinin işaretlediği; artık bize dayatılan ahlâkı, kuralları sorgulayan, bunları, öyle kolay satın almayan, dişli, hani sessiz ama çok fazla hissiyatı içinde barındıran bir kent. Baskıyı barındırıyor, melankoliyi barındırıyor, aşkı barındırıyor, ütopyayı barındırıyor, distopyayı barındırıyor. Yani küçük distopik alanlar var bu kentlerin içinde ve yani vapur meselâ, Korkuyorum Anne’deki vapur bir kaçış mekânı gibi görünürken, sonra birdenbire hırsızın ortaya çıkmasıyla bir an tehlikeli bir mekâna dönüşüyor. Sonra polisin de ortaya çıkmasıyla herkesin birbirini kovaladığı, birden bir distopyaya dönüşüyor meselâ. Biraz bu distopya, ütopya ve özellikle heterotopya kavramı üzerinden bu mekânlara ve “Reha Erdem kentleri”ne bakabileceğimizi düşünüyorum. Bu ilk olarak Feride Çiçekoğlu’nun Vesikalı Şehir kitabında da önerdiği bir yaklaşım, heterotopya kavramı üzerinden bu kentlere bakmak ve içinde benim de, tam da bu kentler ve heterotopya kavramı ile ilgili ilişki üzerine yazdığım bir makalenin olduğu bir tane de kitap var, editörlüğünü Fırat Yücel’in yaptığı, Reha Erdem Sineması: Aşk ve İsyan kitabın ismi, Çitlembik Yayınları’ndan.
Biraz bundan bahsederken “heterotopya” kavramını ilk önce biraz anlatmak gerekiyor. Çok kolay bir şey değil heterotopya kavramını anlatmak. Foucault’nun 1967 yılında yazdığı çok kısa, altı yedi sayfalık bir deneme aslında metnin kendisi. İsmi Of Other Spaces.
Aysim Türkmen: “Öteki Mekânlara Dair”.
Gülengül Altıntaş: Foucault, heterotopya kavramına neden ihtiyaç duyduğunu anlatırken önce ütopyadan bahsederek başlıyor. Hatta yazı da “Önce ütopya vardı…” diye başlar ama “Ütopya biliyorsunuz ki olmayan bir mekândır…” diye böyle anlatmaya devam eder. Bu olmayan mekâna hayâl mekânı, işte bütün bu karakterlerin filmlerde tekneyle açılıp, varmaya çalıştıkları o mekâna tezat olmayan ama aslında fiziksel olarak kentin içinde var olan mekânlardan bahseder Foucault. Of Other Spaces derken de biraz aslında mekânsallığa ve kentin içerisinde ayrıksı duran mekânlara, yani diğer mekânlardan farklı olanlara bakar. Bunun içerisinde hem bir dışarıda kalmışlık var, yani mekânsal olarak dışarıda kalmışlık değil ama kentin içerisinde her şey değiştiği halde biraz değişmeyen, dolayısıyla hâfızayla çok ilgili olan mekanlar. Hatta bir “ikiz kız kardeşi kavram” da önerir heterotopyaya, “heterochronicals” kavramını kullanır, dolayısıyla zaman ve mekânda bunlar kentin kurduğu gündeliğin dışında deneyim sunan mekânlar. Kevin Hetherington’ın The Badlands of Modernity -Modernitenin Kötü Alanları, Kötü Yerleri- diye bir kitabında çok uzun…
Aysim Türkmen: “Bataklıkları”…
Gülengül Altıntaş: “Bataklıkları” diye mi çevrildi?.. Hetherington heterotopya kavramı üzerinden, uzun uzun bir kitapta modern kentin içindeki çeşitli heterotipik mekânlara bakar. Kitapta Hetherington bu kavram için “spaces of otherness” kavramını önerir, yani “ötekilik mekânları” ya da “başkalık mekânları”. Dolayısıyla sadece mekânın kendisinin değil, mekânın sunduğu deneyimin, gündeliğin veya geleneğin kurduğu kimliğin, yaşamın olağan akışının dışında bir şeyi önermesi kilit hale gelir aslında. İyi veya kötü değildir, heterotopya içerisinde hem iyi yeri hem kötü yeri, dolayısıyla hem ütopyayı hem distopyayı barındırabilen mekânlardır. Hayat Var’daki o ev gibi, bir kapısı kentin baskı mekânına, bir kapısı da Boğaz’a, Hayat’ın kaçış mekânına ve filmin sonunda da işte artık âşık olmak üzere olduğu o genç adamla dümene geçip, rujunu alıp sadece dudaklarını değil bütün yüzünü boyayarak, adeta bütün ruhunu aşka açarak ufka doğru gittiği mekâna açılır. Hayat Var’daki o ev çok güzel bir metafor gibi geliyor bana. Sanki iki kapısı vardır heterotopyanın da, biri ütopyaya biri distopyaya açılır ve hangi kapının ne zaman karşınıza çıkacağı da çok belli değildir. Reha Erdem’in filmlerindeki kentte de hep bu ikilik var. Yani dost bir mekân mı yoksa düşman bir mekân mı?.. Her ikisi de olabilir… Deneyimle anında şekillenebilen sanki, o anlamda ruhu da hareketli bir mekân.
Aysim Türkmen: Aynı şekilde A Ay’daki köşk de öyle…
Gülengül Altıntaş: Evet… o köşkün merdivenleri meselâ, yani Yekta’nın sürekli sıcak yaz günlerinde soğuk taşa yatıp uyuduğu ve annesini gördüğü rüyalara yattığı o merdivenler. Bitmemiş konağın bitmemiş katları arasında kalan o taş merdivenler. Yukarıda artık ölmek üzere olan yatalak ve tacizci bir dede vardır, aşağıda teyzesi vardır, onun yanında hem eksik anneliğini tamamlamak ister ama hem de daha çok eksik babalığı tamamlayan bir teyzedir, üzerine sürekli bir şeyler dikip giydirmeye çalışan, tekrarla, ezberle bir şeyler öğretmeye çalışan… Bir oraya kaçar bir oraya kaçar, bazen halasından dedeye kaçar. Onun acizliğini, o ölüm yatağındaki hâlini izler merakla. Bazen halanın yanına kaçar, bazen çıkar konaktan bir tepede bir martının peşine düşer. Dolayısıyla böyle hep karakteri takip ederek ancak haritasını çizebileceğimiz bir mekânsallık da sunuyor aslında bize Reha Erdem, kurduğu heterotopyaların içerisinde…
Aysim Türkmen: Heterotopya kavramından uzun uzadıya söz ettik. Belki biraz da bu heterotopyayı hem filmlerde hem de belki Foucault’nun anlattığı şekilde biraz daha somutlayabileceğimiz örneklerden bahsedebiliriz. Kendisi, şehir dışı moteller ve mezarlıklar diyor meselâ… 
Gülengül Altıntaş: Evet, mezarlıklar diyor, hayvanat bahçesi diyor. Demin bahsettiğin Kevin Hetherington, Foucault’nun bu kavramı ile ilgili bahsederken brotteller diyor meselâ, pasajlar diyor. Yani aslında, ya biriktiren mekânlar ya geçiş sağlayan mekânlar. Ama asıl olarak “heterotopia par excellence”, yani heterotopya için kullanabileceğimiz en iyi örnek için “gemi” diyor Foucault, aynı filmlerdeki tekneler gibi meselâ. Ve bunu da ayna metaforundan bahsederken açıklıyor: ayna diyor ve aynaya bakma ânının kendisi aslında bir heterotopyadır. Aynaya baktığımız yer bir heterotopyadır, aynaya bakma ânı bir heterochronical. Çünkü diyor, ben aynaya baktığımda kendimi olmayan bir yerde, bir hayal mekânda görüyorum, ama aynı zamanda aynaya baktığım mekânda da bulunuyorum. Dolayısıyla heterotopya kendi içinde bir tahayyül mekânı. Tahayyül ettiğimiz bir mekân. Ütopyayı düşlediğimiz bir mekân aslında. Öteki türlüsüne, başka türlüsüne duyulan özlemi bir tahayyüle dönüştürdüğümüz mekân. Hayali kurduğumuz mekân. Hayal kurduran bir mekân. Ve sabitlemesi zor çünkü mekânın kendisinden çok mekânın sunduğu deneyime bakmak lâzım. Bu mekân ne kadar hayal kurduruyor? Bu hayal bir kâbus da olabilir, bu hayal bir ütopya da olabilir. Dolayısıyla meselâ ütopyayı nerede en çok düşlüyoruz? Yani en çok baskı mekânlarında düşlüyoruz, iyi mekânlar dediğimiz yer bazen kötü mekânlar. Bazen o iyi mekân içerisinde macera duygusunu özlüyoruz, bir macera hayal ediyoruz. Dolayısıyla çeşitlilik ve biriktirmek aslında heterotopyanın biraz marifeti, biraz mezarlıkları, hayvanat bahçesini de bu yüzden örnek veriyor Foucault… Biriktiren, hem zamanı biriktiren, hem farklı deneyimleri biriktiren, hem farklı tahayyülleri, hayalleri biriktiren… Ama en önemlisi, başka türlüsüne dair duyulan özlemin yaşayabileceği boşluklar bırakan, bu boşluklara yerleşip, oradan başka türlü, iyi veya kötü ama farklı, başka türlü bir geleceği düşlediğimiz mekanlar. Bunu tekne üzerinden düşündüğümüzde Reha Erdem’in filmlerinde de bu karakterlerin atlayıp denize açıldıkları tekne, hep bir çeşit hayal mekânına gidiyor. Yekta’nınki onu annesine kavuşturacak olan bilinmez bir mekâna, ki A Ay’da da bu ayna üzerinden Foucault’nun verdiği örneği meselâ fotoğrafla ilişkili olarak düşünebiliriz. Çünkü Reha Erdem’in filmleri, baktığımız zaman aslında hep çok net bir soru üzerine kuruludur. A Ay meselâ “Gerçek nedir?” sorusunu kurcalıyor. Bunu bir sürü yerden kurcalıyor ama filmde olay örgüsünde en fazla bizi meşgul eden meselelerden bir tanesi fotoğraf. Yekta’nın çektiği fotoğraflar ve o fotoğraflarda aslında annesinin hayalini yakalama arzusu, yani bir hayali temsile dönüştürme arzusu. Bu sanki hem annesini, hem annesinin tekneyle açılıp gittiği o hayal mekânını bir kavrama arzusu gibi… Ya da demin söylediğimiz gibi Korkuyorum Anne’de Ali’nin sislerin içerisinde teknesiyle açılıp uzaklaşamasa da aslında, biraz kendi beceriksizliğinden biraz korkularından dolayı gerisin geri güvenli alanına, hem güvenli hem de baskı alanı olan o aile ortamına döndüğü yer tekne. Gidebilseydi nereye gidecekti bilemiyoruz… Ali gidemiyor çünkü Ali’nin bir tahayyülü yok. Yani Ali’nin bir hayali yok çünkü Ali’nin bir geçmişi yok. Ali hâfızasını kaybetmiş, aslında biraz büyümek için, yetişkinlik hayatının sorumluluklarını almamak için ve de erkeklik diye ona dayatılan şeyden kaçmak için hâfızasını feda etmiş bir karakter filmin içinde. Ali’nin geçirdiği bir kaza ile başlıyor film ve Ali bu kazada hâfızasını kaybediyor. Ama Ali sanki gönüllü ve mutlu da hâfızasını kaybetmiş olmaktan dolayı, böylece her tür kimliği de terk etmiş oluyor. Ama bu yüzden de aslında diğer karakterleri hayallerine ve başka türlüsüne doğru taşıyan tekne, Hayat’ı nereye olduğunu bilmediğimiz ama o zamana kadar yaşadığı bütün o baskıdan, tacizden, itilip kakılmaktan, yalnız bırakılmaktan, dışlanmaktan, başka bir yere götürdüğünü umduğumuz, bir aşk mekânına götürdüğünü umduğumuz gemi, Ali’yi gerisin geri kıyıya bırakıyor. Çünkü Ali’nin bir gelecek tahayyülü yok, bir hayali yok. Bir ütopya hayal etme becerisinden yoksun bir karakter. Neden geleceği hayal etmekten yoksun? Çünkü geçmişini unutmuş. Foucault yazdığı denemede bu yüzden hâfıza teması üzerinde de çok durur. Yani mezarlığı biraz da bunun için örnek verir, “İnsanlığın bütün hâfızasının…” der, “…aslında çözüldüğü mekânlardır burası.” Bu anlamda konak meselâ… İşte hani o bitmeyen konak, aslında ta Osmanlı’dan bugüne, o Türkiye modernitesinin bitmemiş, yarım kalmış ama bitmeyen katların üst üste inşâ edilmeye devam ettiği konak gibi.
Aysim Türkmen: Bir de kaybolmuş kadın temsillerden bahsedebiliriz. Sulara gömülmüş, geçmişin içinde yok olmuş kadınlar.. Ali geri dönüyor, kıyıya dönüyor ama kıyıya dönmeyen bir sürü kadın temsili var. Yekta sularda yok oluyor, annesi gibi… Erkekler kıyıya dönerken, kadınlar sularda başka bir şekilde, başka yollarla varoluşun peşine mi düşüyorlar acaba? diye sorduran bir durum var. Ancak bir de şöyle düşünebiliriz: erkekler  bu kadınları karada yaşamamayı seçen sudaki hayal kadınlar olarak temsil etmeyi seçiyorlar. Su ve kadın ilişkisi enteresan hakikaten, hem dünya edebiyatında hem Türk edebiyatında hem de Türk filmlerinde çok rastladığımız bir olgu. Tabutta Rövaşata’da da meselâ kadın karakter tekneyle birlikte Boğaz sularında kayboluyor. Bu kadınlar tabi Ophelia’yı hatırlatıyor, Shakespeare’in, suda ölen trajik karakterini … 
Gülengül Altıntaş: Ophelia çok güzel bir hatırlayışmış. Çünkü kaybolan bir masumiyet var ya hep zaten. Çünkü büyüme hikayesi bunlar ve melankoliden bahsettik, özellikle kentin kurduğu melankoliden, oradaki tutulmamış yas da çocukluğun melankolisi. Ama bir yandan da kim bu kaybolan kadınlar diye bakmak lazım. Reha Erdem’in filmlerinde karşımıza çıkan ergen karakterler genellikle annesizlerdir. Yani çoğunlukla hem yetim hem öksüzlerdir. Yanılmıyorsam Beş Vakit’teki karakterin annesi vardır, o da etkin bir karakter değildir, yani çok görmeyiz. Ama diğer karakterler ya öksüz yetimdir ya da annesizdir. Bu da biraz şuradan geliyor bence… Büyüme hikayelerinin her biri çok masalsı ve hani masallarda da anneler yoktur ya, hep anneler ölüdür masallarda.
Aysim Türkmen: Ya da üvey anneler vardır…
Gülengül Altıntaş: Ya da üvey anneler vardır. Bu da aslında masalların çocuklara büyüme konusunda cesaret vermek için anlatılmasıyla ilgilidir. Çünkü büyümek dediğimiz şey öncelikle anneden ayrışmak aslında… Ali gidemiyor çünkü göbek bağını kesemeyen karakter… Yani…
Aysim Türkmen: “Korkuyorum anne…”diye bağıran.
Gülengül Altıntaş: Korkuyor ve hani o kadar isteksiz ki büyüme konusunda, hâfızayı bile feda etmiş onun için. Hatırlamayayım, yeter ki ama büyümeyeyim diye. Ama Yekta öyle değil, ama Hayat öyle değil. Onlar Ali kadar sığınacak yerleri olan karakterler de değil. Biraz mecburlar da ama bu annesizlik teması biraz masaldakine çok benzer aslında. Annenin ölümü, ölü anne ve annenin yerini alan gene her filmde gördüğümüz ikame anneler, yani Yekta’nın halaları ya da işte Ali’nin apartmandaki komşu kadınlar. Bu ikame annelerin de belki üvey anneler olarak da düşünebiliriz. Masalların çoğunda iyi anne ölüdür. İçselleştirilmesi gereken, yola devam etmek için hatırlanan bir arketiptir. Üvey anne ise psyche’nin çocuğun psyche’sinin korkularını temsil eder. Doğrusu, zaten bu filmlerin hepsinin atmosferi çok masalsı, yani kendi gerçekliğini tamamıyla karakterlerin deneyimi üzerinden kuran, kenti de o gerçekliğe göre âdeta sinematografiyle çerçevelemeyle yeniden tasarlayan filmlerdir. Dolayısıyla bu annesizlik teması ya da işte açılıp, kaybolup giden kadınlar temasını biraz masala benzetiyorum. Ve bunların hepsinin büyüme hikayesi olmasına bağlıyorum.
Aysim Türkmen: Özellikle A Ay’da Sevim Burak’ın etkisini çok net görüyoruz. Mesela filmin adının A Ay olması. Sevim Burak’ın yazı dilinde gördüğümüz, o kırık ve tekrarlarla kadınların kendini ifade etme çabalarının izini filmin adında, “A Ay”da sürüyoruz. Sadece Yanık Saraylar’daki öykülerde değil, Sahibinin Sesi’nde de olan Osmanlı konak kültürü, Cumhuriyet’in dayatmaları arasında kalmış olan kadın karakterlerden filme yansımalarda görüyoruz. Bu nasıl bir etki? Sevim Burak’la nasıl bir iletişimde Reha Erdem? Meselâ benim ilk tespit ettiğim, “Nur Peri Hanım ayağındaki terliklerin ucuna kaçtı, susup önüne baktı.” Sevim Burak’ın bu cümlesini A Ay filminin açılış sahnesinde görüyoruz. Konağa giriş sahnesinde yerdeki köşkün tahtalarını göstererek başlayan çekimde köşkle ilgili konuşan iki halanın yüzlerini görmeden önce ucu açık terlikli ayakları ile karşılaşıyoruz. Ekşi Sözlük’te şöyle bir tespit gördüm: “…halası yekta’ya büyük babasının iğne korkusundan bahsediyor. Büyük babasının içine giren bir iğnenin dolaşıp kendisini öldürmesinden korktuğunu ve sürekli “bilal gibi öleceğim, bilal gibi” dediğini söylüyor. Filmde bulunmayan Bilal aslında ‘ay rab yehova’nın karakteri bilal’dir ve hikâye boyunca içinde bir iğneyle yaşadığını ve bu yüzden öleceğini düşünür. Bu korkuda aslında sevim burak’ın terzilik zamanlarından kalma iğne korkusundan kaynaklanır.”
Gülengül Altıntaş: Daha önce yaptığımız sohbette sen bunu söylediğinde ben çok şaşkınlığa düştüm. Kendi adıma A Ay’la Yanık Saraylar kadar, iki tane çok sevdiğim bir film ve kitabı nasıl yan yana koyamamışım diye. Yani bu etki, bu esinlenme senin aklıma düşürdüğün bir şey oldu ama biraz hazırlıklı geldim, bunun için bir pasaj ayırıp geldim ve onu paylaşmak istiyorum dinleyicilerle… Çünkü belki konuşuyoruz bir süredir heterotopya diyoruz, şunu diyoruz, bunu diyoruz, hani netleşmeyen bir tanımsızlığı var heterotopyanın. Çok şiirsel bir kavram bu anlamda. Bu pasaj belki, bütün bu filmlerin üzerinden konuştuğumuz heterotopya kavramı ile ilgili ışık tutar bize. Ve belki şöyle düşünebilirler… Şimdi bu mekânlar, işte bu Sevim Burak’ın Yanık Saraylar kitabından okuyacağım pasajı dinlerken, onların zihinlerinde dolaştırdığı gibi mekânlar… Nasıl mekânlar?.. Hayal kurduran mekânlar… Nedir hayal kurduran mekân?.. Çeşitlilik sunan bir mekândır. Bazen korkmak gerekir, iyi hayal kurmak için… Bazen endişelenmek gerekir. Bazen sevinmek, coşku duymak… Şimdi bu pasaj gerçekten A Ay’daki o yarım konağın sanki filmde kurduğu bütün hissiyatı taşıyor çok benzer bir şekilde, diye düşünüyorum. Okumak istiyorum…
“Bir öğle üzeri ya Saray tutuşursa? korkusuyla irkildiği ânı ve başka bir gün, masanın üzerinde yarım bırakmış olduğu bir bardak çayı birlikte düşündü. Yıllar önce yaptığı neşeli bir sıçrama hareketiyle açılan çocukluk elbisesinin eteklerinden başlayarak – bahçeyi – çiçek isimlerini – Fulya Teyze’yi – Balkonu – Balkonun beyaz yüzünde kımıldayan gölgeleri – hatıra defterinde altın harflerle yazılmış unvanları – Türk Yılmaz şarkısını – Kâzım Karabekir’in kırmızı siyah bayraklı bir arabayla Saray’a geldiği, yanağını okşadığı günü – Büyük kumandanların bazı sözlerini – Ali Yaver Paşa’nın iki kız evladına yazdığı “ İşte hayat işte Emel, Vatan için sağlam Temel” şiirini – cenaze törenlerini – cenaze törenlerinin arkasından çıkarılan Japon işi mendilleri – gözyaşlarını – bağrışmaları – beyaz balkonun aşağı doğru sarkmasını – yanıyoruz seslerini – Saray yanıyor seslerini – su sesini – alevlerin sesini – çatırtıların, çöküşlerin sesini ve sessizliği… Kişileri yangında ölen koca bir ailenin, saltanatın, debdebenin yıkılışından sonra – tek başına kalışını – kendi ismiyle yaşama katıldığı gün SİMSİYAH DAKTİLO ÖNLÜĞÜNÜ üstüne giydiği dakikayı – aynalardaki hüzünlü görüntüsünü – sanki derinlere gömülü ANILARINI belirtiyormuş gibi acı gülümsemesini – ona ESRARLI bir güzellik veren BAKİRE BİR KIZ OLUŞUNU – ŞEREFİNİ – NAMUSUNU – yitirmeden yaşamasının kendi kendisinin ve başkalarının üstünde bıraktığı ESRARLI HAYRANLIĞI – ESRARLI HAYATINI – DÜŞÜNDÜ…”
Aysim Türkmen: Gerçekten bizi filmin atmosferine taşıdın…
Gülengül Altıntaş: Sevim Burak taşıdı…
Aysim Türkmen: Sevim Burak dolayısıyla biz de filme gittik…
Gülengül Altıntaş: Referansın ve anıştırman sayesinde.
Aysim Türkmen: Yanık Saraylar’da, “yanmış olan saraylarda”, kaybolmuş, resmî tarihte veya bize aktarılan diğer tarihlerde izlerine rastlamadığımız, Boğaz’daki kadınlar var. Bu filmler (A Ay özellikle) bilerek ya da bilmeyerek bu kadınları çağrıştırıyor. Boğaz’da, bir çoğu on sekizinci yüzyılda inşa edilmiş bu saraylar aslında Osmanlı kadınlarının mekânı. Bu kadınların Boğaz’ın bugün hala devam eden yazlık yalı formunun oluşmasında aktif rolleri var. Ancak bu saray kadınlarından pek bahsetmiyoruz. Onlardan haberimiz bile yok. Biz Boğaz’ı Ahmet Hamdi Tanpınar’dan, Yahya Kemal’den, Abdülhak Şinasi Hisar’dan okuyor, erkeklerin, “dedelerimizin” mirası gibi görüyoruz. Ancak 1990’larda bağımsız filmlerle bu kadınlar çağrıştırılıyor. A Ay’daki gibi, Sevim Burak’ın yazılarından da esinlenerek de.  Tabutta Rövaşata’da da yukarıda da bahsettiğimiz gibi. Boğaz’ın suları “kadın tarihini” yazmak için iyi bir çıkış noktası olabilir.
Gülengül Altıntaş: Evet, Hayat da bunun için bence çok ilham verici bir karakter. Yani daha çok küçük ama bu onun büyüdüğü Boğaz, gerçekten hiç karşılaşmadığımız bir İstanbul temsili. Tül Akbal Süalp Hayat Var’daki Boğaz’ın mekânı ve Hayat’ın onunla kurduğu ilişkiden bahsederken, boğazdan geçen şilepleri gökdelenlere benzetir. Çok etkileyicidir o sahneler. O küçük teknenin içinde Hayat, şileplere yanaşır ve o şilepler kentin ortasında dikilen fallik bir gökdelen gibidir. Onların arasına o küçücük tekneyle, Hayat’ın, babasıyla beraber geçişlerini düşününce Hayat âdeta Boğaz’daki bir flanöz gibidir aslında. Dolanır oralarda çünkü, aylak aylak dolanır, bir hayal mekânı olarak dolanır. Sokağın yerini bu sefer Boğaz almıştır, su almıştır. Bir aylaklık yapma, bir dolaşıp hayallenme mekânı olarak…
Aysim Türkmen: Aslında gene bu bahsettiğin şey, on sekizinci on dokuzuncu yüzyıllarda hatta yirminci yüzyılın başında da olan, Boğaz’daki kamusal alanı bana çağrıştırıyor. Bir iki defa Murat Güvenç’le olan Açık Radyo’daki Metropolitika radyo programımızda bahsettik. Bana ilk Orhan Esen söylemişti, onu da anmadan geçmeyeyim. 18. Yüzyılda gelişen ve vapurların işlemeye başlamasıyla 19. yüzyılda daha da önem kazanan Boğaz İstanbul’un önemli bir kamusal alanı haline geliyor. Benzeri dünyada az olan, mesela önemli bir örneğini Venedik’te gördüğümüz bir durum. Yazlık saraylar, yalılar, sandallar, derken vapurla kış yaz yaşanan muazzam bir alan. Aşk-ı Memnû romanının ilk sayfasında bu kamusal alana gireriz. Bihter, annesi ve ablasıyla sandaldayken Adnan Bey gene sandalla yanlarından geçerken Bihter’e olan ilgisini belli eder. Boğaz aşkın, flörtleşmenin mümkün olduğu modern kamusal alan. Kadınların erkeklerle bir arada olabildikleri özgürlük alanı. On sekizinci yüzyıldan itibaren mesela mesire yerlerine gidip gelirken, kadınlar erkeklerle aynı sandalda olabiliyorlar. Ve tabi modern aşklar başlıyor…
Gülengül Altıntaş: Hayat Var’daki Hayat da bunu yapıyor. Yani bir şekilde gerçekten tacizci, tecavüzcülerle dolu bu korkunç kentten, filmin sonunda tekneye atlayıp birlikte denize açıldığı genç adama bakarsak… yani neden sonunda onu seçer de onunla birlikte gider? Bir aşkın başlangıcı mıdır bu? Nedir bu? Hayat’ın yanına katıp götürdüğü bu genç adam da ilginç bir karakterdir. Renklerini bile kaybetmiş, böyle solmuş bu kentte, duygusuz görünen bu atmosferde bir tek bu çocukcağız, bu genç adam duygularını gösterir aslında ama bu kadar erkeklikle çarpılmış bu kentin mekânı içerisinde, herhangi bir duygusallık da yerini bir çeşit taşkınlığa bırakır, arabeskte bulur karşılığını. Arabeski de çok güzel kullanır filmin içerisinde Reha Erdem. O sıkışmış duyguların ve en ufak bir duygu gösteriyorsan eğer, onu mutlaka hani bu taşkınlık, bu böyle bir düşkünlük, bir tutkunluk haline dönüşmesi gibi aslında. O yüzden sonunda Hayat’ın onu alıp kaçmasını aslında Hayat’ın onu da kurtarması gibi okuyorum. Yani sadece kendisi değil, o genci de elinden tutup, onu da alıp, bir başkalık mekanına doğru götürüyor. Ne yapacaklar bilmiyoruz ama arkalarında bırakma duyguları, o özgürlük duyguları, o sularla beraber, o Boğaz’a açılmalarıyla beraber, film sonunda bize bence çok güzel bir his bırakıyor.
Aysim Türkmen: Seninle Ankara üzerine bir radyo programı yapmıştık. Sonra Tiyatro Medresesi, Şirince’de İzmir’in sinemadaki temsilleri üzerine beraber bir workshop yaptık. Şimdi İstanbul’u konuşuyoruz. Seninle farklı kentler üzerinden kent ve sinema konuşuyoruz. Kent ve sinemayı birlikte düşünmek bize yepyeni bir alan açıyor. Herhangi bir sahneyi filme çektiğimizde, rüya sahnesini bile çektiğimizde mekânsallaştırmış oluyoruz. Mekânla filmin iç içe bir durumu var. Mekân çalışmaları açısından baktığımızda ise sinemanın kent temsilinin diğer temsillerin ötesinde imkanlar sağladığını görüyoruz: filmin sağladığı hareketli temsil (moving image) imkanı, modern kentin devinimini anlatmayı başarabildiği gibi kurgu imkanı, zaman-mekanı sıkıştırarak gösterme kapasitesi, kentlerde farklılıkların bir araya gelerek oluşturdukları yoğunlaşmayı yansıtabiliyor. Bir de ikisini birlikte düşündüğümüzde bir ara alan da olduğunu görüyoruz ve bu alanın politik açılımları var… filmin mekâna etkisi, mekânın filme etkisini çalışmak kadar bu ara alanı tanımlayıp üzerine düşünmek de önemli. Mesela Pratt ve San Juan bu ara alanı şöyle tanımlıyor: her zaman gerçek kentsel mekân dinamiklerine açık olsa da film teknolojisi tarafından görülebilir kılınan materyal olmayan olasılıklarla sınanan bir alan. Varolan ilişkilere alternatif tasavvurlar geliştirme olanağı taşıdığı için heyecan veriyor kent ve sinemayı birlikte düşünmek. 
Gülengül Altıntaş: Evet, kent ve sinema zaten ayrılmazlar. Sinema kentte doğmuş, kentin doğuşuna tanıklık etmiş… Dolayısıyla aslında perdeye bakış, sinemaya bakış, sinemanın kurduğu kent mekânına bakış kentin kendisine bakışı âdeta. Sinema kenti, kent sinemayı kurmuş gibi de… Çok geçişken bir ilişkileri var. Ve aslında baktığımız zaman zaten sinema salonunun kendisi de bir heterotopya, bu Foucault’nun ayna metaforu gibi, o hayal kurduran yer olarak ve oradan kente baktığımızda yani belki hani fazla bir şey söylemek gibi ama sinemanın zaten kurduğu her kent hatta her mekân aslında bir heterotopya. Yani sinemada kente bakmanın kendisi zaten deneyim olarak öyle. Ama bir yandan da her film aslında kendi kentini kuruyor. Kendi tahayyülünün ve kendi karakterinin yolculuğunun deneyimine has bir şey kuruyor. Ve bu gerçekten çok güzel bir hayal mekânı, senin de söylediğin gibi…
 
(Nermin Güngörencan ve Okyanus Çobanoğlu’na katkıları için çok teşekkürler.)

12:00 – 12:55 Midday Blues / Gün ortasında müzik arası / Ahmet Uncu

Coğrafyalardan ve türlerden bağımsız “günortası müzikleri” programı.

12:55 – 13:05 Sefiller – Yazan: Victor Hugo / Okuyan: Tolga Korkut / Çevirmen: Volkan Yalçıntoklu / İş Bankası Kültür Yayınları

Fransız edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük yazarlarından Victor Hugo ölümsüz eseri Sefiller’de, Fransız toplumundan yola çıkarak, kozmolojik bir bakış ve eşsiz bir duyarlılıkla insanlığa ulaşır. Bu yayın döneminde 1724 sayfalık bu kült romanı Tolga Korkut’un sesinden dinliyoruz. Ne kadar sürer, meçhul…

13:00 – 14:00 Tuna’nın Beri Yanı / Muammer Ketencoğlu / Balkan ağırlıklı etnik müzik

muammerketencoglu.com/
tunaninberiyani.blogspot.com/
facebook.com/ketencoglumuammer
facebook.com/muammerketencoğlu
Twitter.com/MuammerKetencoğlu

***

Hrant Dink’i anıyoruz. Hrant için Erivan Oda Korosu Komitas şarkıları söyleyecek.

***

Değerli dostlarım bugün 95.0 @acikradyo da #tunaninberiyani nda #HrantDink için Erivan Oda Korosu, Komitas şarkıları söyleyecek. Bu vesileyle sevgili Hrant’ı dostlukla anıyorum…
#BuradasınAhparig

14:00 – 14:30 Türlerin Yaşam Hakkı / Işıl Karaelmas ve Melike Dirikoç / Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey

turlerin-yasam-hakki-20210120

Hayvan kullanımı etrafında örülen cehalet

zz4
twitter.com.türlerin.yaşam.hakkı 
Twitter.com/IşılKaraelmas
Twitter.com/MelikeDirikoç
Türlerin Yaşam Hakkı Spotify Kanalı
pictosee.com/turlerinyasamhakki/
instagram.com/turlerinyasamhakki/
turlerinyasamhakki@gmail.com

***

Yarın (20 Ocak Çarşamba) saat 14.00’te yeniden agnotoloji, yani cehalet bilimi konusuna dönüş yapıyoruz. Agnotoloji “bilmediğimiz şeyleri neden bilmiyoruz?” ve “cehalet nasıl kasten üretiliyor” sorularının yanıtını araştırıyor. Bu bölümde özellikle hayvan kullanımı ve hayvansal vs. bitkisel beslenme konularında cehaletin stratejik olarak nasıl üretildiğini örneklerle birlikte konuşacağız.

Kaynaklarımız @vegansaglikpro , @dr.oguz.kinikoglu , @drmuratkinikoglu ve Dr. Michael Greger @michaelgregermd ‘in websitesi nutritionfacts.org .

Melike Dirikoç @vegan__earth ve Işıl Karaelmas’ın birlikte hazırlayıp sunduğu @turlerinyasamhakki her çarşamba saat 14.00’da 95.0 @acikradyo ‘da.

14:30 – 15:30 Alla Turca / Ali Pınar ve Ersin Antep / Türkiye’den klâsik müzik yorumcuları ve bestakârları

www.facebook.com/alla.turca.5

Twitter.com/AliPınar

Twitter.com/ErsinAntep

instagram.com/allaturca2001/

twitter/allaturca

***

ALLA TURCA’DA MUAMMER SUN ÖZEL PROGRAMI

95 Açık Radyo’da her Çarşamba günü saat 14.30’dan itibaren yayınlanan ve Ersin Antep ile Ali Pınar’ın hazırlayıp sunduğu Alla Turca programında; 16 Ocak 2021 günü kaybettiğimiz Kültür İnsanı, Yayıncı, Eğitimci, Besteci Muammer Sun özel bölümü sunulacak.

Sun’u; ailesi, öğrencileri, yakınları ve eserlerini kaydeden sanatçılarla anacağız. Aile fertleri @murideaksan @aysesunbale @ilteris_murat_sun, Besteciler Hasan Uçarsu, @turgay.erdener@issezen @yigit_aydin1971 @ardaerdem @cingimusic @besteleyenadam, İvan Celak, @leventkuterdem, Cansu Olgun, Koro Şefleri @ahterdestan @atillacagdasdeger @metegokce_ @cigdemaytepe
Piyanist @hande_dalkilic_pianist Orkestra Şefi Rengim Gökmen tarafından yapılmış kayıtlara yer vereceğiz. Alla Turca olarak; Muammer Sun’un manevi huzurunda saygıyla eğiliyor, ruhunun şad olmasını diliyoruz.

Alla Turca’nın yayınlanacağı 95.0 Açık Radyo’yu internet üzerinden online olarak dinlemek için; http://acikradyo.com.tr/
e-posta: allaturca@acikradyo.com.tr
Twitter ve instagram: @allaturca2001 @besomder
#MuammerSun @acikradyo @muzikbilim @alipinarofficial #AllaTurca #AçıkRadyo #AcikRadyo #ersinantep #AliPınar

15:30 – 16:30 Altın Saatler / Nuray Aydınoğlu, Elvan Cantekin, Argun Yum ve Gürhan Ertür / 17 Ağustos’u unutma

altin-saatler-20210120

Altın Saatler kayıt arşivi
facebook.com/GürhanErtür

***

İstanbul’un su sorununu Prof. Dr. Derin Orhon ile konuşuyoruz.

16:30 – 17:00 Sudan Gelen (15 Günde 1) / Suya doğanın, bilimin, sanatın, edebiyatın içinden bakmak / Hazırlayan: Akgün İlhan

sudan-gelen-20210120

zz8
Twitter.com/Akgünİlhan
Twitter.com/SudanGelen
Sudan Gelen facebook sayfası

***

Bugün 16.30’da Afşin-Elbistan A ve B kömürlü termik santralleri bölgesi hava kalitesi ölçüm raporunu Onur Akgül ile konuşacağız. @acikradyo
@Greenpeace_Med

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu ArgınSanat DeliormanAsena Akan,, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Hafta içi akşamüzeri caz kuşağı direksiyonuna çarşamba günleri Bîdar oturuyor

Twitter.com/Bidar Music

facebook.com/bidarofficial/

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegenin-gelecegi-20210120

GEZEGENİN GELECEĞİ: YA O YA O!
“Olağanüstü bir zamanda bir araya geliyoruz. İnsanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş, hem felaketlere gebe, hem de daha iyi bir geleceğe dair umutların ışığını taşıyan bir anda.…
Çevre felaketi, nükleer savaş ve pandemi sınır tanımıyor. Fark etmesi daha zor olsa da, bu durum, dünyayı gözetleyip Kıyamet Günü Saati’nin ibrelerini gece yarısına doğru ilerleten şeytanların üçüncüsü için de geçerli: demokrasinin gerilemesi. …Bu, birçok karmaşık boyuta ve ilişkilere sahip olan bir çeşit küresel sınıf mücadelesi. … İnsan deneyinin kaderinin bu mücadelenin sonucuna bağlı olduğunu söylersek hiç de abartmış olmayız.”
(Noam Chomsky)
facebook.com/uygar.ozesmi.page
Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

NASA’nın haritası Türkiye’nin yeraltı su seviyelerindeki tehlikeye işaret etti

NASA, Türkiye’deki yer altı su seviyelerinin ortalamanın altına düştüğü uyarısında bulundu. Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) Türkiye’nin yer altı su rezervlerini gösteren bir harita yayınlayarak ülkedeki yer altı su seviyelerinin ortalamanın altına düştüğü uyarısında bulundu.

Yapılan paylaşımda söz konusu haritanın Gravity Recovery and Climate Experiment Follow On (GRACE-FO) uydularıyla 11 Ocak 2021 tarihinde kaydedildiği belirtildi. NASA tarafından yayınlanan raporda “2021’in başlamasıyla birlikte Türkiye’nin büyük bölümünde şiddetli kuraklık yaşanıyor. Ülkenin en kalabalık şehri olan İstanbul çevresindeki çok sayıda rezerv 15 yılın en düşük seviyesinde. Bu koşullar devam ederse mahsul üretimi tehlikeye girebilir” denildi. Raporda, mevcut durumun 2019 yılındaki yağış azlığı nedeniyle ortaya çıktığı, 2020’nin ise son 5 yılın en kurak yılı olduğu belirtildi. Konya Ovası’ndaki kuraklığa da değinilen raporda şu ifadeler yer aldı: ‘’Konya Ovası’nda çiftçiler, Temmuz-Aralık 2020 arasında 2019’un aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 38 daha az yağış gördü. Son altı ayda yağış olmaması, tahıl hasadını önemli ölçüde azalttı ve çiftçiler için kuraklık uyarılarını tetikleyerek gelecekteki mahsul üretimini tehlikeye soktu.’’ Tahminlere göre 2021 Ocak ayının ikinci yarısında daha fazla yağmur beklendiği belirtilen raporda “Ancak su seviyelerini rahat hacimlere çıkarmak için uzun ve kalıcı yağmur gerekecek” ifadeleri kullanıldı.
Uçak yerine tren
AB’nin 27 ülkesinde ankete katılan 27.700 kişiden %74’ü, COVID-19 kısıtlamaları kaldırıldıktan sonra çevresel nedenlerle daha seyrek uçmayı planladıklarını söyledi. %43’ü bunu “her zaman” yapacaklarını, %31’i ise “zaman zaman” yapacaklarını ifade etti. Ankete katılanların çoğu vazgeçilmesi en kolay olanın uçmak olduğunu söyledi. Öte yandan Avrupalıların %39’u ve Amerikalıların %38’i arabalarından vazgeçmenin en zor seçenek olacağını söyledi. Avrupa’nın havayolu sektörü, pandemi nedeniyle talepte bir düşüşle mücadele ederken, sektör aynı zamanda karbon ayakizi konusunda müşteriler ve düzenleyiciler tarafından inceleniyor. Kısa mesafeli yolculuklar için uçak yerine tren seçmeyi planlayıp planlamadıkları sorulduğunda, ankete katılanların %71’i “evet” cevabını verdi. Ayrıca, Avrupalıların %66’sı iklim değişikliğiyle savaşmak için zaten daha az et yediklerini ve %13’ü ise bunu yakında yapmayı planladıklarını söyledi. COVID-19, küresel karbondioksit emisyonlarının 2020’de %7 düşmesine neden oldu, ancak yine de, 2020 yılı en sıcak yıl olarak sıralanırken emisyonların azaltılması ve gelecekteki yıkıcı ısınmayı önlemek için daha hızlı eylem ihtiyacı var.
Buğday fiyatları patladı
Çin ve diğer ithalatçıların artan talebi ve en büyük ihracatçı Rusya‘nın getirdiği ek gümrük vergileriyle buğday fiyatları altı yıldan fazla bir sürenin en yüksek kapanışına ilerledi. Çin’in artan talebi, önemli ekim alanlarındaki kuraklık, hükümetlerin iç tedariği sağlamak için ihracatı kısıtlama çabaları küresel tahıl fiyatlarının 2014’ten beri en yüksek seviyeye çıkmasında etkili oldu. Bloomberg HT’nin aktardığına göre pandemi döneminde dünyada açlığın da arttığı bir dönemde yaşanan bu fiyat artışı, gıda enflasyonuna dair endişelere de yol açıyor. Chicago emtia Borsasında işlem gören Mart vadeli soya fasulyesi kontratı yüzde 1.4 düşüşle bushel başına 13,97 dolar oldu. Mart vadeli buğday kontratı ise yüzde 1.3 artışla yaklaşık 12.7 kilo başına 6.84 dolardan işlem gördü.
Portekiz’de tek kömür santralı kaldı
Portekizli enerji kuruluşu, geçen yıl Temmuz ayında 1.296 MW’lık Sines kömür santralını kapatma kararını açıklamış ve kapatma tarihini 2023’ten 2021’e çekmişti. kuruluşun ilk planları Sines’i 2030’da kapatmaktı. Şirket, Temmuz ayında yaptığı açıklamada, kararın “karbondan arınma stratejisinin bir parçası” olduğunu ve enerji üretiminin giderek yenilenebilir kaynaklara bağlı olduğu bir bağlamda alındığını söyledi. Kömürden çıkış aşamasını hızlandırma kararının “Avrupa karbon nötr hedefleri doğrultusunda” “enerji geçiş sürecinin doğal bir sonucu” ve ülkenin yenilenebilir enerjilere vurgu yapan ulusal enerji ve iklim planı. Kampanyacılar, Sines’in kapanmasıyla Portekiz’de sadece bu yıl Kasım ayında kapatılması planlanan tek kömür santralı Pego’nun kaldığını söyledi. Portekiz’e ek olarak, Europe Beyond Coal’a göre, beş Avrupa ülkesinin 2025 itibariyle kömüre son vermesi bekleniyor: Fransa (2022), Slovakya (2023), Birleşik Krallık (2024), İrlanda (2025) ve İtalya (2025).
Alamos’un izinleri iptal edildi
Madencilik şirketinin Kirazlı bölgesinden çekilmemesi üzerine çevre örgütleri Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü’ne CİMER üzerinden alanın durumuna dair bir dilekçe vermişti. Ruhsatı bitmesine rağmen sahada varlığını sürdüren şirket için Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi‘ne (CİMER) yapılan başvuruya Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü’nden cevap geldi. Cevapta, şirket için verilmiş izinlerin 27.10.2020 tarihinde geri alınarak iptallerinin yapıldığı belirtildi ve “İzin sahalarına ait bölgeleri rehabilitasyon eylem planı kapsamında tekrar doğaya kazandırılmak için gerekli çalışmalar başlatılacak. Bilgilerinize sunulur” ifadeleri kullanıldı.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna, Ömer Şahin, Selahattin Çolak, Feryal Kabil / Her gün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Twitter.com/İlksenMavituna

Twitter.com/FeryalKabil

***

#AçıkDergi #KentTakvimi‘yle başladı.
Milli Reasürans Oda Orkestrası’nın İş Sanat çevrimiçi programında yer alan ilk konseri yarın akşam. Neyzen Murat Salim Tokaç ve arpist Çağatay Akyol’un solist olarak katıldığı konseri şef Hakan Şensoy yönetiyor.
Faruk Duman’la çok ses getiren “Sus Barbatus!” üçlemesi üzerine etkinlik yarın “Mevsim Bahar Olunca” başlığıyla YKY (@ykyhaber) sayfasında. Duman’a Dr. Jale Özata Dirlikyapan ve Bengü Vahapoğlu eşlik edecek. #KentTakvimi
İstanbul Modern Sinema’da 21-31 Ocak tarihleri arasında ücretsiz bir kısa film serisi var. Gelecek Kısa isimli programda Türkiye’de üretilmiş 19 kısa filmin yanı sıra Oscar’ın kısalarından bir seçki de yer alıyor. #KentTakvimi

AR-Arsiv-Haifza-Sanat-20012021

***

2017 yılından bu yana devam eden Hafıza ve Sanat projesi geçen ay bir dizi panelle son buldu. Son 20 yılın güncel sanat üretimine hafıza ve insan hakları perspektifinden bakan çalışmayı bu akşam Açık Dergi’de değerlendiriyoruz.
Konuklarımız Hafıza Merkezi (@hakikatadalet) arşivinden Gamze Hızlı ve etkinlik komitesinden Eylem Ertürk’le Sevim Sancaktar.
***
Toplumsal Hafıza, İnsan Hakları ve Sanat

Açık Dergi’de son 20 yılın güncel sanat üretimine hafıza ve insan hakları perspektifinden bakan Hafıza ve Sanat projesini değerlendiriyoruz.

Geçtiğimiz Aralık ayında gerçekleşen bir dizi panelle sona eren Hafıza ve Sanat projesi, Türkiye’de güncel sanat, toplumsal hafıza ve insan hakları alanlarının kesiştiği oldukça önemli bir çalışma olarak ajandalarımızdaki yerini almıştı.
2000-2019 yılları arasında güncel sanat çevresinde gerçekleşen etkinliklerin derlenip, toplumsal hafıza ve insan hakları çerçevesinde değerlendirildiği bir arşiv çalışmasından hareketle, akademi ve güncel sanat alanından katılımcılar tarafından yürütülen tartışmaların bir tür sonucu olan bu etkinlikler kamusal tartışmalarımız yeni bir zemin sunma potansiyeline de sahip. Çevrimiçi mecrada gerçekleşen panellerin izleyiciden büyük bir ilgi görmesi bunun bir kanıtı olsa gerek.
Açık Dergi’de Hafıza ve Sanat Konuşmaları‘nın arka planını Hafıza Merkezi arşivinden Gamze Hızlı, etkinlik komitesinden Eylem Ertürk ve Sevim Sancaktar’la konuşuyoruz

Açık Dergi Çarşamba Oyun Arası / Emre Gümüşer

Muhtelif tiyatro müziği örneklerine kulak atıp, oyunlar arası bir yolculuğa çıkıyoruz.

Açık Dergi Çarşamba 18:30 – Fasikül / Aylık Özgür Sinema Gündemi / Ekrem Buğra Büte ve Fırat Yücel/ Her ayın son Çarşamba akşamı

Sinemada ifade özgürlüğünün önündeki engeller ve bunlara karşı geliştirilen yaratıcı çözümler Fasikül’de raporlanıyor ve muhtelif aktörlerle değerlendiriliyor.
Ocak 2020 itibariyle Açık Dergi’de her ayın son Çarşambası, geçtiğimiz ayın sinema gündemini “özgür sinema” perspektifinden değerlendireceğimiz yayını Ekrem Buğra Büte ve Fırat Yücel hazırlıyor.
Altyazı Fasikül günümüz Türkiye’sinde çoğu kez görmezden gelinen sansür ve baskı vakalarının arşivini tutarak özgür sinemanın hafızası olmayı hedefliyor. Bu ilk bölümde de, yeni sinema yasası ve 2019 yılında sinemacılara açılan davaların, alanda yaşanan sansür vakaları ve film festivallerin durumuna göz atıyoruz.
Twitter.com/AltyazıFasikül
Fasikül Spotify Kanalı

Açık Dergi Çarşamba Yerden Yüksek / Çocukların Mekân Algısı ve Mekânsal Hakları / Gizem Kıygı (15 Günde 1)

yerden-yuksek-20210120

zz9
Değişen kentsel ve kırsal mekânlarda çocuıkların mekânlarda nasıl varoldukları ve mekânı nasıl algıladıklarını ve bu konuda yapılan çalışmaları konuşuyoruz. Her bölümde bir araştırmacı-uzman konuk yayına eşlik ediyor.
yerdenyuksek.medium.com
Yerden Yüksek Spotify Kanalı
Twitter.com/YerdenYüksek
instagram.com/yerden.yuksek94.9/

***

“Kent hakkı ile çocuk haklarını birlikte düşünmek” #YerdenYüksek‘te Gizem Kıygı’nın (@GizemKyg) bu akşamki konuğu Children’s Rights International Network’ten Adem Arkadaş-Thibert (@AATFTC).

Açık Dergi 19:30 Sanat Akademi / Berhem Baltaş (15 Günde 1) / Akademi’de güncel tartışmalar

sanat-akademi-20210120

Plastik sanatlar üzerine yazılmış bilimsel metinlerin merkeze alındığı programda Berhem Baltaş, sanatçılar ve akademisyenlerle söyleşiyor.

***

Dünyaca ünlü müzik akademilerinden mezun müzisyenlerden besteler.

20:00 – 21:00 Ay’da Caz (Yeni program) / Caz tarihinde bu ay / Hazırlayanlar: Nazlı Toprak ve Leyla Diana Gücük

Caz tarihinde o ay doğan-ölen müzisyenler, çıkan albümler, önemli olayların işlendiği bir caz programı

***

Miles Davis’in 21 Ocak 1949 tarihinde bir bölümünü kaydettiği Birth of Cool albümünden, Move isimli parçasıyla açılışımızı yapıyoruz.

21:00 – 22:00 Akdeniz Güneşi / Müzikli Akdeniz Turu / Tolga Esmer

Akdeniz’in cazla buluştuğu radyo programı. Tabii Akdeniz kültürünün katı sınırlardan hoşlanmadığı düşünüldüğünde caz dışındaki müzik türlerine ve Akdeniz dışından, yüreği Akdeniz güneşiyle ısınmış müzisyenlere de yer veriyor. Bu yayın döneminde çarşamba akşamları saat 21.00’de.

Twitter.com/AkdenizGüneşi

22:00 – 23:00 Ayın Karanlık Yüzü / Yosi Falay / Bir albüm

23:00 – 24:00 Caz Portreleri / Mustafa Aykın / Ayrıntılı caz tiplemeleri

Facebook.com/Mustafa Aykın.Caz Portreleri

***

178.inci portre; dördüncü bölümüyle alto saksofoncu Joe Harriott

***

20.01.2021 – CAZ PORTRELERİ (51. inci Yayın Dönemi – 95.0 Açık Radyo – saat 23.00 / 23.55)
178.inci portre – alto saksofoncu – Joe Harriott– dördüncü ve son bölüm
Değerli dinleyicilerim; dostlarım, arkadaşlarım, iyi akşamlar; bu akşam 15 Temmuz 1928 – 2 Ocak 1973 tarihleri arasında yaşamış, 1950 den ölümüne kadar geçen süre zarfında müzikal faaliyetlerini Londra’da sürdürmüş bir Jameykalı alto saksofoncu Joe Harriott ile birlikte olmaya devam ediyoruz ve bu hafta kensine veda ediyoruz; bu haftaki dördüncü programda önce geçen hafta 5 parçasını sunduğum, üstadın 1967 de yayınlanan albüm ‘’ Joe Harriott and John Mayer Double Quintet* ‎– Indo-Jazz Fusions I & II ‘yu takdim etmeye devam edecek ve bitireceğim.
Indo-Jazz Fusions I & II (CD, Compilation) album cover
Albümde yer alan müzisyenler:
 Alto Saksofon – Joe Harriott (tracks: 1.inci parçadan 3.üncü parçaya kadar ve 5. inci parçadan 8. inci parçaya kadar )
• Bas – Coleridge Goode
• Drums – Alan Ganley* (1.inci parçadan 5.inci parçaya kadar ), Jackie Dougan ( 6. ıncı parçadan 8. inci parçaya kadar)
• Flut – Chris Taylor (5 inci parça )
• Harpsichord – John Mayer (1.inci parçadan 5.inci parçaya kadar)
• Piyano – Pat Smythe
• Sitar – Diwan Motihar
• Tabla – Keshav Sathe
• Tambura – Chandrahas Paigankar
• Trumpet ve Flugelhorn – Kenny Wheeler (6.ıncı parçadan 8. inci parçaya kadar, Shake Keane (1.inci parçadan 3.üncü parçaya kadar ve 5.inci parça )
• Keman – John Mayer
· Orkestrayon ve grup yönetimi – John Mayer
Albümünden bu hafta dinleyeceğimiz parçalar albümün 7 ve 8. inci parçaları; 4.üncü parça da Joe Harriott yer almadığı için dinlemeyeceğiz :
7 Purvi Variations – beste : John Mayer – 8:43
8 Mishra Blues – beste : John Mayer – Pat Smythe – 8:32
Albüm notlarına :
· https://www.discogs.com/Joe-Harriott-And-John-Mayer-Double-Quintet-Indo-Jazz-Fusions-I-II/release/9107051
· https://www.allmusic.com/album/indo-jazz-fusions-i-ii-mw0001684603
den ulaşabilirsiniz.
Programın ikinci bölümünde size başka bir Joe Harriott albümü ‘’Joe Harriott & Amancio D’Silva Quartet ‎– Hum Dono’’ nun bir parçası hariç takdim edeceğim.
Bu albümde yer alan müzisyenler:
•Alto Saksofon – Joe Harriott
•Bass – Dave Green (1 ve 3. üncü parçadan 6.ıncı parçaya kadar)
•Davulıar – Bryan Spring
•Flugelhorn – Ian Carr (tracks:1.inci parçadan 6.ıncı parçaya kadar )
•Gitar– Amancio D’Silva (1 ve 3.üncü parçadan 6.ıncı parçaya kadar)
•Vokal / ses – Norma Winstone (tracks: 1, 3 ve 6.ıncı parçalar)
Albümün tam çalma listesi ( 2. İnci ve 4.üncü parçayı süre nedeniyle dinleyemeyeceğiz ) :
1. Stephano’s Dance – beste : Amancio D’Silva – 8:12
2. Spring Low, Sweet Harriott – beste : Bryan Spring, Joe Harriott – 1:55
3. Ballad For Goa – beste : Amancio D’Silva – 7:41
4. N.N.N.T.- beste : Amancio D’Silva 3:39
5. Hum Dono – beste : Amancio D’Silva – 6:52
6. Jaipur – beste : Amancio D’Silva – 8:07
Albüm notlarına :
· https://www.discogs.com/Joe-Harriott-Amancio-DSilva-Quartet-Hum-Dono/release/2329137
dan ulaşabilirsiniz.
haftaya 179.uncü portremin ilk bölümünde, aynı gün ve saatte buluşmayı umar, hepinize müzik, barış, umut ve yaşam mücadelesi dolu, virüsden ırak bir hafta dilerim…. en derin sevgilerimle saygıdeğer Açık Radyo dinleyenlerim……
Mustafa Aykın – Caz Portreleri

24:00 – 01:00 Beton Orman / Da-Frogg Eyez /  Reggae, Dub ve alt türleri

8 yıl aradan sonra Beton Orman, Reggae, Dub ve alt türlerinin pozitif titreşimlerini yaymak için döndü.

Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi Programları ve PodcastArşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo resmi instagram sayfası

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Twitter Açık Radyo Programları ve Programcıları Listesi için TKLYNZ

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi: 2 Kasım 2020 – 2 Mayıs 2021 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık  

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2021/1/18

* MLK Day Special: Dr. Martin Luther King Jr. in His Own Words

07:00 – 07:45 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

Twitter.com/DidemGençtürk

***

Bugün Sabahlık’ta Yerkaran’ı dinliyoruz.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Özdeş ÖzbayRobılınd Tayyar, Berhem Baltaş ve Feryal Kabil

acik-gazete-19.01.2020

Açık Gazete kayıt arşivi
Açık Gazete Spotify Kanalı
Açık Gazete Jingle
Günün Sözü
“Aşı konusunda feci bir ahlaki çöküşün eşiğindeyiz.”

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Başkanı Ghebreyesus, ‘aşı milliyetçiliği’ yapıldığını ve zengin ülkeler büyük siparişler verirken yoksul ülkelerden birine sadece 25 doz aşı verildiğini belirtti. (Gazete Duvar) (Fotoğraf: Dado Ruvic/Reuters)

***

#AçıkGazete‘de bugünün gündemi;
Gazeteci Hrant Dink katledilişinin 14. yıldönümünde, 19 Ocak’ta anılacak. Dünyanın her yerinden Hrant’ın Arkadaşları, 14.45’te http://hranticinadaleticin.org adresinde buluşuyor.
*Denizleri koruyamayıp trollere teslim oldukları için AB’ye STK’lardan ağır suçlama, Çin’e kömür üretimini 2020’de ağır artırdığı için ağır suçlama.
Yerli halklar öncülüğündeki çevre hareketleri için büyük zafer: Biden, başkanlığının ilk gününde Keystone XL petrol boru hattının ruhsatını iptal edeceğini açıkladı.
DSÖ’den ağır uyarı: Feci ahlaki çöküşün eşiğindeyiz; zengin ülkelere milyonlarca bir yoksul ülkeye 25 doz aşı. Yeni araştırma: Covid’den hastaneye yatıp taburcu edilenlerin üçte biri yeniden hastaneye kaldırıldı.
*Yeni Hazine ve Maliye bakanı Elvan’ın bütçe açığında büyük tasarruf müjdesine ekonomist yazarlardan çarpıtma ve yanlış rakam bildirimi eleştirisi geldi.
Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri yeni rektör atanmasına direnmeyi sürdürüyor: Kurucu meclis çalışmaları yapılıyor.
(Fotoğraf: @canunaldo)
2015’te ABD’de çocuk istismarından tutuklanan doçent daha sonra ülkeye dönüp Marmara Üniversitesinde bölüm başkanı oldu. Sosyal medyada gerçek açığa çıkınca 2021’de istifa etti. Atamayı yapanların da istifa etmesi isteniyor.
Grist dergisinin uluslararası iklim-kurgu deneme yarışması: 2200 yılını 7 nesil boyunca ileriye doğru düşünmek. 18 yaş üstü herkese açık ve ödüllü.
*ABD’de Kongre baskınında New Yorker muhabiri Mogelson’un çektiği videolar ABD’ye şok üstüne şok yaşattı. Daha fazlası bugün #AçıkGazete‘de.

***

Susma Platformu’yla söyleşi: “Açık Radyo: 25 yıldır açık, bağımsız ve müşterek”

Susma Platformu’ndan Onur Dalar, Açık Radyo’nun Kültür ve Sanat Yayınları Editörü İlksen Mavituna’yla medyanın bu 25 yılda geçirdiği dönüşümü ve Açık Radyo’nun gelecek planlarını konuştu.

(Onur Dalar’ın bu söyleşisi Susma Platformu’nun internet sitesinden alınmıştır.)

Yayın hayatında 25 yılı geride bırakan Açık Radyo, Hollanda Prince Claus Kültür ve Kalkınma Fonu tarafından verilen Prince Claus Ödülü’ne layık görüldü. Bu ödül 1997 yılından beri kültürel faaliyetleriyle toplumun gelişimine olumlu yönde etki eden kişi ya da kuruluşlara veriliyor. Açık Radyo’nun Kültür ve Sanat Yayınları Editörü İlksen Mavituna’ya bu ödülün Açık Radyo için anlamını sorduk. Aynı zamanda Açık Radyo’nun geçmişteki deneyimlerini, bu 25 senelik süreçte medyadaki değişimi ve Açık Radyo’nun önümüzdeki döneme nasıl ‘ayak uyduracağını’ konuştuk. Mavituna söyleşimizde ayrıca Açık Radyo’yu daha geniş kitlelere ulaştıracak bir uygulamayı yakın zamanda yayına alacaklarını da müjdeledi.
Öncelikle tebrik ederiz. Prince Claus Ödülü’ne layık görüldünüz. Bu ödül Açık Radyo için ne anlam ifade ediyor?
Prince Claus Fonu tarafından her sene ‘bulundukları çevreye kültürel faaliyetleriyle etkide bulunan kişi ve kuruluşlara’ verilen bir ödül bu. Dolayısıyla dinleyicimizle kurduğumuz bağ ödüllendirilmiş oldu. Bu manada ödül, Açık Radyo’nun 25 yıldır yayın hayatına nasıl devam ettiğinin bir tür izâhı gibi.
Üstelik bu ödülle birlikte dünyanın dört bir yanından sanatçı, tasarımcı, eğitimci ve mimarın arasına girmiş olduk. Esas faaliyet alanı yayıncılık olan bir kurumun bu mahiyette anılması, içinde bulunduğumuz dünyanın ihtiyaçlarına ilişkin de çok şey söylüyor. Küreselleşmiş savaşların ve krizlerin ortasında dünya toplumunun en çok ihtiyaç duyduğu kanallara böylesi teşvikleri çok manalı ve elzem buluyoruz.
Ayrıca, yayınımızın sınırları aşan bir niteliğinin olduğunu da biliyorduk ama ödül gerekçesini okuduktan sonra sınırların ötesinde bu denli iyi anlaşılmış olmak da bir medya kuruluşu olarak bize gurur veriyor. Müsaadenizle gerekçe metnini paylaşmak isteriz. Şöyle anlatılıyor Açık Radyo’nun bu ödülle ilişkisi:
Tartışmalı konulara, karşıt görüşlere ve dürüst eleştirel tahlillere yer veren, bilgi açısından zengin, eğlendirici ve esinlendirici programlar düzenlediği,
çoğulcu demokrasi, hukuk devleti, evrensel insan hakları ve temel özgürlüklere dayalı ilkeleri el üstünde tuttuğu,
alternatif, marjinalleştirilmiş ve azınlık seslerin duyulmasını mümkün kılan bir diyalog ve görüş alışverişi alanı sunarak kendi topluluğunu ve sivil toplumu temsil ettiği, onlara hizmet verdiği ve onları güçlendirdiği;
“yalan haber”lerin ve yanıltıcı medyanın yaygınlaştığı bir dönemde gazetecilik dürüstlüğünü ve ahlakını yılmaz bir şekilde savunduğu,
günümüzün dijital evreninde bile radyonun, toplumsal ve siyasi değişim için herkesin beğenisini kazanan etkili bir yayın organı olmaya devam ettiğini açıkça gösterdiği,
çoklu perspektiflere açık olmanın ve muhalif fikirlere saygı göstermenin, hakiki demokrasinin yegâne gerçek ve hayatî temelini oluşturduğunu vurguladığı; ve
karmaşık bir durumda sürdürülebilir ve bağımsız medya için bir model oluşturarak özgür ve açık bir sesin öncülüğünü yapmakta ve sürdürmekte dikkate değer bir sağlamlık göstermesi
Özellikle ikinci ‘madde’de sayılan ilkelerinin, yani çoğulcu demokrasi, hukukun üstünlüğü, evrensel insan hakları ve temel özgürlüklerin ‘el üstünde tutulması’ gerekçesi bizi mutlu etti ve gururlandırdı.
Prince Claus Vakfı’nın bundan 20 yıl önce, 2000 yılında ‘Kentin Kahramanları’ kategorisinde ödüle layık gördüğü bir başka radyo olduğunu da bu vesileyle öğrendik. Bu da bize gurur ve mutluluk veren bir başka durum oldu. Çünkü, ödülün verildiği Bush Radio, Güney Afrika’daki korkunç ırkçı rejime (apartheid) karşı mücadelenin son dönemlerinde öğrencilerin kurduğu bir topluluk radyosu; ülkenin ırkçı faşizan bir rejimden çoğulcu demokrasiye geçişinde önemli rol oynamış -ve hâlâ oynamakta- olan kuruluşlardan biri. Tıpkı bizim de gerçekleştirmeye çalıştığımız gibi ‘sessizleştirilmişlerin sesi’ olma uğraşında bir yayın organı.
Bu konuda son bir önemli nokta da şu olabilir: Açık Radyo’nun, çok sayıda sözel ve müzikal programı ezici çoğunlukla Türkçe dilinde. Oysa, örneğin sözünü ettiğimiz Bush Radio, öncelikle İngilizce yayın yaparken, yerli dillerine de yer veren bir yayın organı. Dolayısıyla, ağırlıklı olarak Türkçenin 7/24 kullanıldığı bir yayın organının Avrupa’nın saygın ödüllerinden birine layık görülmesi, potansiyel bir dezavantajı da aşmış olduğumuzu göstermesi açısından ayrıca sevindirici.
Açık Radyo’nun başladığı dönem medya ortamı nasıldı? Özellikle bugün medyanın mevcut durumu ile kıyasladığımızda medya nasıl bir dönüşüm yaşadı?
Medyanın yaşadığı dönüşümün en can alıcı ve belirgin veçhesini son yayınlanan RSF’in 2020 raporlarında görebiliriz. Sizin sitenizdeki haberlerden alıntılıyorum: “Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler [RSF] örgütünün, Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde bu yıl 180 ülke arasında 154’üncü sırada yer aldı. Raporda Türkiye’de internet üzerindeki sansürün arttığı da vurgulandı”. RSF geçen Ekim ayında sadece üç ayda Türkiye’de en az 347 internet haberinin sansürlendiğini açıkladı. Geri kalan her şeyi gölgede bırakması gereken, temel ilkeler ve anayasal haklara ilişkin yaşanan büyük kriz Türkiye’deki medya ekosisteminin pek çok açıdan darmadağın etti. Bunun Türkiye tarihinde bir emsali olduğunu düşünmüyoruz.
İçinde bulunduğumuz durumun tüm ağırlığına rağmen medya sektörü açısından 25 yıl geriye bakmayı denesek, bütün türbülanslarına rağmen çok büyük değişimlerin ve dönüşümlerin yaşandığını görmek çok zor değil. Ve bunların katalizörü de şüphesiz teknolojik yenilikler. Türkiye’de internetin kişisel kullanımıyla, özel radyoların tarihi neredeyse eş zamanlılık gösteriyor. İnternetin kısa tarihinde mesela blog kültürü gibi çok parlak anlar zikredilebilir. İçinde bulunduğumuz bağlam için en belirleyici moment ise Arap Baharı’nın ardından lügatimize katılan ‘vatandaş haberciliği’ momenti. Türkiye’de Gezi ve müteakip çevre mücadelelerinde o anda orada bulunan aktivistlerin olayların akışında dramatik değişimlere yol açtığı çok önemli vakalar var. Bu, medyaya ilişkin klasik beklentilerin ıskartaya çıktığı ve müşterekler mefhumuyla izahını bulan bir anlayışın doğduğu yeni bir paradigma idi. Şimdi dijital olanaklarla açılan bu alan da sermaye tarafından formatlanmaya çalışılıyor. En vahim resim, sosyal medya kanallarındaki besleme mekanizmalarının her şeyi aynılaştırıp, herkesi ‘yankı odalarına’ hapsetmesi.
Öte yandan, Türkiye’de özel radyo yayıncılığının başladığı günden bu yana süren dijitalleşme prosedürlerine ilişkin tartışmalar henüz sektör içinde belirsizliğini korurken, önümüzdeki günlerde sonuçlarını göreceğimiz 5617 Sayılı Kanuna yönelik değişiklikler medya ortamının yeniden şekillenmesine neden olacak. Bugünden bakıldığında, bir belirsizlik hâlinin söz konusu olduğunu söylemek için alim olmaya da gerek yok.
Dijitale evrimleşmenin başladığı bu dönemde Türkiye’de radyoculuğun geleceğini nasıl görüyorsunuz? Açık Radyo yeni döneme nasıl ayak uyduracak?
İstanbul sınırları içinde yayın yapan bir karasal radyo olarak Açık Radyo, 2000 yılından bu yana web alanlarında var olmayı sürdürüyor. 10 yılı aşkın süredir faal bulunan podcast kanallarımızla, uzunca bir zamandır bizi İstanbul ve Türkiye dışında hatırı sayılır bir kitlenin dinlediğini biliyor ve görüyoruz. Bu bağın güçlenerek devam etmesini istiyoruz. Önümüzdeki günlerde dinleyicilerimize Açık Radyo yayınına ulaşmalarını kolaylaştıracak yeni bir dijital uygulama sunacağız. Yeri gelmişken bu mutlu haberi de sunmuş olalım.
Başlangıçta hayalini kurarak yola çıktığımız ve yıllar içinde özgün örneklerini veren katılımcılık modelimiz ve vaat ettiği ‘açıklık’ aslına bakılırsa internet ekosisteminin davranış biçiminden asla uzak değil. Çok sesliliği, kendine özgü eğlence anlayışı, bir platform olma özelliği ve ilkelere dayanan yayınlarıyla Açık Radyo önemli bir moderasyon örneği teşkil ediyor. Bugün dijital dünyada yaşanan pek çok problem -bunların başında doğruluk sorunu, yalan haber gelmekte- moderasyona ilişkin temel bir formül, bir mutabakata varılamamış olmasından kaynaklanıyor. Şirketlerin medya üzerindeki egemenliği Türkiye’deki holding sistemlerinden izlenebileceği gibi, Apple-Spotify çekişmesinde de görülebiliyor. Topluluk temelli bilginin ve buna bağlı bir ekonominin bu sorunların çözümünde ne denli belirleyici olduğunu görmemiz içinse daha beklemek gerekecek.
Bu noktada son olarak, sıklıkla andığımız radyo tarihçisi akademisyen Matthew Lasar’ın ‘Uploading the First Broadcast Medium’ alt başlığını taşıyan Radio 2.0 başlıklı çalışmasında tüm gelişmelere rağmen insanlara ilişkin umuda dair notunu hatırlamak ve hatırlatmak istiyorum: “kararları veren teknoloji değil insanlardır.”
Açık Radyo’da dinleyici desteklerinin payı nedir? İnsanların Açık Radyo’ya kendini bu kadar ait hissetmesini nasıl sağladınız, hangi faktörler etkili oldu?
Yukarıda da söylediğimiz gibi yayıncılıkta 25’inci yılımızı doldurmamızın tek izâhı dinleyicimizin varlığı ve tabii ki desteği. 2004 yılından bu yana kesintisiz devam eden Dinleyici Destek Projesi radyonun can suyu. Bunun bir uzantısı olan ‘Destek Özel’ yayınları da dinleyicimizle bir araya ve hatta yüz yüze geldiğimiz zamanlar olarak bizim için oldukça kıymetli. Maalesef geçen sene bu yayınları yapmak mümkün olmadı ve dinleyicimizden bu manada uzak kaldık. Fakat bu uzaklığın geçici olduğuna hiç şüphe yok. Hatırı sayılır miktarda dinleyici bu sene de radyoya desteğini sundu. Üstelik web yayınlarımızdan izleyebildiğimiz kadarıyla, dinleyici sayımız son bir yıl içinde neredeyse iki katına çıktı.
Manifestomuzun kapanış bölümünü anarsak, kitlemizle ilişkimizi belirleyen çok önemli bir vaadi de görmüş oluruz. 1995 yılında şöyle demiştik: “Hiçbir çözüm üretmeyeceğimize söz veriyoruz. (Olsa olsa, dünyadaki ‘meraksızlık’ sendromuna, geçici bazı çareler getirmeye çalışabiliriz.) Size bir şey vermek istemiyoruz; mümkün olduğu oranda sizden bir şeyler almak istiyoruz. Çünkü bu, bizim ‘ortak’ projemizdir”. İşte yıllar içinde bu ortaklık, hem fikirsel hem de maddi olarak kesintisiz devam etti. Belki en başından bu yana aynı şeyi söylüyor, söyleyebiliyor olmak bu bağı ve ortaklığın devamını sağlayan ve eşine pek rastlanmayan bir ‘açıklığın’ da örneği.
Türkiye’de iklim krizini yayıncılık alanında ilk dile getirenlerden biri Açık Radyo. Geride bıraktığınız 25 senede nasıl bir farkındalık yarattığınızı düşünüyorsunuz?
Açık Radyo, hayatın kaynağı olan doğaya karşı girişilen büyük tecavüze, yani küresel iklim değişikliği tehlikesine karşı uyarı çanlarını ilk günden çalmaya çalıştı. Canlılar âleminin karşı karşıya bulunduğu en büyük tehlikenin, bir avuç petrol, kömür ve enerji şirketinin doymak bilmez kâr ihtirasından kaynaklanan küresel ısınma olduğu bilgisini yayına geçtiği günden itibaren, bıkmak bilmeden dinleyiciyle paylaştı. İnsanları insan mahreçli iklim değişikliğine ve bunun arkasındaki çıkar ve güç odaklarına, bilim ve medya dünyasında bunların hizmetinde çalışanlara karşı harekete geçmeye çağırdı; hareket yükselerek devam ediyor. Yayınlarımız da ısrarla sürüyor ve sürecek.
İklim değişikliğini yavaşlatma mücadelesi bağlamı içinde, Açık Radyo, 3 Aralık 2005’te küresel ısınmayı protesto etmek, Kyoto Protokolü’nün imzalanıp onaylanması ve Kyoto ötesi önlemlerinin alınması için, dünyanın birçok ülkesiyle birlikte İstanbul’da düzenlenen yürüyüş ve mitingin örgütlenmesinde ön planda görev aldı. Dünyada bu konuda yapılmış ilk miting olan uluslararası iklim gösterisinin İstanbul ‘ayağı’, birkaç bin kişinin katılımı ile Londra’nın ardından en yüksek katılıma sahne oldu.
O günden bugüne Türkiye’de meydanlarda, dünyanın dört bir yanındaki forum ve konferans alanlarında çevre aktivistlerinin adalet mücadelesini kayıt altına alıp, kitlelere duyurmak için büyük bir çaba sarf ettik. Bu, hayli önemli. Zira, küresel iklim krizinde en büyük sorumluluk dev fosil yakıt şirketlerinde ise, cinayette neredeyse aynı derecede sorumluluk payı olan ‘ikinci rolü’ de fosilcilerle iklim inkârcılarının en büyük yardakçısı medya organlarına atfetmek gerekir (katil uşak).
2019 yılında, The Nation ve Columbia Journalism Review adlı yayın organlarının ortak sponsorluğunda gerçekleştirilen İklim Krizini Ele Almak, Hemen (Covering Climate Now) projesinin bir parçası olduk. The Guardian dahil 200’ün üzerinde basın kuruluşunun katıldığı proje, medya gazetecilerini ve haber kanallarını bir araya getirerek, medyanın bir bütün olarak iklim krizini ve getirilen çözümleri kamuoyuna duyurmak için daha etkili yollar bulmasını amaçlıyor. Mücadele hep birlikte sürecek.

***

“Katil olmadığını kanıtlamak için adeta aptal olduğunu kanıtlamaya çalışan bir devlet”

Hrant Dink’in öldürülmesinin 14. yılında Agos gazetesi önünde düzenlenen sembolik anmada konuşan Rakel Dink: “Bu halk bundan iyisini inşa edecektir. İnşa edemeyecekse zaten harabedir.”

Rakel Dink’in konuşması şöyle:

“Sevgili dostlar, 14 yıldır buradayız. 
Bugün pandemi şartlarıyla, acıları ve bilinmezlikleriyle buradayız. Biliyorum ki, yürekleri burada çarpanlar çok çoktur.
Burası unutturulmak istenen konuların hatırlandığı, hatırlatıldığı bir yer oldu. Burası acılarda kardeş olmayı öğrendiğimiz yer, acıları paylaşma, yüzleşme, yüzleştirme yeri oldu. Adalet ve doğruluk arayanların, isteyenlerin bir araya geldiği yer oldu. Bu alan devletin işlediği, göz yumduğu, duyarsızca, acımasızca cevapsız, sonuçsuz bırakılan cinayetlerin, davaların dile getirildiği yer oldu. 
Bir kılıç artığı torunu olarak, yüzyıldır yaşadığımız acıları inkar etmek, yalanlamak yetmedi bir de “sözde soykırım” diyerek, yalanlarına tüy diktiler. Birilerini acıtıyor muyuz, incitiyor muyuz diye hiç düşündünüz mü? Ermeniye sonu gelmeyen düşmanlığınız, hakaretleriniz, aşağılamalarınız, kininiz, öfkeniz gerçekten artık yoruyor. Siz hiç yorulmadınız mı? Yazık. Susmak, pişkinlik utanç verici. Rab yardımcımız olsun.
“Gördüğü insan kardeşini sevmeyen, görmediği Allah’ı seviyorum diyen yalancıdır” diyor Tanrı Sözü.
Tekrarlanmaması için, sorumluluk, duyarlılık, adalet ve doğrulukla pişmanlık gerekiyor. İtiraf,  özür ve tövbe gerekiyor.
Sevgili dostlar, o kadar çok biriken acılar, katliamlar, cinayetler, yaslar, davalar var ki, acımızı dile getirmekten utanır olduk. Vatandaşıyla sorunları bitmeyen bir devletimiz var maalesef… Halbuki öldürmekten, düşmanlıktan, savaştan kim ne kazanmıştır, ölümün, yasın, acıların, kıtlığın, bereketsizliklerin çoğalmasından başka?
Barış esenlik, sevgi, iyilik, bereketle sevinç varken; neden kötülük, neden düşmanlık, neden zulüm, neden savaşlar? Bunlar Tanrı’ya da düşmanlıktır. Temiz eller böyle mi olur? Bu virüs hangi sabunla temizlenir. İnsan onuru böyle mi korunur? Devletler, yönetimler böyle mi onurlu olur?
Eşimin davası 14 yıldır devam ediyor. Bu 14 yılda bir cinayet davasını çözemediler! Çözemediler, çünkü maksat çözmek değil. Nasıl kapatırız diye çabalıyorlar ama her yere o kadar bulaşmış ki bir türlü paketleyemiyorlar. Şu kadar yıldır etkili bir soruşturma yürütememek başka nasıl izah edilebilir? Şu kadar senedir tehdit edenlerin, hedef gösterenlerin bir kere bile sorgulanmamış olmaları, başka nasıl açıklanabilir? Yakında davada yine bir karar çıkarıp bitti demeye çalışacaklar. Bittiğinden eminseniz neden avukatlarımızın taleplerini reddediyorsunuz? Neden tehdit edenleri, hedef gösterenleri ve azmettirenleri soruşturmuyorsunuz? 
14 yıldır bu ülkede nice ittifaklar kuruldu, bozuldu. Ona göre bizim dava da renk değiştirdi durdu. İnsan düşünmeden edemiyor: acaba bu defa hangi ittifaktaki kimlere dokunuyor?
Basitçe söyleyelim, Hrant’ı FETÖ öldürdü demek, “ben yapmadım elim yaptı” demektir. Hrant’ı Erkenekon öldürmüş demek, “ben yapmadım ayağım yaptı” demektir. Yıllarca dilinle bağıra bağıra, ayağınla yürüyerek buraya geldin. Ve silahı iki elinle tutup tetiği çektin. Çutağımı öldürdün. Sen ayağın, sen elin, sen dilin değilsen nesin? 14 yıldır görevini layığıyla yaptığını kanıtlamaya çalışan onca inkarcının, sanıkların ve tanıkların arkasında bir garip devlet görüntüsü var. Katil olmadığını kanıtlamak için adeta aptal olduğunu kanıtlamaya çalışan bir devlet… Bırakın hangi duvar, hangi bina yıkılırsa yıkılsın. Bu halk bundan iyisini inşa edecektir. İnşa edemeyecekse zaten harabedir.
Rab’bin iğrendiği yedi şey vardır. Maalesef gururdan, yalandan geçilmiyor. İnsan öldürenler, düzenbazlar, kötülükten zevk alanlar çoğaldıkça çoğalıyor. Ve maalesef ayırımcı zihniyet, çekişmeler, düşmanlık ve yalancılık soluyarak beslenip semizleniyor. Ülkemiz için yas tutsak yeridir, çünkü hepsi fazlasıyla var.
“Suçu yalanla örülmüş iplerle, günahı araba urganıyla çekenlerin vay haline! …Kötüye iyi , iyiye kötü diyenlerin, karanlığı, ışık, ışığı karanlık yerine koyanların; acıya tatlı, tatlıya acı diyenlerin vay haline.” Yeşaya 5:18-20″

***

Başak Demirtaş: “Kavgayı başkaları ediyor, biz sadece dayağı yiyoruz”

Hrant Dink anmasında konuşan Başak Demirtaş soruyor: “Nasıl unuttuk bunca ortak değerimizi, ortak acımızı, ortak sevincimizi? Nasıl bırakabildik cenazemizi yerde? Nasıl yarattık bu ortak utancımızı?”

Hrant’ın Arkadaşları’ndan Başak Demirtaş’ın konuşması şöyle:

“Merhaba sevgili dostlar, güzel insanlar, kardeşlerim.
Asla kabullenmediğimiz, yıllar geçse de alışmadığımız, alışmayacağımız, derin yaramız, 
Dostumuz, abimiz, öz kardeşimiz, Hrant’ımız için, işte yine bir aradayız.
Bu yıl salgın koşulları, bu şekilde bir araya gelmemize el veriyor. Birbirimizin gözlerini göremiyoruz belki ama yürek atışlarımızı duyabiliyoruz.
Siz, her yıl Agos’un önünde toplananlar, buraya gelemeyip de dünyanın dört bir yanında yüreği bizimle atanlar, sadece yitirdiğimiz bir değeri anmıyoruz, arıyoruz da aynı zamanda.
Adaleti arıyoruz, avuçlarımızdan kayıp giden barışı arıyoruz. Gülüşümüzü kaybettik. Neşemizi, yaşama sevincimizi…
Yine toplandık işte, arıyoruz.
Yaslıyız. Bitmiyor matemimiz.
Bitmiyor çünkü cenazemiz halen yerde.
Bunca omuz yan yana geldik de kaldıramadık cenazemizi. Çünkü ağır. Vebali ağır, mirası ağır, vasiyeti ağır. 
O nedenle arıyoruz. 
Biliyorum, bulmadan durmayacağız. Biliyorum, çok yakınız. 
Kaldıracağız cenazemizi. Düştüğü yerden kaldıracağız. Toprağa gömmek için değil, kardeşlik çınarı niyetine toprağa ekmek için.
Hrant’ın sevgili dostları, kardeşlerim,
Belki uzun sürdü arayışımız, gecikti baharımız. Hrant’a verdiğimiz sözler halen yerini bulmadı. Aslında bu gecikme ne toplumun suçudur ne de ezilenlerin ve ötekilerin. 
Bütün mümkünler gözümüzün önünde dururken uzanıp tutmaya cesaret edemeyen toplumun öncülerindedir büyük eksiklik. Bütün mesele uzanıp tutmakta, buna cüret etmekte, bu cesareti göstermektedir. Ama yılmak yok. Biz de tıpkı sevgili Hrant’ın yaptığı gibi, intikam duygularına teslim olmadan akılla, sabırla, sevgiyle ama ille de dirençle sarılacağız umuda. Bunca kutuplaşmanın, düşmanlaştırmanın, gerilimin içinden sağduyuyla çıkışın yolunu bulmak zorundayız. Bu kadar kaotik ve karmaşık görünen durumdan kurtulmak aslında çok da basit. Yapmamız gereken tek şey bir araya gelmektir. Demokrasi için yan yana durmaktır. Biz kadınlar bunun için öncülük yapabilecek güce, inanca ve cesarete sahibiz. Gelin önce biz kadınlar birleşelim. Adaletsizliğe karşı, her türlü şiddete karşı, yoksulluğa karşı büyük bir kadın demokrasi ittifakı kuralım. Nefessiz kalmış topluma bir yol açalım. Bunun için daha ne kadar bekleyeceğiz? Ne olmasını bekleyeceğiz?
Bizi birleştirecek şey bir lider, bir parti, bir kurtarıcı değil, sadece kendi ellerimizdir. Gelin el ele verelim. Yarınlarımızı, çocuklarımızın geleceğini kurtaralım. 
Aksi takdirde Hrant’a verdiğimiz sözün gereğini nasıl yerine getireceğiz? Mahcup olmadan, nasıl her yıl bir araya geleceğiz?
Umuda dair şöyle seslenmişti Gülten Akın:
Karayı kaldırın, mavi koyun, umudumu yitirmedim.
Beni çağırın, gülümserken uykunun bir yerinde.
Eliniz beyazken uzatın isterim.
Karayı kaldırın, sevgi koyun umudumu yitirmedim.
Güz gelirken bir yanı kara sevdalarla,
Avcumda bu yavru kuş varken tedirgin.
Sizde tutunacak, yaslanacak kollar.
Biraz daha durun, biraz daha.
Karayı kaldırın, mavi koyun, umudumu götürmeyin.
 
Değerli dostlar, sevgili kardeşlerim,
Hemen şuracıkta, Urfa’da, Göbeklitepe’de on iki bin yıllık bir köy duruyor. Dünyanın en eski köyü, en eski mahallesi, en eski evi. Orda yaşayanlar kimdi, bilmiyoruz. Nasıl yaşadılar, bilmiyoruz. Acılarını, sevinçlerini, korkularını, hayallerini bilmiyoruz. Bugün yaşasalardı kendilerine Türk mü derlerdi, Ermeni mi, Kürt mü bilmiyoruz. Hangi dine inanırlardı, hangi partiye oy verirlerdi, bilmiyoruz. Bildiğimiz ve emin olduğumuz tek bir kimlikleri vardı onların: İnsan. İlk, onlar kazdı toprağı. İlk, onlar tohum ekti Mezopotamya’ya. Sonra biz gelmeye başladık. Yaşlı kıtanın dört bir yanından. Onar onar, yüzer yüzer, biner biner. Milyon olduk sonra. En son 84 milyon. Ve o günden beri bu topraklar en çok kimindir diye kavga ediyoruz. Yüz yıldır kavga ediyoruz. Bin yıldır kavga ediyoruz. Beş bin yıldır kavga ediyoruz. 
Kavga ediyoruz dediğime bakmayın. Kavgayı başkaları ediyor aslında. Biz sadece dayağı yiyoruz. Çünkü kavga mülkiyet kavgası. Egemenlik, üstünlük kavgası. Saltanat, şatafat, iktidar kavgası. Biz sadece direniyoruz. Hayatta kalabilmek için. İnsan kalabilmek amacıyla direniyoruz. Eşitlik için, adalet için, barış için, kardeşlik için, emeğin hakkı için direniyoruz. Ve diyoruz ki, bizim kendi aramızda paylaşamayacağımız hiçbir şeyimiz yok. Bu ülke hepimizin. Bu topraklar hepimizin. Hakça, eşitçe, adil bir yaşam mümkündür ve yakındır, biliyoruz. 
Dört milyar yaşındaki yaşlı ve yorgun gezegenimizin son on iki bin yılında nasıl bu hale gelebildik, insan olmaktan nasıl bu kadar uzaklaşabildik, herkesi bir defacık olsun bunu düşünmeye davet ediyorum. Nasıl unuttuk bunca ortak değerimizi, ortak acımızı, ortak sevincimizi? Nasıl bırakabildik cenazemizi yerde? Nasıl yarattık bu ortak utancımızı? 
Gelin kardeşlerim, gelin el ele verelim. Omuz omuza kaldıralım artık cenazemizi. Bitirelim ortak matemimizi. Bakın, yerde yatanın bir tane kimliği var: insan. Ama adı Hrant, adı Tahir, adı Berkin, adı Ali İsmail, adı Eren, adı Ceylan, adı Yasin, adı Medeni, adı Ethem, adı Uğur, adı Taybet, adı Aybüke, adı Ekrem ama adı insan. Korkmayın kardeşlerim. El ele verin. Omuz verin bu cenazeye. Kimse tek başına kaldıramaz bunca yükü. Dedim ya, ağırdır vebali. Ağırdır vasiyeti. Katillerimizin karanlığına teslim olmadan, kayıplarımızın hatırasında buluşmaya davet edelim birbirimizi. 
Başarabiliriz güzel kardeşlerim. Başarmak zorundayız. Nem gibi bedenimize yapışmış bu kötülüğü yara yara, güneşli yarınlara, aydınlık geleceğe ulaşacağız. Umudumuz zulümden büyük, çünkü siz varsınız. Çünkü bizler varız. Çünkü bizler, özgürlüğe ant içmiş milyonlarız. Çünkü biz insanız. 
Cesur olalım güzel kardeşlerim ve inanalım. Hep birlikte kazanacağız, mutlaka kazanacağız. 
 
Son olarak, Selahattin’in cezaevinden gönderdiği bir şiirle bitirmek istiyorum.
Gümbürdüyor yerin altı.
Sarsılıyor gök kuleler.
Özgürlüğe gebe toprak,
Doğuracak bizi yeniden.
 
Ellerim ceplerimde, adımlarım minnetsiz.
Gamsız yürüyorum mezar diplerinden.
Ölülerimize yeminimiz var,
Dirilerimize müjdemiz.
 
Üşüyen çocuklar güneşten emsin.
Öksüz kalmış aşıklar kavuşsun.
Alın terine sevda karışsın diyedir, kavgamız.
Bir madalya takılmayacak göğsümüze.
Olsa olsa yağlı bir ilmek, boynumuza.
Belki kör bir kurşun, sırtımıza.
 
Ne adımız vardır bizim ne pasaportumuz.
Düştüğümüz yerden tanırsın bizi.
Kır çiçekleri biter toprağımızda.
Ya da bir gelincik, bütün kızıllığıyla.
Zulme isyan etmiş toprağın çocuklarıyız biz.
Geliyoruz olanca heybetiyle.
Az kaldı bak, gümbürdüyor yerin altı.
Sarsılıyor gök kuleler.
Özgürlüğe gebe toprak,
Doğuracak bizi yeniden.
 
Hepinize en içten sevgi saygılarımla. Hrant’ın her daim güzel anısına hürmetle.
Քեզ երբեք պիտի չմոռնանք Հրանդ եղբայր. Em te ji qet bîr nakin birayeminê eziz.
Teşekkür ediyorum. Շնորհակալություն. Gelek spas.”

08:02 Eduardo Galeano: Hikaye Avcısı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Salı Ahmet İnsel’le Ufuk Turu

ufuk-turu-20210119

Ufuk Turu kayıt arşivi

Twitter.com/Ahmet İnsel

***

Rus Muhalif Navalni’nin ülkeye dönüp tutuklanması.
Uganda’da 6. kez başkan olan adam.
ABD’de Mağrur Çocuklar (Proud Boys) fenomeni.
(Fotoğraf: AFP/Getty Images)

***

Rus İstihbarat Servisi’nin bir numaralı düşmanı: Alexei Navalny

Ufuk Turu’nda Ahmet İnsel; Rusya, Uganda ve ABD’deki gelişmeleri yorumladı. 

Ahmet İnsel bu haftaki Ufuk Turu’nu Rusya’dan başlattı ve Alexei Navalny’nin 5 ay önce seçim kampanyası sırasında zehirlenme teşebbüsüne mazur kaldığını hatırlattı. İnsel şöyle devam etti: “Putin Navalyn’nin durumuyla ilgili ‘Kendisini öldürtmek istesem öldürtürdüm zaten’ demişti gayet fütursuz bir biçimde. Bu başlı başına yeterli bir şey zaten durumun ne geldiğini anlatmak için.” 
Rusya’nın tersine Navalny’nin yurt dışında mülteci olarak kalmayıp Rusya’ya dönme karar verdiğini, önceki bir dosyasından dolayı tutuklanacağını bile bile gittiğini, hızlıca organize dilen bir mahkemeye çıkarılıp tutuklandığını, 30 gün tutuklu kalmasına karar verildiğini ve ayın 29’unda da yeniden mahkemesinin olacağını belirten İnsel, “Büyük ihtimalle hapis cezalarıyla susturmaya çalışacaklar” dedi. Özdeş Özbay, Navalny’nin halkı sokaklara çağırdığı bilgisini paylaştı. Ahmet İnsel “Evet, 23 Ocak için insanları protesto gösterileri yapmaya çağırdı” dedi. 
İnsel konuyla ilgili şöyle devam etti: “Navalny sadece Putin’in susturmak istediği bir muhalif olmaktan çıktı. Navalny, Rus gizli servisinin kendisinden öç almak istediği biri konumuna geçti artık son bir ayda. Çünkü Navalny zehrin Rus İstihbarat Servisi tarafından konduğunu ispat etti. Putin’den bağımsız olarak Rus İstihbarat Servisi’nin Navalny ile görülecek hesabı var artık. Zaten bu yüzden gözlemciler Navalny’nin hapiste tutulmasının, yurt dışına çıkması kararının sadece Putin tarafından verilmediğini, artık Rus İstihbarat Servisi’nin bir numaralı düşmanı olduğunu belirtiyorlar. Yapılacak olan gösterileri de hiç kale almadan, onları da bastırırız düşüncesiyle Navalny’yi uzun bir dönem içeride tutmaya ve sesini radikal bir şekilde kesmeye kararlı gibi gözüküyorlar.” Rusya’nın devlet kurumları açısından baktığımızda Orta Çağ Çarlık Rusyası geleneğini hâlâ devam ettiren bir ülke olduğunu, Sovyetler Dönemi’nde de çok farklı olmadığını, her şeyi Putin’e bağlayarak anlatmanın olayları çok indirgemeci görmek olacağını, Rusya’yı Putin’in merkezinde yer aldığın istihbarat örgütü elemanlarının yönettiğini içeren görüşlerini paylaştı.
Rusya’dan sonra Afrika’yla devam eden İnsel Uganda’daki seçimlerden bilgiler aktardı: “Cumartesi günü Anayasa Komisyonu seçim sonuçlarını açıkladı. 1986’dan beri Uganda Devlet Başkanlığını yürüten 76 yaşındaki Yoweri Museveni 6. kez cumhurbaşkanı seçildi. Oyların %58’ini aldı. Rakibi 38 yaşındaki şarkıcı, sahne adı Bobi Wine oyların %34’ünü aldı. Bobi Wine bunun Uganda tarihinin en büyük seçim yolsuzluğu olduğunu söyledi. Seçim sonuçları açıklandıktan hemen sonra Bobi Wine’in evi askerler tarafından ablukaya alındı kendisinin güvenliği açısından. Ama bu abluka kendisinin ve ailesinin evinden dışarı bir adım dahi atamamak şeklinde tezahür ediyor. Gözaltına mı alındı, tutuklandı mı yoksa ev hapsine mi çarptırıldı belli değil.” İnsel kasım ayında Bobi Wine’ın seçimlere gireceğini açıkladığında tutuklandığını, bunun için yapılan protestolarda 54 kişinin öldüğünü, sakin ve barışçıl seçim kampanyasının yürütülmediğini, iktidarın çok güçlü bir asker-polis şiddetine dayandığını belirtti.  
Ufuk Turu’nu ABD ile bitiren İnsel Washington’da herkesin diken üstünde olduğunu, Washington’un abluka altına alınmış bir durumda olduğunu, bayram havasında olması gereken devir teslim töreninin korku gösterisine döndüğünü, bunun utanç verici olduğunu, 50 eyaletin hepsinde gösteri olacağını, hatta silahlarıyla gelinmesi çağrılarını yapanlar olduğunu aktardı. Özdeş Özbay törenden 4 saat önce, bir askeri hava üssünde Trump’ın bir veda etkinliği düzenleyeceği bilgisini paylaştı. Ahmet İnsel Trump’ın ne söyleyeceğinin çok büyük bir merak konusu olduğunu, Trump’ın resmi törene katılmıyor olmasının da Amerikan tarihinde bir ilk olduğunu, bunun bir yönüyle de hayırlı bir şey olduğunu, başkanlık sıfatını kaybettikten sonra Trump’ın iktisadi ve mali açıdan başına geleceklerin konuşulmaya başlandığını, banka ve finans çevresinin kendisinden hızla uzaklaşmaya başladığını aktardı. Ayrıca İnsel “Başkanlık Binası’na giren 100-150 civarındaki kişilerin arasında emekli subaylar olduğu gibi, aktif görevde olan polislerin de olduğu tespit edildi. Beyaz Sarayı koruma sisteminin içindeki askerleri de denetim altında tutması için CIA’den elemanlar getirildiğinden bahsediliyor. Bu esasında dehşet verici bir şey” diyerek konunun takipçisi olacağını belirtti.

09:30 – 09:50 Açık Bilinç /  Güven Güzeldere ile Bilim ve Felsefe Sohbetleri

“Nöro-İlahiyat” nedir? Nasıl ortaya çıktı?

zz13
Açık Bilinçkayıt arşivi
Açık Bilinç program metinleri
Açık Bilinç Spotify Kanalı
twitter.com/açık bilinç

***

Dini deneyim ve düşüncenin nörobilimi olur mu? “Tanrı Kaskı” deneylerinden hangi sonuçlar çıkartılabilir? “Neuralink” serisine farklı bir açıyla devam ediyoruz.

***

Neuralink serisine farklı bir açıyla devam ediyoruz: Nöro-İlahiyat nedir?

***

Bu haftaki programın tweet dizisi için tklynz

***

“Nöro-İlahiyat” nedir? Nasıl ortaya çıktı?
Dini deneyim ve düşüncenin nörobilimi olur mu?
“Tanrı Kaskı” deneylerinden hangi sonuçlar çıkartılabilir?
“Neuralink” serisine devam ediyoruz.
19 Ocak 2021 Salı 09:30 http://acikradyo.com.tr ve http://acikradyo.com.tr/program/44255/kayit-arsivi… podcast. +
1990-2000 arasının ABD’de “Beyin Onyılı” ilan edilmesi, beyin bilimlerine ayrılan fonların ciddi miktarda arttırılması ve fonksiyonel MR gibi beyin görüntüleme teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte, benim “Nöronesans” diye adlandırdığım bir beyin/sinirbilim dönemi başlamış oldu.
***
Sinir sistemimiz ve özellikle beynimizin bütün düşünce, deneyim ve davranışlarımızda dahli olması, ekonomi, hukuk, felsefe gibi alanlarda nörobilime olan ilginin hızla yükselmesine yol açtı.
“Nöro-Ekonomi”, “Nöro-Hukuk” gibi çokdisiplinli yeni araştırma alanları doğdu.
***
“Nöro-İlahiyat” alanı da, aslında ana fikri daha eskilere gitse de, bu “Nörobilim Rönesansı” döneminde yükselen tartışmaların kaynaklarından biri haline geldi.
Dini düşünce ve deneyimlerin nörobilimsel altyapısı, bize İlahiyat’ın konularına dair yeni şeyler söyleyebilir mi?
***
Ben başında “nöro” takısı olan her alanın eşit derecede gelecek vaat ettiğini düşünmüyorum. Örneğin, Nöro-İlahiyat çalışmalarının, Tanrı’nın varlığı/yokluğu sorusuna cevap vereceği kanısında değilim.
Yine de Nöro-İlahiyat araştırmalarında tartışabileceğimiz ilginç yönler var.
Bu bağlamda, Kanadalı fizyolog ve nörobilimci Michael Persinger’ın 1989’da yayımladığı ve “Tanrı Kaskı” adını verdiği elektro-manyetik bir başlıkla yaptığı deneylere değineceğim; bu deneylerden hangi sonuçların çıkartılabileceği veya çıkartılamayacağından söz edeceğim.
***
Bu tür Nöro-İlahiyat çalışmalarından çıkartılabilecek, tartışmaya değer sonuçlar var, fakat bunlar deneyi yapan Persinger’ın ileri sürdüğü tezlerden farklı.
Bence buradaki asıl ilginç nokta, özellikle dini inanç bağlamında, deneyim-düşünce ilişkisinin doğasıyla ilgili.
Fakat önce bu “Tanrı Kaskı” fikrinin, geçtiğimiz aydan beri farklı yönleriyle ele aldığımız “Neuralink” projesiyle ilintisinden başlayayım. Önceki 5 Neuralink programının özet ve kayıtlarına şuradan ulaşabilirsiniz: TKLYNZ
***
“Neuralink”, malum, insanların beyinlerine yerleştirilmek üzere tasarlanmış bir mini bilgisayar -bir beyin-makina arayüzü. Bu cihaz sayesinde:
1.Kullanıcılarının beyinlerine dışarıdan müdahale edilebileceği
2.Uyumlu cihazlara düşünceyle kumanda edilebileceği
iddia ediliyor.
***
Son olarak Neuralink sayesinde:
3.Beyin faaliyetlerinin kodunun çözülerek düşünce içeriğinin elde edilebileceği, bu içeriğin dijital olarak dış belleklere indirilip saklanabileceği, başka beyinlere yüklenebileceği öne sürülüyor.
Bence en zayıf iddia bu.Haftaya bunu konuşacağız.
Şimdi 1. teze bakalım. Neuralink projesinin mirasını devraldığı çeşitli teknolojiler arasında:
1.“Transkranial Manyetik Stimülasyon” (TMS)
2. ”Kortikal Stimülasyon Tekniği” (KST)
3. ”Derin Beyin Stimülasyonu” (DBS)
gibi yöntemler var.
“Tanrı Kaskı”, bir anlamda TMS’nin öncülü.
***
Yani, insan beynini kafatası dışından, kask veya başlık gibi bir cihazın yarattığı elektromanyetik alana maruz bırakmak ve bu sayede zihinsel bazı değişikliklere sebep olmak.
Persinger’ın tasarladığı (aslında, bir mühendislik projesi olarak haylı basit) bu kaskın işlevi de, bu.
Not. İnsan beynine dışarıdan elektronik veya elektromanyetik yöntemlerle müdahalenin tarihçesini ve günümüzde “beyin pili” diye bilinen bir yöntemle hareket bozukluklarının tıbbi olarak giderilmesini, daha önce beyin cerrahı Dr. @dralizirh
anlatmıştı: TKLYNZ
***
Persinger’ın “Tanrı Kaskı” deneylerinde gösterdiği şu:
Bu kask ile beyinlerinin sağ temporal (yani sağ şakağın iç kısmına denk gelen) bölgesine uygulanan manyetik alan sonucunda denekler “ruhani” (spiritüel) diye niteleyebileceğimiz bazı deneyimler yaşıyorlar.
***
Bu denekler, ölmeye yakın deneyimler geçiren insanların anlattıkları türden şeyler duyumsadıklarını, veya kendileri dışında büyük bir varlığın farkına vardıklarını, hatta onunla “bir olduklarını” hissettiklerini söylüyorlar.
Deneyin Nöro-İlahiyat ile temas eden kısmı burası.
***
Bu ve benzeri deneyler, şöyle bir tartışma yaratıyor:
Bu kask yüzünden Tanrısal bir gücün varlığını hissediyorsanız, ama bu hissin asıl nedeni beyninize uygulanan manyetik uyarı ise, o zaman Tanrı hissiniz bir sanrı veya hayalden ibarettir.
Bundan ne sonuç çıkartmalıyız?
***
Bence bu tür deneylerden “Tanrı fikri bir sanrıdan ibarettir” sonucu çıkartmak, mantıksal bir yanlış içeriyor.
Bu açıdan, yani “Tanrı vardır/yoktur” tartışmaları bağlamında, Persinger’ın deneylerinde pek önemsenecek bir yan görmüyorum.
***
Algı yoluyla var olduğunu sandığınız bir nesne, gerçekte var olmayabilir. Yani bazı algı deneyimleriniz bir sanrıdan ibaret olabilir.
Ama bu, sanrıya yol açan her nesnenin aslında var olmadığını göstermez.
Mantıksal olarak bu sonucu çıkartamayız.
Bir başka programda, ünlü nörobilimci Wilder Penfield’ın 1930’larda itibaren yaptığı ve deneklerde sanrılar yaratan kortikal uyarı denemelerinden ve bu çalışmalarını anlattığı kitabından söz etmiştim: TKLYNZ
***
Penfield’ın korteksini uyardığı denek, burnuna bir yanık kokusu geldiğini söylüyor ve bunun gerçek olduğuna inanıyor. Aslında bu deneğin beyninde üretilmiş bir sanrı, çünkü ortada yanan bir şey yok.
Ama bundan, yanık kokusunun gerçekte var olmadığı sonucu çıkmıyor.
***
Persinger’ın deneyinde de, mantıksal olarak benzer bir durum var.
“Tanrı Kaskı” ile yaşanan deneyimler gerçek değil. Ama buradan, bu tür deneyimlerin hiç bir zaman gerçek olmayacağı sonucu çıkmıyor.
Öte yandan, gerçek olduğu sonucu da çıkmıyor. Deney bu açıdan nötral/sonuçsuz.
***
Fakat bütün bunlar, Persinger’ın deneyinin ilginç başka noktalara işaret etmediğini göstermiyor.
Örneğin, en kutsal veya ruhani bulduğumuz deneyimler basit bir uyarı mekanizmasıyla yapay olarak üretilebiliyorsa, o deneyimlerin ne gösterdiği konusunda temkinli düşünmemiz gerek.
***
Din Felsefesi külliyatında, dini inanç sistemlerinde ruhani deneyimlerin yeri, önemli bir tartışmanın merkezini oluşturuyor. Programda bu konuya ilişkin “hayat değiştirici” bir anekdot da aktaracağım.
***
Din Felsefesi külliyatında, dini inanç sistemlerinde ruhani deneyimlerin yeri, önemli bir tartışmanın merkezini oluşturuyor.
Programda bu konuya ilişkin “hayat değiştirici” bir anekdot da aktaracağım.
***
Sonuç olarak, Nöro-İlahiyat tartışmalarını, bu tartışmaların zeminini oluşturan “Tanrı vardır/yoktur” iddiaları açısından değil, ruhani deneyimleri nasıl değerlendirmemiz konusunda ışık tutucu olduğundan dolayı ilginç buluyorum.
***
Neuralink cihazı, bu tür deneyimlere sebep olacak bir mimariye bence sahip değil. Yani bu aşamada, Nöro-İlahiyat tartışmalarına bir katkıda bulunacak gibi gözükmüyor.
Peki zihinsel içeriğimizi Neuralink ile bir belleğe indirip saklamak gibi fütüristik iddialar na kadar gerçekçi?
***
Haftaya, Neuralink serisinin son programında, bu cihazın üçüncü kullanım yöntemini, yani beyin faaliyetlerinin kaydı, zihinsel içerik çıkarımı, indirilecek harici bir bellekte saklanması ve başka beyinlere yüklenmesi gibi iddiaları değerlendirmeye çalışacağım.

***

“Nöro-İlahiyat” nedir? Nasıl ortaya çıktı?

Dini deneyim ve düşüncenin nörobilimi olur mu? “Tanrı Kaskı” deneylerinden hangi sonuçlar çıkartılabilir? “Neuralink” serisine farklı bir açıyla devam ediyoruz.

1990-2000 arasının ABD’de “Beyin Onyılı” ilan edilmesi, beyin bilimlerine ayrılan fonların ciddi miktarda arttırılması ve fonksiyonel MR gibi beyin görüntüleme teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte, benim “Nöronesans” diye adlandırdığım bir beyin/sinirbilim dönemi başlamış oldu.

Sinir sistemimiz ve özellikle beynimizin bütün düşünce, deneyim ve davranışlarımızda dahli olması, ekonomi, hukuk, felsefe gibi alanlarda nörobilime olan ilginin hızla yükselmesine yol açtı.
“Nöro-Ekonomi” ve  (birkaç hafta önce Prof. Ozan Erözden ile konuştuğumuz) “Nöro-Hukuk” gibi çokdisiplinli yeni araştırma alanları doğdu.
“Nöro-İlahiyat” alanı da, aslında ana fikri daha eskilere gitse de, bu “Nörobilim Rönesansı” döneminde yükselen tartışmaların kaynaklarından biri haline geldi.
Burada, temel soru şu: Dini düşünce ve deneyimlerin nörobilimsel altyapısı, bize İlahiyat’ın konularına, örneğin Tanrı’~in varlığı/yokluğuna  dair yeni şeyler söyleyebilir mi?
— / —
Ben başında “nöro” takısı olan her alanın eşit derecede gelecek vaat ettiğini düşünmüyorum. Örneğin, Nöro-İlahiyat çalışmalarının, Tanrı’nın varlığı/yokluğu sorusuna cevap vereceği kanısında değilim.
Yine de Nöro-İlahiyat araştırmalarında tartışabileceğimiz başka ilginç yönler olduğunu düşünüyorum.
Bu bağlamda, Kanadalı fizyolog ve nörobilimci Michael Persinger’ın 1989’da yayımladığı ve “Tanrı Kaskı” adını verdiği elektro-manyetik bir başlıkla yaptığı deneylere değineceğim; bu deneylerden hangi sonuçların çıkartılabileceği veya çıkartılamayacağından söz edeceğim.

Bu tür Nöro-İlahiyat çalışmalarından çıkartılabilecek, tartışmaya değer sonuçlar var, fakat bunlar deneyi yapan Persinger’ın ileri sürdüğü tezlerden farklı.
Bence buradaki asıl ilginç nokta, özellikle dini inanç bağlamında, deneyim-düşünce ilişkisinin doğasıyla ilgili.
— / —
Fakat önce bu “Tanrı Kaskı” fikrinin, geçtiğimiz aydan beri farklı yönleriyle ele aldığımız “Neuralink” projesiyle ilintisinden başlayayım.
“Neuralink”, malum, insanların beyinlerine yerleştirilmek üzere tasarlanmış bir mini bilgisayar -bir beyin-makina arayüzü. Bu cihaz sayesinde:
1. Kullanıcılarının beyinlerine dışarıdan müdahale edilebileceği
2. Kullanıcıların uyumlu cihazlara düşünceyle kumanda edilebileceği  
3. Beyin faaliyetlerinin kodunun çözülerek düşünce içeriğinin elde edilebileceği, bu içeriğin dijital olarak dış belleklere indirilip saklanabileceği, başka beyinlere yüklenebileceği 
öne sürülüyor.
(Bence en zayıf iddia bu, sonuncusu. Haftaya ele alacağız.)
— / —
Şimdi birinci teze bakalım. Neuralink projesinin mirasını devraldığı çeşitli teknolojiler arasında:
1.“Transkranial Manyetik Stimülasyon” (TMS)
2. ”Kortikal Stimülasyon Tekniği” (KST)
3. ”Derin Beyin Stimülasyonu” (DBS)
gibi yöntenler var.
“Tanrı Kaskı” (görselde solda), bir anlamda TMS’nin (sağda) öncülü.

Yani, insan beynini kafatası dışından, kask veya başlık gibi bir cihazın yarattığı elektromanyetik alana maruz bırakmak ve bu sayede zihinsel bazı değişikliklere sebep olmak.
Persinger’ın tasarladığı (aslında, bir mühendislik projesi olarak haylı basit) bu kaskın işlevi de, bu.
Not. İnsan beynine dışarıdan elektronik veya elektromanyetik yöntemlerle müdahalenin tarihçesini ve günümüzde “beyin pili” diye bilinen bir yöntemle hareket bozukluklarının tıbbi olarak giderilmesini, daha önce beyin cerrahı Dr. Ali Zırh anlatmıştı: Derin Beyin Stimülasyonu, Parkinson ve Neuralink
— / —
Persinger’ın “Tanrı Kaskı” deneylerinde gösterdiği şu:
Bu kask ile beyinlerinin sağ temporal (yani sağ şakağın iç kısmına denk gelen) bölgesine uygulanan manyetik alan sonucunda denekler “ruhani” (spiritüel) diye niteleyebileceğimiz bazı deneyimler yaşıyorlar.
Bu denekler, ölmeye yakın deneyimler geçiren insanların anlattıkları türden şeyler duyumsadıklarını, veya kendileri dışında büyük bir varlığın farkına vardıklarını, hatta onunla “bir olduklarını” hissettiklerini söylüyorlar. 
Deneyin Nöro-İlahiyat ile temas eden kısmı burası.
Bu ve benzeri deneyler, şöyle bir tartışma yaratıyor:
Bu kask yüzünden Tanrısal bir gücün varlığını hissediyorsanız, ama bu hissin asıl nedeni beyninize uygulanan manyetik uyarı ise, o zaman Tanrı hissiniz bir sanrı veya hayalden ibarettir.
Bundan ne sonuç çıkartmalıyız?
— / —
Bence bu tür deneylerden “Tanrı fikri bir sanrıdan ibarettir” sonucu çıkartmak, mantıksal bir yanlış içeriyor. 
Bu açıdan, yani “Tanrı vardır/yoktur” tartışmaları bağlamında, Persinger’ın deneylerinde pek önemsenecek bir yan görmüyorum.
Algı yoluyla var olduğunu sandığınız bir nesne, gerçekte var olmayabilir. Yani bazı algı deneyimleriniz bir sanrıdan ibaret olabilir.
Ama bu, sanrıya yol açan her nesnenin aslında var olmadığını göstermez. 
Mantıksal olarak bu sonucu çıkartamayız.
— / —
Bir başka programda, ünlü nörobilimci Wilder Penfield’ın 1930’larda itibaren yaptığı ve deneklerde sanrılar yaratan kortikal uyarı denemelerinden ve bu çalışmalarını anlattığı kitabı “Zihnin Sırları”ndan söz etmiştim:
Neuralink (II): Altyapısı, işlevleri, faydası
Penfield, insanlarda beynin (duyusal corteksin) doğrudan uyarılmasıyla, halüsinasyonların ortaya çıkabileceğini göstermişti.
Örneğin, Penfield’ın korteksini uyardığı denek, burnuna bir yanık kokusu geldiğini söylüyor ve bunun gerçek olduğuna inanıyor. Aslında bu deneğin beyninde üretilmiş bir sanrı, çünkü ortada yanan bir şey yok.
Ama bundan, yanık kokusunun gerçekte ve hiç bir zaman var olmadığı sonucu çıkmıyor.
Persinger’ın deneyinde de, mantıksal olarak benzer bir durum var.
“Tanrı Kaskı” ile yaşanan deneyimler gerçek değil. Ama buradan, bu tür deneyimlerin hiç bir zaman gerçek olmayacağı sonucu çıkmıyor.
Öte yandan, gerçek olduğu sonucu da çıkmıyor. Yani, deney bu açıdan nötral/sonuçsuz.
— / —
Fakat bütün bunlar, Persinger’ın deneyinin ilginç başka noktalara işaret etmediğini göstermiyor.
Örneğin, en kutsal veya ruhani bulduğumuz deneyimler basit bir uyarı mekanizmasıyla yapay olarak üretilebiliyorsa, o deneyimlerin ne gösterdiği konusunda temkinli düşünmemiz gerek.
Din Felsefesi külliyatında, dini inanç sistemlerinde ruhani deneyimlerin yeri, önemli bir tartışmanın merkezini oluşturuyor. Tarih boyunca da, Hallac-ı Mansur’dan Hildegard von Bingen’e kadar, her coğrafya da bu tür mistik deneyimler yüzünden başları derde girmiş pek çok ilginç şahsiyete rastlamak mümkün.
Programda bu konuya ilişkin ve hafızamda yer etmiş  “hayat değiştirici” bir deneyime dair bir anekdot da aktaracağım.
— / —
Sonuç olarak, Nöro-İlahiyat tartışmalarını, bu tartışmaların zeminini oluşturan “Tanrı vardır/yoktur” iddiaları açısından değil, ruhani deneyimleri nasıl değerlendirmemiz konusunda ışık tutucu olduğundan dolayı ilginç buluyorum.
Neuralink cihazı, bu tür deneyimlere sebep olacak bir mimariye bence sahip değil. Yani bu aşamada, Nöro-İlahiyat tartışmalarına bir katkıda bulunacak gibi gözükmüyor.
Peki zihinsel içeriğimizi Neuralink ile bir belleğe indirip saklamak gibi fütüristik iddialar na kadar gerçekçi?
Haftaya, Neuralink serisinin son programında, bu cihazın üçüncü kullanım yöntemini, yani beyin faaliyetlerinin kaydı, zihinsel içerik çıkarımı, indirilecek harici bir bellekte saklanması ve başka beyinlere yüklenmesi gibi iddiaları değerlendirmeye çalışacağım.

10:00 – 10:30 İklim İçin / Yücel Sönmez, Ömer Madra ve Özdeş Özbay / İstanbul Forumu’ndan, Paris Zirvesi’ne yeryüzünün iklim güncesi

iklim-icin-20210119

İklim İçin kayıt arşivi

10:30 – 11:00 Ahşaptan Betona, Mecidiyeden Jetona / Pınar Erkan / Alameti kerametinden menkul kent hikayeleri

ahsaptan-betona-mecidiyeden-jetona-20210119

Hipodrom’da Dikilitaş, Yılanlı Sütun ve Örme Sütun

zz23
“Alameti kerametinden menkul kent hikâyeleri” şiarıyla yola çıkan programda tarihten günümüze tarihsel katmanlar da deşilerek Bizans köşklerinden, sarayların altyapısının nasıl oluşturulduğuna, konutlardan ofislere, kaldırımlardan sokaklara, dehlizlerden şarap üretilen üzüm bağlarına kadar şehrin farklı unsurlarına dair az ya da çok bilinen detaylar konuşuluyor.
Ahşaptan betona Mecidiyeden jetona kayıt arşivi
Twitter.com/PınarErkan
Ahşaptan Betona Spotify Kanalı

***

Hipodrom’da Dikilitaş, Yılanlı Sütun ve Örme Sütun

11:00 – 12:00 Deniz Aşırı / Deniz Pak / Bozcaadalılar, adaya yolu düşenler ve adanın kıyısına vuranlar…

zz6
bozcaadasozlugu.blogspot.com/denizairi
facebook.com/deniz.pak
Deniz Aşırı Spotify Kanalı

***

Gazeteci, yemek yazarı, araştırmacı Ayfer Tuzcu Unsal ile Aleksan Bezciyan’ın hayatı üzerinden 1850’lerde Robert Koleji’nin kuruluşunu, Fırat nehrinde artık olmayan adaları konuşuyoruz.

12:00 – 13:00 Ruby Tuesday / Robılınd Tayar / Türlerden bağımsız yol müzikleri

Reggae, blues rock, indie ve zaman zaman soul müziklerle sol şeritte ilerleyen bir müzik programı.

Twitter.com/RobılındTayyyar

12:55 – 13:05 Sefiller – Yazan: Victor Hugo / Okuyan: Tolga Korkut / Çevirmen: Volkan Yalçıntoklu / İş Bankası Kültür Yayınları

Fransız edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük yazarlarından Victor Hugo ölümsüz eseri Sefiller’de, Fransız toplumundan yola çıkarak, kozmolojik bir bakış ve eşsiz bir duyarlılıkla insanlığa ulaşır. Bu yayın döneminde 1724 sayfalık bu kült romanı Tolga Korkut’un sesinden dinliyoruz. Ne kadar sürer, meçhul…

13:00 – 14:00 Musica Brasileira / Jozi Levi / Brezilya’dan müzik

soundcloud.com/joezeex/

9

facebook.com/jozi.levi

14:00 – 14:30 Dünya Mirası Adalar / Derya Tolgay, Fahri Aral ve Gündüz Vassaf

dunya-mirasi-adalar-20210119

İstanbul Prens Adaları’nın doğal ve kültürel mirasının tüm yönleriyle konuşulduğu Dünya Mirası Adalar programı kadrosuna bu yayın dönemi Fahri Aral ve Gündüz Vassaf dahil oluyor.

Dünya Mirası Adalar facebook sayfası

***

Öldürülmesinin 14. yıldönümünde Hrant Dink’i dostları Necdet Koçtürk ve Fahri Aral ile birlikte anıyoruz.

***

19 Ocak Salı günü Hrant Dink’in öldürülmesinin 14. yıldönümünde onu anarken; Dünya Mirası Adalar olarak biz de onun yaşamından kesitleri, son günlerine kadar süregelen mücadelesini, bu mücadelenin Türkiye’nin toplumsal hayatındaki önemini ve onun Kınalıada’ya, denize ve doğaya olan tutkusunu dostları Necdet Koçtürk ve Fahri Aral’dan dinleyeceğiz.
Açık Radyo ‘da 14.00
***
21 Ocak Perşembe günü saat 13.30-15.00 arası ise bir tur yapacağız. Sosyal medya hesabımız Facebook üzerinden canlı yayınlacak bu turda Hrant Dink Vakfi’ndan Narod Avcı ile Kınalıada’nın çokkültürlü, çok dilli yapısını yansıtan mekanların hikayelerine kulak vereceğiz. Turda, Hrant Dink’in Kınalıada’daki anılarını arkadaşı Necdet Koçtürk’ün aktarımıyla dinleyeceğiz.
Hepinizi bekleriz. Hrant Dink Vakfı / Hrant Dink Foundation / Հրանդ Տինք Հիմնարկ
Konuğumuz Necdet Koçtürk’ün kaleminden Necdet Koçtürk kimdir:
İTÜ 1983 mezunu bir makine mühendisiyim,
1981 yılı ekim ayında 12 Eylül darbecilerinin siyasi nedenlerle göz altına alınmamdan sonra götürüldüğüm Samandra askeri işkence merkezinde Hrant ve Ohannes ile tanıştım.
Gözetim bittikten sonra serbest bırakılma günümüz Hrant lar ile yaklaşık 5 dakika arayla olduğu için şiddetli yağan bir sağanak yağmur altında bir battaniyenin altında Üsküdar a kadar yürüme sırasındaki daha bir yakınlaşmanın olduğu ve sonrasında hiç kesilmeden ve hiç bitmese duygularıyla sürdürülmüş, ailelerimizi, akrabalarımızı de kapsayan arkadaşlık ve dostluk…
Ortaklaşa alınmış bir balıkçı kayığı ile ve kayığa aldığımız arkadaşlarımız ve dostlarımızla Kınalıada ve denizde geçen bir çok güzel anılarımızın da olduğu, iş ve uğraştan arta kalan neredeyse tüm boş zamanlarımızı birlikte geçirdiğim kardeşim…
Yayını canlı dinlemek için:

14:30 – 15:30 Yeni / Hande Akkan / Yeni Philip Glass’ın 80. yaşını kutluyor

Hande Akkan Twitter

***

Bugün itibariyle @acikradyo “YENİ”de bir parantez açıyor ve ölümünün 40. yıldönümünde Amerikalı besteci #SamuelBarber’ın müzikleri ile 10 hafta sürecek bir yolculuğa çıkıyoruz.
Bu hafta
*op.11 Yaylı Sazlar Kuarteti Yaylı
*op.5 Orkestra için Uvertür “The School for Scandal”

15:30 – 16:00 Foto Müze / Gülderen Bölük (15 Günde 1)

foto-muze-20210119

Arşiv ve toplumsal bellek (V)

zz9
Osmanlı dönemi ağırlıklı olmak üzere Türkiye fotoğraf tarihinde bir gezinti… Eski gazete, dergi, fotoğraf koleksiyonu ve sayısız malzemenin kaynaklık ettiği programda, konusunda uzman olan bir çok konuk da ağırlanıyor. Osmanlı dönemi fotoğrafhaneleri ve fotoğrafçıları, dönemin fotoğrafa yaklaşımı, basın-fotoğraf ilişkisi, arşivcilik ve koleksiyonculuk programın ana konuları.
instagram.com/fotomuzeturkiye/
Foto Müze Spotify Kanalı

***

Fotoğraf sanatçısı, akademisyen, küratör Kamil Fırat’la yaptığımız bir dizi söyleşiyi, bazı önermelerle sonlandırıyoruz.

16:00 – 16:30 Hayattan Hikâyeler (15 Günde 1) / Mükerrem Yıldız / Hayatın içinden, bilinen ve bilinmeyen hikâyeleriyle kadınlar

hayattan-hikayeler-20210119

Hayattan Hikâyeler programında Mükerrem Yıldız kendi alanında bilinen ya da hep gözümüzün önünde olan ama adları bilinmeyen kadınları konuk ediyor. Hayattan Hikâyeler, sıradan insan öykülerinin anlatıldığı Kentin Gizli Öyküleri programı ile dönüşümlü.

***

Bu haftaki konuğumuz, kukla sanatçısı Cansu Akdeniz

16:30 – 17:00 Diğerkâm (Yeni program) / Hazırlayanlar: Damla Özlüer ve Rauf Kösemen

digerkam-20210119

Geçtiğimiz dönemlerde Hemzemin programını hazırlayan Rauf Kösemen ve Damla Özlüer yine sosyal fayda iletişimi üzerine daha geniş düşünmeye çağırdıkları yeni programları Diğerkâm ile bu yayın döneminde de aramızdalar.

Twitter.com/Myra İstanbul

Facebook.com/Diğerkam

***


Elif Elkin ve Doç.Dr. Haldun Soygür ile Öyle Söyleme Hareketi’ni ve “Türkiye Şizofreni Algısı, Bilgi Düzeyi ve Şizofreniye Bağlı Damgalama ve Ayrımcılık” araştırmasının sonuçlarını konuşuyoruz.
***
Diğerkâm başladı. @acikradyo #Diğerkâm
***
Elif Elkin: “Bizim için kurum olarak önemli olan bir amaç uğruna çalışmak ve bu doğrultuda geliştirdiğimiz projelerimizle sosyal fayda yaratmak. Bu nedenle 2015’te ayrımcılıkla mücadele etmek ve toplumdaki bilgi düzeyini artırmak için Görmezden Gelmeyelim platformunu kurduk.”…
***
“‘Türkiye Şizofreni Algısı, Bilgi Düzeyi ve Şizofreniye Bağlı Damgalama ve Ayrımcılık’ araştırması Türkiye’de yapılan ilk araştırma. Çok da geniş kapsamlı bir araştırma. Çok çarpıcı sonuçlar var.”…
***
… “Birinden bahsedeyim: Şizofreni hastasının komşum, öğretmenim veya çalışanım olmasını istemem diyenlerin düzeyi %50’nin üzerinde ve her on kişiden biri şizofreniyi bulaşıcı hastalık zannediyor.” #Diğerkâm @acikradyo
***
Doç. Dr. Haldun Soygür: “İlk yola çıktığımızdan bu yana 25 yıl geçti ve bu süre içinde şizofreni ile ilgili her türlü damgalamaya, ayrımcılığa karşı mücadele yürütüyoruz. Daha önce de parça parça, toplumun her kesiminden gelen insanlarla yapılmış çalışmalar vardı.” …
***
… “Ama ‘Türkiye Şizofreni Algısı, Bilgi Düzeyi ve Şizofreniye Bağlı Damgalama ve Ayrımcılık’ araştırmasını özgün kılan tüm Türkiye örneklemini temsil ediyor olması ve bu örneklem üzerinden bizi bir sonuca taşımış olması.” #Diğerkâm @acikradyo
***
Doç. Dr. Haldun Soygür: “Zor bir hastalıkla mücadele eden bir kişinin bunun üstüne toplumun kayıtsız hatta düşmanca tavrı ile karşı karşıya kalması her şeyi daha da zorlaştırır. İnsanları hastalığı saklamaya, yok saymaya itebilir.”…
***
… “Tedavi olanakları varken o olanakları görmezden gelmeye itebilir. Oysaki tıpta her alanda olduğu gibi şizofrenide de erken tanı çok önemli. Bu nedenle damgalama, dışlama ve ayrımcılık tedavinin önündeki en önemli engellerden biri.”…
***
… “Damgalamanın varlığı dışlamaya, daha da kötüsü ayrımcılığa neden oluyor. Örneğin çalışamazlar, iş yapamazlar, üretemezler, sevemezler, evlenemezler… Yaşayamazlara kadar gidecek neredeyse.” #Diğerkâm @acikradyo
***
Elif Elkin: “Damgalama dilde başlıyor. Çok da fazla farkında olmadan günlük dilde kullandığımız kimi tabirler insanların, özellikle hasta ve hasta yakınlarının incinmesine ve de tedavi ile toplumdan uzaklaşmasına neden oluyor.”…
***
… “Örneğin günlük dilde ‘ruh hastası mıdır nedir’, ‘şizofren misin’ gibi tabirleri çok kullanıyoruz. Damgalama önce dilde başlıyor, bu nedenle biz de önce dilde bitirmek istedik. Araştırmamız çok güçlü oldu. Araştırmanın ardından dört kademeli bir aksiyon planı belirledik.”…
***
… “Birinci kademe damgalamayı dilde bitirmek. Bunun için de 10 Ekim 2020 Dünya Ruh Sağlığı Günü’nde ‘Öyle Söyleme’ hareketini başlattık. Bu hareket düşünce ve söylemlerimizde değişikliğe gitmemize çağrı yapıyor. Çünkü önce bununla başlarsak devamı gelecek.” #Diğerkâm @acikradyo

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu ArgınSanat DeliormanAsena Akan, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

facebook.com/sanat.deliorman

twitter.com/sanat ile dünyanın cazı

Twitter.com/SanatDeliorman

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegenin-gelecegi-20210119

GEZEGENİN GELECEĞİ: YA O YA O!
“Olağanüstü bir zamanda bir araya geliyoruz. İnsanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş, hem felaketlere gebe, hem de daha iyi bir geleceğe dair umutların ışığını taşıyan bir anda.

Çevre felaketi, nükleer savaş ve pandemi sınır tanımıyor. Fark etmesi daha zor olsa da, bu durum, dünyayı gözetleyip Kıyamet Günü Saati’nin ibrelerini gece yarısına doğru ilerleten şeytanların üçüncüsü için de geçerli: demokrasinin gerilemesi. …Bu, birçok karmaşık boyuta ve ilişkilere sahip olan bir çeşit küresel sınıf mücadelesi. … İnsan deneyinin kaderinin bu mücadelenin sonucuna bağlı olduğunu söylersek hiç de abartmış olmayız.”
(Noam Chomsky)
facebook.com/uygar.ozesmi.page
Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Büyük Yeşil Duvar Girişimi 14 milyar 263 milyon dolar bağış aldı

Büyük Yeşil Duvar Girişimi, zirve kapsamında 14 milyar 263 milyon dolar bağış aldı.

Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi’nden yapılan açıklamada, Paris’te düzenlenen iklim konulu Tek Gezegen Zirvesi kapsamında, Büyük Yeşil Duvar Girişimi için aralarında Dünya Bankası ve Afrika Kalkınma Bankasının (BAD) da bulunduğu bağışçılardan yeni kaynak ayrıldığı duyuruldu. Buna göre, Büyük Yeşil Duvar Girişimi, zirve kapsamında 14 milyar 263 milyon dolar bağış aldı. AA’nın haberine göre BAD, girişim için 6,5 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklamıştı. Türkiye de bu girişime 2018’de 3 milyon dolar katkı sağlamıştı. Tarıma elverişli arazilerdeki çölleşmenin durdurulması için başlatılan Büyük Yeşil Duvar Girişimi ile Sahra ve Sahel Bölgesi’nde 8 bin kilometre uzunluğunda ve 15 kilometre genişliğinde bir ağaç hattı oluşturulması planlanıyor. Afrika Birliği tarafından 2007’de hayata geçirilen Büyük Yeşil Duvar Girişimi kapsamında 2030’a kadar 100 milyon hektar toprağın yeşillendirilmesi ve 10 milyon iş gücünün oluşturulması öngörülüyor. Girişim sayesinde Senegal’de halihazırda 12 milyon ağaç dikildi, Etiyopya’da 15 milyon hektar arazinin tahsisi tamamlandı ve öngörülen hedeflerin %18’i tamamlanmış oldu. Büyük Yeşil Duvar Girişimi’nin, tamamıyla hayata geçirildiğinde 250 milyon ton karbon emisyonunu da engelleyeceği belirtiliyor.
İran’da hava kirliliğine bağlı ölümler artıyor
İran’ın resmi ajansı IRNA İran Sağlık Bakanlığı Hava Sağlığı ve İklim Değişikliği Daire Başkanı Dr. Abbas Şahsuni’nin, hava kirliliği kaynaklı hastalıkların neden olduğu ölüm oranına ilişkin açıklamalarına yer verdi. Şahsuni, “İran’da PM 2.5 mikron hava kirliliği, yılda 41 bin 700 kişinin erken ölümüne neden oluyor” dedi. Hava kirliliğinin kalp, damar ve sinir hastalıklarını tetiklediğini dile getiren Şahsuni, ülkedeki hava kirliliği oranının küresel ortalamanın 3,8 kat üstünde olduğunu belirtti. Şahsuni, Dünya Bankasının 2018 verilerine göre, başkent Tahran’daki partikül kirleticilerin (PM2.5) sağlık maliyetlerinin yıllık 2,6 milyar dolar olduğunu hatırlattı. Hava sirkülasyonuna uygun olmayan fiziki yapısı ve nüfus yoğunluğunun yanı sıra eski araçlar ile milyonlarca motosikletin çıkardığı egzoz gazları, Tahran’da hava kirliliğini artıran etkenler arasında gösteriliyor. Hafta sonu Tahran’da hava kirliliği 158 mikrogram/metreküp olarak ölçülmüş, ilk ve orta dereceli okullar ile üniversitelerde eğitime ara verilmişti.
HES projesi internetten satışta
Maraş’ın Nurhak ilçesi Göksu Deresi üzerindeki hidroelektrik santral projesi internet üzerinden satışa çıkarıldı. İlanda 23 milyon liradan satışa çıkarılan HES’in kapasite ve özellikleri de yer aldı. HES’in tarım alanlarını, ormanları ve doğayı katlettiğini vurgulayan Nurhak Belediye Başkanı CHP’li İlhami Bozan, HES’in kapatılması gerektiğini belirtti. Bir başka HES projesi için yapılan halkın katılım toplantısında tepkilerini dile getirdiklerini belirten Bozan, “Burası birinci HES’in iletim borularının geçtiği güzergah. Birinci HES’in yapımının üzerinden 14 yıl geçmesine rağmen her yıl tahribat artarak devam ediyor” dedi. Göksu Deresi’nin kurumaya başladığını belirten Bozan, “Maalesef HES sahipleri, bizlerin haberi olmadan bu projeleri tekrardan satılığa çıkarıyor. Bizler burada çevremizi, doğamızı, tarım alanlarımızı korumak için canla başla mücadele ederken halktan, toplumdan habersiz dereler, tarım alanları, ormanlar satılıyor” diye konuştu.
Barajlarda doluluk yükseldi
İstanbul’da doluluk oranları yüzde 20’nin altına düşen barajlardaki su seviyesi hızla yükselmeye başladı. İSKİ’nin verilerine göre bugün İstanbul barajlarının doluluk oranı 28.66’ya ulaştı. Bir kaç hafta önce neredeyse kuruyan Kazandere ve Papuçdere barajlarında doluluk oranları yüzde 15’in üzerine çıkarken, Istırancalar barajında doluluk oranı yüzde 97.47’ye ulaştı. Alibeyköy barajında ise bir kaç hafta önce keçilerin otlamaya başladığı alanlar yeniden suyla doluyor. İstanbul ve çevresinde etkili olan kar ve yağmur şeklindeki yağışlar nedeniyle daha önce yüzde 5’lik değerlerin altına inen Kazandere ve Papuçdere barajları da dolmaya başladı. İstanbul’un en dolu barajı şu anda Istrancalar barajı oldu. Barajdaki doluluk oranı yüzde 97.47. Şu anda en düşük doluluk oranına sahip baraj ise Sazlıdere barajı oldu. Sazlıdere barajında doluluk oranı yüzde 9.24 olarak ölçüldü.
Kuş gribi nedeniyle 5,8 milyon tavuk öldürüldü
Geçen yıl kasım ayında Japonya‘nın Kagawa eyaletinde tavukların yetiştirildiği bir çiftlikte ortaya çıkan ve ülkenin farklı bölgelerine yayılan kuş gribi salgını nedeniyle öldürülen tavuk sayısı 5.8 milyona ulaştı. 15 eyalette görülen toplu kuş gribi vakaları nedeniyle 36 tesiste yaşayan tavuklar öldürüldü. Sayının önümüzdeki günlerde 6 milyona yaklaşması bekleniyor. DHA’nın aktardığına göre 2005-2006 sezonunda ise virüsün daha az bulaşıcı bir türü nedeniyle 5.78 milyon tavuk katledilmişti. Japon kamu yayıncısı, sağlık otoriteleri tarafından tesislerde yapılan incelemelerde bazı üreticilerin yönergelere uymadığının belirlendiğini duyurdu.  Kimi tesislerin dezenfeksiyon işlemlerinde yetersiz kaldığı tespit edilirken, bazı çiftliklerde ise yabani kuşların içeriye girişine imkan verecek güvenlik açıkları belirlendi. Uzmanlar, virüsün kümes hayvanlarına bu yolla bulaşmış olabileceğini belirtiyor.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna, Ömer Şahin, Selahattin Çolak, Feryal Kabil / Her gün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Twitter.com/İlksenMavituna

Twitter.com/FeryalKabil

***

#HrantDinksiz14Yıl #BuradasınAhparig
Açık Dergi, bir Gomidas şarkısı ve Rakel Dink ile Başak Demirtaş’ın 19 Ocak konuşmalarından bölümlerle başlıyor. TKLYNZ
Açık Dergi #KentTakvimi‘yle devam ediyor.
Moda Sahnesi (@modasahnesi) 19 Ocak akşamına özel bir etkinliğe yer verecek. #HrantDink öldürülüşünün 14. yılında saat 21:00 Çıplak Ayaklar Kumpanyası’ndan “Sen balık değilsin ki”.
#KentTakvimi Oxford Üniversitesi’nden P.Armstrong’un mutfak eşyaları aracılığıyla Ortaçağ İstanbul’unda ev yaşamı ve kentsakinleri üzerine çevrimiçi konuşması “Keramik Bulgular Bağlamında Konstantinopolis’te Ev Yaşamı” İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde. https://acikradyo.com.tr
#KentTakvimi Ansen’in 10’uncu kişisel sergisi “Reunion” Perşembe X-ist’te (@artxist) sanatseverlerle buluşacak.
Sanatçının insan-doğa ilişkisi hakkında kurguladığı sahneler sergideki yapıtların ana konusu

Açık Dergi Salı Çevirmenin Notu / Cansu Arslan Saran ve Ali Arda (18:30’da)

Açık Dergi’de 8 Eylül itibariyle yepyeni bir program başlıyor: Çevirmenin Notu ile İsveç Edebiyatı
Türkiye’de İsveç edebiyatını tanıtmayı amaçlayan Çevirmenin Notu, metin icraları ve yorumlamalarından oluşuyor. Çağdaş İsveç edebiyatını, ses ve üslup çeşitliliği bakımından olabildiğince geniş bir açıyla ele alan yayınımız, toplamda 29 metnin sunumunu içeriyor. Tiyatro sanatçısı Cansu Arslan Saran‘ın yorumuyla seslendirilen metinler her programda İsveç edebiyatının tanınmış çevirmenlerinden Ali Arda tarafından yorumlanacak. Çevirmenin notu bilgilendirici ve tanıtıcı olmanın yanı sıra analitik ve eleştirel bir bakış açısıyla çağdaş edebiyat takipçileri için yeni perspektifler açmayı da hedefliyor.  
Önümüzdeki altı ay boyunca her Salı akşamı saat 18:30‘da Açık Dergi içinde yayınlanacak programımıza katkılarından ötürü İsveç Başkonsolosluğu’nda Michael Bode ve Alev Karaduman‘a teşekkür ediyor ve programın podcast yayını olmayacağı için herkesi canlı yayına bekliyoruz. 

***

#ÇevirmeninNotu‘nda bu akşam Åsa Larsson’un “Kristal Kilise” metnine kulak veriyoruz
İsveç polisiye romanları arasında önemli bir yeri olan Kristal Kilise Türkçe’ye Özüm Erdil tarafından çevrilmişti.

Açık Dergi Salı Dünyayı Okumak / Aytaç Timur ve Akif Pamuk (15 Günde 1 Saat 19:00’da)

dunyayi-okumak-20210119

Yazmaya övgü. Eleştiriye ve eleştirmene kapı. Düşünmeye, düşünceye, üretmeye ve tartışmaya alan açmayı amaçlayan bir kültür programı.
facebook.com/dunyayiokumak/
Twitter.com/DünyayıOkumak

***

Bugün saat 19:00’da araştırmacı-yazar Hamit Erdem ile katledilişinin 100. yılında Mustafa Suphi’yi konuşuyoruz.
Dinlemek için link: http://acikradyo.com.tr/stream/ @acikradyo
@selyayincilik

Açık Dergi Salı 18:50 Harici Bellek / Şarkılarla Dünya Tarihi / Murat Meriç

Şarkılarla Memleket Tarihi programıyla geçtiğimiz dönemlerde çok sevilen Murat Meriç, Açık Radyo’ya geri dönüyor. Müziğin bellek ile ilişkisini konu edinen bu yeni yayında Meriç, insanlık tarihinden vakaların izlerini plaklar/kayıtlar aracılığıyla sürüyor.

Twitter.com/MuratMeriç

Instagram/MuratMeriç

***

Murat Meriç (@PopDedik) Hrant için yapılmış şarkılarla yayında #HrantDinksiz14Yıl #BuradasınAhparig

20:00 – 21:00 Açık Şemsiye / Hakan Gürvit, Levent Dönmez, Mehmet Yusuf, Şebnem Suer Grimm ve zaman zaman Uğur Çıkrıkçılı / Gelmiş geçmiş tüm müzik türleri

Twitter.com/SebnemSuerGrimm

Twitter.com/AçıkŞemsiye

21:00 – 22:00 Gitaresk / Jak Kohen, Gonca Açıkalın, Meral Akman ve Murat Ermert / Neo-klasik rock ve fusion

Açık Radyo’nun kült programlarından Gitaresk ekibine yeni yayın dönemimizde Murat Ermert de katılıyor. Jak Usta’nın (Justa) aramızdan ayrılmasından sonra Meral Akman ve Gonca Açıkalın tarafından yürütülen programda bir süredir konuk oyuncu olarak yer alan Murat Ermert bu yayın dönemi kadroya dahil oluyor.

gitaresk.com/

***

Bu gece 21:00’de, 95.0 Açık Radyo’da, Gitaresk’te funk-rock parçalardan bir seçki dinleyebilirsiniz.
https://acikradyo.com.tr/gitaresk/funk-rock
http://www.gitaresk.com/Playlists/52nd/210119.htm

22:00 – 23:00 Esintiler / Seda Binbaşgil / Jazz

23:00 – 24:00 Gürültü ve Duman / Şevket Akıncı, Can Tutuğ ve Volkan Terzioğlu / Caz ve yeni müziğin bozguncu serüveni

gurultu-ve-duman-20210119

Gürültü ve Duman, 50’li yılların başında ortaya çıkan, dönemin estetik algısını merkeze almadan kendi estetiğini oluşturarak alevini, yangınının gürültüsünü ve bu sürecin gökyüzüne yayılan dumanını ele alan bir müzik programı. Özgür caz, özgür doğaçlama ve yeni müziği analitik, tarihsel ve toplumsal bakışla ele alıyor ve özellikle bootleg kayıtlarına veriyor. 

***

Radyo programımız Cecil Taylor ile ′′ Gürültü ve Duman ′′ devam ediyor. Bu sefer yine stiline odaklanıp Rotterdam ‘da 1967’ den (ilk solo görünümlerinden biri) solo bir kayıt dinleyeceğiz. Bu yüzden bizi takip etmeye devam edin ve lütfen geri bildirim verin. Bu çok takdir edilecek.
Saat: 19 Ocak 2021, 20.00 GMT
nerede: www.acikradyo.com.tr

24:00 – 01:00 Dikenli Tel / Cünort / Ağır metal 50 yaşında

‘Ağır Metal 50 yaşında’ şiarıyla yola çıkan programda Cünort, metal müziğin 50 yıllık serüvenini ele alıyor.

Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi Programları ve PodcastArşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo resmi instagram sayfası

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Twitter Açık Radyo Programları ve Programcıları Listesi için TKLYNZ

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi: 2 Kasım 2020 – 2 Mayıs 2021 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık  

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2021/1/15

* From Charlottesville to the Capitol: Trump Fueled Right-Wing Violence. It May Soon Get Even Worse

* Would You Patent the Sun? Polio Vaccine Inventor Jonas Salk’s Son Urges More Access to COVID Vaccine

07:00 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

Twitter.com/DidemGençtürk

***

Bugün Sabahlık’ta Anatolia Ege Ve Balkan Danslari albümüyle İhsan Özgen’i dinliyoruz.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Özdeş ÖzbayRobılınd Tayyar, Berhem Baltaş ve Feryal Kabil

acik-gazete-18.01.2020

Açık Gazete kayıt arşivi
Açık Gazete Spotify Kanalı
Açık Gazete Jingle
Günün Sözü
“Bugün okulda yalnızca öğrencilere değil tüm bileşenlere açık bir Kurucu Meclis forumu yapıyoruz. Uzun vadede hedefimiz tüm bileşenlerin dahil olduğu, okulda gerçek bir temsiliyetin sağlanabildiği ve okulun sorunlarını beraber tartışabildiğimiz bir platform yaratmak.”
Boğaziçi öğrencisi Şeyma Altundal üniversitede süren ‘kayyum’ mücadelesini anlattı. (Açık Radyo) (Fotoğraf: @boundayanisma)

***

#AçıkGazete‘de bugünün gündemi;
*Her yerde kar var diyemesek de bazı yerlerde kar var. Bazı barajlarda da biraz doluluk oranı artışı var.
*Yeni bir araştırmaya göre küresel sıcaklıklar bugünkü hızla yükselmeye devam ederse, 15 -20 yıl içinde ağaçlar karbondioksit emmekten vazgeçekler.
Araştırmanın başındaki bilim insanı şöyle demiş: “Başımız belada! Sandığımızdan daha fazla belada. Mega kuraklığa doğru giderken daha küçük ve daha etkin düşünmeliyiz.”
TMMOB, Kanal İstanbul davasının bilirkişilerine itiraz etti: Bilirkişi heyetinde siyanüre evet diyen, öğrencisini tehdit ettiği iddia edilen ve iktidara yakın bulunan akademisyenlerin tarafsız rapor tanzim edemeyecekleri, dolayısıyla görevden alınmaları gerektiğini bildirdi.
*Boğaziçi Üniversitesi direnişine destek büyüyor. Dünyanın 52 ülkesinden, 12 akademisyen grubu ve 2300’e yakın sayıda akademisyen ve mezun Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ile öğretim üyelerinin yanında yer aldıklarını açıkladıkları açık mektup yazdı. (Fotoğrag:@eceatata)
*Türkiye’de siyasi parti yöneticilerine, gazetecilere saldırılar yoğunlaştı. Bir sonraki aşamada aydınların, bilim insanlarının, gazetecilerin sokak ortasında vurulmasından korkulması gerektiğini yazan gazeteciler oldu.
*ABD’de: Biden yemin töreni sırasında ABD’nin her yerinde büyük silahlı gösteri, çatışmalar ve şiddet olmasından endişe duyuluyor.
*Hindistan’da: kurucu lider Mahatma Gandhi’yi üç kurşunla sokak ortasında katleden aşırı sağcı Nathuram Godse’nin adına “bilgi merkezi” ve kütüphane kuruldu, kuran kuruluşun başkanı, “Godse, Gandhi’yi öldürmekle iyi yaptı” dedi.
*Rusya’da: muhalif lider Navalni, neredeyse hayatını kaybettiği zehirlenmenin ardından Moskova’ya döndü. Hepsi ve daha fazlası haftanın ilk #AçıkGazete‘sinde.

09:3 – 10:00 Günün Konusu ve Konuğu

***

#AçıkGazete‘de konuğumuz Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinden Şeyma Altundal ile Boğaziçi Üniversitesi direnişini konuşuyoruz.

08:02 Eduardo Galeano: Hikaye Avcısı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

08:30 – 08:45 Korona Günleri: Selim Badur’la Hafta İçi Pazartesi ve Perşembe

Salgının ülkemizde yayılmaya başlamasıyla; konunun uluslararası alanda tanınmış uzmanlarından mikrobiyoloji profesörü programcımız Selim Badur, Açık Gazete içinde düzenli bir köşeye başladı. Covid -19 pandemi’si hakkındaki doğru bilgileri, yanlış bilgileri, dünyada yapılan araştırmaları, yayınlanan makaleleri günü gününe yayına taşıyor.
Korona Günleri
Korona Günleri Spotify Kanalı

***

Fransa’da “aşı kabulü” yüzde 15 artışla, yüzde 54’e yükseldi

Prof. Selim Badur, Korona Günleri’nde güncel aşılama çalışmalarından, mRNA teknolojisiyle hazırlanan aşılardaki farklılık nedenlerinden ve güncel haberlerden bilgiler paylaştı.

(18 Ocak 2021 tarihinde Açık Radyo’da Korona Günleri’nde yayınlanmıştır.)

Ömer Madra: Günaydın Selim Badur, merhabalar.
Özdeş Özbay: Günaydın.
Selim Badur: Günaydın efendim, günaydın Feryal, iyi haftalar hepinize. Süratle dünyada olup bitenlere bakıp sonra şu aşı konusuna değinmek istiyorum eğer siz de uygun görürseniz. Belirttiğiniz gibi 95 milyonu geçti olgu sayısı ve son 4 günün ortalaması 677 bin. Yani her gün listeye 650 ile 700 bin arası yeni olgu eklenmekte. Birazcık artı sıradanlaşıyor, kanıksandı bu koronavirüs konusu gibi geliyor bize ama sayılara baktığımız zaman olgu sayısında çok ciddi artışlar var. ABD’de hafta sonu ilk kez rekor ölümler oldu, 4 bini geçti. İngiltere ve Portekiz’de benzer bir durum var, Portekiz’de cumartesi günü 10 bin 947 olgu ve 166 ölümle ilk kez bu kadar yüksek olgu ve yaşamını yitiren Portekizli sayısına erişildi. Brezilya’dan bir haber var, bu çeşitli sitelerde de yer aldı, oldukça dramatik bir öykü. 14 Ocak Perşembe günü saat 13.00 civarında Brezilya’da Manaus -Amazonların kenti herhalde, o bölgedeki- Instagram’da mavi maskeli bir kadın doktorun feryadı, çığlığı “lütfen kimin elinde oksijen varsa hastaneye getirsin, çok kötü durumdayız” diye yani hastaneler oksijen ihtiyaçlarını bir çağrı yaparak toplumdan istiyorlar bakanlıklar ya da yetkililer sağlayamadığı için. Daha sonra anlaşıldı, Dr. Thalida Rocha isimli bir hekim kayınvalidesini hastaneye getirmişler, oksijen yetersizliği, kendisi hastane personeli ama oksijen tedarik edemiyor ve o kişiyi kaybediyor, yakınını. Süratle yayılıyor bu video ve ülkede ciddi bir biraz infiale de yol açıyor. Özellikle mesela Brezilya Sağlık Bakanı Eduardo Pazuello, kendisi Amazon bölgesinde Manaos’ta gerçek bir çöküntünün yaşandığını söylüyor, bakanın ifadesi “ilaç ya da yataklardan vazgeçtik koridorlarda yatacağız da oksijen bulamıyoruz, yani hastaneye gelene bir şey yapamıyoruz” diyor. Brezilya hava kuvvetleri altı büyük silindir içinde sıvı oksijen, yaklaşık 9 bin 300 kg kadar cuma günü Manaos’a ulaştırmış ama hâlâ başkanları Bolsanaro’nun garip demeçleri ve söylevleri var, o da ülkede büyük bir rahatsızlık yaratmakta. Brezilya deyince PAHO, bu DSÖ’nün Pan American ya da Amerika kıtası muadili kuruluş, çok da iyi çalışan bir kuruluştur. Çünkü yıllardan beri PAHO bütün Güney Amerika ülkeleri için aşıları kendisi pazarlık edip gelip alır, böylece standart ve fazla miktarda alım yaptığı için de oldukça uygun fiyata alırlar. PAHO 14 ülke yerlilerinde yani Amazon’daki yerlileri yaklaşık 300 binden fazla olgu olduğunu bildirdi. PAHO’nun raporu ilginç, 56 ülkeyi kapsıyor. Yani biz sadece güney Amerika’daki bildiğimiz Arjantin, Brezilya değil o Karayipler’deki küçük birtakım ülkeleri de kattığımız zaman 56 ülkeyi kapsayan bir rapor yayınladı. 11 Aralık – 14 arasında olgularda %28, ölümlerde %19 artış var. Örneğin yine PAHO bölgesinde sağlık çalışanları arasında bugüne dek 1 milyon 208 bin olgu ortaya çıkmış. 5 bin 780 sağlık çalışanı da yaşamını yitirmiş. Bunlar tabii çok ürkütücü rakamlar.
ÖM: %28 mi dediniz? Muazzam bir rakam.
SB: %28 bir ay içinde 11 Aralık – 14 Ocak arasında olgularda %28, ölümlerde %19 artış olmuş PAHO bölgesinde. 
ÖM: 1/5.
SB: Evet, yani belki gülümsetecek bir bilgi, sadece Jamaika’daki artış %1’in altında, fazla artış olmuyor Jamaika’da. 
ÖÖ: Bu arada Brezilya’da da hastaneye kaldırılan her 5 vakadan 2’sinin öldüğü haberi yer almıştı hafta sonu şeylerde.
SB: Evet, yani durum pek iç açıcı değil. Fransa’da bir istatistik yayınlandı, İstatistik Enstitüsü’nden Fransa tarihindeki savaşlar hariç Fransa’nın tarihindeki en yüksek ölüm oranına erişilmiş, 667 bin 400 ölümle geçen sene 2020 yılı. Biraz aşılara geçeyim yavaş yavaş, örneğin İngiltere’de başlarda insanlar biraz daha çekimserdi aşı konusunda ama şu anda hâkim tek duygu korku değil artık aşılanma isteği. 15 Ocak’ta yaklaşık 3 milyon İngiliz aşılaması gerçekleştirildi ve bazı görüntüler var, haberler var, örneğin Londra’nın banliyösünde Barnet Futbol Kulübü’nün standında, stadyumun içinde, özellikle soyunma odalarının bulunduğu bölgelerdeki koridorlarda hava kararmış, dışarısı soğuk ama 50 kadar yaşlı, bazıları sandalyelerde bekletilerek örneğin sırada genç bir kadın eczane görevlisi geliyor diyor ki “çağırıldığım için çok mutluyum çünkü yaşlı anneme bulaştırmayacağımdan eminim artık” diyor. Bunlar tabii insanların aşıya bakış konusundaki değişiklikleri gösteriyor, örneğin Fransa’da da 29-14 Ocak arasındaki ‘aşıya nasıl bakıyorsunuz?’ anketinde %15 oranında aşının kabulünde artış var, %54’e ulaşmış Fransa’da. Özellikle 10 Fransız’dan altı tanesi ülkeye giriş çıkışlarda ya da yaşlıların, yaşlı evi ya da hastaneye gideceklerde aşının zorunlu olmasını uygun buluyorlar. Aşıya ilgi uyanıyor, tabii bunun yanı sıra da aşı karşıtları da çalışmalarını sürdürüyorlar, hâlâ “bu aşı güvenilir mi?” sorgulanmakta. Bu aşı konusuna biraz değineceğim, ancak kim ne kadar aşı yaptı, dünyada dün akşam itibariyle 39,5 milyon aşı yapıldı. Amerika’da 12,3 milyon, Çin’de 10 milyonu geçti, İngiltere’de 4,3 milyon. Bu arada listeye Türkiye girdi, ilginç bir şekilde hızla aşılama yaptı; 706 bin 451 doz aşı uygulanmış iki gün içinde Türkiye’de sağlık çalışanlarına. Yani bu büyük bir sayı ve bu resmen de Our World in Data isimli sitede yayınlandı dünyadaki aşılama oranları. Aşılama deyince İsrail’den bahsetmek istiyorum çünkü aşılama oranları yüksek, bir de siz “Filistinlilere ne yapıyorlar?” demiştiniz. Hapishanedeki 4 bin 400 tutukluyu aşılama kararı almış İsrail, 9 milyon İsraillinin yaklaşık 2 milyondan fazlası ilk doz aşıyı aldılar. Her ne kadar savunma bakanı Amir Ohana “tutuklular aşılanmayacak” dese de savcılık paylaşımı ya da bu yaklaşımı kanun dışı saymış ve kanuni olarak aşılanmaları gerektiğini belirtmiş. Tutuklular arasında yaklaşık 250’den fazla Covid-19’a yakalanmış hasta var. Human Rights Watch kuruluş da “bu bir lütuf değil bir zorunluluktur” diyor. Aynı zamanda farklı yerlerde bulunan 4,8 milyon Filistinlinin aşılanması için çağrı yaptı. Yani şu anda Filistinlilerin kamplardaki, Gazze’deki Filistinlileri değil belki ama en azından hapishanelerindeki Filistinlileri aşılamaya başlayacakları söyleniyor. Şimdi biraz aşılardan bahsetmek istiyorum, aşılar deyince görmüşsünüzdür, hafta sonuna girerken Norveç’te 23 kişi mRNA aşısı yapıldıktan sonra yaşamını yitirdiği bir haber yayıldı. Bu ölümlerin aşılamayla mı ilgili yoksa tamamen başka nedenlere mi bağlı olduğu, bu bir soru işareti, daha açıklanmadı, bu bilgi çıkmadı. İsrail aşıladıkları, yüksek oranda aşılama yapıldı İsrail’de 2,4 milyon kadar, yaklaşık 13 kadar yüz felci bildirildi, Meksika’da ise ama kol ağrısı, ateş yükselmesi filan dahil 360 kadar yan etki. Bu yan etkiler konusu biraz abartılarak ya da yüksek sesle telaffuz ediliyor. Benim görebildiğim kadarıyla gerçek bir firmalar değil ama hangi aşıyı kullanıyorsa bir ülke kullanmadığı aşıların aleyhine birtakım haberler yayıyor demeyeyim ama en azından kamuoyunda bu haberler yayılmakta. Örneğin Türkiye’de inaktif aşı kullanılıyor ve söylenen bu aşının hep Brezilya sonuçlarında etkinlik %50 civarında. Bu çok düşük bir orandır ve çeşitli insanlar bu aşılar iyi değil, etkisi çok düşük inaktif aşının mRNA aşısına oranla diyorlar ama burada atlanan bir ayrıntı var gibi geliyor bana çünkü Brezilya’daki Sinovac aşısının sonuçlarına baktığınız zaman ağır hastalığı önleme açısından bu aşının etkinliği %100, diğer aşılarda %95-96’larda olan etkinlik bu aşı için 100% idi. Orta şiddette hastalık açısından etkinlik %77, hafif hastalık açısından ise %49,7. Buna %50 civarında bir ortalama diyorlar ama biz bu %49,7 gibi düşük görünen hafif hastalığı engelleme yani ayakta atlatılan bir Covid-19’u engelleme açısından bu düşük oran görülse de biz bunu diğer aşılar için bu oranın kaç olduğunu bilmiyoruz. Çünkü diğer aşı çalışmalarında bu özelliğe değinilmedi, diğer aşı çalışmalarının, faz3 çalışmalarının yayınlanan ya da yayınlanmayan raporlarında, bilimsel dergilerde yayılansın ya da yayınlanmasın ağır hastalık ya da bilemediniz orta şiddetteki hastalık açısından, etkinliğinden bahsediliyor %90’larda diye, bu aşıda da 100%. Yani inaktif aşının muhakkak kullanılması ya da Türkiye’de kullanıldığı için onu savunuculuğunu yapmıyorum ama bu ayrıntının atlanmaması lazım. Kısacası Brezilya’daki inaktif aşı sonuçlarında %50’ler dolayında denen etkinlik hafif hastalık açısından etkinlik, hafif hastalarda korumadaki orandır ve bu oran diğer aşılar için incelenmemiş. Onun için bu kıyaslamayı yapmak yanlış. Aşılarla ilgili önemli bir nokta, birçok ayrıntı var, işte 14 gün mü, 28 gün mü, araları açılsın mı? Örneğin İngiltere bir karar aldı “birinci ve ikinci doz arasında 12 hafta bırakacağım ben” dedi. Yani şu anda yoğun aşılama yapıyor İngiltere, bakıyorum İngiltere şu anda 4,3 milyon kişiye ilk doz aşıyı verdi. Bunlara ikinci dozu yapmayacak, bu süreyi 12 hafta sonraya erteledi ve mümkün mertebe elindeki ikinci doz aşı yerine bunu ilk doz olarak daha fazla sayıda yurttaşına kullanacak. Şöyle ilginç bir şey var, mesela 12 hafta arayla 2 doz kullanmak herhangi bir faz çalışmasında irdelendi mi, incelendi mi, bakıldı mı? Böyle bir şey yok! Yani demek ki her ülkede bazen faz3 çalışmasında yapılmayan, bakılmayan özelliklerde şu olağanüstü durum sürecinde denenmekte, denize düşen yılana sarılır gibi herkes bir yol izlemeye çalışmakta, herkes kendine göre bir mantık yürütüp farklı alternatifler kullanmakta. Bizde 60 yaş üzerinde denenmedi, 19-59 yaş arasındaki çalışmamız deniyor. O zaman nasıl 65 yaş üzerine kullanırsınız? İşte İngiltere’de 12 hafta arayla iki dozu kullanacak, hiçbir yerde böyle bir çalışma yapılmadı, en azından 65 yaş üzerinde Brezilya’nın bulgularını biliyoruz. Bu tip çelişkiler ya da ayrıntıdaki birtakım farklılıklar hani çok olumsuzmuş gibi yansıtılıyor. Bunu böyle yapmamak lazım, yani bu insanların kafasını karıştırmaktan başka hiçbir işe yaramayan birtakım gelişmeler. Kısacası 65 yaş üzerinde Türkiye’de çalışma yok, e peki o zaman 65 yaş üzerini aşılamayalım! Bu demek olmamalı, böyle yaklaşılmamalı. Önemli bir nokta, tabii bu gerçekten ilginç bir gelişme, doğrulanması lazım. Biliyorsunuz bu RNA aşıları yeni aşı teknolojisi deniyor ama aslında bu aşılar üzerinde çalışılan, 30 yıldan beri ilgilenilen bir konu RNA aşıları. 30 yılı geçmiş bir süreden beri çalışılıyor hatta ve sadece sanıldığı gibi BioNTech firmasının kanser aşılarıyla ilgili çalışmalarını değil birçok farklı mikroorganizma için de, özellikle tüberküloz, HIV ve sıtmada, malaryada deneniyor. Yakın zamanda hem Almanya’da hem Belçika’da çeşitli firmalar kuduz aşısında bu yöntemi denediler. Yani ön çalışmaları ve bu mRNA aşısının da eldesinde farklı yöntemler, farklı yaklaşımlar var, tek bir standart yöntem yok. Onun için birtakım farklılıklar olabiliyor, yani bazen insanlar “niye bir aşı -70’de, niye diğeri-20’de saklanıyor?” Bütün bunların hazırlama yöntemiyle ilintileri var. Önemli olan bir kere bu aşılar hastalıktan bizi koruyacak, hedef ağır hastalıktan ve hastaneye yatış gerektirecek kadar ağır hastalıktan koruması. Yoksa aşı olan bir kişi virüsü alıp yine yayabilir. Bu nasıl oluyor sorusu vardı. Bunun açıklaması mümkün, çünkü biz aşıyı yaptığımız zaman dolaşımda sistemik olarak, bütün vücudumuza yayılan antikorlar var, o antikorlar bizde ağır hastalık oluşmasını, böyle bir hastalığa yakalanmamızı engelliyor ama özellikle mukozal immünite dediğimiz yüzeylerde bir koruma sağlamıyor. İşte bu nedenledir ki aşılansanız bile sizin vücudunuzda antikorlar olsa bile birtakım mukozal yüzeylerde antikorlar yeteri düzeyde olmadığı için burun, boğaz mukozasında, yüzeyinde virüs alınabilir. Buradan da etrafa saçılabiliyor. Bunun da açıklamasını bu sistemik ya da mukozal immüniteyi uyarma açısından aşılar konusunda bunu yapmak gerek. Daha da önemlisi, bu biraz çarpıcı, bunu sona sakladım, biliyorsunuz ABD’de FDA onay veriyor aşılara, Avrupa’da ise EMA’nın onay vermesi lazım. İlginçtir, EMA Avrupa’da bir aşının onayını ki RNA aşıları için verdiler onayı, daha sonra vektör aşısı için, bunlar Amerika’dan 2 hafta sonra İngiltere’nin ülke bazındaki acil onayından 3 hafta sonra onay verdi aşıların kullanımı. Neden gecikti EMA sorusu var, ilginç bir gelişme oldu, ‘darkweb’ diye bir web sitesinde bu EMA yetkililerinin MRNA aşısının onayı için başvurusu yapıldıktan sonra yaklaşık 15 günlük bir süre, 2 haftalık bir süre, 10 Kasım ile 25 Kasım arasında bu kuruluşun yetkilileri arasındaki elektronik ileti alışverişi, bu gönderilen, birbirlerine gönderdikleri 19 tane elektronik ileti bu sitede yer aldı, bunlar hacklemişler anladığım kadarıyla EMA’nın sitesine. Darkweb sitesinde 9 Aralık günü yayınlandı. Burada ilginç şeyler var, neden gecikti EMA konusuna gelince EMA bir kere aşılarla ilgili birtakım kaygılar belirtiyor bu yazışmalarda EMA yetkilileri. Özellikle bu MRNA aşısının faz çalışmalarında aldıkları sonuçlar ve oradaki ürünler ile piyasaya verilen yani kullanıma giren, topluma yayılan, satılan ilaçların, aşıların birbirleriyle çok örtüşmediğinden bahsediliyor. Bu arada bir parantez açayım, fark etmişsinizdir ya da duyulmuştur, mRNA aşısının Avrupa’daki ihtiyacı karşılamak için üretiminde bir aksaklık var ve 1 hafta 10 gün kadar gecikecekmiş söz verdikleri tarihte göndermeleri gereken aşılar. Bununla mı ilintili acaba diye. Ayrıntı şu, çok fazla ayrıntıya girmeyeyim ama şeytan ayrıntıda saklıdır derler, kullanılan aşılarda klinik çalışmalar yapılırken faz3 çalışmaları sırasında bütün halinde RNA molekülü en az %69 olması lazımmış ki böyle ama piyasaya verilen aşılarda bu oran %50’lere düşüyor. Peki, bütünlüğü bozulmamış RNA olursa ne olur? Bir, aşının etkinliği azalır, ikincisi o bütünlüğü bozulmuş RNA artıkları ya da parçacıkları bir kirlilik yaratıyor aşının içinde. Şimdi bu iki olumsuzluk nedeniyle aşı etkinliği faz3 çalışmasında olandan biraz daha düşük mü olur? Bu soru EMA yetkililerinin onay verme sürecinde birbirlerine çok sert mail’ler ile tartışıldı. Bir kısmı “ya, önemli değil bu kadar pratikte böyle bir olumsuzluğa yol açmaz, bir an önce onay verelim” diyor. Bir kısmı ise “hayır olmaz öyle şey, verilmez” diyorlar. Şimdi bu tuhaf bir şey tabii bu konuda hatta bunun işte bir Rusofil, Rus oyunu gibi yaklaşanlar oldu, böyle açıklayanlar oldu. Bütün bu tartışmalar basına sızınca Fransız ve Belçika basınına dün akşam itibariyle EMA yetkilileri “bizim bu hack’lenen yazışmalarımız aslında manipüle edilip basına verildi” diye bir açıklama yapmak ihtiyacı duydular. Yani her yerde bir aşı savaşı oldu ve değim yerindeyse bel altından vurmalar başladı gibi geliyor bana. 
ÖM: Küresel ısınma konusunda da bu konuyu araştıran bilim insanlarının email’leri hack’lenmiş ve aynı şeyler o zaman da ortaya çıkmıştı. Çok net olarak hatırlıyorum yıllar öncesinde.
SB: Zaman herhalde yaşayıp göreceğiz diyoruz hep, bu aşıları böyle eleştirmek şurasına bir kulp takıp orada da şu bulgu yoktu, “şu çalışmada var mıydı, ama Brezilya böyle dedi, ama 60 yaş üzeri böyleydi” bütün bu ayrıntıları bırakıp elimize geçen bir aşıyı ile aşılanmaktan başka çaremiz yok şu anda. 
ÖM: Bir de şunu sormak istiyorum, sağlık çalışanlarında büyük bir oranda aşılanma başarısı olduğu gözüküyor Türkiye’de ama “geri kalanı 3 partide 10 milyon doz” demişti Bakan Koca. Bu devam edecek mi?
SB: Umarım! Çünkü evet 700 bin kişi aşılandı, şimdiki sağlık kurumu çalışanlarından sonra yaşlı, engelli ve koruma evleri gibi yerlerde kalan ve çalışanlar aşılanacak, sonra 65 yaş üstündeki bireyler, hizmetin sürdürülmesi için öncelikli sektörler. İşte Adalet Bakanlığı, zabıta, İç İşleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı’nda görev yapanlar, cezaevlerinde ya da eğitim sektöründe, öğretmenler, öğretim üyeleri, bu dünyada ilk kez bu öğretmen ve öğretim üyelerinin öne çıkarttılar -galiba bir tek Fransa yapıyordu- gıda sektöründe çalışanlar. Gidiyor böyle ama liste çok güzel, eksiksiz de bunlara dediğiniz gibi aşı yetecek mi, sağlanabilecek mi? Bunu bilmiyoruz, bunu zaman gösterecek, bu konuda herhangi bir spekülasyon yapmak mümkün değil. Galiba sürem doldu benim ama bilimsel çalışmalarla ilgili en azından bir örnek vermeme izin verin.
ÖM: Lütfen.
SB: İntranazar olarak buruna sprey şeklinde sıkılan ve hani burun damlası gibi, sizi de virüsün o burundaki reseptörlere bağlanmasını engelleyen bir ilaç geliştirildi, deneniyor İngiltere ve İspanya’da. Bu ilginç bir çalışma. Bu bir virüsün bağlandığı reseptörleri bloke eden bir reseptör agonisti. Özellikle influenza’da başarılı olmuş bir çalışma, şu anda feretlerde, gelinciklerde deneyleri sürüyor. Bu önemli bir şey tabii, aşı kadar proflaksi açısından önemli olabilecek bir gelişme. Benim galiba burada durmam gerekiyor, durayım ve Perşembe’ye biraz daha mutasyonlardan bahsederim, bunlar aşıları etkileyecek mi konusuna.
ÖM: Bir de perşembeye bir soru bırakalım; Peru’da bir mahkeme Bill Gates, Georges Soros ve Rockefeller ailesini koronavirüs salgını üretmekle suçlamış. Biraz da bunun üzerinde araştırma yaparsınız.
SB: Peki, peki efendim, Peru’ya bakacağım.
ÖM: Teşekkür ederiz. 
SB: Teşekkür ederim, iyi haftalar, sağ olun.
ÖÖ: Görüşmek üzere. 
SB: Teşekkürler Özdeş.

09:00 – 09:30 Pazartesi  Ali Bilge’yle Ekonomi Politik

ekonomi-politik-20210118

Ekonomi Politik kayıt arşivi

***

ABD’nin Irak’a karşı “Çöl Fırtınası” operasyonu 30 yaşında. Türkiye’de gazetecilere, siyasetçilere saldırılar. Merkez Bankası ve eski/yeni/eski faiz politikaları

***

“30 yıl öncesine göre daha kötü ve yalnız durumda bir ülke Türkiye”

Ekonomi Politik’te Ali Bilge, gündeme yönelik görüşlerini paylaştı.

(18 Ocak 2021 tarihinde Açık Radyo’da Ekonomi Politik programında yayınlanmıştır.)

Ömer Madra: Günaydın Ali Bey, merhabalar!

Ali Bilge: Merhaba Ömer Bey, merhaba Özdeş, merhaba Feryal, iyi haftalar!
Özdeş Özbay: Günaydın!
AB: Önemli bir haftaya girdik, yarın değil öbür gün değil mi ABD’de başkanlık devri?
ÖM: Evet ABD’de öbür gün.
AB: Devir çarşamba günü olacak, nasıl olacak devir teslim! Yani bilinen bir şekilde bir başkandan bir başkana devir teslim olamayacak.
ÖM: Geçecek Biden’a da, Trump devir teslim töreninde yer almayacak, Florida’ya gitmeye karar vermiş özel bir uçakla.
AB: Zor bir haftaya başlıyoruz, programa geçelim, 1. körfez savaşının 30. Yılı, 17 Ocak 1991 yılında Körfez savaşı başladı, biraz ondan bahsedelim demiştik. Bu savaş Ortadoğu’da son 30 yılda yaşadıklarımızın bir anlamda miladı oluyor. Türkiye için dış politika yanlışlarının bedelleri açısından da önemli bir dönem. 1989-90 yılları, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve periferisindeki sosyalist devletlerin birer birer çöktüğü yıllardı. Körfez savaşı hemen öncesinde iki kutuplu dünyanın bir kutbunda çöküş yaşanıyordu. 2.dünya savaşından sonra başlayan soğuk savaş döneminde, 2 kutuplu bir dünyada yaşadık. 89-90 yıllarında tek kutuplu bir döneme geçiliyordu, zaten Körfez savaşının hemen sonrasında ABD Başkanı Bush, yeni dünya düzenini ve ABD’nin liderliğini ilan etti. Böylesi bir atmosfer söz konusuydu. “Tarihin sonu” deniyordu yeni döneme, Batının ABD ‘nin, kapitalizmin zaferi ilan ediliyordu. 
Dünya tarihinde 2 kez tek kutuplu bir dünyada da yaşadık. İlki 1815’ten 1871’e kadardı, Alman birliğine kadar sürdü. Büyük Britanya’nın tek başına kutup ve lider olduğu dönemdi. Tarihçiler 1989’dan 2001’e kadar olan dönemi de ABD ‘nin liderliğinde tek kutuplu bir dönem olarak nitelendiriyorlar, dönemi 2008 kapitalizmin bunalımına kadar da uzatanlar var. Bu iki dönem dışında tarih boyunca tek kutuplu yaşanmadığını biliyoruz. Çoğunlukla ya iki kutuplu, ya da çok kutuplu bir dünyada yaşandı. Körfez savaşı öncesinde yaşanan Irak-İran savaşını da belirtmeliyiz. İki komşu ülkede savaş 1980’den 1988 yılına kadar sürdü. Bu iki ülke, hem maddi hem insani olarak perişan olarak çıktılar bu savaştan ama buradan yararlanan bir ülke vardı, Türkiye komşusu Irak’la ciddi ekonomik ilişkilere sahipti. Türkiye ihracat ve müteahhitlik sektöründe hem Irak’la hem de Ortadoğu ülkelerine açılmıştı. Türkiye’nin de dış ticarette liberalizasyon operasyonlarının olduğu yıllardı. Liberalizasyon önce dış ticarette başladı, sonra sermaye hareketlerine yöneldi. 1989’da -bu yıl da önemlidir- Türkiye’de sermaye hareketleri serbest bırakıldı. İşte bu meşhur sıcak paralar gelmeye başladı, bugünlere uzanan finansal bunalım hikayelerinin başlangıcı 1989’dur.Türkiye’nin Ortadoğu’ya Arap ülkeleriyle ilişkileri 1980 sonrasında gelişmişti, ciddi ekonomik ve siyasal ilişkiler söz konusuydu. 
İşte böyle bir ortamda, 1990 yılının Ağustos ayında Irak Kuveyt’i işgal etti, Kuveyt’in Irak’ın bir vilayeti olduğunu ilan etti Saddam rejimi. Her iki ülkenin çok eskiye dayalı problemleri vardı, 1961’de de benzer bir durum olmuştu, anacak işgal kısa sürede sona ermişti. Ağustos 1990 işgali sonrasında Birleşmiş Milletler ve Batılı koalisyon güçleri işgale karşı çıktı ve işgalin sona ermesi için bir süre verdi. Irak bu karara uymadı, işgal devam etti, uymayınca da başta ABD, Fransa, İngiltere, İtalya gibi ülkelerden oluşan müttefik güçler bombardımana başladılar ve 100 saat içerisinde Irak’ın güçlerini saf dışı ettiler. 
Bir not düşelim: Kuveyt’in işgali öncesinde ABD ile Irak ilişkileri ayrı bir başlık olarak bakılması gereken bir durum. Çünkü Irak’ın Kuveyt’i işgal edeceğini istihbarat kaynakları söylemişti, hatta ABD’nin Bağdat büyükelçisi de bunu açıklamıştı. İşgal olana kadar seyirci kalındı. Körfez savaşı tamamlandığında, Kuveyt’in işgali sona erdiğinde Irak’taki Saddam rejimi devam etti. Ancak Irak bu operasyonun sonunda fiilen üçe bölündü ama Saddam rejimi devam etti. Birleşik devletler, savaşın maliyetini Körfez ülkelerine, S.Arabistan, BAE ve Kuveyt’e yükledi. Ayrıca bu savaşta eski silah stokların tüketilmesini sağladı, yeni silahların da denemesi yapıldı. Aynı zamanda bu savaş bizim bir anlamda canlı savaş diyebileceğimiz bir savaştı. CNN kurulmuştu, savaşta canlı yayınlar söz konusuydu, vurgulanması gereken en önemli husus savaşın muazzam bir çevre felaketine yol açmış olmasıydı. Kuveyt’ten çıkarken Saddam rejimi petrol kuyularının neredeyse tamamını yaktı, aynı zamanda Körfez’de, bölgede muazzam bir bombardıman oldu, petrol atıkları müthiş bir iklim felaketine yol açtı.
Türkiye’de Turgut Özal Cumhurbaşkanı, Yıldırım Akbulut Başbakan idi. Turgut Özal aktif bir cumhurbaşkanıydı. 1982 anayasasına göre cumhurbaşkanının bugünkü ile kıyası mümkün olmayan güçlü hakları vardı. Özal hem Başbakan hem Cumhurbaşkanı gibi davranmak istiyordu. Belirlediği dış politikayı kendi partisine ve hükümete egemen kılmaya çalıştı. Körfez savaşı öncesi ve esnasında politikaları Özal tek başına yürütmeye çalıştı. Bu bunalımdan ve savaştan büyük bir çıkar bekledi, bölgede aktif olmayı hedefledi. Türkiye için yüksek nimetler olacağını düşünüyordu. ABD Başkanı Bush’la tamamen ikili ilişkiler geliştirdi, Trump ve Erdoğan ilişkilerine benzer sayılabilecek ilişkilerdi. Dışişleri bakanlığını ve hükümeti devre dışı bıraktı. İkili ilişkilerde dışişleri bakanı bile görüşmeye alınmadı. Bu durum hükümetle cumhurbaşkanlığı arasında, aynı zamanda hükümetle askerler (MGK-Genelkurmay) arasında problemlere sebebiyet verdi. Özal, hükümetin bu savaşta çok aktif olmasını ABD’nin isteklerini yerine getirmesini istedi. ABD, Irak sınırına asker yığılmasını istedi, Türkiye bunu gerçekleştirdi, askeri birliklerini kaydırdı. NATO üslerin kullanılması istendi, hükümet bu imkanı da verdi. İsteklerden üçüncüsü fiilen savaşa iştirakti. Ancak ne kuzeyden ne güneyden Türk birliklerinin Irak’a gönderilmesine, bizatihi sıcak savaşın içine girilmesine askerler ve o günkü hükümet Özal üzerinden gelen ABD isteğine karşı durdu. Askerlerle sivil cumhurbaşkanı karşı karşıya kaldılar, sivil cumhurbaşkanı savaşı isteyen bir pozisyondaydı, askerler de bu savaşı istemez pozisyondaydı. Sonuçta tarihimizde çok ender görülen bir durum oldu, sivil cumhurbaşkanı ile askerlerin çatışmasında, bizde rastlanmayan genelde demokratik ülkede gördüğümüz bir durum oldu, Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay istifa etti. Aynı zamanda Dışişleri Bakanı Ali Bozer’de istifa etti. Milli Savunma Bakanı Safa Giray Özal’ın da çok yakın adamıydı, o da dayanamadı istifa etti. Çok ciddi bir çatışmaydı ülke yönetimi çatırdadı. Türkiye körfez savaşından siyasal ve ekonomik açıdan büyük zararlar gördü, çünkü sonuçta dışlandı. Özal ve onun gibi düşünenlerin beklentisi çok yüksekti ama olmadı Körfez savaşı sonrasında Suudlar, Arap ülkeleri dünyaya teşekkür listesi yayınlarken Türkiye’nin ismi bile geçmedi. İşgal sonrasında Uluslararası ambargo uygulandı Irak’a, ambargoyu ilk uygulayan ülke Türkiye idi, ilk iş Kerkük-Yumurtalık boru hattını kesti. Bu boru hattından büyük zararı oldu Türkiyeli müteahhitlerinde ciddi bir hacmi vardı, işte oradan gelen döviz gelirleri bitti, Ortadoğu’ya ihracat yapılıyordu, bu gelirler kesildi. Daha sonra yapılan iktisadi analizlerde Türkiye’nin işgal-savaş öncesi ve sonrasıyla yaklaşık 100 milyar Dolar’lık bir kayba uğradığı hesaplandı. Irak’la olan ilişkilerin bitmesi bölge ülkelerine yapılan ihracatın transit geçiş ve ulaşım problemleri nedeniyle Türkiye ekonomisine olumsuz etkileri oldu. 
Türkiye bu savaştan Özal’ın değimiyle ‘bir koyup üç almayı’ düşünüyordu. Ekonomik ve siyasal beklentileri çok çok yüksekti, Musul ve Kerkük hesapları vardı, Özal bunu Genelkurmay’a kabul ettiremedi, “kuzeyden birliklerin gidip Musul ve Kerkük’ü ele geçirmesi hesapları vardı. Bölge zaten Misak-ı Milli sınırları içindeydi, hakkımızdı! Bunları anlatmamın nedeni, son yıllarda Türkiye’nin bölgede uyguladığı aktif politikalarla benzerlik göstermesi. Bu politikaların yüksek bir bedeli oldu. Tek kişiye dayalı ikili politikaları dış politikaya egemen olmasının kötü sonuçlarını yaşadık. Türkiye, savaş sonrasında bölge ülkelerinin ve Amerika’nın etrafında dolaşarak “ zararlarımı karşılayın!” demeye başladı. Topu topu 4.2 milyar Dolar’lık bir Türkiye fonu oluşturdu, Arap ülkeleri, Kuveyt, BAE ve S.Arabistan tarafından. ABD sadece tekstil kotasını arttırdı, zaten Türkiye fonundaki kaynaklar da F16 projesine gitti, ABD’ye dönmüş oldu Sonuç olarak Türkiye 17 Ocak 1991’de başlayan birinci Körfez savaşından çok olumsuz etkilendi. O dönem kuzey ülkeleri Rusya ve diğer ülkeler, bu sürece müdahil olamadılar. Kısa sürecek olan tek kutuplu dünyanın başlangıcındaydık, ABD dünya patronluğunu ilan etmişti ve dünyaya biçim veriyordu. İlan edilen (YUED ) yeni ekonomik düzen kavramı üzerinden Büyük Ortadoğu Projeleri’ne kadar gelindi. Biliyorsunuz daha sonra 2003 Mart ayında da ikinci Körfez- Irak savaşı oldu. Buna girmeyelim. 
Türkiye birinci Körfez bunalımı ve savaşında yanlış politikalar uygulamanın yüksek bedellerini ödedi. O günleri bugüne taşıdığımızda, yanlış bölgesel politikaların, agresif politikaların, kişisel isteklere dayalı politikaların, yeni Osmanlıcılığın, Suriye dahil bölgede askeri varlık göstermenin, yüksek bedellerini bugünde ödüyoruz, yakın dönemde ödemeye devam edeceğimiz anlaşılıyor. O dönemde hatırlayın, Turgut Özal ve diğer Türk büyükleri ‘Adriyatik’ten Çin denizine büyük bir Türk hakimiyeti gerçekleşecek’ tezini savunuyordu, bu da bir anlamda bir Osmanlıcılıktı. Bu hayali tez üzerinde çok çalışmalar yapılıyordu ama Türkiye orta gelir sınırında, altında bir ülkeydi. Sanayi kapasitesi, teknolojik kapasitesi çok sınırlıydı, ancak bir değişimin eşiğindeydi, hacimli dış borçlanma olanakları sağlayan sermaye hareketi serbestisinin başındaydı. Türkiye borçla büyüme ve batma sarmalının içine adım atıyordu, bugün borç denizinde batmamızı sağlayan dönemin miladındaydık.  1989 Türk Parası Koruma Kanunu’nda yapılan değişiklikle Türkiye’de sermaye hareketleri serbest bırakıldı ama bu dönemde kapsam dahilinde şirketler yoktu, şirketlere AKP’nin döneminde izin verildi, rahatlıkla dış borçlanmalara başladılar. Türkiye bugün muazzam bir borç içerisinde, aynı zamanda dış politikada da batak içinde bulunuyor. 
ABD ile yaşanan sorunların karşılığını birkaç ay içinde göreceğiz, Türkiye’nin bölgesinde dostu kalmamış durumda. Bugünlerde bir U dönüşü, V çıkışı, lafları dolaşıyor, sorarım bu kaçıncı U dönüşü? Kimlere ne kadar ne kadar inandırıcı geliyor ? Hem AB ve ABD ile, hem de Ortadoğu ve Akdeniz’de, 5-6 cephede izlediği agresif tutumlarla, diplomasiyi kullanmayan, çıban başı bir ülke olarak gözüküyor diğer ülkelere. Neyin dönüşü bugün söz edilen ? Biden’in görevi devralmasından sonra Türkiye-Amerika ilişkileri nasıl doğru rotaya girebilir, en önemli mesele bu. ABD’nin şu anda uyguladığı yumuşak bir yaptırım listesi söz konusu. Yaptırımların nasıl bir seyir izleyeceğini göreceğiz. 
Son günlerde Türkiye-Amerika ilişkilerine ilişkin pek çok raporlar, tavsiyeler yayınlanıyor, önerilerde bulunuluyor. Bu raporlardan biride, Amerikan Demokrasileri Savunma Vakfı’nın, Biden’a 5 maddelik Türkiye bir yol haritası önerdiler
 Raporda çok ciddi-keskin yorumlar ve tavsiyeler var, raporda diyor ki; “Erdoğan ve partisi Müslüman Kardeşler’e dayanıyor, anti Amerikan ve Yahudi karşıtı dünya görüşüne sahip bir saldırganlığı ve yayılmacı hırsa sahip bir yönetim bulunuyor”. “2017’den beri Türkiye, Hamas için bir sığınak görevi görüyor” diyor, “El Kaide ve İslam devleti ile bağlantılı terör finansörlerini görmezden geldi” deniyor. “Venezuela, Rusya, İran gibi ABD’nin düşmanlarıyla coşkulu bir işbirliği yapıyor” diyor. Vakfın raporunda, “Türkiye hem Ortadoğu’da hem de Libya’da askeri ve vekil güçlerini konuşlandırdı, bu bir düşmanlık modelidir” diyor. Türkiye’nin ABD ile temasını Trump’la kişisel bir şekilde sürdürmeye çalıştığı, bu kanalların resmi diplomatik mekanizmaların yerini aldığı, artık bunun engellenmesi gerektiği, ifade ediliyor. Raporda Halkbank ve Reza Zarrap dosyasının önemi vurgulanıyor, bu iki konunun siyasi rehinden kurtarıp, normal hukuki sürecine girmesi öneriliyor. Benzeri ifadeler eski Amerikan büyükelçisi James Jeffrey’in değerlendirmelerinde de var. Birinci Körfez savaşında yanlış politikalarımızın bedelini hem içte hem dışta çokça ödedik. 30 yıl öncesine göre daha kötü ve yalnız durumda bir ülke Türkiye. Bugünde Türkiye’nin, Suriye, Irak ve Ortadoğu dahil, bütünüyle dış politika yanlışlarıyla, anayasal rejiminden kaynaklanan sorunlarıyla yüksek bir bedeli ödeyeceği anlaşılıyor. 
Özal, 1 koyup 3 almak suretiyle, AB ile ilişkilerinde gelişeceğini de düşünüyordu, 1987’de AB ile kapıyı biraz aralamıştık hatırlarsınız. O günlere ilişkin Türkiye ekonomisi için hatırladığımı da söyleyerek bu bahsi kapatalım. Irak’ın Kuveyt’i işgal ettiği gün 2 Ağustos’tu, merkez bankasını aradığımı hatırlıyorum, çünkü o yıl ilk defa merkez bankası ilk para programını yayınlamıştı. Neo liberalizmin kavramlarıyla, yeni para tanımlarıyla, modellerle tanışıyorduk. İlk para programı patladı elbette, çöktü, sonra 91’de de savaş nedeniyle olmadı. Körfez savaşını iç siyasette iktidar değişikliği izledi. Türkiye yanlışlarının bedelini ödemeye başlıyordu, yüksek enflasyon ve dış borçlanma ile birlikte 94 krizine girdik. 
ÖM: Bir 5-6 dakika da günün şeylerine, bu gazeteci saldırılarına geçeceğiz ama bir 30 yılın ardından bu Çöl Fırtınası adıyla yapılan askeri harekatın sonunda, bu 3 ay sürdü, yani sadece 147 Amerikan askerinin buna karşılık 30 bin civarında Irak askerinin, binlerce ve binlerce sivilin ve daha sonra da ortaya çıkacak radyasyon ve hastalıkların etkisiyle ki ‘depleted uranian’ dedikleri işte tüketilmiş uranyum gibi tuhaf bir ad da vermişlerdi, etkisiyle radyasyon ve hastalıkların etkisiyle 100 binlerce bebek ve çocuğun hayatını kaybettiği, bugüne kadar da devam eden bir şeydi. Bunu da belirtmek lazım bilanço olarak herhalde.
AB: Evet canlı türlerin çoğu da yok oldu. Basın açısından da herhalde ‘iliştirilmiş gazetecilik’ olmadan en son yapılan gazeteciliğe şahit olduk. Çünkü bağımsız medya bunları görüntüleme ve yazabilme imkanına sahipti. Daha sonra bu gazetecilikte pek kalmadı.. 
ÖM: Evet.
AB: İktidarı Boğaziçi Üniversitesi’nde de gördük, sertleşmeye devam ediyor. Her gün otoriter dozu artan uygulamalara tanık oluyoruz. HDP’nin kapatılması, Kobane iddianamesi vbg. AİHM kararlarının ve uluslararası hukukun Türk hukukundan üstün olmadığını ifade eden cumhurbaşkanlığı danışmanına dün itibariyle tanık olduk. Türkiye yolsuzluğa batan insanların büyükelçi olarak tayin edildiği -bırakın intihal yapanları- bir ülke. İktidarın gücü azalıyor, güç kaybını telafi etmek için minik partilerle bile görüşmeler yapıyor. Sertleşmenin hem psikolojik hem de eylemli örnekleri devam ediyor. Son günlerde gazeteci arkadaşlara ve Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı’na fiziki saldırılar da yapıldı.
ÖM: Evet. Selçuk Özdağ.
AB: Bunun örneklerini daha önce de yaşamıştık. Saldırıları yapan ülkücülere “bunlar delidir, hakim olunamaz!” diyen MHP genel başkan yardımcısına da tanık olduk. Bu sertleşme örneklerine geçen hafta bahsettik, TSK – silah ve mühimmatları bakan onayıyla MİT’e ve emniyete devredilebilecek. Cumhurbaşkanı eski güvenlik baş danışmanının özel şirketi SADAT isimli kuruluşun suikast eğitimi yaptırdığına dair haberlerde servis edildi. Emniyetin bu kadar güçlü olduğu, teçhizat olarak bu kadar güçlü olduğu bir dönemde ‘bunların devri ne anlama geliyor?’ sorusunu sorduk. Evet iktidara karşı bir muhalefet var bu ülkede, toplumun yarısından fazlası iktidara muhalif ama bu muhalefet silahlı filan değil! Türkiye’de benim bildiğim silahlı bir kesim olarak, 40 yıla yakın devam eden bir PKK var. Silahlı bir muhalefet yok Türkiye’de. Muhalefet demokratik yollarla iktidarla mücadele ediyor. Güvenlik nedeniyle silahlı olan devlet güçleridir. Devlet güvenlik için yasalar dahilinde silah kullanır! Güvenlik gücünü ordu ve emniyet oluşturur. Emniyet, yani kolluk var, kolluğa- polise verilen belirlenmiş-sınırlanmış yetkiler var. Ordu, polisin dışında bir kurumdur, yasalara göre sınırları yoktur, her şeyi kullanabilirler. Yani bu önlemlerin alınması için hiçbir sebep yok, çünkü büyük toplumsal muhalefet, demokratik yollarla mücadele ediyor. Sert önlemlerle, gazeteci ve siyasetçilere yapılan saldırılarla toplumsal muhalefet üzerinde psikolojik bir korku ortamının yaratılması mı isteniyor? Benzer uygulamaları otoriter Rusya rejiminde de gözlemlemiştik. 
 Rusya’da muhalefet liderlerinden aylar önce zehirlenen Navalni dün ülkesine döndü sanıyorum tutuklandı ya da gözaltına alındı. İki otoriter ülkenin otoriterlik farklarına bir programda değinmiştik. Rusya’da 13-14 tane muhalif lider kişi öldürülmüştü. Muhalif siyasetçi ve gazeteci bizde çoğunlukla hapsediliyor. Daha önce yaşadığımız İpekçi ve Mumcu cinayetleri gibi cinayetlerle şu anda karşılaşmıyoruz ama bunlara aday durumlarla, saldırılarla karşılaşıyoruz, üstelik bunlar teşvik ediliyor.
Bazen düşünmeden edemiyorum Ömer Bey, son 10 yılda tanık olduğumuz iktidar performansına baktığımızda şayet Türkiye’de idam kalkmamış olsaydı, acaba ne kadar idam görürdük? 12 Eylül rejimi 52 kişiyi idam etti hatırladığım kadarıyla, idam meselesi hukuken mümkün olsaydı nelerle karşılaşırdık diye endişeyle düşünmeden geçemiyorum. 
ÖM: Bunu düşünmek bile istemiyorum. 
AB: Ben de istemiyorum ama idamlı yılları yaşayan bir kişi olarak aklıma geliyor maalesef. 1984’ten sonra idam kararları mecliste onaylanmadı. 12 Eylül’den sonra 1980-84 sürecinde askeri faşist cunta tarafından verilen onayla, 50’yi aşkın kişi idam edildi. 12 Eylül’ün 10.yılı münasebetiyle, 2010 yılında son idamlık arkadaşla canlı yayında konuşmuştum, 12 Eylül’den hesap sorulması için adliye dilekçeyi vermeye giderken konuşmuş açık gazetede yayınlamıştık. 
Böyle bir ortamda U dönüşü, V çıkışı filan inandırıcı ve kalıcı değil. Ayrıca sosyal ve iktisadi olarak çok zorda bir ülke, bankacılığı ve enerji, sağlık ve eğitim sektörü enkaz altında, Covid’le mücadelesinde enkaz altında kalmış, borca batmış bir yoğun bakımda ülke. Aynı zamanda yolsuzluk arşa ulaşmış durumda. Eğer bir U dönüşü yapacaksanız, Osman Kavala, Selahattin Demirtaş ve Ahmet Altan gibi binlerce masum yatan insanın serbest bırakılması lazım. Hafta sonunda CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun açıkladığı hak ihlalleri raporuna bakılmasını tavsiye ederim. 
Artık Türkiye’nin rejimini değiştirmekten başka çaresi yok! U dönüşü; tek adama dayalı, otoriter rejimi, demokratik parlamenter sisteme dönüştürerek gerçekleşebilir. Uluslararası mahkeme kararlarına uymayan, sözleşmelere imza atmış olmasına rağmen uymayan bir iktidarın dönüş yapmasını beklemek inandırıcı gelmiyor. 
ÖM: Ben bir tek şey ekleyeyim, bu saldırılar işte Gelecek Partisi kurucu genel başkan yardımcısı Selçuk Özdağ’ın evinin önündeki silahlı sopalı saldırıya uğraması üzerine “Cumhurbaşkanı aradı beni, teşekkür ederim ama Ankara’da mı oldu?” diye sormuş “evet” dedim. “Herhangi bir şekilde bunun sorumlularını bulacağız, bu saldırı siyaset kurumuna yapılmıştır” gibi cümleler kullanmamış. Murat Sabuncu’nun sorularını cevaplamış T24’te. Böyle demiş, yani “bunu beklerdim kendisinden” diye. Bir de CHP Eskişehir milletvekili ve insan hakları çalışma grubu üyesi Utku Çakırözer de yeni yılın ilk 15 gününde Türkiye’de 5 gazetecinin fiili saldırıya uğradığını belirtmiş. Uyarılara rağmen saldırıların devam ettiğini de söylemiş. “Can güvenliği iktidarın sorumluluğunda” diyor. Bayağı böyle bir karanlık durum içindeyiz.
AB: Evet. 
ÖM: Fatih Altaylı da “bunun bir sonrası da aydınların, bilim insanlarının ve gazetecilerin sokak ortasında vurulmasıdır. Türkiye bunları yaşadı, ders alıp alınmadığını hep birlikte göreceğiz” demiş. Süreyi maalesef doldurduk ama gayet iyi bir, yani biraz karanlık olmakla beraber etraflı bir özet dün ve bugüne bakmış olduk. Çok teşekkür ederiz. 
AB: İyi yayınlar dilerim, kolay gelsin. 
ÖÖ: Görüşmek üzere. 

09:50 – 10:00 İzel Rozental ile Haftanın Karikatürleri

haftanin-karikaturleri-20210118

zz27
zz23
Sevgili dostumuz çizer İzel Rozental dünyadan ve Türkiye’den seçtiği haftanın karikatürlerini radyoda anlatıyor.
facebook.com/izel.rozental
Haftanın Karikatürleri Spotify Kanalı

***

“HAFTANIN KARİKATÜRLERİ”
Bu hafta korkuları tartışacağız. Hangisi daha etkili? İğne korkusu mu? Mizah korkusu mu? Yoksa iklim mi?…
Pazartesi sabahları AÇIK RADYO’da haftanın karikatürlerini anlatmaya çalışıyoruz. Saat 9.30’dan sonraki kuşakta Açık Gazete programında… Bekleriz…
***
Haftanın Korkulu karikatürleri: İğne korkusu mu? Mizah korkusu mu? İklim korkusu mu? Terk etme korkusu mu?

***

Haftanın karikatürü Angel Boligan’ın eseri

Açık Gazete’nin köşelerinden Haftanın Karikatürleri’nde İzel Rozental’in seçtiği ve anlattığı çizimler arasından Angel Boligan’ın eseri haftanın karikatürü seçildi.

podcast servisi: iTunes / RSS






Miza

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Selahattin Çolak / Oldies

Twitter.com/SelahattinÇolak.KoltukçularÇıkmazı

10:30 – 11:00 Kamusla Güreş (Yeni program) / Hazırlayanlar: Didem Gürzap ve Kerem Doğan

kamusla-gures-20210118

zz8
Kelimelerin, hayata dokunan anlamları, güncel ve geçmişe dayalı anlam ve çağrışımlarıyla tekrar ele alınacağı bir program.Kamusla Güreş
 kayıt arşivi
acikradyo.com.tr/program/kamusla-gures
Kamusla Güreş Twitter
Kerem Doğan Twitter
Didem Gürzap Twitter
kamuslagures@gmail.com

***

Konuğumuz Alper Hasanoğlu (@AlperHasanoglu) ile son programımız. Anne sözcüğünü ele almaya devam ediyoruz.

11:00 – 12:00 Uzun Hikaye (Yeni Program)/ Hazırlayan: Muzaffer Çorlu / Müzik, film, bilim ve mecburen sosyal politika

uzun-hikaye-20210118

Kamil Erdem ile söyleşi

Müzik, film ve bilim şemsiyesi altında besteciler, bilim insanları ve dahi siyasetçilerle nöro-bilimdeki yeni gelişmeleri ele alan Bisiklet Zinciri programı konuklarla yeni bir formata büründü. Bu yayın döneminde bu yeni formatı yeni bir program başlığı altında ele alıyoruz.
Uzun Hikaye Spotify Kanalı
Uzun Hikaye Youtube Kanalı
Twitter/Muzaffer Çorlu

***

Pazartesi @acikradyo‘da müzisyen Kamil Erdem ile eserlerini, yorumlarini ve müzik kültürü üzerine yazdiklarini konuşacağız. “Bir yerde slogan varsa orada şuur yoktur” ile ne kastettigini, müzik ve sosyal politikalar çerçevesinde ele alacagiz, bekleriz.

12:00 – 13:00 Neu / Türlerden Bağımsız Yeni Sesler / Selin VS

“Türlerden bağımsız yeni sesler” şiarıyla yola çıkan programda indie rock, psychedelic rock, alternatif rock, garage, surf, new wave, lo-fi, psych tınıları ve elektronik altyapılar içeren yeni dönem üretimleri yayına taşınıyor.
acikradyo.com.tr/program/neu
Twitter.com/Selinvesaire

12:55 – 13:05 Sefiller – Yazan: Victor Hugo / Okuyan: Tolga Korkut / Çevirmen: Volkan Yalçıntoklu / İş Bankası Kültür Yayınları

Fransız edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük yazarlarından Victor Hugo ölümsüz eseri Sefiller’de, Fransız toplumundan yola çıkarak, kozmolojik bir bakış ve eşsiz bir duyarlılıkla insanlığa ulaşır. Bu yayın döneminde 1724 sayfalık bu kült romanı Tolga Korkut’un sesinden dinliyoruz. Ne kadar sürer, meçhul…

13:00 – 14:00 Babil’den Sonra / Hazırlayan: Ercüment Gürçay

babilden-sonra-2021.01.18

zz6
Dünyanın her yanından rüzgâra bırakılmış sesler bu yayın döneminde Pazartesi günleri saat 13.00’te.
archive.org/details/@babil_den_sonra?tab=uploads
facebook.com/ercumentgr

***

Béla Fleck & Toumani Diabaté. İkilinin 2020’de yayımlanan konser kaydından bir seçkiyi birlikte dinleyeceğiz.
***
[BABİL’DEN SONRA] Béla Fleck & Toumani Diabaté (2020)
Amerikalı Bluegrass müzisyeni ve banjo ustası Bela Fleck, banjonun atası olan çalgıyı aramak amacıyla 2009’da, Bluegrass’ın kaynaklarından olan Afro- Amerikan müziğinin kökenlerine doğru Afrika’da bir keşif gezisine çıkar. Aradığı çalgıyı Mali’nin Bamako kentinde bulur. 21 telli Kora’nın banjonun atası olduğuna karar verir. Bu gezisi bir belgesel olarak yayımlanır ve ardından Afrikalı müzisyenlerle turnelere çıkar. Toumani Diabaté ile de o günlerde tanışır ve uzunca bir süre sonra bu konser için bir araya gelirler.
Bugün 13:00’de 95.0 Açık Radyo’da “Babil’den Sonra”da ikilinin 2020’de yayımlanan konser kaydından seçtiklerimi birlikte dinleyeceğiz.
Programı www.acikradyo.com.tr‘den dinleyebilirsiniz.
#BélaFleck #ToumaniDiabaté #BabildenSonra

14:00 – 14:30 Emeğin Gündemi / (15 Günde 1) Fabrikalardan plazalara emekçilerin ortak sorunları ve örgütlenme deneyimleri / Ayşe Berna Uçarol

emegin-gundemi-20210118

Emeğin ve emekçinin gündemini gözönünde tuttuğumuz program bu yayın döneminde 15 günde bir Salı günleri 16:00’da.

emegingundemi.blogspot.com/

emegingundemi.blogspot.com/search/label/aç1kradyo

Twitter.com/BernaUçarol

Twitter.com/EmeğinGündemi

***

@Nakliyatsendika
örgütlenme uzmanı @MehraliBozgun
ile motorlu kuryelerin ve depo işçilerinin örgütlenmesini konuşacağız.
***
Bugün saat 14:00’de, @acikradyo‘da emeğin gündeminde, Nakliyat- İş Sendikası (@Nakliyatsendika)  örgütlenme uzmanı  Mehrali Yücedağ (@MehraliBozgun) ile motorlu kuryelerin ve depo işçilerinin (@BiSendika) örgütlenmesi üzerine konuşacağız…

14:30 – 15:30 Opus 94 9 / Berna Uzunoğlu

Daha önceki dönemlerde her bölümünü dâhi bir besteciye ayrılan programda, 39. yayın döneminden itibaren her bölümünü bir müzik enstrümanına ayrılıyor.

15:30 – 16:30 Yolgeçen Rahmi Öğdül ve Evrim Altuğ / Hayatî ve kitabî patikaların kesiştiği yol ağızlarında ayaküstü konuşmalar

yolgecen-20210118

instagram.com/hassangalimar5/

Twitter.com/EvrimAltuğ

16:30 – 17:00 Hariçten Sanat (Yeni Program) / Gezegenden Kültür-Sanat Haberleri  / Hazırlayan: Çelenk Bafra

haricten-sanat-20210118

Barış Doğrusöz ile söyleşi

zz14
acikradyo.com.tr/program/144512/kayit-arsivi/hariçten-sanat
Programda özellikle Türkiye’yi ilgilendiren ve/ya Türkiye’den katılımcılara yer veren uluslararası sanat gündeminden bir kesit sunulacak. Müzeler, bienaller ve sergilere özellikle odaklanarak geniş bir perspektifle sanat, mimarlık, tasarım ve müzecilik alanlarındaki yeni gelişmeleri, haberleri ve güncel tartışmaları incelenecek.
Hariçten Sanat kayıt arşivi
Hariçten Sanat Spotify Kanalı
Twitter.com/HariçtenSanat
facebook.com/celenk.bafra

***

Barış Doğrusöz (@BARISDOG) ile söyleşi

***

Barış Doğrusöz ile yaşayıp çalıştığı Beyrut-İstanbul hattında buluşup radyo kaydı yapmak istiyorduk ne zamandır, bu hafta SALT Galata’da başlayacak sunumu/solo sergisi #GüçOdağı güzel vesile oldu. Pazartesi 16:30 Hariçten Sanat @acikradyo dinleyebilirsiniz. (18.01.2021) #barisdogrusoz #celenkbafra #Ardışık #acikradyo #hariçtensanat Baris Dogrusoz Açık Radyo

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu ArgınSanat DeliormanAsena Akan, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Twitter.com/DuyguArgın

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegenin-gelecegi-20210118

GEZEGENİN GELECEĞİ: YA O YA O!
“Olağanüstü bir zamanda bir araya geliyoruz. İnsanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş, hem felaketlere gebe, hem de daha iyi bir geleceğe dair umutların ışığını taşıyan bir anda.

Çevre felaketi, nükleer savaş ve pandemi sınır tanımıyor. Fark etmesi daha zor olsa da, bu durum, dünyayı gözetleyip Kıyamet Günü Saati’nin ibrelerini gece yarısına doğru ilerleten şeytanların üçüncüsü için de geçerli: demokrasinin gerilemesi. …Bu, birçok karmaşık boyuta ve ilişkilere sahip olan bir çeşit küresel sınıf mücadelesi. … İnsan deneyinin kaderinin bu mücadelenin sonucuna bağlı olduğunu söylersek hiç de abartmış olmayız.”
(Noam Chomsky)
facebook.com/uygar.ozesmi.page
Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna, Ömer Şahin, Selahattin Çolak, Feryal Kabil / Her gün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Twitter.com/İlksenMavituna

Twitter.com/FeryalKabil

***

#AçıkDergi haftanın etkinlikleriyle başlıyor. İş Sanat (@issanat) bu akşam Gülten Akın şiirlerini bir araya getiren “Kestim Kara Saçlarımı” başlıklı bir dinleti sunacak.
Şiirleri saat 20.30’da Tilbe Saran, Hümay Güldağ ve Aslı Yılmaz seslendirecek.
Dünyanın her yerinden Hrant’ın Arkadaşları (@hrantinarkdslri), 19 Ocak Salı günü saat 14.45’te http://hranticinadaleticin.org adresinde buluşuyor.
Her yıl Hrant’ın Arkadaşları adına yapılan anma konuşması da bu yıl, online olarak yapılacak.
Oyuncularla seyirciyi bir araya getirmeden video, ses, performans ve yerleştirmenin birleşiminden bir estetik ortaya çıkaran Terk Edilmiş Kıyılar // Negatif Fotoğraflar Cuma akşamı saat 20.30’da @GalataPerform‘da çevrimiçi gala yapıyor.
İstanbul Modern Sinema, piyasa koşullarından bağımsız, bir araştırma alanı olarak yaşayabilen özgür bir format olan kısa filmlerden oluşan bir program sunuyor.
Toplamda 27 kısa filmin gösterileceği Gelecek Kısa adlı program bu Perşembe başlıyor.

Açık Dergi Pazartesi Korona Günleri: Selim Badur’la Hafta İçi Pazartesi ve Perşembe (19:30)

Açık Dergi Pazartesi Kültürel Miras ve Koruma: Kim İçin? Ne İçi̇n? / Asu Aksoy ve Burçin Altınsay

kulturel-miras-ve-koruma-kim-iin-ne-icin-20210118

Somut olmayan kültürel miras

Kültürel miras kavramının arkasındaki çok katmanlı düşünce alanının, koruma disiplinin boyutları çerçevesinde ele alındığı bu yayında, Türkiye’de kültürel mirasın algılanış biçimleri, koruma anlayışı ve korumaya ilişkin uygulamalar ve politikalar değerlendiriliyor; uluslararası kurum ve uzmanlarca tartışılan yeni başlıklar irdeleniyor.
Kültürel Miras ve Koruma: Kim için? Ne için? Spotify Kanalı

***

Somut Olmayan Kültürel Miras Listesinde Türkiye

Açık Dergi Pazartesi  Haftanın Albümü

***

Açık Dergi’de haftanın albümlerini dinlemeye başlıyoruz.
Multi-enstrümantalist Stimulator Jones’dan “La Mano” ve R&B vokalisti Jazmine Sullivan’dan Heaux Tales. İki albüm de 8 Ocak’ta yayınlandı.

20:00 – 21:00 Sonsuz Çilek Tarlaları / Tuğçe Yapıcı / Güncel sahneden söyleşiler

sonsuz-cilek-tarlalari-20210118

Gökhan Türkmen ile söyleşi

Bir Baba Indie Lokal programının yapımcılarından Tuğçe Yapıcı bu yayın dönemi, yerli müzik sahnesinden müzisyenlerle Sonsuz Çilek Tarlaları’nda buluşuyor.
Twitter.com/TuğçeYapıcı
Twitter.com/SonsuzÇilekTarlaları
Sonsuz Çiçek Tarlaları Spotify Kanalı

***

Bu haftaki konuğumuz Gökhan Türkmen (@GTurkmenmusic)
***
Sonsuz Çilek Tarlaları’nın bu akşamki konuğu @GTurkmenmusic
ile ismini romantizm akımından alan “Romantik” albümünü, Fransızca şarkı yapma hikayesini, GTR Müzik’in pandemi dönemindeki çalışmalarını konuşacağız. Bu akşam 20.00’de Açık Radyo’da.

21:00 – 22:00 Vertigo / Hilmi Tezgör ve Osman Öztürk / Savrulan şarkılar

vertigo500.blogspot.com/

22:00 – 23:00 Ahtapotun Bahçesi / Cem Sorguç / Alter-latif müzik

ahtapotunbahcesi.blogspot.com/

twitter.com/ahhtapot

23:00 – 24:00 Ay Palas / Tolga Yağlı / Bağımsız müzik

aypalas20210118

aypalas.blogspot.com/

Twitter.com/TolgaYağlı

Twitter.com/AyPalas

***

01. The High Llamas – Bach Ze / Snowbug
02. Catherine Howe – It Comes With the Breezes / What A Beautiful Place
03. Andrew Wasylyk – A Further Look at Loss / Fugitive Light and Themes of Consolation
04. Margo Guryan – Love Song / 25 Demos
05. Cate Le Bon & Group Listening – Sad Nudes / Here It Comes Again
06. Golden Ivy – Kläppen II / Kläppen
07. Le Volume Courbe – Mind Contorted / Fourteen Years
08. Patti Whipp – Walkin’
09. Otis Jordan – Trolley Park Appointments / Dodger Point
10. Moondog – Witch of Endor / Moondog
11. Sun Ra Arkestra – Angels and Demons at Play / Swirling

00:00 – 00:55 Rock on Rock / Ömer Şahin ve Cemil Topuzlu / Hard Rock ve Heavy Metal

Taş üstüne taş koyanların işlendiği hard rock ve heavy metal program Rock On Rock geri dönüyor.

..:.. – ..:.. Erguvani İstimbot / Cüneyt Cebenoyan / 51.’de olmadığı gibi 52. yayın döneminde de yok ama bu da benim gönlümden kopan olsun   ( #anavarrza )

ErguvaniIstimbot20150622

Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz dostumuz, programcımız Cüneyt Cebenoyan’ın ardından, kendisinin 2014 yılında hazırladığı ve her bölümde bir filmi konuklarıyla birlikte ele aldığı Erguvani İstimbot programını bu yayın döneminde tekrar yayınlıyoruz.

‘Bir film, pir film’ şiarıyla yola çıkan programda Cüneyt Cebenoyan, her bölümde bir filmi  konuklarıyla ele alacak.

Twitter.com/Cüneyt Cebenoyan

* * *

Özel Erguvani İstimbot programı: 26 Haziran akşamı saat 9’da Büyükada’da açıkhava sinemasında SİYAD – Sinema Yazarları Derneği’nin Kazablanka gösterimine herkesi bekliyoruz. Gösterim ücretsizdir. Fatih özgüven’in sunumuyla

2

Cuneyt Cebenoyan“Kazablanka” Yeşim Tabak&Kaya Özkaracalar&Tül Akbalalbümüne 22 yeni fotoğraf ekledi.

Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi Programları ve PodcastArşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo resmi instagram sayfası

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Twitter Açık Radyo Programları ve Programcıları Listesi için TKLYNZ

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi: 2 Kasım 2020 – 2 Mayıs 2021 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

09:00 – 10:00 Gezgin’in Şarkısı / Rönesans’tan Barok Dönem’e yaratıcı dehanın keşfi / İlknur Akman Erk

Rönesans’tan Barok Dönem’e uzanan uzun, çok yaratıcı ve verimli bir çağın bestecilerini, eserleriyle birlikte tanıtmayı amaçlayan bir program bu dönem Açık Radyo’da yayında.

gezgininsarkisi@gmail.com

facebook.com/gezgininsarkisi/

10:00 – 10:30 Bir Dolap Kitap / Banu Aksoy ve Yıldıray Karakıya / Her yaş için çocuk kitabı

birdolapkitap.com/
birdolapkitap.com/radyo-arsivi/
podcast.app/bir-dolap-kitap
Twitter.com/BirDolapKitap

***

“Oynuyorum ve kendimi tanıyorum”dizisinden ve “Dodi Diş Dostu” adlı resimli kitap hakkında Tayga ve Orman ile birlikte konuşacağız.

10:30 – 11:00 Botanitopya (Yeni program) / Sesli Doğa Tarihi Müzesi / Hazırlayan: Benan Kapucu

botanitopya-20210117

Türkiye’nin Bütün Ağaç ve Çalıları kitabı

zz5
Bitkiler âleminin tuhaf ve muhteşem dünyasını belgeleyen botanik sanatına dair her şeyin konuşulacağı bir program.
Botanitopya kayıt arşivi
twitter.com/botanitopya
Botanitopya Spotify Kanalı
instagram.com/botanitopya/
botanitopya@gmail.com

***

Konuğumuz İÜC Orman Fak. Orman Botaniği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ünal Akkemik ile Türkiye’nin Bütün Ağaç ve Çalıları kitabını konuşuyoruz.

***

Bugün @botanitopya
‘da değerli konuğum İÜC Orman Fak. Orman Botaniği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ünal Akkemik, @iskultur
‘den yeni çıkan Türkiye’nin Bütün Ağaç ve Çalıları kitabını anlatıyor bize. 10:30’da 95.0 @acikradyo‘ya bekleriz

11:00 – 12:00 Mekânlar ve Çağlar İçi nde Ses / İştar Gözaydın / İskender Savaşır

facebook.com/istar.gozaydin

Twitter.com/İştarGözaydın

12:00 – 13:00 Dünyayı Dinliyorum / Zekeriya Şen / Bir dünya müziği programı (Radio MultiCult 2.0 ile ortak yayın)

tikabasamuzik.com/Katagorileri/dunyayi-dinliyorum
mixcloud.com/dunyayidinliyorum/
twitter.com/zekeriya.şen
soundcloudcom/tıkabasamuzik

13:00 – 14:00 Ma’nın Tınısı / Hakan Ünseven / Anadolu müziğinin çağdaş yorumları

archive.org/details/@alabanda

14:00 – 15:00 Dilden Dile Titreşimler / Emre Dağtaşoğlu / Türk halk müziği

dilden-dile-titresimler-17.01.2021

dildendiletitreimler.blogspot.com

***

(Destekçi: Tarık Kayakan)

  1. Bu Dervişlik Bir Dilektir (Demedim mi!) – Edip Bülbül&Battal Kılıçaslan
  2. Hayretteyim – Hüseyin Korkankorkmaz
  3. Yarim İçin Ölüyorum – Hüseyin Korkankorkmaz
  4. Aşkın Divanesi – Alişan Bulut
  5. Yar Delisiyim – Onur Kocamaz
  6. Sevdiğim Esrar-ı Nur-u Cemali (Aşıklara Sor) – Onur Kocamaz
  7. Bilesin – Gültekinler
  8. Kulum Ben Kapında Ölene Kadar – Ata Durak
  9. Turab Ol Dostuna İçerden – Ata Durak

15:00 – 16:00 Musıkî Arşivi / Bülent Aksoy / Musıkî icrasının geçmişine ayrıntılı bir bakış

16:00 – 17:00 Semt-i Nihavend / Klasik Türk musikisine dair / Fikret Karakaya

Usta müzisyen Fikret Karakaya Semt-i Nihavend programında bu yayın dönemi;  bazen bir makamı, bir sazı, bir bestekârı, bir icracıyı tanıtıp kayıtlarını dinletiyor. Bazen de konuklarla Türk Musıkisi üzerine söyleşiyor.

17:00 – 18:00 Modernin Sesi / Aykut Köksal / Dört yüzyıllık müzik serüvenine derkenar

18:00 – 19:00 Öbür Dünya / Ahmet Uluğ

Açık Radyo’nun 25 yıllık kült programı Öbür Dünya geri dönüyor. Ritm ve armoni ekseninde farklı türlerde bir yolculuğa çıkıyoruz.

19:00 – 20:00 Loustroi / Görkem Saoulis, Yannis Saoulis ve Metin Belgin / Ege’den sesleniş

Çok özel, hatta bazen sadece bu program için özel olarak kaydedilen parçalarla, bizi Ege’den dünyanın çok uzak noktalarına doğru müzikli bir yolculuğa çıkaran Loustroi bu yayın döneminde pazar akşamları 19.00’da.

20:00 – 21:00 The Big Easy / Aylin ve Varol Ünel / New Orleans kültürü ve müziği

New Orleans müziğinin ve kültürünün işlendiği The Big Easy bu yayın döneminde saat 20’de.

Twitter.com/BigEasy

21:00 – 22:00 İstanbul’dan Gelen Telefon / Pazar gecesi biterken dinlemek isteyeceğiniz, her telden güzel şarkılar. Bazen de müzik arkeolojisi. / Altuğ Güzeldere, Mahir Ilgaz, ve Güven Güzeldere. Bu yayın döneminde Hakan Gürvit ve zaman zaman Ömer Madra’nın katkılarıyla…

İstanbul’dan Gelen Telefon bu yayın döneminde ekiplerine Hakan Gürvit ve zaman zaman Ömer Madra’yı dahil edip efsanevi müzisyen, şarkıcı, besteci ve ozan ‘Pete Seeger’a odaklanıyor. Amerikan halk müziğinin öncü isimlerinden Seeger’ın yurttaş hakları, barış ve çevre hakları peşinde 70 yılı aşkın süre geçirdiği müzik ve aktivizm serüvenine ve bıraktığı kültürel mirasa bir bakış denemesi Açık Radyo’da.

Twitter.com/İstanbul’danGelenTelefon

22:00 – 23:00 Sarhoş Atlar Zamanı / Akif Burak Atlar / Konu parantezinde rock

17 Ocak

sarhosatlarzamani.tumblr.com/

mixcloud.com/SarhosAtlarZamani/

Twitter.com/AkifBurakAtlar

hearthis.at/sarhosarlarzamani/

Sarhoş Atlar Zamanı Spotify Kanalı

***

Bu gece program kuvvetli ve yer yer yoğun olmak üzere aralıklı kar yağışlı, kuvvetli buzlanma ve don olayı bekleniyor.

23:00 – 24:00 Jirayr’ın Walkman’i / Bilindik Ermeni müziğinin öbür türlüsü / Saro Usta ve Vartan Estukyan

Bildiğimiz Ermeni müziğinin dışında kalan Ermeni müzisyenlere, müziklere yeni üretimlere yer verilen bir program.

24:00 – 01:00 Audiocity / Türler arası / Bahadır Dilbaz

Yıllardır sürdürdüğü Kılavuz programını bitiren Bahadır Dilbaz, bu yayın döneminde 25 yıllık Dj’lik serüveninde eleğin üzerinde kalan müzikleri Audiocity’ye taşıyor.

Twitter.com/BahadırDilbaz

01:00 – 02:00 Münakaşa / Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali / Erkan Ömür

munakasa-2021-01-17

“Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali” şiarıyla yola çıkan programda downtempo elektronik müzik, etnik elektronik, elektronika, minimal, breakbeat örnekleri dinleyiciyle buluşuyor.
Twitter.com/ErkanÖmür

Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi Programları ve PodcastArşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo resmi instagram sayfası

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Twitter Açık Radyo Programları ve Programcıları Listesi için TKLYNZ

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi: 2 Kasım 2020 – 2 Mayıs 2021 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

09:00 – 10:30 Radyo Agos / Haftalık Agos gazetesinin penceresinden Türkiye ve Dünya gündemi. Agos’un mutfağından haberler, söyleşiler, olaylar

radyoagos20210116

radyo-agos-20210116

Hrant’ı anıyoruz

zz3
Radyo Agos kayıt arşivi
Twitter.com/YetvartDanzikyan
Radyo Agos Spotify Kanalı
Facebook.com/Agos

***

Hrant ‘ın Arkadaşları (@hrantinarkdslri) grubundan Bülent Aydın hem bu yılki anmayı anlatacak hem de davada gelinen son durumu ele alacağız.
***
Açık Radyo/ Radyo Agos’ta bu sabah: İlk bölümde kendi sesiyle ve sanatçıların çağrı kayıtları ile Hrant Dink’i anıyoruz. Hrant ‘ın Arkadaşları grubundan Bülent Aydın hem bu yılki anmayı anlatacak hem de davada gelinen son durumu ele alacağız.+
Geçen hafta kaybettiğimiz Agos’un ilk yazarlarından Oşin (Yalçın) Çilingir’i Zakarya Mildanoğlu ve Nadire Mater ile hatırlayacağız.
***
İkinci bölümde (09.35) geçen hafta kaybettiğimiz Agos’un ilk yazarlarından Oşin (Yalçın) Çilingir’i Zakarya Mildanoğlu ve Nadire Mater ile anacağız.. Son bölümde (10.05) Dr. Mircan Miroğlu ile korona aşısı ile ilgili gelişmeleri ve salgının seyrini konuşacağız. 95.0’da, 09.00’da,
Dr. Mircan Miroğlu ile korona aşısı ile ilgili gelişmeleri ve salgının seyrini konuşacağız.

10:30 – 12:00 Şansonlar (Yeni program) / Fransızca şarkılar dünyasında bir devr-i âlem / Hazırlayan: Cengiz Işılay

12079 listebaşı olmuş şarkıyı radyoya taşıyan Cengiz Işılay bu yayın döneminde Fransız Şansonlarına ve Fransız popüler müziğinin seçme örneklerine el atıyor.

12:00 – 13:00 Dünya Dönüyor / Naim Dilmener / ’Türkçe Pop’un 50 yılı

zz11

facebook.com/naimdilmener

Twitter.com/NaimDilmener

***

zz13
Başlangıcından günümüze pop tarihi… Bak Bir Varmış Bir Yokmuş ile başlayıp, bugüne kadar gelmiş altmış yıllık bir hikaye. Sırayla; hikayeler, seçilmiş şarkılar eşliğinde
Naim Dilmener’le (@renemliD#DünyaDönüyor az sonra (12.00 – 13.00)

13:00 – 14:00 Açık Deniz / Beysun Gökçin / Üç tarafı denizlerle çevrili bir radyo programı

acik-deniz-20210116

Açık Deniz kayıt arşivi

acikdenizsingle

facebook.com/beysun.gokcin

instagram.com/beysungokcin/

14:00 – 15:00 Sandıktaki Sesler / Ariana Ferentinou ve Niyazi Dalyancı / Anadolu’da Rum müziği,Yunan şarkısının yüz yılı (15 günde 1)

‏16:00 – 15:00 Sadânüvîs (Yeniden program) / Hazırlayan: Cemal Ünlü

Açık Radyo’nun efsane programlarından Sadanüvis geri dönüyor. Fonograf, gramofon ve taş plak kayıtları Cemal Ünlü’nün anlatımıyla Cumartesi günleri saat 15.00’de Açık Radyo’da

facebook.com/cemal.unlu2

***

16 OCAK CUMARTESİ AÇIK RADYO’DA SAAT 15.00 DİNLEYECEĞİNİZ SADANÜVİS’TEN SEÇMELER:
CHOTİKO_MANE_ SAKIZ ADASI AMANESİ_YANKO SPASAMATİANOS [SAMATYALI YANİ]_-mime hipasmetospathi…. Şedaraban S.S (T.Cemil Bey) Ahmet Faik Şener armonika_ Erol Sınar Santur, Özdemir Baturalp viyoloncel… MANE BORNOVALI, BORNOVA AMANESİ, MANİSİ. LEFTERİS MENEMENLİ… Bende hiç görmediğin başka bir âlem yaşıyor-Sabâ, Cevdet Çağla-Hikmet Münir Ebcioğlu-Ekrem Güyer… Melek Tokgoz-Güvercin Topuklu Yarim… Ehl-i dil isen kendine zevk eyle cefâyı, Rast Hacı Arif Bey-Ziyâ Paşa-Akile Artun… Bağlanıp zülf-i hezâran tâbına-Hicaz Şarkı-Şevkî Bey-Ömer Nâci Ef-Kâni Karaca… Sana n’oldu gönül şâd olmuyorsun-Hicazkâr-Lütfi Bey(Mızıka’lı)-Necmi Rıza…

16:00 – 17:00 Dünyanın En Güzel Müzikleri (Yeni program) / Reha Uz’a Göre

Reha Uz’un 60 yıllık müzik dinleme serüveninden eleğin üzerinde kalanları paylaştığı çok öznel, çok özel bir müzik programı

17:00 – 18:00 Music of the World İstanbul / Refika Kadıoğlu ve Kutay Derin Kuğay / Tokyo’dan Barcelona’ya müzik ve ötesi

facebook/Kutay Derin Kuğay

facebook.com/Music-of-the-World-Istanbul

***

Yeni yayınlanmış albümlerden bir seçki.

***

Yarın, Cumartesi günü saat 5 ‘da Acik Radyo 95.0 FM’ deki Dünya İstanbul programının müziği, kısa süre önce yayınlanan birkaç noter albümünü vurgulayacak.

18:00 – 19:00 Connections / Tim Hallam / 60′lar ve 70′lerde pop

connectionstr.blogspot.com/

mixcloud.com/tim-hallam/

19:00 – 20:00 Tighten Up / Simon Johns / Tematik bir müzik programı

tightenupwithsimonjohns.blogspot.com/

20:00 – 21:00 SeansTempo / Murat ‘Mrt’ Seçkin / 70’lerden günümüze bedeni harekete çağıran sesler

Açık Radyo dinleyicilerinin Kadıköy Postası ve Mazruf programlarından tanıdığı Murat ‘Mrt’ Seçkin, yıllardır sürdürdüğü Dj’lik serüveninde eleğin üzerinde kalan dans müziklerini SeansTempo’ya taşıyor.

***

Bedeni harekete çağıran sesler

21:00 – 22:00 High Times / Ras Memo/ Reggae

22:00 – 23:00 Flow / Türler arası gece müzikleri / Özgür Özer

Eklektik gece müziklerine yer verdiğimiz Flow bu yayın dönemi gece 22.00’de.

23:00 – 24:00 Psychoacoustics (Program gününde ve saatinde değişiklik) / Hazırlayanlar: Osman Kaytazoğlu, Berk Gökberk ve Barış Karakaş

Salı geceleri 23.00’te yayınlanan Psychoacoustics bu yayın döneminde Cumartesi geceleri aynı saatte.

24:00 – 01:00 Lovaj / Ahmet Güneş / Elektronik ağırlıklı müzik

lovaj.com/

01:00 – 02.00 Alan Kod 212 / Türler arası / Batu Boran

Alan Kod 212 programı bu yayın döneminde haftasonuna transfer oluyor.

#hrantiçinadaletiçin #buradayızahparig

***

Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi Programları ve PodcastArşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo resmi instagram sayfası

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Twitter Açık Radyo Programları ve Programcıları Listesi için TKLYNZ

Açık Radyo 52. Yayın Dönemi: 2 Kasım 2020 – 2 Mayıs 2021 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2021/1/14

* Constitutional Lawyer: Trump Is a Clear & Present Danger, a Senate Impeachment Trial Is Needed Now

* Keeanga-Yamahtta Taylor: Impeachment Is Late Attempt to Curb Violence & Racism at Heart of Trump Era

* Dr. Ali Khan: U.S. Needs to Quickly Ramp Up Vaccinations as COVID Kills Over 4,000 in Single Day

7:000 – 07:45 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

Twitter.com/DidemGençtürk

***

Bugün Sabahlık’ta Özlem Ağrı, Ruşen Alkar, Fotini Kokkala, Ayşenur Kolivar, Rewşan, Fırat Tanış ve Ayşe Tütüncü’yü dinliyoruz.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Özdeş ÖzbayRobılınd Tayyar, Berhem Baltaş ve Feryal Kabil

acik-gazete-15.01.2020

Açık Gazete kayıt arşivi
Açık Gazete Spotify Kanalı
Açık Gazete Jingle
Günün Sözü
“Sen İstanbul’un rüzgarında, Fırat’taki su zerresinde, Ararat’ın tepesindeki bulutlardasın. Sen Ortadoğu’da bir kız çocuğunun göz yaşında, Güney Amerika’da bir yerlinin nefesinde, Afrika’da bir çiftçinin alınterindesin. Sen aklın erdiği, gözün gördüğü, kalbin hissettiği her yerdesin. Sen daima buradasın ahparig!”

Bu yıl online olarak gerçekleşecek 19 Ocak etkinliği için hazırlanan çağrı videosundan. (Hrant’ın Arkadaşları)

***

#AçıkGazete‘de bugünün gündemi;
*Üç kötü haber: #İklim : NASA, 2020’nin gelmiş geçmiş en sıcak yıl olduğunu açıkladı. En sıcak 10 yıl, son 15 yılda yaşanmış.
*James Hansen ve arkadaşları, küresel ısınmaya yol açan sera gazları büyüme oranlarının azalmak şöyle dursun, artmakta olduğunu ortaya koyan araştırma yayınladı.
*BM Çevre Örgütü, ülkelerin iklim yıkımını önlemek için tedbir almakta çok yavaş kaldığını, bunun bedelinin çok ağır olacağını açıkladı.
*#Kuraklık : Türkiye’de büyük kuraklık tehlikesi kapıya dayanmış durumda, Guardian’da çıkan haberde İstanbul’un 45 günde suyunun bitebileceğini, Ankara, İzmir ve Bursa’nın onun ardından geldiklerini, Konya ovası ile Trakya’da da mahsul kıtlığının kapıda olduğu belirtiliyor.
*#Kıtlık : BM ABD Dışişleri bakanının giderayak Yemen’de Husi’leri terorist ilan etme kararını hemen geri almasını istedi, yoksa, bunun yüzbinlerce ve belki de milyonlarca masum insanın “ölüm fermanı” anlamına geleceğini ilan etti.
*Gençlik iklim hareketi #FFF, “boş laflar karın doyurmaz” sloganıyla dünya liderleri ile karar alıcılarını derhal harekete geçmeye çağırdı ve ayrıca 19 Mart Cuma günü tüm dünyayı da tüm dünyada greve çağırdı.
*ABD’de 75’ten fazla sayıda yerli kadın, yazdıkları açık mektupla, yeni seçilen Başkan Biden’ı tarihin ve insanlığın doğru tarafında yer almaya çağırdı.
Dört çevre kuruluşu, Fransa’yı iklim krizine karşı çıkmakta aciz kaldığı için Paris’te bir mahkeme önünde yargılatmaya başlıyor.
İsveç hükümeti Greta’yı uğultulu bir tepenin üzerinde ebabil kuşlarını seyrederek resmeden bir posta pulu çıkarıyor. (Fotoğraf: David Keyton/AP Photo)
*ABD’de faşist silahlı kongre baskını, Başkan’ın Mecliste azli, polisin yetersizliği, ırkçılığın yükselip korunması, yeni tehditler, planlar, silahlar… kaos öncesi sisli puslu günler yaşanıyor.
*Türkiye ve dünyadan Covid-19 haberleri, hayvanlar âleminde insanlığın garip halleri, Türkiye’de HDP’yi kapatma tehdidi ve fezlekeler, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin yeni atanan kayyım-rektöre direnişi ve daha fazlası #AçıkGazete‘de.

08:02 Eduardo Galeano: Hikaye Avcısı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Cuma Sezin Öney’le Seyyare: Türkiye ve Dünya Olayları Arasında Paralellikler, Karşılaştırmalar

seyyare-20210115

Seyyare kayıt arşivi

***

Az sonra @acikradyo her Cuma sabah 09.00 civarı olduğu gibi… Her yerde kar var…

09:30 – 10:00 Cuma Alp Ulagay ile Spor

alp-ulagayla-spor-20210115

Twitter.com/AlpUlagay

***

Geçtiğimiz haftalarda konuştuğumuz konuları takip ediyoruz. Futbolda ırkçılık ve Türkiye’den örnekler.

***

Alp Ulagay’ın Türkiye’den ırkçılık ile ilgili olumlu örnekler arasında verdiği Anton Ferdinand’ı konu eden beşgesel. Alp, “youtube’da bir yerde var, adı da “racism and midday” der demez, hem o kısmı hem de futbolcunun adının youtube search kısmına yazıp şakkadanak buldum vallahi 🙂 TKLYNZ

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Selahattin Çolak / Oldies

Twitter.com/SelahattinÇolak.KoltukçularÇıkmazı

10:30 – 11:00 Vakayiname / Güven Güzeldere, Ömer Madra ve Özlem Teke / Salgın günlerinde memleket manzaraları

vakayiname-20210115

YÖK’süz üniversite nasıl olur?

Türkiye’de salgın üzerine, konuya farklı açılardan yaklaşan ve fakat sesleri pek duyulmayan insanlara mikrofon uzatan Vakayiname ekibine bu yayın dönemi Özlem Teke dahil oluyor.
acikradyo.com.tr/program/vakayiname
Vakayiname Spotify Kanalı
Twitter.com/KoronaVakayinamesi

***

YÖK’süz üniversite nasıl olur? Konuğumuz Prof. İlker Birbil (@sibirbil) ile konuşuyoruz.

***

Bu haftaki programın tweet dizisi için tklynz

***

YÖK’süz üniversite nasıl olur?
Akademik özgürlükler ve üniversitede idari özerklik konusunu, YÖK’ün işlevi ve Boğaziçi Ü. rektör ataması çerçevesinde, Prof. @sibirbil
ile konuşuyoruz.
15 Ocak 2021 Cuma 10:30: http://acikradyo.com.tr ve https://acikradyo.com.tr/program/223875/kayit-arsivi… podcast. +
Geçen hafta, Boğaziçi Üniversitesi’ne seçimsiz olarak rektör atanması konusunu, Prof. Reşit Canbeyli ile konuşmuştuk.
Bu hafta, tartışmaya YÖK’ün kuruluşu ve gördüğü işlev çerçevesinde devam edeceğiz. TKLYNZ
***
YÖK, malum, 1980 askeri darbesinin hemen ardından, üniversiteler üzerinde merkezi bir denetim sağlamak amacıyla kuruldu. Hala varlığını sürdürüyor.
YÖK 1980’den bu güne neler yaptı?
İktidarlar YÖK’ü niçin kaldırmıyor?
Bugün YÖK’ün işlevi ne?
YÖK’süz akademi nasıl olur?
***
Konuğumuz Prof. @sibirbil, daha önce Prof. @pyolum ile @AcikBilinc‘te konuk olmuştu. Birlikte kurdukları @BolBilim
sitesi hakkında konuşmuştuk.
Prof. Birbil, akademik çalışmalarını Rotterdam’da, Erasmus Ü.’nde sürdürüyor. Mayıs’tan itibaren Amsterdam Ü.’nde göreve başlayacak.
Prof. @sibirbil‘in 2013-17 arasında Radikal ve BirGün gazetelerinde YÖK üzerine yazdığı yazıların hepsi bu tartışmayla ilintili. Yeniden hatırlayalım:
1. http://radikal.com.tr/yazarlar/ilker-birbil/direnme-yok-1149689/…
2. http://radikal.com.tr/yazarlar/ilker-birbil/yok-2-0-1150756/…
3. https://birgun.net/haber/yine-yok-yine-yok-127819…
4. TKLYNZ

***

Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör ataması: Prof. Reşit Canbeyli ile söyleşi

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, öğretim üyeleri ve mezunları, yeni rektör atamasına niçin tepkili? Bu atamanın arka planı; ne yapılmak isteniyor? Akademik özerklik niye önemli? Prof. Reşit Canbeyli ile konuştuk.

Yaklaşık 5 yıl önce, Prof. Reşit Canbeyli ve Prof. Gençay Gürsoy ile ülkemizde üniversitelerin durumunu ve akademik özgürlüklerin maruz kaldığı siyasi baskıların tarihçesini, bir Açık Bilinç programında ele almıştık.
— / —
Bu programda ise Canbeyli, konuyla ilgili şunları söyledi: “Türkiye’de en mağdur grup; en hoyratça savrulan grup 25 yaşa kadar olan Türkiye vatandaşlarıdır. Ana okulunda başlar, ilk okulda bu kesinlikle devam eder. Nasıl liseye girilecek? Sınavalar değişir, üniversiteye nasıl girilecek? Kurallar 2-3 yılda bir değişir. Üniversite bitene kadar bu böyle devam eder. Bu durum gençler üzerinde büyük baskıya neden oluyor. 15 yıl önce öğrenciler arsında yaptığımız araştırmada depresyon çizelgesinde ortalama 9 puanken, 10’un altında olduğu için depresif değillerdi, 5 yıl önceki çalışmada ortalama 13,5’la öğrencilerimiz artık depresif çıktı. Yeni kuşak baskı altında. Bunu söylemek hakkımız ve görevimiz. Bunun topluma maddi ve manevi büyük bir bedeli olacaktır.
Bir ülkeye yapılabilecek iki büyük ihanet vardır. Birincisi doğruyu bilen, doğruyu bulmak için çalışan, arayan insanın susturulması; İkincisi ise doğruyu bilen insanın, bildiği halde susmasıdır. Üniversiteler nasıl susar? Eninde sonunda akıl ve vicdan kazanacak.”
— / —
Boğaziçi Üniversitesi’ne, üniversitenin geleneklerine aykırı bir biçimde, seçilmiş değil dışarıdan atanmış bir rektörün yerleştirilmiş olması, ne anlama geliyor?
Böyle bir dayatmaya karşı koymak, niye yalnız bugün değil yarın için de önemli?
“Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri rektör atanan Melih Bulu’ya neden itiraz ediyorlar; talepleri neler?” T24 haber sitesi video-söyleşisi
— / —
“Boğaziçi Üniversitesi’ndeki protesto yürüyüşüne polisin müdahalesi ve 36 öğrencinin gözaltına alınması: a. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının b. Kötü muamele yasağının c. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlalini oluşturuyor.”
Rıza Türmen’in hukuki değerlendirmesi: Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör ataması
— / —
“Birer kamu kurumu olan üniversitelerin olmazsa olmaz demokratik ve özgürlükçü değerlerinin çiğnenmesi toplumun demokratik haklarının da çiğnenmesidir.”
Boğaziçi Üniversitesi için Mezunlar Girişimi’nin bildirisi:

— / —
“Üniversitemizin ilkeleri, düşünce özgürlüğü ve seçim iradesine yapılan müdahaleleri kabul etmiyoruz. “
Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği’nin bildirisi:

— / —
Son olarak, “Boğaziçi Üniversitesi’nin yeni rektörü demokratik seçimle göreve gelsin!” talebini imzalamak isteyenler için, change.org Türkiye kampanyası:Sign the Petition
— / —
Gelecek hafta, akademik özgürlükler, üniversitelerin durumu ve YÖK hakkında konuşmaya, Erasmus Üniversitesi’nden Prof. İlker Birbil ile devam edeceğiz.

11:00 – 12:00 Hikâyenin Her Hali / Hayata dair cinsiyet-aşırı sohbetler / Aslı, Ayşe Gül, Didem, Kristen, Özlem ve Sema

hikayenin-her-hali-20210115

Hayatın ‘olağan akışında’ normalleşen, olağan gözüken, ‘eşyanın tabiatı gereği’ akıp gidenleri, cinsiyet-aşırı sohbet masamıza koyuyoruz. Gündemi kentte, kırda, sokakta, fabrikada, evde, mahkemede, sinemada, müzikte takip ederken, gündeme gömülen hafızayı da hikâyelerle kazıyoruz. Bugünü kadim zamanlarda arayabiliyoruz, başımızın çaresine tarihsiz antik hikâyelerin penceresinden de bakıyoruz. Program, misafirleriyle olağanda olağanüstüyü, düzende darmadağını, dertte dermanı, yasta gücü, birlikte farkı aşındırıp, kamplara bölünmüşlerin peşinden gidiyor. Masamız kalabalık, masamız renkli. Masa da, masaymış ha!

Twitter.com/ÖzlemYalçınkaya

Twitter.com/AslıOdman

Twitter.com/AyşegülAltınay

Twitter.com/DidemGençtürk

***

Gençlik ve cinsel sağlık hakları ve pandemi döneminde gençlik: @SagliktaGenc
Yaklaşımlar Derneği’nden @DaglarCilingir ile söyleşi.

12:00 – 13:00 Caz Türbülans / Recep Şencan / Cazda serbest dolaşım

12:55 – 13:05 Sefiller – Yazan: Victor Hugo / Okuyan: Tolga Korkut / Çevirmen: Volkan Yalçıntoklu / İş Bankası Kültür Yayınları

Fransız edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük yazarlarından Victor Hugo ölümsüz eseri Sefiller’de, Fransız toplumundan yola çıkarak, kozmolojik bir bakış ve eşsiz bir duyarlılıkla insanlığa ulaşır. Bu yayın döneminde 1724 sayfalık bu kült romanı Tolga Korkut’un sesinden dinliyoruz. Ne kadar sürer, meçhul…

13:00 – 14:00 Önce Sağlık / Ayşegül Tözeren, Betigül Öngen ve Selim Badur

once-saglik-20210115

Kış yaklaşıyor ve havalar her defasında daha da kestirilemez oluyor. Önce Sağlık, her sefer olduğu gibi, bu kışın tekinsiz havalarında da nöbette.

Twitter.com/AyşegülTözeren..

***

Konuğumuz halk sağlığı uzmanı Dr. Nuriye Ortaylı (@carice0) ile pandemi ve aşıyı konuşuyoruz.

***

Pandemi ve aşı: Halk sağlığı uzmanı Dr. Nuriye Ortaylı ile söyleşi

Önce Sağlık’ın 15 Ocak 2021 tarihli nüshasının konuğu Dr. Nuriye Ortaylı ile pandemi ve aşıları konuştuk.

(15 Ocak 2021 tarihinde Önce Sağlık programında Açık Radyo’da yayınlanmıştır.)

Selim Badur: İyi günler Sevgili Açık Radyo dinleyicileri, ben Selim Badur. 
Ayşegül Tözeren: Ben Ayşegül Tözeren.
SB: 15 Ocak 2021 Açık Radyo’dayız Önce Sağlık programında. Pandemi tüm şiddetiyle devam ediyor ve Türkiye’de biraz geç de olsa birçok farklı coğrafyalardaki farklı ülkeler gibi aşı sürecine girdi dünden itibaren. Devlet büyüklerimiz aşılandılar, atletlerini gördük, kollarını gördük ve televizyonda verdikleri bu mesajla toplumu aşıya doğru özendirme hareketi başlamış oldu. Bizim bugün konuğumuzu Ayşegül sen tanıt sonra ben sonra birkaç şey söyleyeceğim.
AT: Konuğumuz Dr. Nuriye Ortaylı, Nuriye hocamız halk sağlığı üzerine çalışıyor ve Yetkin Report sitesinde de sorgulayan yazılarını okuyoruz. Aslında halkın merak ettiği -soruları pek de sansürlemeden cevaplıyor. 
SB: Çok kibarca söyledin ama şöyle diyeyim, ben yıllarca İstanbul Tıp Fakültesi’nde aynı kurumda çalışmışız ama gerçekten ama bunu iki gündür söylüyorum, kendisinin yazılarından çok şey öğrendiğimi, ezber bozan bir yaklaşım olduğunu ve çok severek okuduğumu, çok değer verdiğimi belirteyim sayın Ortaylı’nın yazıları. Topu yine sana bırakayım Ayşegül, ilk soru senden. 
AT: Son programdan beri benim üzerimde bir etiket var, edebiyatçı diyorsunuz, ondan dolayı buna uygun bir başlık seçtim bugün için. Bugün aynı zamanda Nazım Hikmet’i de andığımız bir gün, şöyle 3-4 dizeyle Aşı şiiriyle analım Nazım Hikmet’i. Tabii onun bahsettiği başka bir aşı ama olsun belki hepimize yarar onun dizelere. Çok da uzun bir şiir, doğrusu bana da bu şiiri bir halk sağlıkçı hatırlattı bu şiiri, Bursa’dan Gönül Malat hatırlattı. Şiir şöyle: 
açılıp  kapanarak
            açılıp kapanarak
sonra da mahmur
             bir kat daha güzel
                       terli kabarık
                                    gerindi
ben ölümden kuvvetliyim diyebilirdi
 
Böyle bir başlangıç yapalım isterseniz. 
SB: Çok teşekkürler Ayşegül.
AT: Ve hemen soruma geçeyim. Gönül hocaya Bursa’ya da bir selam göndererek. Covax son dönemde çok konuşuluyor, Covax’a girdik, keşke Covax’a girseydik, Covax’a girelim. Covax nedir? Hiç bilmeyen dinleyicilerimiz için çok kısa açıklayalım, Covax’a girmek önemli mi? Bunu soralım ilk soru olarak. 
Nuriye Ortaylı: İyi günler. Teşekkür ederim öncelikle davetiniz ve güzel sözleriniz için. Şımaracağım böyle giderse! Covax şöyle bir şey, en basiti aslında İngilizce tanımında o yok ama ben bunu ekledim. Bir aşı kooperatifi gibi düşünelim, İngilizcesi ‘Covax fasilitesi’ gibi yani bir kurum, bir platform gibi düşünebilirsiniz. Bunun amacı şu, yani dünyada işler adil değil, hele sağlıkta hiç değil, bunu biliyoruz, çok geçmişten örnekleri var. Bu salgın da başladıktan sonra yine bir sürü adaletsizlik olacağı ve bunun sağlığı etkileyeceği, hepimizin sağlığını etkileyeceği, bu pandemiye vereceğimiz yanıtın başarılı olup olmayacağını öngörüyordu halk sağlığı ile uğraşan insanlar. Özellikle işte tanı kitlerine ulaşma, tedaviye ulaşma ve sonra da geliştirilirse aşıya ulaşma konusunda ciddi problemler olacağı öngörülüyordu. Bunu bir miktar azaltmak, bunu önlemek için düşünülmüş bir şey Covax kooperatifi, , aşı konusunda aşının az gelişmiş ülkelere ulaştırılmasında rol oynayan bir kamu özel ortaklığı diyeyim ve özellikle aşıya ulaşım konusunda bir platform, bir kooperatif hazırladılar, Nisan ayında kuruldu bu, ilan edildi, amacını 3-4 maddede sıraladılar. Birincisi aşıların geliştirilmesine o aşamada katkı vermek. Umut veren aşıları desteklemek daha hızlı gitmeleri için. Çünkü biliyorsunuz aşı, ilaç geliştirmek çok pahalı işle, çok paraya dayanan işler. Bu pandemide zengin ülkeler aynı şeyi yaptı, DSÖ de aynı şey. Yani çok miktarda fon aktarırsanız işleri hızlandırmak mümkün. Nitekim de bir rekor kırdık 9 ay gibi bir sürede, işe yaradığı gösterilen aşılar çıktı ortaya. Dolayısıyla Covax’ın birinci amacı umut vaat eden aşıları desteklemek, onların gelişim çalışmalarını hızlandırmaktı. İkinci amacı aşıya adil ulaşımı sağlamak. Çünkü geçmiş tecrübelerimiz, dünya tarihimiz, yakın tarihimiz gösteriyor ki tedaviler, aşılar, vs. gelişiyor, zengin ülkelerde kullanılıyor, neredeyse nüfusun tamamı bunlara erişebiliyor ama yoksul dünyaya gitmesi yıllar ve yıllar alıyor, 10 yıllar alıyor, yani en yakın bildiğimiz örnek AIDS tedavisi, 20 yıllık mücadele sonucunda ulaşabildi Afrika’ya ve Latin Amerika’ya Hepatit B aşısı. O da yine böyle bir 30 yıllık mücadele aldı. Dolayısıyla bu korona aşısının da benzer bir yolla mahkum olacağı düşünüldüğünden aşının adil dağıtımı çok altı çizildi. Bir de tabii DSÖ’nün sloganı var, hepimiz güvende olmadan hiçbirimiz güvende olmayız. Yani çünkü bu bir salgın, gerçekten ya hep birlikte kurtulacağız ya da batacağız. Yani öyle parça parça kurtulmanın mümkün olmadığı bir problemle karşı karşıyayız. Üçüncü amacı da Covax’ın toplu alım ve toplu pazarlık yapmaktı. Çünkü biliyoruz aşılar ve tedaviler için hükümetler teke tek şirketlerle pazarlığa oturduğunda tabir-i caizse kazık yiyorlar! Yani özellikle de mahkumsanız yani o şirketin elinde az bulunan bir şey varsa, tekel konumundaysa bir anlamda onlarla teke tek pazarlık ettiğinizde müşteri kızıştırıyorlar. Yani Türkiye gidiyor mesela diyor ki “bana ver!” “20 Dolar’a veririm” “a, bu çok pahalı” “Pakistan 22 verdi” diyor falan. Yani bu hep yapılan bir şey, bunu engellemek için geçmişte DSÖ’nün Amerikalılara bakan kolu, dönen aşı fonu gibi bir şey kurmuştu ve bütün Latin Amerika için ortak pazarlık yapmaya başladı. Tabii gerçekten bu aşıların fiyatlarını çok düşürmüştü. Latin Amerika ülkeleri çok faydalandılar bundan, o örneği de izleyerek böyle yine bir ortak pazarlık platformu gibi de düşündüler Covax’ı ilaç sektörüne karşı. Bu amaçlarla kuruldu, bir de tabii dördüncü ve ilan edilmeyen bir husus var ki o da bence çok önemli. Dünyada 3-4 tane titiz, sıkı ilaç denetim ajansı var. İşte Amerikan FDA’sı, Avrupa’nın EMA’sı, Japonya’da sağlık bakanlığı, bir de DSÖ’nün ‘prequalification’ diye kurduğu bir mekanizma vardı. Bu 3 büyük ajansa başvurmayan ilaçlar ki bunlar genellikle muadillerdir, patent süresi bittikten sonra ama başka ilaçlar ve araçlar ve aşılar için de kullanılır. DSÖ de bir tür sıkı ajanstır ilaçları, aşıları denetlemek için. Covax’ın anlaşma yaptığı ve ülkelere dağıtacağı ya da satacağı bütün aşıların DSÖ’nden bu onayı alması lazım. Dolayısıyla bir de bir tür güvenlik, etkinlik, kalite kontrolü şemsiyesi sağlıyor Covax, esas olarak bu. İşleyişinde şöyle bir şey öngörüldü, tabii bunun için fon toplandı yani bağışçı ülkelerde ve bağışçı kurumlardan para toplandı. Birtakım aşılara ön yatırımlar yapıldı, mesela Oxford Zeneca’ya yapıldı, Sanofi’ye yapıldı, öyle biliyorum, ayrıca Pfizer Biontech’le bir anlaşma sonradan yaptılar, vs. Bütün bunlar için ellerinde zaten bir fon var. Adil dağıtım sözü verdikleri ve ülkelerin bazılarının hiç alım gücü olmadığı için 92 tane ülkeye, yani alt gelir grubundaki 92 ülkeye aşıları bedava verecek DSÖ ama orta ve üst gelir grubundaki ülkelere ki Türkiye de bunların arasında, yani bu kategoride belli bir para karşılığı, önceden bir ödeme yapacaksınız. Önceden yapmak da önemli çünkü dediğim gibi ön alım yaparsanız çok daha uygun oluyor koşullar. Önceden bir para yatıracaksınız, bu da doz başına 1,6-2 dolar olarak belirlendi. Adil dağıtımı nasıl sağlayacaklar? Bütün dünyaya yetecek kadar doz yok. Şöyle bir dağıtım şeması var, onu da yine DSÖ’nün kurulları, danışma kurulu belirledi. Önce nüfusun %3,5 kadar her ülkeye verilecek. Yoksul, fakir, para ödeyen, ödemeyen fark etmiyor, Covax’a üye olan bütün ülkelere bu %3,5 kimleri kapsıyor? Sağlık personelini ve sosyal çalışanları, mesela yaşlı bakımevlerinde çalışanlar, vs. Yani ilk grup o, önce %3,5 dağıtılacak bütün ülkelere. Sonra aşı geldikçe, üretildikçe ve dağıtıma girdikçe nüfusun %10’unu kapsayacak kadar bir miktar dağıtılacak. Hedef de %20’yi tutturmak 2021 için de bu risk gruplarını kapsıyor. Yani yaşlıları, kronik hastalığı olanlar, vs. Yani DSÖ’nün stratejisi 2021 yılı içinde risk gruplarına ulaşmak, onları korumak. Pandemiyi aşılayarak yok edebilecek durumda değiliz çünkü elimizde yeterli aşı üretim kapasitesi yok. Tabii bu hedefi tutturabilecekler mi diye izledik, tutturmuş görünüyorlar, yani şu anda 2 milyar doz için anlaşmaları var şu an kabul görmüş olan aşılarda. Ayrıca çok yakın zamanda faz3 ara sonuçlarını açıklaması beklenen birkaç aşıdan da 1 milyar dozluk ön bağlantı ama bu tabii 2021 içinde peyderpey gelecek, hemen yarın gelmeyecek. Fabrikalardan çıktıkça dağıtımı yapılacak ülkelere.
SB: Kısaca şu ana kadar herhangi bir şekilde alım yapıp Covax üzerinden ülkelere aşı dağıtımı yapılmadı değil mi?
NO: Henüz yapılmadı, işte bu çeyreğin sonuna doğru, demek ki marta doğru başlamayı planlıyorlar. Onlar da biraz şirketlere kızmış durumdalar o yüzden eleştiriyorlar. Çünkü tabii şirketler Amerika’ya, İngiltere’ye kendilerine para vermiş, yatırım yapmış ülkelere öncelik verdiler aşı dağıtımı konusunda. Orada bir şey var, bütün bunlar ben size söyleyeyim bunlar hep politik mücadele ile sağlanacak şeyler. Yani bu adımların hiçbiri çok kolay olmayacak.
SB: Elbette, tabii.
NO: Her aşamada ciddi kamuoyundan, dünya kamuoyundan, ülkelerden baskı gelmesi lazım ki işler planlandığı gibi yürüsün. Bir mücadele söz konusu açıkçası. 
SB: Bunun en iyi örneği siz de değindiniz, antiretroviral yani AIDS ilaçlarındaki gelişmekte olan ülkelerde o ilaçların uygulanması, verilmesi, oralara sağlanması konusu ciddi bir takım STK’ların baskısıyla ve mücadelesi sonucunda gerçekleşti gerçekten. 
NO: Tabii hocam hatırlarsınız, AIDS aktivistleri gidip New York borsasında ilaç şirketlerinin alım satımını engellediler. 
SB: Tabii tabii.
NO: Bu yüzden hapse girdiler falan. Böyle şeyler oldu.
SB: Başka türlü olmuyor galiba?
NO: Yok, mücadele lazım. 
SB: Evet. Peki bu Covax’a ait bilgileri verdiğiniz çok iyi oldu çünkü gerçekten her şeyden önce “hepimiz güvende olmadan hiçbirimiz güvende değiliz” sloganı çok doğru bir slogan. Bu pandemi sürecinde çok geçerli olduğunu düşünüyorum. Onun için de bu Covax kuruluşlarının önemi büyük. Tabii 1,5-2 dolara aşı temini var, isteyen girebiliyorsa eğer biz niye girmedik ülke olarak ve niye biz 10-15 dolara alıyoruz bir aşıyı? Bu tabii sorulmalı. Kimsenin kötü niyetli olduğunu düşünmüyorum ama bir beceriksizlik oldu sanki. 
NO: Bu yol kapalı değil ama yani, 
SB: Hâlâ denenebilir değil mi?
NO: Bu şeyi engellemiyor yani ben Covax’ın çok dikkat okudum bütün kuruluş, üyelik, vb. şeylerini, sizin ayrıca ikili pazarlıklarla başka bağlantılar yapmanızı engelleyen bir şey değil. Biz hem onu hem onu yapabilirdik hem Sinovac’la hem Covax’la 50-60 milyon dolar önden ödeme yapıp oradan da bir %20 alma, hatta Gavi başkanı açıkça söyledi, yani orta ve üst gelir grubundaki ülkeler için Covax bir sigorta yani kendi yaptığınız bağlantılar işlemezse, oralarda bir problem çıkarsa Covax’la hiç olmazsa %20 aşı alacağınızı bileceksiniz nüfusunuzun %20’sine yetecek kadar. Dolayısıyla yani gerçekten ben anlamıyorum, niye bu iş takip edilmedi? Sanıyorum hâlâ da kapı açık, yani kapalı olacağını sanmıyorum, Türkiye parasını eline alıp gitse dese ki “ben üye olmak istiyorum” bence memnun olur, hayır demez. 
SB: Tabii.
NO: Belki şu olur, aşılar dağıtılırken en son bize sıra gelir, yani o %10’luk dilim dağıtılırken, daha önce para ödemiş olanlardan önce alırlar bize biraz daha geç sıra gelir. Olsun, hiç yoktan iyidir!
SB: Başlangıçta sizi tanıtırken “söyledikleriniz için teşekkür ederim” dediniz, aslında abartmıyordum, çünkü bakın bugün basında ve sosyal medyada seyahat birliği Avrupa’ya gidecek ülkelere “eğer şu aşı olmazsa Shengen vizesi verilmeyecek” ya da bugün bir başka medyada “Norveç’te şu aşıyı olanlardan 20 küsür kişi öldü” filan gibi gerçekle uzaktan yakından ilişkisi olmayan, tamamen spekülatif aptalca birtakım haberler ve insanlar bunu konuşuyorlar. Herhalde pandemi konusunda herhalde sizin anlattıklarınızın konuşulması çok daha doğru, çok daha gerçekçi ve çok daha önemli. O nedenle tekrar teşekkür ederim ve sizi tanıtırken o nedenle söylediklerim abartılı değildi yani. Salgının kontrol altına alınmasında sizin hep vurguladığınız bir şey var, bu ‘aşı geldi pandemi bitti’ yaklaşımının pek doğru olmadığı. İsterseniz biraz da bu konuyu konuşalım? Şu ya da bu yolla aşı temin ettiğiniz zaman aşılanacağız, aşılar geldi ülkeye, aşı kampanyası başladı. E sonuç? Hayırlısıyla mart ayında çıkarız bu işten! Bu böyle değil herhalde değil mi? Bu konuyu biraz açar mısınız?
NO: Değil, işin aslında en tehlikeli taraflarından biri bu, yani aşı hem faydalı, iki ucu keskin bıçak! Hem de böyle bir sahte güvenlik hissi verirse yandık yani! Bunu özellikle vurgulamak lazım, ben şimdilik çok endişe etmiyorum, aşılananlar sağlık personeli, biliyorlardır diye ama belki onlar bile tutum değişikliğine gidebilirler. Bu insan psikolojisi çünkü, “tamam ben aşılandım artık gideyim şurada arkadaşlarla parti yapayım” durumu yok yani! Birçok nedenle yok, birincisi bu ihtimal birkaç ay içinde değişecek olan bir durum ama şu anda hâlâ aşılar ulaşmayı engelliyor mu bilmiyoruz. Yani bu biraz paradoksal görünüyor ama yani mümkün, öyle bir olasılık var, aşı sizin enfeksiyonu hafif geçirmenizi, yani bütün aşılar için ölçülmüş olan o faz3’te. Hastalığı hafif geçireceksiniz, ağır hasta olmayacaksınız, bunu ölçtük. Şu konuda hâlâ elimizde veri yok, veri toplanıyor ama bir sonuca varacak bir bulgu yok. Aşı olunca biz, enfeksiyon bize hiç değmiyor mu? Yani virüs bizim vücudumuza giremiyor mu? Dolayısıyla biz bulaşma zincirinin, enfeksiyon zincirinin dışına çıkıyor muyuz? Bunu bilmiyoruz.
SB: Biz bulaştırmaya devam ediyor muyuz? Tabii.
NO: Şu pekala mümkün, yani aşı olursunuz, ağır hasta olmazsınız ama enfeksiyonu alırsınız ve bulaştırırsınız. Yani hani bu belirtisiz geçirenler gibi olabilirsiniz, bu tabii aşılanmayanlar için büyük bir risk oluşturuyor. Dolayısıyla şu anda herkes aşılı ya da aşısız maksimum kendini korumaya devam etmesi lazım. Yani bir de her gün yeni 10 bin vakanın olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Etraf enfeksiyon kaynıyor, onun için “ben aşı oldum artık her şeyi yaparım” çok yanlış. Buna dikkat etmek lazım. İkincisi maalesef elimizde yeterli aşı yok. En iyi ihtimalle bakanlığın açıkladığı sayılar üretim zincirinde hiçbir aksilik olmaz, şirket bize verdiği sözü tutarsa ki orada benim bazı rezervlerim var çünkü bu inaktive aşılar üretimi çok zahmetli aşılar, yani çok hızlı ve çok büyük miktarlarda üretilmesi mümkün değil. Öyle bir soru işareti orada duruyor ama hadi diyelim ki iyi ihtimalle 25 milyon kişiyi aşıladık, hem de hızlı aşıladık, yani yaza kadar aşıladık. 25 milyon nerede 90 milyon Türkiye’de yaşayan göçmenlerle birlikte, hala nüfusun çoğu açık enfeksiyona yani dolayısıyla bulaşma devam edecek. O anlamda da pandemi bitmiş değil. Üçüncüsü de tabii aşının koruyuculuğu konusunda değişik rakamlar var. Aşı olan herkes de korunmuyor olacak. 25 milyonu değil de diyelim 15 milyonu bağışık yapabileceğiz biz bütün bu aşılama faaliyeti sonucunda. Dolayısıyla pandemi bitti diye bir şey yok ama şöyle bir şey var, inşallah ölümler azalacak. Olmayacak değil tabii ama ölümler, özellikle risk gruplarını aşılayabilirsek en çok ölen grupları, sağlık çalışanlarını ve yaşlıları oradan bir kazancımız olacak. Çünkü bu da hepimizin çok moralini bozdu sürekli etrafında insan kaybetmek. O da çok ağır bir yük yani. 
AT: Şu da çok konuşuluyor, belki dinleyenler de merak ediyordur, ilk dozu olduk, diyelim ki henüz tam bende de antikor oluşacak diye bir iyimserliğim de var. İlk dozu oldum, bekliyorum, 28 gün sonra ikinci rapel, ikinci dozu oluyorum. İkinci dozu olduktan sonra yaklaşık benim antikorum ne zaman yükselir, oluşur?
NO: Selim hocam daha iyi bilir bunu. Yanlış hatırlamıyorsam 2 hafta sonra. 
AT: Bu çok konuşulan bir konu.
NO: İki hafta sonra. Yani bugün aşılananlar 1,5 ay sonra bağışık olacaklar.
SB: Aynen. Bu ilk aşıyı şimdi yaptıranlar 1,5 ay sonra bağışık olacaklar. Yani birinci aşıdan sonra kısmen bir antikor yükselmesi olur ama yeterli düzeyde değildir, hele inaktif aşılarda ikinci doz muhakkak gerekir. İkinci dozu yaptırdıktan sonra da hocamızın da dediği gibi 2 hafta sonra, 10 gün sonra yani 1,5 ay sonra gerçek bir korunma eğer her şey yolunda giderse sağlanır. 
AT: Sanıyorum o 1,5 ay sonra herkes deli gibi antikor baktırmaya başlayacak diye tahmin ediyorum. Baktırmaya gerek var mı bilmiyorum ama o da olacaktır. Çünkü etkinliği filan çok konuşuldu, ben de aşı tuttu mu diye baktıracaklarına inanıyorum insanların bir kısmının en azından. Buna gerek var mı bilmiyorum ama bunu sormuş olayım mesela.
SB: Özel bir durum söz konusu değilse, yani bir hemodiyaliz hastası, bir immün yetmezliği söz konusu değilse bu tarz kitle aşılamalarında öyle herkesin gidip de antikor kontrol ettirmesi gerekmez. Bilmiyorum Sayın Ortaylı buna 
NO: Evet çok lüzumsuz masraf, biz işin bu tarafını hiç düşünmüyoruz, yani salgın koşullarında laboratuvarları meşgul ediyorsunuz, para harcıyorsunuz. Bir de şu var, yani baktırdığınız şey sizin laboratuvar sonucunuz, o aslında gerçek hayatta yani antikorunuz olur ama korumaz, antikorunuz olmaz korunursunuz. Çünkü hücre bağışıklığı olmuşsunuzdur falan. 
SB: Tamamen gereksiz bir yaklaşım, bunu başka platformlarda hele şu günümüzde bile PCR testi yaptırın, işyerinizdeki çalışanları kontrol ettirin filan gibi antikor ve PCR testleri öneriliyor. Hatta hocam muhakkak siz de görmüşsünüzdür, genetik birtakım testler yaptırıp “interferon genlerinde bir modifikasyon var mı?” diye “hastalığa dirençli misiniz, duyarlı mısınız?” gibi tamamen ticari, bilimsel uzaktan yakından hiçbir önemi olmayan testler öneriliyor. Müzik arası verelim. Madem en fazla aşılamayı yapan, en başarılı ülke İsrail, biz de İsrail’e ve sağlık bakanlığı yetkililerine buradan bir merhaba demiş olalım. Konuğumuz Dr. Nuriye Ortaylı ve pandemi döneminde yaşananlar ve özellikle aşılama konusundaki pek şimdiye kadar ele alınmamış ve değinilmemiş konuları tartışıyoruz. Evet Ayşegül sözü sana bırakayım.
AT: Bu aşı konusunda çok konuşulacak şey var, biraz önce de biz program arasında bir şey konuştuk, bunu aslında programlarda da çok konuştuk. Mesela burada şunu gördük, aşıyla ilgili açıklamaları CEO’ların yaptığını gördük ki aşıyla ilgili açıklamalar bildiğimiz kadarıyla veya bilimsel herhangi bir buluş CEO tarafından açıklanmaz. Bilim insanları bir makale yazarlar, bu hakemli dergilere gider, bilim dünyası içinde ilk başta tartışılır, yani gazeteciler ve borsacılar bunu tartışmaz öncelikle. Ardından da tabii kamuoyu ve borsa da bilgilendirilir. Bu süreç biraz değişik mi işledi? Bir de bundan sonra soracağım bir soru da… Bir yatırımcı gibi aldı ülkeler aşıları. Biraz Biontech aldı, biraz Moderna aldı, biraz Sinovac aldı, biraz Dolar, biraz Euro, biraz yatırım fonu alır gibi! Böyle buket şeklinde almak mantıklı mıdır?
NO: Aslında iki soru birden sordunuz, birincisi bu infodemi yani salgınla birlikte bilgi kirliliği de başladı. Hatırlarsanız geçen sene Mart ve Nisan aylarında böyle sürekli basın üzerinden böyle “yok korona plastikten geçiyormuş, bilmem nerede 25 gün yaşıyormuş, şu iyi geliyormuş, bu tedavi ediyormuş, vs.” böyle bir sürü hatta şey bile çıkmıştı “sigara iyi geliyormuş, koruyormuş koronanın ağır formundan!” Bunların hepsini biz basın üzerinden duyduk, yani tabii bütün dünyanın ilgisi böyle buna odaklanınca normal bilimsel süreçler bozuldular. O dönemde de görmüştük, bilimsel makaleyi göndermeden daha yayınlanmadan o basına sızdırılıyor. Yani bilimsel makale ama hakem değerlendirmesinden geçmemiş çünkü bilim dünyasında yayınlanan her şey allame-i cihan olsanız ve en güzel şeyi bulmuş olsanız bile hakem dediğimiz size denk birtakım uzmanların okurlar, değerlendirirler, ancak onlar ‘olur’ derlerse yayınlanır ve kabul görür bir makale. Bu süreçler hep atlandı, tamamen kamuoyunun ilgisi çok olduğu için. Şimdi aşı konusuna ilgi yoğunlaştı, her gün bir haber duyuyoruz. Açıkçası şunu da söyleyeyim, bazı haberleri ben de yutuyorum! Yani hepimiz heyecanlıyız çünkü bu konuda, neden sonra “ya bir dakika, bunu kim yayınlamış? Nerede yayınlanmış?” Bu çok önemli. Şunu bile görüyoruz, ciddi diye bildiğimiz basın-yayın organları bile çarptırarak veya çarptırarak demeyeyim de mesela başka bir şeyi ön plana çıkararak veriyor. Aslında o çarptırmak tabii, yani en son Reuters Sinovac’la ilgili en olumsuz sonucu başlığa çıkarttı. Yanlış mı? Doğru, %50 şey ama mesela daha iyi olan şeyler altta kaldı falan. Bir başka mesele de tabii yine böyle çok talep olduğu için, yani çok normal kapitalizmde ‘pazar şahanedir, pazar her şeyi dengeler’ falan denir ama böyle koşullarda pazar mekanizmaları çalışmıyor. Çünkü şu anda aşı almak durumunda olan insanlar ve hükümetler çok aciz alıcı durumundalar. Yani şirketler her şeyi dayatma pozisyonundalar. Çünkü çok sınırlı bir şey, zor bulunan ve herkesin ihtiyaç duyduğu bir şeyi pazarlıyorlar. Bu Sinovac’la ilgili mesela şirket ağzını bile açmıyor, normal yapması gereken işleri yapmadı. Yani bütün ülkelerden verileri toplayıp, analiz edip yayınlaması gerekirken yapmadı bunu. Nasılsa satmış dozlarını, hiç kendini sıkıntıya sokmuyor, bakıyoruz hâlbuki normalde bir şirket ruhsat başvurusu yapmak için 9 takla atar, titizlikle korur verileri, gizlilik anlaşmalarının ihlal edilmesine karşı çıkar, yani ülkelerin kendi başlarına sonuç açıklamalarına karşı çıkar. Bunların hiçbirini yapmıyor, çünkü 2021 dozlarını satmış durumda. İşin bir bu tarafı var, şimdi gelelim o buket oluşturma hani yatırımcı şeyi dediniz, o da çok doğru bir tespit yaptınız aslında. Evet bir sepet oluşturdu bütün zengin ülkeler yani bu konuda parası olan ve biraz ‘know-how’ı olan ülkeler resmen bir sepet oluşturdular. DSÖ de öyle bir sepet oluşturmaya çalıştı, onlar kadar kaynağı olmasa da elinde. Şöyle baktılar olaya, şu anda hangi aşı çalışmaları var? Bir liste var, atıyorum 180 tane aşı çalışması var ama bunların içinde umut vaat eden, önde giden, sağlam bir teknoloji kullanan ve arkasında tabii deneyimli bir grup ve deneyimli bir şirket olan yani çünkü iş sadece aşıyı geliştirmek de değil; aşıyı üretmek, aşıyı dağıtmak, bunun için de şirketlere ihtiyaç var. Mesela bu da eleştiriliyor “niye şirketlere verildi bu iş, niye kamu yapmıyor?” diye ama maalesef özellikle üretim ve dağıtım konusunda ticari yapılar daha hazırlar, onlar zaten o işi yapıyorlar. Sizin bunu yeniden kurmaya kalkacak vaktiniz yok pandemide, ilerisi için düşünülebilir ama şu anda yok. Onun için ticari yapıların da işin içinde olması lazım. Neyse uzatmayayım, sonuçta baktılar ipi göğüsleme şansı olan 7-8 aşının hepsine birden yatırım yaptılar. Bunu biraz, bu ön alımları biraz da yatırım diye görmek lazım, bunlar destek alımlarıydı. Çünkü ne yapmaya çalışılıyordu? Bir aşının geliştirilmesi için para verildi. Mesela Moderna’ya Amerikan hükümeti 2 milyardan fazla para yatırdı bazı teknolojileri satın alması için Moderna’nın kendi elinde olmayan, aşının geliştirilmesi için para yatırdı. Ayrıca ön alımların hepsi şu nedenle yapıldı, çünkü bu şirketler daha faz3’e başlarken, faz2’nin ortalarında iken üretime başladılar, yani seri üretime başladılar. Bu büyük bir yatırım, yani bir fabrikayı o fabrikanın tezgâhlarını diyelim bu aşının üretimi için hazırlıyorsunuz, o çok büyük para! Normalde bu yapılmaz, niye? Çünkü faz3 sonucunuz kötü çıkarsa yaptığınız yatırım çöpe gider. Nitekim bu oldu, Avustralya’da biliyorsunuz onların da faz3’te bir aşıları vardı, bir sürü de yatırım yapmış ve üretime başlamışlardı. Aşının faz3 sırasında HIV testini yalancı pozitifleştirdiği ortaya çıktı, o aşı çöpe gitti. O aşının üretimi de yapılmıştı, o da çöpe gitti!
SB: Tabii.
NO: Dolayısıyla en az 7-8 aşıya yatırım yaptılar ki birinden biri ipi göğüsleyebilir diye. Şanslıyız insanlık olarak ki aslında bir tanesi değil birçoğu yani 5-6 aşı birden ipi göğüsledi. Bu çok iyi bir şey, yani bunu beklemiyordu aslında en iyimserler bile. 
SB: Evet.
NO: O yüzden şimdi bazı ülkelerin elinde böyle, Kanada’da nüfusunun 6 katı ilaç var, aşı var şu anda, dozları satın almış, Amerika öyle, Almanya öyle. Bunların bir kısmı o yatırımdan dolayı, aslında onu hepimiz için yatırmış oldular, bilmiyorum o kadar iyi niyetliler mi ama dünyaya da bir faydası olacak sonuçta. 
SB: Çok doğru, sadece buradaki sorun ya da belki bir Türkiyeli olarak böyle kafam çalışıyor, Amerika’da ya da Kanada’da bu farklı aşıları alındığı için “bana niye A aşısını yapıyorsunuz da komşuma B aşısı yapıyorsunuz?” kavgası çıkar mı acaba?
NO: Çıkar tabii. 
SB: Hele farklı yöntemlerle hazırlanan aşılar işte burada bir sürü haberler, yalan-yanlış bilgiler “yok, MRNA aşısı şöyle iyi, yok vektör aşısı şöyle kötü” gibi haberler çıkarsa eğer o zaman “neden öyle oluyor?” diye sorulur herhalde. 
NO: Şunu da unutmamak lazım, mesela Amerika hem Moderna’yı aldı, hem Pfizer Biontech’i aldı, başka aşılardan da aldı ama aslında desteklediği bir şirket var. Orada bir tür ulusalcılık var. Mesela Almanya da Oxford Zeneca’yı da almış durumda, bir sürü aşıya yatırım yapmış durumda ama tabii ki Pfizer Biontech’i ön plana çıkarıyor. 
SB: Tabii.
NO: Dolayısıyla bir haberi okurken hangi haber ajansı geçmiş aşıyla ilgili, ona bir dikkat etmekte fayda var. 
SB:Tabii bu çok önemli söylediğiniz, gerçekten bazen çok yanılgılara, yanlış düşüncelere yol açıyor, örneğin Çin’e ilgili iki soru dillendiriliyor çok, birisi ‘Çinliler bu kadar aşı satıyorlar da kendileri aşı yapıyorlar mı ülkelerinde?’ diye yani dünkü verilere baktığımızda yurttaşlarına en fazla aşı yapan 2. ülke Çin. Yani Çin milyonlarca insanı aşıladılar. İkincisi de Çin bu kadar aşı üretiyor, hem Sinovac hem Sinofarma aşıları var, neden Astra Zeneca Oxford aşısını sipariş verdi? O zaman tersini de düşünmek lazım, İngiltere de kendi aşısı olan Oxford Astra Zeneca’yı değil aşılamaya biliyorsunuz Biontech’le başladı. Yani bunlar tamamen ruhsatlandırma ya da önceliğin kimde olduğuyla ilintili konular herhalde, yoksa İngilizler de kendi aşılarıyla, İngiliz aşısıyla aşılamayı bilirlerdi herhalde, niye kalkıp Alman ve Amerikan aşısını aldılar? 
NO: Bir de aslında bu kendi aşısı işi de çok karışık mesela Oxford Zeneca tamam Oxford geliştiriyor Astra Zeneca’nın Oxford aşısının şöyle bir avantajı var yalnız, Oxford geliştirdiği için dedi ki “biz sahiplik, telif hakkı istemiyoruz” onun için mesela Oxford Zeneca çok ucuz olacak. Bu Moderna ve Pfizer Biontech için de eleştiriliyor, adamların arge’si kamu kaynaklarından desteklendi. Yani 3-4 milyar Dolar verdi Amerika Trump kamu kaynaklarından, şimdi 19 dolar para koyuyor, ücret koyuyor aşı başına. Sen bunu zaten ne ARGE’si yaptın? Kusura bakma yani! Bütün parayı kamu kaynaklarından aldın. Tabii şu anda böyle bir aciliyet hissi var ya, ben biraz bu aşı konusundaki aciliyet hissimizi frenlememiz gerektiğini düşünüyorum. Onun yüzünden şirketlerin kulu kölesi olacağız. Bunlar konuşulmuyor, bunların pazarlığı yapılmıyor, gerçekten 19 dolar olacak bir şey yok o aşının içinde!
SB: Tabii tabii.
NO: Hatırlıyorsunuz AIDS ilaçları için de böyle inanılmaz paralar koydular “biz ARGE yaptık, vs.” diye üstüne oturdular 20 yıl boyunca. 
SB: Hiçbiri de doğru değildi yani, fazla da ARGE yapmamışlardı. Hepsini de ya üniversiteler ya da askeri bir takım araştırma merkezlerinde bulunmuştu antiretroviral molekülerin çoğu bildiğim kadarıyla. 
AT: İki tane sorum var, ikinize de sorayım. Ben Facebookta doktorlar gruplarına üyeyim, oradan da beni takip edenler var. Şimdi iki soru gelmiş, bir tanesi dünden beri geliyor bütün doktorlar gruplarına. “2 ay önce, 1 ay önce, 10 gün önce Covid enfeksiyonu geçirdim, aşı sıram geldi, bugün olayım mı olmayayım mı?” Bunun cevabı herhalde “ol”dur diye düşünüyorum? Doğru mudur?
NO: Selim hocam?
AT: İkinci soruyu da sorayım, “bu yıl ben Sinovac oldum, bir dahaki yıla da Biontech olmak istiyorum” veya “6 ay sonra Biontech buldum onu da olmak istiyorum, Moderna olmak istiyorum, Oxford olmak istiyorum, böyle aşı kokteyli olur mu?” diye soruyorlar.
NO: Valla bu arkadaşlar çok iyimserler, bir kere ortada öyle herkese 5 çeşit aşı falan olmayacak! ‘Bir tane şöyle bir ayakkabı aldım, bir tane de kırmızısından alayım!” falan, böyle bir şey yok bir kere. Bir aşı bulduysanız halinize şükredin! Bu “1 ay önce hastalandım, aşı olayım mı?” da, bence olmasınlar, yani onlara bir zararı olacağından, aşı çok sınırlı, enfeksiyonu geçirdiyseniz 6 ay korunacaksınız zaten. Bence sıranızı başkasına verin derim ben yani. 
SB: Tabii. Bunda birtakım istismarlar olacaktır ama işi garantiye alayım diye yoksa DSÖ’nün de önerisi covid19 geçirenlerin 6 ay kadar en azından aşı olmamaları yani onlarda öncelik olmaması lazım. Tabii Ayşegül’ün dediği de doğru, yani oluyorlar, onlar da tabii ilaç firmalarını DSÖ’yü, FDA’yı, uluslararası kuruluşları acımasızca eleştiriyoruz ama kimse kendisine bakmıyor. İşte “bunu yapmanız doğru değil!” diyorsunuz, hayır yine yapıyorlar yani. Hocamı bu iki farklı aşı ile aşılanmak konusunda ne diyorsunuz? 
NO: O konuda ısrarla şunu söyleniyor “elimizde veri yok, bunu yapmayın! Hangisiyle başladıysanız onunla devam edin!” Zaten şunu söyleyeceğim, 6 ay sonra çok daha fazla şey biliyor olacağız. 
SB: Tabii.
NO: Hatta bilmiyorum, devam ediyor mu ama şöyle bir plan vardı 1-2 hafta önce okumuştum. Mesela Rus aşısıyla Gamalea Enstitüsü’nün aşısıyla Oxford Zeneca bir ortak çalışma yapacaklar; birinci doz Oxford ikinci doz Gamalea Sputnik5, mesela o çalışmanın sonuçları çıkarsa çok güzel olur. Yani belki de daha iyi bir sonuç ikisini karıştırınca daha iyi bir cevap alınacak.
SB: Evet.
NO: Belki tersi olacak filan bilemiyoruz. Artı aşıları karşılaştıran çalışmalar da yapılacak. Çünkü bu noktadan itibaren bir sürü ülkede özellikle salgının ağır olduğu bizim gibi ülkelerde, Brezilya, Endonezya, Türkiye, niye buralarda yapılıyor çalışma? Vaka çok diye! Bu ülkelerde şimdi ruhsatlı aşı olunca artık plasebo konrollü çalışma yapamayacağız. Yani bu ne demek? Yani sıfır, nötr madde ile karşılaştırarak herhangi bir aşıyı deneyemeyeceğiz ama karşılaştırmalı aşı yapabiliriz. Yani Pfizer Biontech’le Sinovac’ı karşılaştırabiliriz, böyle kontrollü çalışmalar yapılabilir. Yani 6 ay sonra elimizde çok daha fazla veri olacak, benim zaten pandemide genel önerim şu, lütfen hiç kimse 2 aydan daha uzun plan yapmasın hiçbir konuda; ne evinizle ilgili, ne ailenizle ilgili, ne aşıyla ilgili. Her şey sürekli değişiyor, belirsizlikle yaşamaya alışmamız lazım. Bu çok planlı, modern insan hastalığından vazgeçmek lazım.
SB: Bu 2 aşı konusunda gerçekten Rus aşısıyla İngiliz aşısının ikisi de vektör aşısı, ikisi de adenovirüs vektörü kullanıyor ama birisi insan birisi şempanze adenovirüsü. Bunlar ortak çalışma yapacaklar. Hem bu Rus İngiliz aşısının alternatifi olarak ya da birlikte kullanımı hem de İngiltere’de sanıyorum Ocak ortasında yani bugünlerde ya başladı ya da başlamak üzeredir, “MRNA aşısı ve vektör aşısı birinci doz birinden ikinci doz ikincisinden kullanınca ne oluyor?” diye bu kıyaslama çalışması da başlayacak diye ama dediğiniz gibi çok erken bu çalışmaların sonuçları en az 5-6 ay sonra önümüzde olur ve ondan önce de böyle bir yola gitmenin bilimsel olarak da hiçbir hani “daha iyi olur onu yapayım, bir Çin aşısı olayım bir de Alman aşısı olayım, sonra Çin, bir de İngiliz aşısı, Amerikan aşısı da olayım!” Böyle bir şeye gerek yok, bunun herhangi bir yararı yok yani, niye böyle bir şey yapılıyor?
AT:WhatsApp’tan da sorularım geliyor. Celal hoca sormuş, “iki konuyu konuşmadınız” demiş. Birincisi hamileler aşı olsun mu? Özellikle hamile hekimler bunu çok soruyorlarmış. İkincisi ise “şu an hastayım, muhtemelen covid19’um, test yapılmadı, aşı olayım mı?” 
SB: Evet hocam siz başlayın.
NO: Valla aslında bunlar sizin uzmanlık alanınız ama şimdi hamilelerde yapılmasın, şu anda DSÖ’nün önerisi. Çünkü veri yok, yani çalışma yapılmadı hamilelerle, gerçi yaşlılarla da Sinovac’ın verisi yok. Bunlarda hep biz çıkarsama kullanacağız herhalde, yani en sağlıklı yöntem değil ama başka çaremiz yok. Şunu biliyoruz, inaktive aşılar gebelerde tehlikeli değil yani kullanılabiliyor başka aşılardan bildiğimiz kadarıyla ama şu anda Sinovac’a ilişkin elimizde bir veri yok. Yani orada riski kendileri düşünüp doktorlarıyla da konuşup ne kadar riskleri var? Ona göre karar vermeleri lazım. Oradaki kişisel şeyler de önemli, vaktinizin çoğunu evde geçirebiliyorsanız durum farklı, yoğun bakımda çalışıyorsanız durum farklı. Ona göre risklerinizi değerlendirip karar vermeniz lazım ama zaten gebelere herhalde idari izin verilmesi lazım hocam, doktorlara verilmiyor diye duydum. Çok ayıp yani! Gebeler doktorluk yapmaya zorlanıyorlar kendileri ayrılmak isteseler, izin almak isteseler de.
AT: Hemşireler de var tabii, onlar da aynı şekilde. İkinci soru herhalde test yapılmasa da eğer hasta hissediyorsa isterse aşı olabilir diye düşünüyorum. Çünkü… 
NO: Ben test yaptırmasından yanayım, ben bir kere herhangi bir Covid belirtisi olanın test yaptırmadan ortada dolaşmasını çok sakıncalı buluyorum. 
AT: Tabii.
NO: Test yaptırması lazım, PCR testi yaptırması lazım.
SB: Ben ki PCR testinin güvenirliği konusunda kaygımı hep dillendiririm ama böyle durumlarda özellikle şüphesi var “ben herhalde Covid-19 oldum, geçirdim, geçiriyorum” demek yerine test yaptırmaktan başka bir çare yok, muhakkak yaptırması lazım. 
AT: Böyle bir kişi aşıya giderse de ekstra ekstra önlem alması lazım çünkü aşıyı yapana da bulaştırabilir. Bu da ayrıca belirtilmesi gereken… 
SB: Bu arada aşılama dün başladı, Ayşegül sana herhangi bir şekilde bu işleyişle ilgili birtakım haberler geliyor mu?
AT: İşleyişle ilgili gelen işte genelde Facebook’tan da artık aşı yaptırıp da fotoğraf paylaşmayan yok! Orada da bir şeyler görüyoruz, hatta birkaç arkadaş fotoğrafsız “aşı yaptırdım!” diye paylaşmış. İşleyiş yaklaşık 240 bin sağlık çalışanının aşı olduğu biliniyor. Şu anda işleyişle ilgili sorun yok sadece küçük özel hastanelerde filan “yarın gidip kuruluşunuzda aşı olabilirsiniz!” denmiş ama daha onlara gelmemiş. Genel işleyişte aşı yaptırmakla ilgili gideceklere de bu bir bilgi olsun, 65 yaş üstü de, kronik hastalıklı bireyler de artık yavaş yavaş onlara da sıra gelecek. İşleyişin çok iyi olduğu yönünde özellikle sağlık çalışanlarının bununla ilgili inanılmaz efor sarf ettikleri yönünde, hatta çoğu yeni mezun da şunu diyor “biz çok şaşkınız, işleyiş şahane gidiyor!” diyorlar. Hızlıca aşı kartınız çıkıyor, sağlık çalışanları büyük bir eforla gidiyorlar. Risk grubundaki bireyler de görecekler ki işleyiş çok iyi gidiyor, hiç yorulmayacaklar, bundan dolayı aşı sırası gelen bir an evvel giderse bu iş daha da iyi olacak. Artık bence bu dakikadan sonra halka kalmış durumda durum, gitmeli aşısını sırasında hızlıca olmalı ki C ve D gruplarına da sıra gelsin. Şu anda sadece sağlık çalışanlarına yapılıyor, biliyorsunuz MHRS sitesine merkezi randevu sitesinden randevu alabileceksiniz, e-nabız’dan randevu alabilecekler. Ben olsam yerlerinde 2-3 günde bir kontrol ederim “acaba bana sıra geldi mi?” diye. SMS de gelecek, bundan dolayı gidelim aşımızı olalım diye düşünüyorum. 
SB: Ben dün Kadıköy’deki bir takım aile sağlığı merkezleriyle konuştum, orada örneğin eğer o merkezde 3-4 tane aile hekimi var, onların sorumlu olduğu diyelim ki 300 tane hasta var, kendilerine sadece, yani sadece 300 tane risk grubundan kişi var, yaş ve kronik hastalık nedeniyle, onlara yeterli aşı gelmemiş, tereddütleri şuydu “şimdi biz kendimizi aşıladık, birinci dozları yapıp elimizdeki aşılarla birinci dozların tamamını mı yapalım, 2-3 hafta sonra ikinci parti aşı gelecek mi yoksa biz herkese madem 2 doz aşı yapılacak, acaba gelen aşıları yarıya bölüp örneğin 80 tane aşı geldiyse 40 kişiyi aşılayalım. İkinci 40 aşıyı ikinci doz bu kişilere uygulamak için mi ayıralım? Yoksa 80 kişiyi aşılayalım herkes ilk aşılarını olsun. Bu çok net değil diye talepleri vardı, kaygıları vardı. Bilmiyorum bu konuda sen ne düşünüyorsun? 
NO: Bu çok haklı bir şey.
AT: Benim bir sorum vardı zaten.
SB: Çok haklı bir şey değil mi?
NO: Bu çok haklı bir şey, yani bakanlığın buna bir netlik getirmesi lazım. Benim anladığım bu 28 güne açmaları zaten bakanlığın kafasında şu var, gelen ilk partiyi mümkün olduğu kadar geniş yapalım, ikinci parti gelince ikinci dozları yapalım ama ya gelmezse?
SB: Ya gelmezse o çok sorun olur.
NO: Bir rezerv koymaları bence elde tutmaları lazım ama bir netlik yok yani.
AT: Bu aşamada ben elde tutulacağını zannetmiyorum, ikinci aşıların ikinci doz için gelmesi beklenecektir.
NO: Ama o zaman 1,5 ay olursa arası ne olacak? 
SB: Tabii.
NO: Diyelim ki gecikti.
SB: Evet.
AT: Evrene güzel mesajlar yollayacağız, aşılar gelsin zamanında!
SB: Bu veganlığa doğru gitmenin biraz hafif metafizikle ilerliyor!
Hayır benim korkum aşılar zamanında gelir de Allah korusun geçen sefer de öyle olmuştu, Aralık ayında hatırlıyorsunuz ya Çin’deki havaalanındaki birisi Covid-19’a yakalanırsa oradaki gümrük görevlisi. Ondan sonra aşı gelmeyiverir! Bu önemli bir nokta yani buna bir çözüm bulunması, garanti edilmesi herhalde gerekiyor. Peki Ayşegül başka var mı soracağın hocaya ya da hocam sizin söylemek istediğiniz, vermek istediğiniz bir mesaj, yani özellikle hem bu aşılara erişim, dağıtımı konusundaki söyledikleriniz hem de özellikle ülkemizdeki enfeksiyonun hâlâ günde 10 bin yeni vaka ile devam ettiği hastalığın yaygın bir toplulukta aşılar geldi, aşılama da başladı, tamam bu iş hikaye de biter! Bunun böyle olmadığını vurgulamanız çok önemli ve çok yerinde oldu bana kalırsa. Çünkü bu kanı ve bu kadar güven “aşı geldi, her şey bitti, sorun da ortadan kalktı” demek çok yanlış herhalde değil mi? 
NO: Çok ve de şunu unutmayalım, ortada bu kadar çok serbest üreyip dolaştıkça bu virüs mutasyonlarla, yeni varyantlar, vs. çıkıyor, çok tehlikeli bir durum. Yani her halükârda bizim bulaşmayı klasik yöntemlerle kontrol altına almamız lazım. Bu tam kapanma işini sevmedi bazı çevreler ama tekrar tekrar üstüne basmak lazım, yani dolaşımdaki virüsün sayısını azaltmamız lazım. Aşı gelsin gelmesin bu çok önemli! İkincisi de bütün vatandaşlardan, sorumlu vatandaşlardan rica ediyorum, hem T.C. vatandaşı olarak hem de dünya vatandaşı olarak aşıların tedavinin adil dağıtımı için mücadele etmemiz lazım, örgütlenmemiz lazım, sesimizi duyurmamız lazım, bu konuda ısrarcı olmamız lazım. Mesela Covax’a girmek konusunda bence Türkiye’den daha çok ses çıkması lazım, yani Bakan’a bunu sormak lazım: Niye girmedik? 
SB: Elbette. 
NO: Bunu sormak lazım, ikincisi de bütün dünyada bunun için mücadele olacak, Türkiye’de de adil ulaşım için mücadele olacak, yani daha çok hikâyeler duyacağız adaletsizlik üzerine. Bunlara hazırlıklı olmak ve mücadele etmek lazım, çaresizliğe kapılmamak lazım. Bence mücadele edince başarı kazanılıyor, bunu defalarca gördük hem Türkiye’de hem dünyada, onun için bu konuları yakından takip etmek lazım diye düşünüyorum.
SB: Basında da işte “Schengen vizesi alamazsınız, aman Biontech aşısı olun!” ya da “şu kadar insan öldü!” gibi böyle kaynağı, gerçeği olup olmadığı hiç bilinmeyen konuları tartışmak yazmak yerine. Ben öyle basında Covax konusunun çok ele alındığını ve irdelendiğini hiç görmedim. Onun için bu konuların çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ayşegül var mı son sorun?
AT: Artık süremiz bittiği için belki başka programlarda deneyler nasıl yapılır, nasıl kod kırılır onları konuşuruz ama vaktimiz kalmadı artık, belki sonraki programlarda konuşuruz ama Covax vurgusu önemli, herhalde bunu düşüneceğiz. 
SB: Covax ve aşı geldi her şey bitti, böyle bir kanının oluşmaması lazım. Hocam çok teşekkürler bize vakit ayırdınız. 
NO: Ben de çok teşekkür ederim. 
SB: Gerçekten çok keyifliydi, çok öğreticiydi sizinle konuşmak, sağ olun! 

14:00 – 14:30 İklim Kuşağı Konuşuyor / Atlas Sarrafoğlu

iklim-acil-20210115

#İklimKuşağıKonuşuyor az sonra (14.00 – 14.30) Açık Radyo’da
Twitter.com/AtlasSarrafoğlu

14:30 – 15:30 Wanderer / Can Denizci / (Richard Wagner özel programı)

Doğumunun 200. yılında Richard Wagner özel programı. 19. yüzyıl operasının en önde gelen iki isminden biri olan ve müziğin üst dilinin üstadı sayılan Wagner’in hayatı ve eserleri Wanderer’de

15:30 – 16:30 Sinefil / Melis Behlil ve Yeşim Burul Seven / Sinemasever muhabbetleri

sinefil-20210115

Sinefil kayıt arşivi

16:30 – 17:00 Kavanozdaki Yıldız (Yeni program) / Hazırlayanlar: İsmail Başöz, Haluk Levent ve Mustafa Yılmazer

kavanozdaki-yildiz-20210115

Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin toplumsal ve ekonomik etkilerini  kapsamlı biçimde ele almaya gayret eden bir program.

Evrim Ağacı / Spotify

evrimagaci.org/podcast

facebook.com/treeofevolution

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu ArgınSanat DeliormanAsena Akan, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Twitter.com/CeyhanUsanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegenin-gelecegi-20210115

GEZEGENİN GELECEĞİ: YA O YA O!

“Olağanüstü bir zamanda bir araya geliyoruz. İnsanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş, hem felaketlere gebe, hem de daha iyi bir geleceğe dair umutların ışığını taşıyan bir anda.

Çevre felaketi, nükleer savaş ve pandemi sınır tanımıyor. Fark etmesi daha zor olsa da, bu durum, dünyayı gözetleyip Kıyamet Günü Saati’nin ibrelerini gece yarısına doğru ilerleten şeytanların üçüncüsü için de geçerli: demokrasinin gerilemesi. …Bu, birçok karmaşık boyuta ve ilişkilere sahip olan bir çeşit küresel sınıf mücadelesi. … İnsan deneyinin kaderinin bu mücadelenin sonucuna bağlı olduğunu söylersek hiç de abartmış olmayız.”
(Noam Chomsky)
facebook.com/uygar.ozesmi.page
Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Adana’da inşası devam eden termik santrala karşı kampanya başlatıldı

Doğu Akdeniz Çevre Platformu adıyla bir araya gelen 18 çevre kurumu, Adana’nın Yumurtalık ilçesi Sugözü Kumsalı’na yapılacak ve ithal kömürle çalışacak Hunutlu Termik Santralı inşaatı bir an önce durdurulması için kampanya yürütüyor.
Change.org/AdanayaTemizHava adresindeki kampanyada Adana’nın ve İskenderun Körfezi’nin bir termik santral daha kaldırmayacağı belirtiliyor. Kampanyada verilen bilgilere göre, halk sağlığını tehdit eden santralin Sağlık Etki Değerlendirmesi ve tüm körfezi kapsayan kümülatif hava kirliliği modellemesi yapılmadı. Kampanyada ayrıca şu ifadelere yer veriliyor. “Bu bölge yıllardır kirli hava ile mücadele ediyor çünkü hemen yanı başında bir santral daha var. Bölgedeki hava kirliliği limit değerlerin çok üzerinde. Hem Adana, hem Yumurtalık yıl boyunca kirli hava soluyor. 2019 yılında hava kalitesi Dünya Sağlık Örgütü’nün sınır değerine çekilebilseydi Adana’da her 5 ölümden 1’i engellenebilirdi.” Kampanyada, santralin yapıldığı yerin Türkiye’de koruma altındaki en önemli kaplumbağa yuvalama kumsallarından biri olduğunun da altı çiziliyor. Koronavirüs krizinin, hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkisini bir kez daha hatırlattığını vurgulayan 18 Sivil Toplum Kuruluşu, “Nüfusun yoğun olduğu Adana merkezde hava kirliliği Dünya Sağlık Örgütü’nün sınır değerleri altında tutulabilseydi, 2019 yılında 2 bin 72 ölümün engellenebilirdi” diyor. Doğu Akdeniz Çevre Platformu gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal ise şu bilgilere yer veriyor: “Santral projesinin lisans iptaline karşı açtığımız davada sunulan bilirkişi raporuna göre, Hunutlu projesine çok yakın mesafede bulunan Sugözü Kömürlü Termik Santrali’nin 2003 yılında faaliyete geçmesinin ardından, 2009-2014 yılları arasında kanser vakaları 11 kat, kanser türleri ise yüzde 275 oranında arttı.” Kampanya Change.org/AdanayaTemizHava adresinde. 
Zehirsiz Kampanya sürüyor
Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin öncülüğünde 100’ü aşkın kurum ve inisiyatifin oluşturduğu Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı’nın insana ve çevreye zarar veren tarım zehirlerinin yasaklanması için 23 Kasım 2019’da başlattığı Zehirsiz Kampanya, Change.org/ZehirsizSofralar adresinde sürüyor. Kampanyada paylaşılan yeni bilgilere göre: “Pestisitlerden zehirlenen çiftçilerin ve tarım işçilerinin sayısı dünya genelinde son 30 yılda yaklaşık 15 kat arttı. Yapılan yeni bir araştırma, dünya genelindeki pestisit kullanımının sonuçlarına dair tehlikeli bir tabloyu ortaya koydu. Araştırmaya göre, 1990’da yıllık yaklaşık 25 milyon olan pestisit zehirlenmesi sayısı, 2020’de 385 milyona yükseldi. Bu yükselişin nedeni, 30 yıl içerisinde pestisit kullanımının dünya genelinde %81 artmış olması. Araştırmaya göre, dünyadaki 860 milyon çiftçi ve tarım işçisinin yarısına yakını (%44’ü) her yıl zehirleniyor. 141 ülkeye ait verilerin incelendiği araştırmada pestisit zehirlenmelerinin yol açtığı ölüm sayısı ise yılda yaklaşık 11 bin olarak veriliyor.” Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı, konuyla ilgili şu çağırıda bulunuyor “Hem çiftçi ve tarım işçilerinin sağlığını korumak, hem de pestisit kullanılan ürünleri tüketen toplumun sağlığını korumak için pestisit kullanımını azaltmaya yönelik politikaların hayata geçirilmesi gerekiyor.” Zehirsiz Kampanyası’nda bugüne dek çok önemli gelişmeler yaşandı: Kampanya kısa sürede kamuoyunda yankı buldu ve kampanyanın talepleri ile ilgili TBMM’de 3 soru önergesi, 1 araştırma önergesi verildi. Kampanyaya 146 bin kişi imza vererek destek oldu. Kampanya olumlu sonuç verdi. Tarım ve Orman Bakanlığı 25 pestisit etken maddenin yasaklanmasına, 7 etken maddenin de kısıtlanmasına karar verdi. Kampanya Change.org/ZehirsizSofralar adresinde. 
Bir kampanya da Kuzey Ormanları için
Kuzey Ormanları Savunması’nın yürüttüğü, Kuzey Ormanları’nın ‘Muhafaza Ormanı’ ilan edilmesini ve mutlak koruma altına alınmasını talep eden kampayada imzalar 130 bini geçti. Change.org/KuzeyOrmanlari adresinde yer alan kampanyada şu ifadelere yer veriliyor: “Trakya, İstanbul ve Anadolu’nun; su, nefes, yaşam kaynağı olan Kuzey Ormanları “Muhafaza Ormanı” ilan edilerek mutlak korumaya alınmalı, her türlü rant ve yağma projesine derhal kapatılmalı. Eşsiz bir ekosistemler birliği olan Kuzey Ormanları, Marmara Bölgesi’nin en büyük ve en önemli yaşam kaynağı.” Kuzey Ormanları olarak adlandırılan bölge, Marmara Bölgesi’nin Karadeniz kıyı kuşağı boyunca batıda Istranca Dağları’ndan doğuda Melen Havzası’na kadar uzanan; idari açıdan Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul, Kocaeli, Sakarya ve Düzce illerinin kuzey kısımlarını oluşturan ve bu illerin yerleşim alanları için yaşamsal önem taşıyan ekosistemler bütününü ifade ediyor.” Kampanya’nın talepleri: Belgrad Muhafaza Ormanı Statüsünün korunması, sınırlarının genişletilmesi, Kuzey Ormanları adı ile tanımlanmasıve Kuzey Ormanları’nda yetkili tüm Orman Bölge Müdürlükleri sınırları içinde kalan ormanlık alanların bu sınırlar içinde yer alması. Kampanya Change.org/KuzeyOrmanlari adresinde. 

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna, Ömer Şahin, Selahattin Çolak, Feryal Kabil / Her gün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Twitter.com/İlksenMavituna

Twitter.com/FeryalKabil

***

#AçıkDergi kültür-sanat dünyasından haberlerle yayında.
Bir arada yaşama vurgu yapan “Birlikte ve Çok Sesli” (#EşitlikİçinSöylüyoruz) konser öncesi Ayşe Tütüncü ve Fırat Tanış’tan iki parça sunuyoruz sizlere.
Konserin müzik danışmanı piyanist Ayşe Tütüncü’den “30. Akbank Caz Festivali: Dün, Bugün, Yarın” plağı için kaydedilen bir parça: Tango Blues. https://youtube.com/watch?v=6CAT92my8sE&ab
Yarın akşam 20:00’de gerçekleşecek konsere katılan bir diğer isim Fırat Tanış’ın İklim Tamkan’la kaydettiği ve geçen yıl yayınlanan performansı “Solgun Bir Gül Dokununca” bir Necatigil şiiri TKLYNZ

Açık Dergi Cuma Ceyhan Usanmaz’la Bu Köşe Kitap Köşesi

kitap-kosesi-20210115

***

Türkiye’de Orwell furyası, Orhan Veli’nin göremediği ilgi ve daha fazlası. Ceyhan Usanmaz yayımcılık dünyasından haberle yayında.

***

Zaman zaman hatırlanması gereken bir hikâye: Fermat’nın Son Teoremi
Ceyhan Usanmaz’la (@ceyhanusanmaz) #BuKöşeKitapKöşesi
Yazı yayında.
***
Zaman zaman hatırlanması gereken bir hikâye: Fermat’nın Son Teoremi

Fermat’nın son teoremi gibi, Andrew Wiles’ın hikâyesi de çok yeni bir hikâye değil aslında, zaten elimizdeki de kitabın yeniden baskısı; ama hiç kuşkusuz zaman zaman hatırlanması ve hatırlatılması gereken bir hikâye bu.

Bilmece, bulmaca, muamma ya da problem… Farklı isimlerle karşımıza çıkan bilinmezliklerin ortak özelliği, soruyu anlamanın kolay, cevabının zor olması! Fransız matematikçi Pierre de Fermat’nın (1601-1665) son teoremiyle ilgili de benzer bir durum söz konusu, anlamak için ortaokul düzeyinde matematik bilgisi yeterli. Zaten Andrew Wiles’ın yolu da henüz 10 yaşındayken, bir halk kütüphanesinde tesadüfen kesişiyor teoremle. Ama bu noktada, kendisi bizden biraz ayrılıyor; biz, ortaokul matematiğimizin üstüne ne kadar ekleme yapmışsak yapalım yine de yüzlerce yıllık çözümsüzlüğün olduğu taraftayız, teoremin ispatını ya da diğer bir deyişle Fermat’nın bulmacasını bir takıntı haline getiren Andrew Wiles ise diğer tarafta…
Simon Singh da, işte bu heyecan verici hikâyeyi anlatıyor kitabında. Odağında, Andrew Wiles’ın Fermat’nın teoremiyle olan –heyecan verici ama kesinlikle pürüzsüz olarak nitelendirilemeyecek– kişisel mücadelesi yer alıyor. Kitabın dikkat çekici özelliğiyse; konuyla ne kadar ya da konunun hangi yönüyle daha ilgili olduğunuza göre size seçim şansı da sunan bir bölümlemeye sahip olması. Başlangıç bölümü, Fermat’nın son teoreminin atası olduğuna inanılan Pythagoras’ın (Pisagor) öyküsüne ayrılmış, ayrıca Singh, bu bölümde kitap boyunca sık sık kullanılan bazı matematiksel kavramları da tartışıyor. İkinci bölümde Eski Yunan’dan Pierre de Fermat’nın yaşadığı XVII. yüzyıl Fransa’sına taşınıyor öykü. Bu bölümü takip eden bölümlerde de XVIII. ve XIX. yüzyıllarda, biraz da XX. yüzyıl başlarında Fermat’nın son teoremini ispat edebilmek için girişilen çabalar ele alınıyor. Yani, Fermat’nın mirasını takıntı haline getirmiş bazı matematikçiler… Yalnızca Andrew Wiles’ın çalışmalarını merak edenler ise, doğrudan altıncı ve yedinci bölümden başlayabilirler. Fermat’nın Son Teoremi’ni, matematikle arası çok iyi olmayanlara da hitap edebilecek şekilde kaleme aldığını özellikle belirtmiş Simon Singh ama bir taraftan da, konuya biraz daha aşina olanlar için de kitabın sonuna bir dizi ek bölüm koymuş; “ana metindeki matematiksel düşünceleri biraz daha geniş biçimde” tanıtmak amacıyla. Tüm bunların ötesinde, geleneksel yöntemle, baştan sona da okunabilir elbette!
Fermat’nın son teoremi gibi, Andrew Wiles’ın hikâyesi de çok yeni bir hikâye değil aslında, zaten elimizdeki de kitabın yeniden baskısı; ama hiç kuşkusuz zaman zaman hatırlanması ve hatırlatılması gereken bir hikâye bu. Çünkü, “Herhangi bir bilim dalında bu kadar basit ve açık şekilde ifade edilip, giderek ilerleyen bilgilerin saldırısına bu kadar uzun zaman direnmiş başka herhangi bir problem bulmak zor.” Dileyenler, bu kitabın çıkış noktası sayılabilecek 1996 yapımı Horizon: Fermat’nın Son Teoremi isimli BBC belgeseline de, kısa bir internet araştırmasıyla ulaşabilir. 

FERMAT’NIN SON TEOREMİ
Simon Singh
çev. Sabir Yücesoy
Pan Yayıncılık, 2020, 328 s.

Açık Dergi Cuma Mazruf (Açık Dergi’de yeni köşe) (15 Günde 1) / Hazırlayan: Murat ‘mrt’ Seçkin ve Audioban Hatice Arıcı

Bu yayın döneminde Mazruf, yayın süresini yarım saatten bir saate çıkarıyor. Çağdaş müzik sahnesinin bir yansıması olan programda bu dönem, COVID-19 gündemiyle büyük bir krizin içine çekilen müzik dünyasının güncel sorunlarını yakın takibe alıyoruz.

facebook.com/mazrufacikradyo

***

Güncel sahneden sesler: Hatice Arıcı ve Murat ‘mrt’ Seçkin’le #Mazruf başlıyor.
Yakında zamanda yayınlanan Olta Dayanışma (@Olta_dayanisma) albümlerinin dördüncüsünden sesler ve müzikler.

20:00 – 21:00 Koyu Mavi / Gülçin Orgun / Türler arası

koyumavi.org/

Twitter.com/KoyuMavi

***

119. yaşında, şiirleri ve şiirlerinden bestelenmiş dünya şarkılarıyla,
Nazım Hikmet
Doğum
Aguaviva / Cuando Mi Hijo Nacio
Cem Karaca / Kız Çocuğu
The Byrds / I Come and Stand at Every Door
Fazıl Say, Güvenç Dağüstün / Akrep Gibisin
Bernard Lavilliers / Scorpion
Cem Karaca ve Dervişan / Kerem Gibi
Manos Loizos / Opos O Kerem
Abidin Ensemble / En Güzel Deniz
Heleena Laine, Tuomas Koivuviita / Meristä Kaune
Maria Dimitriadi / I Pio Omorfi Thalassa
Hümeyra / Yaşamaya Dair
Oiseaux Tempête, G.W. Sok, Gareth Davis
ve Tülay German / Ütopia
Yaşama Dair
bu akşam
saat 20-21 arasında
Koyu Mavi’de.
7H. Meral Akman, Hakan Ünseven ve 5 diğer kişi

21:00 – 22:00  Aşağı Mahalle / Ümit Baykara / New York Downtown Cazve ötesi…

twitter.com/asagimahalle

***

Sıkı tutunun: bu akşam @Tzadik_label
dan çıkan Red Fiction, Wyxz ve Witch n’ Monk albümleriyle, Latin flütlerinden heavy metale, serbest doğaçlamadan math rock’a kadar uzanan bir yelpazede gezineceğiz…
Saat 21:00 @acikradyo
#live #music #radio #Jazz #Rock #Latin #BestOf2020

22:00 – 23:00 Mint / Efkan Kula ve Mert Emcan / Gıcır cızır plâklar

mixcloud.com/mertemcan/

Alternatif rock’ın geçmiş ve günümüz klasiklerinin çalınacağı “Mint”te Stüdyo İmge yazarları; Efkan Kula ve Mert Emcan plak koleksiyonlarının en değerli single’larını hikayeleriyle birlikte çalıyor.

Twitter.com/Mint

23:00 – 24:00 13 Melek / Yiğit Atılgan / Zamanın ruhundan bağımsız sesler

Zamanın ruhundan bağımsız seslere kulak verdiğimiz 13 Melek bu yayın döneminde Cuma günleri 23.00’te.

24:00 – 01:00 Blackout / Gürkan Vayis, Ümit Şenol / Kirli ve aksak ritimler ile Siyah müzikler

Yeni yayın döneminde Overphonic ve Blackout programları birleşip yollarına, Overphonic’in saatinde Blackout adı altında devam ediyor.

overphonic.blogspot.com/

mixcloud.com/overphonic/

blackout949.blogspot.com/

soundcloud.com/blackout949

Blog Stats

  • 114.884 hits