You are currently browsing the category archive for the ‘Uncategorized’ category.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow

democracynow.org/shows/2020/1/22

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Perşembe Seyfettin Gürsel’le Ekonomik Gidişat

09:30 – 10:00 Güncel Hukuk Dergisi’nde bu ay (Ayda 1)

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Ekonomi&Ekoloji / Pelin Cengiz, Barış Gençer Baykan, Serkan Ocak ve Mahir Ilgaz

Ekonomi Ekoloji kayıt arşivi

Facebook.com/Pelin Cengiz

11:00 – 11:30 Yeşil Bülten (Yeni program) / Hazırlayan: Utku Zırığ

İMC Televizyonunun kült programı Yeşil Bülten bu yayın döneminde Açık Radyo’da

Yeşil Bülten kayıt arşivi

11:30 – 12:00 Açık Mimarlık / Hüseyin Kahvecioğlu, İpek Akpınar, Yağmur Yıldırım ve Cenk Dereli / Mimarlığın tüm halleri üzerine konuşmalar

acikmimarlik.blogspot.com/

Açık Mimarlık facebook sayfası

Açık Mimarlık kayıt arşivi

facebook.com/yagmurlyildirim

12:00 – 12:55 Afrikon (Yeni program) / Hazırlayan: Ufuk Aktaş

“Afrika üzerinde dolaşan sesler” şiarıyla yolan çıkan programda her hafta Afrika’nın başka bir ülkesinden geleneksel ve gelenekselden beslenen yeni icralar dinliyoruz.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Aheng-i Hengâme / Alper ve Esra Kaliber / Soul, Funk ve Afrika müzikleri

23ocak2020ahengihengameafricanscreamcontestspecialshow2

 ahengihengame.blogspot.com/

14:00 – 14:30 Günün ve Güncelin Edebiyatı / Seval Şahin / Romanlar, Hikâyeler, Kahramanlar

twitter.com/sevalsahinn/media

Günün ve Güncelin Edebiyatı kayıt arşivi

Twitter.com/Guncel Edebiyat  

14:30 – 15:30 Notalarla Sohbet / Zerhan Gökpınar / Açıklamalı ve karşılaştırmalı bir klasik müzik programı

Notalarla Sohbet – Zerhan Gökpınar

15:30 – 16:30 Hukuk Güvenliği (Yeni program) / Hazırlayanlar: Bahri Belen ve Aynur Tuncel

Hukuk güvenliğinin enine boyuna konuşulduğu programın sürekli konuğu Aynur Tuncel bu yayın döneminde aslî programcı kadrosuna dahil oldu.

16: 30 – 17:00 Biofilia (Yeni program) / Hazırlayan: Nurhan Keeler

Evrenin Suyuna Giden Tasarım programının zaman içinde eko-tasarım sınırlarını aşıp yeni bir programa dönüştü: Biofilia. Doğayla, diğer canlılarla, kültür ve tasarımla kurulan özenli ilişkiler üzerine bir program

twitter.com/nurhankeeler

Biofilia Fotoğraf Albümü

facebook.com/nurhan.keeler

***

23 Ocak 2020’de 94.9 Açık Radyo’da 16.30’da Biofilia’da heyecan verici bir konu ve dinamik bir müzik var:

Half-Earth Project: Half-Earth biyolojik çeşitliliğin büyük kısmını korumak için yeterli yaşam alanını yönetmek için kara ve denizlerin yarısını koruma çağrısı. Yeryüzünün yarısını korursak, korunan türlerin oranı %85’lere çıkıyor. Bu da gezegenin en az yarısının güvenli alanda yaşayacağı anlamına geliyor.

Teknolojideki ilerlemeler artık gezegendeki türlerin yerlerini ve dağılımını, en fazla türü korumak için en iyi şartların nerede olduğu konusunda karar vermemizi sağlayacak kadar ileri haritalamayı sağlıyor. https://www.half-earthproject.org Bu projenin detaylarını ve nasıl hayata geçileceğini Edward O. Wilson Half-Earth: Our Planet’s Fight for Life kitabında detaylı bir şekilde anlatıyor.

Programda Akdan Gwangchil grubundan Aucha’yı dinleyeceğiz. https://www.youtube.com/watch?v=TYs5pCfySbE Bu şarkı, Kore’nin batı kıyısında yaşayan balıkçıların şarkısından esinlenmiş. Akdan Gwangchil, bu şarkıyı dinleyen herkesin balık yüküyle geri dönen bir gemi gibi neşe ve mutlulukla dolu bir hayat yaşamasını diliyor. Akdan Gwangchil grubu ciddi – asık suratlı olmayan, geleneksel müziği K-Poplaştıran (Kore Popu) bir grup. Altı geleneksel çalgı çalan ve üç de vokal üyeleri var. Kutsal, şamanik ve ritüelsi şarkılar icra ediyorlar. Neşeli enerjik şarkıları var.

Imaj: Earth Field by Benjamin Johnson

Görüntünün olası içeriği: bitki

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

facebook.com/pages

dunyanincazi-loget.blogspot.com/

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Perşembe Melis Behlil ile Sinemalardan

Açık Dergi Perşembe Beraber ve Solo Ahkâmlar (Açık Dergi’de yeni köşe) / 15 günde bir / Hazırlayanlar: Seyit Ali, Turgut Yüksel ve ve Mehmet Kekik

Farklı disiplinlerden 3 insanın müzik dinleme serüvenleri.

Açık Dergi Perşembe Sarı Tuğlalı Yol / Zeynep Arıca ve Burak Dinler / Müzikal Tiyatro’da bir gezinti

Müzikal tiyatro tarihinden klasikler hem ses kayıtları hem de sahne notlarıyla bu yayın dönemi Açık Dergi’de. Eski programcımız Zeynep Arıca’nın yanına sahne arkadaşı Burak Dinler’i alıp sunacağı Sarı Tuğlalı Yol’da amatör ve profesyonel müzik grupları da zaman zaman yayına konuk oluyor.

Açık Dergi Perşembe Fransız Öpücüğü (Gün ve saat değişikliği) / Hazırlayan: Devrim Özkan

Şansonların ötesinde çağdaş Fransızca müzik programı Fransız Öpücüğü bu yayın döneminde on beş günde bir, üstelik bir saatlik formatıyla Açık Dergi’de bizlerle. Devrim Özkan, özel profilleri ve muhtelif anekdotlarıyla güncel müziğin Fransızcasına bakmayı sürdürüyor.

Twitter.com/Fransız Öpücüğü

20:00 – 21:00 Caz Orkestrası / Hülya Tunçağ / Dünden bugüne büyük caz / orkestraları

21:00 – 22:00 Sosyal Müzik (Yeni program) / Hazırlayanlar: Gonca Açıkalın, Sina Hakman)

acikradyo.com.tr/program/sosyal-muzik

“Caz ve cazdan etkilenen müzikler” şiarıyla yola çıkan programda, caz müziğine, cazla ilişkili ya da ondan esinlenip etkilenmiş müziklere yer veriliyor.

22:00 Alçak Basınç / Popüler kültürün kıyısında yeşeren, alternatif, yenilikçi müzik akımları / Harun İzer

Popüler kültürün kıyısında kenarında yeşeren alternatif ve yenilikçi müzik akımlarının izini süren Alçak Basınç bu yayın döneminde Perşembe akşamları saat 22:00’de.

23:00 – 24:00 Falan: Freeform Freakout / Clint Willey

Funk kanallarında ve farklı sadaların zengin çeşitliliğe sahip âleminde bir keşif gezisine çıkan Falan: Freeform Freakout bu yayın döneminde saat 23:00’de.

24:00 – 01:00 Modyan Bulundurur / Sesin İnternetteki Serüveni / Barış Yalaz, Ömer Ergün, Ayşe İdil İdil

Radyo içinde radyo! İnternet radyosu Radyo Modyan bu yayın döneminde sesin internetteki macerasına Açık Radyo içinden bir tünel açıyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow

democracynow.org/shows/2020/1/21

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_22-01-2020

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Çocuklar endişelenmemeli diyorsunuz. ‘Bunu bize bırakın. Tamir edeceğiz, sizi yüzüstü bırakmayacağız, pesimist olmayın’ diyorsunuz… Sonra… Hiçbir şey. Sessizlik. Hatta bazen sessizlikten de beter. Yeterli adımlar atılıyormuş gibi boş sözler ve vaatler.”
————-
İklim için okul grevlerine çıkarak tüm dünyada Gelecek için Cumalar hareketinin öncüsü olan 17 yaşındaki İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg, katıldığı Dünya Ekonomik Forumu’nda dünyanın finansçılarını, sigortacılarını, şirket yöneticilerini, siyasi liderlerini ve seçkinlerini, yüzlerine karşı, müthiş bir riyakârlıkla suçluyor. (Yeşil Gazete)

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi
***
***

Greta Thunberg Davos’ta: “Fosil yakıt endüstrisine yatırımları geri çekin!”

22 Ocak 2020

Gelecek için Cumalar hareketinin öncüsü olan 17 yaşındaki İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg, katıldığı Dünya Ekonomik Forumu’nda konuşma yaptı.

(Dünya Ekonomik Forumu’ndan alınan metnin çevirisi Yeşil Gazete tarafından yapılmıştır.)

Davos’ta gerçekleşen zirvede konuşan Thunberg, dünya liderlerinden fosil yakıt arama ve çıkarma çalışmalarını durdurmalarını, fosil yakıt endüstrisine yatırımları da geri çekmelerini talep etti.

Bir yıl önce Davos’ta yaptığı konuşmayı hatırlatan Thunberg, o zamandan itibaren kayda değer hiçbir gelişme olmadığını belirttiği konuşmasında oyalanmak yerine karbon emisyonlarının bugünden itibaren sıfıra indirilmesi gerektiğini söyledi. Thunberg konuşmasında şunları söyledi:

“Bir yıl önce Davos’a gelmiş ve ‘evimiz yanıyor’ demiştim. ‘Panik yapmanızı istiyorum’ demiştim. İnsanlara iklim krizi konusunda panik yapmalarını söylememin çok tehlikeli olduğu konusunda daha önce uyarılmıştım. Ama merak etmeyin, sorun yok. Bunu daha önce yaptım ve sizi temin ederim hiçbir sonuca ulaşmadı. Ayrıca kayıtlara geçmesi için, biz çocuklar panik yapmanızı söylediğimizde eskisi gibi devam etmenizi söylemiyoruz.”

‘Olmayan teknolojilere güvenmeyin’

“Bugün mevcut olmayan ve belki de hiçbir zaman olmayacak teknolojilere güvenmenizi söylemiyoruz. ‘Sıfır karbon emisyonuna’ veya ‘karbon nötrlüğüne’ ulaşmak için hile yapmanızı veya sayılarla oynamanızı da söylemiyoruz. Biz size Amazon gibi ormanlar çok daha yüksek bir oranda katledilirken başkasına Afrika gibi yerlere ağaç dikmesi için para vererek ‘emisyonlarınızı telafi etmenizi’ söylemiyoruz. Ağaç dikmek iyidir elbette, ama yapılması gerekenin kıyısında bile değil ve gerçek azaltmanın ve doğayı yenilemenin yerini tutamaz.”

‘Emisyonlarımız tamamen durmalı’

“Açık konuşalım. ‘Düşük-karbon ekonomisine’ ihtiyacımız yok. ‘Daha az emisyona’ ihtiyacımız yok. Eğer 1,5 derece hedefinin altında kalmak istiyorsak emisyonlarımız tamamen durmalı. Ve emisyonlarımızı eksiye düşürecek ölçekte teknolojilerimiz olana kadar net sıfır emisyonu unutmalı ve gerçek sıfır emisyona ulaşmalıyız. Çünkü uzak net sıfır emisyon hedefleri, bugün için geçerli olan uzak gelecek tarihler için geçerli olmayan karbondioksit bütçesini göz ardı etmeye devam edersek kesinlikle hiçbir şey ifade etmeyecek.  Birkaç yıl boyunca bile yüksek emisyonlar devam ederse, kalan bütçe yakında tamamen tükenecek.”

‘Taahhütleri yerine getirmede çuvallıyoruz’

“ABD’nin Paris Anlaşması’nı terk etmesi herkesi öfkelendiriyor ve endişelendiriyor ve öyle de olmalı. Ancak Paris Anlaşması’na kaydolduğunuz taahhütleri yerine getirmede hepimiz çuvallıyoruz ve bu durum en azından iktidardaki insanları rahatsız ediyor gibi görünmüyor. Bugünden itibaren radikal emisyonları kökünden kesmeyi içermeyen herhangi bir planınız veya politikanız, Paris Anlaşması’nın 1,5 derece veya 2 derecenin altında taahhütlerini yerine getirmek için tamamen yetersiz.”

‘Sağ ve sol meselesi değil’

“Ve tekrar, bu sağ ve sol meselesi değil. Parti politikalarınızı daha az umursayamazdık. Sürdürülebilirlik açısından sağ, sol, merkez hepsi başarısız oldu. Hiçbir politik ideoloji veya ekonomi modeli iklim ve ekolojik acil durumun üstesinden gelmeyi ve bütüncül, sürdürülebilir bir dünya yaratmayı başaramadı. Çünkü dünya, eğer hala farkında değilseniz, şu anda yanıyor.”

‘Endişelenmeyin diyorsunuz. Sonra… Sessizlik’

“Çocuklar endişelenmemeli diyorsunuz. ‘Bunu bize bırakın. Tamir edeceğiz, sizi yüzüstü bırakmayacağız. Pesimist olmayın’ diyorsunuz. Sonra… Hiçbir şey. Sessizlik. Hatta bazen sessizlikten de beter. Yeterli adımlar atılıyormuş gibi boş sözler ve vaatler. Görünen o ki tüm çözümler şu anda yaşadığımız toplumda mevcut değil. Emisyonlarımızı radikal biçimde düşürmeye başlayacak teknolojik çözümleri bekleyecek vaktimiz de yok. Bu yüzden dönüşüm kolay olmayacak. Zor olacak. Bununla şu anda yüzleşmezsek, bütün kartları açık oynamazsak, bu durumu vaktinde çözemeyeceğiz.”

Liderlerden üç talep

“Dünya Ekonomik Forumu’nun 50. yıldönümüne kadar geçen günlerde, dünyanın en güçlü ve etkili iş ve siyasi liderleri olan sizden gerekli önlemleri almaya başlamasını isteyen bir grup iklim aktivistine katıldım. Bu yıl Dünya Ekonomik Forumu’nda şirket, banka, kurum ve hükümetlerden katılımcılardan şunu talep ediyoruz:

– Fosil yakıt arama ve çıkarma konusundaki tüm yatırımları derhal durdurun.

– Hemen tüm fosil yakıt sübvansiyonlarına son verin.

– Ve hemen ve tamamen fosil yakıtlardaki yatırımlarınızdan geri çekilin.”

‘Denemeden, vazgeçmeyin’

“Bu şeylerin 2050, 2030 hatta 2021’e kadar yapılmasını istemiyoruz, şimdi yapılmasını istiyoruz. Çok fazla şey istiyormuşuz gibi durabilir. Ve tabii ki oldukça saf bulacaksınız. Ancak bu, hızlı sürdürülebilir geçişi başlatmak için gereken minimum çaba. Yani ya bunları yaparsınız ya da çocuklarınıza neden 1.5 derece hedefinden vazgeçeceğinizi açıklamak zorunda kalacaksınız. Denemeden vazgeçmek…”

‘Benim kuşağım vazgeçmeyecek’

“Sizden farklı olarak, benim kuşağımın kavgadan vazgeçmeyeceğini söylemek için buradayım. Gerçekler açık, ancak ele almanız için hala çok rahatsız edici geliyor. Vazgeçiyorsunuz çünkü çok iç karartıcı olduğunu ve insanların pes edeceğini düşünüyorsunuz. Ama insanlar pes etmeyecek.  Vazgeçenler sizsiniz. Geçen hafta, Polonya’da çalıştığı maden kapatıldığı için işsiz kalan kömür madencileri ile tanıştım. Onlar dahi vazgeçmemişti. Tam tersine, değişmemiz gerektiğini sizden daha iyi anlıyorlardı.”

‘Evimiz hala yanıyor’

“Acaba, çocuklarınıza başarısız olma ve onları bilerek iklim karmaşasına bırakma sebebi olarak ne diyeceksiniz? 1.5 derecelik hedef? Ekonomi için çok kötü göründüğünü ve gelecekteki yaşam koşullarını güvenceye alma fikrinden denemeden dahi vazgeçtiğinizi mi? Evimiz, hala yanıyor. Eylemsizliğiniz her geçen saat ateşi daha da körüklüyor. Hala size panik yapmanızı ve çocuğunuzu her şeyden çok seviyormuşçasınıza harekete geçmenizi söylüyoruz.”

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Nereye Doğru: Cengiz Aktar’la Geleceğe Bakışlar

nereyedogru20200122

Nereye Doğru kayıt arşivi

09.30 – 10:00 50. Yılında 68 Devrimi (Açık Gazete’de yeni köşe) / Tarih Vakfı’nın katkılarıyla.

30. yılını bir sergi, 40. yılını ise 6 dakika 8 saniyelik bir dizi program ile andığımız 68’in, 50. yaşını de es geçmiyoruz. Tarih Vakfı’nın katkılarıyla 68 Devrimini enine boyuna konuşuyoruz.

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Açık Yeşil / Ümit Şahin ve Ömer Madra / Hayatın, politikanın ve sokağın çevre ekoloji gündemi

acikyesil20200122

Açık Yeşil kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Metropolitika / Aysim Türkmen, Korhan Gümüş ve ve Murat Güvenç / Kent ve kentlilik üzerine tartışmalar

metropolitika20200122

Metropolitika kayıt arşivi

12:00 – 12:55 Midday Blues / Gün ortasında müzik arası / Ahmet Uncu

Coğrafyalardan ve türlerden bağımsız “günortası müzikleri” programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Tuna’nın Beri Yanı / Muammer Ketencoğlu / Balkan ağırlıklı etnik müzik

muammerketencoglu.com/

tunaninberiyani.blogspot.com/

facebook.com/ketencoglumuammer

facebook.com/muammerketencoğlu

14:00 – 14:30 Türlerin Yaşam Hakkı / Işıl Karaelmas / Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey

zz4

“Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey” şiarıyla yola çıkan program; Türkiye ve dünyadaki hayvan hakları gündeminden, etik veganlık anlayışına; hayvansal ürünleri tüketmeyi bırakmaktan, sokak hayvanlarına yardım etmeye kadar faydalı insan yaklaşımları ve pratikleri üzerine.

twitter.com.türlerin.yaşam.hakkı 

pictosee.com/turlerinyasamhakki/

14:30 – 15:30 Alla Turca / Ali Pınar ve Ersin Antep / Türkiye’den klâsik müzik yorumcuları ve bestakârları

www.facebook.com/alla.turca.5

instagram.com/allaturca2001/

15:30 – 16:30 Altın Saatler / Nuray Aydınoğlu, Elvan Cantekin, Argun Yum ve Gürhan Ertür / 17 Ağustos’u unutma

Altın Saatler kayıt arşivi

16:30 – 17:00 Sudan Gelen (15 Günde 1) / Suya doğanın, bilimin, sanatın, edebiyatın içinden bakmak / Hazırlayan: Akgün İlhan

sudangelen20200122

Hayat suyun varlığıyla başladı ve onunla devam ediyor. Hayatın sonunu ise suyun yokluğu getirecek. Yaşadığımız gezegende içinde su bulunmayan, sudan gelip suya karışmayan hiçbir şey yok. Suyun yaşamın başlangıcı olduğunu, her varlık için vazgeçilmezliğini ve yeri dolduramazlığını vurgulamak hiç bu kadar önemli olmamıştı. İşte bu yüzden sudan gelen hikâyelerle insanlığın doğayla ve kendiyle olan ilişkisini anlatmak için tasarlandı Sudan Gelen. Parçası olduğumuz doğayla nasıl bir ilişki içindeyiz? Doğaya nasıl bakıp, ona nasıl davranıyoruz? Kendimizi doğanın neresinde konumlandırıyoruz? Biz insanlar kimiz, nasıl canlılarız? İnsanlık için nasıl bir gelecek hayal ediyoruz? Bu Can alıcı sorulara cevap ararken doğanın en temel bileşeni ve bedenimizin yüzde %60’ını oluşturan suyla ilişkimize baktıkça kendimizi de daha iyi tanıyacağız.

Sudan Gelen facebook sayfası

***

Akgün İlhan’ın hazırlayıp sunduğu Sudan Gelen’de konuğumuz Mehmet Remzi Çelik, deprem sonrası suya erişime dair bilgiler aktaracak. Açık Radyo Validebağ Savunması MAYADER Mahalle Yaşam Dayanişma Derneği Koşuyolu Mahallesi Muhtarı Eylem Bilir #deprem #su

Görüntünün olası içeriği: yazı
17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Açık Radyo kurucularından, programcı dostumuz Atilla Aksoy’u yakın zaman önce kaybettik. Dünyanın Cazı programının ilk programcısı Aksoy’un 2004 yılında bu çerçevede hazırlayıp sunduğu programları 13 yılın ardından Çarşamba günleri 17.00’de tekrar yayınlıyoruz.

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Çarşamba Oyun Arası / Emre Gümüşer

Muhtelif tiyatro müziği örneklerine kulak atıp, oyunlar arası bir yolculuğa çıkıyoruz.

Açık Dergi Çarşamba Her ayın son Çarşamba akşamı 18:30 – Fasikül / Aylık Özgür Sinema Gündemi / Ekrem Buğra Büte

Sinemada ifade özgürlüğünün önündeki engeller ve bunlara karşı geliştirilen yaratıcı çözümler Fasikül’de raporlanıyor ve muhtelif aktörlerle değerlendiriliyor.

Açık Dergi Çarşamba Yerden Yüksek / Çocukların Mekân Algısı ve Mekânsal Hakları / Gizem Kıygı

Değişen kentsel ve kırsal mekânlarda çocuıkların mekânlarda nasıl varoldukları ve mekânı nasıl algıladıklarını ve bu konuda yapılan çalışmaları konuşuyoruz. Her bölümde bir araştırmacı-uzman konuk yayına eşlik ediyor.

yerdenyuksek.medium.com

instagram.com/yerden.yuksek94.9/

***

zz11

Yerden Yüksek haftası! Bu programda eğitimde ezberleri bozan, geliştirdikleri yaklaşımla öğrenmeye başka kapılar açan ve ilham veren Bediz Gürel @bedizb ile Beyhan Gültaşlar’ı @beyhangultaslar konuk ediyorum. Eğitimde mekan neden önemli, kucaklayıcı çevre çocuğun iyi olma halini nasıl destekler, sınıfta, okulda, şehirde katılım eğitimle birlikte nasıl düşünülebilir? Bu soruların cevaplarını biraz kendi deneyimleri çerçevesinde, biraz Reggio Emilia gibi örnek eğitim pedagojilerinden destekle arayacağız. 25 dakikaya sığmayacağı kesin dolu dolu bir sohbet bizleri bekliyor. Hadi yarın 19.00’da Açık Radyo frekanslarında buluşalım! 👋

Açık Dergi Çarşamba 18:50 Tasarım Sözlüğü (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Muğlak Standartlar Enstitüsü

Muğlak Standartlar Enstitüsü’nün uzun süredir üstünde çalıştığı ve memlekete özgü tasarımsal terim ve icatların derlendiği müstesna Tasarım Sözlüğü’nün maddeleri Enstitü üyelerince her Çarşamba akşamı birer maddeyle radyoda seslendirilmeye başlıyor.

Açık Dergi 19:30 Çıplak Ayakla Dans (Açık Dergi’de yeniden köşe, 15 günde 1) / Hazırlayanlar: Duygu Güngör ve Mihran Tomasyan

Çıplak Ayaklar Kumpanyası bu yayın döneminde yeni konu ve konuklarıyla aramıza dönüyor. Tezahür programıyla dönüşümlü olarak.

Çıplak Ayakla Dans kayıt arşivi

20:00 – 21:00 Ay’da Caz (Yeni program) / Caz tarihinde bu ay / Hazırlayanlar: Nazlı Toprak ve Leyla Diana Gücük

Caz tarihinde o ay doğan-ölen müzisyenler, çıkan albümler, önemli olayların işlendiği bir caz programı

21:00 – 22:00 Akdeniz Güneşi / Müzikli Akdeniz Turu / Tolga Esmer

Akdeniz’in cazla buluştuğu radyo programı. Tabii Akdeniz kültürünün katı sınırlardan hoşlanmadığı düşünüldüğünde caz dışındaki müzik türlerine ve Akdeniz dışından, yüreği Akdeniz güneşiyle ısınmış müzisyenlere de yer veriyor. Bu yayın döneminde çarşamba akşamları saat 21.00’de.

22:00 – 23:00 Ayın Karanlık Yüzü / Yosi Falay / Bir albüm

23:00 – 24:00 Caz Portreleri / Mustafa Aykın / Ayrıntılı caz tiplemeleri

24:00 – 01:00 Beton Orman / Da-Frogg Eyez /  Reggae, Dub ve alt türleri

8 yıl aradan sonra Beton Orman, Reggae, Dub ve alt türlerinin pozitif titreşimlerini yaymak için döndü.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/1/20

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Yeni Ufuklar (Yeniden program) / UNDP Türkiye

Her kış dönemi olduğu gibi BM UNDP Türkiye ofisinin hazırladığı Yeni Ufuklar bu  yayın döneminde geri dönüyor.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_21-01-2020

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Çocuklar haklarının ne olduğunu ne istediklerini, ana babalarından ne beklediklerini tam olarak biliyorlar.”
—————————————
Davos’daki Dünya Ekonomik Forumu toplantısı öncesinde iklim, ormansızlaşma ve kirlenme konusunda hükümetleri kesin ve acil tavır almaya çağıran BM Biyoçeşitlik kurumu başkanı Elizabeth Maruma Mrena, iklim aktivisti çocukların çağrısına uymazsak, insanlığı “hayattan boşalmış” bir dünyada yaşama tehlikesinin beklediğini söylüyor. (Guardian)

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, kalabalık ve açık hava

***

***

Hrant’ı özlemek

21 Ocak 2020

Barışmadan cezalandırma değil de gerçekten barışmayı anlamaya onun kadar yakın ve istekli birini bulabilir misiniz?

(Murat Belge’nin bu yazısı T24 internet sitesinden alınmıştır.)

T24 Hrant Dink hakkında yoğun yayın yaptı ama yalnız T24 değil, Hrant’ı hatırlayan da çok, unutturmamaya kararlı olan da. Hrant’ın cenaze alayının da kalabalığını ve ayrıca katılanların genel görünümünü hatırlıyorum; “Burada olağandışı bir şey var” dedirtiyordu.

O olağandışı şey aslında Hrant’ın kişiliğiydi. O kişiliği ben iyi kötü biliyor ve çok da seviyordum ama bu kadar çok sayıda ve farklı karakterde insanı etkilemiş olması gene de şaşırtıcıydı.

Ne olduğunu unuttuğum bir toplantının bitiminde tanışmıştık. Gelip kendini tanıtmış, “Sizin derneğe üye olmak istiyorum” demişti. Dernek, Helsinki Yurttaşlar Derneği. Adının “Hrant” olduğunu söylemişti tabii ama “öylesini beğenirsen” hesabı, “Fırat” da diyebileceğimi eklemişti. Bunu hiç kullanmadım tabii. Gene bu ilk görüşüp tanışmada evine yemeğe davet etmişti.

Benden epey gençti Hrant ama hemen arkadaş olduk. Yurtdışı seyahati olarak bir Amerika’da birlikte olduk, Minneapolis’te, bir de Ermenistan’da, Erivan’da. Erivan’da birlikte dolaştığımız bir gün meydan gibi bir yere yolumuz düştü. Benim bilmediğim bir yer ama o da görmemişti daha önce. Meydanın ortasında bir heykel, at üstünde bir adam, üniformalı, kılıcını çekmiş, kılıç elinde. Heykelin yüzüne bakıp tanımama imkan yok ama büyük ihtimal Antranik bu. Ermeni general. Hrant da tanımıyor yüzünü, o da aynı şeyi tahmin etti.

“Kılıcını çekmiş,” dedi. “İşte, çekecek kılıcı bulan çekiyor.” Yani falanların doğuştan zalim, filanların da doğuştan mazlum olmadığını, koşullara göre bu rollerin sürekli değiştiğini söylüyordu.

Genç yaşında sosyalist olmuş bir Ermeni. Böyle birinin Ermeni Kıyımı’nı hayatının sorunu yapması kadar normal bir şey olamaz. Hayatının sorunu yapar, ama nasıl yapar? Tabii oraya gelince bunun bir tek yolu yok; herkes kendi kişiliğine göre bir tavır seçer. Hrant gibi birisi söz konusuysa, başkasının eline tutuşturduğu bir reçeteyi benimsemesine imkan yok. Kendi seçecek, kendi tavrını oluşturacak.

Kendi tavrını oluşturması kolay bir iş değil, çünkü düşüneceği çok sorun var. Yalnız Türkiye’nin değil, Ermenistan’ın politikasına da kafa yoracak -üstelik orada da işler parlak değil. İstanbul Ermenileri’nin Ermenice okuyup anlayamaz hale gelmeleri karşısında ne yapmak gerektiğini düşünecek, Türkler’in Ermeni kültürünü ve edebiyatını, sanatını daha yakından merak etmesi ve tanıması için çareler düşünecek, bir yandan”Agos”u yayımlayacak -ve daha kim bilir neler.

Hrant’ın işi, konusu çok olsa da, Ermeni Kıyımı konusunda sesi çıkıyor, sesini çıkarıyor, bu da onu öncelikle bir konuya bağlayacak. Ermeniler’den bazılarının bile “Yahu, sus, suları bulandırma!” dediği Hrant elbette Türk milliyetçilerinin dikkatini çekecek.

Hrant’ın önce “değerleri” vardı: görece “soyut” şeyler, hak, adalet, doğruluk, dürüstlük gibi şeyler. Türk, Ermeni, Amerikalı v.b. bunlardan sonra gelirdi ve onların birinci sıradakilerin yerini değiştirmesi söz konusu değildi. İnsan sevgisi, Hrant’ın skalasının en tepesinde dururdu. Türkler’e bakarken de başka türlü yapacak değildi. Kıyım’ın kendisine nefretle bakardı ama bu, bazı Ermeniler’de olabildiği gibi Türk olan her şeyden nefret etmek anlamına gelmezdi.

Şu noktaya varmak istiyorum: Hrant öldü, aradan yıllar geçti, bu süre içinde çeşitli mahkemeler devam etti ve bugün, bunca yıl sonra, başladığımız noktanın çok ilerisine varmış değiliz. Cinayeti fiilen işlemiş olanlar feda edilmiş, oradalar. Ama işin onlarla başlayıp bitmediği besbelli ve devlet mekanizmalarının bir üst düzeyde olanları sıkı sıkı saklamaya devam edeceği de besbelli. Bu “saklama” işleminin başarısı, burada iyi bir örgütlenme olduğunu da gösteriyor. Yani bir “geniş cephe” kurulmuş burada, şu kurum, bu kurum, bir biçimde haberdar ve şimdi de ser veriyor, sır vermiyor. Bu da olayı nasıl ciddiye aldıklarını gösteriyor.

Soracağım, bütün bu örgütlenmenin Hrant’la ilgili olmasının hikmeti üstüne. Ermeni Kıyımı’nı Ermeniler adına kovuşturacak kişiler, kurumlar çerçevesinde, Türkiye’ye onun kadar anlayışla bakacak bir kimse bulunabilir mi?Bunların bulunacağını sanmıyorum. Öyleyse, diyorum, niçin onu öldürdünüz?

Yoksa, nedeni, tam da bu saydığım şeyler mi? Böylesine olgun, anlayışlı ve kendisi sevimli bir insanın savunduğu davayı daha kabul edilebilir biri olduğu düşüncesi mi etkili oldu? İyi ama, dünyada, “bu olay oldu mu, olmadı mı?” diye bir soru yok. 1915’ten beri yok. Hrant olduğunu bilmeyenlere gerçeği anlatacağı için tehlikeliyse, bu öğrenecekler ancak Türkler olabilir. Ama artık onun da yolu açıldı, durdurulması mümkün değil.

Bu davanın içinden Hrant Dink’i öldürerek çıkartma kararını kimler verdiyse, ne istiyorlar? Bunu yaparak nereye varacaklarını düşünüyorlar?

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Salı Ahmet İnsel’le Ufuk Turu

ufukturu20200121

Ufuk Turu kayıt arşivi

09:30 – 09:50 Açık Bilinç /  Güven Güzeldere ile Bilim ve Felsefe Sohbetleri

Acikbilinc20200121

acikbilinc21012020

Açık Bilinçkayıt arşivi

Açık Bilinç program metinleri

twitter.com/açık bilinç

***

zz5

Koç Ü. Psikoloji Bölümü’nden, @KU_CocukAile  direktörü Prof. @aysebilgeselcuk  ile, yeni kitabı üzerinden, çocuk gelişimi, sosyal sorumluluk, ahlak ve hayata dair bir sohbet. İnsan Her Koşulda 21 Ocak 2019 Salı 09:30 acikradyo.com.tr/stream ve acikradyo.com.tr/program/44255/ podcast. +

***

Daha önce de iki kez Açık Bilinç’te konuk olan Prof. @aysebilgeselcuk  ile yaptığımız son programda, “Çocuklarımızın bugünü ve geleceği için barış şart” makalesinden hareketle, çatışma ortamlarında çocuk psikolojisinden ve barışın öneminden söz etmiştik:

***

Bu haftaki programa, Gelişim Psikolojisi’nin neyi araştırdığını ve niye önemli olduğunu konuşarak başlayacağız. Ardından, “İnsan Her Koşulda” kitabında yer alan insanlık hallerine, kültürlerarası ben-sen ikiliğine, sosyal birlikteliğin temellerindeki unsurlara değineceğiz.

***

Geçen hafta, Dr. @mmkubilay  ile ülkemizde giderek artan genç işsizliğinin yarattığı sorunlar hakkında konuşmuştuk. acikradyo.com.tr/acik-bilinc/ge Bu haftaki programda, bu konunun psikolojik yönlerinden de söz edeceğiz.

***

“Ekonomik sıkıntılar şiddet eğilimini tetikliyor.” Prof. @aysebilgeselcuk @criturk ‘te yeni kitabını anlatıyor: youtube.com/watch?v=AoNmfE “Çocuk Yetiştirme Konusunda Neden Farklı Görüşler Var?” Bu da, @zankamedya da yayınlanan bir söyleşi:

***

zz6

Prof. @aysebilgeselcuk , çocuklarda sosyal, bilişsel ve duygusal gelişim, ebeveynlik, mizaç ve kültür konularında çalışıyor. @destekyayinlari ‘ndan yeni çıkan kitabı “İnsan Her Koşulda”, dürtülerden davranışa, şefkatten ahlaka uzanan bir yelpazede, insanlık hallerini irdeliyor.

***

Gelecek hafta, yepyeni bir seriye başlıyor ve daha önce yer veremediğimiz bir bilimsel alana eğiliyoruz: Matematik. Matematik nedir, niçin önemlidir, diğer bilimlerden farkı nedir? @Mat_Koyu kurucusu Prof. Ali Nesin anlatacak.

***

zz8

zz7

Bu akışı, “İnsan Her Koşulda”nın ana fikrini çağrıştıran bir cümleyle bitireyim. M.Ö. 2. yüzyılda, bir süre köle olarak yaşadıktan sonra özgürlüğüne kavuşan Romalı yazar Terentius, şöyle demiş: “Ben insanım; insana dair hiçbir şey bana yabancı değildir.”

***

Çocuk gelişimi, sosyal sorumluluk, ahlak ve hayat: Prof. Ayşe Bilge Selçuk ile söyleşi

21 Ocak 2020

Koç Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi ve Çocuk ve Aile Çalışmaları Laboratuarı direktörü Prof. Ayşe Bilge Selçuk ile, yeni kitabı üzerinden, çocuk gelişimi, sosyal sorumluluk, ahlak ve hayata dair bir sohbet.

Daha önce de iki kez Açık Bilinç’te konuk olan Ayşe Bilge Selçuk ile yaptığımız son programda, “Çocuklarımızın bugünü ve geleceği için barış şart” makalesinden hareketle, çatışma ortamlarında çocuk psikolojisinden ve barışın öneminden söz etmiştik: http://acikradyo.com.tr/acik-bilinc/amasiz-baris-sart

— / —

Bu haftaki programa, ‘gelişim psikolojisi’nin neyi araştırdığını ve niye önemli olduğunu konuşarak başlayacağız.

Ardından, “İnsan Her Koşulda” kitabında yer alan insanlık hallerine, kültürlerarası ben-sen ikiliğine, sosyal birlikteliğin temellerindeki unsurlara değineceğiz.

— / —

Geçen hafta, Dr. Murat Kubilay ile ülkemizde giderek artan genç işsizliğinin yarattığı sorunlar hakkında konuşmuştuk: http://acikradyo.com.tr/acik-bilinc/genc-issizligi-dr-murat-kubilayla-soylesi

Bu haftaki programda, bu konunun psikolojik yönlerinden de söz edeceğiz.

— / —

Konuğumuz ile, programdaki temalara da değinen iki söyleşi:

“Ekonomik sıkıntılar şiddet eğilimini tetikliyor.”

“Çocuk Yetiştirme Konusunda Neden Farklı Görüşler Var?”

— / —

Prof. Ayşe Bilge Selçuk, çocuklarda sosyal, bilişsel ve duygusal gelişim, ebeveynlik, mizaç ve kültür konularında çalışıyor ve kitabı “İnsan Her Koşulda”da dürtülerden davranışa, şefkatten ahlaka uzanan bir yelpazede, insanlık hallerini irdeliyor.

Bu akışı, “İnsan Her Koşulda”nın ana fikrini çağrıştıran bir cümleyle bitireyim.

M.Ö. 2. yüzyılda, bir süre köle olarak yaşadıktan sonra özgürlüğüne kavuşan Romalı yazar Terentius, söylediği gibi:

“Ben insanım; insana dair hiçbir şey bana yabancı değildir.”

— / —

Açık Bilinç’i salı sabahları 9:30’da (http://acikradyo.com.tr/stream) dinleyebilir, podcast arşivine http://acikradyo.com.tr/program/acik-bilinc‘den ulaşabilirsiniz.

10:00 – 10:30 İklim İçin / Yücel Sönmez, Ömer Madra ve Murat Can Tonbil / İstanbul Forumu’ndan, Paris Zirvesi’ne yeryüzünün iklim güncesi

iklimicin20200121

İklim İçin kayıt arşivi

10:30 – 11:00 Ahşaptan Betona, Mecidiyeden Jetona / Pınar Erkan / Alameti kerametinden menkul kent hikayeleri

ahsaptanbetonamecidiyedenjetona20200121

“Alameti kerametinden menkul kent hikâyeleri” şiarıyla yola çıkan programda tarihten günümüze tarihsel katmanlar da deşilerek Bizans köşklerinden, sarayların altyapısının nasıl oluşturulduğuna, konutlardan ofislere, kaldırımlardan sokaklara, dehlizlerden şarap üretilen üzüm bağlarına kadar şehrin farklı unsurlarına dair az ya da çok bilinen detaylar konuşuluyor.

Ahşaptan betona Mecidiyeden jetona kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Deniz Aşırı / Deniz Pak / Bozcaadalılar, adaya yolu düşenler ve adanın kıyısına vuranlar…

bozcaadasozlugu.blogspot.com/denizairi

12:00 – 13:00 Cam Kenarı / Türlerden bağımsız yol müzikleri / Selahattin Çolak

Funk, oldschool hip-hop, jazz, jazz hiphop ve zaman zaman soul müziklerle sol şeritte ilerleyen bir müzik programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Musica Brasileira / Jozi Levi / Brezilya’dan müzik

soundcloud.com/joezeex/

9

14:00 – 14:30 Dünya Mirası Adalar / Asu Aksoy, Derya Tolgay ve Alp Orçun

dunyamirasiadalar20200121

Adalar, yüzyıllarca imparatorluklara başkentlik yapmış, siyasi ve kültürel dönüşümlerin aktörlerini beslemiş dünya şehri İstanbul’un hikâyelerinin hep bir parçası olagelmiş. Krallar, kraliçeler, dini liderler sürgüne buralarda zindanlara atılmış, ardından Osmanlı’dan günümüze  farklı kültürel cemaatlerin zengin bürokratları, iş insanları, Adaları İstanbul’un sayfiye merkezi haline getirmiş, sanatçılar, yazarlar, Adalar’ın renginden, havasından, kokusundan beslenmek için buraları mekân tutmuş. Adalar, muhteşem mimari ve yaşam dokusuyla dünyada eşine az rastlanır bir kültürler havzası olma halini bugüne kadar taşımışlar.
Şanslıyız ki Adalarda İstanbul tarihinin tüm veçhelerinin mekânsal izdüşümlerini hâlâ görebiliyoruz ve barındırdıkları hikâyelerin bazen yaşayan bilgi kaynaklarına erişebiliyoruz. Kendimizi gerçekten müstesna hissetmeliyiz: Adalar’a adımımızı attığımızda İstanbul tarihinin çok da bozulmamış tanığının varlığını hissedebiliyoruz, şaşırıyor ve nedenini çok da bilmeden mutlu oluyoruz. Bu yayın döneminde bizi mutlu eden Dünya Mirası Adalar’ı enine boyuna konuşuyoruz.

Dünya Mirası Adalar facebook sayfası

***

Açık Radyo-Dünya Mirası Adalar programında Salı 14.00 de İstanbul Adaları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği avukatlarından Orhan Aker’le faytonlar ve atlarla ilgili açılan dava dosyasını, tabi davayı ilgilendiren ukome raporu ve ibb meclis kararını da konuşacağız.
İAKTVDerneği İstanbul Valiliği’ne bağlı Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü Mahalli Çevre Kurulu’nun 20.12.2019 tarih ve 197 sayılı toplantısında alınan kararların iptali istemiyle, ihtiyati tedbir ve duruşma talepli olarak İstanbul İdare Mahkemesi’nde 10.01.2020 tarihiyle iptal davası açmıştı.
Orhan Aker kimdir:
3. kuşak Büyükada’lıdır.
Saint Joseph lisesi, marmara üniversitesi hukuk fakültesi ve istanbul üniversitesi avrupa birliği hukuku yüksek lisans eğitimi sonrasında, 2008 yılından beri avukatlık yapmakta. Birçok alanda çalıştı. Başlıcaları, iş hukuku, gayrimenkul davaları, aile hukuku, miras davaları, ceza hukuku, idare, vergi hukuku, gümrük davaları, ticari davalar, fikri ve sınai mülkiyet hukuku.
Ailesinden devraldığı tarihi köşklerinde yaz-kış yaşamaktadır.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, oturuyor ve güneş gözlüğü
Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi
Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, açık hava
***
Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, ayakta duran insanlar ve ayakkabılar
Görüntünün olası içeriği: 6 kişi, oturan insanlar, masa ve iç mekan
Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, oturan insanlar, masa ve iç mekan
Görüntünün olası içeriği: 6 kişi, oturan insanlar, masa ve iç mekan
+3
Dünya Mirası Adalar

2863 Sit alanı kanunlarına göre 3 numaralı ve 5 numaralı Koruma Kurulu Kararlarına diğer kamu kurumları, valilikler vs uymakla mükellef.
Atların Karantina kararını, Hayvan Sağlığı Zabıta Komisyonu verir. Oysa onun yerine, yetkisi olmayan kurum, İl Mahalli Çevre Kurulu karar aldı. Böyle birşey yasal değil.
Yürütmenin durdurulması şart. Açık Radyo-Dünya Mirası Adalar programında 3 kuşak adalı, avukat Orhan Aker ile konuştuk.
Program podcast:http://acikradyo.com.tr/program/193273/kayit-arsivi/1

İAKTVDerneği İstanbul Valiliği’ne bağlı Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü Mahalli Çevre Kurulu’nun 20.12.2019 tarih ve 197 sayılı toplantısında alınan kararların iptali istemiyle, ihtiyati tedbir ve duruşma talepli olarak İstanbul İdare Mahkemesi’nde 10.01.2020 tarihiyle iptal davası açmıştı.

14:30 – 15:30 Yeni / Hande Akkan / Yeni Philip Glass’ın 80. yaşını kutluyor

Hande Akkan Twitter

15:30 – 16:00 Foto Müze / Gülderen Bölük (15 Günde 1)

20200121_20200121_2121

fotomuze20200121

Osmanlı dönemi ağırlıklı olmak üzere Türkiye fotoğraf tarihinde bir gezinti… Eski gazete, dergi, fotoğraf koleksiyonu ve sayısız malzemenin kaynaklık ettiği programda, konusunda uzman olan bir çok konuk da ağırlanıyor. Osmanlı dönemi fotoğrafhaneleri ve fotoğrafçıları, dönemin fotoğrafa yaklaşımı, basın-fotoğraf ilişkisi, arşivcilik ve koleksiyonculuk programın ana konuları.

instagram.com/fotomuzeturkiye/

***

rötuşun tarihifoto müzerötuş nedirfotoşoptan önceAcik Radyo 94.9Language Turkish

Bugün dijital yöntem ve programlarla yapılan pek çok düzeltme ve değişiklik fotoğrafın çok erken dönemlerinde de vardı. O günün stüdyoları, müşteri memnuniyetini de gözeterek, çizik,  nokta gibi teknik kusurları rahatlıkla yok edebiliyordu. Ayrıca yüzde bulunan sivilce, leke ve kırışıklıkları gidermek için de rötuşa başvuruyorlardı.

***

zz9

Bir grup fotoğrafı… Herkes tam. Aslında eksik biri vardı ama sağolsun fotoğrafçı onu da kadraja dahil etti. En arkada en soldaki kadın portresi, hem büyüklük hem de ışık olarak diğerlerinden ayrılıyor. Bugün ❗️⏰ 15:30’da @acikradyo ‘da #photo #fotomüze #museum #fotoğrafmüzesi #historyofphotography #arşiv #history #photooftheday #vintagephoto #instaphoto #instadaily #ephemera #portrait #stüdyo #ottoman #fotoğrafhane #instagood #instapic #history #fotoğraf #acikradyo #söyleşi #historyphoto #nostalgia #koleksiyon #fromthecollection #turkishphotography #rötuş #retouch #retouching

***

zz10

Yarınki konumuz rötuş… ✔️ İnceltilmiş beller, uzatılmış kirpikler, atmosfer yaratacak efektler… Kadrajda istenmeyen biri mi var silinebilir. ‘Keşke olsaydı’ dediğimiz biri mi var, sorun değil dahil edilebilir… Yanılıpta şimdiki dijital teknolojilerden söz ettiğimi sanmayın. Rötuşun tarihi fotoğraf tarihi kadar eskidir. yarın Açık Radyo’da 15:30’da 🎧#rötuş #photo #fotomüze #museum #fotoğrafmüzesi #historyofphotography #arşiv #history #photooftheday #vintagephoto #instaphoto #instadaily #ephemera #portrait #stüdyo #ottoman #fotoğrafhane #instagood #instadaily #instapic #history #gülderenbölük #fotoğraf #acikradyo #söyleşi #historyphoto #nostalgia #koleksiyon #fromthecollection #turkishphotography

***

Fotoğrafta rötuşun tarihçesi

22 Ocak 2020

Rötuşun ancak dijital devrimden sonra ortaya çıktığını düşünenler olabilir. Ancak rötuşun tarihi, neredeyse fotoğrafın tarihi kadar eski.

Öncelikle rötuş kelimesinin üzerinde biraz durmak istiyorum. Çok genel anlamda, fotoğraf üzerinde yapılan düzeltmeler ve iyileştirmelerdir diyebiliriz. Başka bir açıdan da bakalım; fotoğrafın ilk zamanlarında bazı önemli fotoğrafçıların, birden fazla negatif kullanarak, çoklu baskılar yaptığını biliyoruz. Yani bir fotoğraf kâğıdına üst üste basılarak oluşturulmuş, tek bir görüntüden söz ediyorum. Size böyle bir fotoğraf verilseydi ve nasıl elde edildiği söylenmeseydi bunu tahmin etme, bilme olasılığı oldukça düşük olurdu. Yine de bu fotografik görüntünün oluşumundaki müdahaleleri rötuş kapsamında değerlendirmek doğru olmaz; bunu teknik bir yöntem olarak ele almak daha yerinde. Her ikisi de ‘gerçeğe’ müdahale etse de görsel bir yanılsama yaratsa da birbirinden ayrılmalı… Başka bir söylemle fotografik görüntüye yapılan her dokunuş rötuş değildir.

Tabii burada gündeme şu konu gelecek ‘fotoğrafın belgesel değeri’… Yani fotoğraf belge yerine geçer mi, fotoğrafa güvenebilir miyiz? Ya da hangi müdahaleler fotoğrafın gerçekçiliğini ya da dokümanter niteliğini şüpheye düşürür? Ama bu konuyu, başka bir programa bırakarak rötuş konusuna tekrar dönmek istiyorum.

Peki, rötuş olarak kabul edeceğimiz “düzeltme”“giderme”“iyileştirme amaçlı” müdahaleler neler? Ve nasıl, ne şekilde yapılır?

Bugün dijital yöntem ve programlarla yapılan pek çok düzeltme ve değişiklik fotoğrafın çok erken dönemlerinde de vardı. O günün stüdyoları, müşteri memnuniyetini de gözeterek, çizik, nokta gibi teknik kusurları rahatlıkla yok edebiliyordu. Ayrıca yüzde bulunan sivilce, leke ve kırışıklıkları gidermek için de rötuşa başvuruyorlardı.

Fakat zamanla müşteri de fotoğrafçı da rötuştan beklentisini arttırdı. Kadınların çoğu yaban arısı gibi ince bir bele, uzun kirpiklere sahip olmak istiyordu. Dönemin fotoğrafçıları onların bu isteklerini gerçeğe dönüştürmeyi bildi. Esmer tenler açıldı, istenmeyen kişiler kadrajdan silindi, çekim sırasında orada olmayan fakat arzulanan kişiler dâhil edildi; stüdyoda yaratılmaya çalışılan atmosfer duman, su gibi efektler yapılarak güçlendirildi.  Bunların hepsi stüdyolar tarafından insanlara sunulmuş vaatlerdi ve fotoğraf çektirenler bu durumdan hoşnuttu.  Daha da örnekler arttırılabilir tabii…

Şunu da belirteyim rötuş, istenen şeye bağlı olarak hem negatife hem de pozitife uygulanabilir. Eğer istenen değişiklik negatif üzerinde yapılabiliyorsa, bundan elde edilecek baskılar da yani pozitifleri de düzgün olacaktır. Böylece kusur tek seferde halledilmiş olur ki, her defasında, her baskıyı düzeltmeye gerek kalmaz.

Tarihte negatife yapılan ilk rötuş, Münihli fotoğrafçı Franz Hampfstangl tarafından gerçekleştirilmiş. Hampfstangl, 1855 yılında Fransa’da bir sergi salonunda rötuşladığı fotoğrafları, rötuşsuz halleriyle birlikte yan yana asmış. Tabii sergiye gelenler de hayrete düşmüş. Bu bilgiyi kitabında Gisele Freund bize aktarıyor.

Anlaşıldığı gibi, yan yana sergilemenin amacı -müdahaleyi saklamak şöyle dursun- iki görüntü arasındaki farkı ve burada ortaya konan mahareti gözler önüne sermek. İstenen de gerçekleşiyor zaten, sergi insanları şaşırtmayı başarıyor. Tabii söz arasında, fotoğrafa yapılan her türlü müdahaleye –buna rötuş da dâhil- karşı olanların, tepki gösterenlerin varlığını da belirteyim. Üstelik hiç az da değil. Rötuşun ortaya çıkmasına, ya da rötuşa ihtiyaç duyulmasına neden olan bazı sebepler de var tabii…

Bunlardan birisi, yukarıda da söz ettiğim gibi; günün modası ve buna bağlı kişisel istekler… Şunu demek istiyorum, örnekle anlatırsam, mesela 1800’lerde korse kullanımı oldukça yaygındı. Kadın, erkek, çocuk… Hemen herkes korse kullanıyordu. Ama tabii korsenin de yapabileceği bir yere kadar.

Fakat insanlar; onları geleceğe taşıyacak olan portre fotoğraflarında güzel görünmek istiyorlar. Tabii o esnada devreye fotoğrafçı giriyor. İstediği kadar, neredeyse kopacak gibi inceltiyor kadınların bellerini…

Başka ülkelerde olduğu gibi bizim stüdyolarımız da bolca rötuş yapıyor. Kirpikler uzayıp kalınlaşıyor, kırışıklar gideriliyor…

Fotoğrafta rötuş ihtiyacı doğuran bir diğer neden de o zamana kadarki ‘portre resim geleneği’. Kastettiğim şu, fotoğrafın icadına kadar portre yapmak ressamların işiydi. Ama ressamlar, bu işi yaparken portresini yaptığı kişilerin yüzünde kusurlu buldukları yerleri ya hafifleterek çizerlerdi ya da hiç göstermezlerdi. Dolayısıyla portresini yaptıranlar sonuçtan her daim memnundu. Dolayısıyla fotoğraftan beklenen de buydu.

Ama portre için boya-fırça değil de fotoğraf makinesi kullanıldığında yüzdeki güzel-çirkin tüm detaylar otomatik olarak kaydediliyordu. İşte bu noktada da rötuşa ihtiyaç duyuldu.

Üstelik başta optik olmak üzere teknik alandaki gelişmeler, gün geçtikçe daha net fotoğraflar elde etmeyi sağlıyordu. Aslında bu netlik fotoğrafta istenen bir şey. Ama bahsettiğim nedenlerden ötürü, portre fotoğrafçılarını zora düşürmekteydi. Sonuç olarak insanlar beklentilerini karşılayacak, kendilerini en güzel şekilde fotoğrafa aktaracak stüdyolara gittiler.

Fakat rötuşun öyle kolay bir şey olmadığını; teknik bilgi, estetik duygusu ve büyük bir maharet gerektirdiğini de belirteyim. İşte, tam da bu sebeple fotoğraf tarihi komik ve abartılı örneklerle dolu. Öyle olunca da rötuş konusu karikatürlerin fıkraların konu olmuş. Gisele Freund bir tanesini kitabına almış: “Adamın biri, çektirdiği fotoğrafı alıp fotoğrafçısına geri götürür ve gerçekte otuz değil, altmış yaşında olduğunu; alnında kırışıklıkların, çenesinde oyukların bulunduğunu; yanaklarının gerçekte içeri çökmüş olduğunu ve burnunun da fotoğrafta görünen Yunan burnuyla hiçbir bağlantı kurulamayacak kadar yassı olduğunu söyler ve şu cevabı alır… Ay siz kendinize benzeyen fotoğraf mı istiyordunuz? Ama bunu önceden söylemeniz gerekirdi! Yoksa nereden bilebiliriz ki? “

Evet, kişisel tüm özellikleri yok eden, kötü rötuştan nasibini almayan var mıdır bilmiyorum.

Giséle Freund stüdyolarda rötuşun kullanılmaya başlamasını, fotoğrafta sonun başlangıcı olarak görür. Abartılı ölçülerde ve gelişigüzel kullanılmasının, gerçeğe sadık tüm ayırt edici özellikleri silip götürdüğünü, bu yüzden de fotoğrafın gerçek değerini kaybettiğini belirtiyor.

Oysa geçimini portre fotoğraflarından kazanan stüdyolar, yüzdeki detayları silip, pürüzsüz hale getirdiğinde resme daha fazla yaklaştıklarını düşünüyordu. Ve rötuş kısa sürede tüm portre fotoğrafçıları tarafından uygulanır oldu. Artık bundan böyle stüdyolarda renklendirme yapan ressamların yanında rötuşçular da hazır bulundu.

İstanbul stüdyolarında da durum çok farklı değil. Seri üretim de rötuş da alabildiğine kendini gösterir. Şimdilerde “photoshop” gibi görüntü işleme programlarının sağladığı olanaklarla yapılan tüm değişiklikler ve manipülasyonlar o zamanlarda bu işin ustası olan kişilerin, uzun ve titiz çalışmaları sonucunda elde ediliyordu.

1916 yılında yayımlanan Fenni, “Fotoğrafya” adlı kitapta rötuş başlığının altında kesin ve kısa bir ifade yer alıyor. Sadeleştirerek okuyorum;

“Rötuş mutlaka uygulama ve meleke ile elde edilir bir sanattır. Bunu ne kadar tarife çalışsak, yatkınlık olmadıkça istifade edemezsiniz. Onun için bilcümle sarf-ı nazar ediyoruz” diyerek hem konunun zorluğuna hem de rötuşçunun önemine vurgu yapar. Fotoğrafla ilgili eski kitaplarda da konunun önemi ve zorluğu devamlı dile getirilmiş. Bunlardan hem nasıl yapıldığına hem de neler kullanıldığına dair bilgiler alıyoruz.

Mesela; İpekçi kardeşlerin işlettiği Selanik Bonmarşesi’nin 1924 yılında bastırmış olduğu “Fotoğrafçılık ve Sinemacılığa Ait Eşya Katalogu”.

Bir diğeri… H.Bekes ve Şeriki tarafından 1930 yılında bastırılan “Fotoğraf Makineleri ve Teferruatı” adlı yayınları ele alalım.

Her iki katalogda da “Püpitr” denilen ve hemen hemen tüm stüdyolarda negatiflere rötuş yapmak için kullanılan rötuş aletinin görseli var. Selanik Bonmarşesi’nde boyasız ağaçtan imal edildiği belirtilmiş. 13’e 18 ve 18’e 24 santim ebatlarında klişeler kullanılabiliyormuş. Katalogda amatörler için daha basit modeller de var. Aslında basit bir alet, bir ayna ve bir buzlu camdan meydana geliyor. Sosyal medya hesaplarımızdan bu görselleri inceleyebilirsiniz. Rötuş için gerekenler ve işlem kabaca şöyle…

Öncelikle neler lazım sayalım; püpitr dedik. İkinci olarak matolen denilen bir sıvıyı sayabiliriz. Nedir matolen; boy boy şişelerde satılan alkol ve reçine esaslı bir sıvı. Önemli bir sıvı, bu olmadan kullanacağımız kalem gibi rötuş malzemeleri yüzeye tutunamıyor. Üçüncü olarak da kurşun kalemi sayabiliriz. Ama kalemlerin sertlik dereceleri önemli. Mesela bir marka, ki bu marka günümüzde de var; H’den B’ye kadar tam 15 sertlik derecesinde kalem üretmiş. Peki hangi negatifte, hangi kalemi kullanacağız? Buna, negatifin kontrastlığına bakarak karar veriyoruz. Bir de bu kurşun kalemlerin uçları son derce iyi açılmış olmalı ve ucu da neredeyse bir iğne kadar inceltilmiş olmalı.

Ayrıca kataloglarda kutu içinde, set halde satılan rötuş takımları da var. Bunlarda ilave olarak; kretuar, palet, beyaz tebeşir, samur fırça, tüp boya, karmen boya gibi farklı ilavelere de rastlıyoruz.

Belki sizde hatırlayacaksınız, bazen fotoğraflarda bazı bölgeler gereğinden koyu çıkar. Mesela bir portreyse bu, yüz ve ellerin gereğinden koyu çıktığını, portrenin baya bir esmerleştiğini düşünelim. Böyle bir fotoğrafın teknik karşılığı şu; negatifte portrenin yüz ve ellerine denk gelen bölgelerin şeffafa yakın olduğunu görürüz. Baskı yapıldığında bu şeffaf bölgelerden geçen ışık, yoğun bölgelerden geçen ışığa oranla daha fazla olacağı için, fotoğraf kâğıdının oraya denk gelen yerleri, fazla pozlanacak demektir. Sonuç; oldukça esmer tenli yağız bir portre…  İşte bu durumda karmen boya çok işe yarıyor.

Dinleyenler hatırlayacak alaminüt fotoğrafçıları anlatırken onların naif çözümlerinden söz etmiştim. ‘Alaminütçüler’ ya da ‘şipşakçılar’ karmen boya yerine bildiğimiz kırmızı kuru boya kalemleri kullanıyorlardı. Eskiden okul zamanında kullandıklarımızdan… Zaten o zamanlar çeşit yok denecek kadar azdı ve maviyle kırmızı olmak üzere iki renk olarak tek tek satılırdı. Biz de onları ödev ve konu başlıklarını yazarken kullanırdık. İşte ‘alaminütçüler’, bu kırmızı kalemleri, ceplerinden çıkarıp, hemen oracıkta tükürükleriyle ıslatarak negatif üzerinde; surat ve elleri boyardı. Bunu yaparken dilleri de boyandığı için çoğu zaman onlara “kırmızı dilliler” de deniliyordu. Ancak bu ne kadar pratik olursa olsun, stüdyolar rötuş için çok daha büyük özen gösteriyorlardı. Malzeme olarak da karmen boya kullanıyorlardı.

Başka bir kitaba geçelim. 1909 yılında yayımlanmış olan “Teshil-i Fotoğrafya” adlı kitapta rötuş başlığı altında epey bilgi aktarılmış. Karmen boyanın kullanımıyla ilgili de güzel bir tarif var ama öncesinde rötuşun zorluğuna dikkat çekiliyor.

Sadeleştirelim: “Resimlerin klişe üzerindeyken düzeltilmesi fotoğrafçılar tarafından âdet olup, bir şahsın resmini güzelleştireyim derken bazen pek çirkinleştirdiklerinden heveslilerin rötuşa muhtaç olmayacak tabiî resimler yapmasını temenni ile bazı portre ve peyzajlarda yapabilecekleri rötuşu tarif edelim. Portre yani insan resimlerinde yüzde ve ellerde ziyadece şeffaf kısımlar varsa, kâğıda çekildiğinde siyahça çıkacağından klişenin cam tarafından biraz ‘karmen’ denilen kırmızı (la’l) boya sürerek oradaki şeffaflığı ta’dil etmek mümkündür. Şöyle ki, küçük parmağı biraz ıslatarak karmene sürdükten sonra klişenin cam tarafına, (istenilen) nokta hizasına karmeni parmak ile ovalayarak ve (dairesel olarak) sürüp, karmen derhal kuruyacağından istenilen noktadan fazla olan taraftaki karmeni temiz parmak ile silmekten ibarettir. (…) Peyzajlarda karmen rötuşunun faydası ziyadedir.  Gölgelerdeki teferruatı göstermeye pek yardım eder.”

Böyle yazılmış, kalem ve püpitr ile yapılan rötuşu da anlatmış. Ve yine bilgiler arasında fırça ve çini mürekkebi ile de rötuş yapıldığı bilgisi var.

Süleyman Süreyya Bükey’in hazırlamış olduğu Gevaert Fotoğraf Rehberinde ise rötuş konusunda güzel detaylar aktarıyor. Öncekilerle benzer kısımları atlayıp, kalan ilgili kısmı da sadeleştirerek okuyorum.

“Fırçayı mümkün olduğu kadar dik tutmalıdır. Yalnız o boşlukların fazla doldurulmamasına dikkat edilmelidir. Negatife yapılan bu uygulamaya son derece dikkat edilmelidir. Bu sayede pozitife sarf edilecek vakitten tasarruf edilmiş olur. Negatifin şeffaf olan kısımları bu sayede ıslah edilmiş olur. Açık olan kısımları ise kâğıtlar üzerinde rötuş edilir.

Eğer hatalar çok büyük ise, rötuş ameliyesini pozitif ile negatif arasında taksim etmeli. Mamafih negatifte rötuşa daha rağbet etmeli. Zira negatifte uygulama bir defadır. Hâlbuki pozitifte her resim üzerine çalışmak icap eder. (…)

Pozitif üzerine rötuş, yumuşak kurşun kalemlerle ve fırça ile ve hususi renklerle yapılır. Rötuş bir maharet ve zevk meselesidir.  İyi bir hocadan tahsil edilecek rötuş, her bir fotoğrafçı için bilhassa elzemdir.

Klişelerde iki türlü rötuş yapılır: Birisi fazla (yoğun) olan kısımları inceltmek ve diğeri şeffaf kısımları kaplamak. Yoğun olan yerleri inceltmek için parmağa ince ve yumuşak bir tülbent sarılarak alkolde ıslatılır ve inceltilmesi icap eden kısım hafif hafif ovulur.  Ancak bu hususa dikkat etmek lazımdır. Ufak siyah noktalar ‘gratuvar’ denilen bıçakla kazınır.”

Görüldüğü gibi her kitapta, rötuşun ve rötuş ustasının ne kadar önemli olduğu ve bu işin ciddiye alınması gerektiği, aksi takdirde sonuçların kötü olabileceği vurgulanmakta. Bu durum günümüz içinde geçerli.  Fotoğraf ister analog yöntemlerle elde dilmiş olsun ister sayısal, rötuşta estetik sınırlar mutlaka korunmalıdır. Yoksa düzeltelim, güzelleştirelim derken kolayca tanınmaz hale gelebilir.

16:00 – 16:30 Emeğin Gündemi / (15 Günde 1)Fabrikalardan plazalara emekçilerin ortak sorunları ve örgütlenme deneyimleri / Ayşe Berna Uçarol

emegingundemi20200121

Emeğin ve emekçinin gündemini gözönünde tuttuğumuz program bu yayın döneminde 15 günde bir Salı günleri 16:00’da.

emegingundemi.blogspot.com/

emegingundemi.blogspot.com/search/label/aç1kradyo

16:30 – 17:00 Diğerkâm (Yeni program) / Hazırlayanlar: Damla Özlüer ve Rauf Kösemen

Geçtiğimiz dönemlerde Hemzemin programını hazırlayan Rauf Kösemen ve Damla Özlüer yine sosyal fayda iletişimi üzerine daha geniş düşünmeye çağırdıkları yeni programları Diğerkâm ile bu yayın döneminde de aramızdalar.

Facebook.com/Diğerkam

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Dünyanın Cazı kadrosuna Caz vokalisti Sanat Deliorman dahil oluyor. Salı günleri

 

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Yangınların ardından Avustralya bu kez de aşırı yağışlardan kaynaklanan sel ile baş etmeye çalışıyor

21 Ocak 2020
Fotoğraf: Yeşil Gazete

Geçtiğimiz Eylül ayından beri orman yangınlarıyla boğuşan Avustralya, bu kez de aşırı yağışlardan kaynaklanan sel ile baş etmeye çalışıyor.

Yağışların, ülkede birçok noktada çıkan orman yangınlarının bir kısmını kontrol altına alınmasına sağlamasına rağmen, birçok bölge bu sefer de selden etkilendi. Hava uzmanları tarafından yapılan değerlendirmeye göre bölge 12 saat içerisinde ortalama yağış miktarının üç katını aldı. Birçok kişi selden mahsur kalırken, birçok yol ve tema parkları kapatılmak zorunda kaldı.  Avustralya Sürüngen Parkı‘ndaki park korucuları, parkın sular altında kalmasından dolayı hayvanları tahliye etmek zorunda kaldı. Parkın direktörü Tim Faulkner, yerel basına yaptığı açıklamada “Geçen hafta yakındaki orman yangınları tehdidini tartışmak için günlük toplantılar yapıyorduk. Bugün ise sırılsıklam bir şekilde parkı su saldırısından korumak için koşuşturduk. 15 yıldan fazla bir süredir böyle bir sel yaşamamıştık” dedi. Bilim insanları yağmurun nehirlerde yaşayan balıklar için sorunlara neden olabileceğinden endişe duyuyor. Bunun nedeni ise yağmurun balıklar için zehirli olacak orman yangınlarından kalan çamurlu külü yıkayarak göl ve akarsulara taşıması.

“Soframızda zehir var”

Greenpeace Akdeniz’in, Gıda Mühendisi Bülent Şık ile 90 adet domates, salatalık ve biber örneğini inceleyerek hazırladığı “Soframızdaki Tehlike: Pestisit” raporunda son derece çarpıcı veriler elde edildi. Raporda 2019 yılı Ağustos, Ekim ve Kasım aylarında Türkiye’de faaliyet gösteren beş büyük market ve bir semt pazarından alınan 30’ar adet domates, yeşil biber ve salatalık olmak üzere toplam 90 örnek incelendi. Gıda örneklerinde 620 farklı çeşit pestisit kalıntısı incelendi, pestisit analizleri konusunda uluslararası akreditasyona sahip bir laboratuvarda analiz ettirildi. Greenpeace Akdeniz Gıda ve Tarım Proje Sorumlusu Berkan Özyer şöyle konuştu:  “Soframızda zehir var. Yasaklanan, piyasadan toplanması ve kullanılmaması gereken kimyasal maddeleri çocuklarımıza ve sevdiklerimize yediriyoruz. Mutfağımızın en temel malzemelerine yönelik yaptığımız bu analizin sonuçları acilen harekete geçilmesi gerektiğini gösteriyor. Zehirli kimyasal kullanmadan, ithal girdiye bağımlı olmadan sofralarımızda temiz ve sağlıklı gıda ihtiyacımızı karşılamalıyız. Bunun yolu da, Greenpeace olarak savunduğumuz, ‘ekolojik tarım’ modelinden geçiyor. Bu modelin uygulanması ve denetimin sağlanması için güçlü tarım politikalarına ihtiyaç var. Ekolojik tarım modeliyle hem çiftçileri pestisit çıkmazından kurtarabilir hem de sağlıklı gıdaya erişim sağlayabiliriz. Çiftçilerin emeklerinin karşılığını alabilmesi de burada kilit bir öneme sahip. Üretici ve türeticilerin doğrudan buluşması, tedarik zincirinin kısalması gerekiyor. Bunun da yolu düzenli olarak denetlenen üretici pazarlarından geçiyor” dedi. Bunun için tüketim değil türetim yapmamız gerekiyor. Bu amaçla turetim.org adresini  ziyaret edebilirsiniz.

Davos’ta iklim değişikliği gündem olacak

İsviçre’de gerçekleşecek Dünya Ekonomik Forumu Yıllık Buluşması’nın bu yılki “Birbirine Bağlı ve Sürdürülebilir bir Dünya için Paydaşlar” teması 3000’den fazla yatırımcı, siyasetçi ve şirket yöneticisini bir araya getiriyor. WEF, Forum kapsamında emisyon azaltımının yemek, ulaşım ve kullanılan materyalleri olmak üzere her alanda öncelikli bir hedef haline getirdiklerini belirtiyor. Davos’a gelen bütün şirketlerin 2050 veya öncesinde net sıfır karbon emisyonu için bağlılık göstermeleri istendi. İsviçre’deki zirve için yola çıkan şirket liderlerine bir mektup gönderildi. Forum’un Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı ve aynı zamanda Amerikan Bankası ile Royal DSM’nin başında bulunan Klaus Schwab, bu seneki toplantının iklim değişikliğine liderlik etmek için mükemmel bir fırsat olduğunu söyledi. Mücadeleye açıkça atıfta bulunan toplantının “İklim kıyametinin bertaraf edilmesi” başlığını taşıyan oturumunda, kilit tema iklim eylemi olacak.

Bakanlık iklim kriziyle ilgili kitapçık yayınladı

AA’nın haberine göre dünyada yangın, sel, kuraklık gibi afetlerle kendini göstermeye başlayan iklim krizi, Türkiye’de sel ve heyelan gibi aşırı doğa olaylarıyla kendisini gösteriyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın vatandaşlar için hazırladığı iklim kriziyle mücadele kitapçığında günlük hayatta uygulanabilecek bireysel önlemler yer alıyor. Bireysel önlemler karbon ayakizinin azaltılmasında oldukça önemli adımlar ancak iklim krizi çok geniş ölçekli bir kriz. Bu noktada bireysel adımlarla, hükümetlerin emisyonların düşürülmesi ve yenilenebilir enerjiye geçme gibi anahtar planlarını paralel olarak uygulamaya koyması gerekiyor.

Bodrum’a atık yığmışlar

Bodrum’da, ormanlık alana yaklaşık 65 ton atık bırakıldığı ortaya çıktı. Ormanın neredeyse her yerinden çıkan çöpler, Bodrum Belediyesi ekibi tarafından temizlendi. Torba mahallesindeki Kaynar mevkiindeki ormanda çalışma yapan belediye ekibi ormanın üçte birinin çöple kaplandığını gördü. Bodrum Belediyesi temizlik İşleri Müdürlüğü ekipleri çöple kaplanan ormanda bir gün boyunca temizlik yaptı. Ormanın çöpler, hafriyatlar ve bahçe atıklarıyla dolup taştığı görüldü. 2019’da yapılan rutin kontroller ve yapılan incelemeler sonrası kaçak hafriyat dökümü yapan yada bahçe atıklarını atan kişi ve işletmelere çok sayıda cezai uygulandı. Döküm sahası dışında kaçak olarak hafriyat döken kişi veya işletmelere ilk seferde 392 TL olmak üzere, 20 bin TL’ye kadar para cezası uygulanıyor.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Salı Dünyayı Okumak / Aytaç Timur ve Akif Pamuk

dunyayiokumak20200121

Yazmaya övgü. Eleştiriye ve eleştirmene kapı. Düşünmeye, düşünceye, üretmeye ve tartışmaya alan açmayı amaçlayan bir kültür programı.

zz3

facebook.com/dunyayiokumak/

Açık Dergi Salı 18:50 Harici Bellek / Şarkılarla Dünya Tarihi / Murat Meriç

Şarkılarla Memleket Tarihi programıyla geçtiğimiz dönemlerde çok sevilen Murat Meriç, Açık Radyo’ya geri dönüyor. Müziğin bellek ile ilişkisini konu edinen bu yeni yayında Meriç, insanlık tarihinden vakaların izlerini plaklar/kayıtlar aracılığıyla sürüyor.

Açık Dergi Salı  Kulis Sesleri – Bircan Yorulmaz (Ayda 1)

kulissesleri20200121

Açık Dergi’nin kadim köşelerinden Kulis Sesleri bu yayın döneminde de tiyatro kulislerinin derinliklerinden bize sesleniyor.

***

İki kadının hikâyesi: “Nihayet Makamı”

22 Ocak 2020

Kulis Sesleri bu programında Altıdan Sonra Tiyatro tarafından sahnelenen “Nihayet Makamı” kulisindeydi. Burçak Çöllü’nün yazıp yönettiği oyunda Ayşegül Uraz, Gülhan Kadim, Dolunay Pircioğlu, Ayşegül Aykaç ve Burçak Çöllü sahnede yer alıyorlar.

“Oyun iki kadının hikayesi. Şaire Şehvar Hanım’la ve onun yıllarca hizmetçiliğini yapan yapmış ama aslında kendisi bir bestekar olan Sabriye’nin hikayesi. Aslında daha büyük resimde iki zıt kutbu temsil eden iki insan onlar. Benim nezdimde Sabriye bir Cumhuriyet kadını, bir devrimci, kendi işlerini kendi gören, zaten evi de çekip çevirmeyi çok iyi bilen. Şehvar da Osmanlı’nın son temsilcisi ve yeni yüzyıla çok da uyum sağlayamayacak olan, biraz statükonun bir anlamda temsilcisi sayılabilir.”

– Bircan Yorulmaz: Oyundan bahseder misiniz? Hikâye nedir? Karakteriniz kimdir?

Burçak Çölü: Oyun iki kadının hikâyesi. Şaire Şehvar Hanım’la ve onun yıllarca hizmetçiliğini yapan yapmış ama aslında kendisi bir bestekar olan Sabriye’nin hikayesi. Daha büyük resimde iki zıt kutbu temsil eden iki insan onlar. Benim nezdimde Sabriye bir cumhuriyet kadını, bir devrimci, kendi işlerini kendi gören, zaten evi de çekip çevirmeyi çok iyi bilen. Şehvar da Osmanlı’nın son temsilcisi ve yeni yüzyıla çok da uyum sağlayamayacak olan, biraz statükonun bir anlamda temsilcisi sayılabilir. Osmanlı’nın kaymak tabakasından, zengin kızı, dönemin ünlü şairesi. Ama onun da kendi içindeki devrimciliği daha fazla kadın sesini duyurmak üzerine, erkek egemen edebiyat ortamında bir kadın olarak var olmak üzerine çabası var. O noktada, kendilerince devrimcilikleri noktasında birleşiyorlar. Onun dışında çok daha ayrıştıkları bir hikâye. Bir ortak noktaları da aslında o da ortak nokta değil, bilakis çatıştıkları nokta da aralarındaki aşk. Daha doğrusu Sabriye’nin Şehvar’a aşkı, Şehvar’ın Sabriye’ye olan herkesin farklı yorumlayabileceğinizi yaklaşımı diyelim.

– BY: Sizler?

Gülhan Kadim: Ben Sabriye’yi oynuyorum. Bence çok başarılı yazılmış çünkü sadece o döneme ait gibi gözükmeyen aynı zamanda şimdiye de çengeller atabilen bir karakter. Yani oyun biraz tarihi gözükse de bence demin Burçak’ın bahsettiği çatışmalardan ve ortaklıklardan bugüne dair de çok şey yakalanabiliyor. Bu aslında biraz da acı; çok da bir şey değişmediğinin göstergesi ama değişse de o belli çerçevede bazı şeyler kalıcı oluyor. O yüzden yani biz çalışırken karakterler üzerine bayağı çalıştık. Burçak’ın çıkış noktasını söylemekte de fayda var.

Burçak Çöllü: Şair Nigâr Hanım

– BY: Evet, onun soracaktım. Hikâyenin nasıl yazıldığını sormak istiyorum zaten.

Ayşegül Uraz: Ama önce biraz da Sabriye’yi dinleyelim. Burçak’ın söylediklerine ek olarak, benim için Sabriye’nin Burçak’ın saydığı özellikleri dışında, en sevdiğim kısmı da Şehvarına duyduğu aşk. Bu aşkı da benim için çok temel alınan bir baz. O aşk da benim için karakterin işlerken göz ardı etmeyeceğimiz bir yanı yani.

– BY: Birkaç karakterin var senin oyunda.

Ayşegül Uraz: Evet, kendi onun içlerinde oyunları olarak. Hoş bir şey. Ben metnin o kısmını çok seviyorum. Hepimizin kendini hayatta, ayakta tutma çabası vardır ya iki kadının kendi yarattıkları dünyasında, dünyalarında bunu oluşturuyor olmaları çok keyifliydi.

– BY: Aslında zor bir hikâye; fonda tarih, İstanbul, savaş, işgal var, direniş var. Aslında iki kadının hikayesi. Peki, nereden çıktı bu hikâye?

Burçak Çöllü: Şehvar Şair Nigâr Hanım’dan çıktı. Hatta ben hikâyeyi uzun bir süre Şair Nigâr Hanım üzerinden yazdım. Ama sonra baktım onun öz yaşam öyküsü bir yerden sonra bizim bazı düğünleri atmamıza çok da izin vermemeye başlıyor. Şöyle çok güzel bir şey var, uzun uzun günlükler tutmuş hayatı boyunca, cilt cilt günlükleri var Şair Nigâr Hanım’ın. Hatta bir kısmı hala Aşiyan’da müzede kendine ait odasında duruyor. Eski yazıyla yazıyor tabii açıp okuyamıyoruz. Prof. Nazan Bekiroğlu doktora tezini Şair Nigâr Hanım üzerine hazırlamış, kitaplaştırılmış, basılmış. Ben ondan çok faydalandım. Tamamen ortak; Macar Osman Paşa’nın kızı, bir paşa kızı olarak çok zengin bir ortama doğdu, çok iyi bir eğitim gördü. Fransızcası bir yanda, Osmanlıcası bir yanda. Hem Fransızca hem Osmanlıca şiirler yazıp, salon kadını ama savaşla beraber, babasının ölümüyle ailenin dağılması ile giderek fakirleşen, aslında o anlamda tamamen paralel hikâye ve gerçekten çok hazin. Nazan Bekiroğlu’nun “Unutuşun kucağına zirveden düştü” cümlesi bizim Şehvarımızı da özetleyen çok da dokunaklı bir söz.

– BY: Bu oyuna bir müzikal diyebilir miyiz?

Burçak Çöllü: Diyemeyiz aslında. Müzikli oyun, müziğin oyuncu olarak kullanıldığı bir oyun diyebiliriz bence

– BY: Daha önce böyle bir oyununuz var mıydı?

Burçak Çöllü: Ben zaten tiyatro müziği yapıyorum. Bu oyunda müziği bir dış etken olarak değil, bir tasarım değil, bir oyuncu olarak hikâyeye yedirebilir miyim, onu simgeleştirebilir miyim üzerine biraz araştırma yaptım. Onun sonucu buradaki müzik kullanımı.

– BY: Daha önce böyle şarkı söylemiş miydin Ayşegül?

Ayşegül Uraz: Müthiş zorlandığımı söylemem lazım. Çalışırken Burçak bana diyor ki, müzik bir oyuncu, ben de diyorum ki ama benim karşımda değil. Yani tabii ki oyun veriyor onu ama keşfetmem benim kendi adıma içselleştirmem- belki Burçak’ın istediğini yapmakla ilgili sıkıntılar da çıkmıştır- uzun sürdü. Bilhassa da Sabriye’nin kafasındaki duyduğumuz şarkılar olduğu için, en azından finale kadar böyle olduğu için böyle taşındığı için hikâye içerisinde epey zorlandım.

– BY: Oyunda aynı zamanda sen de sahnedesin? Tambur çalışıyorsun, sazende olarak. Söyleyen hanende de var. Canlı müzik zor olmadı mı?

Burçak Çöllü: Benim için çok zor olmadı, tambur çalmayı öğrendim. Konservatuarda bir yarıyıl tambur dersi almıştım ama üzerinden yıllar geçti. Zaten başlangıçta ben de çalmayacaktım, bir tamburi bulacaktık. Ama o da kolay bir şey değil tiyatro müzisyeni çok az var. Bu bizim tiyatromuzun kanayan bir yarası, tiyatroya odaklanmış tiyatro yapmak isteyen çok az bir müzisyen var gerçekten de. Dışarıdan bir müzisyene tiyatro koşullarına göre çaldırmak çok zor, kaşeler çok farklı her şeyden önce. Tamam, ben gelirim akşamları mı buraya bağlarım demektense gidelim fasılda çalarım, kınada çalarım, programda çalarım deniyor. Müziği de bir oyuncu olarak kullandığımız için aslında bir teatral birikimi olmasında fayda var, bir vizyonu olması gerekiyor. Neye hizmet ettiğini, neden orada o şekilde çaldığını içselleştirebilecek biri de olması gerekiyordu ama ona vakit de kalmadı açıkçası.

Gülhan Kadim: Bunu en iyi sen yaparsın Burçak dedik.

Burçak Çöllü: Ben de o zaman ben tambur öğreneyim deyip, tambur aldım, çaldım.

– BY: Neden tiyatro müzisyeni pek yok? Sadece tiyatronun maalesef hala pek de geçindiremeyen bir meslek olmasından mı?

Burçak Çöllü: Bu tabii en baştan cazibesini azaltan bir şey. Ama o vizyon da biz de henüz tam olarak gelişmemiş. Yani bir müzisyenin, tiyatro müziğini bir ana dal olarak görmesi, kendini ona eğitmesi vizyonu henüz tam olarak gelişmedi. Anlaşılır da bir şey, bir müzisyen için çok kısıtlayıcı bir şey tiyatro, gerçekten kendi sesini duyurmak isteyen bir müzisyen için çok da iyi bir fikir değil aslında. Oyuna çok tabisin, oyuna hizmet etmek durumundasın. Kolektif çalışmayı sevmek zorundasın dolayısıyla çok anlaşılır bir şey bir yandan da.

– BY: Nasıl görüyorsunuz tiyatroyu? Sezon nasıl geçiyor seyirci açısından da?

Gülhan Kadim: Bence biraz enteresan bir sezon geçiriyoruz. Geçen sezonla kıyaslayarak gidersek eğer, geçen sezon gerçekten çok iyi, çok yüksek, seyircinin çok fazla ilgi gösterdiği, bütün oyunları seyretmeye çalıştığı ve tiyatro yapanları da hem motive eden hem de rahat ettiren bir sezondu. Bu tabii ki göreceli, rahat ettiren dediğim o kadar da rahat ettirmeyen, bir önceki seneye göre daha iyiydi. Ama bu sene çok ciddi bir düşüş olduğunu düşünüyorum. Zaten son zamanlarda ki aldığımız haberlerden de algılanan o, yani böyle müthiş bir sezon ve herkesin çok iyi geçim kaynağı bulduğu ve seyircilerinde dolup taştığı bir sezon geçmiyor. Bunu sadece Kumbaracı50 özelinde söylemiyorum. Bir süre tiyatro ile bağımız var ve hepsi de aşağı yukarı bu ortak düşünce. Seyirci arttı mı, yani sayı olarak gittikçe daha çok tiyatroya ilgi duyuyor mu emin değilim. Ama farklı farklı yapımlar ortaya çıkmaya başladı. Bu bir yandan iyi, zenginlik açısında öyle olması da gerekiyor. Ama bir yandan da alım gücündeki düşüş nedeniyle seyircinin ilgisi talebi karşılamıyor. O yüzden bir dengesizlik olduğunu düşünüyorum. Çok kolay bir sezon geçmiyor.

Burçak Çöllü: Biraz daha genel düşünürsek, ben hem kurum tiyatrolarında hem dışarıda çalışan biri olarak bir 10-15 senedir yeni bir seyirci kitlesini, bağımsız tiyatroların kendi seyirci kitlesini yetiştirdiğini düşünüyorum 2010’dan itibaren. Bu sezonu kenara tutarak- gerçekten zor bir sezon geçiyor- o yetişen seyirci ile artık bir düzenli alışverişin başladığı son birkaç sene geçirdiğimizi düşünüyorum. Kurum tiyatrolarının, şehir tiyatrolarının, devlet tiyatrolarının zaten kemik seyircisi var, tiyatro dendi mi zaten onları bilen, zaten oraya giden o seyircisi çok değişmedi ama kalitenin düşmeye başladığını da görüyorum kurum tiyatrolarında. 90’lardaki 2000’lerdeki eski parlak oyunların çıkmadığını görüyorum. Tabii bunlar değişken şeyler olacak. Ama bazı tiyatroların şöyle bir güzelliği var, bir yer kapanıyor, suyun aktığı yer kapanırsa o su başka bir yerden akmaya başlıyor. Şimdi mesela anlatı oyunları var, tek bir kişi çıkıyor ışığını açıyor ve anlatmaya başlıyor. Bunlar çoğaldı, tek kişilik oyunlar çoğaldı. Çok prodüksiyon istemeyen ama çok iyi oyunculuk isteyen, sağlam metin isteyen işler çoğaldı. İyi metinler çıkmaya başladı. Yine 2000’lerin başından itibaren yerli yazarlar isim yapmaya ufak ufak başlamıştı, şimdi onların daha olgun işlerini görebiliyoruz. Daha büyük resme baktığımızda tepetaklak gitmiyoruz aslında. Krizden kardelenler doğdu gibi geliyor bana. Herhalde geri dönüp baktığımızda anlayacağız bugün ne durumdaymışız. Yine bir 10 sene sonra dönüp baktığımızda anlayacağız belki de o zaman bahtiyarmışız, bilmiyorduk diyeceğiz.

– BY: Bu yıl Altıdan Sonra Tiyatro’nun 20. yılı. Neler var bu sezonda yeni oyun?

Gülhan Kadim: Evet, bu sezon Altıdan Sonra Tiyatro’nun 20. yılı… Kumbaracı50’nin 10’uncu yılı… Dört yeni oyun çıkarttık. “Misafir”“Babaannemin Masalı” diğeri aslında Altıdan Sonra’nın 20. yıl oyunu “Hayalet Kumpanya”“Hayalet Kumpanya”da ekibin bütün kurucu üyeleri ilk defa birlikte oynuyorlar. 11 kişi olarak oynuyoruz oyunda ama bütün kurucu ekip var. Bir Çehov kabare, hem müzikli- danslı, az buçuk bizi de anlatıyor gibi. Son olarak da “Kaldırım Serçesi” müzikali çıktı. Edith Piaf müzikali, o da aslında Altıdan Sonra’nın 40. oyunu olarak çıkmış oldu. Böylece bu sezonu 20 yılda 40 oyun olarak kapatmış oluyoruz.

– BY: Süren başka projeler var mı?

Burçak Çöllü: Ben biraz sakinliyorum artık. Geçen sezonu ve önceki sezonu çok yoğun geçirdim. İyi de oldu, bazen de öyle lazım. Bu sezona Yiğit Sertdemir’le, Nilüfer Kent Tiyatrosu’nda “Hayalinin Hayali” ile başladık. Beraber yazdığımız, müzikli, orası için tasarladığımız bir oyun oldu. Yoğun da çalıştırdı beni, o yüzden bende bu ara oyun izleyeyim, biraz dinleneyim istedim.

Gülhan Kadim: 15 yıldır devam eden “OBEB” var, 12 yıldır devam eden “444” var, “Yalınayak Müzikhol”ün 5. sezonu, ayrıca “Hayalet Kumpanya” ve “Nihayet Makamı” var.

Künye

Yazan ve Yöneten: Burçak Çöllü

Dramaturg: Sinem Özlek

Orijinal Müzik: Burçak Çöllü

Dekor Tasarım: Yiğit Sertdemir

Kostüm Tasarım ve Uygulama: Sinem Öcalır

Işık Tasarım: İsmail Sağır

Afiş Tasarım: Önder Sakıp Dündar

Fotoğraflar: Murat Dürüm

Yönetmen Yardımcısı: Yeşim Sarı

Oyun Asistanları: Sevi Cingirt, Can Cecikoğlu

Dekor Uygulama: Candan Seda Balaban, Seda Yürük, Gizem Dila Kars, Eren Demirbaş, Onur Kiraz, Özge Emeç, Zekeriya Ece, Yiğit Sertdemir

Oynayanlar:

Sabriye: Ayşegül Uraz

Şehvar: Gülhan Kadim

Hanende: Dolunay Pircioğlu / Ayşegül Aykaç

Sazende: Burçak Çöllü

Açık Dergi Salı 40 Yılda 1 / Sedat Nemli

Bu yaz da 1977’den müzikler dinliyoruz. Haziran ayı itibariyle.

Açık Dergi Salı  50. Yılında Velvet Underground & Nico 

Açık Dergi’de Salı akşamları, yayınlanışının 50. yılında Velvet Underground & Nico albümünün parçaları da yer alacak

Açık Dergi Salı Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Evrim Hikmet Öğüt / (15 günde bir)

Bir süredir Suriyeli müzisyenler ve onların Türkiye’de yer alabileceği müzikal konum üzerine çalışmaları bulunan etnomüzikolog Evrim Hikmet Öğüt’ten “Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü”, yeni programlarımızdan bir diğeri. Program, farklı müzik kültür ve türleri üzerinden göçün müzik üretimine etkisini müzikolog-etnomüzikolog, iletişimci, müzik yazarı, müzisyen ve sanatçılarla tartışıp, göçmen müzisyenlerin deneyimlerini ilk ağızdan aktarmayı da hedefliyor.

Açık Dergi Salı Yararlı Sanat Arşivi (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Can Gümüş ve Onur Yıldız / (15 günde bir)

Yararlı Sanat Arşivi, sanatta yarar ve kullanım konularının tartışmaya açılması için kurulan Arte Util (Yararlı Sanat) Topluluğu tarafından bir araya getirilmiş yararlı sanat örneklerini tartışır. Sanatın aktivizm ve kültür kurumlarıyla ilişkisi bağlamında geleceğini ele alan bir program.

20:00 – 21:00 Açık Şemsiye / Hakan Gürvit, Levent Dönmez, Mehmet Yusuf ve Şebnem Sühel Grimm / Gelmiş geçmiş tüm müzik türleri

21:00 – 22:00 Gitaresk / Jak Kohen, Gonca Açıkalın ve Meral Akman / Neo-klasik rock ve fusion

gitaresk.com/

22:00 – 23:00 Esintiler / Seda Binbaşgil / Jazz

23:00 – 24:00 Psychoacoustics (Program gününde ve saatinde değişiklik) / Hazırlayanlar: Osman Kaytazoğlu, Berk Gökberk ve Barış Karakaş

Cumartesi geceleri 02.00’de yayınlanan Psychoacoustis bu yayın dönemi Salı geceleri saat 23.00’de

24:00 – 01:00 Numune Hastanesi (Yeni program) / Hazırlayan: Cüneyt Bolak

Kaydedilmiş her türlü ses, bir progresif rock şarkısı ya da bir hint ragası, “Eşkıya” filminden bir diyalog ya da eski bir tv reklamı prodüktörlerin ellerinde yeniden hayat bulur. Doktor Frankenstein’ın canavarı gibi! 70lerin sonunda sampler’ın icadıyla müzik bir daha eskisi gibi olmadı. Özellikle Hip Hop’ta kesilen, biçilen ve yeniden hayat bulan “numune”lerin masaya yatırıldığı Numune Hastane’sinde örneği alınan ve bu örneklerle yapılan şarkıların izi sürülüyor. Sampling marifetiyle üretim yapan prodüktörler ve bu üretimleri altyapı olarak kullanan rapçilerin de konuk olduğu Numune Hastanesi dinleyicilerini “Ses Gezegeni’nde Örnek Avı”na davet ediyor.

facebook.com/Numune.Hastanesi

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program    blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/1/17

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil,  Selahattin Çolak

acikgaste_20-01-2020

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Adalet, Türkiye’nin tüm ezilenlerinin bir araya gelip, hukukun üstün olduğu bir ülke için mücadele etmediği sürece de tesis edilmeyecektir. Öyle sanıyorum ki Hrant Dink ve onun gibi yüzlercesinin bize bıraktığı son vasiyet budur.”
—————————–
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, öldürülüşünün 13. yıldönümünde, vurulduğu Agos Gazetesi’nin eski binası önünde anılırken, 1994’te öldürülen avukat Yusuf Ekinci’nin oğlu Toplumsal Bellek Platformu’ndan avukat Sertaç Ekinci, anma konuşmasında Türkiye’deki faili meçhul cinayetlere dikkat çekiyor. (Bianet)

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, gökyüzü, masa, ağaç, şapka ve açık hava

sertacekincisebnemkorurfincancisarigelinsarerihovinmernemlenachamamyan20.01.2020

***

Hrant Dink anması 2020

***

***

Demokrasiler nasıl ölür?

20 Ocak 2020
İllüstrasyon: Mr. Fish

Kızgın bir halk, geleneksel yöneticilere saldıracak herhangi bir siyasi kişiliği ve siyasi partiyi kendi yandaşı olarak görür. Saldırı ne kadar kaba, mantıksız ve bayağı ise, haklarından mahrum edilmiş olanlar o kadar sevinecektir. Yalanmış, doğruymuş hiç fark etmez.

(Chris Hedges tarafından yazılan ve truthdig tarafından yayınlanan bu yazı Semra Somersan tarafından Açık Radyo için çevrilmiştir.)

Leo Tolstoy “Bütün mutlu aileler birbirine benzer”, diye yazmıştı1“ama her mutsuz aile bir diğerinden farklıdır.” Aynı şey başarısız demokrasiler için de doğrudur. Açık toplumun tasfiyesine giden tek bir yol yoktur, ama örüntüler tanıdıktır ister antik Atina’da ister Roma Cumhuriyeti’nde2, ya da İtalya veya Weimar Cumhuriyeti Almanya’sında faşizme giden yolu açan demokrasinin çöküşü olsun. 1930’lar Almanya ve İtalyası’na musallat olan hastalıklar ne yazık ki bize yabancı değil- etkisiz bir siyasi sistem, nüfusun çok büyük bir bölümünün, olgularla fikirlerin değiş tokuş edilebilir olduğu bir dünyaya inanmaya başlaması, ulusal ekonomilerin, uluslararası bankalar ve küresel finans kapitali tarafından ele geçirilerek toplumun önemli bir kısmının asgari yaşam düzeyine indirgenmesi sonucu gelecek için umudunu tamamen kaybettiği bir ortam. Biz de toplu katliam ve aile içi şiddeti içeren nihilist bir salgından muzdaripiz. Denetimden çıkmış, açgözlü bir militarizm gelişti. 1930lardaki gibi ihanete uğramış vatandaşlar, yolsuzluğa batmış yönetici sınıflara karşı henüz olgunlaşmamış bir nefret beslerken, yönetici sınıflar da liberal demokratik değerler için boş, basmakalıp, bayağı sözler sarf ediyor. Bizlere ihanet eden herkesten intikam alarak efsanevi bir geçmişe, şan ve şerefli günlerimize geri götürecek bir kült liderine veya bir demagoga umutsuz bir özlem duyuluyor.

Bu, Donald Trump’ı, Adolf Hitler veya Benito Mussolini ile eş tutmak anlamına gelmiyor. Ne de Birinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın savaşta ölen 1,7 milyon insanı nedeniyle müthiş acı çeken, fiziki ve psikolojik yaraları ile yaşayan milyonlarca nüfusunun varlığına eş bir travma ile hayatı sürdürdüğümüze işaret ediyorum. Weimar’daki sokak şiddeti ve kavgalar, ki bunlar genellikle Nazi Partililer ile komünistler arasında cereyan ediyordu, çok yaygındı ve azımsanamayacak sayıda ölümlere neden oluyordu. 1929’daki büyük çöküş sonrası yaşanan ekonomik kriz felaket boyutlarında idi. 1932’ye gelindiğinde Alman sigortalı işgücünün yaklaşık yüzde 40’ı, yani 6 milyon insan işsizdi. Ekonomik çöküşü izleyen depresyon döneminde Almanlar, yiyecek asgari bir şeyler bulmak için ciddi çabalamak zorundaydı. Ama şimdi biz, kendimizin de içinde bulunabileceği 1930’lardaki gibi bir tehlikeyi tamamen görmezden geliyoruz.

Bugün Wall Street, Trump ve onu mümkün kılanları nasıl bir utanç kaynağı olarak algılıyorsa, İtalya ve Almanya’daki iş dünyasının seçkinleri de faşistleri şaklaban olarak görüyordu. Gel gör ki kapitalistler, Bernie Sanders veya Elizabeth Warren gibi reformcu kişiler yerine Trump’ın başkan olmasını tercih ediyor. Faşist Almanya ve İtalya’da olduğu gibi, şirket karlarının her şeyin üstünde tutulması iş dünyasının seçkinlerini demokrasinin yok edilmesinde suç ortağı yapıyor. Bu kapitalistler, zenginliğin ve iktidarın konsolide olmasının, yani az sayıda insanın elinde toplanmasının yaratacağı tehlikelere karşı tamamen duyarsız. Zenginlere yapılan vergi kesintileri ile birlikte garibanlara uygulanan kemer sıkma politikalarını coşku ile karşılayarak umutsuzluk ve kızgınlığı körükleyen aşırılığa yol açıyorlar. Örgütlü işçilere karşı savaşıp, ücretlerini bastırıyor, sosyal yardımları kesiyorlar.

Trump ilk iktidara geldiğinde, geleneksel yönetici sınıf, aynen Almanya ve İtalya’daki emsalleri gibi, safiyane bir şekilde iktidarda olmanın aşırı uçlardaki liderleri yatıştıracağını (ılımlılaştıracağını) veya aşırıların, “odadaki yetişkinler3” tarafından kontrol edilebileceği düşüncesine inandı. Ancak bu düşünce İtalya ve Almanya’da işe yaramadığı gibi, ABD’de de işlevsel olmadı. Almanya ve İtalya’da olduğu gibi burada da politikanın yerini şaşaa ve politik tiyatro aldı. Weimar Cumhuriyeti’ndeki kentsel seçmen ile, çoğunluk Nazi destekçisi kırsal kesim ve aynı zamanda ABD’deki çoğu kırsal kesim Trump seçmeni arasında aşılamayacak bir uçurum var. Halkın umutsuzluğa düşmüş büyük bir kısmı, kendilerini olgu-temelli dünyadan koparmış, büyü, komplo teorileri ve fantezilerden medet umuyor. Askeriye ile devlet güvenlik kurumları, tanrısallaştırılmış durumda. Savaş suçluları, nefret edilen derin devlet ve liberal sınıfların haksız yere zulüm yaptığı vatanseverler olarak görülüyor. İşlevsel bir demokrasi için mutlaka gerekli normlar, nezaket, edep ve karşılıklı saygının yerini bayağılık, hakaret, şiddet kışkırtmacılığı, ırkçılık, bağnazlık, hor görme ve yalanlar almış durumda. Bugünkü ABD’nin marazları faşizm arifesinde Almanya ve İtalya’nın siyasi ve ahlaki çürümüşlüğünün bir aynası.

Nazi Almanyası’ndan bir sığınmacı olan tarihçi Fritz Stern bana şöyle dedi, “Faşizm sözcüğü daha icat edilmeden Almanya’da faşizm özlemi vardı.” İflas etmiş liberalizmin demokrasimiz açısından oluşturduğu ölümcül tehlikeden söz ederek çalışan kadın ve erkekleri terk edip başkalarını da günah keçisi yaparak faşizm için üretken bir ortam yarattığını söyledi- bunun en yakın zaman örneği de Trump’ın başkan seçilmesinin sorumlusu olarak, Demokrat Parti’nin, Rusya’ya işaret etmesi.

Stern, bizim psikolojik ve siyasi yabancılaşmamızda -kültürel nefretler, ırkçılık, İslamofobi, göçmenlerin şeytanlaştırılması, kişisel nefretler gibi-Amerikan faşizminin kökenlerini görüyordu. Ona göre bu faşizm ideolojik ifadesini de Hıristiyan sağda bulmuştu.

Kültürel Umutsuzluğun Politikası (The Politics of Cultural Despair) kitabında Stern, Alman faşistleri hakkında “Liberalizme saldırdılar”, diye yazmıştı, çünkü onların algısında modern toplumun ana kabulü, korktukları her şey bundan kaynaklanıyordu: burjuva yaşamı, Mançesterizm (yani, müdahalesiz-laissez faire- kapitalizm), materyalizm, parlamento, siyasi partiler ve siyasi liderliğin yokluğu… Dahası kendi bütün manevi ıstıraplarının kaynağı da onlara göre liberalizmdi. Onlarınki yalnızlık kökenli küskünlük idi; tek arzuları yeni bir inanç, yeni bir inançlı insanlar topluluğu, sabit standartları ve hiç kuşkusu olmayan bir dünya, bütün Almanları birbirine bağlayacak yeni bir ulusal din idi. Liberalizm ise bunların hepsini inkâr ediyordu. Sonuç olarak liberalizmden nefret ediyorlardı; kendilerini toplum dışına itmiş olmasından, hayal ettikleri geçmişten ve inançlarından söküp koparmış olması ile suçluyorlardı.

Amerika’nın Cumhuriyetçi Partisi, 1930’lar faşist partilerinin yaptığının aynısını tekrarlayan bir kişi kültü. Liderin önünde dalkavukluk yaparak eğilmeyenler ve onun taleplerini yerine getirmeyenler sürülüyor. Ahlaklılığı savunmakla görevli kurumlar, özellikle dini kurumlar, aynen İtalya ve Almanya’da sınıfta kaldıkları gibi burada da sefil bir şekilde başarısız oldu. Hıristiyanlaşmış faşizm Trump’ı, Tanrının ajanı ilan ederek kahramanlaştırırken, geleneksel kilise, sağ-kanatın aşırı dincilerini kafir ve sahtekâr ilan etmekten kaçınıyor. Alman sosyal demokrat Kurt Schumacher’ın söylediği gibi, faşizm, “her daim, insan canlının ruhundaki hınzıra çağrı yapıyor.” “İnsanın budalalığını” harekete geçiriyor; yazar Joseph Roth’un4 “aklın auto-da-fe5”si (ruhani cezası ya da kendini yakması) dediği şeyi.

“Demokrasi’nin Ölümü: Hitler’in Yükselişi ve Weimar Cumhuriyeti’nin Yıkılışı” (Death of Democracy: Hitler’s Rise to Power and the Downfall of the Weimar Republic) kitabında Benjamin Carter Hett şöyle yazıyordu: “Weimar demokrasisinin sonunu saldırgan efsaneler uydurmaya ve akıl dışılığa yatkın bir kültürde, seçkin menfaatinin girift örüntülerinin büyük bir protesto hareketi ile çatışması sonucu gerçekleştiğini düşünmek, svastika afişleri6 ile kaz adımları stilinde yürüyen Fırtına Birliklerinin (Stormtroopers)7 egzotik, yabancı görüntüsünü silip götürüyor. Birdenbire her şey çok yakın ve bilindik geliyor. Weimar yılları Alman politikası ahlaksızdı ama bunun yanısıra uyumsuz bir masumiyeti de vardı; çok az sayıda insan en kötü ihtimalleri aklına getirebiliyordu. Uygar bir ulusun Hitler gibi bir politikacıyı seçmesi imkansızdı- bazıları böyle düşünüyordu. Her şeye rağmen şansölye olduğunda, milyonlarca insan, döneminin kısa ve etkisiz olmasını bekledi. Almanya kanunlara saygılı olmasıyla dillere düşmüştü; aynı zamanda kültürlü bir ülke olarak bilinirdi. Nasıl olur da bir Alman hükümeti kendi insanlarına sistematik olarak gaddarca davranabilirdi?”

Hett ve aralarında Stern, Ian Kershaw, Richard Evans, Joachim E. Fest ve Eric Voegelin’in bulunduğu tarihçiler, düzenin “yararı” veya mali gereklilik adına Almanya’daki demokratik norm ve usullerin bilinçli olarak nasıl yok edildiğini ayrıntılandırıyor. 1933’e gelindiğinde Naziler ve komünistler birlikte, küçük bir farkla da olsa, parlamentonun (Reichstag) çoğunluğunu oluşturuyordu. Hapisteki destekçilerine af çıkarmak dışında, her önemli konuda çıkmaza saplanmışlardı. Bu “olumsuz” çoğunluk yönetmeyi imkânsız kılıyordu. Alman demokrasisi gerildi (veya tutukluluk yaptı). 1919-1925 arası Başkan olan sosyalist lider Friedrich Ebert, daha sonra da, 1930-1932 arası Şansölye Heinrich Brüning, Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg ile işbirliği yaparak bölünmüş parlamentoyu aşmak için, cumhurbaşkanına, acil durumlarda kararname çıkartma izni veren Weimar Anayasası’nın 48. maddesine dayanarak kararname ile yönetmeye başlamıştı bile- ki bu Hett’e göre “Almanya’nın diktatörlüğe dönüşmesini sağlayabilecek bir tuzak-kapı idi.” 48. madde, Başkan Barack Obama ve şimdi de Başkan Trump’ın özgürce kullandığı kanun hükmünde kararnamelerin muadili idi.

Amerikan Kongresi8 halen, bazı açılardan, Alman Parlamentosu Reichstag’dan bile daha da işlevsiz bir durumda. Hiç olmazsa Alman komünistleri işçiler için çabalıyordu. Amerikan Kongresi’ndeki Cumhuriyetçiler ve Demokratlar ise önemsiz konularda zıtlaşma halinde iken, şirket devletine destek ile işçi sınıfına karşı olmakta birleşmiş durumdalar. Her yıl, sonu gelmeyecek savaşlar için askeri sektör ve istihbarat ajanslarının sonsuz harcamalara izin veriyorlar. Şirket iktidarının talep ettiği tasarruf politikalarını, ticaret antlaşmalarını ve vergi indirimlerini kabul ederek işçi sınıfına karşı saldırıyı hızlandırıyorlar. Aynı zamanda ve aynen Almanya ve İtalya’daki faşist dönemde olduğu gibi mahkemeleri de aşırı uçlarda görüşlere sahip insanlarla dolduruyorlar.

1933’te Reichstag binasının yakılmasına karşılık olarak -ki muhtemelen Nazilerin işi idi- Naziler 48. maddeyi kullanarak Parlamento’dan acil bir cumhurbaşkanlığı kararnamesi geçirdiler; ismi şöyle idi: “Halkın ve Devletin Korunması İçin”. Bu da demokratik devleti hızla bitirdi. Kararname, ulusal güvenliğe tehdit olarak algılanan herhangi bir kişinin yargılanmadan hapse atılmasını kanun haline getirdi. Özgür ifadeyi, dernekleşmeyi, basını yok ederken, aynı zamanda posta ve telefon ile iletişimin mahremiyetini de yasakladı. O günlerde kararnamenin önemi ve muhtemel yansımalarını pek az sayıda Alman anlayabildi, aynen Amerikalılardan pek azının Vatanseverlik Yasası’ndan (Patriot Act)9 türeyen çetrefilli ayrıntıları yeterince anlayamamaları gibi.

Demokrat Partililerin çoğunlukta olduğu Temsilciler Meclisi iki küçük anayasa ihlali nedeniyle Trump’ın yargılanmasına karar verdi. Obama ve Bush dönemlerinde normalleştirilen çok daha vahim ve yaralayıcı ihlallerine dokunmadı. Anayasa gerektirdiği halde, Kongre’nin hiçbir zaman ilan etmediği yasadışı savaşları George W. Bush başlatmış, Barack Obama da devam ettirmişti. Anayasa’daki Dördüncü Değişiklik’i doğrudan ihlal etmesine rağmen Amerikan kamusu halen hükümetin geniş kapsamlı gözetimi altında. İşkence ve insan kaçırma ve terörizm, şüphelilerin bilinmeyen, açıklanmayan yerlerde hapsedilmesi; şimdi üst düzey yabancı liderleri de kapsayan, hedeflenmiş insan öldürmeler artık gündelik olay haline geldi. Edward Snowden, istihbarat kurumlarımızın Amerika’daki hemen her vatandaşı gözetlediğini ve izlediğini ve bütün verilerimizi ve hakkımızdaki bilgileri sonsuza kadar hükümet bilgisayarlarında (bulut10) sakladığını gösterecek belgeleri ortaya koyduğu zaman buna karşı önlem alacak hiçbir şey yapılmadı. Obama, 2002 Askeri Güç Kullanımı için Yetki’yi kötüye kullanarak hukuk kurallarını silmek ve hükümetin yürütme organına hem hâkim hem jüri hem de Amerikan vatandaşlarını öldürmek üzere cellatlık yapma hakkı tanıdı ve buna, Yemenli-Amerikalı radikal İmam Anvar-al-Avlaki11, sonra da 16 yaşındaki oğlunu öldürterek başladı. Obama ayrıca Ulusal Savunma için Yetki Yasası’nın 1021. bölümünü imzalayarak yasa haline getirdi ve böylelikle 1878 Posse Comitatus Yasası’nı12 tersine çevirerek askeriyenin, ülke içinde, yerel polis gücü olarak kullanımına izin verdi. Obama ve Trump, Senato’nun onayladığı anlaşmaların bazı maddelerini ihlal etti. Senato’nun onayı gerekmeden bazı görevlere atama yaparak Anayasa’yı ihlal ettiler. Başkanlık kararnamelerini suiistimal ederek Kongre’yi pas geçtiler. Bunların hepsi iki partinin de kullanabileceği ve bir demagogun elindeki son derece tehlikeli olabilecek araçlar. Almanya ve İtalya’daki gibi demokrasinin giderek aşınması, faşizmin kapısını açtı. Burada suç Trump’ın değil, yönetici sınıf elitin, çünkü onlar, aynen kendi 1930lardaki öncülleri gibi hukukun üstünlüğü ilkesini terk ettiler.

Weimar dönemi Almanya’sında gazeteci olarak çalışan Peter Drucker’ın keskin zekasıyla gözlediği gibi, faşizm, Nazilerin sürekli olarak söylediği yalanlar yüzünden değil, onlara rağmen yayıldı. Trump’ın yükselişine benzer bir şekilde Nazilerin yükselişi, “kendilerine düşman bir radyo, düşman basın, düşman sinema, düşman kilise ve bıkıp usanmadan onların yalanlarını, tutarsızlıklarını, sözlerini tutmayışlarını ve izledikleri yolun çılgınlığı ile tehlikelerini ortaya koyan düşman hükümete rağmen” gerçekleşti. Bizim ciddi bir uyarı olarak algılamamız gereken bir cümlesinde Drucker şöyle diyordu: “Eğer Nazi vaatlerine rasyonel olarak inanmak gibi olmazsa olmaz bir öncül olsaydı, tek bir kişi bile Nazi olamazdı.” Hetts’in yazdığı gibi, hakikate böylesi bir düşmanlık, “siyaseti hor görmeye veya daha doğrusu, bir şekilde siyasi olmayan bir siyaset arzulamaya dönüşür- ki böyle bir şey de asla olamaz.”

Solcu piyes yazarı Ernst Toller Weimar Cumhuriyeti’nde yaşayan Almanlar hakkında, “Halk akıl yürütmekten yoruldu, usa vurmaktan ve düşünmekten bıktı” diye yazmıştı. “Ve soruyorlar: son birkaç yıl içinde mantık ne işe yaradı, içgüdülerimiz ve bilgilerimiz neyin çaresi oldu?”

İktidar seçkinleri yani yönetici elitler, vatandaşların haklarını ve gereksinimlerini koruyamıyor veya artık korumakta isteksiz ise, kendileri de vazgeçilebilir hale gelir. Kızgın bir halk, geleneksel yöneticilere saldıracak herhangi bir siyasi kişiliği ve siyasi partiyi kendi yandaşı olarak görür. Saldırı ne kadar kaba, mantıksız ve bayağı ise, haklarından mahrum edilmiş olanlar o kadar sevinecektir. Yalanmış, doğruymuş hiç fark etmez. Faşistlerin çekiciliği de bu noktadaydı. Trump’ın cazibesi de bu. Demokrasi 2016 yılında Trump seçildiğinde sona ermedi. Cumhuriyetçi ve Demokrat Partilerin elinde, kendi şirket efendileri adına yavaş yavaş boğularak öldürüldü.

 

DİPNOTLAR

1 Anna Karenina romanında (1877)

2 Roma Cumhuriyeti: Klasik Roma medeniyeti M.Ö 509 yılından başlayarak, M.Ö 27 yılında kadar süren Anayasal Cumhuriyet dönemi, Latin, Yunan ve Etrüsk kültürlerinin bir karışımı idi. Roma İmparatorluğu’nun kurulması ile sona ermiş Klasik Roma Medeniyeti. (wikipedia)

3 “Odada Yetişkinler” (Adults in the Room): Bir süre önce Yunanistan’daki solcu hükümeti ve Yunanistan’a borç veren IMF gibi kuruluşların Yunan halkına getirmek istediği aşırı kemer sıkma politikalarına itiraz edip istifa eden, sonra da bu dönem hakkında bir kitap yazan eski Maliye Bakanı akademisyen ekonomist Yanis Varoufakis’in kitabı Adults in the Room’a atıf yapılıyor. Odadaki Yetişkinler de Avrupa Birliği’nin finans bürokrasisinde çalışan, dolayısıyla Yunanistan’nın borçları için pazarlık masasına oturan en önemli ve en büyük bürokratlara atıf yapıyor. Syriza partisinden istifa edip 2018 de kendi sol kanat partisine kuracaktı.

4 Joseph Roth: (1894- 1939) Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Monarşisine bağlı ve nüfusunun ağırlığı Yahudi olan Galiçya’da Lemberg yakınlarındaki Brody kasabasında dünyaya gelmiş Avusturyalı yazar ve gazeteci. Viyana ve Lemberg’de edebiyat ve felsefe öğrenimi gördü. I. Dünya Savaşı’na katıldı. En önemli kitabı Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun çöküş döneminde yaşamış bir ailenin öyküsünü anlattığı “Radetsky Marş”ıdır. Önemli ve ufuk açıcı denemesi, “Gezegen Yahudiler”, Birinci Dünya Savaşı ve Sovyet devriminden sonra Doğu Avrupa’da yaşayan Yahudilerin Batı’ya göçünü anlatır.

1918 yılından itibaren Viyana’da, sonra Berlin’de muhabirlik yaptı. Neue Berliner Zeitung, Berliner Börsen-Courier Frankfurter Zeitung gibi gazetelerde çalıştı. Avrupa’yı dolaştıktan sonra 1933 yılında Fransa’ya yerleşti. 1939’da Paris’te yoksulluk ve borç içinde öldü. (wikipedia)

5 Auto-da-fe: Ortaçağ’da, özellikle de İspanya, Portekiz ve Meksika’da Engizisyon Mahkemesi’nin “suçlu” hakkındaki kararını açıkladığı ve sonra laik otorite tarafından kararın infaz edildiği tören. En ağır ceza da “suçlu”nun yakılarak ölüme mahkûm edilmesi idi. Auto-da-fe, kamusal alanda uygulanan ruhani ceza anlamına geliyor, ancak sonraki dönemlerde hüküm giymiş kişinin bir odun direğe bağlanarak yakılmasını ifade etmek için kullanıldı- Wikipedia’ya göre bu ceza ancak çok ağır suçlar için veriliyordu. (Wikipedia)

6 Svastika- gamalı haç. Geçmişte çeşitli kültürlerde kullanılan gamalı haç Nazi bayrağının ve kültürünün vazgeçilmez bir parçası idi. Tarihteki kullanımı ise Avrasya’dan Hindistan’a kadar uzanıyor ve 5000 yıl öncesine kadar gidiyor.

7 Stormtroopers: (Fırtına Birlikleri olarak da çevrilebilir) Almanya’nın Birinci Dünya Savaşı’ndaki özel yetişmiş askerleri. Bir yere, bir alana gizlice sızmak için yetiştiriliyorlardı.

8 Amerikan Kongresi: 1789’da yürürlüğe giren ABD anayasasına göre kurulmuştur. ABD’nin yasama organı olan bu kurum, senato ve temsilciler meclisinden oluşur. (Ancak yaygın kanaatin aksine bu iki meclis arasında bir altlık üstlük hiyerarşisi yoktur. Yani, Senato, Temsilciler Meclisi’nden geçen tasarıların onay mercii değil. Bir tasarı önce Senato’dan geçip sonra Temsilciler Meclisi’nde de reddedilebilir.) Senato’nun her eyaletten iki kişi olmak üzere 100 üyesi vardır. Senatörler 6 yıl süre ile görev yaparlar. Temsilciler Meclisindeki üye sayısı nüfus oranına göre saptanır ve halen 430 üyesi mevcuttur ve üyeleri 2 yıl süre ile görev yaparlar. Halen Temsilciler Meclisi mv. Sayıları: Demokrat: 232, Cumhuriyetçi 197, Bağımsız 1, Boş 5. (http://amerikabulteni.com/2013/01/05/abd-kongresinin-yapisi-senato-ve-te… ve https://pressgallery.house.gov/member-data/party-breakdown)

9 Vatanseverlik Yasası (Patriot Act): ABD’nin 11 Eylül 2001 Dünya Ticaret Merkezi’nin İkiz Kulelerine uçak saldırısından sonra, 26 Ekim 2001 de George W. Bush döneminde yürürlüğe soktuğu ve iç denetim organlarına, FBI ve CIA’e yüksek derecede gözetleme ve denetim imkânı veren yasa. (Ekşi Sözlük ve Wikipedia)

10 Çevirmenin eki

11 Anvar-al-Avlaki: Amerikalı-Yemenli imam ve vaiz. Üniversite eğitimini ABD de almıştı. El-Kaide ile bağlantısı olduğu iddia edilerek bir Amerikan İHA’sı (insansız hava aracı) tarafından öldürüldü. (1971-2011) (gazeteler)

12 Posse Comitatus Act: ABD’de federal hükümetin, federal askeri gücü, iç siyasi ortam için kullanma yetkisini sınırlamak amacıyla 1878 yılında kabul edilmiş bir yasa. (Posse Comitatus= silahlı müfreze)

***

***

“Vazgeçmiyoruz Ahparig”

20 Ocak 2020
Fotoğraf: Evrensel

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink öldürülüşünün 13. yıldönümünde, vurulduğu Agos Gazetesi’nin eski binası önünde anıldı.

Osmanbey’deki eski Agos Gazetesi binası önünde gerçekleşen anma töreninde bu yılın basın açıklamasını Hrant’ın Arkadaşları’ndan Şebnem Korur Fincancı yaptı. Korur Fincancı’nın konuşmasının tamamı şöyle:

“Sevgili dostlar, Ahparig Hrant’ın o kocaman güzelim ailesi, “bir çocuktan katil yaratan karanlık” diyebilen yüreğiyle sevgili Rakel Dink, sevgili Hrant’ın hak mücadelesini geleceğe taşıyan güzelim çocukları, arkadaşları, arkadaşlarımız,

Kötülüğe karşı duyulan nefret yüzünü çirkinleştirir insanın/Haksızlığa karşı bağırmak sesini kabalaştırır.”, demiş ya Brecht, bu geçen 13 koca yılda faili meşhurlarını bizlerden köşe bucak kaçıran o devlet erkine karşı bağırmak, haksızlıklara karşı bağırmak kabalaşmadan sayılır mı? Hak mücadelesinin kendisi, dayanışmasıyla ezilenlerin inceliği değil de, nedir? Yüzbinlerin İstanbul’dan sel gibi akıp “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz” diye yükselen sesinde kabalık olabilir mi?

Hrant için, adalet için 13 yıldır mücadele eden arkadaşları nicedir hakikati bu topraklardan sürgün etmiş erke rağmen hakikatin değerini hatırlatıyor hepimize. Hakikat arayışı bitmiyor, bitmedi hiç. Cumartesi annelerini meydanlardan sürseler de, hakikati haykıranları hapsetseler de, insanlığa karşı suçlarla sindirmek için üzerimize gelseler de, hakikati haykırmaktan vazgeçmemişti ya Hrant, vazgeçmeyeceğiz öyleyse hiçbirimiz. Kötülüğe karşı nefret değil bizimkisi. Bitimsiz bir mücadele. Kötülüğün sıradanlığına kapılmasın insan, hakları için mücadele etsin, boyun eğmesin erke.

Bundan tam 13 yıl önce 18 Ocak gecesi o dönem Türkiye İnsan Hakları Vakfı başkanı olan canım abim Yavuz Önen ile akşam yemeğinde buluşmuşlardı. Hayallerimiz vardı. Bizler bir yandan enstitü hayalimizin ucundan, hak ihlallerinin etkili soruşturması, belgelenmesi için eğitici eğitimi yaparken, onlar da Travma ve İnsan Hakları Enstitüsü hayallerimizi paylaşmışlardı yemekte heyecanla. Sonra 19 Ocak 2007, saat 3’ü 5 geçe zaman durdu hepimiz için. Şaşkındık, birlikte kurulan hayallerin sıcaklığı hala yüreğimizde… O hayallerden hiç vazgeçmedik, adım adım ilerledik o günden bugüne.

Çünkü bu toprakların yarası hiç kapanmadı. Kapanması bir yana, her gün yeniden kanırtan bir devlet erki ile yaşamak zorunda kalıyoruz. Daha birkaç gün önce kayıplara karıştı Keldani bir çift, Süryani Mor Yakup Manastırı rahibi Aho’yu gözaltına aldılar. Kılıçtan geçirmek, çöllere sürmek yetmedi, her gün yeniden yaşasın o güvercin tedirginliğini Türkiyeli Ermeniler diye elinden geleni ardına koymadı devlet erki.

Yaşadıkları mahallelerin adı Bozkurt, caddesi Ergenekon, okulları Talat Paşa nam, soykırım Osmanlının ama iade-i itibar Türkiye Cumhuriyeti’nin oldu.

Birlikte yaşamayı, çok dilli, çok kültürlü olmayı başaramadığımız gibi yarattığımız kuraklıktan da utanmaz olduk. Sıra Kürtlere geldiğinde havan mermileri ile delik deşik ettikleri evlerin duvarlarına yazılama yaptı devletin memuru.

Biz yüzleşmedikçe, onarmadıkça yaralarımızı, her yeni güne yeni ötekilerle yaralarımız büyür, yenileri açılır oldu. Sözümüz var Hrant’a, yaralarımızı bilip de onarmak boynumuzun borcu. Yarın yüzleştiğimizde, küçük Eichmann’lar yalnızca emre itaat ettiklerinden dem vurup sıradanlaştırmaya çalıştığında kötülüğü, utanmak için geç değil, evet ama kötülüğü tanımalı ve sahiplerini bir bir ortaya koymalıyız. Hrant için, adalet için!

Sevgili Yıldırım Türker Bahçe’sinin köşesinden derlediği yazılarından ilkinde “Hayatı savunmak adına durmadan kötülüğü tartmak zamanla insanın ruhunu köreltebilir. Uzun süre karanlıkta kaldıktan sonra gözleri kamaşan adamın körleşmesi gibi.”, diyor ama, o karanlıkta kötülüğü seçebilmek Saramago’nun körler ülkesinde gören göz olmayı gerektiriyor. Görmek, göstermek hakikati… Buradayız, vazgeçmiyoruz Ahparig.”

“Hrant Dink kardeşliğin sembolüydü”

Anmada 1994’te öldürülen Ankara’da öldürülen avukat Yusuf Ekinci’nin oğlu Toplumsal Bellek Platformu’ndan avukat Sertaç Ekinci,  Türkiye’deki faile meçhullere dikkat çekti ve şunları söyledi:

“Hrant Dink’in alçakça aramızdan alındığı o lanetli günün 13. yılında, yine aynı yerde, her gördüğümüzde boğazımızın düğümlendiği kaldırımda bir aradayız. Hrant Dink, bu ülkenin en çok ihtiyacı olan kardeşliğin sembolüydü. Sanırım bizden alınışının en büyük nedeni de buydu. Çünkü, bu ülkenin karanlık kalplilerinin ağızlarından düşürmedikleri birlikten çok, bölünmüşlüğe ihtiyaçları var. Biliyorlar ki, ancak bu şekilde kendi atlarını rahatça oynatırlar. Türkiye halklarının, ezilenlerinin bir araya gelmesi, en büyük korkularıdır.

Oysa Hrant bize birbirimizi tekrar sevmeyi ve Anadolu’yu baştan öğretiyordu. Sivas’ın ücra köyünde oturan Türk köylüsünün yıllar sonra oraya geri giden ve orada ölerek gömülen Ermeni kadınının cenazesine sahip çıkmasını anlatarak, Ermeni sorununun başkalarının değil bu ülkenin sorunu olduğunu ve kendi doktorumuzun sadece kendimiz olduğunu anlatarak…

İşte bu yüzden tehlikeliydi ve ortadan kaldırılmalıydı. Tıpkı ondan önce gelen yüzlerce aydının öldürülmesi gibi. Musa Anter, Uğur Mumcu, İlhan Erdost ve Tahir Elçi ve nicesi böldükleri için değil, tam tersine bu ülkenin ezilenlerini bir araya getirdikleri için öldürüldüler. Affedilmez suçları buradadır. Ve tam da bu nedenle hiçbirisinin katilleri ve onları azmettirenler gerçek bir yargılamaya tabii olmadılar. Ülkenin yüz akı aydınları jet yargılamalarla ve fabrike edilmiş delillerle mahkûm edenler, öldürülen aydınların katillerinin yargılandığı dosyaları yıllarca uzattılar, delilleri kararttılar ve her türlü hukuki kuralı çiğnediler.

Bu yargılamaların son halkası olan babam Avukat Yusuf Ekinci’nin de aralarında bulunduğu bir dizi Kürt aydınının 90’lı yıllarda öldürülmesine ilişkin dava geçtiğimiz ay sonuçlandı. Cinayetlerin yalnızca devletin elinde bulunan silahlarla işlediği ispat edilmişken ve bu cinayetleri işleyen şahıslardan birinin açık itirafları ortadayken, davada yargılanan tüm sanıklar beraat etti. Bu, bizim için şaşırtıcı olmamalıdır.

Yıllarca bu ve bunun gibi cinayetlerin mağdurları adalet arayışlarını sonuçsuzca devam ettirdiler. Eğer gerçekten demokratik, hukukun egemen olduğu bir ülkede yaşıyor olsalardı belki çağrıları cevap bulurdu. Oysa artık bilmeliler, aradıkları adaleti hiçbir şekilde bulamayacaklar. Aradıkları sürece de bulamayacaklar.

Saygıdeğer dostlar, biz de bilmeliyiz. Eğer adalet arıyorsak bulamayacağız. Çünkü vermeyecekler. Adalet, Türkiye’nin tüm ezilenlerinin bir araya gelip, hukukun üstün olduğu bir ülke için mücadele etmediği sürece de tesis edilmeyecektir. Öyle sanıyorum ki Hrant Dink ve onun gibi yüzlercesinin bize bıraktığı son vasiyet budur. Kendisinin aziz hatırası karşısında saygı ile eğiliyor, hepinize saygılarımı sunuyorum.”

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Pazartesi  Ali Bilge’yle Ekonomi Politik

ekonomipolitik20200120

Ekonomi Politik kayıt arşivi

09:50 – 10:00 İzel Rozental ile Haftanın Karikatürleri (Açık Gazete’de yeni köşe)

haftaninkatikaturleri20200120

Sevgili dostumuz çizer İzel Rozental dünyadan ve Türkiye’den seçtiği haftanın karikatürlerini radyoda anlatıyor.

facebook.com/izel.rozental

***

“Haftanın Karikatürleri” bu hafta spor ağırlıklı. Bazı tehlikeli sporların yanı sıra tenis, voleybol, kayak sporlarından da söz edeceğiz. “Haftanın Karikatürleri” pazartesi sabahları saat 9.40’tan sonra 94.9 AÇIK RADYO’nun “Açık Gazete” programında…

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi
***

Haftanın Karikatürleri: 20 Ocak 2020

21 Ocak 2020

Bu haftaki programda ele aldığımız karikatürler burada…

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü Oldies

10:30 – 11:00 Kamusla Güreş (Yeni program) / Hazırlayanlar: Didem Gürzap ve Kerem Doğan

kamuslagures20200120

Kelimelerin, hayata dokunan anlamları, güncel ve geçmişe dayalı anlam ve çağrışımlarıyla tekrar ele alınacağı bir program.

zz8

Kamusla Güreş kayıt arşivi

Kamusla Güreş Twitter

Didem Gürzap Twitter

***

zz5

Alper Hasanoğlu ile karakterden ruha geçiş yapıyoruz: Beynin penceresinden ruha girdiğimizde karşımıza çıkan kavramlar  Didem Gürzap (@DGrzap) ve Kerem Doğan’la (@kdleme) #KamuslaGüreş (@kamuslagures) az sonra (10.30 – 11.00) Açık Radyo’da acikradyo.com.tr/stream/index.h

***

zz6

“Normal” diye tanımlanan insanların verdiği zarar ve gerçekleştirdiği şiddetin “deli” tanısı konandan çok daha fazla olduğu gerçeği… @AlperHasanoglu

***

zz7

Disiplinlerin, kültürlerin, öğrenilenin tanı koyma halinin gittiği yer; özgün, farklı, kendine has olmayı damgalama, değiştirme, yok etme… @AlperHasanoglu

***

zz8

Bir Personal Jesus daha… Cash’ten… youtu.be/qpYW3qng78E

***

zz9

zz10

Bir sözcük: AMİGDALA! Karakterimize sorumlu arar, ruhsal durumumuzun müsebbibinin peşine düşerken bildiğimiz doğrular/ bilmediğimiz doğrular… Şimdi, Açıkradyoda, Kamusla Güreş’te. @AlperHasanoglu

***

Bahsetmişiz 
Tweeti Alıntıla
kamuslagüreş
@kamuslagures
·
KARAKTER ve eş anlamlısı sözcüklerde etimolojik kazı sıklıkla;
zz11
kalıp,damga,mühür,mask,değişmez köklerine gidiyor. “7sinde neyse 70inde de o” olan mizaçta ise,temel üç özellik ve varyantları söz konusu: İçe dönük x dışa dönük Vurdumduymaz x kaygılı Pasif x agresif @AlperHasanoglu

***

zz12

Ruhun adı yok…

11:00 – 12:00 Bisiklet Zinciri (Yeni program) / Hazırlayan: Muzaffer Çorlu

Müzik programcımız Muzaffer Çorlu yıllar sonra heyecanlı bir dönüş yapıyor. Programda müzik, film ve bilim üst şemsiyesi altında besteciler, bilim insanları ve dahi siyasetçiler nöro-bilimdeki yeni gelişmelerle birlikte ele alınıyor.

Bisiklet Zinciri kayıt arşivi

12:00 – 13:00 Jazz Club (Yeni program) / Hazırlayan: Dağhan İş

Önceki dönemlerde dansın peşinde koşturan Dağhan İş bu yayın döneminde “İçinden caz geçenler”in peşine düşüyor.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Babil’den Sonra / Hazırlayan: Ercüment Gürçay

142acikradyo94.9babildensonraatahualpayupanqui112yasinda20.01.2020

babildensonre20200120

Dünyanın her yanından rüzgâra bırakılmış sesler bu yayın döneminde Pazartesi günleri saat 13.00’te.

zz6

facebook.com/ercumentgr

***

Atahualpa YupanquiNuevo CancionSouth AmericaArgentinaFolk Music

***

AÇIK RADYO (94.9) BABİL’DEN SONRA/ ATAHUALPA YUPANQUİ 112 YAŞINDA/… PROGRAM KAYDI

Adını son İnka İmparatoru Atahualpa’dan alan Arjantin folklörünün maestrosu, Yeni Türkü akımının babası, Arjantin Komünist Partisi üyesi, şarkıcı, gitarist, söz yazarı, besteci ve yazar ATAHUALPA YUPANQUİ 22 Ocak 1908’de Arjantin pampalarında, Pergamino’da dünyaya gelmiş ve 1992’de Fransa’da hayata veda etmişti.

Bugün 13.00’de onun 1936’da kaydettiği 45’lik plak kayıtlarından ve diğer albümlerinden seçtiğim şarkıları birlikte dinledik…

Programı kaçıranlar buradan dinleyebilirler:
https://archive.org/…/142acikradyo94.9babildensonraatahualp…

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi
14:00 – 14:30 Hamişden Sesler / Şenay Özden ve Özhan Önder / Suriye ve Suriyeliler hakkında sürgünden sesler

Hamişten Sesler kayıt arşivi

14:30 – 15:30 Opus 94 9 / Berna Uzunoğlu

Daha önceki dönemlerde her bölümünü dâhi bir besteciye ayrılan programda, 39. yayın döneminden itibaren her bölümünü bir müzik enstrümanına ayrılıyor.

15:30 – 16:30 Yolgeçen / Rahmi Öğdül ve Evrim Altuğ / Hayatî ve kitabî patikaların kesiştiği yol ağızlarında ayaküstü konuşmalar

yolgecen20200120

16:30 – 17:00 Hariçten Sanat (Yeni Program) / Gezegenden Kültür-Sanat Haberleri  / Hazırlayan: Çelenk Bafra

harictensanat20200120

acikradyo.com.tr/program/144512/kayit-arsivi/hariçten-sanat

Programda özellikle Türkiye’yi ilgilendiren ve/ya Türkiye’den katılımcılara yer veren uluslararası sanat gündeminden bir kesit sunulacak. Müzeler, bienaller ve sergilere özellikle odaklanarak geniş bir perspektifle sanat, mimarlık, tasarım ve müzecilik alanlarındaki yeni gelişmeleri, haberleri ve güncel tartışmaları incelenecek.

Hariçten Sanat kayıt arşivi

facebook.com/celenk.bafra

***
Pazartesi 16:30’da sanatçı Alpin Arda Bağcık ile Açık Radyo 94.9 #hariçtensanat programında #Berlin Zilberman Gallery de açılan kişisel sergisini ve Künstlerhaus Bethanien direktörü #christophtannert , fotoğraftaki küratör Lotte Laub ve benim yazılarımızla basılan yeni kataloğunu konuşuyoruz. Webten de dinleyebilirsiniz (14:30 CET 20.01.2020) www.acikradyo.com.tr #acikradyo #alpinardabagcik

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegebningelecegi20200120

gezegeningelecegi20200120

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Barcelona ‘iklim acil durumu’ ilan etti: 10 yıl içinde sera gazı emisyonları yüzde 50 oranında azaltılacak

20 Ocak 2020
Fotoğraf: İklim Haber

Barselona, 2030’a kadar sera gazı emisyonlarının yüzde 50 oranında azaltılması taahhüdünü içeren “iklim acil durumu” ilan etti.

Barselona, 2030’a kadar sera gazı emisyonlarının yüzde 50 oranında azaltılması taahhüdünü içeren “iklim acil durumu” ilan etti. Ayrıca Barselona halkının ısınan gezegene uyum sağlamasını kolaylaştıracak 100’den fazla önlem de taahhütte yer alıyor. Barselona Belediye Başkanı Ada Colau, kamuoyu bilinçlendirme kampanyasına eşlik eden bu yeni stratejinin, İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg’in “Bu bir tatbikat değil” sloganına dayandığını söyledi. Belediye Başkanı Colau, “Bunun retorik bir beyan olmasından öte, öncesinin ve sonrasının göz önünde bulundurulduğu bir önlemi içermesini istiyorduk” dedi. Yetkililer, bu hedeflere ulaşmak için kent sakinleri ile birlikte çok uluslu şirketlere, liman ve havaalanı gibi kentte kilit rol oynayan inşaatların operatörlerine kadar herkesin işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu da ekledi. Colau, gelecek nesillerin yararına adalet ve sürdürülebilirlik temelli yeni bir yeşil ekonomik modele doğru “yaklaşımlarda değişime” gidilmesi çağrısında bulundu.

“Nüfus artıyor ama su azalıyor”

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz; Karşıyaka Belediyesi, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası ve Kent Konseyi tarafından düzenlenen “Atık Değerdir’ başlıklı sempozyuma konuk oldu. “İklim Değişikliğinin Kıyı Kentleri Üzerindeki Etkileri” başlıklı bir sunum yapan Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz, küresel iklim değişikliği aynı şekilde devam ettiği takdirde, dünyayı ve ülkemizi büyük tehlikelerin beklediğine dikkat çekti. Prof. Dr. Levent Kurnaz “Nüfus artıyor ama su azalıyor. 1933’te 15 milyon kişiydik. Şimdi 85 milyonuz. Su azaldı nüfus arttı. Kişi basına düşen su miktarı 6’da 1’e düştü. Kontrolsüz şekilde karbondioksit salıyoruz. 2020 – 2050 aralığında Ege’de ortalama yaz sıcaklığı her gün 35 derecenin üzerinde olacak ve 40’lara, 45’lere çıkacak. Böyle giderse bu yüzyılın sonunda ülkemizde yaklaşık ortalama 7 derecelik sıcaklık artışı yaşanacak ve yağışlar da %30 azalacak. Suyumuz bütün Akdeniz çevresinde güvenlik problemleri yaratacak seviyeye gelecek. Deniz seviyesi 1.8 ile 2 metre civarında yükselecek. Sel, erozyon riskinde büyük artışlar olacak. Bu gidişatı durdurmamız gerekiyor. Arabanın yerini bisikletin ve toplu taşımanın aldığı; giysiyi, telefonu, enerjiyi en verimli şekilde kullandığımız bir yaşama geçmek zorundayız. Hayatımızı, standartlarımızı değiştirmek durumundayız. Ne kadar çok tüketirsek, o kadar çok iklim değişikliğine neden oluruz. Hava kirliliğinin düzgün şekilde ölçülmesi ve takip edilmesini sağlamalıyız. Bu noktada da yerel yönetimlere önemli görevler düşüyor. Kentleri çeşitli önlemlerle felaketlere karşı ‘dirençli’ hale getirmeliyiz. Gelecekte ne olacağı aslında bugün bizim nasıl bir karar vereceğimize bağlı. Her birey mutlaka bu konuyla ilgilenmeli ve bilinçlenmeli. Bu şekilde devam edemeyeceğimizi anlamamız lazım” dedi.

Yazılım devindan karbon negatif sözü

Dünya yazılım devlerinden biri, 2030 yılında bütün tedarik zincirlerinde karbon negatif olacağını duyurarak bir ilke imza attı. Şirket ayrıca, kuruluş yılı olan 1975’ten bu yana neden olduğu doğrudan (üretim kaynaklı) ve dolaylı (elektrik sarfiyatı kaynaklı) tüm karbon emisyonlarını 2050 yılına kadar offsetleyeceğini de belirtti. Şirket CEO’su Satya Nadella da, şirketin karbon azaltımı ve karbon çekme teknolojilerinin geliştirilmesi adına 1 milyar dolarlık inovasyon fonu sağlayacağını açıkladı. Nadella, “Bilimsel fikir birliği oldukça net. Dünya, acil müdahale edilmesi gereken bir karbon kriziyle karşı karşıya. Emisyonları azaltamazsak ve sıcaklıklar da yükselmeye devam ederse, bilim bize sonuçlarının korkunç olacağını söylüyor. Şirketler adına da hepimiz adına da acilen eylem geçilmesi gereken bir çağdayız” dedi.

Almanya kömürden vazgeçiyor

Almanya’da Federal Hükümet ile eyaletler kömür enerjisinden vazgeçilmesini sağlayacak yol haritasında el sıkıştı. Hükümet sözcüsü Steffen Seibert, Başbakanlık Binası’nda yapılan toplantıda federal hükümet ve eyalet temsilcilerinin uzlaşma sağladığını duyurdu. AFP’nin haberine göre, varılan uzlaşma, Almanya’nın kömür enerjisini terk etmesinin planlanandan öne çekilebilmesini öngörüyor. Siyasetçiler ve uzmanlardan oluşan “Büyüme, Yapısal Değişim ve İstihdam” Komisyonu, Almanya’nın 2038’e kadar kömür enerjisini tamamen bırakması talebinde bulunmuştu. Uzlaşmaya göre, kömür enerjisi üretimine 2035’e kadar tamamen son verilip verilemeyeceği değerlendirilecek. Alman hükümetinin hazırladığı plan, termik santralların ve kömür madenlerinin kapatılması konusunda işletmecilerin sözleşmeyle bağlanmasını öngörüyor. Uzlaşmaya göre, Alman hükümeti kömür üretiminin durdurulması ve kömürle çalışan termik santralların kapatılmasından etkilenecek eyalet ve bölgelere 2038 yılına kadar toplam 40 milyar euro mali destek vermeyi de kabul etti. Maliye Bakanı Olaf Scholz‘un yaptığı açıklamaya göre, hükümet ayrıca termik santralları işletenlere de 4 milyar 350 milyon euro tazminat ödeyecek. Kömür enerjisinden vazgeçilmesine ilişkin yasa tasarısının hükümet tarafından Ocak ayı içinde kabul edilmesi bekleniyor.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Pazartesi Murat ‘Mrt’ Şeçkin ile Kadıköy Postası

Kadıköy’deki kültür-sanat takviminin tutulduğu programda Tayfun Polat’ın Kadıköy’den göçüyle oyuncu değişikliğine gidildi. Yine bir Kadıköylü Murat ‘Mrt’ Seçkin aramıza katıldı.

Açık Dergi Pazartesi Ebedi Yokoluş / Forever Extinct / Virginia Patrone ve Çiğdem Fidan

ebediyokolusforeverexctinct20.01.2020amikgoluveyilanboyun

ebediyokolus20200120

Ebedi Yokoluş programında, insanlar yüzünden nesli tükenmiş ya da tehlike altında olan ve hiçbir şey değişmeden böyle giderse; kısa zamanda ebediyen yok olacak olan türler hakkında konuşuyoruz. Her hafta yokolan bir türün tarihine ve sesine kulak veriyoruz.

acikradyo.com.tr/program/ebedi-yokolus-forever-extinct

instagram.com/virginiapatrone/

instagram.com/ebedi_yokolus/

***

zz4

Bu akşam 1960lara kadar Türkiye’de de görülen yılanboyun kuşunun hikayesinden bahsedeceğiz. Bu dostumuz, Amik Gölü’nün kurutulmasıyla Türkiye’deki tek yaşam alanını kaybetti ve dolayısıyla bu topraklarda nesli tükendi.

Bu akşam 19.00’da Açık Radyo’da!

Çizim: @virginiapatrone
#ForeverExtinct #EbediYokoluş #Racingextinction #AçıkRadyo #AçıkDergi #anhingarufa

***

Yılanboyun kuşu: Yaşam alanları yok edildiği için Türkiye’de nesli tükendi

21 Ocak 2020
Çizim: instagram.com/virginiapatrone

Türkiye’de soyu tükenen bu dostumuzun bu topraklarda en son 1962 yılında görüldüğüne dair bir kayıt bulunuyor.

V: Ebedi Yokoluş / Forever Extinct programına hoş geldiniz.

Ç: Merhaba.

V: Bugünkü programa iki haberle başlamak istiyoruz.

Ç: İlki mutlu ve iham verici bir haber: Conservation Optimisim adı altında gelişen bir oluşumla ilgili. Kendilerini şöyle tarif ediyorlar:

V: “Conservation Optimism is a global community dedicated to sharing stories and resources to empower people from all backgrounds to make a positive impact for wildlife and nature.”

Ç: “Conservation Optimism, yaban hayatı ve doğa konusunda olumlu bir etki yaratabilmek amacıyla farklı geçmişlerden gelen insanlara imkân sağlayabilmek adına, kendini, çeşitli hikayeleri ve kaynakları paylaşmaya adamış küresel bir topluluk.”

Ç: Ebedi Yokoluş’ta yalnızca nesli tehlike altında olan ya da tamamen tükenmiş olan canlıların hikayelerini anlatmakla kalmayıp fırsat oldukça bu konuyla bağlantılı olduğunu düşündüğümüz ve medyada gözümüze çarpan haberleri paylaşmaya çalışıyoruz.

V: Çoğu zaman, bu haberler pek iyi olmuyor maalesef.

Ç: Oysa Conservation Optimism’in sevindirici bir tarafı var çünkü nesilleri tükenen canlıları korumak için, çevreyi ve ekosistemi yani kısacası yaşamı korumak için çabalayan insanların var olduğunu bize hatırlatıyorlar.

V: Dilerseniz siz de Conservation Optimisim’i Instagram ve Twitter’dan takip edebilir, conservationoptimism.org internet sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Ç: İkinci haberimizle birlikte, bugün bahsedeceğimiz dostumuzun hikayesine bir giriş yapacağız. Bahsedeceklerimiz çok da uzak geçmişte olmuş şeyler değil ama geçmişte alınan kararların etkilerinin bugüne kadar uzandığını görmek mümkün.

Aralık 2007’de Hatay havaalanı açıldı: havaalanı, kurutulan Amik Gölü’nün en derin noktası üzerinde inşa edilmişti. “The Future of Ecocriticism: New Horizons” adlı kitaba göre, gölün kurutulması kararı, Amik ovasının veriminin kaybolması, yerel biyoçeşitliliğin ortadan kalkması ve sonuç olarak buna bağlı olan yerel gelir kaynaklarının da tükenmesi gibi pek çok yıkıcı etkiye sahip trajik bir karardı. Gölün kurutulması bugün bahsedeceğimiz canlının, Türkçede yılanboyun diye anılan kuşun neslinin yerelde tükenmesine neden oldu.

Bu dostumuz Anhingidae yani yılanboyungiller ailesinin bir ferdi. Bu aile karabatakları andırsa da uzun boyun omurları nedeniyle yılansı boyunları ve ok gibi sivri gagalarıyla onlardan ayrılıyor.

V: İşte, dostumuz, bu ailenin dört türünden biri olan, yılanboyun ya da kaz karabatağı, bilimsel adıyla Anhinga rufa.

Ç: Dünyada Amerika, Afrika, Hindistan, Avustralya ve Yeni Gine’de görülen yılanboyunlar, 1960lara kadar Türkiye’de de görülüyorlardı.

Yılanboyunun yaşam alanlarını tropik ve yarı tropik denizler, göller, havuzlar, lagünler, rezervuarlar, yavaş akan nehirler, akarsu ve bataklıklar gibi sulak alanlar oluşturuyor. Bu dostumuz dinlenmek için sudan çıkan veya suya inen dalları, yüzen kütükleri veya bunlara benzer yerleri tercih ediyor. Sudan çıktığında kanatlarını açarak tüylerini kurutuyor. Çok derinlere dalamasa bile, başarılı bir yüzücü. Zaten bu sayede de balık, yengeç, kabuklu ve diğer su canlıları ile besleniyor.

Erkekler, çoğunlukla beyaz şeritli parlak siyah, ama dişiler ve genç bireyler daha kahverengiye çalıyor. Gaga ve gözler sarı.

V: Boyu 80 ila 97 cm arasında değişebiliyor, ağırlığı ise 1050 ila 1350 gram arasında değişiyor. Yabanda ortalama 16 yıl ömürleri var.

Ç: Balıkla beslenen çoğu kuş gibi, boynu oldukça uzun olmasına rağmen; onu diğer su kuşlarından ayıran özelliği tüylerinin yağ içermeyişi. Dalma yeteneği çok gelişmemiş olduğu ve tüyleri yağ içermediği için sudan çıktıklarında uçmadan önce kanatlarını açarak kurutmaları gerekiyor.

Yılanboyunların Türkiye’deki varlığına dair ilk kayıtlar 1882’de doğacı Henry Baker Tristram ve 1883’te ise arkeolog ve antropolog Ernest Chantre tarafından yayımlanan makaleler. 1910’da zoolog Israel Aharoni’nin 20 civarında örneği Avrupa müzeleri için Amik’ten topladığı biliniyor. Kuş gözlemcisi Richard Meinertzhagen’e göre 1933’te Amik’te yuvalamış 55 çift yaşıyordu.

Amik Gölü, anofol sivrisineğinin neden olduğu sıtma hastalığı ile mücadele etmek, Amik ovasındaki tarım arazilerini taşkınlardan korumak ve tarım arazisi kazanmak nedenleriyle 1950’lilerden itibaren kurutulmaya başlanmıştı. Kurutma, bölgenin sulak alan kültürel ekolojisinde değişimlere yol açtı.

Oysa, Amik Gölü’nün de içinde yer aldığı Amik Ovası, Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinden birini oluşturuyordu. Amik Gölü ve yakın çevresi, uygun iklim koşulları, sulak alan ekosistemi ve verimli topraklar nedeniyle Paleolitik dönemden bu yana kesintisiz yerleşmeye sahne olmuştu.

1950’lerde başlayan ve 1974’te tamamlanan bu süreç gölün tamamen kurumasına ve dolayısıyla yılanboyunların en kuzeydeki yuvalarının yok olmasına neden oldu. Türkiye’de soyu tükenen bu dostumuzun bu topraklarda en son 1962 yılında görüldüğüne dair bir kayıt bulunuyor.

İşte Türkiye’de nesli tükenen yılanboyunun sesi şöyle:

https://www.xeno-canto.org/species/Anhinga-rufa

V: Programlarımızda canlıların nesillerinin tükenme nedenlerini ele alıyoruz. Örneğin; yaşam alanlarının değişmesi, dolayısıyla yiyecek bulma sıkıntısı, tarımda kullanılan böcek ve ot ilaçları, kirlilik, kaçak avlanma gibi gibi. Yine sık sık bugün canlıların nesillerinin tükenme nedenlerinin çoğunun insan eliyle gerçekleştiğini dile getiriyoruz.

Ç: Bu noktada şunun altını yeniden çizmekte yarar olduğunu düşünüyoruz: Bütün bu nedenlerin temelini, yalnızca politik ve ekonomik bakış açısıyla verilen kararlar oluşturuyor. Amik Gölü’ne olan da bunun trajik örneklerinden biri. O günkü politikalar sonucu, iktidar sahipleri, gölü kurutma kararı verdi ve daha sonra da oraya bir havaalanı yapma kararı verildi; üstelik bunların sonuçlarının ne olacağını umursamadılar bile.

V: Sonuçta Türkiye’deki tek yaşam alanı Amik Gölü olan yılanboyunun nesli burada tükendi.

Ç: TEMA Vakfı’nın Amik Gölü üzerine yapılan havaalanıyla ilgili açıklamanın son cümleleriyle programı kapatıyoruz: Ekosistemlere, doğadaki dengelere ve döngülere karışılmaması gerektiğini her fırsatta tekrarlıyoruz. Doğa en iyisini bilir ve ileri teknoloji kullanılsa bile doğayla uyumlu olmayan proje, kötü bir projedir. Amik Gölü’nün kurutulması da üzerine havaalanı yapılması da her açıdan kötü ve yanlış projeler olduğunu çoktan kanıtladı. Yaşanan ekolojik, ekonomik ve toplumsal kayıplar ülkemizin zarar hanesine yazıldı.
Artık yapılması gereken, bu yanlışlardan ders çıkarmak ve hatadan dönerek ekolojik restorasyonu sağlamanın yollarını aramaktır.
Türkiye, doğayla uyumlu, akılcı ve ekoloji merkezli politikalara zaman kaybetmeden geçmelidir.”

 

V: Dinlediğiniz için çok teşekkür ediyoruz.

Programın illüstrasyonlarını sosyal medyada paylaşacağız. Bize Instagram ve Facebook’tan ulaşabilirsiniz.

V: Bugünkü şarkımız Nada’dan Ma Che Freddo Fa.

V: Ben Virginia Elena Patrone,

Ç: Ben Çiğdem Fidan.

V&Ç: Gezegendeki her şey! Çok güzelsiniz ve sizi seviyoruz!

 

Kaynaklar:

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Albüm Adı Süre
Nada
Ma Che Freddo Fa
Noi Non Cresceremo Mai
03:00

Açık Dergi Pazartesi  Haftanın Albümü

20:00 – 21:00 Bir Baba Indie Lokal / Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu

Yerli sahneden yeni yayınlanan müzikler, konuklar ve canlı performanslar Bir Baba Indie Lokal’de.

facebook.com/birbabaindie/

birbabaindie.com/

twitter.com/birbabaindie

instagram.com/birbabaindie/?hl=tr

21:00 – 22:00 Vertigo / Hilmi Tezgör ve Osman Öztürk / Savrulan şarkılar

vertigo500.blogspot.com/

22:00 – 23:00 Ahtapotun Bahçesi / Cem Sorguç / Alter-latif müzik

ahtapotunbahcesi.blogspot.com/

twitter.com/ahhtapot

23:00 – 24:00 Ay Palas / Tolga Yağlı / Bağımsız müzik

aypalas.blogspot.com/

24:00 – 01:00 Erguvani İstimbot / Cüneyt Cebenoyan

Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz dostumuz, programcımız Cüneyt Cebenoyan’ın ardından, kendisinin 2014 yılında hazırladığı ve her bölümde bir filmi konuklarıyla birlikte ele aldığı Erguvani İstimbot programını bu yayın döneminde tekrar yayınlıyoruz.

‘Bir film, pir film’ şiarıyla yola çıkan programda Cüneyt Cebenoyan, her bölümde bir filmi  konuklarıyla ele alacak.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo twitter adresi

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

09:00 – 10:00 Gezgin’in Şarkısı / Rönesans’tan Barok Dönem’e yaratıcı dehanın keşfi / İlknur Akman Erk

Rönesans’tan Barok Dönem’e uzanan uzun, çok yaratıcı ve verimli bir çağın bestecilerini, eserleriyle birlikte tanıtmayı amaçlayan bir program bu dönem Açık Radyo’da yayında.

10:00 – 10:30 Bir Dolap Kitap / Banu Aksoy ve Yıldıray Karakıya / Her yaş için çocuk kitabı

birdolapkitap.com/

birdolapkitap.com/radyo-arsivi/

10:30 – 11:00 Botanitopya (Yeni program) / Sesli Doğa Tarihi Müzesi / Hazırlayan: Benan Kapucu

Bitkiler âleminin tuhaf ve muhteşem dünyasını belgeleyen botanik sanatına dair her şeyin konuşulacağı bir program.

zz5

Botanitopya kayıt arşivi

twitter.com/botanitopya

instagram.com/botanitopya/

botanitopya@gmail.com

***

zz4

Kentsel tasarım, politika, toplum, insan ve doğa ilişkileri üzerine çalışan Sera Tolgay ile Adalar bitki örtüsünün envanteri, haritalama çalışmaları ve “yurttaş bilgin” kavramı üzerine konuşacağız. 10:30’da 94.9 Açık Radyo’da buluşalım

***

Sera Tolgay: “Adalar bitki örtüsünü, inaturalist.org programı üzerinden Adalara Savunması’ndaki gönüllü gözlemcilerden gelen verilerin toplandığı envantere dayanarak ve coğrafi bilim sistemleri kullanarak harita üzerine işledik.”
iNaturalist
iNaturalist is a social network for naturalists! Record your observations of plants and animals, share them with friends and researchers, and learn about the natural world.
inaturalist.org

***

“Biyolojik Çeşitlilik Envanter Çalışması kapsamında 780 gözlem ve 373 canlı türü kayıt altına alındı. Bu haritalarda kokulu otlardan egzotik bitkilere, Japon yabanelmalarından çam ağaçlarına, adaların biyoçeşitliliğini gözler önüne sermek istedik.” criticalcartography.com

11:00 – 12:00 Mekânlar ve Çağlar İçinde Ses / İştar Gözaydın / İskender Savaşır

facebook.com/istar.gozaydin

12:00 – 13:00 Dünyayı Dinliyorum / Zekeriya Şen / Bir dünya müziği programı (Radio MultiCult 2.0 ile ortak yayın)

soundcloudcom/tıkabasamuzik

13:00 – 14:00 Ma’nın Tınısı / Hakan Ünseven / Anadolu müziğinin çağdaş yorumları

archive.org/details/@alabanda

14:00 – 15:00 Dilden Dile Titreşimler / Emre Dağtaşoğlu / Türk halk müziği

dildendiletitresimler19.01.2020

dildendiletitreimler.blogspot.com

***

 (Destekçi: Atilla Ansal)

  1. Bad-ı Sabadan Gayrı – Dertli Divani
  2. Beni Candan Usandırdı – Ahmet Aslan
  3. Ben Melamet Hırkasını (Haydar Haydar) – Kemal Dinç
  4. Ben Melamet Hırkasını (Haydar Haydar) – Cengiz Özkan
  5. Geldim Şu Alemi Islah Edeyim – Cengiz Özkan
  6. Teferrüc Eyledim Devr-i Cihanı – Deniz Türkan&Berivan Canbolat
  7. Hakk’tan Didar İsteriz – Deniz Türkan&Özlem Taner
  8. Firkatin Oduna – Alişan Bulut
  9. Didar – Sedat Boyraz
  10. Benim Efendim Benim Gül Yüzlüm – Perişan Güzel

15:00 – 16:00 Musıkî Arşivi / Bülent Aksoy / Musıkî icrasının geçmişine ayrıntılı bir bakış

16:00 – 17:00 Semt-i Nihavend / Klasik Türk musikisine dair / Fikret Karakaya

Usta müzisyen Fikret Karakaya Semt-i Nihavend programında bu yayın dönemi;  bazen bir makamı, bir sazı, bir bestekârı, bir icracıyı tanıtıp kayıtlarını dinletiyor. Bazen de konuklarla Türk Musıkisi üzerine söyleşiyor.

17:00 – 18:00 Modernin Sesi / Aykut Köksal / Dört yüzyıllık müzik serüvenine derkenar

***

RAVEL’DEN BİR BAŞYAPIT: YAYLILAR DÖRTLÜSÜ

Bu pazar (19 Ocak), Aykut Köksal’ın hazırlayıp sunduğu Modernin Sesi’nde Ravel’den büyük bir başyapıt dinleyeceğiz: Fa Majör Yaylılar Dörtlüsü. Bestecinin 27 yaşında bestelediği dörtlü, izlenimci müziğin iki önemli dörtlüsünden biri. Bilindiği gibi diğeri, Debussy’nin -Ravel’in de esin kaynağı olan- Sol Minör Yaylılar Dörtlüsü. Maurice Ravel, fa majör dörtlüyü hocası Gabriel Fauré’ye ithaf etmiş.
Modernin Sesi, Açık Radyo 94.9’da, her pazar saat 17:00’de…

Fotoğraf açıklaması yok.

19:00 – 20:00 I Can Rock and I Can Roll / Rock’n Roll’un öncü kadınları / Şenol Ayla

“Rock erkek işidir” diyenlere inat, onlar o güne dek görülmemiş biçimde, kulis odalarını değil sahneyi istediler, gitarda ısrar ettiler, tırnaklarını kısa kestiler, sahnede terlediler ve bir ‘hanımefendi‘ye yakışmayacak biçimde avaz avaz bağırdılar. Onlar Rock’n Roll’un öncü kadınlarıydı. Pek çoğu listelerin en üst sıralarına çıkan parçalar bestelediler, mükemmel gitar çaldılar, kadınların daha iyisini yapabileceğini gösterdiler… ama isimlerini Rock’ın ‘resmî tarihine’ yazdıramadılar, sadece meraklısınca hatırlandılar. Bu program, onlar için gecikmiş bir anma, hak ettikleri bir saygı duruşu.

20:00 – 21:00 The Big Easy / Aylin ve Varol Ünel / New Orleans kültürü ve müziği

New Orleans müziğinin ve kültürünün işlendiği The Big Easy bu yayın döneminde saat 20’de.

21:00 – 22:00 İstanbul’dan Gelen Telefon / Pazar gecesi biterken dinlemek isteyeceğiniz, her telden güzel şarkılar. Bazen de müzik arkeolojisi. / Altuğ Güzeldere, Mahir Ilgaz, ve Güven Güzeldere. Bu yayın döneminde Hakan Gürvit ve zaman zaman Ömer Madra’nın katkılarıyla…

İstanbul’dan Gelen Telefon bu yayın döneminde ekiplerine Hakan Gürvit ve zaman zaman Ömer Madra’yı dahil edip efsanevi müzisyen, şarkıcı, besteci ve ozan ‘Pete Seeger’a odaklanıyor. Amerikan halk müziğinin öncü isimlerinden Seeger’ın yurttaş hakları, barış ve çevre hakları peşinde 70 yılı aşkın süre geçirdiği müzik ve aktivizm serüvenine ve bıraktığı kültürel mirasa bir bakış denemesi Açık Radyo’da.

22:00 – 23:00 Sarhoş Atlar Zamanı / Akif Burak Atlar / Konu parantezinde rock

sarhosatlarzamani.tumblr.com/

mixcloud.com/SarhosAtlarZamani/

23:00 – 24:00 Jirayr’ın Walkman’i / Bilindik Ermeni müziğinin öbür türlüsü / Saro Usta ve Vartan Estukyan

Bildiğimiz Ermeni müziğinin dışında kalan Ermeni müzisyenlere, müziklere yeni üretimlere yer verilen bir program.

24:00 – 01:00 Audiocity / Türler arası / Bahadır Dilbaz

Yıllardır sürdürdüğü Kılavuz programını bitiren Bahadır Dilbaz, bu yayın döneminde 25 yıllık Dj’lik serüveninde eleğin üzerinde kalan müzikleri Audiocity’ye taşıyor.

01:00 – 02:00 Münakaşa / Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali / Erkan Ömür

munakasa20200119

“Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali” şiarıyla yola çıkan programda downtempo elektronik müzik, etnik elektronik, elektronika, minimal, breakbeat örnekleri dinleyiciyle buluşuyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

09:00 – 10:30 Radyo Agos / Haftalık Agos gazetesinin penceresinden Türkiye ve Dünya gündemi. Agos’un mutfağından haberler, söyleşiler, olaylar

radyoagos20200118

Radyo Agos kayıt arşivi

***

Radyo Agos’ta Hrant Dink anması: Gülten Kaya, Kemal Gökhan Gürses ve Çiğdem Mater anlatıyor

20 Ocak 2020

Her cumartesi günü yayınlanan Radyo Agos programında öldürülüşünün 13. yılında Hrant Dink anıldı.

Gülten Kaya, Kemal Gökhan Gürses, Çiğdem Mater Agos’un ilk yıllarını, Dink’le geçirdikleri günleri, ‘güvercin tedirginliği’ yaratan atmosferi ve sonrasını anlattı.

Hrant Dink biyografisi

Hrant Dink, 15 Eylül 1954’te, Malatya’da dünyaya geldi. Beş yaşında ailesiyle birlikte geldiği İstanbul’da, anne ve babasının ayrılması üzerine iki erkek kardeşiyle birlikte, Gedikpaşa’daki Ermeni Protestan Kilisesi’nin çocuk yuvasında yatılı olarak yaşamaya başladı. Üç kardeş, ilköğretimini bu kiliseye bağlı İncirdibi İlkokulu’nda sürdürürken, yazları da okulun Tuzla’daki kampında barındılar. Hrant Dink, ortaokulu Bezciyan, liseyi ise Üsküdar’daki Surp Haç Tıbrevank Yatılı Okulu’nda okudu, Şişli Lisesi’nden mezun oldu.

İlkokulda tanıştığı Silopi doğumlu, Ermeni Varto Aşireti’nden Rakel Yağbasan ile evlenen Hrant Dink’in üç çocuğu oldu. İstanbul Fen Fakültesi’nde Zooloji ve ardından da Felsefe eğitimi alan Dink, ‘biyoloji felsefesi’ kürsüsü hayallerini, Türkiye’de gelişmekte olan sol siyaset içerisindeki aktif mücadelesine terk etti. Siyasi faaliyetlerinin Ermeni kimliği ile ilişkilendirilmesi ve cemaatin bundan zarar görebileceği endişesiyle, ismini mahkeme kararı ile “Fırat” olarak değiştirdi.

Hrant Dink ve eşi Rakel, bu dönemde içinde yetiştikleri Tuzla Çocuk Kampı’nın yönetimini üstlenerek pek çok kimsesiz Ermeni çocuğuna sahip çıktılar. Tuzla Kampı’na “Ermeni militan yetiştirildiği” suçlaması ile devlet tarafından el konması sonrasında, Dink, siyasal görüşleri nedeniyle de üç kez gözaltına alındı ve tutuklandı.

Kardeşleriyle birlikte bir kitabevi işleten Dink, 90’lı yıllarda Ermenice günlük Marmara gazetesinde Çutak (Erm. keman) rumuzuyla, Ermeni tarihine ilişkin Türkiye’de çıkan kitaplara yönelik eleştiri yazıları yazmaya başladı. 5 Nisan 1996 tarihinde ilk sayısı yayımlanan haftalık Agos gazetesi, İstanbul’da Türkçe-Ermenice yayımlanan ilk gazete olarak tarihe geçti. Adını iki dilde ortak olan ve “sabanın toprakta açtığı, içine tohumun konulduğu ve bereketin fışkırdığı yer” anlamına gelen Agos deyişinden alan gazete, bu bereket ve ortaklık simgesi ışığında bir yayın politikası benimsedi. Ana hedefler; Türkiye Ermeni toplumunun anadilini bilmeyen kesimi ile dayanışmak, Türkiyeli Ermenilerin devlet nezdindeki sorunlarını kendi sesinden dile getirerek, geniş kamuoyunun desteğini almak ve Ermeni kültür ve tarihini ana kaynağından Türkiye toplumu ile paylaşmaktı.

Sol, muhalif kimliği ile dikkat çeken Agos, Türkiye Ermeni toplumu içerisinde de var olan aksak yapıya eleştiriler getirirken, sivilleşmenin ve şeffaflaşmanın önemini vurguladı, bizzat Hrant Dink’in ağzından alternatif toplumsal projeler önerdi.

Agos‘un yayın hayatı içinde ufuk açıcı söylemleri ile giderek kamuoyunun dikkatini çeken Hrant Dink, Yeni Yüzyıl ve BirGün gazetelerinde de köşe yazarı olarak görev aldı. Türkiye ile Ermenistan arasında komşuluk ilişkilerinin tesisi, sınırın açılması, Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin desteklenmesi ve 1915 olaylarının ölenler üzerinde acıtıcı rakamsal bir anlayış yerine kalanlar üzerinden, karşılıklı iki halkın onurunu gözeten empatik bir üslupla konuşulur kılınması, konuya ilişkin resmi tez dışında alternatif yayınların da yaygınlaşması konularını gündeme getirdi. Amerika, Avustralya, Avrupa ve Ermenistan’da çok sayıda konferansa katılan Dink, Ermeni kimliği ve Türk-Ermeni ilişkileri konusunda gerek Ermeni dünyası içinde, gerek tarihteki rolleri açısından çeşitli Batı ülkelerinde sorgulayıcı süreçlerin başlamasına vesile oldu.

Hedef Gösterme Kampanyaları ve Davalar

2002 yılında Urfa’daki bir konferansta yaptığı konuşma nedeniyle açılan dava 9 Şubat 2006’da beraatiyle sonuçlanan Hrant Dink için asıl yoğun yargı sürecinin başlangıç noktasını, kendisi doğrudan dava konusu olmasa da, Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçe’nin Ermeni kökenli olduğuna ve Ermenistan’da akrabalarının bulunduğuna yönelik 6 Şubat 2004’te, kendi imzasıyla Agos‘ta yayımlanan Sabiha Gökçen haberi oluşturdu. “Sabiha Hatun’un sırrı” başlığıyla verilen haberde, Antep asıllı Ermenistan vatandaşı Hripsime Sebilciyan Gazalyan, kendisinin Gökçen’in yeğeni olduğunu ve Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçe’nin aslında yetimhaneden alınmış bir Ermeni yetim olduğunu iddia ediyordu.

Bu haberin 21 Şubat 2004’te Agos‘tan alıntılanarak Hürriyet‘in manşetinden “Sabiha Gökçen mi Hatun Sebilciyan mı” başlığıyla verilmesinin ardından, 22 Şubat 2004’te Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği sert bir açıklama yayımlayarak, “Kendisi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ilk kadın savaş pilotu olarak Türk havacılığının onursal bir ismidir. Sabiha Gökçen aynı zamanda Atatürk’ün, Türk kadınının Türk toplumu içinde bulunmasını istediği yeri gösteren değerli ve akılcı bir sembolüdür. Böyle bir sembolü amacı ne olursa olsun tartışmaya açmak, milli bütünlüğe ve toplumsal barışa katkısı olmayan bir yaklaşımdır. Bir iddiayı, milli duygu ve değerleri de kötüye kullanarak bu şekilde yayımlamanın habercilik olarak nitelendirilmesini kabul etmek mümkün değildir. Ulusal birlik ve beraberliğimizin en güçlü olması gereken bu dönemde milli birlik ve beraberliğimize ve milli değerlerimize yönelik bu tip yayımların ne amaçla yapıldığı Türk toplumunun büyük bir kesimince artık anlaşılmakta ve endişe ile izlenmektedir” görüşlerine yer verdi.

Bu bildirinin hemen ertesinde İstanbul Valiliği’ne çağrılarak, Vali Yardımcısı Erol Güngör’ün makamında, kendilerini Vali Yardımcısı’nın yakınları olarak tanıtan ve bugün halen kimliği belirsiz iki kişi tarafından “uyarılan” Hrant Dink hakkında, bu görüşmenin hemen ertesinde radikal sağ basında hedef gösterme kampanyası başladı. ‘Şapparigce’ köşesinde Ermeni kimliği üzerine yazdığı sekiz bölümlük yazı dizisinin, 13 Şubat 2004 tarihli bölümü içerisinden cımbızlanan ve Diaspora Ermenilere yönelik eleştirel yaklaşım içeren bağlamından koparılarak, “Hrant Dink, Türk kimliğine hakaret ediyor” tavrıyla sunulan “Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan ile kuracağı asil damarında mevcuttur” cümlesi, yeni bir davanın konusu oldu. Hrant Dink hakkında “Türklüğü neşren tahkir ve tezyif etmek” suçundan açılan dava sonunda, mahkeme tarafından tayin edilen bilirkişinin yazıda herhangi bir suç unsuru olmadığı yönündeki lehte raporuna karşın, Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 7 Ekim 2005 tarihli kararı ile Hrant Dink altı ay hapis cezasına mahkûm edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi kararı onadı ve böylece Hrant Dink hakkındaki hapis cezası kesinleşmiş oldu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bu karara itiraz etti, ancak itirazı Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından reddedildi. Hrant Dink’in karara ilişkin açıklamaları üzerine de “yargıyı etkilemeye çalışmak”tan yeni bir dava açıldı.

Davanın ilk duruşmasına gerek adliyenin dışında, gerek koridorlarda ve duruşma salonunda davaya müdahil olmak isteyen kişiler protesto gösterilerinde bulundu. Hrant Dink, adliye salonuna polisin oluşturduğu bir koridordan polis ve avukatı eşliğinde girebildi. Bu sırada ona saldırmak isteyenler, hakaret edenler, tükürenler oldu. Duruşma salonunu dolduran grup, Hrant Dink’in avukatlarına bozuk para ve kalem fırlattılar, hakaret ve tehdit ettiler. Duruşma sonrasında Hrant Dink bir polis aracı ile adliyeden ayrılırken, avukatlar da adliye önüne çekilen polis otobüsüne bindirilerek bu öfkeli kalabalığın saldırılarından kurtarıldı.

Bu arada, 26 Şubat 2004’te İstanbul Ülkü Ocakları İl Başkanı Levent Temiz’in başını çektiği bir grup Agos‘un kapısına gelerek “Ya sev ya terk et”, “Kahrolsun ASALA”, “Bir gece ansızın gelebiliriz” sloganları attılar. Agos‘un önünde benzer bir gösteri de birkaç gün sonra kendilerini “Asılsız Ermeni İddialarıyla Mücadele Federasyonu” olarak adlandıran grup tarafından yapıldı. Hrant Dink, BirGün gazetesinde yayımlanan “Hoş Gidişler Ola” başlıklı yazısı sonrasında ise Yeniçağ gazetesinin 9 Ekim 2004 tarihli nüshasında “Ermeniye Bak” başlıklı manşetle hedef gösterildi. Bu manşet sonrası, Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Yeniçağ gazetesinin kullandığı hitap tarzıyla yazara karşı zorbalığı özendirme tehlikesi yaratabileceği gerekçesiyle, Yeniçağ gazetesinin uyarılmasına karar verdi. Son olarak, Agos‘un 21 Temmuz 2006 tarihli nüshasında yayımlanan “301e Karşı 1 Oy” başlıklı haber nedeniyle de Hrant Dink, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Arat Dink ve İmtiyaz Sahibi Sarkis Seropyan hakkında dava açıldı. Söz konusu haberde, Dink’in Reurters ajansına verdiği demeçteki “Elbette bu bir soykırımdır diyorum. Çünkü sonuç kendisini zaten tanımlıyor ve adını koyuyor. Dört bin yıldır bu topraklarda yaşayan bir halkın bu olanlarla birlikte artık ortadan yok olduğunu görüyorsunuz” alıntısının TCK 301 uyarınca “Türklüğü aşağıladığı” iddia edildi.

Tüm bu mahkeme süreçleri, Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de, gazetesinin önünde kurşunlanarak öldürülmesinin ardından da devam etti. Suikast sonrası Hrant Dink hakkındaki davalar düşerken, söz konusu son davada Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 11 Ekim 2007’de Arat Dink ve Sarkis Seropyan’ı birer yıl hapsi cezasına mahkûm etti. “Arat Dink ve Sarkis Seropyan’ın Türk milletine soykırım isnat eden haber yayınladıkları mahkemelerce sabit görüldüğünden sanıkların ayrı ayrı kişilikleri, eylemlerin özellikleri dikkate alınarak cezalandırılmalarına” ifadesi ve söz konusu demeci alıntılayan hiçbir ulusal basın ve medya kuruluşuna dava açılmaması büyük tartışmaları da beraberinde getirdi. (Biyografi, Hrant Dink Vakfı’nın internet sitesinden alınmıştır.)

10:30 – 12:00 Şansonlar (Yeni program) / Fransızca şarkılar dünyasında bir devr-i âlem / Hazırlayan: Cengiz Işılay

12079 listebaşı olmuş şarkıyı radyoya taşıyan Cengiz Işılay bu yayın döneminde Fransız Şansonlarına ve Fransız popüler müziğinin seçme örneklerine el atıyor.

12:00 – 13:00 Dünya Dönüyor / Naim Dilmener / ’Türkçe Pop’un 50 yılı

diskotek.info/(Naim abinin “Bu sitede milyon hazine var” diyerek önerdiği site)

zz11

Açık Radyo’da pop tarihi… 1800’lerden, Muzika-yı Humayun’dan başlayarak ve günümüze kadar gelerek, haftalarca/aralıksız sürecek bir pop tarihi… Kantolar, tangolar, şarkılar, yıldızlar… Hem ciddi hem de komik ayrıntılar… Kaydetmeyi unutmayın  15 Haziran’da başlıyor. 12:00/94.9

facebook.com/naimdilmener

13:00 – 14:00 Açık Deniz / Beysun Gökçin / Üç tarafı denizlerle çevrili bir radyo programı

acikdeniz20200118

Açık Deniz kayıt arşivi

facebook.com/beysun.gokcin

14:00 – 15:00 El Fueye / Tangonun büyülü kutusu / Ortaç Aydınoğlu

Tangonun büyülü kutusu bu yayın döneminde 15 günde bir Cumartesi günleri saat 14:00’de.

‏16:00 – 15:00 Sadânüvîs (Yeniden program) / Hazırlayan: Cemal Ünlü

Açık Radyo’nun efsane programlarından Sadanüvis geri dönüyor. Fonograf, gramofon ve taş plak kayıtları Cemal Ünlü’nün anlatımıyla Cumartesi günleri saat 15.00’de Açık Radyo’da

facebook.com/cemal.unlu2

16:00 – 17:00 Dünyanın En Güzel Müzikleri (Yeni program) / Reha Uz’a Göre

Reha Uz’un 60 yıllık müzik dinleme serüveninden eleğin üzerinde kalanları paylaştığı çok öznel, çok özel bir müzik programı

17:00 – 18:00 Music of the World İstanbul / Refika Kadıoğlu ve Kutay Derin Kuğay / Tokyo’dan Barcelona’ya müzik ve ötesi

facebook/Kutay Derin Kuğay

facebook.com/Music-of-the-World-Istanbul-

***

Tomorrow, on Saturday at 5pm Music of the World Istanbul program on Acik Radyo will feature the music and conversation with a young Kurdish singer and musician Rewşan and Hakan Hakan Gürbüz about their new album Tov.
Yarin saat 17 de Music of the World Istanbul programinda genc Kurd sanatci Rewşan ve Hakan Gürbüz le yeni albümleri Tov’dan seçkilerle müzikli bir söyleşi gerçekleştiriyoruz.

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, Kutay Derin Kugay ve Rewşan Gürbüz dahil, gülümseyen insanlar, iç mekan ve yakın çekim
Görüntünün olası içeriği: Rewşan Gürbüz, yazı
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, Rewşan Gürbüz dahil, gülümseyen insanlar, yazı

18:00 – 19:00 Connections / Tim Hallam / 60′lar ve 70′lerde pop

connectionstr.blogspot.com/

mixcloud.com/tim-hallam/

19:00 – 20:00 Tighten Up / Simon Johns / Tematik bir müzik programı

tightenupwithsimonjohns.blogspot.com/

20.00 – 21:00 Güneyin Sesi / Salsa’dan Morna’ya, Bossa Nova’dan Nueva Canción’a Afro-Latin ezgiler… / Karaca Yiğit Pehlivanlı

zz4

“Güney’in Sesi” Latin Amerika müziğinin beslendiği kültürler (Afrika, İspanya, Portekiz ve Amerikan yerli kültürü) üzerinden, geçirdiği değişimleri ve günümüze kadar hangi müzik türlerini nasıl etkilediğini ya da hangi müzik türlerinin etkisinde kalarak çeşitlendiğini anlatan; hepsinin temelinde var olan ‘yaşama sevincini’ yansıtan bir program.

facebook.com/karaca.pehlivanli

***

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yakın çekim
Fotoğraf açıklaması yok.
Görüntünün olası içeriği: yazı

Karaca Yiğit Pehlivanlı  Güney’in Sesi / Açık Radyo

Bugünkü programın ikinci yarısı Meksika müziğinden örneklere ayrılıyor. Bazı detaylar ise görsellerde….

21:00 – 22:00 High Times / Ras Memo/ Reggae

22:00 – 23:00 Flow / Türler arası gece müzikleri / Özgür Özer

flow63

Eklektik gece müziklerine yer verdiğimiz Flow bu yayın dönemi gece 22.00’de.

23:00 – 24:00 Login / Christopher Çolak / Elektronik müziğin alt türleri ve tüm renkleri

24:00 – 01:00 Lovaj / Ahmet Güneş / Elektronik ağırlıklı müzik

lovaj.com/

01:00 – 02.00 Alan Kod 212 / Türler arası / Batu Boran

Alan Kod 212 programı bu yayın döneminde haftasonuna transfer oluyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/1/16

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak, Emre Gülşer

acikgaste_17-01-2020

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“… Hrant’ı düşünmek, yaşadıklarımıza katlanmak ve umut etmekte direnmek için daha fazla güç veriyor.”
————————————————————
İş insanı ve haklar savunucusu Osman Kavala, gazeteci ve aktivist Hrant Dink’in ırkçı bir cinayetle yok edilmesinin 13. yıldönümünde, 2 yılı aşkın bir süredir tutuklu olduğu cezaevinden Hrant Dink’in gazetesi Agos’a yazdığı mektupta “Adalet Talep Etmeye Devam Edeceğiz” diyor. (AGOS)

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, gökyüzü, okyanus, açık hava ve su

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Cuma Sezin Öney’le Seyyare: Türkiye ve Dünya Olayları Arasında Paralellikler, Karşılaştırmalar

seyyare20200117

Seyyare kayıt arşivi

09:30 – 10:00 Cuma Alp Ulagay ile Spor

spor20200117

10:00 – 10:30 İklim Acil / Dünya Acil Durum ilan ediyor / Can Tonbil

iklimacil_17-01-2020

iklimacil20200117

Gençler sokağa çıkıyor, yurttaşlar haklarını talep ediyor. İklim Acil, iklim aktivistleri ile beraber yeryüzündeki iklim mücadelesine panoramik bir bakış atıyor.

10:30 – 11:00 Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam / Leyla Aslı Ünlübay

tohumdanhasadaekolojikyasam20200117

facebook.com/bugdaydernegi/

Tohumdan Hasada Ekolojil Yaşam kayıt arşivi

***

“Evimiz yanıyor!”

Buğday Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Aslan Ünlübay’ın hazırlayıp sunduğu Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam Programı’nda bu hafta, iklim krizini, nedenleri ve çıkış yollarıyla konuşacağız.

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi İklim Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin’in konuk olarak katıldığı programımız, bugün (17 Ocak) saat 10.30’da Açık Radyo’da.

📻 Radyonuz Açık olsun! (94.9)

Açık Radyo’yu internetten dinlemek için: https://buff.ly/2r17TcV

Kaçıranlar, daha önceki programların kayıtlarına buradan ulaşabilirler: https://buff.ly/2FYJZ98

#BuğdayDerneği #TohumdanHasadaEkolojikYaşam #AçıkRadyo #İklimKrizi #GretaThunberg

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar

11:00 – 12:00 Hikâyenin Her Hali / Hayata dair cinsiyet-aşırı sohbetler / Aslı, Ayşe Gül, Didem, Kristen, Özlem ve Sema

hikayeninherhali20200117

Hayatın ‘olağan akışında’ normalleşen, olağan gözüken, ‘eşyanın tabiatı gereği’ akıp gidenleri, cinsiyet-aşırı sohbet masamıza koyuyoruz. Gündemi kentte, kırda, sokakta, fabrikada, evde, mahkemede, sinemada, müzikte takip ederken, gündeme gömülen hafızayı da hikâyelerle kazıyoruz. Bugünü kadim zamanlarda arayabiliyoruz, başımızın çaresine tarihsiz antik hikâyelerin penceresinden de bakıyoruz. Program, misafirleriyle olağanda olağanüstüyü, düzende darmadağını, dertte dermanı, yasta gücü, birlikte farkı aşındırıp, kamplara bölünmüşlerin peşinden gidiyor. Masamız kalabalık, masamız renkli. Masa da, masaymış ha!

12:00 – 13:00 Caz Türbülans / Recep Şencan / Cazda serbest dolaşım

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Önce Sağlık / Ayşegül Tözeren, Betigül Öngen ve Selim Badur

oncesaglik20200117

Kış yaklaşıyor ve havalar her defasında daha da kestirilemez oluyor. Önce Sağlık, her sefer olduğu gibi, bu kışın tekinsiz havalarında da nöbette.

14:00 – 14:30  Bir Yaşam Dili (Yeni program) / Hazırlayanlar: Deniz Spatar ve Canan İrtem

İsmini Marshall Rosenberg’in Şiddetsiz İletişim – Bir Yaşam Dili kitabından alan programda, anlaşmazlık içindeki bütün tarafları empati ile can-ı gönülden dinleyerek anlama, bu yoldan bağlantı kurarak işbirliği zemini yaratma ve herkesin ihtiyacının gözetildiği ortak çözümler üretme sanatı olan Şiddetsiz İletişim, çeşitli boyutları ile ayrıntılı olarak ele alınıyor.

Facebook.com/Şiddetsiz İletişim Türkiye

14:30 – 15:30 Wanderer / Can Denizci / (Richard Wagner özel programı)

Doğumunun 200. yılında Richard Wagner özel programı. 19. yüzyıl operasının en önde gelen iki isminden biri olan ve müziğin üst dilinin üstadı sayılan Wagner’in hayatı ve eserleri Wanderer’de

15:30 – 16:30 Sinefil / Melis Behlil ve Yeşim Burul Seven / Sinemasever muhabbetleri

sinefil20200117

Sinefil kayıt arşivi

16:30 – 17:00 Kavanozdaki Yıldız (Yeni program) / Hazırlayanlar: İsmail Başöz, Haluk Levent ve Mustafa Yılmazer

kavanozdakiyildiz0200117

Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin toplumsal ve ekonomik etkilerini  kapsamlı biçimde ele almaya gayret eden bir program.

Evrim Ağacı / Spotify

evrimagaci.org/podcast

facebook.com/treeofevolution

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20200117

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

“Karacabey dereleri zehir akıyor”

17 Ocak 2020
Fotoğraf: Change.org

 “Karacabey dereleri zehir akıyor. Derelerin kenarına konulan fabrikaların zehirli suları tarlamızın verimini düşürdü, hayvanlarımızı öldürdü. ”

Söz edeceğimiz ilk kampanya Bursa’dan. “Karacabey dereleri zehir akıyor” başlıklı kampanyaya Change.org/Karacabey adresinden ulaşmak mümkün. Kampanyayı başlatan İlke Acar, bölge halkı adına “Derelerimizin geçmişte olduğu gibi duru ve temiz akmasını istiyoruz” diyor ve yaşanan sorunla ilgili şu ifadelere yer veriyor: “Karacabey dereleri zehir akıyor. Derelerin kenarına konulan fabrikaların zehirli suları tarlamızın verimini düşürdü, hayvanlarımızı öldürdü. Her yıl birkaç kez derelerimizde binlerce balığın toplu ölümlerini görerek kahroluyoruz. Fabrikalar, balıkları öldüren çok zehirli sularını, resmi görevlilerin tatilde olduğu hafta sonu ve bayram tatillerinde derelere boşaltıyor. Ancak bu fabrikaları denetleyen, balıklar topluca öldüğünde anında örnek alıp sorumluları cezalandıran ve bunu halka açıklayan tek bir kamu görevlisi bile bulamıyoruz. Alınan örnekler nedense hep temiz çıkıyor. O halde balıklar neden ölüyor?  Bu sularla sulanan tarlalarımızın eski veriminden artık eser kalmadı. Dereden su içen hayvanlarımız ölüyor. ” Bu kampanyayla, Valiliğin tüm yetkilileri bir araya getirmesini talep eden İlke Acar’ın talebine destek vermek isterseniz Change.org/Karacabey adresini ziyaret edebilirsiniz.

“Zehirsiz Sofralar”dan güzel haber

100 Kurum ve inisiyatifin oluşturduğu Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı’nın yürüttüğü ve tüm canlılara zarar veren tarım zehirlerinin yasaklanmasını talep eden kampanyadan güzel bir haber var. Tarım ve Orman Bakanlığı, Change.org/ZehirsizSofralar adresinde süren kampanyayla acilen yasaklanması talep edilen 13 etken maddenin de aralarında yer aldığı 41 pestisit etken maddesinin kullanımdan kaldırılması konusunda üniversitelerden görüş istedi. Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı, Zehirsiz Kampanyayı Kasım 2019’da başlattı. Bu kampanyayla herkesi insanların sinir ve hormonal sistemine zarar veren, pek çok kanser türüne, lösemiye, kısırlığa neden olan, çocuklarda gelişim bozukluklarına yol açan, arılara ve diğer canlılara verdiği zararla biyoçeşitlilik kaybına neden olan, ekosistemi tahrip eden, toprağımızı ve suyumuzu zehirleyen pestisitlere karşı harekete geçmeye çağırıyor. Zehirsiz Kampanya kısa süre içerisinde 100 bin imzaya ulaştı, hatta kampanya talepleri ile ilgili TBMM’ye soru önergesi verildi ve meclis gündemine taşındı. Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin yürüttüğü ”Zehirsiz Sofralar” Projesi kapsamında 100’ü aşkın sivil toplum kuruluşu tarafından kurulan Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı, kampanya ile Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan şu taleplerde bulunuyor: 1-Dünya Sağlık Örgütü tarafından “son derece tehlikeli”, “yüksek seviyede tehlikeli” ve “muhtemel kanserojen” olarak belirlenen ve tarımda kullanılan 13 etken madde öncelikle ve acilen yasaklansın. 2-Pestisitlerin tamamının 2030 yılına kadar yasaklanması, doğa dostu, zehirsiz yöntemlerle tarımsal üretim yapılması için Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından gerekli adımlar atılsın; doğa dostu tarım yöntemleri ve bu yöntemlerle tarım yapan küçük üreticiler desteklensin; üreticileri doğa dostu, zehirsiz yöntemler kullanmaya teşvik edecek politikalar uygulansın. 3-Türkiye’de tarım ve gıda ürünlerinde kullanılan pestisitlerle ilgili denetimler artırılsın, elde edilen denetim sonuçlarıyla ilgili şeffaflık sağlansın. Kampanyaya destek vermek için Change.org/ZehirsizSofralar adresini ziyaret edebilirsiniz.

İzmirli öğrencilerden kampanya

İzmirli öğrenciler, Gediz Deltası’nın korunması için bir kampanya başlattı. Change.org/GedizDeltasi adresinden ulaşabileceğiniz kampanya Gediz Deltası’nın koruma statüsünün artısılmasını talep ediyor. Kampanyada öğrenciler, kampanyayı başlatma nedenlerine ilişkin  şu ifadelere yer veriyor: “İzmir Mavişehir’den Foça’ya kadar olan alan Gediz Deltası, başta flamingolar olmak üzere şu an nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olan tepeli pelikan, mahmuzlu kız kuşu, akça cılıbıtın, yalı çapkını gibi 281 çeşit kuş türüne ev sahipliği yapıyor. Avrupa flamingo nüfusunun %30’u da bu bölgede yaşıyor.  Ancak ne yazık ki bölgede Atatürk Organize Sanayi olmak üzere üç farklı sanayi bölgesi yer alıyor. Ayrıca özellikle Mavişehir, Ataşehir gibi yerleşim bölgelerinde büyük bir kentleşme var. Sit alanı olan yerlere moloz döküldüğünü gördük. Başta kuşlar olmak üzere bu bölgede yaşayan tüm canlılar fabrikalardan ve evlerden atılan atıklar nedeniyle zarar görüyor. Artan yapılaşma nesli tükenmekte olan kuşların hayatını tehlikeye atıyor Biz insanlar onların yaşam alanlarını işgal ettik. Evlerini ellerinden aldık. Şimdi onlara yaşayabilecek alanlar bırakma zamanı geldi. Biz  öğrenciler olarak onların evlerini işgal ettiğimiz için üzüntü duyuyoruz. Yaşam savaşlarına destek vermeliyiz diyoruz. Biz insanlar onlara yaşanabilecek alanlar bırakmalıyız. Çünkü Gediz Deltası hepimizin ortak yuvası. Kuşların da insanların da ortak yaşam alanı. Bu yüzden Gediz Deltasının koruma statüsünün artırılmasını istiyoruz. Kampanyaya katılarak kuşların yaşam alanlarını korumaya destek verir misin?” Eğer öğrencilerin bu çağrısına yanıt vermek isterseniz, Change.org/GedizDeltasi adresini ziyaret edebilirsiniz.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Hafta boyunca Ben Bugün Bişey Öğrendim Yayına Hazırlayanlar: Doruk Yurdesin, Ozan Sezgin ve Rauf Kösemen

facebook.com/benbugunbiseyogrendim

Açık Dergi Cuma Ceyhan Usanmaz’la Bu Köşe Kitap Köşesi

Açık Dergi Cuma Zîn (Açık Dergi’de yeniden köşe) (15 Günde 1) / Hazırlayan: Mehmet Said Aydın

Yazar ve editör Mehmet Said Aydın Açık Dergi’ye geri dönüyor. Farklı kültürlerden ve alfabelerden beslenen Türkiye Edebiyatı’nın tarihinden notlar ve güncel gelişmeler, tartışmalar her hafta Açık Dergi’de.

Açık Dergi Cuma Duygular Sözlüğü ( Açık Dergi’de yeni köşe) / Yazan: Tiffany Watt Smith / Çeviren: Hale Şirin / Okuyan: Ömer Madra / Kolektif Kitap

Neredeyse her şeyin sözlüğünü yayınlama sürecine giren Açık Dergi yeni yayın döneminde duyguları da işin içine karıştırmaya karar verdi! Tiffany Watt Smith’in kaleme aldığı ve Kolektif Kitap tarafından Türkçe’ye kazandırılan Acımadan Zevklenmeye Duygular Sözlüğü, Ömer Madra’nın sesinden Cuma akşamları birer maddeyle radyo yayınına karışıyor.

Açık Dergi Pazartesi Serbest Atış (Açık Dergi’de yeni köşe – 15 Günde 1) / Dünya Basketbol Gündemi / Hazırlayanlar: Mehmet Çopuroğlu ve Kayhan Ergin

Volkan Ağır ve Utku Gökerküçük’ün hazırlayıp sunduğu Efektif Pas bu yayın döneminde bir ara veriyor. Yerine, bir basketbol programı olan Serbest Atış geliyor.

Açık Dergi Cuma Normalin Sınırları / Klinik Felsefe Sohbetleri / Alper Hasanoğlu ve Bülent Usta

“Normalin Sınırları”nda, insanları hapseden bireysel ve toplumsal sınırların ve kalıpların ötesine geçip, dinleyicilerin kendilerine ve hayatlarına başka bir açıdan bakabilmesinin olanakları araştırılan bir ‘klinik felsefe’ programı.

Teoriyle uygulamayı birleştiren yazı ve çalışmalarıyla tanınan psikiyatristlerin, psikoterapistlerin, felsefecilerin ve edebiyatçıların konuk olarak yer aldığı yayın; günümüzde ilaç tekelinin baskısı altında insanın doğasına ait normal ve doğal acının bir hastalık olarak tanımlanması tehlikesi karşısında normali koruma çabası.

“Normalin Sınırları”nı, psikiyatrist, psikoterapist, yazar Alper Hasanoğlu ile antropolog, psikoterapist, yazar Bülent Usta birlikte sunuyor.

20:00 – 21:00 Koyu Mavi / Gülçin Orgun / Türler arası

koyumavi_17.01.2020

koyumavi.org/

***

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve yazı

Gülçin Orgun  Koyu Mavi / Açık Radyo

Neil Peart anısına

Rush

The Sprit of the Radio

Tom Sawyer

The Analog Kid

YYZ

Natural Science

Malignant Narcissism

Subdivisions

Leave That Thing Alone

Distant Early Warning

La Villa Strangiato

bu akşam

saat 20-21 arasında

süremiz yettiğince

Halit Yapar ile birlikte

Koyu Mavi’de.

21:00 – 22:00  Aşağı Mahalle / Ümit Baykara / New York Downtown Cazve ötesi…

twitter.com/asagimahalle

 

22:00 – 23:00 Mint / Efkan Kula ve Mert Emcan / Gıcır cızır plâklar

mixcloud.com/mertemcan/

Alternatif rock’ın geçmiş ve günümüz klasiklerinin çalınacağı “Mint”te Stüdyo İmge yazarları; Efkan Kula ve Mert Emcan plak koleksiyonlarının en değerli single’larını hikayeleriyle birlikte çalıyor.

23:00 – 24:00 13 Melek / Yiğit Atılgan / Zamanın ruhundan bağımsız sesler

13melek-acikradyo373 

Zamanın ruhundan bağımsız seslere kulak verdiğimiz 13 Melek bu yayın döneminde Cuma günleri 23.00’te.

24:00 – 01:00 Blackout / Gürkan Vayis, Ümit Şenol / Kirli ve aksak ritimler ile Siyah müzikler

Yeni yayın döneminde Overphonic ve Blackout programları birleşip yollarına, Overphonic’in saatinde Blackout adı altında devam ediyor.

overphonic.blogspot.com/

mixcloud.com/overphonic/

blackout949.blogspot.com/

soundcloud.com/blackout949

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/1/15

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_16-01-2020

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Son beş yıl, kayıtlara geçen en sıcak beş yıldı; son onyıl, kayıtlara geçen en sıcak onyıldı: Bunlar hiç şüphesiz gayet korkutucu işaretler.”

Orta Vadeli Hava Tahminleri Avrupa Merkezi (ECMWF) ve Copernicus İklim Değişikliği Merkezi başkanı Jean-Noël Thépaut, Dünya Meteoroloji Örgütü’nün dünyadaki belli başlı tüm meteoroloji ve uzay araştırmaları merkezlerinden gelen verilerden derlediği son sonuçları yorumlarken, yeryüzünde ürkütücü bir döneme girdiğimiz konusunda alarm zillerini çalıyor. (Common Dreams)

Görüntünün olası içeriği: bulut, gökyüzü, okyanus, ayakkabılar, açık hava, su ve doğa

***

***

Kapitalizmin son aşaması: Ekolojik felaket

16 Ocak 2020

Atmosfer ısınmaya devam ediyor, canlı türleri ve biyolojik çeşitlilik yok oluyor. Okyanuslar ısınıyor, tuzlanıyor, tatlı sular azalıyor, toprak kirleniyor, kutuplardaki buzullar, yüksek dağlardaki karlar eriyor, yangınlar artıyor, çöller genişliyor, fırtınaların, sellerin, su baskınlarının, hortumların sayısı ve yoğunluğu artıyor…

(Fikret Başkaya’nın bu yazısı Özgür Üniversite’nin internet sitesinden alınmıştır.)

“Bu arada, doğaya karşı zaferlerimizle fazla böbürlenmeyelim. Her birinin öcünü teker teker bizden alıyor. Her bir zafer hiç kuşku yok ki ilk kertede bize beklediğimiz sonuçları getiriyor ama ikinci ve üçüncü kertede çoğunlukla ilk sonuçları tahrip eden tümüyle farklı ve öngörülemeyen etkilere yol açıyor.” F. Engels

Kapitalizm öncesi dönemin sosyal formasyonlarında, üretim tarzlarında, uygarlıklarda, doğaya verilen zararlar sınırlı ve lokaldi. Üretici güçlerin gelişmişlik düzeyi düşüktü ve kapitalizmde olduğu gibi, üretim ihtiyaçlara yabancılaşmamıştı… Özel Mülkiyet bir doğal hak sayılmıyordu. Bu durum, doğa- toplum- uyumunu korumaya görece daha uygundu. Başka türlü söylersek, doğa-toplum metabolizması sürdürülebilir sınırlar dahilinde kalabiliyordu.

Kapitalizmin sanayi aşamasına ulaşması, buhar makinasının üretim sürecine sokulması, şeylerin seyrini hızlı bir tempoyla değiştirecekti… Sanayi kapitalizminin sahneye çıkması, doğa-toplum metabolizmasını bozdu. Ve belirli bir eşik aşılınca da bir sürdürülemezlik durumu ortaya çıktı. Bu günlerde Avusturalya’da yaşananlar durumun vahametini çok iyi resmediyor… Yangınlar kıtada yaşamı tehdit eder boyutlara ulaşmış durumdu. Yangın 500 milyon hayvanı yok etti, onlarca insan yandı, on binlercesi yerinden oldu, yollara düştü, 5,9 milyon hektar orman yok oldu ki, bu iki Belçika demek! Elbette yangınların yegâne nedeni iklim krizi, atmosferin ısınması değil… Bununla birlikte, orada yaşananlar ki, bir istisna değil, artık kâra endeksi bir işleyişe sahip olan kapitalizmin insan-doğa bütünlüğünü nasıl bozduğunu açıkça ortaya koyuyor…

Buhar makinasının keşfi, üretimde büyük artışları mümkün kıldı. 1700 yılında 300 bin ton olan demir-çelik üretimi, 1850 yılında 12 milyon tona yükseldi. Kömür üretimi de 1880’de 10 milyon ton, 1900 yılında da 760 milyon tondu… Şimdilerde her türlü üretim ve tüketim insan havsalasını zorlayacak boyutlara ulaşmış durumda… Artık dünya da emperyalist kapitalizmin, dokunmadığı, kirletmediği hiçbir şey kalmadı…

En zengin yüzde 10 sera etkisi yaratan karbon gazı emisyonunu yüzde 50’sinden, en zengin yüzde 20 de atıkların yüzde 70’inden sorumlu… Bu oranlar ‘nereye bakmak’, yönümüzü ne tarafa çevirmek gerektiğini göstermiyor mu?  Yoksul yüzde 50 de karbon emisyonunun sadece yüzde 10’undan sorumluyken!

Kapitalizm canlı olan ne varsa ölü metalara, birer kâr aracına dönüştüren, sınırsız büyüme eğilimine ve dinamiğine sahip netameli bir sistem. Lâkin dünyamızın, gezegenimizin kaynakları sınırsız değil… Bu akıllara durgunluk veren yağma, talan ve yıkım burjuva ideologları, küresel egemenlerin akıl hocaları tarafından peydahlanıp-dayatılan iki saçma kabule dayanarak meşrulaştırılıyor ve dayatılıyor: 1. Ekonomik büyüme eşittir kalkınma ve 2. Teknik bilim eninde sonunda her sorunu çözer… Oysa, birincisi, kapitalizm dahilindeki “büyüme”, sermayenin büyümesidir… Dolayısıyla bir refah ölçüsü değildir, olamaz ve ikincisi, yegane amacın kârı büyütmek olduğu, üretimin insan ihtiyaçlarına yabancılaştığı koşullarda, bilimsel-teknolojik gelişme de sermaye sahiplerinin, kapitalistlerin hizmetine koşulmuş durumdadır… Kâr etmenin, kârı büyütmenin hizmetindeki bir teknik bilim hangi sorunları çözebilirdi? Artık her şey apaçık ortada ama realiteyle yüzleşmek istemeyenler de az değil… Kapitalizmde sınırsız büyüme, sınırsız genişleme kural ama kapitalistler üretimin insana ve doğaya verdiği zararları dikkate almıyor, yok sayıyor… Oysa bir şey üretmek, doğadan bir şeyler çekmekle mümkün. Eksilme-aşınma kaçınılmaz… Fakat hepsi o kadar değil, üretirken de tüketirken de kirletmek de kaçınılmaz… Kapitalistler, üretimin ve tüketimin doğaya verdiği zararları dikkate almazlar… Alırlarsa kâr oranı düşer…

1990’lı yıllara gelindiğinde artık kritik eşiğin aşılmakta olduğu anlaşılmıştı… Dört gösterge, tehlike çanlarının çaldığını haber veriyordu: 1. Ozon tabakası inceliyordu, ‘deliniyordu’; 2. Tropik ormanlar hızla yok oluyordu; 3 Doğal olmayan sera etkisi atmosferi ısıtıyor, dengesini bozuyordu; 4. doğal felâketler çığ gibi büyüyordu…

Artık karşı karşıya olduğumuz durumun ‘ekolojik sorun’ değil, ‘ekolojik felaket” olduğu anlaşılmış olmalıydı… Tabii anlamak istemeyenler hala az değil… Bu yıkımın, bu felaketin asıl failleri hala benden sonra tufan aymazlığı içindeler… Fakat rahatsız edici bir çelişki var: Sorunun çözümü dünyayı bu hale getirenlerden bekleniyor…  Mektup yanlış adrese gidiyor… Bir sorunu yaratanlarda çözüm beklemek abesle iştigal etmektir… Olmayan duaya âmin demektir… Bir şeyi olmadığı yerde aramaktır…

Kyoto Protokolü BM dahilinde 1997 yılında kabul edildi. 2012 yılına kadar karbon gazı emisyonunu yüzde 5,2 oranında azaltmak hedefleniyordu… Beş dev tekel: kimya, çelik, cam, kâğıt, çimento sera gazı emisyonunun yarısından sorumlu… Bu tekellere ve başkalarına dokunmadan sorun nasıl çözülecek? Plastik madde üretimi 1950’de 1,5 milyon tondan 2008’de 250 milyon tona yükselmesi, şeylerin seyri hakkında bir fikir vermiyor mu? Her yıl 35000 canlı türü yok oluyor. Greenpeace, geride kalan 500 yılda canlıların yok olma hızının 8 kat arttığını haber veriyordu… Arılar ölüyor ama arıların kaybı diğer canlı türlerinin kaybından farklı. Vahim sonuçları var…

Paris Anlaşmasının öncelikli amacı, atmosfer ısısının 2 derece [2C] sınırını geçmemesi, mümkünse 1,5 derece düzeyinde tutulmasını öngörüyor. Fakat verilen sözler tutulmuyor… Sürdürülebilir kalkınmadan, yeşil, ekonomiden, yeşil [temiz] enerjiden çok söz ediliyor ama onca tantanaya rağmen “temiz enerji” kullanılan toplam enerjinin sadece %17,5’si… Bu arada biyo-karbüranların neden olduğu yıkım da cabası…

Atmosfer ısınmaya devam ediyor, canlı türleri ve biyolojik çeşitlilik yok oluyor. Okyanuslar ısınıyor, tuzlanıyor, tatlı sular azalıyor, toprak kirleniyor, kutuplardaki buzullar, yüksek dağlardaki karlar eriyor, yangınlar artıyor, çöller genişliyor, fırtınaların, sellerin, su baskınlarının, hortumların sayısı ve yoğunluğu artıyor… Ve bütün bunlara derinleşen sosyal kötülükler [açlık, işsizlik, yoksulluk, sefalet, aşağılanma ve politik şiddet] eşlik deniyor… Bunun anlamı artık güzel gezegenimizin giderek yaşanamaz bir yer haline gelmesidir… Artık burjuva uygarlığının ‘Büyük İnsanlığa’ teklif edeceği bir şey yok zira potansiyelini tüketti… Bu kabullenilir, sürdürülebilir bir durum mudur? Elbette dünyanın her yerinde insanlar ayakta [Brezilya’da son 25 yılda 1500 ekoloji aktivisti büyük agro-endüstri şirketlerinin paralı katilleri tarafından öldürüldü… Ve Brezilya bir istisna değil…]. Şimdilerde artık çocuklar da sahaya indiler ki, bu umudu büyüten ama ‘büyükleri’ de utandıran bir şey…  Velhasıl, vakitlice duruma müdahale etmek gerekiyor… Aksi halde geriye kurtarılacak pek bir şey kalmayabilir…

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Dikilen Kaya / Standing Rock (15 günde 1) / Bikem Ekberzade

standingrockdikilenkaya20200116

dikilen kaya, bikem ekberzade

Intro videosu

Intro ses

Bikem Ekberzade’nin yeni kitabı Standing Rock: Greed, Oil and the Lakota’s Struggle for Justice 3 Ocak 2019’dan itibaren her 15 günde bir sabah 9-9:30 arası Açık Radyo 94.9 FM’de ve acikradyo.com’da.

Twitter Dikilen Kaya hashtagi

Twitter/Bikem.Ekberzade

09:30 – 10:00 Güncel Hukuk Dergisi’nde bu ay (Ayda 1)

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Ekonomi&Ekoloji / Pelin Cengiz, Barış Gençer Baykan, Serkan Ocak ve Mahir Ilgaz

ekonomiekploji20200116

Ekonomi Ekoloji kayıt arşivi

Facebook.com/Pelin Cengiz

***

10:30’da Açık Radyo Ekonomi&Ekoloji’de İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Şen ile İstanbul başta olmak üzere Türkiye’deki kentlerin hava kirliliğini konuşuyoruz, bekleriz…

11:00 – 11:30 Yeşil Bülten (Yeni program) / Hazırlayan: Utku Zırığ

İMC Televizyonunun kült programı Yeşil Bülten bu yayın döneminde Açık Radyo’da

Yeşil Bülten kayıt arşivi

11:30 – 12:00 Açık Mimarlık / Hüseyin Kahvecioğlu, İpek Akpınar, Yağmur Yıldırım ve Cenk Dereli / Mimarlığın tüm halleri üzerine konuşmalar

acikmimarlik20200116

acikmimarlik.blogspot.com/

Açık Mimarlık facebook sayfası

Açık Mimarlık kayıt arşivi

facebook.com/yagmurlyildirim

12:00 – 12:55 Afrikon (Yeni program) / Hazırlayan: Ufuk Aktaş

“Afrika üzerinde dolaşan sesler” şiarıyla yolan çıkan programda her hafta Afrika’nın başka bir ülkesinden geleneksel ve gelenekselden beslenen yeni icralar dinliyoruz.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Aheng-i Hengâme / Alper ve Esra Kaliber / Soul, Funk ve Afrika müzikleri

16ocak2020ahengihengameafricanscreamcontest2

 ahengihengame.blogspot.com/

14:00 – 14:30 Günün ve Güncelin Edebiyatı / Seval Şahin / Romanlar, Hikâyeler, Kahramanlar

gununguncelinedebiyati16.01.2020rec.19.12.2019.ceyhan2019

twitter.com/sevalsahinn/media

Günün ve Güncelin Edebiyatı kayıt arşivi

Twitter.com/Guncel Edebiyat  

***

gununveguncelinedebiyatiSeval ŞahinCeyhan Usanmaz

***

zz5

16 Ocak Perşembe saat 14:00’da Ceyhan Usanmaz @ceyhanusanmaz  ile 2019’da edebiyat dünyamızda olan bitenleri konuşuyoruz. #sevalsahin #ceyhanusanmaz

***

Ceyhan Usanmaz ile Söyleşi: 2019’da Edebiyatımız

18 Ocak 2020
Bu hafta konuğumuz Ceyhan Usanmaz ile edebiyatımızın 2019’unu konuştuk. 

14:30 – 15:30 Notalarla Sohbet / Zerhan Gökpınar / Açıklamalı ve karşılaştırmalı bir klasik müzik programı

Notalarla Sohbet – Zerhan Gökpınar

**

Notalarla Sohbette 16.01.2020 perşembe günü 2 hafta sürecek Anadolu Nefesli Beşlisi program dizimiz başlıyor, saat 14.30/94.9 Açık Radyo’dayız, sohbetimize bekleriz 🎤🎶🎧
www.acikradyo.com.tr

Görüntünün olası içeriği: 6 kişi, gülümseyen insanlar

15:30 – 16:30 Hukuk Güvenliği (Yeni program) / Hazırlayanlar: Bahri Belen ve Aynur Tuncel

hukukguvenligi20200116

Hukuk güvenliğinin enine boyuna konuşulduğu programın sürekli konuğu Aynur Tuncel bu yayın döneminde aslî programcı kadrosuna dahil oldu.

16:30 – 17:00 Toplumsal Dönüşümde Sosyal Grişimcilik / Hülya Denizalp ve Ayzen Atalay Durmuşoğlu

toplumsaldonusumdesosyalgirisimcilik20200116

sosyalgirisimci-lik.blogspot.com/

facebook.com/pages/Toplumsal-dönüşüm için Sosyal Girişimcilik-(Social Entrepreneurship)

http://hulyadenizalp.net/

hulyadenizalp.net/radyo-programlari/

Fotoğraf açıklaması yok.

Hulya DenizalpAçik Radyo‘da.

2002 yılında
@acikradyo da başladığım “Gönüllülük ve Sosyal Sorumluluk Programı,
2010 yılından itibaren🎙️🎧🎙️🎧 #Toplumsaldönüşümiçinsosyalgirişimcilik olarak devam etmektedir.

📻 2019 yılından itibaren radyo programımın kayıtları
#hulyadenizalp.net e yüklenmektedir.
🔊🔊🔊🔊🔊🔊🔊Daha önceki yayınları ise
http://sosyalgirisimcilik.biz/ den dinleyebilirsiniz.

***

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, yakın çekim

Toplumsal dönüşüm için SOSYAL GİRİŞİMCİLİK (Social Entrepreneurship)

16 Ocak 2020 Perşembe günü, saat 16.30 da Açık Radyo “Toplumsal Dönüşüm için Sosyal Girişimcilik programının konuğu; Itır Erhart .
2008 yılında kurdukları Adım Adım Hayirseverlik koşusu ve Açık Açık Derneği’den sonra şimdi de AÇIK AÇIK SOSYAL GİRİŞİM i kurdular.
Yol hikayesini ve Türkiye’de ki sivil toplum, sosyal girişimcilik hakkında sohbet ediyoruz.
@Açıksosyal
acikaciksosyalgirisim.org
@itırErhart

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

facebook.com/pages

dunyanincazi-loget.blogspot.com/

***

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

Levent ÖgetÖget Caz ile birlikte.

DÜNYANIN CAZI-AÇIK RADYO 94.9 FM – Perşembe-17:00/18:00 (canlı)
Hazırlayan ve Sunan: Levent Öget

Reinhard Flatischler
Glen Velez
Zakir Hussain
Milton Cardona
Airto Moreira
Valerie Naranjo
Wolfgang Puschnig
Paul Motian
Chick Corea
Joe Farrell
Stanley Clarke
Ed Schuller
Dewey Redman
Ken Vandermark
Hamid Drake
Nate McBride
Ahmad Abdul-Malik
Andrew Cyrille
Eric Dixon
Tommy Turrentine
Calo Scott
Chif Bey
Bilal Abdurrahman

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20200116

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

“Zehirsiz Kampanya”nın talepleriyle ilgili TBMM’ye soru önergesi verildi

16 Ocak 2020
Fotoğraf: Buğday Derneği

Zehirsiz Kampanya kısa süre içerisinde 100 bin imzaya ulaştı, hatta kampanya talepleri ile ilgili TBMM’ye soru önergesi verildi ve meclis gündemine taşındı.

Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı, Kasım 2019’da herkesi insanların sinir ve hormonal sistemine zarar veren, pek çok kanser türüne, lösemiye, kısırlığa neden olan, çocuklarda gelişim bozukluklarına yol açan, arılara ve diğer canlılara verdiği zararla biyoçeşitlilik kaybına neden olan, ekosistemi tahrip eden, toprağı ve suyu zehirleyen pestisitlere karşı harekete geçmeye çağırarak change.org/zehirsizsofralar adresinde kampanya başlattı. Zehirsiz Kampanya kısa süre içerisinde 100 bin imzaya ulaştı, hatta kampanya talepleri ile ilgili TBMM’ye soru önergesi verildi ve meclis gündemine taşındı. Zehirsiz Sofralar Proje Koordinatörü Batur Şehirlioğlu, Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan gelen bu haberin olumlu olduğunu; ancak, zehirsiz, doğa dostu tarım yöntemlerini geliştirmeye dönük politikalara da acil ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Şehirlioğlu’nun açıklaması şöyle: “Mesele sadece zararlı pestisitlerin yasaklanması değil, ki bunlar da zararlı etkilerine yıllarca maruz kalındıktan sonra yasaklanıyor, mesele mevcut ve gelecek kuşakların, çevrenin sağlığını koruyan, sorumlu, önlemini baştan alan politika ve stratejiler üretmek. Bir pestisiti yasaklayıp, ne yazık ki sıkça görüldüğü gibi, başka bir pestisite ruhsat vermek değil. Ekolojik, sağlıklı ve sürdürülebilir tarım ancak agroekolojik yaklaşımlarla mümkündür. Tarım uygulamaları canlı ekolojik sistemleri temel almalı, onlarla birlikte çalışmalı, onları kendine model almalı ve onların devamlılığına katkıda bulunmalı.” Kampanyaya destek olmak için Change.org/ZehirsizSofralar adresine gidebilirsiniz.

Dizel yasağı Avrupa’ya yayılıyor

İtalya’nın tarihi kenti Milano’nun ardından, İspanya’nın Barselona ve Madrid şehirlerinde de uygulanmaya başlanan dizel yasağı diğer Avrupa şehirlerine de ilham oluyor. 2020 yılı içerisinde Fransa, Hollanda ve Norveç’te de uygulanması beklenen ‘dizel yasağı’nın Türkiye’yi de etkileyeceğini belirten Kadir Örücü, “Dünya Sağlık Örgütü tarafından hem çevreye hem de insanlara zarar verdiği kanıtlanan dizel motoru araçlar, benzinli araçlara göre 10 kat daha fazla zararlı gaz salınımı yapıyor. 2030 yılında dizel araçlar kademeli olarak üretimden kaldırılacak. Tarihi dokuyu korumak ve hava kalitesini arttırmak için başlatılan dizel yasağının yakın zamanda başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerimizde göreceğimize inanıyorum” dedi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yapılan laboratuvar testlerinde çevreye 10 kat daha fazla zarar verdiği kanıtlanan dizel yakıtı, yanarken ortaya çıkardığı katı parçacıklar nedeniyle yalnızca havayı kirletmekle kalmıyor, tarihi yapılara da zarar veriyor.

Güneş enerjisi sektörü büyüyor

Türkiye’de geçmişi  2014 yılına kadar uzanan güneş enerjisi sektörü, 40 MW kurulu güç ile başlayan yatırımlarını artırarak büyümesini sürdürüyor. Güneş Enerjisi Sanayicileri ve Endüstrisi Derneği (GENSED) Başkanı Halil Demirdağ, yaşanan gelişmeler, elde edilen sonuçlar ve yapılan projeksiyonlar ışığında sektörün 2020 yılına iyi bir başlangıç yaptığını söyledi. Türkiye’nin güneşte 6 bin megavatlık kapasiteye ulaştığını belirten Demirdağ, sadece son 3 yıllık dönemde kurulu gücün yüzde yaklaşık 75 artış gösterdiğine dikkat çekti. Demirdağ, şu değerlendirmeyi yaptı: “Güneş enerjisi sektörü, yılın ikinci yarısında çatı uygulamalarını kapsayan yeni lisanssız yönetmeliğinin yayınlanması, elektrik tarifelerindeki artışlar ve süresi biten lisanssız projelere ilave 3 aylık süre verilmesi ile hareketlendi.” Demirdağ, şunları söyledi: “Enerji kaynağımız olan güneşe yapılan her yatırım, ekonomimizi güçlendirecek. Bunun için yeni kapasiteler açılarak GES yatırımlarının desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Mevcut kurulu güç sayesinde Türkiye, ithal doğalgaza harcayacağı 600 milyon dolarlık bütçeyi ekonomisine kattı. Güneş sistemlerinin yaklaşık 30 yıl ömrü olduğu düşünülürse, bu da 18 milyar dolarlık tasarruf edilmesi ve böyle bir meblağın Türkiye bütçesine kazandırılması demek.” Demirdağ, sözlerini şöyle tamamladı: “Önemli olan elde ettiğimiz bu başarının devamlılığının sağlanabilmesi. Türkiye büyük potansiyelinin daha iyi farkına vararak, gökyüzünü görebildiği her yerde, tarım yapılmayan arazilerini, fabrika, mesken, şirket çatılarını ekonomisine dahil ederek kendi güneşinden enerjisini üretmeli.”

2020’de yeni iklim planı sunulacak

Birleşmiş Milletler’in iklimle ilgili birimimin ve COP25’in ev sahibi Şili’nin verilerine göre, 114 ülke BM’ye 2020’de yeni iklim planı sunacaklarını açıkladı. Bu rakam, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in geçtiğimiz Eylül ayındaki iklim zirvesinden bu yana Paris Anlaşması taahhütlerini yerine getirmeyi taahhüt eden ülkelerin ikiye katlandığı anlamına geliyor. Glasgow’da 2020 sonunda düzenlenecek COP26’nın Başkanı Clair O’Neill, net sıfır emisyon planı geliştirme sözü veren ülke sayısının 60’tan 121’e çıkmasının çok önemli bir gelişme olduğunu vurgulayarak “2020, ülkelerin 2050 yılına kadar net sıfır hedefine olan bağlılıklarını göstermeleri için altın bir fırsat sunuyor. Isınmayı 1,5 dereceyle sınırlandırma şansımız olacaksa, dünyanın bir araya gelmesi çok önemli” dedi. Yine aynı verilere göre İstanbul 2020’de iklim hedeflerini güçlendireceğini UNFCCC’ye bildiren Türkiye’den ilk ve tek metropol oldu. Her ne kadar İstanbul’un bildirimi iklim krizi ile mücadelede ümit verici olsa da uzmanlar şehrin C40 üyesi olarak verdiği sözden dolayı listeye girmiş olabileceğini belirtiyorlar. Listede aynı zamanda Türkiye’den Kadıovacık beldesi ve 2 tekstil şirketi bulunuyor.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Perşembe Melis Behlil ile Sinemalardan

Açık Dergi Perşembe Beraber ve Solo Ahkâmlar (Açık Dergi’de yeni köşe) / 15 günde bir / Hazırlayanlar: Seyit Ali, Turgut Yüksel ve ve Mehmet Kekik

Farklı disiplinlerden 3 insanın müzik dinleme serüvenleri.

Açık Dergi Perşembe Sarı Tuğlalı Yol / Zeynep Arıca ve Burak Dinler / Müzikal Tiyatro’da bir gezinti

Müzikal tiyatro tarihinden klasikler hem ses kayıtları hem de sahne notlarıyla bu yayın dönemi Açık Dergi’de. Eski programcımız Zeynep Arıca’nın yanına sahne arkadaşı Burak Dinler’i alıp sunacağı Sarı Tuğlalı Yol’da amatör ve profesyonel müzik grupları da zaman zaman yayına konuk oluyor.

Açık Dergi Perşembe Fransız Öpücüğü (Gün ve saat değişikliği) / Hazırlayan: Devrim Özkan

Şansonların ötesinde çağdaş Fransızca müzik programı Fransız Öpücüğü bu yayın döneminde on beş günde bir, üstelik bir saatlik formatıyla Açık Dergi’de bizlerle. Devrim Özkan, özel profilleri ve muhtelif anekdotlarıyla güncel müziğin Fransızcasına bakmayı sürdürüyor.

Twitter.com/Fransız Öpücüğü

20:00 – 21:00 Caz Orkestrası / Hülya Tunçağ / Dünden bugüne büyük caz / orkestraları

21:00 – 22:00 Sosyal Müzik (Yeni program) / Hazırlayanlar: Gonca Açıkalın, Sina Hakman)

acikradyo.com.tr/program/sosyal-muzik

“Caz ve cazdan etkilenen müzikler” şiarıyla yola çıkan programda, caz müziğine, cazla ilişkili ya da ondan esinlenip etkilenmiş müziklere yer veriliyor.

***

16 Ocak 2020 – Bereketli 2019! / The End

16 Ocak 2020

Son iki programda 2019’dan çalamadığımız albümleri dinlettik. Bu program serinin sonuncusu. Yine şahane albümler var, bekleriz…

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Albüm Adı Süre
Branford Marsalis Quartet
Cianna
The Secret Between the Shadow and the Soul
7:32
Binker Golding
…And I Like Your Feathers
Abstractions of Reality Past and Incredible Feathers
5:37
Norvald Dahl
Māyā
Flying High
2:18
Giovanni Guidi
15th Of August
Avec le temps
6:50
Joel Ross
Is It Love That Inspires You?
KingMaker
4:12
Wanubalé
Strange Heat
Phosphenes
5:16
Benny Greb, Gary Husband
Immune System
Immune System – single
3:46
22:00 Alçak Basınç / Popüler kültürün kıyısında yeşeren, alternatif, yenilikçi müzik akımları / Harun İzer

Popüler kültürün kıyısında kenarında yeşeren alternatif ve yenilikçi müzik akımlarının izini süren Alçak Basınç bu yayın döneminde Perşembe akşamları saat 22:00’de.

23:00 – 24:00 Falan: Freeform Freakout / Clint Willey

Funk kanallarında ve farklı sadaların zengin çeşitliliğe sahip âleminde bir keşif gezisine çıkan Falan: Freeform Freakout bu yayın döneminde saat 23:00’de.

24:00 – 01:00 Modyan Bulundurur / Sesin İnternetteki Serüveni / Barış Yalaz, Ömer Ergün, Ayşe İdil İdil

Radyo içinde radyo! İnternet radyosu Radyo Modyan bu yayın döneminde sesin internetteki macerasına Açık Radyo içinden bir tünel açıyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/1/14

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgazete15.01.2020

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Dünya okyanuslarına son 25 yıl içinde boca ettiğimiz sıcaklık, Hiroşima’ya atılan atom bombalarından 3,6 milyar tanesinin patlamasına eş miktarda.”
————————————————————
Çin Bilimler Akademisi öğretim üyesi fizikçi Lijing Çeng, başında bulunduğu uluslararası bilim ekibinin son araştırmasına göre insan kaynaklı küresel ısıtmanın artık tartışma kabul etmez bir veri olduğunu, sera gazı salımlarından başka alternatif açıklama olamayacağını belirtiyor. (Common Dreams)

Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, açık hava, su ve doğa

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Nereye Doğru: Cengiz Aktar’la Geleceğe Bakışlar

nereyedogru20200115

Nereye Doğru kayıt arşivi

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Açık Yeşil / Ümit Şahin ve Ömer Madra / Hayatın, politikanın ve sokağın çevre ekoloji gündemi

acikyesil20200115

Açık Yeşil kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Metropolitika / Aysim Türkmen, Korhan Gümüş ve ve Murat Güvenç / Kent ve kentlilik üzerine tartışmalar

metropolitika20200115

Metropolitika kayıt arşivi

12:00 – 12:55 Midday Blues / Gün ortasında müzik arası / Ahmet Uncu

Coğrafyalardan ve türlerden bağımsız “günortası müzikleri” programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Tuna’nın Beri Yanı / Muammer Ketencoğlu / Balkan ağırlıklı etnik müzik

Trandafirul Calafindesti (Romanya – Moldova)

muammerketencoglu.com/

tunaninberiyani.blogspot.com/

facebook.com/ketencoglumuammer

facebook.com/muammerketencoğlu

***

14:00 – 14:30 Türlerin Yaşam Hakkı / Işıl Karaelmas / Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey

zz4

“Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey” şiarıyla yola çıkan program; Türkiye ve dünyadaki hayvan hakları gündeminden, etik veganlık anlayışına; hayvansal ürünleri tüketmeyi bırakmaktan, sokak hayvanlarına yardım etmeye kadar faydalı insan yaklaşımları ve pratikleri üzerine.

twitter.com.türlerin.yaşam.hakkı 

pictosee.com/turlerinyasamhakki/

***

turlerinyasamhakki. Bugün (15 Ocak Çrş) konuğum @vegansaglikpro Dr. Suat Erus ile bitkisel

Bugün (15 Ocak Çrş) konuğum @vegansaglikpro Dr. Suat Erus ile bitkisel beslenmenin neden en sağlıklı beslenme şekli olduğunu ve vegan bebek yetiştirme konusunu konuşuyoruz 🌱 Saat 14.00’te 94.9 @acikradyo da. #vegan #vegansağlık #bitkiselbeslenme #plantbased #hayvanhakları

14:30 – 15:30 Alla Turca / Ali Pınar ve Ersin Antep / Türkiye’den klâsik müzik yorumcuları ve bestakârları

www.facebook.com/alla.turca.5

instagram.com/allaturca2001/

***

zz3

zz4

Çarşamba 14.30-15.30 arası 94,9FM #açıkradyo’da #AllaTurca’nın konuğu #ÖzgürÜnaldı! Wednesday’s guest between 2.30-3.30PM @acikradyo Alla Turca programme is pianist @ozgurunaldi_ #klasikmüzik #classicalmusic #piyano #instapiano #music #classicalmusicians #instamusic #instamusicians #instamusiciansdaily #instamoods #instamood #instagood #instadaily #instalike

15:30 – 16:30 Altın Saatler / Nuray Aydınoğlu, Elvan Cantekin, Argun Yum ve Gürhan Ertür / 17 Ağustos’u unutma

altinsaatler20200115

Altın Saatler kayıt arşivi

16:30 – 17:00 15 günde bir Çarşamba 16:30 – Çetin Ceviz / Otizme Yönelik Toplumsal Savunma / Deniz Yazgan

cetinceviz20200115

Otizm ve otizmlinin hayat rutinini, otizmin küresel, bölgesel ve yerel anlamlarını, otizmin hayata dokunuşlarıyla tartıştığımız bir program. Hepsi birbirinden farklı kıvrımlara, hacme ve şekle sahip olan cevizleri inceler gibi, farklılıkları farklılığı bilenlerle kurcalıyor, içinden ne çıkacağını merakla birlikte keşfediyoruz.

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı // Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20200115

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Dünyada sadece Denizli’de yetişen yeni bir bitki türü keşfedildi: ‘Rindera cetineri’

15 Ocak 2020

İzmir Ege Üniversitesi  Fen Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Yıldırım, dünyada sadece Denizli’nin Çameli ilçesi sınırlarında yetişen yeni bir bitki türü keşfetti.

İzmir Ege Üniversitesi  Fen Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Yıldırım, Orman Mühendisi Rasim Çetiner’in fotoğraflayarak kendisine ulaştırdığı farklı bir Yünlügelin (Rindera) fotoğrafından yola çıkarak dünyada sadece Denizli’nin Çameli ilçesi sınırlarında yetişen yeni bir bitki türü keşfetti. Doç. Dr. Yıldırım, yeni türün bilimsel adını ise bitkiyi ilk bulan kişi olan Rasim Çetiner’e atfen ‘Rindera cetineri’ olarak bilim dünyasına kazandırdıklarını kaydetti. Doç. Dr. Yıldırım, “Bu bitkinin dünyada şu ana kadar keşfedilmemiş ‘Yünlügelin’ dediğimiz ‘Rindera’ cinsine ait bir tür olduğunu fark ettik. Bu grup, enteresan bir grup, çünkü çok fazla tür sayısı mevcut değil. Dünyada 25 kadar türü mevcut, bunlardan ‘Denizli Yünlügelini’ ile birlikte ülkemizde 5 türü oldu. Bu türlerden ise 3’ü yalnızca ülkemizde görülen endemik türler. Bu bitkilerden elde edilen kimyasal içeriklerden özellikle ‘alkaloid’ olarak bilinen çalışmalarında, içinde özellikle ‘naftakinon’ olarak bilinen maddelerin kanser hücre hatları üzerinde çok önemli öldürücü etkiye sahip olduğu bilinmekte. Bu tarz çalışmalar halen devam ediyor. Keşif safhasından sonra bir sonraki amacımız da bu bitkinin bu tarz bir kimyasal içeriğe sahip olup olmadığını belirleme yönünde çalışmaları planlamaktayız. Bitkinin popülasyonuna zarar vermeyecek şekilde, hem alanında bitkiyi koruyup, hem de içeriğinde insanlık yararına herhangi bir olumlu sonuç verecek içerik var mı, bunu bulmaya çalışacağız” diye konuştu.

“Avustralya’daki yangın dumanları dünyanın çevresinde bir tur atacak”

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, Avustralya’daki orman yangınlarından yükselen ve stratosfere ulaşan dumanların dünyanın çevresini dolaşmasını beklediğini duyurdu. Ülkenin doğu kıyılarındaki orman yangınları Eylül ayından beri devam ediyor. Büyük Okyanus’a yönelen duman tabakası yeni yılın ilk gününde Güney Amerika’yı geçti ve dünyanın etrafındaki turunun yarısını tamamladı. NASA uzmanları dumanların dünyanın çevresini en az bir kez dolaşacağını söylüyor. Uzmanlar, yangının büyüklüğü ve şiddetinde iklim değişikliğinin önemli payı olduğunu söylüyor. NASA’nın açıklamasında “Duman stratosfere ulaşınca kaynağından binlerce kilometre uzaklığa taşınabilir ve küresel atmosfer koşullarını etkiler” dendi. Kurum, dumanların etkisinin araştırıldığını ve bu yükseklikte atmosferin soğumasına ya da ısınmasına yol açıp açmadığının belirleneceğini vurguladı. Dumanlar, Güney Amerika’da gökyüzünün rengini değiştirmiş, Yeni Zelanda’da hava kalitesini ciddi oranda bozmuş ve dağların zirvesindeki kar örtüsünün rengini değiştirmişti.

Çin’in petrol ithalatı rekor kırdı

Euronews’den Sertaç Aktan’ın haberine göre, yayımlanan son veriler ışığında Çin, 2019’da 506 milyon ton ham petrol ithal etti. Günde 10 milyon 120 bin varile denk gelen bu miktar 2018’e kıyasla günlük 882 bin varillik artış yaşandığı anlamına geliyor. Çin’in ham petrol ithalatı 2003’ten bu yana rekor artış gösteriyor. Talepteki artışın ana nedeni olan yeni rafinerilerin bazı bölümleri yalnızca aralık ayında çalışmaya başladı. Bu da 2020 yılında artışın devam edeceğinin göstergesi olarak yorumlanıyor. Çin’de 2019’da özel büyük kimya şirketlerinin rafine sektörüne girdi. Durum doğal gaz ve sıvı doğalgaz için de farklı değil. 2019 yılında LNG ithalatındaki yüzde 6,9’luk artışla 96,56 milyon tona çıkan Çin bu alanda dünyanın en büyük doğal gaz ithalatçısı ünvanını iki ay üst üste Japonya‘dan almış oldu.  Ancak doğalgaz ithalatındaki büyümenin düşüş trendine girmesi bekleniyor çünkü Çin, ekonomisinin yavaşlamaması için kömürden gaza geçiş programında yavaşlatma eğilimine girdi.

İki yüzyılda insanların vücut sıcaklıkları 0,6 derece arttı

Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesinden araştırmacılar, ABD’de yaptıkları çalışma kapsamında 677 bin 423 kişinin vücut sıcaklığı ölçümünü değerlendirdi. Söz konusu kayıtların çapraz kontrolüyle elde edilen sonuçlara göre, 21. yüzyılda dünyaya gelen erkeklerin vücut sıcaklığının 19. yüzyılda dünyaya gelenlere oranla 0,6 derece, kadınların da 1890’larda doğan hemcinslerine kıyasla 0,03 derece daha düşük olduğu sonucuna ulaşıldı. Araştırmayı yürüten ekibin başındaki Stanford’da görevli Profesör Julie Parsonnet, eski verilerle yeni ölçümleri karşılaştırarak insan vücudundaki bu sıcaklık düşüşüne neyin neden olduğunu bulmaya çalıştı. Parsonnet, fizyolojik değişimin yanı sıra evlerin ısısı, mikroorganizmalarla temas ve gıdalar da dahil çevrenin değiştiğine dikkati çekti. Araştırmacılar, bu düşüşü, çevresel faktörler nedeniyle düşen metabolik hız, kamu sağlığında 200 yılda kaydedilen ilerlemeler, metabolizmayı geliştiren iltihap vakalarındaki azalma gibi nedenlerin yanı sıra yüksek yaşam standartları, vücudun kendini sıcak tutmak için daha çok çalışmaya gerek duymamasına bağladı.

“Hava kirliliği kalp sağlığını etkiliyor”

Birleşik Krallık Kalp Vakfı tarafından yapılan araştırma hava kirliliği seviyelerinin kalp sağlığını ciddi şekilde etkilediğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre her yıl kalp krizi ve kalp rahatsızlıkları nedeniyle önümüzdeki on yıl içerisinde 160 bin kişi kaybedebiliriz. Araştırma, her gün milyonlarca kişinin ülke genelinde zehirli partiküller soluduğunu ve bu partiküllerin ise kana karışarak iç organlara nüfuz ettiğini belirtiyor. Bu durum ise kalp krizi ve diğer kalp rahatsızlıklara neden oluyor.  Vakıf Direktörü Jacob West yaptığı açıklamada hava kirliliğinin önüne geçebilmek için sağlıklı hava kalitesini sağlayacak düzenlemelerin yasayla hayata geçirilmesi gerekliliğini vurguladı.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Çarşamba Oyun Arası / Emre Gümüşer

Muhtelif tiyatro müziği örneklerine kulak atıp, oyunlar arası bir yolculuğa çıkıyoruz.

Açık Dergi Çarşamba Her ayın son Çarşamba akşamı 18:30 – Fasikül / Aylık Özgür Sinema Gündemi / Ekrem Buğra Büte

Sinemada ifade özgürlüğünün önündeki engeller ve bunlara karşı geliştirilen yaratıcı çözümler Fasikül’de raporlanıyor ve muhtelif aktörlerle değerlendiriliyor.

Açık Dergi Çarşamba 15 günde bir Çarşamba 19.00 – Küçük Düşünürler Topluluğu / Özge Özdemir

Küçük Düşünürler Topluluğu programı, felsefeci ve eğitmen Dr. Özge Özdemir’in kolaylaştırıcılığında çocukların bir soru ya da kavram üzerine felsefi tartışma yürüttükleri bir tartışma programı. İki haftada bir biraraya gelen 12 yaşındaki felsefeciler nitelikli düşünme ve yargıda bulunma becerisinin nasıl geliştiğini hep birlikte işliyor.

Açık Dergi Çarşamba 18:50 Tasarım Sözlüğü (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Muğlak Standartlar Enstitüsü

Muğlak Standartlar Enstitüsü’nün uzun süredir üstünde çalıştığı ve memlekete özgü tasarımsal terim ve icatların derlendiği müstesna Tasarım Sözlüğü’nün maddeleri Enstitü üyelerince her Çarşamba akşamı birer maddeyle radyoda seslendirilmeye başlıyor.

Açık Dergi 19:30 Çıplak Ayakla Dans (Açık Dergi’de yeniden köşe, 15 günde 1) / Hazırlayanlar: Duygu Güngör ve Mihran Tomasyan

Çıplak Ayaklar Kumpanyası bu yayın döneminde yeni konu ve konuklarıyla aramıza dönüyor. Tezahür programıyla dönüşümlü olarak.

Çıplak Ayakla Dans kayıt arşivi

Açık Dergi 19:30 Tezahür (15 Günde 1) / Hazırlayan: Gülin Dede Tekin / İstanbul tiyatro hayatı üzerine gündelik konuşmalar

tezahur20200115

Tiyatro dünyasından haberler, röportajlar, yeni oyunlar, güncel meseleler. Artık Salı değil Çarşamba akşamları. Çıplak Ayaklarla Dans’la dönüşümlü.

Tezahür kayıt arşivi

Açık Dergi 19:30 Yerden Yüksek / Çocukların Mekân Algısı ve Mekânsal Hakları / Gizem Kıygı

Değişen kentsel ve kırsal mekânlarda çocuıkların mekânlarda nasıl varoldukları ve mekânı nasıl algıladıklarını ve bu konuda yapılan çalışmaları konuşuyoruz. Her bölümde bir araştırmacı-uzman konuk yayına eşlik ediyor.

instagram.com/yerden.yuksek94.9/?hl=tr

medium.com/yerdenyüksek

Açık Dergi Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı / Yıldırım Arıcı Anısına / Eser: Bilge Karasu / Okuyan: Eraslan Sağlam

metis izniyle. açık radyo prodüksiyon. / okuyan eraslan sağlam / müzik scaramouch

20:00 – 21:00 Ay’da Caz (Yeni program) / Caz tarihinde bu ay / Hazırlayanlar: Nazlı Toprak ve Leyla Diana Gücük

Caz tarihinde o ay doğan-ölen müzisyenler, çıkan albümler, önemli olayların işlendiği bir caz programı

21:00 – 22:00 Akdeniz Güneşi / Müzikli Akdeniz Turu / Tolga Esmer

Akdeniz’in cazla buluştuğu radyo programı. Tabii Akdeniz kültürünün katı sınırlardan hoşlanmadığı düşünüldüğünde caz dışındaki müzik türlerine ve Akdeniz dışından, yüreği Akdeniz güneşiyle ısınmış müzisyenlere de yer veriyor. Bu yayın döneminde çarşamba akşamları saat 21.00’de.

22:00 – 23:00 Ayın Karanlık Yüzü / Yosi Falay / Bir albüm

23:00 – 24:00 Caz Portreleri / Mustafa Aykın / Ayrıntılı caz tiplemeleri

24:00 – 01:00 Beton Orman / Da-Frogg Eyez /  Reggae, Dub ve alt türleri

8 yıl aradan sonra Beton Orman, Reggae, Dub ve alt türlerinin pozitif titreşimlerini yaymak için döndü.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/1/13

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Yeni Ufuklar (Yeniden program) / UNDP Türkiye

Her kış dönemi olduğu gibi BM UNDP Türkiye ofisinin hazırladığı Yeni Ufuklar bu  yayın döneminde geri dönüyor.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgazete14.01.2020

acikgazete14.01.2020_202001

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Bu, bayağı kötü haber.”
———————————————————
Dünya denizlerinin rekor hızla ısındığını ortaya koyan uluslararası araştırmanın başında yer alanlardan John Abrahams, okyanuslara bakarak Yeryüzü gezegeninin sürekli, kesintisiz ve hızlanarak ısındığının kesin olduğunu söylüyor. (Guardian)

Fotoğraf açıklaması yok.

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Salı Ahmet İnsel’le Ufuk Turu

ufukturu20200114

Ufuk Turu kayıt arşivi

09:30 – 09:50 Açık Bilinç /  Güven Güzeldere ile Bilim ve Felsefe Sohbetleri

acikbilinc20200114

Açık Bilinç kayıt arşivi

Açık Bilinç program metinleri

twitter.com/acikbilinc

***

zz3

Gençlerin eğitim sonrası iş imkanları, beklentileri, mücadeleleri. Bu hafta @gencissizler  kurucusu Dr. @mmkubilay ile giderek ciddileşen genç işsizliğinin nedenlerini ve çözüm önerilerini konuştuk. Kaçıranlar için, program özeti, bağlantılar, ve podcast: acikradyo.com.tr/acik-bilinc/ge

***

Platformu kurucusu iktisatçı Dr. @mmkubilay  ile, ülkemiz gençliğinin karşı karşıya olduğu işsizlik sorununu, dünya konjonktürüyle karşılaştırmalı olarak ve olası çözüm önerileri eşliğinde, konuşacağız.

***

zz28

Gençler ne durumda? Eğitim sonrası iş bulabiliyor, hayatlarını kazanabiliyorlar mı? @gencissizler  Platformu kurucusu Dr. @mmkubilay  ile ülkemizin kanayan yarası genç işsizliğini konuşacağız. 14 Ocak 2019 Salı 09:30 acikradyo.com.tr/stream ve acikradyo.com.tr/program/44255/ podcast.+

***

Bugüne dek Açık Bilinç’te ülkemizde eğitimin, akademinin durumunu sıkça konuştuk. Fakat, eğitim hayatı tamamlandıktan sonra, durum ne? İlkokul mezuniyetinden üniversite sonrasına kadar, gençler iş hayatında nasıl zorluklarla karşılaşıyorlar? İşsizliğe karşı çözümler neler?

***

Ülkemizdeki genç işsizliği konusunda, iktisatçı Dr.

‘ın bir kaç ay önce oluşturmuş olduğu

Platformu, bilgi ve dayanışma konusunda değerli bir kaynak. Veriler ışığında, gençlerin sorunlarını ve çözüm önerilerini ele alacağız:

Genç İşsizler Platformu
#MezunİşsizBorçlu
gencissizler.org

***

Ülkemizde her eğitim seviyesindeki genç insan için, işsizlik ve gelecek endişesi ciddi bir sorun. İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin, okul yemekhanesinde karınlarını doyurmalarından kısıntı yapmaya çalışan yönetim, sokağa dökülen protestolar yüzünden geri adım attı.

***

Aynı günlerde, işsizlik ve yoksullukla mücadeleyle geçen yaşamına son veren genç bir İstanbul Üniversitesi öğrencisi Sibel Ünli’nin canına kıydığı haberi, çoğumuzun içimizi sızlattı. (İçi sızlamayanları hangi kategoriye koymalı, bilemedim.)

***

“İ.Ü. öğrencisi, sadece kendi hayatıyla değil siyasetle de ilgilenen ve başka hayatlara değen, yaşına mukabil umutları ve hayalleri olan, mesela yeşil parka aldığına sevinen nahif bir genç kadın, Sibel Ünli artık yaşamamayı seçti.”

yazmış:

Yeşil parka
Yazması en zor, olası sonuçları itibariyle en korkutucu haberler, intiharla ilgili olanlardır. Bireysel sebeplerini bilemeyeceğiniz ama toplumsal sebepleri ortada olan, haber yayınlandıktan sonra da…
birgun.net
***
zz29
Birkaç gün önceki TÜİK verilerine göre, 15-29 yaş grubunda işsiz sayısı, 5 milyonu geçmiş, genç nüfusun %30’una yaklaşmış durumda.
***
zz30
İş bulamayan gençlerin en büyük bölümünü, 1 milyona yaklaşan sayılarıyla, üniversite mezunları oluşturuyor. Eğitim politikasındaki büyük sorunlar, açık ki, eğitim alanıyla sınırlı değil. Eğitim sonrası istihdam konusunda da ciddi bir açmaz içindeyiz.
***

Genç işsizliğini, dünyada ve ülkemizdeki durumu ve çözüm önerilerini de göz önüne alarak, Dr.

aktaracak. Konuğumuzun

‘deki haftalık ekonomi yorumlarını da şuradan izleyebilirsiniz:

Murat Kubilay ile Herkes İçin Ekonomi – Medyascope
medyascope.tv
***

Genç işsizliği: Dr. Murat Kubilay’la söyleşi

15 Ocak 2020

Açık Bilinç’te, Genç İşşizler Platformu kurucusu iktisatçı Dr. Murat Kubilay ile ülkemizin kanayan yarası genç işsizliğini konuştuk.

Bugüne dek Açık Bilinç’te ülkemizde eğitimin, akademinin durumunu sıkça konuşmuştuk. Fakat, eğitim hayatı tamamlandıktan sonra, durum ne? İlkokul mezuniyetinden üniversite sonrasına kadar, gençler iş hayatında nasıl zorluklarla karşılaşıyorlar? İşsizliğe karşı çözümler neler?

Birkaç ay önce oluşturulan Genç İşşizler Platformu, bilgi ve dayanışma konusunda değerli bir kaynak.

— / —

Ülkemizde her eğitim seviyesindeki genç insan için, işsizlik ve gelecek endişesi ciddi bir sorun.

İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin, okul yemekhanesinde karınlarını doyurmalarından kısıntı yapmaya çalışan yönetim, sokağa dökülen protestolar yüzünden geri adım attı.

Aynı günlerde, işsizlik ve yoksullukla mücadeleyle geçen yaşamına son veren genç bir İstanbul Üniversitesi öğrencisi Sibel Ünli’nin canına kıydığı haberi, çoğumuzun içimizi sızlattı. (İçi sızlamayanları hangi kategoriye koymalı, bilemedim.)

“İ.Ü. öğrencisi, sadece kendi hayatıyla değil siyasetle de ilgilenen ve başka hayatlara değen, yaşına mukabil umutları ve hayalleri olan, mesela yeşil parka aldığına sevinen nahif bir genç kadın, Sibel Ünli artık yaşamamayı seçti.”

BirGün Gazetesi’nde Ayça Söylemez yazmış: https://www.birgun.net/haber/yesil-parka-282977

— / —

Birkaç gün önceki (10 Ocak 2019) TÜİK verilerine göre, 15-29 yaş grubunda işsiz sayısı, 5 milyonu geçmiş, genç nüfusun yüzde 30’una yaklaşmış durumda.

Üstelik, iş bulamayan gençlerin en büyük bölümünü, 1 milyona yaklaşan sayılarıyla, üniversite mezunları oluşturuyor.

Yani, eğitim politikasındaki büyük sorunlar, açık ki, eğitim alanıyla sınırlı değil.

Eğitim sonrası istihdam konusunda da ciddi bir açmaz içindeyiz.

— / —

Genç işsizliği konusunu, dünyada ve ülkemizdeki durumu ve çözüm önerilerini de göz önüne alarak, Dr. Murat Kubilay aktarıyor. Konuğumuzun, bu soruna da değinen Medyascope TV’deki haftalık ekonomi yorumlarını şuradan izleyebilirsiniz: https://medyascope.tv/videolar/video-analiz/murat-kubilay-ile-herkes-icin-ekonomi/

— / —

Açık Bilinç’i salı sabahları 9:30’da (http://acikradyo.com.tr/stream) dinleyebilir, podcast arşivine http://acikradyo.com.tr/program/acik-bilinc‘den ulaşabilirsiniz.

10:00 – 10:30 İklim İçin / Yücel Sönmez, Ömer Madra ve Murat Can Tonbil

iklimicin20200114

İklim İçin kayıt arşivi

10:30 – 11:00 Ahşaptan Betona, Mecidiyeden Jetona / Pınar Erkan / Alameti kerametinden menkul kent hikayeleri

ahsaptanbetonamecidiyedenjetona20200114

“Alameti kerametinden menkul kent hikâyeleri” şiarıyla yola çıkan programda tarihten günümüze tarihsel katmanlar da deşilerek Bizans köşklerinden, sarayların altyapısının nasıl oluşturulduğuna, konutlardan ofislere, kaldırımlardan sokaklara, dehlizlerden şarap üretilen üzüm bağlarına kadar şehrin farklı unsurlarına dair az ya da çok bilinen detaylar konuşuluyor.

Ahşaptan betona Mecidiyeden jetona kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Deniz Aşırı / Deniz Pak / Bozcaadalılar, adaya yolu düşenler ve adanın kıyısına vuranlar…

bozcaadasozlugu.blogspot.com/denizairi

12:00 – 13:00 Cam Kenarı / Türlerden bağımsız yol müzikleri / Selahattin Çolak

Funk, oldschool hip-hop, jazz, jazz hiphop ve zaman zaman soul müziklerle sol şeritte ilerleyen bir müzik programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Tehanu / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Musica Brasileira / Jozi Levi / Brezilya’dan müzik

9

soundcloud.com/joezeex/

14:00 – 14:30 Dünya Mirası Adalar / Asu Aksoy, Derya Tolgay ve Alp Orçun

dunyamirasiadalar20200114

Adalar, yüzyıllarca imparatorluklara başkentlik yapmış, siyasi ve kültürel dönüşümlerin aktörlerini beslemiş dünya şehri İstanbul’un hikâyelerinin hep bir parçası olagelmiş. Krallar, kraliçeler, dini liderler sürgüne buralarda zindanlara atılmış, ardından Osmanlı’dan günümüze  farklı kültürel cemaatlerin zengin bürokratları, iş insanları, Adaları İstanbul’un sayfiye merkezi haline getirmiş, sanatçılar, yazarlar, Adalar’ın renginden, havasından, kokusundan beslenmek için buraları mekân tutmuş. Adalar, muhteşem mimari ve yaşam dokusuyla dünyada eşine az rastlanır bir kültürler havzası olma halini bugüne kadar taşımışlar.
Şanslıyız ki Adalarda İstanbul tarihinin tüm veçhelerinin mekânsal izdüşümlerini hâlâ görebiliyoruz ve barındırdıkları hikâyelerin bazen yaşayan bilgi kaynaklarına erişebiliyoruz. Kendimizi gerçekten müstesna hissetmeliyiz: Adalar’a adımımızı attığımızda İstanbul tarihinin çok da bozulmamış tanığının varlığını hissedebiliyoruz, şaşırıyor ve nedenini çok da bilmeden mutlu oluyoruz. Bu yayın döneminde bizi mutlu eden Dünya Mirası Adalar’ı enine boyuna konuşuyoruz.

Dünya Mirası Adalar facebook sayfası

***

27 gündür atlar ahırlarında, karantina adına hapis tutuluyor. Adalar’a çevik kuvvet, akrep, tomalar, otobüs dolusu polis geldi. Karantina sürecinde atlar dışarı çıkmasın diye ahırların etrafını sardılar. Ama ATLARIMIZ hareketsizlikten her gün birer ikişer ölüyor.
Gazeteci, yazar, Adalar Demokrasi Meclisi Üyesi ve Heybeliada sakini Yücel Göktürk 14 Ocak 14.00 de canlı yayınımıza, Açık Radyo-Dünya Mirası Adalar programına konuk oluyor. Geçen hafta yazdığı, https://www.birartibir.org/component/tags/tag/yucel-gokturk yazıda soruyor herkese,
Biz de kendisine soracağız:)
Atlar, insanlar, bitki örtüsü, kediler, köpekler, güvercinler vb, tarihi birlikte yaptılar.
YOLDAŞ TÜRLER💚 Tarihsel olarak gelinen aşamada, atlar evcilleşmiş hayvanlar. Yani bakımları, sağlıkları, esenlikleri insanlara bağımlı varlıklar. Bu da insanların onlardan sorumlu oldukları anlamına geliyor. Peki neden devamlı tarihi süreci göz önünde bulundurmadan konuşuyoruz?
1-Ruam raporu niçin açıklanmıyordu?
2-İsmen karantina olan uygulama neden fiilen atların ahırlara kapatılmasından ibaretti?
3-2863 sayılı yasa (Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu) “Adalar’da ulaşım aracı atlı faytondur” derken, İBB başkanı aksini nasıl ilan edebiliyordu?
4-Bu “operasyon” Adalar’ın motorlu taşıtlara ve imara açılmasının başlangıç adımı mı?
5-Bunca yıldır faytonculuk niçin denetimsizdi, niye bir yönetmelik çıkarılmamıştı?
6-Peki şimdi, atlar ne olacak?
7-Ya faytoncular, onlar ne yapacak?
8-Ve tabii Adalılar, onların ulaşım ihtiyacı nasıl karşılanacak?
9-Dahası, seçim öncesinde “katılımcı demokrasi” bayraktarlığı yapan yerel yönetimler yerel halkı, sivil toplum örgütlerini, taban inisiyatiflerini bu kararların alındığı süreçlerden niçin dışladı, dışlıyor?
10-Ve bu arada, yasa dışı olmasına rağmen, binlerce (6-7 bin) plakasız akülü araca niçin göz yumulur ve böylece akülü araçlar teşvik edilir?
11-Lastik tekerlekli araçlar” düzenlemesiyle birlikte, Adalar’ın sit statüsü de değiştirilir mi?
12- “Lastik tekerlekli araçlar” Adalar’ın motorlu taşıtlara ve imara açılmasına önayak olur mu? Bu soruya, “ne alâkası var” diyebilecek olan var mı?
Canlı dinlemek için; http://acikradyo.com.tr/stream/index.html

Yücel Göktürk kimdir:
1987’de Nokta’da başladığı gazeteciliği Ekonomik Panorama ve EP (Ekonomi-Politika) dergilerinde sürdürdü. 1994’te Express, 1997’de Roll, 2011’de Bir+Bir dergilerinin kurucuları arasında yer aldı. Bu dergilerde muhabir, yazar ve editör olarak görev yaptı. 2016’da John Berger’la yaptığı söyleşi kitabı İstanbul’dan Gelen Telefon yayımlandı.
Metis Yayınları’ndaki kitapları
İstanbul’dan Gelen Telefon, 2016
Turgut Uyar ve başka şeyler, 2016
Sivil inisiyatif Adalar Demokrasi Meclisi üyesidir.
10 senedir Heybeliada’da yaşamaktadır.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, açık hava
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yakın çekim
Fotoğraf açıklaması yok.
***
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gökyüzü ve açık hava
Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, kalabalık ve açık hava
Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, ayakta duran insanlar, köpek ve açık hava
+2

Dünya Mirası Adalar

http://acikradyo.com.tr/podcast/221352 Atlar, Faytonlar, Ruam, Yasalar, ihlaller ve Ölümler hakkında merak ettiğiniz soruların cevaplarını belki bulursunuz:)
Nokta, Ekonomik Panorama, Express, Roll, Bir+Bir dergilerinin kurucusularından ve 2016’da John Berger’la yaptığı söyleşi kitabı “İstanbul’dan Gelen Telefon var” ile tanıdığınız, Adalar Demokrasi Meclisi üyesi gazeteci Yücel Göktürk Açık Radyo-Dünya Mirası Adalar program konuğumuzdu. Hükümetin ve ona bağlı olarak İstanbul Valiliğinin Adaların “atsız” hale getirilmesi ve burada elektrikli de olsa motorlu araçların legal hale getirilmesi konusundaki ısrarının nedeni ne olabilir? Büyükşehir ve Adalar belediyeleri bu kararı neden bu kadar iştiyakle benimsediler?
1-Ruam raporu niçin açıklanmıyordu?
2-İsmen karantina olan uygulama neden fiilen atların ahırlara kapatılmasından ibaretti?
3-2863 sayılı yasa (Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu) “Adalar’da ulaşım aracı atlı faytondur” derken, İBB başkanı aksini nasıl ilan edebiliyordu?
4-Bu “operasyon” Adalar’ın motorlu taşıtlara ve imara açılmasının başlangıç adımı mı?
5-Bunca yıldır faytonculuk niçin denetimsizdi, niye bir yönetmelik çıkarılmamıştı?
6-Peki şimdi, atlar ne olacak?
7-Ya faytoncular, onlar ne yapacak?
8-Ve tabii Adalılar, onların ulaşım ihtiyacı nasıl karşılanacak?
9-Dahası, seçim öncesinde “katılımcı demokrasi” bayraktarlığı yapan yerel yönetimler yerel halkı, sivil toplum örgütlerini, taban inisiyatiflerini bu kararların alındığı süreçlerden niçin dışladı, dışlıyor?
10-Ve bu arada, yasa dışı olmasına rağmen, binlerce (6-7 bin) plakasız akülü araca niçin göz yumulur ve böylece akülü araçlar teşvik edilir?
11-Lastik tekerlekli araçlar” düzenlemesiyle birlikte, Adalar’ın sit statüsü de değiştirilir mi?
12- “Lastik tekerlekli araçlar” Adalar’ın motorlu taşıtlara ve imara açılmasına önayak olur mu? Bu soruya, “ne alâkası var” diyebilecek olan var mı?

14:30 – 15:30 Yeni / Hande Akkan / Yeni Philip Glass’ın 80. yaşını kutluyor

Hande Akkan Twitter

***

zz7

Bugün 14.30’da @acikradyo “YENİ”de; Piyanist @isilbengi99 ile, İstanbul’dan Brüksel’e uzanan müzikal bir “HİKAYE”yi konuşacağız. Bekleriz…

***

zz6

Bu akşam 20.00’da @fatihborekci  ve @barisburan  ile @Medyascopetv ’de müzik ekseninde sohbet ediyoruz. Bekleriz.

15:30 – 16:00 Türk İşi Kovboylar / Hazırlayan: Utku Uluer / (15 günde bir)

turkisikovboylar20200114

zz1

Bugün Açık Radyo 94.9’da yeni bir yolculuğa çıkıyoruz. Yeni programın ismi; Türk İşi Kovboylar! – Türk Sineması ve Yeşilçam’da Westernler.

Yani Yeşilçam Arkeolojisi ile başladığımız yolculuğu daha spesifik bir başlığa taşıyoruz. Bugün saat 15:30’da yayınlanacak programda, içeriği ile ilgili detayları ve neler yapmayı planladığımızı anlatacağım. #western#yeşilçam#Türkişikovboylar#Kovboylar#cowboy#ErişteWesternEkrem GökkayaMelek Gorgun

sinematikyesilcam.com/

16:00 – 16:30 Kentin Gizli Öyküleri (15 günde 1) / Kenan Doğan

Olağan insan hikâyelerinin işlendiği programda her hafta bir konukla kendi yaşamını konuşuyoruz.

16:30 – 17:00 Diğerkâm (Yeni program) / Hazırlayanlar: Damla Özlüer ve Rauf Kösemen

Geçtiğimiz dönemlerde Hemzemin programını hazırlayan Rauf Kösemen ve Damla Özlüer yine sosyal fayda iletişimi üzerine daha geniş düşünmeye çağırdıkları yeni programları Diğerkâm ile bu yayın döneminde de aramızdalar.

Facebook.com/Diğerkam

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı /  Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Dünyanın Cazı kadrosuna Caz vokalisti Sanat Deliorman dahil oluyor. Salı günleri Dünyanın Cazı ondan sorulacak.

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20200114

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

“Marmara Denizi midyelerinde ağır metal birikmesi var, piyasaya sürülmeleri halk sağlığı için tehdit oluşturuyor”

14 Ocak 2020
Fotoğraf: Yeşil Gazete

İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Meriç Albay, özellikle midyelerde ağır metal birikmesi olduğunu ve bunların kontrolsüz şekilde toplanıp piyasaya sürülmeleriyle halk için sağlık tehdidi oluşturduğunu ifade etti.

İstanbul’un Anadolu yakasında, Caddebostan’dan Maltepe’ye kadar uzanan sahil şeridini 25 Aralık’ta şiddetli lodosla birlikte kırmızı yosunlar sardı. İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Meriç Albay bu durumun ‘Marmara’nın su kalitesinin, su sağlığı bakımından iyi olmadığını gösterdiğini’ söyledi. Albay ve İstanbul Çevre Mühendisleri Odası üyesi Sedat Durel, Marmara Denizi’ndeki genel kirliliğe dikkat çekerek, arıtma tesislerinin daha etkin kullanılması ve denetimlerin arttırılması gerektiğini ifade etti. Marmara Denizi’nin etrafında 23-24 milyon insanın yaşadığı çok büyük bir havza olduğunu kaydeden Albay, denizin sorumsuzca kirletildiğini söyledi: “Türkiye nüfusunun neredeyse yüzde 30’u bu havzada yaşıyor. Buradaki büyükşehirlerin hepsi Marmara Denizi’ni etkiliyor. Marmara Denizi’ni çok uzun zamanda çok kötü kullanmışız. Fabrikalar atıklarını denize vermişler, evsel atıklar, gemi trafiğini de katmak lazım. Yıllarca kirletmişiz ve bu etki maalesef hala devam ediyor. İstanbul’daki toplam 88 atık su arıtma tesisinde günde 5 milyon 815 bin 910 metreküp su arıtması yapılıyor. Eğer biz arıtma tesislerini etkin çalıştırırsak, gemiler etkin denetlenirse, fabrikalar atıklarını artık atmamaya başlarlarsa zaman içerisinde deniz mutlaka kendini yenileyecek. 15-20 yılda Marmara Denizi gerçekten pırıl pırıl olabilir” dedi. Fabrika ve gemi atıklarıyla oluşan kirliliğin deniz canlılarını da etkilediğini belirten Albay, özellikle midyelerde ağır metal birikmesi olduğunu ve bunların kontrolsüz şekilde toplanıp piyasaya sürülmeleriyle halk için sağlık tehdidi oluşturduğunu ifade etti.

Alman şirketten Avustralya’da ‘tartışmalı’ kömür madeni projesi

Alman mühendislik grubu, Avustralya’nın taşra bölgesinde yapımı onaylanan, tartışmalı bir kömür madenciliği projesi olan Carmichael kömür madenine ilişkin sözleşme yükümlülüklerini yerine getireceğini söylemesi üzerine çevre gruplarından ağır eleştiriler aldı. Avustralya’nın kuzeyinde yer alan Queensland eyaletinde Hindistanlı şirket tarafından işletilen kömür madeni alanından kömürün taşınması için yapılan demiryolu hattına sinyal teknolojisi sağlayacak şirket, geçtiğimiz yıl bir anlaşma imzaladı. Genç iklim aktivisti Greta Thunberg, şirketinlerin projedeki rolünü gözden geçirmesi çağrısında bulundu. Proje hayata geçerse, 4.6 milyar ton karbon salımına neden olacak. Şirket CEO’su Joe Kaeser yaptığı bir açıklamada, “Güvene dayalı görevleri ihmal etmeden sözleşmeyi gevşetmenin yasal ve ekonomik olarak sorumlu bir yolu yok” dedi. Kaeser, “Çevresel meselelere anlayış göstersem de, yapılan iş yasal bir meşruiyete sahip olduğu sürece farklı paydaşların farklı çıkarlarını göz önünde bulundurmam gerekiyor. Bu proje hakkında öncesinde daha akıllıca davranmalıydık. Ancak şu an, müşteri yasal bir zeminde bulunduğu sürece, taahhütlerini yerine getiren bir tedarikçi olmalıyız. Çünkü müşterileri tarafından güven duyulamayan bir şirket olmak seçenek olamaz” dedi. Çevre aktivistleri bu kararı ağır bir şekilde eleştirirken, kömür kullanımının karbon emisyonlarını artıracağından endişe duymaları nedeniyle protestolarına devam etme konusunda kararlılar. Avustralya Koruma Kuruluşu kampanya sorumlusu Christian Slattery, şirketin duyurusunu Avustralya yangınlarla mücadele ederken, “utanç verici” olarak değerlendirdi. Slattery, “Şirket Paris Anlaşması’nı desteklediğini iddia ediyor ancak şu an dünyanın en büyük karbon emisyonuna neden olacak projelerden birine destek olma konusunda kararlı” dedi. Ayrıca ironik bir şekilde, 2030’a kadar karbon nötr olacağını ve fosil yakıt bağımlılığını kademeli olarak bitireceğini taahhüt ediyor.

Pakistan’da kar kalınlığı 1 metreyi aştı

Pakistan Meteoroloji Ofisi, eyalette bu dönemde ortalama 50 santimetre olan kar kalınlığının son günlerdeki yağışla 1,4 metre olarak ölçüldüğünü belirtti. Eyaletin başkenti Kuetta’daki havaalanında, birçok uçuş iptal edildi ya da başka havaalanlarına yönlendirildi. Birçok yolun kapandığı yerleşim yerlerinde mahsur kalan vatandaşlar ise askeri araç ve helikopterler yardımıyla kurtarıldı. Yoğun kar yağışı nedeniyle eyaletteki birçok binada da çökme meydana geldi.  Şahabzay bölgesinde üzerinde kar biriken bir kerpiç evin çatısının çökmesi sonucu üçü çocuk altı kişi hayatını kaybetti. Afganistan sınırındaki Kili Lokman‘da da nişan merasimi düzenlenen bir evin çatısının çökmesiyle yedi kişi can verdi, dört kişi yaralandı. Dolan barajların, setlerde çatlamalara ve sellere neden olabileceğine dikkati çeken Han, olağan dışı seviyede yağan kar ve yağmurun küresel ısınmanın sonuçlarından olduğunu söyledi. Tüm Ortadoğu’da aşırı yağışların görüldüğünü hatırlatan Han, Belucistan’da yoğun kar yağışının süreceğini ifade ederek, çığı ve toprak kayması riskine karşı tedbirli olunmasını istedi.

16. Yeşil Diyalog cumartesi günü başlıyor

Yeşil Düşünce Derneği ve Yeşiller Meclisi tarafından organize edilen 16. Yeşil Diyalog’da Türkiye ve Avrupa yeşil hareketinden aktivistler, bu harekete ilgi duyan herkes 18 Ocak Cumartesi günü buluşuyor. Yeşil Diyalog toplantılarının bu seneki konusu Yükselen Yeşil Hareket. Son yıllarda özellikle Avrupa’da Yeşillerin yakaladığı siyasi başarıların değerlendirileceği birinci oturumda yeşil hareketin dünya politik gündemi içindeki yeri, gittikçe ağırlaşan iklim krizi ve buna karşı gelişen hareketlerin sosyal ve siyasal etkileri, Avrupa’daki Yeşillerin yükselen iklim adaleti ve sosyal adalet taleplerine verdikleri yanıtlar ve çözümlerin politik düzlemde kazandırdığı başarılar konuşulacak. Toplantının ikinci kısmında ise Yeşillerin, bir süredir yükselişte olan sağ popülizm ile çatıştığı sosyal, ekonomik ve ekolojik alanlar ele alınacak.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Hafta boyunca Ben Bugün Bişey Öğrendim Yayına Hazırlayanlar: Doruk Yurdesin, Ozan Sezgin ve Rauf Kösemen

facebook.com/benbugunbiseyogrendim

Açık Dergi Salı Dünyayı Okumak / Aytaç Timur ve Akif Pamuk

dunyayiokumak20200114

Yazmaya övgü. Eleştiriye ve eleştirmene kapı. Düşünmeye, düşünceye, üretmeye ve tartışmaya alan açmayı amaçlayan bir kültür programı

zz3

facebook.com/dunyayiokumak/

Açık Dergi Salı 18:50 Harici Bellek / Şarkılarla Dünya Tarihi / Murat Meriç

Şarkılarla Memleket Tarihi programıyla geçtiğimiz dönemlerde çok sevilen Murat Meriç, Açık Radyo’ya geri dönüyor. Müziğin bellek ile ilişkisini konu edinen bu yeni yayında Meriç, insanlık tarihinden vakaların izlerini plaklar/kayıtlar aracılığıyla sürüyor.

Açık Dergi Salı  Kulis Sesleri – Bircan Yorulmaz (Ayda 1)

Program kaydı

20:00 – 21:00 Açık Şemsiye / Hakan Gürvit, Levent Dönmez, Mehmet Yusuf ve Şebnem Sühel Grimm / Gelmiş geçmiş tüm müzik türleri

21:00 – 22:00 Gitaresk / Jak Kohen, Gonca Açıkalın ve Meral Akman / Neo-klasik rock ve fusion

gitaresk.com/

***

Fotoğraf açıklaması yok.

Gitaresk

Bu gece 21:00’de, Açık Radyo 94.9 Gitaresk’te küçük bir Red Hot Chili Peppers tarihçesi eşliğinde grubun 1987-2016 arası çıkardığı parçalardan bazılarını dinleyebilirsiniz.

http://www.gitaresk.com/Playlists/51st/200114.htm

22:00 – 23:00 Esintiler / Seda Binbaşgil / Jazz

23:00 – 24:00 Psychoacoustics (Program gününde ve saatinde değişiklik) / Hazırlayanlar: Osman Kaytazoğlu, Berk Gökberk ve Barış Karakaş

Cumartesi geceleri 02.00’de yayınlanan Psychoacoustis bu yayın dönemi Salı geceleri saat 23.00’de

24:00 – 01:00 Numune Hastanesi / Cüneyt Bolak / Ses Gezegeninde Örnek avı

Kaydedilmiş her türlü ses, bir progresif rock şarkısı ya da bir hint ragası, “Eşkıya” filminden bir diyalog ya da eski bir tv reklamı prodüktörlerin ellerinde yeniden hayat bulur. Doktor Frankenstein’ın canavarı gibi! 70lerin sonunda sampler’ın icadıyla müzik bir daha eskisi gibi olmadı. Özellikle Hip Hop’ta kesilen, biçilen ve yeniden hayat bulan “numune”lerin masaya yatırıldığı Numune Hastane’sinde örneği alınan ve bu örneklerle yapılan şarkıların izi sürülüyor. Sampling marifetiyle üretim yapan prodüktörler ve bu üretimleri altyapı olarak kullanan rapçilerin de konuk olduğu Numune Hastanesi dinleyicilerini “Ses Gezegeni’nde Örnek Avı”na davet ediyor.

facebook.com/Numune.Hastanesi

Blog Stats

  • 94.089 hits