Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/12/5

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak, Emre Gülşer

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Cuma Sezin Öney’le Seyyare: Türkiye ve Dünya Olayları Arasında Paralellikler, Karşılaştırmalar

Seyyare kayıt arşivi

09:30 – 10:00 Cuma Alp Ulagay ile Spor

10:00 – 10:30 İklim Acil / Dünya Acil Durum ilan ediyor / Can Tonbil

Gençler sokağa çıkıyor, yurttaşlar haklarını talep ediyor. İklim Acil, iklim aktivistleri ile beraber yeryüzündeki iklim mücadelesine panoramik bir bakış atıyor.

10:30 – 11:00 Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam / Leyla Aslı Ünlübay

facebook.com/bugdaydernegi/

Tohumdan Hasada Ekolojil Yaşam kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Hikâyenin Her Hali / Hayata dair cinsiyet-aşırı sohbetler / Aslı, Ayşe Gül, Didem, Kristen, Özlem ve Sema

Hayatın ‘olağan akışında’ normalleşen, olağan gözüken, ‘eşyanın tabiatı gereği’ akıp gidenleri, cinsiyet-aşırı sohbet masamıza koyuyoruz. Gündemi kentte, kırda, sokakta, fabrikada, evde, mahkemede, sinemada, müzikte takip ederken, gündeme gömülen hafızayı da hikâyelerle kazıyoruz. Bugünü kadim zamanlarda arayabiliyoruz, başımızın çaresine tarihsiz antik hikâyelerin penceresinden de bakıyoruz. Program, misafirleriyle olağanda olağanüstüyü, düzende darmadağını, dertte dermanı, yasta gücü, birlikte farkı aşındırıp, kamplara bölünmüşlerin peşinden gidiyor. Masamız kalabalık, masamız renkli. Masa da, masaymış ha!

12:00 – 13:00 Caz Türbülans / Recep Şencan / Cazda serbest dolaşım

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Önce Sağlık / Ayşegül Tözeren, Betigül Öngen ve Selim Badur

Kış yaklaşıyor ve havalar her defasında daha da kestirilemez oluyor. Önce Sağlık, her sefer olduğu gibi, bu kışın tekinsiz havalarında da nöbette.

14:00 – 14:30  Bir Yaşam Dili (Yeni program) / Hazırlayanlar: Deniz Spatar ve Canan İrtem

İsmini Marshall Rosenberg’in Şiddetsiz İletişim – Bir Yaşam Dili kitabından alan programda, anlaşmazlık içindeki bütün tarafları empati ile can-ı gönülden dinleyerek anlama, bu yoldan bağlantı kurarak işbirliği zemini yaratma ve herkesin ihtiyacının gözetildiği ortak çözümler üretme sanatı olan Şiddetsiz İletişim, çeşitli boyutları ile ayrıntılı olarak ele alınıyor.

Facebook.com/Şiddetsiz İletişim Türkiye

14:30 – 15:30 Wanderer / Can Denizci / (Richard Wagner özel programı)

Doğumunun 200. yılında Richard Wagner özel programı. 19. yüzyıl operasının en önde gelen iki isminden biri olan ve müziğin üst dilinin üstadı sayılan Wagner’in hayatı ve eserleri Wanderer’de

15:30 – 16:30 Sinefil / Melis Behlil ve Yeşim Burul Seven / Sinemasever muhabbetleri

Sinefil kayıt arşivi

16:30 – 17:00 Kavanozdaki Yıldız (Yeni program) / Hazırlayanlar: İsmail Başöz, Haluk Levent ve Mustafa Yılmazer

Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin toplumsal ve ekonomik etkilerini  kapsamlı biçimde ele almaya gayret eden bir program.

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Hafta boyunca Ben Bugün Bişey Öğrendim Yayına Hazırlayanlar: Doruk Yurdesin, Ozan Sezgin ve Rauf Kösemen

facebook.com/benbugunbiseyogrendim

Açık Dergi Cuma Ceyhan Usanmaz’la Bu Köşe Kitap Köşesi.

Açık Dergi Cuma Zîn (Açık Dergi’de yeniden köşe) (15 Günde 1) / Hazırlayan: Mehmet Said Aydın

Yazar ve editör Mehmet Said Aydın Açık Dergi’ye geri dönüyor. Farklı kültürlerden ve alfabelerden beslenen Türkiye Edebiyatı’nın tarihinden notlar ve güncel gelişmeler, tartışmalar her hafta Açık Dergi’de.

Açık Dergi Cuma Duygular Sözlüğü ( Açık Dergi’de yeni köşe) / Yazan: Tiffany Watt Smith / Çeviren: Hale Şirin / Okuyan: Ömer Madra / Kolektif Kitap

Neredeyse her şeyin sözlüğünü yayınlama sürecine giren Açık Dergi yeni yayın döneminde duyguları da işin içine karıştırmaya karar verdi! Tiffany Watt Smith’in kaleme aldığı ve Kolektif Kitap tarafından Türkçe’ye kazandırılan Acımadan Zevklenmeye Duygular Sözlüğü, Ömer Madra’nın sesinden Cuma akşamları birer maddeyle radyo yayınına karışıyor.

Açık Dergi Pazartesi Serbest Atış (Açık Dergi’de yeni köşe – 15 Günde 1) / Dünya Basketbol Gündemi / Hazırlayanlar: Mehmet Çopuroğlu ve Kayhan Ergin

Volkan Ağır ve Utku Gökerküçük’ün hazırlayıp sunduğu Efektif Pas bu yayın döneminde bir ara veriyor. Yerine, bir basketbol programı olan Serbest Atış geliyor.

Açık Dergi Cuma Normalin Sınırları / Klinik Felsefe Sohbetleri / Alper Hasanoğlu ve Bülent Usta

“Normalin Sınırları”nda, insanları hapseden bireysel ve toplumsal sınırların ve kalıpların ötesine geçip, dinleyicilerin kendilerine ve hayatlarına başka bir açıdan bakabilmesinin olanakları araştırılan bir ‘klinik felsefe’ programı.

Teoriyle uygulamayı birleştiren yazı ve çalışmalarıyla tanınan psikiyatristlerin, psikoterapistlerin, felsefecilerin ve edebiyatçıların konuk olarak yer aldığı yayın; günümüzde ilaç tekelinin baskısı altında insanın doğasına ait normal ve doğal acının bir hastalık olarak tanımlanması tehlikesi karşısında normali koruma çabası.

“Normalin Sınırları”nı, psikiyatrist, psikoterapist, yazar Alper Hasanoğlu ile antropolog, psikoterapist, yazar Bülent Usta birlikte sunuyor.

20:00 – 21:00 Koyu Mavi / Gülçin Orgun / Türler arası

koyumavi.org/

21:00 – 22:00  Aşağı Mahalle / Ümit Baykara / New York Downtown Cazve ötesi…

twitter.com/asagimahalle

 

22:00 – 23:00 Mint / Efkan Kula ve Mert Emcan / Gıcır cızır plâklar

mixcloud.com/mertemcan/

Alternatif rock’ın geçmiş ve günümüz klasiklerinin çalınacağı “Mint”te Stüdyo İmge yazarları; Efkan Kula ve Mert Emcan plak koleksiyonlarının en değerli single’larını hikayeleriyle birlikte çalıyor.

23:00 – 24:00 13 Melek / Yiğit Atılgan / Zamanın ruhundan bağımsız sesler

Zamanın ruhundan bağımsız seslere kulak verdiğimiz 13 Melek bu yayın döneminde Cuma günleri 23.00’te.

24:00 – 01:00 Blackout / Gürkan Vayis, Ümit Şenol / Kirli ve aksak ritimler ile Siyah müzikler

Yeni yayın döneminde Overphonic ve Blackout programları birleşip yollarına, Overphonic’in saatinde Blackout adı altında devam ediyor.

overphonic.blogspot.com/

mixcloud.com/overphonic/

blackout949.blogspot.com/

soundcloud.com/blackout949

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/12/4

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_05-12-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

***

***

‘Grevci’ Greta: İnsanlar ‘öfkeli çocukları’ hafife alıyor

05 Aralık 2019
Fotoğraf: Twitter/Greta Thunberg

İklim aktivisti ‘Grevci’ Greta Thunberg, yetişkinlerin gençleri iklim değişikliği konusunda öfkelendirmeyi bırakması gerektiğini söyledi.

BBC Türkçe’nin haberine göre, İspanya’daki iklim zirvesine katılmak için ABD’den katamaranla iki hafta süren yolculuğu sonunda Portekiz’de karaya ayak basan Thunberg, orada yaptığı açıklamada “İnsanlar öfkeli çocukların gücünü hafife alıyor” dedi.

Bir gazetecinin yetişkinler tarafından sinirli görüldüğü hakkındaki sorusuna yanıt veren Thunberg, “Sinirliyiz, öfkeliyiz ama bunlar iyilik için” dedi ve ekledi:

“Sinirli olmamızı istemiyorlarsa belki de bizi sinirlendirmeyi bırakmaları gerekir.”

Thunberg seyahatinin başlangıcında ABD’den Şili’ye gitmeyi planlamıştı.

Fakat Şili’deki halk isyanları nedeniyle iklim zirvesi İspanya’ya alınınca Thunberg de yeni bir rota çizmek zorunda kaldı.

Avustralyalı YouTube’cular Riley Whitlum ve Elayna Carasu ile İngiliz profesyonel yatçı Nikki Henderson ile yola çıkan Thunberg’in Avrupa’ya varması iki haftadan uzun sürdü.

Katamaran enerji için güneş panelleri ve hidroelektrik jeneratörü kullanıyor. Fakat yatçı Henderson’un bu seyahat için İngiltere’den ABD’ye uçtuğuna yönelik haberler bu seyahatin karbon salımının sorgulanmasına yol açtı.

***

***

Massive Attack: Yıllardır dünyayı turladık, gezegeni kurtarmak için değişmek zorundayız

05 Aralık 2019
Fotoğraf: unhcr.org

Müzik endüstrisi büyük bir karbon etkisi yarattı. İklim uzmanlarıyla çalışan bir grup olarak bizler kendimizinkini en aza indirmeye çalışacağız.

Bu makale Massive Attack adına müzisyen Robert Del Naja tarafından yazılmıştır.

Müzik endüstrisi büyük bir karbon etkisi yarattı. İklim uzmanlarıyla çalışan bir grup olarak bizler kendimizinkini en aza indirmeye çalışacağız.

Okul grevleri ve kitlesel eylemci tutuklamalarıyla halk bilincine aşılanan iklim aciliyeti, pozitif eylemlilikten daha fazla iç gözlem yaratmış gibi görünüyor. Kişisel fedakârlık, ikiyüzlülük ve yaşam tarzı değişikliği etrafındaki tartışmalar oldukça ses çıkarıyor ancak kısa süre önce iklim uzmanı Michael Mann’ın da vurguladığı gibi, bu yaklaşım felaketi önlemek için gerekli olan sistem değişikliğine dair yaygın talebin arada kaybolması tehlikesini yaratıyor.

Bu tartışma, müzik endüstrisinde de oldukça canlı (ve eşit derecede karışık). Öncelikli önem, genellikle tek kullanımlık plastikler veya grubun uçakla yolculukları gibi konulara verilmekte. Her ne kadar bu konular da önemli olsa da, bulgular göstermektedir ki izleyici taşımacılığı ve mekânların elektrik kullanımı gibi faktörler, büyük müzik etkinliklerinin ürettiği tüm CO2 emisyonunun %93’ünü oluşturmaktadır.

Yıllardır dünyayı turlayan bir grup olarak, bu konu üzerinde derinlemesine düşünmek için gerekçelerimiz var. Her ne kadar kendimizin ve endüstrimizin karbon etkisi hakkındaki endişeler bizim için yeni olmasa da, konunun aciliyeti ile ilgili kaygılar yeni. Geçtiğimiz yıl BM Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli, “toplumun tüm yönlerinde hızlı, geniş kapsamlı ve benzeri görülmemiş değişiklikler” için çağrıda bulundu ve karbon emisyonunun eğlenceye bakılmaksızın zararlı olduğunu belirtti. Başka bir deyişle, turda olanlar turda kalmıyor.

Neredeyse yirmi yıldır bireysel adımlar attık – birçok grup gibi ağaç dikimi için para ödedik, tek kullanımlık plastiklerin kullanımını yasakladık ve mümkün olan her yere trenle seyahat ettik. Gelişmiş karbon dengeleme modellerini araştırdık, ancak bu programları araştırırken ciddi sorunlarla karşılaştık.

İlk olarak, dengeleme kavramı, varlıklı kişilerin zevk aldığı yüksek karbon salımlı eğlence aktivitelerine eylem sorumluluğu ve fedakârlığını başkalarına aktararak devam edebileceği yanılsamasını yaratır. -genellikle de güney yarım küredeki daha yoksul uluslardaki insanlara-. Bulgular, dengeleme programlarının sorunun oluşumunda en az rol oynayan ve söz hakları olmayan yerli ve kırsal topluluklar için ciddi hasara yol açabileceğini öne sürmekte.

Sonuçta, karbon dengeleme, emisyonu azaltmak yerine bir yerden diğerine aktarır. Avrupa komisyonu, projelerin % 85’inin “gerçek” veya “ölçülebilir” bir azalma sağlamasının mümkün olmadığı konusunda uyarırken, BM çevre programı yakın zamanda dengelemenin “eylemsizlik için serbest geçiş” aracı olarak kirleticiler tarafından kullanılamayacağını belirtti.

Ayrıca turnelere çıkmayı tamamen bırakmayı da konuştuk – ki bu dikkate değer önemli bir seçenek. Ancak gerçekte, gerekli etkiyi elde etmek için bütün uluslararası grupların turlamayı bırakması gerekli. Yüzlerce grubun dâhil olduğu büyük bir istihdam endüstrisinde bu gerçekleşecek gibi görünmüyor. Şu anda gerçekleştireceğimiz her bireysel eylem, endüstrimiz beraber hareket etmediği takdirde boşuna olacak. Bir sistem değişikliği yaratmak için kolektif eylemlilik dışında önümüzde başka gerçek bir alternatif yok.

Bugün, tipik turne döngülerinin karbon ayak izini haritalandırmak ve özellikle sektörümüzde CO2 emisyonunun üretildiği üç alan olan grup seyahatleri ve üretim, izleyici taşımacılığı ve mekân konularını incelemek için ünlü Tyndal Centre for Climate Change Research (İklim Değişikliği Araştırması için Tyndal Merkezi) ile çalışacağımızı açıklıyoruz. Ortaya çıkacak dekarbonizasyon yol haritası, emisyonun hızlı ve önemli ölçüde azaltılmasına yardımcı olmak adına diğer turlayan gruplarla, organizatörlerle ve festival/mekân sahipleriyle paylaşılacaktır.

Net gerçek şu ki, bunu başaramamız konunun bizim elimizden çıkması anlamına gelecektir. Geçtiğimiz aylarda (büyük ölçüde grevler ve tutuklananlar sayesinde) İngiltere’de 245 yerel yönetimde iklim aciliyeti ilan edildi, bunlardan 149’u 2030 yılı veya daha öncesinde sıfır emisyon hedefini belirledi. Bu yerel yönetimlerin arasında sadece festival sektörü için en yoğun katılımlı beş İngiltere açık hava etkinliği olan Glastonbury, Download, Reading/Leeds, V Festivals ve Creamfields festivallerinin her biri için lisans veren makamlar yer almaktadır. Kaçınılmaz olarak bu festivallerin etkinlik planları karbon emisyonu ile ilgili zorunlu kurallar içereceği için emisyonların çarpıcı ve devamlı bir şekilde azaltılmaması durumunda bu festivallere lisans verilme olasılığı oldukça zayıf.

İçinde bulunduğumuz kutuplaşmış sosyal iklim dikkate alındığında, moral yükseltici ve birleştirici kültürel etkinlikler günümüzde her zamankinden daha önem teşkil etmekte ve hiç kimse bu etkinliklerin ertelendiğini ya da iptal edildiğini görmek istemez. Bu nedenle önümüzdeki zorluk, daha fazla taahhüt, söz ve yeşil aklama (greenwashing) başlıklarından uzak durmak ve onun yerine büyük bir değişimi benimsemek.

Tyndall Merkezi tarafından hazırlanan raporun her probleme çözüm sağlamayacağını ve rapordaki bulguların gerçek hayata uygulanmasının bizler ve sektördeki bizim kadar değişim yaratmaya hevesli meslektaşlarımız için önemli değişimler gerektireceğini biliyoruz. Ancak aciliyet bağlamında, iş yapmaya her zamanki gibi devam etmek – doğası, yüksek profili veya popülerliğinden bağımsız olarak – kabul edilemez.

Açık Radyo için çeviren: Cansu Yapıcı

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Perşembe Fikret Adaman ve Bengi Akbulut ile Bildiğimiz Ekonominin Sonu (15 günde 1)

Ekonomi Ekoloji kayıt arşivi

09:00 – 09:30 Dikilen Kaya / Standing Rock (15 günde 1) / Bikem Ekberzade

standingrockdikilenkaya20191205

dikilen kaya, bikem ekberzade

Intro videosu

Intro ses

Bikem Ekberzade’nin yeni kitabı Standing Rock: Greed, Oil and the Lakota’s Struggle for Justice 3 Ocak 2019’dan itibaren her 15 günde bir sabah 9-9:30 arası Açık Radyo 94.9 FM’de ve acikradyo.com’da.

Twitter Dikilen Kaya hashtagi

Twitter/Bikem.Ekberzade

09:30 – 10:00 Güncel Hukuk Dergisi’nde bu ay (Ayda 1)

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Ekonomi&Ekoloji / Pelin Cengiz, Barış Gençer Baykan, Serkan Ocak ve Mahir Ilgaz

ekonomiekoloji05.12.2019

ekonomiekoloji05122019

ekonomiekoloji20191205

Ekonomi Ekoloji kayıt arşivi

Facebook.com/Pelin Cengiz

11:00 – 11:30 Yeşil Bülten (Yeni program) / Hazırlayan: Utku Zırığ

İMC Televizyonunun kült programı Yeşil Bülten bu yayın döneminde Açık Radyo’da

Yeşil Bülten kayıt arşivi

11:30 – 12:00 Açık Mimarlık / Hüseyin Kahvecioğlu, İpek Akpınar, Yağmur Yıldırım ve Cenk Dereli / Mimarlığın tüm halleri üzerine konuşmalar

acikmimarlik20191205

acikmimarlik.blogspot.com/

Açık Mimarlık facebook sayfası

Açık Mimarlık kayıt arşivi

facebook.com/yagmurlyildirim

***

Ümit Hamlacıbaşı ile duyusal yürüyüşler ve bir duyumsama mekânı olarak Kapalıçarşı üzerine

05 Aralık 2019
Kapalıçarşı, görsel: Wikimedia Commons

Konuğumuz antropolog ve yazar Dr. Ümit Hamlacıbaşı ile bir duyumsama mekânı olarak Kapalıçarşı’yı ve gerçekleştirdiği “duyusal yürüyüş”leri konuştuk. Hamlacıbaşı için duyusal yürüyüşler, mekânı farklı duyusal deneyimlerin dahil olduğu bir “uz alanı” olarak algılamayı sağlıyor. Bu yürüyüşleri, devinimin esas olduğu Kapalıçarşı gibi mekânları araştırmak için bir araç olarak kullanıyor; mekânla uydu direktifleri üzerinden ilişki kurduğumuz çağımızda, Kapalıçarşı’da ilerlerken duyularımızı kullanmak, gözlemlemek, koklamak, hissetmek zorunda olduğumuzu belirtiyor. 30 kişiye kadar gruplarla gerçekleştirdiği, bir buçuk ila üç saat süren duyusal yürüyüşlerin, o anda yanımızdaki kişilerle aynı sürece ortak olmayı ve deneyimleri paylaşmayı, böylece “zihinsel haritamıza yeni bir parça eklememizi sağladığını” ifade ediyor.

12:00 – 12:55 Afrikon (Yeni program) / Hazırlayan: Ufuk Aktaş

“Afrika üzerinde dolaşan sesler” şiarıyla yolan çıkan programda her hafta Afrika’nın başka bir ülkesinden geleneksel ve gelenekselden beslenen yeni icralar dinliyoruz.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Aheng-i Hengâme / Alper ve Esra Kaliber / Soul, Funk ve Afrika müzikleri

 ahengihengame.blogspot.com/

14:00 – 14:30 Günün ve Güncelin Edebiyatı / Seval Şahin / Romanlar, Hikâyeler, Kahramanlar

twitter.com/sevalsahinn/media

Günün ve Güncelin Edebiyatı kayıt arşivi

Twitter.com/Guncel Edebiyat  

14:30 – 15:30 Notalarla Sohbet / Zerhan Gökpınar / Açıklamalı ve karşılaştırmalı bir klasik müzik programı

Notalarla Sohbet – Zerhan Gökpınar

***

Bu perşembe Notalarla Sohbet programımızda kemancı-besteci Ilgın Ülkü’yü ağırladık; saat 14.39/94.9 Açık Radyo’dayız, sohbetimize bekleriz🎶🎤🎧 www.acikradyo.com.tr

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar

15:30 – 16:30 Hukuk Güvenliği (Yeni program) / Hazırlayanlar: Bahri Belen ve Aynur Tuncel

Hukuk güvenliğinin enine boyuna konuşulduğu programın sürekli konuğu Aynur Tuncel bu yayın döneminde aslî programcı kadrosuna dahil oldu.

16:30 – 17:00 Toplumsal Dönüşümde Sosyal Grişimcilik / Hülya Denizalp ve Ayzen Atalay Durmuşoğlu

sosyalgirisimci-lik.blogspot.com/

facebook.com/pages/Toplumsal-dönüşüm için Sosyal Girişimcilik-(Social Entrepreneurship)

http://hulyadenizalp.net/

hulyadenizalp.net/radyo-programlari/

Fotoğraf açıklaması yok.

Hulya DenizalpAçik Radyo‘da.

2002 yılında
@acikradyo da başladığım “Gönüllülük ve Sosyal Sorumluluk Programı,
2010 yılından itibaren🎙️🎧🎙️🎧 #Toplumsaldönüşümiçinsosyalgirişimcilik olarak devam etmektedir.

📻 2019 yılından itibaren radyo programımın kayıtları
#hulyadenizalp.net e yüklenmektedir.
🔊🔊🔊🔊🔊🔊🔊Daha önceki yayınları ise
http://sosyalgirisimcilik.biz/ den dinleyebilirsiniz. 

***

05 Aralık 2019 Perşembe günü, saat 16.30 da Açık Radyo “Toplumsal Dönüşüm için Sosyal Girişimcilik programının konuğu; Türk Eğitim Derneği.

TED İstanbul Temsilcisi Zuhal Saraç, TED bursiyeri ve gönüllüleri olan Fatma Gömen ve Ersin Beyhan ile 1928 yılında Atatürk’ün öncülüğünde kurulan derneğin 91 yıl içinde yapılan çalışmaları ve gelecek planlarını hakkında konuştuk.

Programı 94.9 fm den veya http://acikradyo.com.tr dinleyebilirsiniz

ÖNEMLİ NOT: Programı saat 16.30 da dinleyemezseniz, kaydına daha sonraki günlerde http://hulyadenizalp.net/radyo-programlari ve/ya http://acikradyo.com.tr/program/45121/kayit-arsivi den ulaşabilirsiniz.

Fotoğraf açıklaması yok.
Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, gülümseyen insanlar, iç mekan

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

facebook.com/pages

dunyanincazi-loget.blogspot.com/

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Perşembe Melis Behlil ile Sinemalardan

Açık Dergi Perşembe Beraber ve Solo Ahkâmlar (Açık Dergi’de yeni köşe) / 15 günde bir / Hazırlayanlar: Seyit Ali, Turgut Yüksel ve ve Mehmet Kekik

Farklı disiplinlerden 3 insanın müzik dinleme serüvenleri.

Açık Dergi Perşembe Sarı Tuğlalı Yol / Zeynep Arıca ve Burak Dinler / Müzikal Tiyatro’da bir gezinti

Müzikal tiyatro tarihinden klasikler hem ses kayıtları hem de sahne notlarıyla bu yayın dönemi Açık Dergi’de. Eski programcımız Zeynep Arıca’nın yanına sahne arkadaşı Burak Dinler’i alıp sunacağı Sarı Tuğlalı Yol’da amatör ve profesyonel müzik grupları da zaman zaman yayına konuk oluyor.

Açık Dergi Perşembe Fransız Öpücüğü (Gün ve saat değişikliği) / Hazırlayan: Devrim Özkan

Şansonların ötesinde çağdaş Fransızca müzik programı Fransız Öpücüğü bu yayın döneminde on beş günde bir, üstelik bir saatlik formatıyla Açık Dergi’de bizlerle. Devrim Özkan, özel profilleri ve muhtelif anekdotlarıyla güncel müziğin Fransızcasına bakmayı sürdürüyor.

Twitter.com/Fransız Öpücüğü

20:00 – 21:00 Caz Orkestrası / Hülya Tunçağ / Dünden bugüne büyük caz / orkestraları

21:00 – 22:00 Sosyal Müzik (Yeni program) / Hazırlayanlar: Gonca Açıkalın, Sina Hakman)

acikradyo.com.tr/program/sosyal-muzik

“Caz ve cazdan etkilenen müzikler” şiarıyla yola çıkan programda, caz müziğine, cazla ilişkili ya da ondan esinlenip etkilenmiş müziklere yer veriliyor.

***

5 Aralık 2019 – Rock Kaplama

05 Aralık 2019

Caz müzisyenleri özellikle son yıllarda bol bol rock parçalarını cover’lıyor yani “kaplıyorlar”. Bu hafta böyle harika “kaplamalar” seçtik sizin için.

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Albüm Adı Süre
Julian & Roman Wasserfuhr
Behind Blue Eyes
Running
6:51
Iiro Rantala, Lars Danielsson, Peter Erskine
Little Wing
Hendrix In The Spirit of Jazz
4:56
Nils Landgren, Michael Wollny, Wolfgang Haffner, Lars Danielsson
If You Love Somebody Set Them Free
4 Wheel Drive
3:54
Jacqui Naylor
Ain’t No Sunshine
You Don’t Know Jacq
5:28
Becca Stevens Band
Higher Love
Perfect Animal
5:21
Bill Frisell
I Heard It Through the Grapevine
East/West
8:00
22:00 Alçak Basınç / Popüler kültürün kıyısında yeşeren, alternatif, yenilikçi müzik akımları / Harun İzer

Popüler kültürün kıyısında kenarında yeşeren alternatif ve yenilikçi müzik akımlarının izini süren Alçak Basınç bu yayın döneminde Perşembe akşamları saat 22:00’de.

23:00 – 24:00 Falan: Freeform Freakout / Clint Willey

Funk kanallarında ve farklı sadaların zengin çeşitliliğe sahip âleminde bir keşif gezisine çıkan Falan: Freeform Freakout bu yayın döneminde saat 23:00’de.

24:00 – 01:00 Modyan Bulundurur / Sesin İnternetteki Serüveni / Barış Yalaz, Ömer Ergün, Ayşe İdil İdil

Radyo içinde radyo! İnternet radyosu Radyo Modyan bu yayın döneminde sesin internetteki macerasına Açık Radyo içinden bir tünel açıyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/12/3

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_04-12-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Bugün Madrid’de bir araya geldik çünkü COP25 başlıyor. Liderler ve çokuluslu şirketler burada bizim geleceğimiz hakkında kararlar verecekler… Liderlere ültimatom veriyoruz ve onlardan bize doğruyu söylemelerini, gerçek çözümler bulmalarını talep ediyoruz.”

25. BM iklim zirvesinde protesto gösteriler yapmak üzere 20 ayrı ülkeden gelip Madrid’de toplanan Yokoluş İsyanı (XR) aktivistlerinden Blanca Lagunas, artık sahici çözümlerden başkasına asla evet demeyeceklerini kesin bir dille anlatıyor. (Democracy Now)

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, gülümseyen insanlar, açık hava

***

***

Emek ve Adalet Platformu’nun Ekoloji Atölyesi’ne katılan Ömer Madra: “Dünya havale geçiriyor”

04 Aralık 2019
Fotoğraf: Flickr

Emek ve Adalet Platformu’nun düzenlediği Ekoloji Atölyesi’nin ilk iki haftasında Açık Radyo Yayın Yönetmeni Ömer Madra, iklim krizinin güncel durumu ve dünyadaki bazı güncel etkileri üzerine konuştu.

(Ömer Madra’nın konuşmalarından hazırlanan bu yazının orijinali Emek ve Adalet Platformu’nun internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Oxford Dictionaries her sene yılın kelimesini seçmekte. Bu yarışmada yılın ruh halini, değer sistemini ve gündemlerini en iyi yansıtan yansıtan ve kalıcılaşma potansiyeli de olan kelime seçiliyor. 2018 yılının kelimesi ‘youthquake’ olarak belirlenmişti. Bu yıl ‘climate emergency’ kelimesi seçildi. Bu kelime grubu, iklim değişimini azaltmak veya durdurmak ve geri dönülmez çevresel zararlarla sonuçlanmasından kaçınmak için acil eylem gerektiren durum anlamına geliyor. 2019 eylülüne gelindiğinde önceki yıla göre bu kelimenin kullanımının 100 kat arttığı gözlemlenmiş. Durumumuzu bundan daha iyi açıklayamayız heralde. Konuşmadıkça çözüm bulamayacağımıza göre artık konuşmaya başlamamız en azından bir adım.

16 yaşındaki İsveç’li İklim Aktivisti Greta Thunberg’in başlattığı grev bir sene sonra dünyanın tüm kıtalarından 7,6 milyona yakın insanın katılımıyla 21. yüzyılın en büyük grevlerinden birine dönüştü.

Peki neden bunca insan son çareyi sokakta buldu, birlik oldu?

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 6.000’in üzerinde bilimsel çalışmayı inceleyerek hazırladığı 1,5ºC Küresel Isınma Özel Raporu 2018 yılında açıklandı ve hükümetler tarafından onaylandı. Raporda şu bulgular öne çıkmakta:

* İnsanlar, dünyanın, sanayi öncesi döneme göre yaklaşık 1,0ºC ısınmasına sebep oldu. Küresel ısınma şimdiden, kuraklık ve seller gibi aşırı hava olayları, deniz seviyesinde yükselme ve Arktik denizinin erimesi olarak etkilerini göstermeye başladı.

* Atmosferin 1,5 ile 2°C daha ısınması geri dönülmez bir yok oluşa neden olabilir. Sera gazı emisyonları mevcut şekilde devam ederse küresel ısınma 2030 ile 2052 yılları arasında Paris Anlaşması’nda zikredilen 1,5ºC sınırını geçecek. Küresel ısınmayı 1,5ºC ile sınırlandırmak, ekolojik sistemler ve yaşam alanları üzerindeki birçok kalıcı etkinin önlenebilmesi anlamına geliyor. Ancak şu anda Paris Anlaşması kapsamında verilen taahhütler, küresel ısınmayı 1,5°C’de sınırlandırmaya yetmiyor. Bugünkü sera gazı salınımı hızıyla bu değerleri tutturmak yüzde 120 imkansız. Anlaşmanın karar ve yürütme mekanizması olan ve her yıl toplanan Conference of Parties (COP) toplantılarının 2019 yılında 2-13 Aralık arasında Madrid’de gerçekleşecek olan 25. oturumunda devletlerin taahhütlerini yenilemesi ve radikal kararlar alması bu nedenle gerekli.

* Bu sınırı geçmemek için küresel emisyonları 2030 yılında 2010 yılına göre yüzde 45 azaltmak ve 2050 yılında net sıfır emisyona ulaşmak gerekiyor. Bu yüzden, tarım, enerji, sanayi, bina, ulaşım ve şehirlerde “hızlı ve geniş kapsamlı” dönüşümler gerekiyor. Raporun orijinaline buradan, bulgularının İklim Haber sitesi tarafından özetlenmiş haline buradan ulaşabilirsiniz.

Paris Anlaşması nedir peki? Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC)’nin 1992’de üye devletlerce kabul edilmesiyle kurulan BM İklim Değişikliği Sekreterliği’nin her yıl düzenlediği Conference of Parties zirvelerinin, 2015 yılında Paris’te gerçekleşen toplantısında, 194 ülke artı Avrupa Birliği temsilcileri tarafından kabul edilen iklim anlaşmasıdır. 2016’da yürürlüğe girmiştir. Tarihin en büyük katılımlı bu ortak metni 2100’e kadar sanayi öncesi dönemden bu yana olan sıcaklık artışını 2 ila 1.5ºC arasında sınırlandırmayı hedefliyordu. 2019 Eylül ayında New York’ta devam eden Birleşmiş Milletler (BM) zirvesi sırasında Rusya’dan da anlaşmaya onay geldi. Bununla birlikte Türkiye Paris İklim Anlaşması’nı onaylamayan tek G20 ülkesi olarak kaldı. ABD ise sonradan çekildi. Dünya çapındaki 197 ülke arasında ise anlaşmayı onaylamayan 10 ülke Türkiye, Angola, Eritre, İran, Irak, Kırgizistan, Lübnan, Libya, Güney Sudan ve Yemen’dir.

Birleşmiş Milletler tarafından 2015 Ekim ayında yayınlanan ve 1995-2015 arasını inceleyen “İklim Bağlantılı Doğal Afetlerin İnsani Maliyeti” isimli rapora göre, 20 yılda kaydedilen küresel düzeyde toplam 6,457 doğal afetin yüzde 90’ı sel, fırtına, sıcak hava dalgası, kuraklık ve diğer aşırı iklim hareketlerinden kaynaklanıyor. Ayrıca 1995 yılından bu tarihe kadar aşırı iklim hareketleri kaynaklı afetler nedeniyle 606 bin kişi hayatını kaybederken 4,1 milyar insan ise bu afetlerden etkilendi.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün 25 Kasım 2019’da 2018 yılına ilişkin yayınladığı rapora göre sera gazı yoğunluğunun azalması şöyle dursun yavaşlamadığı tespit ediliyor ve acil önlem çağrısında bulunuluyor.

Birleşmiş Milletler 26 Kasım 2019’da sera gazı emisyonlarının kritik eşiğin altında kalması gereken değerleri ile mevcut değerleri arasındaki açığı inceleyen Emission Gap raporunu açıkladı. Bugün ülkelerin açıkladıkları taahhütler ile küresel ısınmanın yavaşlamak şöyle dursun yüzyılın sonuna kadar 3,2 (kötümser senaryo 3,9ºC) artmış olacağı öngörülüyor.

The Nature bilim dergisinin 27 Kasım 2019’da yayınladığı makaleye göre iklim krizinde tepe noktasındayız (tipping point) ve bu noktayı aşarsak hızla yere çakılışı engelleyemeyeceğiz. Yok oluş için 1°C ısınma yeterli. İklim krizinin patlama noktaları şöyle gözlemleniyor. 1. Grönland yok oluyor 2. Kuzey Buz Denizi kayboluyor 3. Asya’da özellikle kutuplara yakın bölgelerde binlerce yıllık donmuş toprak tabakaları (permafrost) çözülünce karbondioksitten 80 kat daha etkili metan gazı açığa çıkıp atmosfere salınıyor.  4.Sibirya’daki ve Alaska’daki tayga ormanlarında yangınlar artıyor. 5. Amazon ormanlarında ve Angola’da kuraklık artıyor ve bu yeryüzünün en büyük nefes ve terleme mekanizmasını çökertiyor. Amazon aynı zamanda dünyadaki en büyük ilaç hammadde deposu. 6. Doğu Antarktika erimesi hızlandı ve artık Batı Antarktika da eriyor. 7. Avustralya’da mercan kayalıkları yok oluyor (Konuyla ilgili belgesel için tıklayınız).

The Lancet Countdown, iklim değişikliğinin değişen sağlık profilini izlemeye ve Paris Anlaşması kapsamında dünya çapında hükümetler tarafından yapılan taahhütlerin yerine getirilmesini bağımsız olarak değerlendirmeye adanmış, çok disiplinli bir akademik işbirliği. The Lancet Countdown’un 13 Kasım 2019’da yayınlanan raporuna göre sağlık hizmetlerinde iklim değişikliğine adaptasyon harcamaları, 2017–17 yıllarında 2017-18 yıllarında yüzde 11.2 oranında artmıştır.

The Forum of International Respiratory Societies’ Environmental Committee tarafından hazırlanan ve Chest Tıp Dergisinde yayınlanan araştırmaya göre hava kirliliğinin beyin, akciğer, kalp, iç organlar, immun sistem ve üreme organları üzerinde geri dönülmez zararları olduğu; anomalili doğan çocuklar, düşük, demans, astım, lösemi, diyabet, zeka geriliği, lenf, akciğer ve cilt kanseri gibi daha sayısız hastalığı ciddi ölçüde artırdığı ve daha önce tanımlanmamış hastalıkları ürettiği tespit edildi.

Harvard Üniversitesi İklim, Sağlık ve Küresel Çevre Merkezi’nin araştırmalarına göre ise UV ışınları nedeniyle alerjiler, kalp ve deri hastalıkları, yeni doğan komplikasyonları ve nörolojik rahatsızlıkların arttığı tespit edildi.

50 yıldan fazladır yaban hayatını korumak ile ilgili çalışmalar yapan İngiltere’deki The Wildlife Trust kuruluşunun hazırladığı rapora göre doğanın yok olması ve pestisitlerin yoğun kullanımı nedeniyle 1970’den bu yana bütün böceklerin yarısının kaybedilmiş olabileceği tahmin ediliyor. Raporda, bilinen 1 milyon böcek türünün yüzde 40’ının neslinin tükenmekte olduğu, geçtiğimiz yüzyılda 23 arı ve yaban arısı türünün neslinin tükendiği, böcek ilacı başvuru sayısının son 25 yılda yaklaşık iki katına çıktığı ve insanlığın 17 katı büyüklüğünde olan böceklerin dengesinin bozulması nedeniyle hastalık taşıyan böceklerin arttığı belirtiliyor.

23 binden fazla bilim insanının parçası olduğu Dünya Bilim İnsanları İttifakı İklim Krizi ile ilgili bir bildiri yayınlayarak çağrıda bulundu ve 11.000 i aşkın üye imzacı oldu.

Orman ekosistemi ne yazık ki sadece ağaç dikmekle yaratılabilen bir şey değil. Amazon yağmur ormanları dünyanın kalbi. Yeryüzünün en büyük karbon yutağı, gezegenin kliması, dünyanın en büyük ilaç hammaddesi deposu, kendi yağmurunu yaratan ve bu yolla canlı çeşitliliğinin en fazla olduğu (360 milyar ağaç var, en az 16 bin tür var) yer. Ancak her yıl dakikada 2 futbol sahası hızıyla yok ediliyor. Orada 10 bin yıldır yaşayan ve acai bitkisi gibi insanlığa faydalı bir çok yüksek besin değerli bitkinin tarımını yapan yerliler yaşıyor. Yerliler bölgeye sömürgecilerin gelişiyle salgın hastalık ve kıyım yüzünden yüzde 90 oranında azaldıkları için bugün 80 bin kadar kalmışlar. Brezilyalı arazi sahipleri genelde sığır ve hayvancılık için monokültür üretim amacıyla ormanları kesiyor. Son 10 yılda yüzde 50’si yok edildi bu ormanların. Ancak Amazon yıkımının bunlardan da önemli sebebi Brezilya’daki arazi spekülasyonu. Zenginler paralı askerler ile yerlileri öldürtüp, araziyi yakıp satmaya çalışıyorlar. Bu yolla arsanın değeri 10 kat artıyor. Sağcı yönetimin başındaki Brezilya Devlet Başkanı Bonsonaro ise bu durumu yerlilere ait bir kültür meselesi olarak yorumluyor ve onların tarım yapmak için ormanları yaktığını ve bunun da halkın  ihtiyacı devam ettikçe durmayacağını iddia ediyor.

Peki tüm bu bulguların giderek bir çığlık halini alarak medyada yer bulabilmesi politikayı nasıl etkiliyor? Eylül 2019’da New York’taki son iklim zirvesinde neler yaşandı?

* Aralarında İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg’in de bulunduğu 15 çocuk beş ülke hakkında iklim değişikliğiyle mücadele konusunda yeterli adımları atmadıkları gerekçesiyle UNICEF’e şikayet etti. Uluslararası hukuk şirketi Hausfeld tarafından hazırlanan ve Earthjustice adlı yardım kuruluşu tarafından desteklenen dilekçede yaşları 8 ile 17 arasında değişen farklı milletlerden 15 çocuğun imzası bulunuyor. BM Çocuklara Yardım Fonu UNICEF’e iletilen şikayet dilekçesinde Türkiye’nin yanı sıra Fransa, Almanya, Brezilya ve Arjantin yer alıyor.

* Rusya Başbakanı Dimitri Medvedev ülkesinin 2015 Paris Anlaşması’nın kabulüne ilişkin hükümetin sunduğu önergeyi imzaladığını duyurdu. Ancak Medvedev Moskova’nın Nisan 2016’da imzaladığı anlaşmanın yasal bir sebepten dolayı onaylanmayacağını ancak var olan yasal ilkeler doğrultusunda anlaşmayı adapte edeceğini belirtti.

* Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, büyük uluslararası bağışçıların yağmur ormanlarının korunması için ek 500 milyon dolarlık bir yardımda bulunacağını belirtti

* Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani, iklim değişikliği ile mücadele kapsamında gelişmekte olan küçük ada devletleri ve az gelişmiş ülkelere 100 milyon dolarlık destek vereceğini açıkladı ve ülkesinde yapılacak 2022 FIFA Dünya Kupası’na işaretle “çevre dostu” bir şampiyona düzenleyeceklerini ifade etti.

* BM İklim Zirvesi’nde konuşan Almanya Başbakanı Angela Merkel ülkesinin iklim değişikliğiyle mücadele için ayırdığı harcama fonunu ikiye katlayacağını duyurdu. Almanya’nın iklim değişikliği konusunda hem uluslararası hem de ulusal düzeyde sorumluluk taşıdığını vurgulayan Merkel, uluslararası alanda 2014’e göre iklimin korunması için ayrılacak paranın 2 milyardan 4 milyar euroya yükselteceklerini, özellikle 1,5 milyar avroyu Yeşil İklim Fonu’na yatıracaklarını kaydetti.

* BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Afrika ve Asya’nın hızla büyüyen şehirlerinde devasa şehir ormanları kurulmasına yönelik planını zirvede açıkladı. Buna göre Hong Kong’un yüzölçümünün dört katı büyüklüğünde ormanlık alanın yaratılması planlanıyor. Bu alan yaklaşık yarım milyon hektarlık bir alana denk geliyor. FAO ayrıca iyi yönetilmesi halinde planın hava sıcaklığını %8 kadar düşürebileceğini ve hava kalitesinin arttırılması için öngörülen maliyetin yüzde 40 azaltılabileceğini kaydetti. Plana göre ilk etapta Afrika ve Asya’daki 30 ülkedeki 90 şehir yeşil alan oluşturulması için desteklenecek.

* Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro, katı bir karbon yanlısı politika uygulayan Avustralya Başbakanı Scott Morrison ve iklim değişikliğini inkar ederek Paris İklim Anlaşması’ndan çekilen ABD Başkanı Trump ise bu iklim zirvesine katılmadı.

Peki, bunlar yeterli mi? Geleceğimizin resminin ne kadarını yansıtıyor? Kimler sorumlu? Yok oluşu durdurmak için nasıl mücadeleler veriliyor? Bir sonraki yazıda…

***

***

Tüketmemeye cüret etmek

04 Aralık 2019
Fotoğraf: marksist.org

Şirketler bizi her seferinde daha fazlasını, daha yenisini istemeye ve ihtiyaç duymaya itiyor. Bunun sonucunda da ihtiyaç dışı tüketim sadece bugün zirve yapmış olmakla kalmıyor, normalleşiyor, kabul görüyor ve bizi hızla yok oluşa sürüklüyor.

Bianet/Havaya Bağlı Her Şey

Gezegen tüketim çılgınlığı içerisinde. Kaynaklar tükeniyor, iklim bozuluyor ve türlerin yokoluşu doludizgin devam ediyor. Yayınlanan yeni raporlar ve bilimi referans alarak harekete geçilmesini isteyen insanlar da seslerini yükseltmeye devam ediyor. Bu hafta Havaya Bağlı Her Şey’de bu uyarılardan ve çağrılardan oluşan bir seçki sunuyoruz.

Bilim çığlık atıyor

Geçtiğimiz hafta, artan karbon emisyonları ve küresel sıcaklıklar üzerindeki etkileri hakkında üç net rapor yayınlandı. Raporlar, iklim çöküşünün korkunç durumuna ve yeryüzü üzerindeki etkilerine ışık tutuyor. Öte yandan, Paris Anlaşması kapsamındaki hedeflere ulaşabilmek için çözümlerin mümkün olduğunun altını çiziyor.

26 Kasım’da yayımlanan Emisyon Açığı Raporu, iklim kriziyle mücadelede mevcut ülke vaatlerinin, bizi hedeflenen 1,5 °C’lik artışın çok üzerine, 3,2 °C’lik bir artışa götürdüğünü gösteriyor. G20 ülkelerinin krizi derinleştiren sera gazı emisyonlarındaki sorumluluğu ise yüzde 78’de.

25 Kasım’da yayımlanan Dünya Meteoroloji Raporu, Paris Anlaşması’nda verilen ülke taahhütlerine rağmen sera gazı emisyonları artışınının rekor seviyelere ulaştığını, emisyonlarda herhangi bir yavaşlama veya düşüş olmadığını gösteriyor.

20 Kasım’da yayımlanan Üretim Boşluğu Raporu ise, şayet gidişatı değiştirmezsek 2030’a geldiğimizde küresel ısınmayı 2°C’de tutmak için gerekli olandan %50; küresel ısınmayı 1,5°C’de tutmak için gerekli olandan %120 daha fazla fosil yakıt üretimi yapmış olacağımızı gösteriyor.

350.org’dan May Boeve konu hakkında şöyle diyor: Bu artık bir uyarı değil, şu anda iklim çöküşünü gündelik hayatımızda çok daha net görüyoruz. Kongo, Kaliforniya ve Avustralya’daki orman yangınlarından Avrupa’daki yıkıcı sellere, iklim krizinin etkilerini yaşıyoruz.

Üç rapor da ayrıntılı şekilde araştırılmış, bilimsel denetimden geçmiş. Bilim adeta çığlık atıyor. Dünya liderlerine sesleniyoruz: Fosil yakıt endüstrisinin genişlemesini durdurmanın zamanı. Tek bir maden dahi kazılmamalı, tek bir boru hattı dahi inşa edilmemeli, okyanusta tek bir petrol kuyusu dahi açılmamalı. Ve bir an önce sürdürülebilir yenilenebilir enerji kaynaklarına dayanan enerji sistemlerine geçiş için çalışmalara başlamalıyız.

Dünyanın dört bir yanında fosil yakıtlara karşı mücadele büyüyor, gençlerin başını çektiği iklim grevleri dünyaya harekete geçmeye hazır olduğumuzu gösteriyor. 2020 boyunca, etkinlikler, eylemler, protestolar, grevlerin sesi yükselmeye devam edecek.

Madrid’de COP 25 İklim Zirvesi’ne katılacak hükümetler bilmeliler ki tüm gelecek nesillerin gözleri üzerlerinde. Dünya iklim çöküşü gerçeğine uyandı. İklim krizine karşı harekete geçenlerin yoluna taş koyanlara “Bu ne cüret!” diyoruz.

(Çeviri: 350 Türkiye)

Gençler takasa çağırıyor

Durdurulamayan tüketim çılgınlığına karşı takas var olsun. Black Friday’e durdurulamayan tüketim çılgınlığına karşı Fridays For Future İstanbul ekibi takas şenliği yapıyor. Takas şenliğinde elbette birinci amacımız insanların bir arada takasla paylaşımcılığı aşılamak.

Tüketim çılgınlığında boğulmamak ve hem ekonomik hemde ekolojik açıdan çevreye zarar vermemek için insanları takas şenliğinde bir araya getiriyoruz.

Şu an etrafımızda çok fazla “Black Friday” indirimlerini görüyoruz her yerde karşımıza çıkıyor ama biz kendimizi bu israfa diretmiyoruz diretmediğimiz gibi kendimizi direkt içine atıyoruz. Hayır böyle olmayacak kendimizi durduracağız çünkü bir hevesle alıp kullanmadığımız eşyaları alıp bir köşeye atacaksak bence hiç gerek yok. Bir hevese kanmayım,bir indirime kanmayın. Tüketmeyelim kendimiz üretelim kendi eşyalarımızı kendi imkanlarımız doğrultusunda yapalım.

Kullan at yapacaksak neden alıyoruz? Burada hevesin kontrolü ve sabır çok önemli.Şöyle bir test yapalım kendinize bir şey alırken her zaman şunu sorun “ben bunu neden alacağım?” evet evet gerçekten sorun çok işe yarayacak.

Yaşayamadığımız bilmediğimiz yoksulluğu kendi kendimizde yaratmayalım.Bir şeyi anlamak için yaşamak gerekir ama bunu yaşarsak hem ekolojik hem ekonomik açıdan çok bozuluruz.

İşte bunlar için Fridays For Future İstanbul ekibi takas şenliği düzenledi. Takas bugün Kadıköy Tasarım Atölyesi (TAK) saat 17:00’da başlayacak. Takasla ve yeşille birleşmek isteyenler davetlisiniz. Görüşmek dileğiyle.

FFF İstanbul – Melisa Akkuş

Yokoluş İsyanı kreasyonu

Şirketler bizi her seferinde daha fazlasını, daha yenisini istemeye ve ihtiyaç duymaya itiyor. Bunun sonucunda da ihtiyaç dışı tüketim sadece bugün zirve yapmış olmakla kalmıyor, normalleşiyor, kabul görüyor ve bizi hızla yok oluşa sürüklüyor.

Cuma günü düzenleyeceğimiz defile, markaların moda başlığı altında insanları teşvik ettikleri hızlı tüketimin gerçek yüzünü göstermek amacını taşıyor.

İhtiyaç dışı tüketim nelere mal oluyor?

Aldığımız her ürünün faturası bizlerden önce içinde yaşadığımız dünyaya kesiliyor. Bir tişörtün üretimi için 2700 litre, bir çift ayakkabının üretimi için ise 16.600 litre su harcanıyor. Yani, aldığınız bir tişörtün üretimi 2,5 yılda, bir çift ayakkabının üretimi ise 15 yıldan uzun bir sürede içeceğimiz suya mal oluyor. Üstelik bu sadece su tüketimi üzerinden verdiğimiz basit bir örnek.

İhtiyaç dışı alınan her ürün iklim krizine yapılmış korkunç bir destek. Bu yüzden bu dünyada yaşayan herkesi, söz konusu tüketim olduğunda “İhtiyacım var mı?” diye düşünmeye ve bu sorunun cevabının ciddiyetini kavramaya davet ediyoruz. Ve herkesi Cuma günü Şişli Cevahir AVM önünde gerçekleştireceğimiz etkinliğe bekliyoruz.  Biz bir çift yeni ayakkabı değil, yaşanabilir bir dünya istiyoruz. Çünkü: “Ölü Bir Gezegende Moda da Olmayacak!” Etkinliğimizin detaylarına buradan ulaşabilirsiniz:

 https://www.facebook.com/events/576267333108339/

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Nereye Doğru: Cengiz Aktar’la Geleceğe Bakışlar

nereyedogru20191204

Nereye Doğru kayıt arşivi

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Açık Yeşil / Ümit Şahin ve Ömer Madra / Hayatın, politikanın ve sokağın çevre ekoloji gündemi

acikyesil20191204

Açık Yeşil kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Metropolitika / Aysim Türkmen, Korhan Gümüş ve ve Murat Güvenç / Kent ve kentlilik üzerine tartışmalar

metropolitika20191204

Metropolitika kayıt arşivi

12:00 – 12:55 Midday Blues / Gün ortasında müzik arası / Ahmet Uncu

Coğrafyalardan ve türlerden bağımsız “günortası müzikleri” programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Tuna’nın Beri Yanı / Muammer Ketencoğlu / Balkan ağırlıklı etnik müzik

bir-ulke-bir-sarkici-bolum84-_kayit-04-12-2019

muammerketencoglu.com/

tunaninberiyani.blogspot.com/

facebook.com/ketencoglumuammer

facebook.com/muammerketencoğlu

14:00 – 14:30 Türlerin Yaşam Hakkı / Işıl Karaelmas / Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey

turlerinyasamhakki04.12.2019rec03.12.2019

zz4

“Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey” şiarıyla yola çıkan program; Türkiye ve dünyadaki hayvan hakları gündeminden, etik veganlık anlayışına; hayvansal ürünleri tüketmeyi bırakmaktan, sokak hayvanlarına yardım etmeye kadar faydalı insan yaklaşımları ve pratikleri üzerine.

twitter.com.türlerin.yaşam.hakkı 

pictosee.com/turlerinyasamhakki/

***

zz7

Türlerin Yaşam Hakkı programının tüm geçmiş podcast kayıtlarına artık Spotify’dan ulaşabilirsiniz! 🎉🐾🌱 . Bu olanağı sağlayan @ufuktanisan ve @acikradyo ekibine çok teşekkürler 🙏🏼☺️👏🏼 . #hayvanhakları #animalrights #vegan #veganizm #veganism #radioshow #animalrightsradioshow #veganradioshow #acikradyo #açıkradyo #podcast #veganpodcast #animalrightspodcast

***

zz8

Bugün (4 Aralık Çrş) Türlerin Yaşam Hakkı’nda konuğum feminizm, LGBTİ+ aktivizmi ve vegan aktivizm kesişiminde içerik üreten aktivist Umut Erdem. . 📍LGBTİ+ mücadelesi ile hayvan hakları mücadelesi hangi noktalarda kesişiyor veya ayrılıyor? 📍Veganlığın feminizme yönelik eleştirisi 📍Türcülüğün farklı biçimleri . Bugün (4 Aralık Çarşamba) saat 14.00’te 94.9 @acikradyo da. #hayvanhakları #lgbti #queer #animalrights #veganqueer #vegan #veganfeminist #veganfeminism

14:30 – 15:30 Alla Turca / Ali Pınar ve Ersin Antep / Türkiye’den klâsik müzik yorumcuları ve bestakârları

www.facebook.com/alla.turca.5

instagram.com/allaturca2001/

***

zz9

ALLA TURCA’NIN KONUĞU; GİTARİST VE LAVTA SANATÇISI HANDE CANGÖKÇE

94.9 Açık Radyo’da her Çarşamba günü saat 14.30’dan itibaren yayınlanan ve Ali Pınar ile Ersin Antep’in hazırlayıp sunduğu Alla Turca programına bu hafta; Gitarist, Lavta Sanatçısı ve Akademisyen Hande Cangökçe konuk oluyor.
Nişantaşı Üniversitesi’nde müzik öğretim üyesi olarak akademik yaşamını da sürdüren, son yıllarda gitaristliğin yanında, Kontrtenor Kaan Buldular ile birlikte gerçekleştirdikleri Barok müzik çalışmaları ile tanınan Hande Cangökçe ile çalışmaları hakkında sohbet edecek, gitar konçertosu ve lavta seslendirisi gibi müzik örneklerinden dinleyeceğiz.
94.9 Açık Radyo’yu internet üzerinden online olarak dinlemek için http://acikradyo.com.tr/stream/index.html

allaturca@acikradyo.com.tr

@handecangokce @acikradyo @muzikbilim @alipinarofficial @kaanbuldular #94.9AçıkRadyo #acikradyo #ersinantep #alipınar #radyo #klasikmüzik #classicalmusic #radio #gitar #lavta #barok

15:30 – 16:30 Altın Saatler / Nuray Aydınoğlu, Elvan Cantekin, Argun Yum ve Gürhan Ertür / 17 Ağustos’u unutma

altinsaatler20191204

Altın Saatler kayıt arşivi

16:30 – 17:00 15 günde bir Çarşamba 16:30 – Çetin Ceviz / Otizme Yönelik Toplumsal Savunma / Deniz Yazgan

cetinceviz20191204

Otizm ve otizmlinin hayat rutinini, otizmin küresel, bölgesel ve yerel anlamlarını, otizmin hayata dokunuşlarıyla tartıştığımız bir program. Hepsi birbirinden farklı kıvrımlara, hacme ve şekle sahip olan cevizleri inceler gibi, farklılıkları farklılığı bilenlerle kurcalıyor, içinden ne çıkacağını merakla birlikte keşfediyoruz.

***

Otizme ve otizmliye yönelik ayrımcılık ve kötü muamele: Apartmanda otizm ve spektrumdaki davranış örüntüleri

05 Aralık 2019

Bu hafta ben, yarı alaylı yarı okullu bir otizm meraklısı olarak; son günlerde dikkatleri çeken otizme ve otizmliye yönelik ayrımcılık ve kötü muamelenin bir başka örneğini gündeme getirerek spektrumdaki davranış örüntülerden söz edeceğim, ve aklımda dürüp büktüğüm karmaşaları anlamlı sorulara çevireceğim

Geçtiğimiz günlerde; otizmli bir birey ve ailesinin evlerinden tahliye edilmeleri istemi ile komşularınca dava edildiğini, sosyal medya aracılığı ile öğrenmiş olduk. Şikayetçi kişinin, “Ben otizm motizm anlamam, ne yapıp edin, çocuğu susturun; çocuğunuz ağlamıyor, uluyor” ifadeleri ile aile ile yüzleştiği ve dava dilekçesinde de bu nitelikte benzetmelerin yapıldığı ortaya çıktı. Hal böyleyken, kâinatın otizme ve toplumsal savunmaya dair tüm seslerine Çetin Ceviz olarak; kişilerin anlamamakta ısrar ettiği, otizm spektrum bozukluğundaki davranış örüntülerini merak etmek ve anlamak isteyen siz değerli dinleyicilerimiz ile tartışalım dedik.

Bu tartışmaya başlamadan önce, hak temelli ve taviz vermez duruşumuzu da ortaya koyalım. “Yerleşme özgürlüğünden başlamak üzere konut hakkıyla birlikte barınma ve ikamet yeri seçimi de Anayasanın 57. Maddesi ile özel olarak anayasal güvence altına alınmıştır. Konut hakkı güvenceye alınmadan, konut dokunulmazlığından, dengeli ve planlı bir kentleşmeden bahsedilemez. Her insanın konut ve çevresiyle, bir bütün olarak korunmakta olan bir kentte yaşama hakkı vardır. Konut hakkı, insan haklarının en düşük eşiği olarak nitelendirilebilir.[1]

İnsana atfedilmiş haklardan en düşüğü olarak tanımlanan konut hakkından, otizmliyi ve otizmli bireylerin ailesini yoksun bırakmak veya buna teşebbüs etmek; ilk defa gördüğümüz bir insanlık ayıbı değil. Bu noktada, sayın hocam Ulaş Karan’ın dolayısıyla ayrımcılık olarak tanımladığı başka ayıplar silsilesi ile de karşılaştık. Dolayısıyla ayrımcılık: Bir kişinin, kendisiyle bağlantılı bir başka kişinin nitelikleri nedeniyle ayrımcılığa uğraması halidir.[2] Roman bir birey olan ve otizmli çocuğu olan bir annenin; yaşadığı şehirde ev bulamaması çok yakın zamanlarda karşılaştığımız bir örnek. “Sen de insansın biliyorum ama, senin çocuk çok ses yapıyor, diğer kiracılar rahatsız olur senden, sen hiç oturma bizim evde” söylemi bunlardan en hafifi…

Yaşadığı apartmandan tahliye edilmek istenen otizmli birey ve ailesinin durumu için bir dolayısıyla ayrımcılık değil, doğrudan ayrımcılık söz konusu. Dosdoğru bir ayrımcılık; “Otizm motizm anlamam; git” ayrımcılığı…

Sosyal bir gerçekliği reddetme ve etkileşime girmekten kaçınma… Bunlar yabancısı olduğumuz var olma halleri değil. İlk iki programımızda, keskin virajlardan doğru olarak; kimi zaman da “politik olarak doğru” olarak geçmeye, yol kat etmeye çalıştık. Bunun en önemli sebeplerinden biri, otizmin çok geniş bir yelpazede; terim adı ile spektrumda hayata yansımasıydı. Geniş zamanla kuracağımız bir cümle, spektrumda bulunan bir kısım için doğru olmayabilirdi. O nedenle, otizme yönelik tek temsil, ya da tek örnek üzerinden gitmenin çoğu zaman doğru olmadığı artık hepimiz için açık. Ancak, bilim sınıflandırmalar üzerine işler. Otizm spektrum bozukluğuna yönelik araştırmalara da, bu sınıflandırmalar ile başlanmış. Spektrumda bulunan kişiler gözlemlendikçe, spektruma yönelik anlayış genişlemiş, farklı anlamlar kazanmış. İlk programımızda yaptığımız tanıma geri dönelim.

“Doğuştan veya yaşamın ilk senelerinde ortaya çıkan karmaşık bir nöro-gelişimsel bozukluk.”

Kafamdaki karmaşaya yenik düşmeden; hemen bu tanım üzerinden devam edelim. Yaşamın ilk yıllarında ortaya çıktığında, neye benzer otizm? Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün “Otizmin Farkındayız, Çözümde Bir Aradayız” isimli ‘Otizm e-bülteni’nde;

Bebek;

• 1-2 aylıkken göz kontağı kurmuyorsa,

• Annenin güldürmesine tepki vermiyorsa,

• Altı aylıkken annesinin gösterdiğine bakmıyorsa,

• Ce-e oyununa tepkisi yoksa ve çevresindeki insanlara ilgi göstermiyorsa; bebeğin spektrumda olabileceği belirtilmiştir.

Bebek 12-24 aylıkken;

• 12 aylık olmasına rağmen “bay bay” yapmıyorsa

• 12 aylık olmasına rağmen tek kelimeden oluşan anlamlı ifadeler kullanamıyorsa

• 24 aylıkken 2 kelimelik cümleler kuramıyorsa

• Adı söylendiğinde tepki vermiyorsa

• Göz kontağı kurmakta güçlük çekiyorsa

• Donuk bir yüz ifadesi varsa

• Kucaklanmaya ve dokunulmaya karşı isteksizse; bebeğin spektrumda olabileceği belirtilmiştir.

Yalnızca kısa bir dönemi açıklamayan, bebeğin geniş zamanlı davranışını anlatan hallerdir bunlar. Yani, kabız olan bebeğin rahatsızlığı nedeniyle huysuzlaşması, diş çıkaran ve ateşi yükselen bebeğin halsizliği bu geniş zamana dahil değildir. dış etkenlerin veya gelişimde beklenen dönemlerin sonucu olarak değil, tüm nedenselleştirmelerden yalın vaziyette göz kontağı kurmayan, tipik gelişim gösteren bebeklerin davranışlarını göstermeyen, dış dünyaya duyduğu ilgi genel olarak düşük olan bebekler için belirlenmiş bir kıstaslar bütünüdür bunlar.

Ve belirtildiği gibi; bu davranış örüntüsünde bulunan bebeklerde otizm görülme oranının yüksek olduğuna yönelik bir çıkarım söz konusudur. Bu davranışlarda bulunan her çocuk yüzde yüz otizmlidir diye bir korku senaryosu bu sınıflandırmalarda mevcut değil. Bu kapsamda, Sayın İbrahim Diken’in de belirttiği gibi; her sıradışı, farklı veya tuhafın otizmli olduğu söylenemez. Kimi insanlar gerçekten otizm dışı sıradışı, otizm dışı farklı ve otizm dışı tuhaftır. Bu özellikle ben ve ailem gibi hayatın bir kısmına otizm merceğinden bakan kişilere hatırlatılması gereken bir durumdur. Evet, 58 doğumda bir otizm görülür, ama geri kalan 57 kişinin de nevi şahsına münhasır olmaya hakları vardır.

Bu küçük özeleştiri arasından sonra, geri dönelim anlaşılması zor bir kavram tamlamasına daha. Spektrumda görülen davranış örüntüleri. Spektrum, davranış, örüntü. İlk iki programda bırkalayadurduğum spektrumun otizmi ifade ettiğini düşünürsek, davranış örüntüsü kavramına yönelik derinlemesine bir muayene bizi bekler sanırım.

Kişilerin benzer durumlara verdiği genel ve benzer tepkiler, kişinin olayları algılayış sürecinde kullandığı bir süzgeç olarak düşünebiliriz davranış örüntüleridir aslında. Otizmde bulunan ve artık iyicene pedagojikleştirilmiş, berraklaştırılmış davranış örüntüleri anlatımı; otizmi ilk kez 76 yıl önce telaffuz eden Leo Kanner’den bu yana hiç değişmemiştir aslında: sosyal etkileşimde görülen bozulmalar.

Yunanca “autos” kelimesinden türeyen ve kendi iç haline yönelmiş anlamına gelen otizm kelimesi de bu durumu açıklar niteliktedir. O zaman tekrar bakalım apartmanda otizmi yaşamayı asla mümkün kılmayan şu davranış örüntülerine. Apartmanda otizmli bir birey yetiştiriyorsanız ve komşu;

• Komşuluğunuz 1-2 aylıkken göz kontağı kurmuyorsa,

• Çocuğunuzun mutluluğuna ve sağlıklı bir çevrede gelişimine yönelik olumlu tepki vermiyorsa,

• Ailenin çocuğunun sosyal yaşama uyum sağlaması için ne kadar çaba gösterdiğine bakmıyorsa,

• Ve bu çabaya ilgi göstermiyorsa;

Sosyal bir gerçekliği reddetme ve etkileşime girmekten kaçınmanın otizme özgü olmadığı bir komşu ile karşı karşıya olabilirsiniz.

Başka okulda oku, başka evde yaşa. Git, ötede var ol. Peki neresi bu ötesi? Otizmli bireylerin ailelerinin müstakil evlerde yaşaması, bu evi döndürecek sermayeye sahip olması; özel okullarda özel ücretlerle okuması; bu ailelerin pek zengin olması mı beklenmelidir?

Otizm-motizm anlamama diretmesi, nasıl bir sosyal var oluşun nedeni ve sonucudur? Toplumsal savunmanın hukuksal kurumlarından biri olan toplum yaşamına karşıtlıktan bahsetmek gerekir bu noktada. Filippo Gramatica, uygulama açısından toplum düzenine karşıt davranışta bulunan ya da daha yalın olarak bir hukuk kuralını çiğneyen bireylerin yalnızca yasal olarak nitelendirilmesi[3] olarak tanımlar toplum yaşamına karşıtlığı. Toplumsal savunma önlemlerinin uygulanması için “toplum yaşamına karşıtlığın” değerlendirilmesi, salt eylemin değil, failin kişiliğinin incelenmesi yoluyla yapılmak gerektiği ise, bu açıklamaların hemen ardından gelir. Tabii, burada “failin” kim olduğunu da doğru belirtmekte fayda var. Otizmli olmak; spektruma özgü davranışlarda bulunmak, komşuluk hukukunun ihlali olarak yorumlanamaz.

Otizmli bireyi tanımayan kişi için anlamsız olarak nitelendirilen sesler, çevresindeki uyaranlardan dolayı dairenin holünde koşuşturmak, kriz anlarında uzun süreli ağlayışlar; insan olmanın bir halini yansıtmaz mı? Sosyal yaşama uyum sağlamaları amacıyla özel eğitim ve doktorun önerisi dahilindeyse ilaç kullanımı ile “sönümlemeye” alışageldiğimiz spektrumdaki davranış örüntülerini; spektrumda bulunmayan kişilerde bulduğumuzda, fail sizce kimdir?

Anlamayı reddetme halini manevi tazminat davalarına konu etmeyi, ‘naming and shaming’ metodu ile ifşa ederek utandırmayı da tercih etmek mümkün. Ama öfkemize yenik düşmenin; tarihin tekerrürü olduğu bilinci ile, kimi zaman otizmli bireyin selameti için; ama çoğu zaman da toplumsal baskı nedeniyle sönümlemeye ve yok etmeye çalıştığımız bu davranışların; yaşamın içinden geldiğini; doğada bulunan sesler ve davranışlar olduğunu kabul etmek; kaynaklarının hızla tükendiği dünyanın gerçeklerini reddedici insanın gerçeklerle yüzleşmesini sağlamak; insanın kendisiyle tanışmasındaki ilk adım olabilir belki.

3 Aralık Dünya Engelli İnsan Hakları Günü, 2019 için de artık dün oldu. Beraber var olabilme düşümüzün özgü günlere; toplumun üstüne düşünmesi, alternatif yaratması gereken kişilerin yalnızlıklarına; ötelere ve bilinmezliklere hapsedilmediği; farklının farklıdan, insanın insandan ve benin benden koparılmadığı güzel günlere umut ile…

Bir sonraki programımızda ise, uzman gelişim psikoloğu, ABA ve Floortime Terapisti Birce Yavuz’un Koltukçular Çıkmazı’nı ziyareti ile bu sorulara birlikte yanıtlar arayacağız.


[1] Balkır, Z. Gönül; Konut Hakkı ve İhlalleri: Kentli Haklarının Doğuşu, Ulusal Sosyal Haklar Sempozyumu, 2010. http://www.sosyalhaklar.net/2010/bildiri/balkir.pdf sayfasından erişilmiştir. Erişim: [02.12.2019]

[2] Gül; İdil Işıl  § Karan; Ulaş, AYRIMCILIK YASAĞI Kavram, Hukuk, İzleme ve Belgeleme, Istanbul Bilgi Üniversitesi Yay›nlar› 351 İnsan Hakları Hukuku Çalışmaları 13 ISBN 978-605-399-206-6 Kapak Kadir Abbas 1. Baskı Istanbul, Şubat 2011, ss. 16 – 17.

[3] Grammatica, Filipo; Toplumsal Savunma İlkeleri, İmge Kitabevi, 2. Baskı, Istanbul, s. 114.

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı // Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20191204

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 4 Aralık 2019

04 Aralık 2019
Fotoğraf: TRT Haber

Her yıl yaz mevsiminde Karadeniz’in özellikle de Artvin Şavşat ormanlarına daha iyi beslenmek ve kış uykusu öncesinde enerji depolamak için giden boz ayıların, yuvaları Sarıkamış ormanlarına döndüğü tespit edildi.

Her yıl yaz mevsiminde Karadeniz’in özellikle de Artvin Şavşat ormanlarına daha iyi beslenmek ve kış uykusu öncesinde enerji depolamak için giden boz ayıların, yuvaları Sarıkamış ormanlarına döndüğü tespit edildi. Göç yolunda gidiş ve dönüş olmak üzere yaklaşık 250 kilometrelik zorlu yolu kateden boz ayılar, Sarıkamış ormanlarındaki yuvalarında uyumak için kışı bekleyecek. KuzeyDoğa Derneği Başkanı Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dünyanın tek göç eden boz ayılarının Sarıkamış’ta bulunduğunu söyledi.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun birinci, Türkiye’nin 13’üncü Ramsar alanı olan ve bir süre önce kuruyan Kuyucuk Gölü, Kars Valiliği’nin öncülüğünde yürütülen projeyle yeniden suyla buluşacak. Afrika-Avrasya göç yolunda bulunması dolayısıyla birçok kuş türüne ev sahipliği yaparken çevresel etkenler nedeniyle kuruyan Kuyucuk Gölü’nün yeniden “Kuş Cenneti” olması için sondaj çalışması yapıldı. Kars Valiliği öncülüğünde yürütülen proje kapsamında, ilk etapta göle, bin 100 metre uzaklıktaki, Ramsar alanı dışında kalan bölgeden sondajla çıkarılan su getirilecek. Projenin ikinci kısmında ise ana su kaynaklarının göl aynasına ulaşması sağlanacak. Vali Türker Öksüz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kuyucuk’un eski haline kavuşması için kurumların desteğiyle proje hazırlandığını söyledi. KuzeyDoğa Derneği yıllardır Kuyucuk gölünün korunması için mücadele ediyor.

BM İklim Değişikliği Konferansı – COP 25’te Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) çok önemli bir duyuru yaptı. Dünya Meteoroloji Örgütü her yıl düzenli olarak yayımladığı State of The Climate – İklim Durumu 2019 raporunu kamuoyu ile paylaştı. Rapora göre 2019 yılı, tarihteki en sıcak ikinci yada üçüncü yıl olarak kayda geçecek. Atmosferik karbondioksit konsantrasyonları 2018’de 407,8 ppm’e çıkarak rekor kırdı ve 2019 yılında da artmaya devam etti. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, COP25 açılışında yaptığı konuşmada “Gerçekten kafasını kuma gömen, gezegen yanarken vızıldayan bir nesil olarak mı hatırlanmak istiyoruz?” ifadelerini kullandı. “Kararlılık ve kalıcı çözümler” yoluna girmesi gerektiğini vurgulayan Guterres, bunun için de “fosil enerjilerin en düşük seviyede kalması ve 2050 yılına kadar sıfır karbon emisyonuna ulaşılması” gereğine işaret etti. Guterres konuşmasında özellikle kömür vurgusu yaptı, ve kömüre bağımlılığın en kısa sürede sona ermesi gerektiğini ifade etti. Gençlerin, şehirlerin, iş dünyasının dönüşüme başladığını ve 1,5 derece hedefi için önemli çabalar gösterdiğini ifade eden Guterres eksik olanın siyasi irade olduğunu söyledi.  Zirve’de konuşma yapan Nancy Pelosi, Amerikan Kongresi’nin, Trump’ın Paris Anlaşması’na karşı tavrına rağmen, anlaşmanın hedeflerine bağlı olduğunu ve kongre olarak küresel ısınmayı durdurmak için harekete geçeceklerini ifade etti. Pelosi “Biz Hala Buradayız, Biz Birleşik Devletler olarak hala buradayız” dedi.

Hatay’ın Burnaz Sahiline yapılması planlanan termik santrale karşı açılan davada Hatay 1. İdare Mahkemesi iptal kararı verdi. Erzin Çevre ve Tarihi Varlıkları Koruma Derneği Avukatı Ümit Arif Özsoy, Burnaz Mevki’ne yapılması planlanan termik santrali de içeren Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın imar planı değişikliklerini hukuka aykırı olduğunu belirterek iptali için dava açtı. Artı Gerçek’ten Rıfat Doğan’ın haberine göre, Hatay 1. İdare Mahkemesi, yapılması planlanan termik santrale ilişkin önemli tespit ve uyarılara yer verdi: Bu uyarılar : ‘’Dava konusu proje için hazırlanan dava konusu planlamanın hazırlanma sürecinin usulüne uygun gerçekleştirilmediği, alanda büyük bir sulak alan mevcut olduğu halde planlama yapılırken dikkate alınmadığı, planlamanın yapılacağı alanda Burnaz Kumulları’nın bulunduğu, bu kumulların ülkemize özgü endemik 6 bitki türüne ev sahipliği yaptığı, bu bitki türlerinin de türleri tehlike sınıfları içinde yer alan bitki türlerinden oluştuğu, alanda yapılan bilimsel çalışmalar ile varlığı tespit edilen ve nesli tehlike alında bulunan İskenderun Kertenkelesi’nin yaşadığı, türün Anadolu coğrafyasında yaşam alanın Burnaz Sahili ile sınırlı olduğunun belirlendiği, planlama ile alan uygulanacak proje ile zaten yaşam alanı kıstılı olan anılan türün tamamen yok olmasına neden olabileceği’’ belirtildi. Ayrıca: ‘’Planlamanın yapıldığı alan ile projeden etkilenecek alanın büyük kısmının mutlak korunması gereken tarım arazisi niteliğinde olduğu, ruhsat sahasına 3 km mesafe içerisinde zeytinlik alanların bulunduğu ve işletilmesi planlanan dava konusu planlama ile kurulacak kömür santralinin zeytinliklere zarar vermeden, toz ve duman çıkarmayacak şekilde faaliyette bulunmanın hayatın olağan akışına aykırı olduğu, planlama ile yapılması planlanan projenin yukarıda anılan 3573 sayılı kanun uyarınca zeytinlik sahalarına 3 km’den daha kısa mesafede kurulması mümkün olmayan tesislerden biri olduğu görüldüğü” belirtildi. Hatay 1. İdare Mahkemesi açıkladığı gerekçelerle yapılması planlanan termik santrale ilişkin onaylanan imar planlarının iptaline karar verdi.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

***

***

Izel RozentalAykut Köksal ile birlikte.

Bugün saat 18.30’da Açık Radyo’da Aykut Köksal ve Ersu Pekin ile birlikte “Gezginin Gözü Gezginin Defteri” sergisini konuşacağız.

Görüntünün olası içeriği: 6 kişi, Izel Rozental dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar, sakal, takım elbise ve iç mekan

Açık Dergi Çarşamba Oyun Arası / Emre Gümüşer

Muhtelif tiyatro müziği örneklerine kulak atıp, oyunlar arası bir yolculuğa çıkıyoruz.

Açık Dergi Çarşamba Her ayın son Çarşamba akşamı 18:30 – Fasikül / Aylık Özgür Sinema Gündemi / Ekrem Buğra Büte

Sinemada ifade özgürlüğünün önündeki engeller ve bunlara karşı geliştirilen yaratıcı çözümler Fasikül’de raporlanıyor ve muhtelif aktörlerle değerlendiriliyor.

Açık Dergi Çarşamba 15 günde bir Çarşamba 19.00 – Küçük Düşünürler Topluluğu / Özge Özdemir

Küçük Düşünürler Topluluğu programı, felsefeci ve eğitmen Dr. Özge Özdemir’in kolaylaştırıcılığında çocukların bir soru ya da kavram üzerine felsefi tartışma yürüttükleri bir tartışma programı. İki haftada bir biraraya gelen 12 yaşındaki felsefeciler nitelikli düşünme ve yargıda bulunma becerisinin nasıl geliştiğini hep birlikte işliyor.

Açık Dergi Çarşamba 18:50 Tasarım Sözlüğü (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Muğlak Standartlar Enstitüsü

Muğlak Standartlar Enstitüsü’nün uzun süredir üstünde çalıştığı ve memlekete özgü tasarımsal terim ve icatların derlendiği müstesna Tasarım Sözlüğü’nün maddeleri Enstitü üyelerince her Çarşamba akşamı birer maddeyle radyoda seslendirilmeye başlıyor.

Açık Dergi 19:30 Çıplak Ayakla Dans (Açık Dergi’de yeniden köşe, 15 günde 1) / Hazırlayanlar: Duygu Güngör ve Mihran Tomasyan

Çıplak Ayaklar Kumpanyası bu yayın döneminde yeni konu ve konuklarıyla aramıza dönüyor. Tezahür programıyla dönüşümlü olarak.

Çıplak Ayakla Dans kayıt arşivi

Açık Dergi 19:30 Tezahür (15 Günde 1) / Hazırlayan: Gülin Dede Tekin / İstanbul tiyatro hayatı üzerine gündelik konuşmalar

tezahur20191204

Tiyatro dünyasından haberler, röportajlar, yeni oyunlar, güncel meseleler. Artık Salı değil Çarşamba akşamları. Çıplak Ayaklarla Dans’la dönüşümlü.

Tezahür kayıt arşivi

Açık Dergi 19:30 Yerden Yüksek / Çocukların Mekân Algısı ve Mekânsal Hakları / Gizem Kıygı

Değişen kentsel ve kırsal mekânlarda çocuıkların mekânlarda nasıl varoldukları ve mekânı nasıl algıladıklarını ve bu konuda yapılan çalışmaları konuşuyoruz. Her bölümde bir araştırmacı-uzman konuk yayına eşlik ediyor.

instagram.com/yerden.yuksek94.9/?hl=tr

medium.com/yerdenyüksek

Açık Dergi Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı / Yıldırım Arıcı Anısına / Eser: Bilge Karasu / Okuyan: Eraslan Sağlam

metis izniyle. açık radyo prodüksiyon. / okuyan eraslan sağlam / müzik scaramouch

20:00 – 21:00 Ay’da Caz (Yeni program) / Caz tarihinde bu ay / Hazırlayanlar: Nazlı Toprak ve Leyla Diana Gücük

Caz tarihinde o ay doğan-ölen müzisyenler, çıkan albümler, önemli olayların işlendiği bir caz programı

21:00 – 22:00 Akdeniz Güneşi / Müzikli Akdeniz Turu / Tolga Esmer

Akdeniz’in cazla buluştuğu radyo programı. Tabii Akdeniz kültürünün katı sınırlardan hoşlanmadığı düşünüldüğünde caz dışındaki müzik türlerine ve Akdeniz dışından, yüreği Akdeniz güneşiyle ısınmış müzisyenlere de yer veriyor. Bu yayın döneminde çarşamba akşamları saat 21.00’de.

22:00 – 23:00 Ayın Karanlık Yüzü / Yosi Falay / Bir albüm

23:00 – 24:00 Caz Portreleri / Mustafa Aykın / Ayrıntılı caz tiplemeleri

24:00 – 01:00 Beton Orman / Da-Frogg Eyez /  Reggae, Dub ve alt türleri

8 yıl aradan sonra Beton Orman, Reggae, Dub ve alt türlerinin pozitif titreşimlerini yaymak için döndü.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/12/2

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Yeni Ufuklar (Yeniden program) / UNDP Türkiye

Her kış dönemi olduğu gibi BM UNDP Türkiye ofisinin hazırladığı Yeni Ufuklar bu  yayın döneminde geri dönüyor.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_03-12-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Salı Ahmet İnsel’le Ufuk Turu

ufukturu20191203

Ufuk Turu kayıt arşivi

09:30 – 09:50 Açık Bilinç /  Güven Güzeldere ile Bilim ve Felsefe Sohbetleri

acikbilinc03122019rec.02122019

Açık Bilinç kayıt arşivi

Açık Bilinç program metinleri

https://twitter.com/acikbilinc

***

Siyanürlü altın arama projeleri ile direnişler, “Mülksüzleştirme Ağları” ve kamusal veriye ulaşım yolları: Gazeteci Elif İnce’yle söyleşi

03 Aralık 2019

Açık Bilinç’te gazeteci Elif İnce’yle kâr amacıyla doğa katliamı yapan büyük şirketli projelere karşı, yurttaş hak ve sorumluluklarını konuştuk.

Bu hafta konumuz, sermaye-iktidar ilişkileriyle organize olan ve kar amacıyla doğa katliamı yapan büyük şirketli projelere karşı, yurttaş hak ve sorumluluklarını, ve bu konularda nasıl bilgi sahibi olabileceğimiz.

Programın akışında üç bölüm olacak:

1. Bergama ve Kazdağları’ndaki siyanürlü altın arama projeleri ve direnişler.

2. Sermaye gruplarının birbirleriyle ve siyasi iktidarla olan ilişkilerini haritalayan “Mülksüzleştirme Ağları” çalışması.

3. Elif İnce’nin bu yıl mayıs ayında yayımlanan kitabı “Kent Ve Ekoloji Araştırmaları İçin İnternetten Kamusal Veriye Ulaşma Rehberi”.

— / —

Elif İnce, 1990-2000’li yıllarda gündemde olan Bergama maden arama projesi ve doğal alanlarının mahvedilmesine karşı çıkan Ovacık köylüleriyle ilgili pek çok haber yapmıştı.

İki örnek:

Toprağın Bekçileri: http://bianet.org/bianet/siyaset/160766-bergama-altin-madeni-direnisi-topragin-bekcileri

Hukuk Dinlemeyen Maden: http://bianet.org/bianet/siyaset/160771-bergama-hukuk-dinlemeyen-maden

— / —

Türkiye, Bergama davasında AİHM’nin 2004 kararıyla, 1 milyon Euro’ya yakın tazminat ödemek zorunda kaldı. Fakat talan sona ermedi.

Bugünlerde, Kazdağları – Kirazlı yöresindeki doğa katliamına karşı süren direniş, Bergama dönemiyle yapısal benzerlikler gösteriyor.

“AİHM’in 2004 yılında verdiği, Bergama’nın Ovacık köyünde Eurogold Madencilik şirketine verilen altın madeni işletilmesi ruhsatına ilişkin karar Kirazlı bakımından da önemli ilkeleri içeriyor.”

Rıza Türmen”in hukuki değerlendirmesi: Kirazlı Altın Madeni ve AİHM.

— / —

Bu tür projeler incelendiğinde, ortaya hep aynı şirketlerin iktidarla ilişkileri çerçevesinde belirlenen bir menfaat ağı çıkıyor.

Bu çıkar ilişkilerinin ortaya serilmesi için çalışan Mülksüzleştirme Ağları, kolektif görsel veri haritaları hazırlıyor: http://mulksuzlestirme.org

— / —

Mali kazanç uğruna doğayı acımasızca talan eden projeler hakkında bilgi edinmek için bir başka faydalı kaynak, Ekoloji Kolektifi’nin yayınları.

“Kent Ve Ekoloji Araştırmaları İçin İnternetten Kamusal Veriye Ulaşma Rehberi” (2019) bu seri içinde yer alıyor ve  sorumluluk bilincine sahip her yurttaşın internet üzerinden bilgiye nasıl ulaşabileceğini, kolayca anlaşılır bir şekilde aktarıyor.

Bergama’dan Kazdağları’na, Hasankeyf’e uzanan, siyasi ve mali çıkarlar uğruna yapılan doğa ve kültür tahribine hakkıyla karşı çıkmak için, önce bu projelerin altında yatan menfaat ağları hakkında bilgi sahibi olmak çok önemli.

Kitabı, ücretsiz olarak indirmek mümkün: http://ekolojikolektifi.org/portfolio/1867/

— / —

Haftaya, temel bilimlere geri döneceğiz.

Prof. Erkcan Özcan, Kuantum Fiziği’nin temellerini anlatacak.

Bir sonraki hafta da, Prof. Cem Say’dan, teknolojinin en uç noktasındaki Kuantum Bilgisayarları’nı dinleyeceğiz.

— / —

Açık Bilinç’i salı sabahları 09.30’da dinleyebilir, podcast arşivine buradan ulaşabilirsiniz.

10:00 – 10:30 İklim İçin / Yücel Sönmez, Ömer Madra ve Murat Can Tonbil

iklimicin20191203

İklim İçin kayıt arşivi

10:30 – 11:00 Ahşaptan Betona, Mecidiyeden Jetona / Pınar Erkan / Alameti kerametinden menkul kent hikayeleri

ahsaptanbetonamecidiyedenjetona20191203

“Alameti kerametinden menkul kent hikâyeleri” şiarıyla yola çıkan programda tarihten günümüze tarihsel katmanlar da deşilerek Bizans köşklerinden, sarayların altyapısının nasıl oluşturulduğuna, konutlardan ofislere, kaldırımlardan sokaklara, dehlizlerden şarap üretilen üzüm bağlarına kadar şehrin farklı unsurlarına dair az ya da çok bilinen detaylar konuşuluyor.

Ahşaptan betona Mecidiyeden jetona kayıt arşivi

***

Saraya damat olmak: “Sultana babası tarafından verilen sarayda yaşayacak, damat bey de buraya iç güveysi gelecek”

04 Aralık 2019

Ahşaptan Betona Mecidiyeden Jetona’da bu hafta Pınar Erkan, Osmanlı İmparatorluğu’nda ‘saraya damat olmayı’ işledi.

Osmanlı döneminde padişah kızlarının evlendirilmesini, kimlerle neden evlendirildiklerini konu alan programdan kısa bir kesit:

“Hanım sultan ve sultanların çocukları, annelerinin sarayında yaşar ve büyürlerdi. Kız çocukları evlenirken kendilerine saraydan, babalarının hesabından (hazine-i hassa) yüklü bir maaş bağlanır ve çok sayıda hizmetkarı bulunan bir saray verilirdi. Sultanlar için evlenmek de bir iş. 19. yüzyıl Tanzimat Dönemi, çok hareketli bir yüzyıl, büyük değişiklikler oluyor. Osmanlı yaşam biçimi ve geleneklerinin büsbütün dönüştüğü bir dönem.

Üstelik Topkapı Sarayı bırakılmış, Boğaz’da Dolmabahçe Sarayı’na taşınılmış. Evlenme ritüellerinde bir değişiklik olmamış ama.

Padişahın kızları evleneceği zaman damat, bir tür iç güveysi alınıyor. Padişahların kız çocuklarına sultan deniyordu. Padişah olmak şart değil, şehzade kızları da sultan idi. Sultana seçilip alınan damat, öyle evlendik diye sultan eşini kendi konağına filan götüremez. İzinli de izinsiz de götüremez. Sultana babası tarafından verilen sarayda yaşayacak. Damat bey de buraya içgüveysi gelecek.

Saraya damat olmanın başka bir çok koşulu var. Düğün töreninin nasıl yapılacağından, damadın sahip olduğu mülkün ve gelirinin nasıl yönetileceğine, evliliğin nasıl yürütüleceğine, nasıl yaşanacağına kadar her şey belli. Avrupa’da görülmeyecek şey, Osmanlı sultanlarının devlet görevlileriyle, tercihen asker kökenlilerle evlendirilmesi. Geçmiş tarihlerde Anadolu beyleriyle kız alıp veriyorlarmış fakat 16. yüzyıldan sonra Anadolu’da kız verilecek bey kalmayınca bu yolu tutmuşlar mecburen. İlmiye sınıfı ulemaya da kız vermiyor saray katiyen. Ulemaya ceza vermesi zor, ordu mensuplarına ise idam cezası, ne isterse verebiliyor canı isterse, sebep bu olmalı. Abdülmecid’in kızıyla evlenen Ali Galip Paşa’nın başına geldiği gibi: “Bu işlere hep sen sebep oldun köstebek kılıklı herif!” diye bir borçtan dolayı padişahtan  azar yemek, belli ki olabileceklerin en hafifi…”

Ahşaptan Betona Mecidiyeden Jetona programını salı günleri 10.30 ile 11.00 saatleri arasında Açık Radyo 94.9’dan dinleyebilirsiniz. Programın podcastine ise buradan ulaşabilirsiniz.

11:00 – 12:00 Deniz Aşırı / Deniz Pak / Bozcaadalılar, adaya yolu düşenler ve adanın kıyısına vuranlar…

bozcaadasozlugu.blogspot.com/denizairi

12:00 – 13:00 Cam Kenarı / Türlerden bağımsız yol müzikleri / Selahattin Çolak

Funk, oldschool hip-hop, jazz, jazz hiphop ve zaman zaman soul müziklerle sol şeritte ilerleyen bir müzik programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Musica Brasileira / Jozi Levi / Brezilya’dan müzik

9

soundcloud.com/joezeex/

14:00 – 14:30 Dünya Mirası Adalar / Asu Aksoy, Derya Tolgay ve Alp Orçun

dunya-mirasi-adalar_03.12.2019_yedek_victor_rec.20-06-2017_01

Adalar, yüzyıllarca imparatorluklara başkentlik yapmış, siyasi ve kültürel dönüşümlerin aktörlerini beslemiş dünya şehri İstanbul’un hikâyelerinin hep bir parçası olagelmiş. Krallar, kraliçeler, dini liderler sürgüne buralarda zindanlara atılmış, ardından Osmanlı’dan günümüze  farklı kültürel cemaatlerin zengin bürokratları, iş insanları, Adaları İstanbul’un sayfiye merkezi haline getirmiş, sanatçılar, yazarlar, Adalar’ın renginden, havasından, kokusundan beslenmek için buraları mekân tutmuş. Adalar, muhteşem mimari ve yaşam dokusuyla dünyada eşine az rastlanır bir kültürler havzası olma halini bugüne kadar taşımışlar.
Şanslıyız ki Adalarda İstanbul tarihinin tüm veçhelerinin mekânsal izdüşümlerini hâlâ görebiliyoruz ve barındırdıkları hikâyelerin bazen yaşayan bilgi kaynaklarına erişebiliyoruz. Kendimizi gerçekten müstesna hissetmeliyiz: Adalar’a adımımızı attığımızda İstanbul tarihinin çok da bozulmamış tanığının varlığını hissedebiliyoruz, şaşırıyor ve nedenini çok da bilmeden mutlu oluyoruz. Bu yayın döneminde bizi mutlu eden Dünya Mirası Adalar’ı enine boyuna konuşuyoruz.

Dünya Mirası Adalar facebook sayfası

***
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve açık hava
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, açık hava
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, at ve açık hava
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, tekne, açık hava, su ve doğa
+27

Dünya Mirası AdalarViktor Albükrek albümüne 30 yeni fotoğraf ekledi.

Salı 14.00 de 94.9 Açık Radyo-Dünya Mirası Adalar programına, Sevgili Viktor Albükrek ikinci kez konuğumuz oluyor.
Viktor Albükrek’in Atalarının Portekiz’in Albuquerque kasabasından 1500 lü yıllarda başlıyor yolculuğu. Kasaba, adını Portekiz’li, Hindistan’ı keşfeden kaşif denizci Alfonso d’Albuquerque’ten alıyor. Hollanda üzerinden Ankara’ya oradan İstanbul’a ve Büyükada’ya uzanıyor yolculuk. Adalar’da doğayla buluştuğu, çok çok mutlu olduğu günlerde başlayan Ada ve sevgili eşi Nimet Albükrek aşkı, ilk günkü gibi sürüyor💚
1. Programın podcast’ı;
http://acikradyo.com.tr/podcast/194199
Bu kıymetli, tarihe not düşen Aile albümü İçin Albükrek ailesine bin🙏

14:30 – 15:30 Yeni / Hande Akkan / Yeni Philip Glass’ın 80. yaşını kutluyor

Hande Akkan Twitter

15:30 – 16:00 Türk İşi Kovboylar / Hazırlayan: Utku Uluer / (15 günde bir)

turkisikovboylar20191203

zz1

Bugün Açık Radyo 94.9’da yeni bir yolculuğa çıkıyoruz. Yeni programın ismi; Türk İşi Kovboylar! – Türk Sineması ve Yeşilçam’da Westernler.

Yani Yeşilçam Arkeolojisi ile başladığımız yolculuğu daha spesifik bir başlığa taşıyoruz. Bugün saat 15:30’da yayınlanacak programda, içeriği ile ilgili detayları ve neler yapmayı planladığımızı anlatacağım. #western#yeşilçam#Türkişikovboylar#Kovboylar#cowboy#ErişteWesternEkrem GökkayaMelek Gorgun

sinematikyesilcam.com/

16:00 – 16:30 Kentin Gizli Öyküleri (15 günde 1) / Kenan Doğan

Olağan insan hikâyelerinin işlendiği programda her hafta bir konukla kendi yaşamını konuşuyoruz.

16:30 – 17:00 Diğerkâm (Yeni program) / Hazırlayanlar: Damla Özlüer ve Rauf Kösemen

Geçtiğimiz dönemlerde Hemzemin programını hazırlayan Rauf Kösemen ve Damla Özlüer yine sosyal fayda iletişimi üzerine daha geniş düşünmeye çağırdıkları yeni programları Diğerkâm ile bu yayın döneminde de aramızdalar.

Facebook.com/Diğerkam

***

Bugün Diğerkâm’da, Zorlu Holding Kurumsal İletişim Genel Müdürü Aslı Alemdaroğlu ve MEF Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erhan Erkut ileMZV GençlikZirvesi üzerine konuşuyoruz.

Damla Ozluer ile Rauf Kösemen’in hazırlayıp sunduğu, sosyal fayda üzerine konuşulan Diğerkâm, bugün ve her salı 16:30’da, Açık Radyo 94.9’da…

İnternetten canlı olarak dinlemek için > http://acikradyo.com.tr/stream

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, yazı

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı /  Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Dünyanın Cazı kadrosuna Caz vokalisti Sanat Deliorman dahil oluyor. Salı günleri Dünyanın Cazı ondan sorulacak.

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20191203

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi,

***

Gezegenin Geleceği: 3 Aralık 2019

03 Aralık 2019
Fotoğraf: Yeşil Gazete

Kömür kullanımına karşı çıkan “Ende Gelände” isimli çevre örgütü Almanya’nın Brandenburg eyaletinde bulunan Welzow-Süd maden sahasında ve Leipzig yakınlarındaki Vereinigtes Schleenhain maden sahasına girerek maden çalışmalarını engelledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan kamuoyunda “Havayı Kirletme İzni” olarak da bilinen, filtresiz termik santrallere mevzuata uyum için 2.5 yıl daha süre veren, torba yasanın 50. maddesindeki değişikliği veto etti.

Güney Kore Ticaret, Sanayi ve Enerji Bakanlığı 1 Aralık 2019 ile 29 Şubat 2020 tarihleri arasında ülkedeki 60 kömürlü termik santralden 8 ila 15’inin aşamalı olarak kapatılmasının planlandığını açıkladı. Bakanlığın açıklamasına göre kapatılma işlemi en eski santrallerden başlayarak uygulanacak ve kapatma takvimi elektrik talebinin güvenilir olarak sağlanması doğrultusunda belirlenecek. Geriye kalan kömürlü termik santrallerde de üretim kapasitenin en fazla %80’i sınırlandırılacak. Açıklamada ısınma kaynaklı elektrik talebin arttığı kış aylarında pik elektrik talebinin 88.600 MW’a, aşırı soğuk hava durumunda ise 91.800 MW’a ulaşacağını öngörüldüğü bildirilirken, oluşacak üretim eksikliğinin doğalgaz santralleri ile karşılanacağı bunun da LNG ithalatının artmasına neden olacağı ifade edildi. Güney Kore hali hazırda elektrik talebini %40 oranında kömürlü termik santralden karşılıyor.

İskoçya‘nın Harris Adası‘nda karaya vurduktan sonra ölen İspermeçet balinasının midesinden 100 kilogram plastik ve çöp çıkarıldı. BBC’nin haberine göre, incelemede balinanın midesinden balık ağı, halat, paket bandı, poşet ve plastik bardak dahil 100 kilogram çöp çıkarıldı. Bölge halkından Dan Parry, hemen hemen her gün sahillerde dolaşarak çöp topladıklarını belirterek, balinanın midesinden çıkanların, denizlerdeki kirlenmenin boyutunu ortaya koyduğunu söyledi.

İspanya’nın Madrid kentinde gerçekleşen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 25. Taraflar Konferansı‘na (COP25) katılan Türkiye her konferansta ilettiği Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi EK-1’den çıkma talebini bu yıl geri çekti. Gerekçe, “yoğun gündem nedeniyle sonuç alınamayacağının belli olması” EK1, Paris İklim Anlaşması kapsamında emisyon azaltımına daha fazla katkı vermesi beklenen gelişmiş ülkeler listesi. Hali hazırda bu listede olan Türkiye, Ek-dışı ülkeler de denen “gelişmekte olan ülkeler” arasına girerek, Yeşil İklim Fonu’ndan yararlanmak istiyor. AA’nın haberine göre, COP25’e katılan Bakan Kurum, BM Genel Sekreteri Guterres ile yaptığı ikili görüşme sonrasında “BM Genel Sekreteri Guterres, Türkiye’nin iklim değişikliği müzakerelerindeki haklı pozisyonunu destekliyor” dedi. Türkiye’nin, Dünya Bankası Grubu, Fransa ve Almanya ile iklim eylemi konusunda ihtiyaç duyduğu finansmanın uygun koşullarla karşılanması için bir mutabakat zaptı üzerinde çalıştığını anlatan Kurum, “Ülkemizin benzer gelişmişlik düzeyindeki ülkelerle eşit muamele görmesini istiyoruz. Bunu sağlamak için Paris Anlaşması’nın öncesinde ve sonrasındaki süreçte son derece yoğun bir müzakere sürecini devam ettiriyoruz” şeklinde konuştu. Kurum, Dünya Bankası liderliğinde BM, Almanya ve Fransa’nın katkılarıyla hazırlanan iklim değişikliği finans paketine temel sağlayacak Mutabakat Zaptı’nın Türkiye’nin haklı duruşuna ve hassasiyetlerine cevap veremediğini vurguladı. Türkiye’nin kendisiyle benzer gelişmişlik düzeyine sahip ülkelerin imkanlarına erişim talep ettiğine dikkati çeken Kurum, “Ülkemizin, iklim rejiminde geri bırakılmasına kati surette izin vermeyeceğiz. Ülkemiz ulusal koşullarına ve kalkınma düzeyine uygun bir pozisyona yerleştirildiğinde, yani Ek-1 listesinden çıkarıldığında sözleşme ancak o zaman bize adil bir işbirliği ortamı sağlayacak” ifadelerini kullandı.

Kömür kullanımına karşı çıkan “Ende Gelände” isimli çevre örgütü Almanya’nın Brandenburg eyaletinde bulunan Welzow-Süd maden sahasında ve Leipzig yakınlarındaki Vereinigtes Schleenhain maden sahasına girerek maden çalışmalarını engelledi. Göstericilerin bir bölümü de yine Brandenburg eyaletindeki Jänschwalde maden alanında protesto gösterileri düzenledi. Çevre örgütü toplamda yaklaşık 4 bin göstericinin söz konusu maden sahalarındaki çalışmaları engellemek amacıyla protestolara katıldığını açıkladı. Göstericilerin bu şekilde Alman hükümetinin yetersiz gördükleri iklim politikalarını protesto ettikleri vurgulandı. Hareketin sözcüsü Johnny Parks “Kritik bir noktadayız. İklim krizini durdurabileceğimiz zaman aralığı çok hızlı bir şekilde kapanıyor” ifadelerini kullandı. Parks “Bugünkü protestomuzla madenin tamamen kapatılması gerektiğine dikkat çekiyoruz” dedi. Bir başka sözcü Sina Reisch ise Alman hükümetinin tartıştığı ve kömür kullanımına son vermeyi öngören yasanın tamamen yetersiz olduğunu savundu. Reisch kömür kullanımının bir an önce sonlandırılması gerektiğinin altını çizerken, ancak bunun faturasının sektörde çalışanların sırtına yüklenmemesi gerektiğinin altını çizdi.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

***
Salt’ta düzenlenen Bu Son Şansımız Mı? film programı Açık Radyo’da Açık Açık Dergi’de Fatma Çolakoğlu ile değerlendirdik.
***

“Bu Son Şansımız Mı?”: Ekolojik felaketin kıyısında belgeseller

03 Aralık 2019
Salt / The Hottest August

Salt’ta düzenlenen Bu Son Şansımız Mı? film programını Fatma Çolakoğlu ile değerlendirdik.

SALT tarafından ilk kez, Paris Anlaşması’nın onaylandığı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 21. Taraflar Konferansı (COP21) paralelinde gerçekleştirilen Bu son şansımız mı? programı beşinci yılına girdi.

Tarihin en sıcak yıllarından biri olarak kayda geçen 2015’ten bu yana İstanbul ve Ankara’da, iklim değişikliği meselesini çevresel, kültürel ve ekonomik yönlerden irdeleyen 40 belgesel film gösterildi. Herkesi çevre üzerindeki bireysel ve küresel etkileri sorgulamaya, aciliyet ve
sorumlulukları değerlendirmeye teşvik eden program kapsamında bu yıl 3-8 Aralık’ta SALT Beyoğlu’nda sekiz, 18-20 Aralık’ta Goethe Institut-Ankara’da beş belgesel yapım sunulacak.

Bu son şansımız mı? gösterimleri herkesin katılımına açık.

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Albüm Adı Süre
Keynor
Bedruthan Steps (50.48068, -5.03)
Preservation
4:30
Hafta boyunca Ben Bugün Bişey Öğrendim Yayına Hazırlayanlar: Doruk Yurdesin, Ozan Sezgin ve Rauf Kösemen

facebook.com/benbugunbiseyogrendim

Açık Dergi Salı Dünyayı Okumak / Aytaç Timur ve Akif Pamuk

dunyayiokumak20191203

Yazmaya övgü. Eleştiriye ve eleştirmene kapı. Düşünmeye, düşünceye, üretmeye ve tartışmaya alan açmayı amaçlayan bir kültür programı

Açık Dergi Salı 18:50 Harici Bellek / Şarkılarla Dünya Tarihi / Murat Meriç

Şarkılarla Memleket Tarihi programıyla geçtiğimiz dönemlerde çok sevilen Murat Meriç, Açık Radyo’ya geri dönüyor. Müziğin bellek ile ilişkisini konu edinen bu yeni yayında Meriç, insanlık tarihinden vakaların izlerini plaklar/kayıtlar aracılığıyla sürüyor.

Açık Dergi Salı  Kulis Sesleri – Bircan Yorulmaz (Ayda 1)

Program kaydı

20:00 – 21:00 Açık Şemsiye / Hakan Gürvit, Levent Dönmez, Mehmet Yusuf ve Şebnem Sühel Grimm / Gelmiş geçmiş tüm müzik türleri

21:00 – 22:00 Gitaresk / Jak Kohen, Gonca Açıkalın ve Meral Akman / Neo-klasik rock ve fusion

gitaresk.com/

***

03 Aralık 2019
21:00-22:00

Sıra Müzisyen(ler) Albüm Parça Süre
Woodstock 40 Yaşında Serisi – Sly & The Family Stone – “The Woodstock Experience”
1.

Sly & The Fanily Stone

The Woodstock Experience (69/09)

Sly & The Family Stone - The Woodstock Experience

M’Lady

07:46

2.

Sing a Simple Song

05:13

3.

You Can Make It If You Try

05:36

4.

Everyday People

03:15

5.

Dance to the Music

04:28

6.

Medley: Music Lover / Higher

07:50

7.

I Want to Take You Higher

06:43

8.

Love City

06:04

9.

Stand!

03:20

Destekçi: Burak Seyhun

22:00 – 23:00 Esintiler / Seda Binbaşgil / Jazz

23:00 – 24:00 Psychoacoustics (Program gününde ve saatinde değişiklik) / Hazırlayanlar: Osman Kaytazoğlu, Berk Gökberk ve Barış Karakaş

Cumartesi geceleri 02.00’de yayınlanan Psychoacoustis bu yayın dönemi Salı geceleri saat 23.00’de

24:00 – 01:00 Numune Hastanesi / Cüneyt Bolak / Ses Gezegeninde Örnek avı

Kaydedilmiş her türlü ses, bir progresif rock şarkısı ya da bir hint ragası, “Eşkıya” filminden bir diyalog ya da eski bir tv reklamı prodüktörlerin ellerinde yeniden hayat bulur. Doktor Frankenstein’ın canavarı gibi! 70lerin sonunda sampler’ın icadıyla müzik bir daha eskisi gibi olmadı. Özellikle Hip Hop’ta kesilen, biçilen ve yeniden hayat bulan “numune”lerin masaya yatırıldığı Numune Hastane’sinde örneği alınan ve bu örneklerle yapılan şarkıların izi sürülüyor. Sampling marifetiyle üretim yapan prodüktörler ve bu üretimleri altyapı olarak kullanan rapçilerin de konuk olduğu Numune Hastanesi dinleyicilerini “Ses Gezegeni’nde Örnek Avı”na davet ediyor.

facebook.com/Numune.Hastanesi

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/11/29

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil,  Selahattin Çolak

acikgaste_02-12-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Greve gitmek bizim hoşumuza giden bir şey değil; başka bir seçenek göremediğimiz için yapıyoruz bunu.”

İklim aktivistleri Thunberg, Neubauer, Valenzuela, Meneses ve Nakabuye neden yeniden dünya çapında greve gittiklerini dünyaya ilan ediyor. (Project Syndicate)

Görüntünün olası içeriği: 7 kişi, gülümseyen insanlar, kalabalık ve açık hava

***

***

Birleşmiş Milletler raportörü: Julian Asssange’a psikolojik işkence yapıldı, ABD’ye gönderilmemeli

02 Aralık 2019
Fotoğraf: Euronews

WikiLeaks’in kurucusu Julian Assange’ın ABD’ye iade davası gelecek yılın şubat ayında başlayacak. Birleşmiş Milletler’in Özel İşkence Raportörü Nils Melzer’ın bu bağlamdaki görüşlerini yayınlıyoruz:  “Yüzeyi azcık kazıdığımda olgular, benim bu insan hakkında bugüne kadar edinmiş olduğum intibayı doğrulamadı. İşin içine girdikçe Assange’ın ne kadar çok iftiraya maruz kaldığını gördüm.”

Geçen hafta İsveçli savcılar Wikileaks kurucusu Julian Assange hakkında 2010 yılında başlatmış oldukları cinsel istismar soruşturmasını düşürdü. Bu iddiayı hep reddetmiş olan Assange, İsveç’e zorla gönderilmemek için yedi yıl önce, 2012’de Londra’daki Ekvator Elçiliği’ne sığınmıştı. 2019 Nisan ayında İngiliz yetkililer onu Ekvator Elçiliği’nden sürükleyerek çıkardığından beri Londra’daki Belmarsh hapishanesinde tutuklu. ABD ise, hâlâ Assange’ın iade edilmesini bekliyor- ki bu gerçekleşirse onu, ta Birinci Dünya Savaşı’ndan kalma Casusluk Yasası bağlamında, ABD’nin, Irak ve Afganistan savaşlarına dair gizli Amerikan askeri ve diplomatik belgelerini yayımlamak ve bilgisayar korsanlığı yapmaktan 17 farklı suçlama nedeniyle 175 yıllık bir hapis cezası beklemekte. Önümüzdeki şubat ayında Londra’da Amerika’ya iade duruşması başlayacak. Biz bugün Birleşmiş Milletler’in Özel İşkence Raportörü Nils Melzer’ın bu bağlamdaki görüşlerini yayımlayacağız.

Melzer, Assange hakkındaki iddia ve kanıtları daha yakından inceledikçe, geçmişteki şüpheci tutumunun değiştiğini söylüyor. “Yüzeyi azcık kazıdığımda” diyor Melzer, Columbia Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmada, “olgular, benim bu insan hakkında bugüne kadar edinmiş olduğum intibayı doğrulamadı. İşin içine girdikçe Assange’ın ne kadar çok iftiraya maruz kaldığını gördüm.”

Aşağıda Democracy Now Radyosu’nda Nils Melzer ile yapılan mülakatın tam metnini okuyacaksınız.

Amy Goodman: Burası Democracy Now radyosu. Şimdi Wikileaks kurucusu Julian Assange vakasını ele alıyoruz. Bu hafta İsveçli savcılar Julian Assange’ın cinsel istismar yaptığı iddialarını üçüncü kez düşürdü. Karar, avukatlarının, Assange’ın Amerika’ya gönderilmesini önlemeye çalıştığı dönemde geliyor, ki halihazırda, Assange, Irak ve Afganistan Savaşlarına dair Amerikan belgelerini yayımlayarak Birinci Dünya Savaşı döneminden kalma bir casusluk yasasını 17 kere delmekle suçlanıyor ve 175 yıl hapsi isteniyor. Amerika’ya iadesi için duruşmanın şubat ayında yapılması bekleniyor. Assange, nisan ayından bu yana İngiltere’nin Belmarsh hapishanesinde tutuluyor, ki, o tarihte Londra polisi tarafından Ekvator Elçiliği’nden zorla, sürüklenerek çıkarılmış ve hapishaneye götürülmüştü. Kendisi ABD’ye gönderilmemek için yedi yıl önce Ekvator Elçiliği’ne sığınmıştı.

Programın ilerleyen dakikalarında “Julian Assange’ı Savunmak” isimli yeni bir kitabın editörleri, Tarık Ali ve Margaret Ratner Kunstler ile de mülakat yapacağız. Ama öncelikle Birleşmiş Milletler İşkence Özel raportörü Nils Melzer’in görüşlerini alacağım. Bundan kısa bir süre önce Melzer Columbia Üniversite’sinde bir konuşma yapmıştı.

Nils Melzer: Yaklaşık bir yıl kadar önce, geçen aralık ayında, Julian Assange’ın avukatları beni ilk arayıp hükümetlerle onun namına konuşmamı istediklerinde, bu işe karışmak konusunda çok ciddi, içgüdüsel tereddütlerim vardı. Bu insan hakkında hiç bir şey bilmiyordum. Vaka ile yakından ilgilenmemiştim. İlkel tepkim şöyle idi: “İşte narsist bir adam; tecavüzcü, bilgisayar korsanı ve casus. Yetkilerimi kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışacak, bu vaka ile hiç ilgilenmek niyetinde değilim.”

Bildiğiniz gibi biz görev yaparken işkence ve potansiyel insan hakları ihlali mağdurları bağlamında, müdahale etmemiz istenen günde 10-15 çağrı alırız. Dolayısı ile vakalar arasında bir seçim yapmamız gerekir. Ve elimizdeki kaynak/imkanlarla bunlardan ancak, belki, iki tanesine yetişebiliriz. Dolayısı ile bu vaka ile ilgilenmemeye karar vermiştim. Üç ay kadar sonra meseleyi kafamda hala tartmakla meşgulken, avukatları geri gelip, “Bakın galiba çok kısa bir süre içinde Ekvator Elçiliği’nden kovulacak, çok rica ediyoruz, lütfen onunla ilgili şu belgelere mutlaka bir bakın, son kararınızı ona göre verin” dediler.

Dolayısı ile bende, mesleğime asgari saygı açısından, belgelere hiç olmazsa bir göz atmaya karar verdim. Ve itiraf etmeliyim ki dosyaların yüzeyini biraz kurcaladıktan sonra, bildiklerimin, bu insanın kafamdaki imajının, dosyadaki bilgilerle hiç de uyuşmadığını gördüm. İşin içine girdikçe, dışardan bildiklerimin ne kadar uydurma olduğunu fark ettim. Ve anladım ki, kamusal alanda, özellikle de medyada yaygın bir şekilde var olan bütün Assange anlatıları tamamen yoktan yaratılmış yalanlar… Medyada diyorum, çünkü ben bu yüzeysel bilgileri neredeyse osmoz gibi, hücrelerime sızması sonucu öğrenmiştim. Yıllardır sürekli var edilmiş bir şey. Dolayısı ile bu da aklımı kurcalamaya başladı.

Olaya biraz daha yakından bakmaya başlayınca -ki bu genel olarak kalabalıkların son derece yakından bildiği ve çok politize olmuş bir vaka -görüşümün, düşüncemin son derece sağlam temellere dayanması gerektiğini anladım. Dolayısı ile Julian Assange tutuklandıktan sonra İngiltere’deki ilgili makamlardan onu ziyaret etmek için izin istedim; beraberimde de bir psikiyatr ile bir adli tıp uzmanı götürdüm. Her ikisi de daha önce yıllarca işkence mağdurları ile çalışmış, çeşitli semptomları -psikolojik ve fiziki şiddet- birbirinden ayırmak bağlamında mahkemelere danışmanlık yapmış kişilerdi. Bunları birbirinden ayırt etmeyi çok iyi biliyorlardı.

Nihayet 9 Mayıs günü Julian Assange’a Belmarsh hapishanesinde dört saat süren bir ziyaret yaptık. Önce, durum hakkında sağlam bir fikir sahibi olmak için ben onunla bir saat kadar konuştum. Ardından adli tıp uzmanımız iki saat boyunca onu fiziki sağlığı açısından inceledi, ardından da psikiyatrımız iki saat süren bir psikiyatrik inceleme yaptı. Ve tüm bunların sonunda üçümüz de aynı izlenimi edinmiştik -daha doğrusu benim bir izlenimim, uzmanların ise bir teşhisi vardı. Ve hepimizin kanaati şuydu: Assange uzun süreli psikolojik işkence görmüştü. Nihayet elimde bir sonuç vardı.

Ve şimdi şunu söylemeliyim – onun ilk gördüğümde – zaten sadece bir kere gördüm- son derece rasyonel olduğu izlenimini edindim. Ama çok endişeli olduğunu hissettim. Had safhada stres altındaydı, öyle bir stres ki hiç gevşeyemiyordu, bu da bana işkence merkezlerinde daha önce gördüğüm uzun süredir orada kalmış işkence mağdurlarını, uzun süre yapayalnız bırakılmış entelektüelleri hatırlattı; benzer davranış örüntüleri, benzer tepkiler gösteriyordu. Ben tam bir sorusuna cevap vermeye hazırlanırken, o ikinci sorusunu sormaya başlıyordu. Son derece akıllıca sorular soruyordu, ama yanıtlarımdan bir sonuç çıkaracak durumda değildi. O noktayı çoktan aşmıştı sanki.

Altı yıldan uzun bir süredir kontrollü bir çevrede yaşamış olduğu için, biz bunun nedenlerini anlayabiliyorduk. Hayatını etkilemiş olabilecek sınırlı sayıda neden vardı, yani savaş alanından toplayıp getirdiğimiz, kim bilir son aylarda neler yaşamış olduğunu asla bilemeyeceğimiz biri değildi. Altı-yedi yıldır, belki yavaşça değişen ama esas olarak hep aynı çevrede yaşamış bir kişi. Dolayısı ile durumunu iyi düşündüğünüzde, bu semptomlara yol açan gerçek nedenleri anlamaya çalışmak zor değildi.

İşkence ve kötü muameleye maruz kalmış olmak açısından- her endişe, stres ve acının işkence olmadığını bilmeliyiz. Benzer belirtileri gördüğünüzde, bu illa birinin bu kişiye işkence yaptığını kanıtlamaz. Çünkü işkence tanımında bir istisna vardır. Esas olarak işkence, bilinçli ve kasti olarak – zorlama- itiraf, ürkütme veya bunlara benzer, belli bir amaçla birisini acıtmak veya eziyet çekmesine neden olmaktır. Ancak yasal yaptırıma içkin bir acı ve eziyet çektirme söz konusu olduğunda bir istisna mevcuttur. Dolayısı ile kanuni ve hukuki süreçlerle bir insan gözaltına alındığında, strese gireceği kesin; bunun süresi uzadıkça gerginlik de artacaktır. Yani hukuki bir tedbir söz konusu olduğunda endişe bu düzeyde olur.

O halde şimdi sormamız gereken soru şu: Assange’ın gözaltına alınması kanuni bir işlem miydi? Ben bu bağlamdaki kanıtlara baktığımda- tabii ki burada tüm ayrıntılara girmeyeceğim, ama eğer bu süreç kanunun uygulanması ise, o zaman Birleşik Krallık’ta kefaletini ihlal ettiği için 50 haftalık bir hapis cezası alırdı, ki bu, o zaman artık beklemede bile değildi. İsveçliler vakayı sona erdirmiş ve düşürmüştü. Aslında vaka düşürülmemiş bile olsa, kefalet durumunu ihlal etmişti çünkü Birleşmiş Milletlerin bir üyesi, Ekvator, ona zulüm nedeniyle siyasi sığınma hakkı vermişti. Bu da aslında, kefalet koşullarının hiç de vahim bir ihlali değildi. Birleşik Krallık’ta kefil ihlalleri rutin bir şekilde hapis cezasına neden olmaz. Sadece bir para cezası veya önemsiz hapistir ki, bu da, son tahlilde, mutlaka hapiste yatmayı gerektirmez. Dolayısı ile ceza, haddinden fazla, aşırı idi. Yani kanunun lafzına uygun değildi.

Sonrasında Assange daha ilk tutuklandığı günden itibaren Birleşik Krallık hakimlerinin ona karşı aşırı önyargılı oldukları görüldü. Ona “narsist” dediler, oysa duruşma esnasında tek cümlesi şuydu: “Suçu kabul etmiyorum”. Ben Birleşik Krallık’ta bir üniversitede profesörüm, ve Birleşik Krallığı bir hukuk devleti ve bu bağlamda dünyanın önde gelen bir hukuk devleti olarak görüyorum. Dolayısı ile hakimlerin bu duruşunu çok “tuhaf” buldum. Sonradan da gördüm ki hüküm, durumu aşmış. Hakimler ona çeşitli hakaretler ediyor, hiç bir şey söylemediği için son derece ağır laflar söylüyor- yani konuşmadığı için ona resmen küfür ediyorlar. Öte yandan yurt dışına çıkarılması sırasında duruşmadaki baş hakimin belgelenmiş bir menfaat çatışması olduğunu gördük. Wikileaks bir nedenle hakimin kocasını afişe etmişti. Assange’ın avukatları bunu mahkemede gündeme getirdiklerinde, tamamen görmezden gelindi.

Ve ben hapishanede onu ziyarete gitmeden- sanırım iki hafta öncesine kadar Assange, kendi hakkındaki hukuki belgeleri bile görmemişti. Peki ama böyle bir durumda insan nasıl hukuki bir savunma hazırlayabilir, eğer kendi belgelerine bile erişimi yoksa. Ülkeye iade duruşmasında hakim soruyor: “Beyefendi ABD’nin hakkınızdaki iddianamesine ne diyorsunuz?” Cevabı: “İddianameyi görmedim.” Bu hukuki bir yargılama usulü olmaz.

Şimdi gelelim İsveçte’ki yargılama usulüne: Orada da aynı şey oluyor. Devletin bir ilk soruşturmayı ne zaman yapacağı tamamen rastgele, keyfi bir süreç. İsveç’te hiç bir şey ile suçlanmamış. Cinsel tecavüz ile hiç, ama hiç suçlanmamış. Böyle bir dava asla açılmamış: çünkü açılıp üç gün sonra hemen kapatılmış, çünkü tecavüz bağlamında tek bir delil yok. Sadece Stockholm’daki başsavcının iddiası. Sonra başka bir savcı bunu yeniden ele alıyor, sözüm ona “mağdur”un lafı üzerine- ama bu ifade polis tarafından alınmış ve mağdura sorulmadan değiştirilmiş- ki ellerinde ırza tecavüz için daha fazla delil olsun.

Ve vaka, bu ve buna benzer nice olay ve delil ile devam ediyor. Çok tuhaf bir nokta, polisin ortaya kanıt olarak çıkardığı, sözüm ona kullanılmış kondomlarda DNA izi yok. Ve böyle böyle sürüp gidiyor. Peş peşe çelişkiler… Ve İsveç’te önsoruşturmanın ötesine asla gidilmiyor; bu da şu demek, birisi ırzına geçme iddiasında bulunuyor, ama adamı bununla suçlamak istediğine halen karar vermemiş. İşte tam da bu nedenle yedi yıla yakın süre, sürekli baskı altında Ekvator Elçiliği’nde kalıyor.

Şimdi bir de ABD’deki hukuki işlemlere bakalım. Affedersiniz ama, biliyorsunuz değil mi- oradaki büyük jürinin kendine özgü acayiplikleri, özellikleri var, değil mi? Gizli kanıt, jüri seçimi- ki bu ister istemez jürinin bir miktar yanlı olması ile sonuçlanacak- ki bu da çeşitli sorunlar yaratıyor. Bir de casusluk mahkemesinin kendisine özgü sorunları var. Assange hakkındaki 18 suçlamadan on yedisi araştırmacı bir gazetecinin zaten rutin olarak yaptığı etkinlikler- bu da ister istemez basın ve ifade özgürlüğünü gündeme getiriyor. Ve 18. suçlamaya gelelim: Bu da ABD’nin açıkladığı birinci suçlama; sözüm ona Julian Assange, Chelsea Manning’in1 bir şifreyi çözmesine yardım etmiş, ama başaramamış. Demek ki ne zaman bir kişi bir şifreyi çözmeye çalışıp beceremese, casusluk nedeniyle ABD’ye gönderilmesi gerekecek- burada gerçekten biraz orantısız bir karar var.

Şunu demek istiyorum: bu mahkeme sürecinde doğru olmayan bir şeyler var, yani iş istediğiniz gibi yürümüyor, o zaman, Ekvator’un, Assange’ı koruma statüsünden mahrum edip, vatandaşlığına son verme hakkı var. Ama bu sürecin hiç bir yasal yönü yok. Başkan karar veriyor, “Bugünü bunu yapacağız” diyor. Julian Assange’a haber veriliyor. Ve adam daha o gün elçilikten kovuluyor, İngilizler tarafından tutuklanıp hapse atılıyor.

Gördüğümüz gibi burada kişisel hakları korumak için bir kimsenin yasal anlamda suçlu olup olmadığını belirleme süreci diye bir şey yok. Olmamış. Ve dolayısı ile Birleşik Krallık, ABD, Ekvator ve İsveç, buradaki bütün hukuki süreçler, hepsi, tutarlı bir şekilde yargı sürecinin ihlali. Bu bir kişi aleyhinde, yaptığı bir yanlış işten dolayı kovuşturmak değil. Bu kanunun uygulanması da değil. Şimdi bir adım geri atıp düşünelim: Adam ne yapmış? Hükümetlerin gizli olmasını ve gizli kalmasını istediği çok büyük miktarda bilgiyi internetten yaymış. Doğal olarak hepimiz Tali Cinayet2 videosunu gördük.- ki bu, uzun yıllar savaş hukuku konusunda çalışmış eski bir Uluslararası Kızılhaç hukuki danışmanı olarak bu, benim gözümde savaş suçlarının kanıtıdır.

Bence bu bağlamdaki skandal şudur: Herkes Julian Assange’a odaklanmış durumda, yok onun kedisi, yok kaykayı, yok efendim duvara dışkı sürmüş- ve benzeri şeyler ki, bunlar için de hiç bir kanıt yok- sadece söylenti- sanki bunlar doğruymuş ve suç için delilmiş gibi- zaten doğru olduklarından kimse emin değil. Ama savaş suçlarını araştıran, bu konuda bir şeyler söyleyen tek Allah’ın kulu yok. Oysa buradaki büyük hikâye tam da bu.

Ben, tam da bu nedenle bu mesele söz konusu olduğu son derece hırslıyım, çünkü bir kişi gelmiş savaş suçu için kanıt gösteriyor, işkence-cinayet ve her tür korkunç eylemler gerçekleşirken, millet kalkmış, Assange elçilikte ne yaptı, sorumluluklarını ne derece yerine getirdi derdine düşmüş. Dolayısı ile Assange’ı cezaevinde tek başına bir hücrede, sürekli baskı altında tutmak için tek bir haklı sebep yok- ki o orada hapiste hiç bir kimseye, resmi otoritenin hiç bir temsilcisine güvenemeyeceğini çok iyi biliyor.

Hiç kuşku yok ki burada Birleşik Krallık’ta tamamen keyfi bir ülke dışına çıkarılma davası bağlamında yargılanacak. Buradaki koreografi hazırlanmış vaziyette. Avukatları ne derse desin Birleşik Krallık hakimleri, “Tabii ki ölüm cezası söz konusu ise, veya kötü muamele veya işkence ihtimali var ise, onu ABD’ye yollayamayız. İşte bunun için ABD, lütfen bize bunların hiç birinin olmayacağına dair güvence ver” diyecek. ABD de tabii ki bu güvenceleri verecek, sonra da Birleşik Krallık, “ABD’ye güvenmemek için hiç bir neden yok” diyecek. Ardından Assange ABD’ye gönderilecek. Benim öngörüm bu. Onu orda bekliyorlar. İşin kilit noktası tam da bu.

Bugüne kadar görmüş olduğu kötü muameleye ek, burada adil bir şekilde yargılanmayacağına eminim. ABD’de Doğu Virgina’da ise, göstermelik bir mahkemeye çıkarılacak, ve hayatının geri kalan kısmını orada son derece gayrı insani şartlarda geçirecek. İşte bunu kesinlikle önlememiz gerekiyor.

Tarık Ali: “İngiliz hukuk sistemi tam da otoriter bir sistem gibi çalışıyor”

Amy Goodman: Geçen 15 Ekim günü Columbia Üniversitesi’nde Wikileaks’in kurucusu Julian Assange hakkında konuşan bu kişi Birleşmiş Milletlerin İşkence Özel Raportörü Nils Melzer idi. Aradan sonra Londra’dan Tarık Ali, New York’tan da Margaret Kunstler ile konuşacağız. Bu ikili çok kısa bir süre önce yayımlanan “Julian Assange’ı Savunmak” isimli yepyeni bir kitabın editörleri. Tarık Ali bir tarihçi, bir aktivist, ama aynı zamanda film yapımcısı, yazar ve ünlü The New Left Review dergisinin editörü. Margaret Kunstler ise özel olarak çalışan bir insan hakları avukatı.

Assange halen Belmont hapishanesinde İngiliz hakimler tarafından yargılanmayı bekliyor. Bunun için ilk duruşmanın 2020 Şubat ayında yapılacağı belirtiliyor.

Şimdi Julian Assange vakasına daha yakından bakabilmek için yeni yayımlanmış “Julian Assange’ı Savunmak” kitabının ortak editörleri Londra’dan Tarık Ali ve New York’tan Margaret Kunstler ile görüşeceğiz. İkiniz de Democracy Now’a hoş geldiniz.

Tarık, Londra’dasınız, konuşmaya sizinle başlayalım. Aslında şu an Julian Assange’ın nisan ayından beri tutulmakta olduğu Belmarsh hapishanesinden pek de uzakta değilsiniz. Bu hafta İsveç hükümeti üçüncü defa olarak Julian Assange hakkındaki cinsel taciz soruşturmasını düşürdüklerini beyan etti. Aslında Assange bu bağlamda hiç bir zaman suçlanmadı ve bu iddiaları her zaman reddetti. İsveç’teki bu son kararın öneminden bahseder misiniz ve şu anda, İngiltere mahkemesinde ABD’ye gönderilip gönderilmeme bağlamında yapılacak duruşmayı beklerken- ki gönderilirse Casusuluk Yasası’na göre-orada onu asgari bir asırlık bir hapis cezası bekliyor- durumunun ne olduğunu anlatabilir misiniz? Ki bu Casusluk Yasası, Birinci Dünya Savaşı’nda kalma ve bu yasaya çok çok uzun zamandır başvurulmuyor.

Tarık Ali: Amy, İsveçlilere ilişkin olarak durum oldukça acayip. Bu olay başlayalı beri kendi aralarında Assange’ı “suçlasak mı suçlamasak mı” konusunda kavga ediyorlar. İlk başladıklarında iki kadın savcı bu bağlamda anlaşamadı. Biri, “Bu suçlamayı yapacak delil elimizde mevcut değil” dedi. Diğeri ise illa Assange’ın suçlanmasını istedi ve ikinci galip çıktı. Ama Assange, ne zaman Londra’ya gidip, onunla görüşmelerini istese, kabul etmediler.

Assange’a yakın olan bizler, onu zaten başından beri savunuyorduk ve bu işte bir bit yeniği olduğunu, ellerinde bu suçlamayı yapacak delil olmadığını düşünüyorduk. Assange bize hikâyeyi kendi açısından olduğu gibi anlattı ve şundan son derece emindi, Amerikalılar onun, Amerikan hükümeti bu bağlamda karar verene kadar İsveç’te bir hapishanede tutulmasını istiyordu. Assange, İsveç’in ısrarı için başka hiç bir açıklama olmadığını düşünüyordu.

Şimdi İsveçliler üçüncü keredir vakayı düşürüp- artık vaka hemen hemen sona erdi sayılabilir- ve hatta suçlamayı yapan kadınlar “Aradan çok zaman geçti, artık hatırlamıyoruz, aklımız karıştı” gibi laflar ediyor. Ama ben şunu söyleyeyim: Irza tecavüz bağlamında son derece geniş bir literatür var, hem kadınların, hem de erkeklerin yazdıkları makaleler var; ve orada şu kesinlikle ortaya çıkıyor: eğer bir kadının ırzına geçilmiş ise, kadın, asla ve asla bunu unutmaz. Başka birçok şeyi unutabilir, ama bunu asla unutmaz. O halde tecavüz edildiği söylenen bu kadınlar iddialarını yıllar sonra, bugün, artık tekrarlamak istemiyor ise, bu işte bir yanlışlık var, ta baştan beri bir yanlışlık var.

Her neyse, “Şimdi ne oldu derseniz?”, nisan ayından bu yana The Guardian gazetesi ortaya çıkıp Assange’ı savundu, bunu yaparken de İsveç’te tecavüz iddialarının düşürülmüş olduğunu, ve ABD’ye yollanmaması gerektiğini savundu ve eğer gönderilirse tam bir rezalet olacağını ileri sürdü. Assange’ın bütün suçu, The Guardian gazetesinin de yayımladığı bilgileri yayımlamaktı. Aynı bilgileri New York Times da yayımladı, El Pais de yayımladı, İtalya’da La Repubblica da yayımladı. Yani nihayetinde Assange’ın ABD’de bu bağlamda yargılanması, medeni ve siyasi haklara çok sert bir saldırı olur. Ve nihayet ilk defa olarak dünya “düzenin kamuoyu” Assange’ı savunmaya başladı.

Aslına bakarsanız cezaevine hiç konmaması gerekiyordu. Kefalete ilişkin yasalara uymadığı için Assange’a en ağır cezayı vermişlerdi. Bu cezayı alan herhangi bir kişinin bütün zamanı cezaevinde geçirdiği bugüne kadar görülmemiş bir şey. Her neyse, bu cezayı çoktan çekti ve bitti. Peki o zaman niçin hala azami güvenlikli bir hapishanede tutuluyor? Bu tam da İngiliz hukuk sisteminin, İngiliz hükümetinin otoritesine dayanarak -ki bunu isteyen o- Amerika Birleşik Devletlerini memnun etmek için Julian’ı cezalandırması demek. Daha üç-beş dakika önce bu programda Birleşmiş Milletler raportörü onu böyle hapis tutmak istediklerini anladığını açıkladı. Onu demoralize edip yıkmak istiyorlar. Aksi halde, eğer mutlaka hapsedilmesi gerekiyorsa- ki ben buna asla inanmıyorum- koşulların çok farklı olduğu açık bir cezaevine konabilir.

Özetle İngiliz hukuk sistemi tam da otoriter bir sistem gibi çalışıyor. Bunu söylemek gerekiyor. Bu konuda hiç aldanmamak lazım. Bildiğimiz gibi bu vakayı gören hakim Lady Arbuthnot’un kocasının, Amerikan silah şirketleri ile epey şaibeli ilişkileri var. Şimdi bunun ayrıntılarına girmek istemiyorum. Eminim bunlar ortaya çıkacaktır. Daha da önemlisi aynı hakim birkaç gün önce Güney Asya’dan iki kişiyi kefaletle serbest bıraktı, ki bu kişiler kendi ülkelerinde cinayet işlemiş, insan öldürmüş olmakla itham edilmişler ve ülkelerine geri yollanmaları istenmişti. Gayet memnun, hiç dert etmeden onları kefaletle serbest bıraktı. Peki o zaman niçin Julian’ı kefaletle serbest bırakmıyor veya daha iyi bir hapishanede kalmasına izin vermiyor. İnsanı dehşete düşüren bir durum bu.

Amy Goodman: Yine bir ara bahsettiğin başka haberler de var. Eylül ayında İspanyol gazetesi El Pais, CIA’in İspanya’da özel bir güvenlik şirketi ile işbirliği yaparak yedi yıldır Ekvator Elçiliği’ne sığınmış olan Julian Assange hakkında casusluk yapmasını istemiş. İsmi “Undercover Global SL” olan bu şirketi Ekvator, görünürde, elçiliği korumak için kiralamış, ama raporlara göre Assange’ın avukatları ile, gazetecilerle, doktorlar ve diğer ziyaretçileri ile ilgili bütün görüşmeleri, bunlarla ilgili tüm ayrıntıları şirket, CIA’e vermiş. Elçiliğin içine gizli kameralar yerleştirmişler, kadınlar tuvaletinde yangın söndürücülerin için mikrofonlar koymuşlar. Şimdi İspanya’daki Ulusal Mahkeme3 bu durumu soruşturuyor. Ne dersin Tarık?

Tarık Ali: Evet doğru bu. El Pais bu konuda çok güçlü bir rapor yayımladı, zaten İspanya’da bu konuda müthiş bir öfke var, sadece beklenebilecek insanlardan da değil, halk çok kızgın. “Nasıl olur da bir İspanyol firması gizli gizli Julian Assange’ı gözetler?” diye kıyamet koptu. Aslına bakarsanız Assange buna hiç de şaşırmamıştı. Hiç birimiz şaşırmadık. Bu beklenebilirdi. Ama yine de bu kadar kolay yapılmış olması herkesi şok etti. Şimdi bu firmaya saldırılıyor, hem de bu yasal bir saldırı; umuyoruz bir şekilde hesap verecekler. Eğer herhangi bağımsız bir insan bu konudaki kayıtları izlerse Julian ne yapıp ne yapmadığını kolaylıkla görecektir ve dolayısı bu onun savunmasını güçlendirecektir- çünkü Julian işte bu; bir yayıncı, aynı zamanda gazeteci ve insanların ona gönderdiklerini belli bir süzgeçten geçirerek yayımlıyor. Peki niçin? Tabii ki kamuoyu bunlardan haberdar olsun diye.

Çünkü şimdi öyle toplumlarda yaşıyoruz ki hükümetler ya apaçık yalan söylüyor ya da pek çok bilgiyi kendi vatandaşlarından gizliyor, tabii bu durumda vatandaşlar da kendilerine çocuk gibi muamele edildiğini düşünüyor. “Çocukların önünde konuşma. Olmaz.” Eh, Julian Assange ve Wikileaks de bu kuralı bozdu ve her şeyi yayımladı. Burada laf arasında belirtmeliyim ki Amerikalı diplomatlardan çoğu olup bitenin farkındaydı ve bazı konularla ilgili olarak Washington’daki hükümetlerine “Bu çok ileri gitti” diyorlardı. Dolayısı ile Wikileaks’in yayınları doğrulanmış oldu.

Amy, Birleşik Krallık ve Birleşik Devletler ve diğerleri bunu niye yapıyor? Çünkü, sanırım ki bu başkalarını caydırmak için, yani ibret-i alem olsun diye. Devletin izin vermediği başka her hangi bir malzeme bağlamında diyor ki: “Bakın Julian Assange’a ne oldu? Biz onu hapse tıktık ve ömür boyunca hapiste tutacağız. Ona işkence yaptık.” Amaç da insanları korkutmak. Tabii ki bu işe yaramayacak. Hiçbir zaman işe yaramaz. Çünkü eninde sonunda birileri, hatta, belki mevcut hükümet için çalışan birileri olup biten rezalet karşısında isyan edip patlayacak. Bunu hiç kimse önceden tahmin edemez, önceden hazırlanamaz. Kalkar Snowden gibi biri olup bitene çok kızar ve bu bağlamda bildiği her şeyi ortaya döker. Yani bu, önlem olarak da yaptıkları, bir işe yaramayacak.

Amy Goodman: Tarık Ali ben şimdi Wikileaks’in yayımladığı en korkunç belgelerden birine değinmek istiyorum. 2010 yılına dönüyorum ve Wikileaks’in yayımladığı o inanılmaz belgelerden birine, insanı şok eden, Bağdat’ta iki Reuters çalışanı, biri muhabir, biri şoför dahil, sivillerin hedef alınıp öldürüldüğü ve iki çocuğun yaralandığını gösteren o meşhur askeri videoya dönüyorum. Olayda en az sekiz kişi öldürülmüştü.

Videonun ABD’ye ait askeri bir Apache savaş helikopterinden çekildiği tarih 12 Temmuz 2007. Yani bir helikopterden çekilmiş. Yerdeki bir hedefe, iki Reuters çalışanına odaklanmışlar: genç 22 yaşında yetişmekte olan videograf Namir Noor-Eldeen ve şoförü, 40 yaşında dört çocuklu bir baba, Saeed Chmagh- ikisinin de elinde birer kamera var. Sonra helikopterdeki konuşmaları duyuyorsunuz, askerler gülüyor ve üslerini arıyorlar- yani haydut gibi davranmıyorlar- üstteki amirlerine “Vuralım mı?” diye soruyorlar, amir izin veriyor. İnsanın tüylerini ürperten bir video, bir yandan gülüyor diğer taraftan küfür ediyorlar ve sonra kamera uçağın içinden ve gökyüzünden, yeryüzüne kayıyor ve aşağıda helikopterdeki askerlerin dakikalar önce öldürdüğü insanları görüyorsunuz. Bu video yayınlandığında Julian Assange Amerika Birleşik Devletleri’nde idi; biz de Washington DC’deki bir stüdyoda onunla konuşuyorduk- tarih 2010 Nisan ayı. Assange, İngiltere’deki Ekvator Elçiliği’ne sığınmadan çok önceydi. Video’nun ismini Wikileaks koymuştu: Tali Cinayet.

“Julian Assange: Video ilk elimize geçtiğinde “önemli” olduğu, gazetecilerin öldürülme sahnesini gösterdiği söylenmişti. Bağlamı hakkında başka hiç bir şey bilmiyorduk. Videonun şifresini kırdıktan sonra olayı daha yakından izlemek fırsatımız oldu- ki bu aylar sürdü. İşin içine girip ayrıntılara baktıkça videonun ne kadar rahatsız edici olduğunu fark ettik. Bir açıdan Irak’taki havadan savaşın ne kadar berbat bir şey olduğu, diğer taraftan da Afganistan da olup bitenler hakkında yorum yapmamızı mümkün kıldı. Yani bunu yapan askerler aslında kötü insanlar değildi. Bu standart bir uygulamaydı. Pilotların seslerini dinlediğiniz de, bunun, ofisteki “sıradan bir gün” olduğu sonucuna varıyorsunuz. Bu pilotlar ve bu uzman nişancılar insanlıktan o kadar uzaklaşmışlar ki, öldürmek için sadece bir özüre ihtiyaçları var.”

Amy Goodman: Neyse, işte bu Julian Assange’dı. Wikileaks bu Tali Cinayet videosunu internette yayımladıktan sonra onunla yaptığımız konuşma. Şimdi Londra’da Tarık Ali ve New York’ta Margaret Kunstler ile mülakatımıza devam ediyoruz. Çok kısa bir süre önce bu ikili “Julian Assange’ı Savunmak” isimli yeni yayımlanan bir kitabın editörlüğünü yaptı. Margaret Kunstler, siz bir insan hakları avukatısınız. Niye böyle bir kitap yaptığınızı ve şimdi bu izlediğimiz videonun önemini anlatın lütfen. Askeriye tabii ki bu videoyu yayımlamadı, bunu biliyoruz, onlar da kabul ediyor. Bu da Chelsea Manning ismini gündeme getiriyor.

Margaret Kunstler: Evet öyle.

Amy Goodman: Ki Chelsea Manning şu an hapiste. Aslında yedi yıl sonra özgür bırakılmıştı, ama şimdi başka bir olayla ilgili olarak tekrar cezaevine atıldı.

Margaret Kunstler: Aslında iki olay da birbiri ile yakından alakalı. Ve mesele, Chelsea Manning’in bütün bu malzemeyi Julian Assange’a yollamış olması; bu Reuters’in ricası üzerine oluyor. Reuters’in bu videoyu bulup almak istediğini öğreniyor. Manning de onlara olan biteni anlatıp yardım etmek istiyor. İzlediğinde o kadar şoke olmuş ki..

Amy Goodman: O zaman Irak’ta istihbarat subayı olarak çalışıyor.

Margaret Kunstler: Evet, o zaman Irak’ta bir istihbarat görevlisi ve videoyu görünce o kadar şaşırıyor ki mutlaka bir gazeteciye göstermek istiyor. Tabii bu arada başka yerlere de yollamak istemiş, New York Times ve benzer yerlere de, ama Julian görünce almış ve internete koymuş.

Amy Goodman: Peki sizler bu kitabı niye yaptınız?

Margaret Kunstler: Herkes Julian’a yükleniyordu; biz de düşündük ki eğer olup bitene ilişkin yeterli bilgiyi, Julian’a, Anayasa’ya- Amerikan Anayasası’na, Anayasa’da ilk yapılan değişikliğe4 bunun nasıl bir tehdit oluşturduğunu,- o zaman halkın olup biteni daha iyi anlayıp bunlara karşı çıkacağını, hatta bunlara karşı ciddi tavır alacağını; Julian’ın bu ülkeye getirilip hapiste çürütülmeyeceğini düşündük. Başka türlü olmayacaktı.

Amy Goodman: Şimdi neler olduğunu anlatır mısınız? Şu an hapis. Bir gazetecinin casuslukla suçlanması ilk defa oluyor. Ve ABD’ye gelirse 175 yıl hapis cezası ile karşı karşıya.

Margaret Kunstler: Evet doğru. Casusluk bağlamında hakkında 17 tane suçlama var. Ve dediğiniz gibi bir gazeteci ilk defa casuslukla suçlanıyor. Çünkü şimdiye kadar basına ve muhabirlere, hükümet içinde neler olup bitiyor konusunda geniş bir özgürlük alanı verilmişti. Ve casusluk suçlamaları bu kanun içinde değil. Bu iddianamedeki casusluk suçlamaları Amerikan Anayasa’sındaki ilk değişikliğin ihlali anlamına geliyor. Şuradan okumaya çalışayım:

Amy Goodman: Vaktimiz çok azaldı.

Margaret Kunstler: Çabuk okumaya çalışırım. Bu Hugo Black’in5 Pentagon Belgeleri6 davası bağlamında New York Times’da çıkan ve karar ile mutabık kalan görüşü (1971): “Anayasaya yapılan birinci değişiklikle ülkenin kurucu ataları, demokrasinin gereklerini yerine getirmek açısından özgür basını çok önemsiyordu. Basın yönetilenlere hizmet eder, yönetene değil. Dolayısıyla sonsuza kadar özgür olabilmesi, hükümete baskı yapabilmesi için basının sansürlenmesi yasaklanmıştı. Öyle ki basın, hükümetin tüm sırlarını öğrenecek ve halkı bilgilendirecekti. Hükümetin aldatmacalarını ancak özgür, kısıtlanmamış gazeteler halka aktarabilir.”

Amy Goodman: Evet, bu Hakim Hugo Black’in 1971’deki sözleri idi. “Assange’ı Savunmak” isimli yeni çıkan kitabın editörleri, Margaret Kunstler ve Tarık Ali, size çok teşekkür ederim.

 

Dipnotlar:

1 Chelsea Manning ileride sözü edilecek TALİ CİNAYET videosunu ve ABD’nin Irak Savaşına ait diğer pek çok belgeyi Assange’a sızdıran, ve savaş sırasında Irak’ta görevli Amerikan İstihbarat subayı.

2 Tali Cinayet videosu: Amerikalı askerlerin helikopterden Bağdat’ta sivilleri öldürdüğünü gösteren ve kanıtlayan video.

3 İspanya Ulusal Mahkemesi Türkiye deki istinaf mahkemesi gibi, ilk mahkemelerin kararlarını temyiz ediyor. Belki bizim Anayasa Mahkemesine benzetilebilir.

4 Amerikan Anayasısı’ndaki birinci değişiklik: Amerikan Anayasası’ndaki tüm değişiklikler, anayasanın bir parçası sayılır. Bunlardan ilk onu Anayasa’nın İnsan Hakları bildirgesi yerine geçer ve İnsan Hakları Bildirgesi (Bill Of Rights) olarak anılır.

Birinci değişiklik ABD Anayasası İnsan Hakları Bildirgesi’nin birinci maddesini oluşturur ve şu hükmü içerir: Amerikan Kongresi, bireylerin düşünce, din, ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, ve çeşitli şikayetleri için Hükümete dilekçe verme ve toplanma özgürlüğünü korur. Bu da şöyle yorumlanır:

. ABD hükümeti herhangi bir dini kabul etmeleri için vatandaşlarına baskı yapamaz.

. Amerikan hükümeti bütün vatandaşlarının özgürce konuşmalarını asla engelleyemez.

. Basın korkusuzca, başına bir şey gelebilir endişesine kapılmadan, bunlar hükümet ve ülke açısından olumlu olmasa bile istediği haberleri basıp yayımlayabilir.

. Amerikan vatandaşları istedikleri ortak amaç ve/ya menfaat için bir araya gelebilir ve hükümet buna asla karışamaz.

5 Hugo Black: CIA çalışanı, belki ilk oyunbozan sayılabilecek Daniel Ellsberg’in Vietnam Savaşı’na dair Kongre ve basına sızdırdığı CIA belgeleri hakkında New York Times gazetesine Ellsberg’ü aklayan bir görüş yazan hakim.

6 Pentagon Belgeleri: Vietnam Savaşı hakkındaki gizli CIA bilgi ve belgeleri.

***

***

İklim krizi ve tarım: Küreselleşmenin panzehiri yerelleşmek

02 Aralık 2019

Tarımsal üretim tarzının endüstriyel olması, insan eliyle felakete kaynaklık, geleneksel üretim tarzı (bilge köylü üretimi) ise iklim değişikliğinin yayılmasında engelleyici rolü var.

(İklim Krizi Yazıları/Bianet)

İlk sözler

Hava koşullarında hemen her gün büyük değişiklikler yaşanıyor. Buna genel olarak ‘küresel iklim değişikliği’ diyenler de var, ‘küresel ısınma’ diyenler de, ‘küresel iklim krizi’ diyenler de. Ne dersek diyelim, küresel iklim istikrarsızlaşıyor. Küresel iklimin istikrarsızlaşmasının birçok nedeni var. Bilim insanları ve uzmanlar iklim krizini ekseriyetle sera gazı miktarının artışına bağlıyorlar. Bu olaya insanların yol açtığına inanıyorlar.

Fosil yakıtlar (kömür, petrol, gaz) kullanan fabrikalar ile endüstriyel tarım yapan çiftçiler havaya karbondioksit salıyor. Konut ve tarımsal alan için ormanların yakılması karbondioksidin açığa çıkmasına neden oluyor.

Arabaların egzozlarında ve tarımsal üretimde kullanılan kimyasal gübreler havaya diazotmonoksit gazı yayıyor. Çürümüş bitkiler ve bataklıklar ile çeltik tarlaları metan gazı çıkarıyor. Birçok besi hayvanı, özellikle fabrikasyon üretilen hayvanlar, havaya metan gazı salıyor.

Kentleşmeyle birlikte çöp miktarı arttı. Büyük çöplüklerde çürüyen çöpler de metan gazını açığa çıkarıyor. Kapitalist sisteme bağlı bu gelişmeler insanlarla birlikte bütün canlıların yaşamını etkiliyor. İklimi istikrarsızlaştırıyor.

Enerji   

Fotoğraflar: DHA

Fosil yakıt tüketimi petrol, doğal gaz ve kömürcülerin kasalarını şişiriyor. Ekonomik gereklilik ileri sürülerek tüketim körükleniyor. Yoğun enerji kullanımı artıyor. Kullanımda olan enerji kaynakları petrol, doğal gaz, kömür, Rüzgar Enerji Santralleri (RES), Jeotermal Enerji Santrallerii (JES), Termik santraller, Hidroelektrik Santralleri (HES)…

Kullanımda olan bu enerji çeşitlerinin hepsi doğayı tüketiyor. Bir başka deyişle iklimi istikrarsızlaştırıyor, felakete ve yok oluşa adım adım değil, koşar adım yaklaştırıyor.

Evet, petrol küresel ısınmanın bir numaralı nedeni ya da sanığı… Fosil yakıtlar sınıfından olan petrole aynı aileden doğalgaz ve kömür eşlik ediyor. Yani “doğal” gaz ve kömür, JES, RES, Termik Santral ve HES’ler küresel iklim krizinde petrolün, cürümleri oluyor.

Petrol, ister otomobilde traktörde, ister ısınmada her nerede kullanılırsa kullanılsın yanma sırasında/sonucunda ortaya çıkan karbondioksit iklimin değişmesine, istikrarsızlaşmasına neden oluyor, sera gazlarına katkı koyuyor, kömür ve doğal gazlar gibi.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (UEA), 2030 yılına kadar yaptığı öngörüler şöyle: Atmosfere salınan enerji kaynaklı sera gazları içinde petrolün payı yüzde 39. 2030’da petrolün payının yüzde 35’lere gerileyeceği, doğal gaz payının yüzde 20’den 22’ye çıkacağı tahmin ediliyor. Kömürün payı ise yüzde 27.

Görüldüğü gibi dünyanın para akışı ve politikalarının oturduğu eksenin büyük bölümü hala petrol. Dünyanın en büyük 500 firması arasındaki ilk 10 firmanın beşi petrol şirketleri. Bunlar da; Exxon Mobil, Shell, BP, Chevron ve Total. Geriye kalan 3 firma otomotiv endüstrileri. Bunlar da; General Motors, Toyota, Daimler Chrysler. Otomativ endüstrileri otomobil yani kara taşıtları üretir, otomobiller de petrol tüketir. Petrole dayalı sistem otomativ ve enerji sektörlerine dayalı. Birbirinden besleniyor, semiriyor.

Bu listenin ikinci onunda yine petrol, otomativ ve enerji şirketleri yer alıyor. Örneğin 11. sırada General Elektrik, 12 sırada Ford Motor, 16, sırada Volkswagen boy gösteriyor. Saptanması gereken bir başka nokta ise 1. sırada yer alan Wall- Mart Stores bir gıda firması ciroda birinci sırada ama kârlılıkta 10. sıradaki Total petrol şirketinin gerisinde.

Petrolcüler, otomativciler ve kömürcüler üçlüsü Amerika seçimlerini yönlendirmek için kesenin ağzını açmıyorlar, her daim açık tutuyorlar. Çünkü dünya ekonomi ve politikası üzerinde etkili ve “yetkili” olan Amerika yönetiminde etkili olmak onu ele geçirmek demek; dünyanın diğer ülkelerinde de sömürülerinin önünü açma ve sürdürmeleri demektir. Bunu biliyorlar.

Fosil yakıt lobileri sadece partilere rüşvet pardon bağış yapmakla yetinmiyorlar. Bazı konularda düzenlenen konferanslarda çubuğun kendilerinden yana bükülmesi için sponsor oluyorlar. Sözde bilimsel enstitüler kuruyor ve destekliyorlar.

Ekonomik gereklilik

ABD ve ulusaşırı dev şirketler bütün bunları yaparken, ekonomik gereklilikleri ileri sürüyorlar. Fosil yakıta dayalı enerji olmazsa dünyada ekonomik çöküntünün yaşanacağından dem vuruyorlar. Dünya kamuoyuna öyle propaganda ediyorlar. Bütün dünyanın gözü önünde cereyan eden savaşlarda insanlar öldürülüyor, Tıs yok dünyada!

Fosil yakıtların oluşturduğu sera gazlarının neden olduğu küresel iklim krizinin tarım ve tarımcıyı olumsuz etkileyeceğini, bitkisel üretim ile hayvan yetiştiriciliğinde neden olacağı verim düşüklüğünün dünyayı açlıkla, kıtlıkla karşı karşıya bırakacağından asla söz etmiyorlar.

Küresel iklim değişikliği, bazı ılıman ve subtropikal bölgelerde ürün üretiminde bir miktar artış sağlayabilir, ama diğer bölgelerin çoğunda olumsuz ve yıkıcı etkisi olacağı uzmanlar tarafından alenen dile getiriliyor.

Bir FAO çalışmasının bulguları; iklim değişikliğinin 2050 yılında Afrika’nın pek çok yerinde kuraklığa neden olacağı, 30 milyon Afrikalının daha o tarihe kadar kıtlıktan etkileneceğine işaret ediyor.

Çölleşen arazilerde artık ne kekik, ne o kekiği yiyerek beslenen koyun ve keçiler ne de çiçekten çiçeğe dolaşacak börtü böcek olacak. Ama çölleşen arazilerde avuçlarınızı her daldırdığınızda doldurabileceğiniz kum, her rüzgâr esişte yüzünüzde kum tanecikleri ve yüzünüze çarpan alazdan başka bir şey olmayacak.

Küresel iklim krizinden Türkiye tarımının genel olarak olumsuz etkileneceği ve hali hazırda etkilendiği biliniyor. Çünkü Türkiye’de dünyanın birçok ülkesinde uyguladığı neo liberal politikaları uyguluyor. Tarımını iç dinamikleri ile geliştirmiyor, yönlendirmiyor. ABD kaynaklı yapısal uyum programı ile Aavrupa Birliği’nin Ortak Tarım Projesi (OTP) Türkiye tarımına yön verdi, o rotada ilerliyor. AB ve ABD de tarımın şirketleşmesini, çiftçiliğin ortadan kalkmasını ve tarımda üretim modeli olarak küresel iklim krizini besleyen endüstriyel tarım modelinin uygulanmasından yana.

Tarım iklim değişikliğini, iklim değişikliği de tarımı etkiliyor

Evet; durum böyle sürerse yeryüzünün üçte biri iklim değişikliği nedeniyle çölleşecek… Tarım sistemi bir yandan iklim değişikliğinden olumsuz etkilenirken diğer yandan global gıda sistemi ile birlikte iklim krizine kaynaklık ediyor! Tarımın küresel ısınma karşısındaki bu ikili durumu; tarımda uygulanan tarımsal üretim modeli ile yakından ilgili. Yani tarımda uygulanan tarımsal üretim modeli, iklim değişikliğinin yaygınlaşmasını azaltabilir de, çoğaltabilir de…

Çünkü tarımsal üretim modelinin kendisi iklim değişikliğine neden olan sera gazlarının önemli kaynaklarından birisidir.

Eğer kimyasallar ile sürekli ve yoğun mekanizasyona dayalı üretim tarzı -endüstriyel üretim tarzı- uygulanırsa bundan doğa olumsuz etkilenir. Çünkü endüstriyel tarım tarzı yoğun mekanizasyonu zorunlu kılıyor. Mekanizasyonda kullanılan yakıtlar, bilindiği üzere fosil kökenli yakıtlar. Tarımda kullanılan mekanizasyonla birlikte kimyasal ilaç ve sentetik gübre de üretim girdisi olarak kullanılıyor. Endüstriyel üretim için kullanılan bu girdiler küresel iklim krizini arttırıyor.

Endüstriyel tarım ve global gıda sisteminin iklim krizine etkisi yüzde 44’ler civarında.

Henry Saragih şöyle diyor: “Toplam sera gazının %44 ile 57 arasındaki miktarından endüstriyel tarım ve globalleşmiş gıda sistemi sorumludur.

Bu rakamlar şöyle dağılıyor:

Tarımsal etkinlikler %11-15’inden sorumlu,

Arazi açma ve ormansızlaştırma %15-18 ekliyor,

Gıda işleme, paketleme ve nakliyat %15-20,

Organik atık çürümesi %3-4’ten sorumlu.

Bu demektir ki, şu anki gıda sistemimiz baş kirleticilerdendir. Ayrıca kıtalararası gıda nakli, yoğun monokültür üretim, arazi ve ormanların zarar görmesi, kimyasal girdilerin tarımda kullanılması tarımı bir enerji tüketicisi haline getiriyor. Saragih’in verileri sözü edilen kirleticiliğe tanıklık etmektedir.

La Via Campesina’nın genel koordinatörünün çözüm önerisi şöyle: “…La Via Campesina, iklim değişimine çözüm olarak ‘küçük ölçekli çiftçiler dünyayı soğutuyor’ diyerek topraksız çiftçileri ve küçük aile çiftçileri gösterdi. Ve burada, COP 15’de, biz bu öneriyi tekrarlıyoruz ve bu uygulamanın küresel sera gazı salımını yarıdan fazla azaltacağını da rakamlarla destekliyoruz:

Organik maddeleri toprakta tekrar kazanarak %20-25,

Fabrika (entegre üretim) çiftliklerindeki yoğun et üretimini durdurup, hayvan ve bitki üretimini birlikte yaparak %5-9,

Yerel pazarları ve taze gıdayı gıda sisteminin merkezine yeniden oturtarak &10-12,

Arazi açma ve ormansızlaştırmayı durdurarak emisyonlar %15-18 azaltılabilir.  

Kısacası çiftçiliği devasa küresel tarım şirketlerinin elinden alıp tekrar küçük çiftçinin eline vererek, küresel sera gazı emisyonu yarı yarıya azaltabiliriz. Buna La Via Campesina “Gıda Egemenliği” diyor.

Görüldüğü üzere endüstriyel tarım tarzı yerine toprak, su ve doğa ile dost tarım tarzının –geleneksel tarım tarzı olan Bilge Köylü Tarımı- uygulanması durumunda tarım, iklim değişikliğinin yayılmasını azaltma potansiyeline sahiptir. Çünkü köylü tarımında fosil yakıt, kimyasal ilaç ve kimyasal gübre pek kullanılmaz.

İklim değişikliğinin artması ya da azalması yapılan tarımsal üretim tarzı tercihinin kendisiyle yakından ilgilidir. Tarımsal üretim tarzının endüstriyel olması insan eliyle felakete kaynaklık, geleneksel üretim tarzı (bilge köylü üretimi) ise iklim değişikliğinin yayılmasında engelleyici rolü var.

Son sözler…

Küresel ısınma bazı ülkelerde yağmurları azaltıyor; tarımsal üretimi olumsuz etkiliyor, hayvanları otsuz bırakıyor. Bazı bölgelerde yağmurları yoğunlaştırıyor; toprak erozyonu oluşuyor, yine otun azalmasına neden oluyor. Örneğin Ürdün’de küresel ısınmanın etkisiyle yağmurlar azalmıştır. Ürdün’ün güneyinde binlerce yıldır hububat üretimi yaptıkları topraklarında şimdilerde çiftçiler, yağmur oranının azalmasıyla birlikte hububat üretimini terk ederek topraklarına zeytin ağacı dikmeye başladılar. Çünkü bölgede yağmurlar her yıl daha da azalıyor. Çiftçiler hububat ekimi yerine zeytine yöneliyor, ama bu kez hububatta dışa bağımlı hale geliyor.

Doğru tercih yapmak durumundayız. Çünkü küresel iklim krizi telafisi mümkün olmayacak bir rotada hızla yol alıyor.

İklim değişikliği nedeniyle kırsal yaşanacak olumsuzluktan bitkilerin yanında hayvancılık sektörünün de yaşayacağını; iklimin bu ani değişikliğinin hayvanlarda veba ve başka hastalıklara neden olacağı, bu durumun da hayvanların yetişme esnasında sorunlara ve veriminin ise düşmesine neden olabileceğine uzmanlar işaret ediyor.

Ayrıca yağmurların yoğunlaşmasıyla toprak erozyona uğrar, ot ve dolayısıyla yem azalır. Ot ve yemin azalması sonucunda hayvanlardan elde edilen et ve süt ürünlerinde verimlilik düşer, hayvan sayıları azalır. Bu durum bitkisel üretim ve hayvan yetiştiriciliğinden geçimini sağlayanların geçimini zorlaştırır. Tüm insanlar ile evcil olan ve olmayan hayvanların gıda güvencesi risk altına girer.

İlk elde Bangladeş, Çin, Mısır ve Endonezya gibi nüfus yoğunluğu fazla olan alçak bölge ülkelerinde ürünlerin çok büyük zararlar göreceği belirtilirken diğer ülkelerin bazı bölgelerinin büyük zararlar yaşanacağı yine uzmanlarca dile getiriliyor. Türkiye de ilk elde sayılan ülkeler kadar olmazsa da en çok zarar görecek ülkeler arasında değerlendirilmektedir. Yani Türkiye için ortada bir bilinmezlik durumu yok.

Bir başka gerçeklikte şudur: İklim felaketlerinin başta gelen kurbanları, bu felaketin yaratılmasında en az pay sahibi olanlardır. Kıyı toplulukları, küçük ada sakinleri, köylüler ve hayvancılıkla uğraşan göçerler…

Kapitalistler tarafından “hayat standardını yükseltme”“hayat kalitelerini arttırma” doğayı tüketme olduğu görmezden gelinir.

Doğayı tüketmenin büyüme olarak sunulduğu ekonomik sistem kendisini mercek altına alıp incelemediği gibi doğanın tüketimini paraya çevirip maliyetlerin içerisine katmaz. Ayrıca ihtiyaçtan fazla kaynağı bulduğunda onu saklamak, ihtiyaç hasıl olduğunda kullanmak yerine bulduğu kaynağa talep yaratıp, tüketime sunmak ve paraya tahvil etmek için hiçbir fırsat ve zamanı kaçırmamaktadır. Kapitalizm talep karşılamaktan çok yeni talep yaratmakta daha arzulu, mahir…

Tarımın küremizi soğutmasına karşı, küreselleşmenin panzehiri olan yerelleşmeyi, global gıda sisteminin alternatifi olarak devreye alarak, kendimize ve küremize şans vermeliyiz!

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Pazartesi  Ali Bilge’yle Ekonomi Politik

ekonomipolitik20191202

***

‘Ekonomi Politik’: NATO, NATO Zirvesi ve Türkiye’nin NATO’yla son dönemdeki ilişkisi

04 Aralık 2019
Fotoğraf: nytimes.com

Açık Gazete’nin Ekonomi Politik köşesinde Ali Bilge, gündemdeki son gelişmeleri Açık Radyo dinleyicileri için değerlendirdi.

Ömer Madra: Günaydın Ali bey!

Ali Bilge: Günaydın Ömer bey, günaydın Can, günaydın Selahattin, merhabalar, iyi haftalar hepinize.

Can Tonbil: Günaydın efendim, sabah şerifleriniz hayır olsun!

AB: Hep birlikte Cancığım hayırlı olsun!

ÖM: Evet hayırlı olsun!

AB: Ana konumuza girmeden size bir soru yönelteyim, ’iklim enternasyonali’ nasıl gidiyor?

ÖM: Muazzam!

AB: Ben, dünya genelinde yaşadığımız tüm protestolara, etkinliklere ve dayanışmaya  ‘iklim enternasyonali’ diyorum.

ÖM: Biraz özetlemeye çalıştık, özetlenemeyecek kadar çok yüksek sayıda ama hem gösteriler, milyonlarca kişi sadece bu ‘Kara Cuma’ diye adlandırılan şeye karşı çıktı. Time dergisinde, 152 ülkede 2300 şehirde cereyan etmiş olduğu söyleniyor, 2 milyon civarında insandan bahsediliyor. Bazı yerlerde 100 binlerden bahsediliyor, Almanya’da 63 bin kişi filan katılmış galiba.

CT: Biz de hem radyoda hem de etkinliklerde çalışmaya devam ediyoruz.

AB: Kolay gelsin.

CT: Teşekkürler.

ÖM: Ayrıca da BM genel sekreterinin zehir zemberek bir açıklaması, hiç görülmemiş şiddette “Çıkmaz yolun artık içine girdik ama hâlâ vaktimiz var” diyen bir açıklaması var, ondan da bahsettik. BM’nin iklim krizi raporlarını söyledik, bir de Dünya Yeryüzü Sistemi Uyarısı diye bir örgüt kuruldu aslında hem iklim değişikliği, hem dünyanın biyolojik çeşitliliğini korumak yani topraklarını, sularını, havasını ve taze su sistemlerini korumak üzere dünyanın önde gelen bilim insanlarının kurduğu, büyük şirketlerle ve şehirlerle de işbirliği yaparak geliştirdikleri bir şey var, ondan da bahsettik.

AB: Peki o zaman, iklim zirvelerinden NATO zirvesine geçiş yapabiliriz, 3-4 Aralık’ta Londra’da NATO zirvesi toplanıyor. Bu zirve Türkiye’nin örgütle olan ilişkilerinde sorunların zirve yaptığı bir döneme denk geliyor. Bu sorunlardan karşılıklı bahsedelim.

ÖM: Lütfen.

AB: NATO’nun gündeminde ne var? Türkiye NATO ilişkileri neden gerilimli duruma geldi? NATO genel sekreterinin açıklamasına göre NATO’da müttefiklerin katkılarının, bütçelerinin artırılması gündemde. 2020 yılında NATO ülkeleri 130 milyar dolarlık savunma yatırımı yapacakmış, 2024 sonuna kadar savunma harcamalarının 400 milyar doları bulacağı belirtiliyor.

ÖM: Ne zaman?

AB: 2024’te 400 milyar dolar olacakmış, önümüzdeki yıllarda askeri harcamalarda NATO bünyesinde  ciddi artış olacağını ortaya konan projeksiyonlar bunlar. Biliyorsunuz, ABD uzunca bir süredir NATO’da diğer üye ülkelerin elini cebine atması gerektiğini vurguluyordu.

ÖM: Pardon 2024’de kaç demiştiniz Ali bey?

AB: 400 milyar dolar olacak savunma harcamaları.

ÖM: Neredeyse 3 katı.

AB: Evet NATO genel sekreteri Jens Stoltenberg yarın başlayacak zirvenin gündemini açıklarken söyledi bunları. Ayrıca uzayın bir operasyon alanı olarak tanımlanması gündeme geliyor. Çin ve Rusya ile olan sorunlar ele alınıyor. Orta menzilli nükleer kuvvetler anlaşmasını Rusya’nın ihlal ettiği vurgulanıyor, NATO’nun nükleer caydırıcılığı meselesi yarınki konuların içinde. Biliyorsunuz NATO özellikle soğuk savaşın bitiminden sonra daha çok Amerika’nın patronajı altında çalışan bir örgüt.  Soğuk savaş sonrası tartışmalı bir kurum oldu, NATO’nun geleceğine ilişkin yaklaşımlar polemik konusu oldu. Tabii, 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan tüm uluslararası örgütlerde ABD patronajı görülür. Avrupa ile yaşanan polemiklerde de bu duruma şahit olduk. Özellikle Irak’a müdahalede Avrupa’ya karşı dönemin ABD Başkanı Bush’un tutumunda da görmüştük. NATO ve üye ülkeler arası ilişkiler bugün de çok ciddi problemleri barındırıyor. Bu problemlerin başında da Türkiye ile ilgili hususlar geliyor. Birinci önemli mesele; Türkiye’nin Suriye müdahalesinin üye ülkeler nezdinde yanlış bulunmasının yarattığı gerginlik. Üye ülkelerin, YPG’yi terör örgütü olarak görmediğini ileri süren Türkiye, Suriye’ye yaptığı müdahaleyi onaylamamaları nedeniyle, karşılık olarak NATO’nun Baltık savunma planını imzalamıyor, desteklemiyor. NATO oy birliği ile karar alan bir organizasyon, BM gibi 5 üye ülkenin vesayetinde olan bir kurum değil. BM’ye göre daha demokratik bir yapısı var, bütün kararlar üye ülkelerin ortak kararıyla alınıyor, oy birliği ile çıkıyor.

ÖM: Evet Cumhurbaşkanı sürekli eleştiriyordu BM’nin bu veto mekanizmasını, yani güvenlik konseyindeki 5 daimi üyenin oyu olmadan “5 bütün dünyadan büyük değildir” diye de söylüyordu.

AB: Aslında 2. Dünya Savaşı sonrasında BM kuruluş toplantılarında da bu mesele çok konuşuldu, bir de uluslararası adalet mekanizmasına ilişkin konular, neyse oraya girmeyelim, şu anda NATO’da önemli bir problem bu. Türkiye YPG’nin terör örgütü sayılmasını talep ederek Baltık savunma sistemini onaylamıyor, engellemiş durumda. Yarınki zirvede konuşulacak ikinci önemli bir hususta şu:  Türkiye’nin Rusya savunma sistemi olan S400’leri satın alması ve kullanım hazırlıkları içinde olması ve de Rusya ile olan askeri ilişkileri. Bu durum ABD, diğer NATO ülkeleri tarafından çok ciddi bir şekilde dile getiriliyor, eleştiriliyor. Üçüncü önemli bir hususu The Ekonomist’ten öğrendik. Dergi, “NATO zirvesinde birçok liderin aklında Türkiye’deki nükleer bombalar olacak” diyor.  Dergide, Türkiye’de konuşlandırılmış Amerikan nükleer silahlarının ABD ve Avrupalı NATO müttefiklerinde kaygılara yol açtığını anlatan bir yazı yayınlandı

ÖM: İncirlik üssünde.

AB: İncirlik üssünde ağırlıklı olmak üzere, galiba Avrupa’da 5 ülkede, 150 adet nükleer başlık varmış, bunun 60-70’i Türkiye ve İtalya’da bulunuyormuş, Türkiye’dekilerin büyük bir çoğunluğu da İncirlik Üssü’nde. Türkiye soğuk savaş döneminde nükleer başlıklı füzelerin deposu haline gelmiş bir ülke oldu. O dönemde bu konuların konuşulması bile mümkün değildi. Geçmişte Türkiye’de bulunan nükleer başlıklarla ilgili bazı problemler yaşanmıştı. Kıbrıs müdahalesi ve Haşhaş ekiminin sınırlandırılmasının kaldırılması sonrasında, Türkiye’ye uygulanan askeri ambargo  nedeniyle ülkemizde bulunan nükleer silahlar hususu gündeme gelmişti. En son 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında da, bu meselenin gündeme gelmiş olduğu yayınlanan makalede belirtiliyor. Türkiye kaynaklı kaygı ve sorunlardan bir tanesi de böyle. Dördüncü konu yine Türkiye kaynaklı; Doğu Akdeniz’de Mısır, Kıbrıs, İsrail ve Yunanistan’ın ortaklaşa sürdürdüğü doğalgaz arama ve üretim meseleleri nedeniyle Türkiye ile yaşanan gerilim. Türkiye bu ülkelerin arama ve üretim faaliyeti içinde olduğu bölgeden hak talep ediyor ve arama faaliyeti sürdürüyor. ABD ve AB Türkiye’nin tutumunu protesto ediyor. Ayrıca geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin bu konuda yeni bir atağı oldu. Türkiye, Doğu Akdeniz’deki mevcut duruma karşılık olarak Libya’daki İhvancı yönetimle bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma, Yunanistan’ın özellikle Girit’deki sınırını tehdit ettiğini ileri süren bir anlaşma. Bu da yeni  bir gerilim konusu.. Yunan Başbakanı Mitçotakis dün “Uluslararası hukuk çiğneniyor, NATO zirvesinde Türkiye’nin bu tutumunu gündeme getireceğim” dedi .

Türkiye Baltık savunma sistemini tıkaması, S400’lerin alınması, Doğu Akdeniz’deki problemler, aynı zamanda Libya ile son yapılan mutabakat sonrasında gösterilen tepki, Suriye’deki Barış Pınarı Harekatı, önceki Afrin müdahalesi gibi konular, bir NATO ülkesinin diğer üyelerle mutabık kalmadan yaptığı aykırı hareketler olarak nitelendiriliyor.

Nitekim bütün bu yekûn sorunlar sonucunda önce Jacques Attali dile getirdi. Jacques Attali, 2000’lerin başlarında çok ismini duyduğumuz bir ekonomist, Mitterand’ın danışmanıydı. Jacques Attali, hatta bir ara Avrupa Yatırım Bankası başkanlığı yaptı. Macron’un da yakın çevresinde bulunan yakın isimlerden. Attali, Türkiye’nin Barış Pınarı Harekatı nedeniyle “NATO öldü Avrupa’da yalnızız” dedi. Bir NATO ülkesinin Rus silahlarını alması ve bağımsız şekilde Suriye’de bir harekat başlatması, aynı zamanda ABD’nin de tek başına Suriye’den çekilme kararını NATO’ya danışmadan alması gibi hususları öne sürerek dedi ki “NATO’da  beyin ölümü gerçekleşti!” Malum Fransız Cumhurbaşkanı Macron’ da bu açıklamayı destekledi. Hem Trump’ı, hem de Türkiye’yi eleştirerek “NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğini” söyledi. Sonra  Erdoğan’ın “Sen önce kendi beyin ölümünü kontrol ettir!” çıkışı oldu Macron’a. Daha sonra Fransız kamuoyundan Erdoğan’ın söylediği sözler için “Bu bir yorum değil bir hakaret”  değerlendirilmesi yapıldı, hala daha yapılıyor .

ÖM: Evet Paris büyükelçisi de çağırıldı galiba cumhurbaşkanına Fransa’da bir diplomatik usul olarak olabilecek uç eylemlerden bir tanesi yani… “Bu hakarettir, bunun bir eleştiri filan değil başkan Macron’a doğrudan hakaret” diye Paris’in Türkiye büyükelçisini huzura çağırıp sordular.

AB: Evet. Aynı durum Yunanistan’da da oldu. Türkiye’nin Atina büyükelçisi Mitçotakis tarafından, Yunan hükümeti tarafından çağırıldı. Bunlar artık Türkiye dış politikasında sıradan günlük hareketler haline geldi! Macron’un açıklamalarını “uç açıklama”, henüz beyin ölümü gerçekleşmedi, diyen Merkel ve diğer ülke yöneticileri var. Ama Macron’a “Asıl senin beynin ölmüş” diyen Erdoğan’dan başkası yok..  Aslında, evet NATO’nun beyni ABD, son yıllarda da ABD’nin beyninde bir inşaatçı, emlakçı olunca problemler büyüyor, Amerikan dış politikasında, Dünya sahnesinde bir Trump pozisyonu var ve Trump pozisyonu dünyanın başına inanılmaz sorunlara yol açıyor. Evet NATO’nun beyninde bu bağlamda baktığımızda bir problem bulunuyor..!

Fransızların Chirac’tan bu yana başka bir projeyi gündeme getiriyorlardı, NATO’da yaşanan problemler nedeniyle bir Avrupa ordusu projesi üzerinde duruyorlardı. Evet sonuç olarak “Senin  beynin ölmüş açıklaması” var olan gerilimi daha da artırdı. Fransız kamuoyu ve entelektüelleri sert tepki gösterdiler. Henri Levy’nin bir açıklaması var, okuyorum; “Erdoğan’ın bakış açısına göre Kürtleri savunmak, muhalifleri serbest bırakmak, demokrasiye saygı göstermek, uluslararası anlaşmalara ve insan haklarına sadık kalmak tam bir delilik. Pamuk’un Türkiye’si daha iyisine layık” diyor Levy. Türkiye’ye yaptırımın  gündeme getirilmesi de, Fransız kamuoyunda  konuşuluyor.
ÖM: Bu NATO zirvesi nerede oluyor?

AB: Londra’da. Bu arada tabii NATO geleceği açısından bir de Brexit meselesi var,  Birleşik Krallığın AB’den  ayrılması ile NATO’da gelecekteki durumu da endişe duyulan meselelerden birisi.

Tüm bu sorunlardan sonra başka bir vaziyete de işaret edelim. NATO ile çok çeşitli aykırılıkların , ayrılıkların, deve dişi gibi sorunların yaşanmasına karşın,  bir yandan da “NATO’dan kimse bizi çıkaramaz, çıkaranın beyni ölmüştür, NATO benimdir, biz NATO’dan ayrılamayız ” diyen bir Türkiye var, Erdoğan, sözcüsü ve milli savunma bakanının bu şekilde açıklamalarıyla karşı karşıyayız. Türkiye “Hem S400 alır, Rus silahlarını kullanırım, hem de NATO’da yer alırım” diyor. Ancak, bu pozisyon ne kadar sürdürülebilir bir pozisyon, pek konuşulmuyor. Bu politika sürdürülebilir bir olmaktan çıkmış durumda.  “Ordumla giderim Suriye’de harekat yaparım, Doğu Akdeniz’de var olan anlaşmaları konuşmam, münhasır ekonomik bölge ilan etmeden, mutabakat anlaşmaları yapabilirim” vb. tutumlarla nereye kadar gidebilirsiniz? Sadece NATO ile anlattığım sorunlar, Türkiye’nin dış politikadaki içinde bulunduğu yalnızlık, geleceği açısından içler acısı bir duruma işaret ediyor.
ÖM: Ama bir de aynı zamanda belki de şunu da dikkate almamız gerekir, yani bu anlamda gerek Almanya’nın silah mesela başta olmak üzere ticaretinde bir kısıtlamaya gitmeden devam etmesi Türkiye’ye ya da Donald Trump’ın da benzer şekilde hareket ediyor ‘NATO benim’ diyerek hareket etmesi de Türkiye’nin tavrından çok büyük ayrılıklar göstermeyen bir sürü yaklaşım da var. O yüzden mesele sanıldığından, yani görüldüğünden daha da girift oluyor tabii. Değerler üzerinde, ilkeler üzerinde değil de doğrudan doğruya menfaatler üzerinde çıkarlar üzerinde yapılan bir pazarlıklar silsilesi, her türlü çifte standardı da mümkün kılıyor tabii.

AB: Pek çok konuda yapılan sert çıkışlar ve açıklamalar iç kamuoyu için yapılıyor, mesela S400 meseleleri gibi. S400’e ilişkin geçen hafta Ankara’da test çalışmaları filan oldu biliyorsunuz F16’lar Ankara semalarında uçtu. Bu arada bir Rus askeri yetkilinin Sputnik’te açıklamasını okudum, ilginç geldi, paylaşmak istiyorum. Bu yetkilinin ismi Dr. Konstantin Sivkov, görevi çok uzun, Rusya Füze ve Topçu Bilimleri Akademisi Başkan Yardımcısı ve Jeopolitik Sorunlar Akademisi Birinci Başkan Yardımcısıymış kendileri, diyor ki “Türkiye’nin eski Alman tankları, eskimekten dağılan Amerikan F16 avcı uçakları için herhangi bir indirim bile olmadan eksiksiz ödeme yaptığının bilinmesini gerekir.” Biz bunları bilmiyoruz ama Sivkov biliyor, eski Alman tanklarının ve F16 uçaklarının -ki dağılan uçaklarmış bunlar, bu bozuk, geri silahların bedelinin tamamını ödemişiz. Şimdi Amerikalılar ve NATO Patriotlar için para istiyor. İttifak ülkeleri Türkiye’ye herhangi bir şey sunmazken Rusya en iyi ve mali bakımdan uygun silahları S400’leri ve avcı uçaklarını önerdi ve bizimkiler F16 uçaklarının savaşma yeteneklerinden çok daha üstün ve verimli. Sivkov; Türkiye adına konuşmaya devam ediyor. “Türkiye bu tehlikelerin bilincinde ve silah sistemlerini çeşitlendiriyor, S400’ler bu amaç için alındı, S400’lerden vazgeçme, onları yok etme niyetinde değil” diyor ve “Türkiye çok yakında  SU35 ve SU57 uçaklarını da satın alacak, (bu konudan daha önceki programlarımızda  bahsetmiştik) bu imkanları da değerlendiriyor” diyor. Askeri ilişkilerin Rusya ile bayağı ilerlediğine şahit oluyoruz, tüm bu açıklamalar böyle olduğunu gösteriyor. Ancak daha önce etkili bir Rus askeri yetkili Rusya Federasyonu Başbakan Yardımcısı Yuri Borisov, (bu hususu da  2 ay önce  gündeme getirmiştik) Rusya savunma sanayinin bir ekonomik dar boğazda olduğunu 40 milyar dolarlık bir ek kaynağa ihtiyaç olduğunu söylemişti, ki biz o sırada S400’lerin parça parça Ankara Mürted Havalimanı’na gelişine şahit oluyorduk.

ÖM: 25. İklim Zirvesi yılı ki dünyanın muhtemelen sonuna vardığımızı çok net olarak Antonio Guterres BM genel sekreteri yani dünya örgütünün, dünyanın tek bütün ülkelerinin üye olduğu siyasi örgüt, onun başkanı “Yolun sonuna geldik!” diye resmen söyledi ve bu zirvenin olabilecek en önemli zirve olduğunu söyledi. 25.’si yapılıyor iklimle ilgili. COP diye adlandırılıyor yani taraflar konferansı, bundan gazetelerde hiç bahis yok, NATO’daki zirve için ise Sabah’ta, Akşam’da, Star’da ve Yeni Şafak’ta başta onlar olmak üzere hükümete yakın gazetelerde çok daha kuvvetli bir şey var. Hatta Akşam gazetesi “NATO’ya çağrısı!” diye “NATO’yu reforme etmek üzere bir hamle” diye manşete almış. Reform talebinde bulunacakmış, öncelikler siber güvenlik, terörizm ve dost/düşman tanımı. Star’da “Kritik zirve yarın başlıyor” diye manşet atmış “Bugün için NATO’dan güncelleme isteyeceğiz” diyor. Aynı şekilde Yeni Şafak gazetesi de sür manşetten “Zirve için de zirve, NATO gündemi yoğun!” demiş.

AB: Türkiye’nin dünyada, Avrupa’da yalnızlığını ve gerçekten problemli bir ülke olarak durumunu işaret etmekten çok uzak başlıklar. Güdümlü saray medyasından da başka bir şey beklemekte olmaz. . Bakın Nijerya’da Boko Haram’a silah yardımı sağlamakla suçlandı Türkiye’yi geçen hafta.

ÖM: Boko Haram’a mı?

CT: Boko Haram’a mı?

AB: Evet.

ÖM: Bunu duymadık çok önemli bir atlatma haber, bizi atlattınız Ali bey!

AB: Valla bilmiyorum. Her hafta  olmuyor!

ÖM: Boko Haram’a ha, vay canına!

AB: Haber Avrupa Forum’da yayınlandı, kaynak Morning Star. Diyor ki, “Türkiye, Nijerya ordusu tarafından bir “terör devleti” olarak nitelendirildi ve üst düzey bir ordu yetkilisine göre, cihatçı Boko Haram’a “sofistike silahlar” sağladığı iddiasıyla soruşturuluyor.” 

Şimdi bu durumda NATO zirvesindesiniz, herkesle bir problem yumağı içindesiniz ve ekonominizin bir ayağı çukurda. Gün oluyor; NATO’nun beyninden bir tweet geliyor ve diyor ki “Ekonomini mahvederim!” kur semaya yürüyor “Mal varlığını araştırırım, açıklarım!” geri adım geliyor , “Al papazı ver papazı deyip”, yutkunuyorsunuz “Bak Halk Bankası elimde!” diyor, cümle sonuna “Bak böyle olursa yaptırım gelir!” tehditleri her daim gündemde tutuluyor. Sorun tırmandırılıyor sonra geri adım atılıyor. Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti için Rum tarafı S300 almıştı, o depolarda kaldı malum âliniz, velhasıl Türkiye’nin hem Rusya ile hem de Amerika ve NATO ile bu şekilde ilişki sürdürmesi pek mümkün değil. Amerika’nın emlakçı-inşaatçı başkanıyla bir yol tutturmaya çalışıyor ama gider bir yol değil. Dolayısıyla gazete başlıkların hükmü önemi yok. Tabii şöyle bir ironik durum var, Türkiye NATO’ya girerken hangi tehdit nedeniyle girmişti? Rusya değil mi?

ÖM: Evet.

AB: Rusya bizden molotov Selim Sarper işte o zamanki büyükelçi…

ÖM: Ve Kore’de de savaş, ABD ile beraber Kuzey Kore, ikiye bölünecek olan Kore’deki savaşa zaten Kunuri’nin de yeni 70. yıldönümünü andık Kunuri savaşının da.

AB: Kunuri 1952, 1949’da NATO kuruluyor ancak 2 kez Türkiye’nin başvurusu reddedildi. Sürekli “Bizi almazsanız Sovyetler, Rusya bizi ham yapacak“ diyoruz, kapılarını önünde, onlar sizi bir Kore’de görelim bakalım dediler, Kore’ye asker gönderdikten, binlerce şehit ve gazi verdikten sonra 1952  yılında NATO’ya kabul edildik.

ÖM: İşte Kunuri’ye giderek.

AB: Kunuri’ye giderek “Sovyetler Birliği, Rusya bize tehdit ediyor” deyince bizi aldılar NATO’ya sonra. Şimdi de Rusya ile ballı lokma tatlısı olduktan sonra NATO ile olan ilişkiler grileşti, neredeyse NATO’dan çıkarılacak duruma gelindi. NATO’ya girerken de Rusya, ayrılık rüzgarları eserken de Rusya faktörü karşınızda…

ÖM: Ben düzeltiyorum 70 dedim ama 67. yıldönümü imiş.

AB: Evet, şimdi aklıma geldi, bizim NATO’ya girişimiz bir âlemdir, zaman zaman bu programlarda incelediğimiz dile getirmişizdir. NATO’ya kabul  edilmeden önce İncirlik Üssü kurulmaya başlanmış,  İncirlik üssünün kurulacağı arazinin kamulaştırması 1951’de başlamıştır. İnanılır gibi değil ama gerçek böyle. Bu ilişkiler hep gizli olmuştur. Türkiye’nin dış politikadaki yalnızlığı, içinde bulunduğu açmazlar, Türkiye içinde yaşadıklarımızla örtüşüyor. Hasan Cemal’in pasaportuna el konulduğu bir Türkiye’nin dışarıda ne şekilde konuşulduğu da malum. Hasan Cemal’i merak ediyorum, askeri darbelerde pasaportuna el konulmuş muydu? 12 Mart’ta ve 12 Eylül’de ..

ÖM: Hatırlamıyorum. T24 yazarı, gazeteci, duayen gazeteci diye biliriz artık 10 küsur kitabı da olan Hasan Cemal’e yurt dışına çıkış yasağı getirildi evet, onu da söylememiştik bu vesile ile söyleyelim. Önemli, çok önemli bir haber yani “Berlin’e gitmek için eşiyle birlikte İstanbul havalimanına gelen Hasan Cemal’in pasaportuna el kondu. 12:30 uçağı ile Almanya’nın Berlin kentine gitmek için giden…” Yurt dışına çıkış yasağı olduğu bildiriliyor. İmzalatılan tebliğ tebellüğ tutanağında da 11 Kasım çıkış yasağının, neden 11 Kasım’daki şey 1 Aralık’ta oluyor, onu da bilmiyorum. Hasan Cemal’in avukatı Fikret İlkiz de İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurarak yurt dışına çıkış yasağını içeren adli kontrol tedbirinin kaldırılmasını istiyor. Bir acayip şey daha var o da 2017/297 dosya numaralı A99 kodlu mahkeme kararı tahdit kaydı, yani yurt dışına çıkış yasağına istinaden tahdit kaydı tespit edildi diyor. Çok eski bir davanın beraatla sonuçlanmış, sonra birkaç aya indirilmiş, ondan sonra da para cezasına çevrilmiş ama ona itiraz etmiş mahkeme, vs. çok çok acayip bir şekilde böyle bir durum var.

AB: Pasaportuna el konulan ve hapisteki gazeteci sayısıyla dünya rekortmeniyiz. Başka konularımız vardı, özellikle belediyelerin dış finansman kaynakları üzerinde konulan ipotekleri konuşacaktık.

ÖM: Ama vaktimiz kalmadı.

AB: Evet kalmadı ona başka zaman değinelim ve size iyi yayınlar dileyelim.

ÖM: Çok teşekkür ederiz Ali Bey görüşmek üzere.

AB: Hoşça kalın!

09:50 – 10:00 İzel Rozental ile Haftanın Karikatürleri (Açık Gazete’de yeni köşe)

haftaninkarikaturleri20191202

Sevgili dostumuz çizer İzel Rozental dünyadan ve Türkiye’den seçtiği haftanın karikatürlerini radyoda anlatıyor.

facebook.com/izel.rozental

***

Bu haftanın ana konusu: FridaysForFuture Kara Cuma’ya karşı.
Çılgın Cuma etkisi sürüyor: Bu hafta karikatürlerimiz promosyonlu, 5 dinleyene 2 adet hediye! İzel Rozental ile Haftanın Karikatürleri pazartesi sabahları saat 9.50’den itibaren, 94.9 Açık Radyo’da Açık Gazete programında…

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar
***

Haftanın Karikatürleri: 2 Aralık 2019

03 Aralık 2019

Bu haftaki programda ele aldığımız karikatürler burada..

Açık gazete 77

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 Kamusla Güreş (Yeni program) / Hazırlayanlar: Didem Gürzap ve Kerem Doğan

kamuslargures02.12.2019

Kelimelerin, hayata dokunan anlamları, güncel ve geçmişe dayalı anlam ve çağrışımlarıyla tekrar ele alınacağı bir program

zz8

Kamusla Güreş kayıt arşivi

Kamusla Güreş Twitter

Didem Gürzap Twitter

11:00 – 12:00 Bisiklet Zinciri (Yeni program) / Hazırlayan: Muzaffer Çorlu

Müzik programcımız Muzaffer Çorlu yıllar sonra heyecanlı bir dönüş yapıyor. Programda müzik, filim ve bilim üst şemsiyesi altında besteciler, bilim insanları ve dahi siyasetçiler nöro-bilimdeki yeni gelişmelerle birlikte ele alınıyor.

Bisiklet Zinciri kayıt arşivi

12:00 – 13:00 Caz Club / İçinden Caz Geçenler / Dağhan İş

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00  Babil’den Sonra / Rüzgâra Bırakılmış Sesler / Hazırlayan: Ercüment Gürçay

135acikradyo94.9babildensonraengelsizduslerrosaeskenazy02122019

zz7

facebook.com/ercumentgr

***

Görüntünün olası içeriği: yazı

Ercüment GürçayBora Akdemir ile birlikte.

AÇIK RADYO (94.9) BABİL’DEN SONRA: ENGELSİZ DÜŞLER & ROSA ESKENAZİ

2 Aralık Pazartesi saat 13.00’de iki program konuğum olacak. Programda, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’de yer alan, insan hakları ve eşitlik ilkeleri doğrultusunda özel gereksinimli bireylerin, gerekli destek ve hizmetleri alarak, eğitim ve istihdam başta olmak üzere tüm alanlarda dünya standartlarında toplumsal entegrasyonlarının sağlanması amacıyla çalışan “ENGELSİZ DÜŞLER DERNEĞİ”nden BORA AKDEMİR ve ZAFER ULUTAŞ ile 3 Aralık “ULUSLARARASI ENGELLİLER GÜNÜ” öncesinde derneğin çalışmalarını konuşacağız.

Programda 1895’te İstanbul’da doğan ve 2 Aralık 1980’de Atina’da hayata veda eden Rebetiko şarkıcısı ROSA ESKENAZİ’den seçtiğimiz şarkıları da birlikte dinleyeceğiz..

14:00 – 14:30 Hamişden Sesler / Şenay Özden ve Özhan Önder / Suriye ve Suriyeliler hakkında sürgünden sesler

hamisdensesler20191202

Hamişden Sesler kayıt arşivi

14:30 – 15:30 Opus 94 9 / Berna Uzunoğlu

Daha önceki dönemlerde her bölümünü dâhi bir besteciye ayrılan programda, 39. yayın döneminden itibaren her bölümünü bir müzik enstrümanına ayrılıyor.

15:30 – 16:30 Yolgeçen / Rahmi Öğdül ve Evrim Altuğ / Hayatî ve kitabî patikaların kesiştiği yol ağızlarında ayaküstü konuşmalar

16:30 Hariçten Sanat (Yeni Program) / Gezegenden Kültür-Sanat Haberleri / Hazırlayan: Çelenk Bafra

harictensanat20191202

acikradyo.com.tr/program/144512/kayit-arsivi/hariçten-sanat

Programda özellikle Türkiye’yi ilgilendiren ve/ya Türkiye’den katılımcılara yer veren uluslararası sanat gündeminden bir kesit sunulacak. Müzeler, bienaller ve sergilere özellikle odaklanarak geniş bir perspektifle sanat, mimarlık, tasarım ve müzecilik alanlarındaki yeni gelişmeleri, haberleri ve güncel tartışmaları incelenecek.

Hariçten Sanat kayıt arşivi

facebook.com/celenk.bafra

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20191202

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 2 Aralık 2019

02 Aralık 2019
Fotoğraf: TEMA Vakfı

Kanal İstanbul Projesi’nin ÇED raporu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda TEMA Vakfı temsilcisinin de katılımıyla gerçekleştirilen İDK Toplantısı’nda değerlendirildi.

Kanal İstanbul Projesi’nin ÇED raporu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda TEMA Vakfı temsilcisinin de katılımıyla gerçekleştirilen İDK Toplantısı’nda değerlendirildi. Projenin İstanbul ve Marmara Bölgesi’nde oluşturacağı risklerin toplumla paylaşılması gerektiğine dikkat çeken TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “Kanal İstanbul’un sadece bir deniz yolu ulaşımı projesi olarak değerlendirilmemesi gerekir. Çünkü projenin şehrin tüm karasal ve denizel yaşam alanlarını, yer altı suyu sistemini ve ulaşım sistemini tamamen değiştirmesi söz konusu. Bu nedenle Kanal İstanbul Projesi’nin üst ölçekli mekânsal planlama ve stratejik çevresel değerlendirme çalışmalarının mutlaka yapılması gerekmekte. Projenin bu süreçler dışında tutularak sadece ÇED süreci ile hayata geçirilmesi, gelecekte karşılaşılması muhtemel risklerin ve yaşanacak olumsuz sonuçların toplumla ve projeden doğrudan etkilenecek olan kesimlerle paylaşılmaması anlamına gelmekte” dedi. Kanal İstanbul Projesi’nin gerçekleşmesi halinde, büyük bölümü Avrupa Yakası’nda yer alan tarım arazilerinin hızla yapılaşmaya açılması riski bulunuyor. ÇED raporunda, proje alanının %52,16’sının tarım arazisi olduğu belirtiliyor. Ancak tarım arazisi kaybı sadece kanalın geçtiği güzergâhtaki tarım arazileri ile sınırlı kalmayarak kanal çevresinde oluşacak yapılaşmalar nedeniyle çok daha vahim boyutlara ulaşabilir. Kanal İstanbul Projesi ile 8 milyon nüfuslu, 97.600 hektarlık bir ada oluşturuluyor ve bu alanda nüfusun daha da artması söz konusu. Böylesine yoğun nüfuslu ve deprem bölgesinde olan bir alanda yapılması planlanan kanalın olası bir depremde yanal ve düşey hareketlere karşı nasıl bir tepki vereceği ÇED raporunda öngörülmüyor. Ayrıca ÇED raporunda olası bir depremde adada yaşayacak nüfusun nasıl tahliye edileceği konusuna da değinilmiyor. Projenin ÇED raporuna göre İstanbul’un temel su kaynaklarından biri olan Sazlıdere Barajı kullanım dışı kalmakta. Ayrıca, Silivri, Çatalca ve Büyükçekmece ilçelerinin altında yoğunlaşmış yer altı suyu havzaları, iklim değişikliği kaynaklı kuraklık karşısında hayati öneme sahip tatlı su rezervleri ve önemli miktarda tarım arazisini sulayabilecek potansiyele sahip. Deniz suyundan yer altı sularına bir sızıntı olması durumunda tüm Avrupa Yakası’ndaki yer altı sularında geri dönüşü olmayacak şekilde tuzlanma riski bulunuyor.

WWF termik santrallerin filtresiz çalışması konusuna ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada ‘’Kömürle çalışan termik santrallere 2,5 yıl daha havayı kirletme izni veren yasal düzenleme Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilerek yürürlüğe girdi. Üçü hariç özel şirketler tarafından çalıştırılan ve toplam sayısı 15 olan termik santrallerde, 2013 yılından bu yana gerekli düzenlemeler yapılmadığı için, insan ve çevre sağlığı son derece olumsuz etkilenmekte. Başta Kahramanmaraş ve Manisa olmak üzere bu tesislerin faaliyet gösterdikleri illerde kanser nedeni ile yaşamlarını yitirenlerin sayısı artmakta. Filtresiz olarak çalışan bu tesisler hem teknolojik kısıtlamalar hem de karlılık oranlarının zayıf olması nedeniyle her gün işletilmemekte, bazıları ise yılda sadece 65-70 gün civarında çalışmakta. Filtre takmak için durdurulmalarının Türkiye’de bir elektrik sıkıntısı yaratması mümkün değil; kaldı ki bu tesislerin hepsinin aynı anda durdurulması gerekmiyor. 2009’dan beri kurulu güç ve üretim arasındaki makas giderek açılmakta. TEİAŞ’ın verilerine göre, 2017 yılında en yüksek talep olan dönemde bile 80.343,3 MW değerindeki kurulu gücün yalnızca 47.660 MW’ı yani % 59,3’ü kullanıldı. İhtiyaçtan fazla santral kurulduğu için talepten çok daha yüksek bir arz bulunuyor. Dolayısıyla zaten sürekli çalışmayan santrallerin çevre ve hava kirliliğini engellemeye yönelik yatırımlarının ertelenmeden, derhal yapılması çevre ve halk sağlığı açısından mutlak bir zorunluluk” dedi.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, “2020 yılına kadar seragazı emisyonunu yüzde 20 oranında azaltma taahhüdümüzü, İklim ve Enerji İçin Başkanlar Sözleşmesi ile 2030 yılına kadar yüzde 40 oranında azaltacak şekilde yeniledik” dedi. Ekonomi Gazetecileri Derneği’nin İzmir’de düzenlediği 11. Küresel Isınma Kurultayı’nda konuşan Soyer,  “ESHOT’un Buca’daki atölye binalarında, bu otobüslerin elektrik ihtiyacını karşılamak için güneş enerjisi santrali kurduk. ‘İzmir’i Demir Ağlarla Örüyoruz’ dememizin en temel nedeni de bu. Sağlıklı, güvenilir ve daha temiz bir ulaşım sistemini İzmir’de hâkim kılıyoruz” dedi. Ekonomi Gazetecileri Derneği Başkanı Celal Toprak ise “İklim değişikliği din, dil, ırk, ekonomik durum farkı gözetmeksizin herkesi vuruyor. Biz iklim değişikliğini durdurmazsak o bizi durduracak” diye konuştu

Formula 1, 2030 itibarıyla net sıfır karbon salımını öngören sürdürülebilirlik programını açıkladı. Yeni inisiyatif, Formula 1’in sürdürülebilir bir spor haline gelmesi için bir dizi karbon azaltıcı proje ile hemen başlatılacak. Formula 1’in, içten yanmalı motorlardan kaynaklanan karbon salımlarını azaltacak ve ortadan kaldıracak teknolojiler sunan küresel bir platformu var.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Pazartesi Murat ‘Mrt’ Şeçkin ile Kadıköy Postası

Kadıköy’deki kültür-sanat takviminin tutulduğu programda Tayfun Polat’ın Kadıköy’den göçüyle oyuncu değişikliğine gidildi. Yine bir Kadıköylü Murat ‘Mrt’ Seçkin aramıza katıldı.

Açık Dergi Pazartesi Ebedi Yokoluş / Forever Extinct / Virginia Patrone ve Çiğdem Fidan

ebediyokolus20191202

ebediyokolusforeverexctinct27.bolum021219pembeperiarmadillomp3

Ebedi Yokoluş programında, insanlar yüzünden nesli tükenmiş ya da tehlike altında olan ve hiçbir şey değişmeden böyle giderse; kısa zamanda ebediyen yok olacak olan türler hakkında konuşuyoruz. Her hafta yokolan bir türün tarihine ve sesine kulak veriyoruz.

acikradyo.com.tr/program/ebedi-yokolus-forever-extinct

instagram.com/virginiapatrone/

instagram.com/ebedi_yokolus/

***

zz27

zz2

Dostumuzun neslinin neden tehlikede olduğuna dair çeşitli bilgiler ve gözlemler bulunuyor: Pet olarak yasadışı ticareti yapılıyor ve satılmak üzere toplanmaları, kuşkusuz nesillerini tehlike altına sokuyor. Diğer yandan da bu dostlarımız esaret altında yaşayamıyorlar. Çoğunun yakalandıktan sonra sekiz gün içerisinde öldüğü tespit edilmiş. Nesillerini tehlikeye atan başka bir durum ise gıda olarak tüketilmek üzere avlanılmaları. Ayrıca, hayvancılık faaliyetleri için tarım alanları açma gibi nedenlerle yaşam alanları hızla değişiyor. Pembe peri armadilloların ana besin kaynağı olan karıncalar, yine tarım faaliyetleri yüzünden pestisitlere maruz kalıyor ve bu karıncaları tüketen pembe peri armadillolar da pestisitlerden dolaylı olarak etkilenebiliyorlar. Bir de tabi, vücut ısısını ayarlamada pek de başarılı olmayan bu dostumuz iklim değişikliklerinden etkilenmeye çok açık.
Yani, kısacası, bu fantastik hayvanların nesli, bugün, yine insan eliyle gerçekleşen faaliyetler yüzünden tehlikede. İnsan eliyle gerçekleşen hızlı değişimden olumsuz etkilenen bu narin yaratıklar, hassas dengeleri bozduğumuz zaman yitirebileceğimiz güzellikleri hatırlatıyor bize.
Çizim: @virginiapatrone
Foto: Mariella Superina

#ForeverExtinct #EbediYokoluş #Racingextinction #AçıkRadyo #AçıkDergi #pinkfairyarmadillo #chlamyphorustruncatus

***

Endemik bir canlı Pembe Peri Armadillo: Satılmak üzere toplanmaları nesillerini tehlike altına sokuyor

03 Aralık 2019
Görsel: Virginia Patrone

 Pembe Peri Armadillo’nun nesli, insan eliyle gerçekleşen faaliyetler yüzünden tehlikede: “Gececil olan bu hayvanlar Arjantin’e endemikler; Mendoza bölgesinin güneyinde, Rio Negro’nun kuzeyinde ve Buenos Aires’in güneyinde yaşıyorlar.”

V: Ebedi Yokoluş / Forever Extinct programına hoş geldiniz.

Ç: Merhaba.

V: Bugün programa dünyanın farklı iki köşesinden haberler vererek başlamak istiyoruz. İlk haberimiz Afrika’dan.

Ç: The Guardian’da, 20 Kasım’da, bitkilerin yokoluşu ile ilgili bir makale yayımlandı. Yeni raporlara göre, Afrika’daki bitkilerin üçte biri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bildiğimiz üzere bitkiler hem ekosistemin dengesi açısından hem de yiyecek ve oksijen kaynağı oldukları için zaruriler. Ancak memelilerin yokoluşları üzerine onca araştırma varken bitkiler üzerinde yapılan araştırmalar maalesef çok yetersiz. IUCN tarafından memelilerin %86sı incelenmiş durumda, bitkilerde ise bu yüzde çok düşük, maalesef yalnızca yüzde 8’i incelenmiş.

Fransız Sürdürülebilir Kalkınma için Ulusal Araştırma Kurumu tarafından hazırlanan rapora göre, biliminsanları, sanayi devriminden bu yana 571 bitkinin tamamen yok olduğunu belirtiyor. Ayrıca, 20.000 tür bitkiyi içeren ve Afrika’dan derlenen bilgiler sayesinde, bitkilerin yüzde 17’sinin tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olduğu ve yüzde 14’ünün ise, neslinin tükenme potansiyeli olduğu tespit edildi. Yani bu, yaklaşık 7000 bitkinin, önümüzdeki zamanlarda, dünya üzerinden tamamen yok olabileceği anlamına geliyor.

V: Diğer haberimiz ise Avustralya’dan. Avustralya’daki yangınlara daha önce de değinmiş, pek çok koalanın yangınlarda hayatını kaybettiğinden bahsetmiştik.

Ç: Ülkenin New South West bölgesini kasıp kavuran yangınların ardından, Lewis adlı bir koala, koala kayıplarının ve yokoluşlarının sembolü haline geldi. Lewis’in kurtarılma videosu internette oldukça ilgi gördü. Lewis, yaralarının iyileştirilmesi amacıyla Port Macquaire Koala Hastanesi’ne getirildi ancak yanıklarının ağır olduğu ve iyileştirilemeyeceği anlaşıldığında doktorlar uyutulmasına karar verdi.

Hastane şöyle dedi:

V“(Our) number one goal is animal welfare, so it was on those grounds that this decision was made,”

Ç“Biz hayvanların iyiliğini düşünüyoruz, dolayısıyla bu kararı verdik.”

Ç: Avustralya’daki yangınların ardından koalaların nesli işlevsel olarak tükendi. İşlevsel olarak tükenmesi, tamamen tükenmeye çok yaklaşmış ve de artık ekosistemde rol oynayamıyor anlamına geliyor. Bazı biliminsanları ise, koalaların neslinin işlevsel olarak tükendiğini söylemenin, yapacak bir şey kalmadığını söylemekle aynı olduğunu ve bunun da koala koruma programlarına zarar verebileceğini savunuyor.

V: Şimdi Pasifik Okyanusu’nu geçip Avustralya’dan Arjantin’e uzanıyoruz. Bugünkü dostumuz Arjantin’de endemik bir canlı olan Pembe Peri Armadillo, bilimsel adıyla Chlamyphorus truncatus.

Ç: Masalsı ada sahip bu dostumuzun küçücük gözleri, pembe kabuğu ve kabuğunun altında ipeksi kürkü var. Pembe peri armadillolar, 9 ila 11,5 cm arasında değişen boylarıyla yaşayan armadilloların en küçükleri.

V: Kabukları genellikle pembe tonlarında. Kabuğun hemen altından geçen damarlar sayesinde kabuk bu pembe rengi alıyor.

Ç: Gerçi, rengi, çevresel faktörlere bağlı olarak, kan sulandığında ya da koyulaştığında değişebiliyor. Son derece esnek ve kırılgan kabukları koruyucu bir zırhtan ziyade vücut sıcaklığının kontrolü işlevini görüyor. Kabuklarının altında ise sarımsı-beyaz renkli ipeksi bir kürk bulunuyor.

Sudaki bir balık yüzgeçleriyle nasıl rahat yüzebiliyorsa, onlar da kumun altında sağlam pençeleriyle o kadar rahat ilerleyebildikleri için “Kum yüzücüsü” lakabıyla da anılıyorlar. Kumun altında yol açmaya uygun olmalarına karşın, bu iri pençeler, sert yüzeylerde yürümek için pek de elverişli değil.

Ayrıca diğer memelilerin aksine kulak yapıları gözle görünecek şekilde değil.

V: Gececil olan bu hayvanlar Arjantin’e endemikler; Mendoza bölgesinin güneyinde, Rio Negro’nun kuzeyinde ve Buenos Aires’in güneyinde yaşıyorlar.

Ç: Doğal yaşam alanları kumlu ovalar, kurak çayırlar ve bozkır arazilerden oluşuyor. Ana besin kaynakları karıncalar ve larvaları; bunun yanı sıra solucan, salyangoz ve bazı böcekleri de tüketiyorlar. Bunları bulamadıklarında ise bitkilerin yaprak ve kökleriyle beslenebiliyorlar.

Fırtınalı, yağmurlu havalarda toprak altındaki yerlerini terk etmeleri gerekebiliyor, aksi takdirde boğulma ve kürklerinin ıslanması riski ile karşılaşabiliyorlar. Eğer kürkleri ıslanırsa vücut ısılarını pek iyi ayarlayamadıkları için gece saatlerinde hipotermiye girebiliyorlar ve bu da onları ölüme sürükleyebiliyor. Bunun dışında toprak altından üstüne çıktıklarında ise onları başka tehlikeler de bekliyor. Çeşitli yırtıcılara, evcil kedi ve köpeklere ve insanlara av olabiliyorlar.

V: Dostumuz, IUCN’in kırmızı listesinde, 1996’da ‘tehlikede’ kategorisindeydi ama bugün ‘Yetersiz veri’ kategorisinde yer alıyor çünkü haklarında çok az şey biliniyor.

Ç: Buna karşın dostumuzun neslinin neden tehlikede olduğuna dair çeşitli bilgiler ve gözlemler bulunuyor: Pet olarak yasadışı ticareti yapılıyor ve satılmak üzere toplanmaları, kuşkusuz nesillerini tehlike altına sokuyor. Diğer yandan da bu dostlarımız esaret altında yaşayamıyorlar. Çoğunun yakalandıktan sonra sekiz gün içerisinde öldüğü tespit edilmiş. Nesillerini tehlikeye atan başka bir durum ise gıda olarak tüketilmek üzere avlanılmaları. Ayrıca, hayvancılık faaliyetleri için tarım alanları açma gibi nedenlerle yaşam alanları hızla değişiyor. Pembe peri armadilloların ana besin kaynağı olan karıncalar, yine tarım faaliyetleri yüzünden pestisitlere maruz kalıyor ve bu karıncaları tüketen pembe peri armadillolar da pestisitlerden dolaylı olarak etkilenebiliyorlar. Bir de tabi, vücut ısısını ayarlamada pek de başarılı olmayan bu dostumuz iklim değişikliklerinden etkilenmeye çok açık.

V: Yani, kısacası, bu fantastik hayvanların nesli, bugün, yine insan eliyle gerçekleşen faaliyetler yüzünden tehlikede.

Ç: İnsan eliyle gerçekleşen hızlı değişimden olumsuz etkilenen bu narin yaratıklar, hassas dengeleri bozduğumuz zaman yitirebileceğimiz güzellikleri hatırlatıyor bize.

V: Dinlediğiniz için çok teşekkür ediyoruz.

Programın illüstrasyonlarını sosyal medyada paylaşacağız. Bize Instagram ve Facebook’tan ulaşabilirsiniz.

Ç: Bugünkü şarkımız Armand Amar’ın müziklerini yaptığı Home adlı belgeselin soundtrackinden Faster faster adlı şarkı. Bu şarkıyı bugünkü dostumuza adıyoruz.

V: Ben Virginia Elena Patrone,

Ç: Ben Çiğdem Fidan.

V&Ç: Gezegendeki her şey! Çok güzelsiniz ve sizi seviyoruz!

Kaynaklar:

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Albüm Adı Süre
Armand Amar
Faster faster
Home
1:58

Açık Dergi Pazartesi  Haftanın Albümü

20:00 – 21:00 Bir Baba Indie Lokal / Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu

Yerli sahneden yeni yayınlanan müzikler, konuklar ve canlı performanslar Bir Baba Indie Lokal’de.

facebook.com/birbabaindie/

birbabaindie.com/

twitter.com/birbabaindie

instagram.com/birbabaindie/?hl=tr

21:00 – 22:00 Vertigo / Hilmi Tezgör ve Osman Öztürk / Savrulan şarkılar

vertigo500.blogspot.com/

22:00 – 23:00 Ahtapotun Bahçesi / Cem Sorguç / Alter-latif müzik

ahtapotunbahcesi.blogspot.com/

twitter.com/ahhtapot

23:00 – 24:00 Ay Palas / Tolga Yağlı / Bağımsız müzik

aypalas.blogspot.com/

24:00 – 01:00 Erguvani İstimbot / Cüneyt Cebenoyan

Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz dostumuz, programcımız Cüneyt Cebenoyan’ın ardından, kendisinin 2014 yılında hazırladığı ve her bölümde bir filmi konuklarıyla birlikte ele aldığı Erguvani İstimbot programını bu yayın döneminde tekrar yayınlıyoruz.

‘Bir film, pir film’ şiarıyla yola çıkan programda Cüneyt Cebenoyan, her bölümde bir filmi  konuklarıyla ele alacak.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

08:50 – 09:00 Nasrettin Hoca Hikâyeleri (Yeni program) / Orhan Veli Kanık / Yapı Kredi Yayınları / Açık Radyo ekibi okuyor.

Bu yayın döneminde Pazar sabahlarına Orhan Veli Kanık’ın şiirli ve sihirli kaleminden çıkma Nasrettin Hoca Hikâyeleri ile başlıyoruz.

09:00 – 10:00 Gezgin’in Şarkısı / Rönesans’tan Barok Dönem’e yaratıcı dehanın keşfi / İlknur Akman Erk

Rönesans’tan Barok Dönem’e uzanan uzun, çok yaratıcı ve verimli bir çağın bestecilerini, eserleriyle birlikte tanıtmayı amaçlayan bir program bu dönem Açık Radyo’da yayında.

09:50 – 10:00 La Fontaine’in Masalları (Yeni program)

“Bu Bizim ezelî bir derdimizdir/

Asıl Düşmanımız Efendimizdir”

Orhan Veli çevirisiyle bir yıl boyunca her pazar bir fabl okuyoruz.

10:00 – 10:30 Bir Dolap Kitap / Banu Aksoy ve Yıldıray Karakıya / Her yaş için çocuk kitabı

birdolapkitap.com/

birdolapkitap.com/radyo-arsivi/

10:30 – 11:00 Botanitopya (Yeni program) / Sesli Doğa Tarihi Müzesi / Hazırlayan: Benan Kapucu

botanitopya_01-12-2019-rec.30-11-2019

Bitkiler âleminin tuhaf ve muhteşem dünyasını belgeleyen botanik sanatına dair her şeyin konuşulacağı bir program.

Botanitopya kayıt arşivi

botanitopya twitter

botanitopya instagram

botanitopya@gmail.com

***

Fotoğraf açıklaması yok.
zz12
Yemek araştırmacısı, çevirmen ve tarihçi Nazlı Pişkin ile çevirisini yaptığı, yeni yayımlanan kitabı, kokulu otları, baharatları ve daha birçok şeyi konuşuyoruz🌿 Bugün 10:30’da 94.9 Açık Radyo’da buluşmak üzere🌿acikradyo.com.tr/stream/🌿@botanitopya @acikradyo @oglakkitap @nazlipiskin

11:00 – 12:00 Mekânlar ve Çağlar İçinde Ses / İştar Gözaydın / İskender Savaşır

facebook.com/istar.gozaydin

12:00 – 13:00 Dünyayı Dinliyorum / Zekeriya Şen / Bir dünya müziği programı (Radio MultiCult 2.0 ile ortak yayın)

tikabasamuzik.com/Katagorileri/dunyayi-dinliyorum

mixcloud.com/dunyayidinliyorum/

soundcloudcom/tıkabasamuzik

13:00 – 14:00 Ma’nın Tınısı / Hakan Ünseven / Anadolu müziğinin çağdaş yorumları

archive.org/details/@alabanda

14:00 – 15:00 Dilden Dile Titreşimler / Emre Dağtaşoğlu / Türk halk müziği

dildendiletitresimler01.12.2019

dildendiletitreimler.blogspot.com/

***

(Destekçi: Deniz Azime Aral)

  1. Bülbül Ne Gezersin Çukurova’da? – Ayşe Biten
  2. Yaylalar İçinde Erzurum Yayla – Ayşe Biten&Nida Ateş
  3. İki Keklik – Nağme Yarkın&Baturay Yarkın&Yurdal Tokcan
  4. Gide Gide Bir Söğüde Dayandım – Ayfer Vardar
  5. Bir Fırtına Tuttu Bizi – İsmail Çakır
  6. Beyaz Giyme Toz Olur – Uğur Önür&Umut Sülünoğlu
  7. Kırmızı Buğday Ayrılmıyor Sezinden – Nazlı Öksüz
  8. Çarşamba’yı Sel Aldı – Salih Gündoğdu
  9. Ela Gözlerini Sevdiğim Dilber – Salih Gündoğdu
  10. Gesi Bağlarında Dolanıyorum – Kemal Koldaş

15:00 – 16:00 Musıkî Arşivi / Bülent Aksoy / Musıkî icrasının geçmişine ayrıntılı bir bakış

16:00 – 17:00 Semt-i Nihavend / Klasik Türk musikisine dair / Fikret Karakaya

Usta müzisyen Fikret Karakaya Semt-i Nihavend programında bu yayın dönemi;  bazen bir makamı, bir sazı, bir bestekârı, bir icracıyı tanıtıp kayıtlarını dinletiyor. Bazen de konuklarla Türk Musıkisi üzerine söyleşiyor.

17:00 – 18:00 Modernin Sesi / Aykut Köksal / Dört yüzyıllık müzik serüvenine derkenar

***

SATIE’DEN “SOCRATE” VE “NOCTURNES”

Bu pazar (1 Aralık) Aykut Köksal’ın hazırlayıp sunduğu Modernin Sesi’nde, Erik Satie’nin “mizahçı” yönünü bir yana bırakarak yazdığı iki kapsamlı ve “ciddi” çalışmasını dinleyeceğiz. İlki, insan sesi ve orkestra için, Platon’un “Diyaloglar”ı üzerine bestelediği 1917 tarihli “Socrate” adlı senfonik dram. İkincisi ise altı parçadan oluşan 1919 tarihli “Nocturnes”.

Satie’nin dostlarından Georges Braque’ın ilişikteki resmi de yine 1917 tarihli. Satie’nin “Socrate” partisyonu Braque’ın natürmort nesnelerinden biri olmuş.

Modernin Sesi her pazar Açık Radyo 94.9’da, saat 17:00’de…

Fotoğraf açıklaması yok.
18:00 – 19:00 İnsan Sesi / Aksel Tibet / Çoksesli Batı müziğinde insan sesinin yeri

19:00 – 20:00 I Can Rock and I Can Roll / Rock’n Roll’un öncü kadınları / Şenol Ayla

“Rock erkek işidir” diyenlere inat, onlar o güne dek görülmemiş biçimde, kulis odalarını değil sahneyi istediler, gitarda ısrar ettiler, tırnaklarını kısa kestiler, sahnede terlediler ve bir ‘hanımefendi‘ye yakışmayacak biçimde avaz avaz bağırdılar. Onlar Rock’n Roll’un öncü kadınlarıydı. Pek çoğu listelerin en üst sıralarına çıkan parçalar bestelediler, mükemmel gitar çaldılar, kadınların daha iyisini yapabileceğini gösterdiler… ama isimlerini Rock’ın ‘resmî tarihine’ yazdıramadılar, sadece meraklısınca hatırlandılar. Bu program, onlar için gecikmiş bir anma, hak ettikleri bir saygı duruşu.

20:00 – 21:00 The Big Easy / Aylin ve Varol Ünel / New Orleans kültürü ve müziği

thebigeasy31601.12.2019

New Orleans müziğinin ve kültürünün işlendiği The Big Easy bu yayın döneminde saat 20’de.

***

The Big Easy @Açık Radyo 94.9 Istanbul, Turkey, broadcasted LIVE every Sunday 8 p.m

                                   Playlist prepared and provided by Burcu Alkan

1) Louis Armstrong – La Vie en Rose (3:22)

2) Mahalia Jackson – We shall overcome (2:48)

3) Tuba Skinny – Jubilee Stomp  (3:51)

4) Glen David Andrews – Redemption (2014) – Didn’t It Rain (3:32)

5) Ray Charles – New Orleans (3:32)

6) Muddy Waters – Louisiana Blues (2:54) (mentioned but not played during the show!)

7) Louis Armstrong – When the Saints (4:46) (due to time limitations, not played during the show!)

21:00 – 22:00 İstanbul’dan Gelen Telefon / Pazar gecesi biterken dinlemek isteyeceğiniz, her telden güzel şarkılar. Bazen de müzik arkeolojisi. / Altuğ Güzeldere, Mahir Ilgaz, ve Güven Güzeldere. Bu yayın döneminde Hakan Gürvit ve zaman zaman Ömer Madra’nın katkılarıyla…

İstanbul’dan Gelen Telefon bu yayın döneminde ekiplerine Hakan Gürvit ve zaman zaman Ömer Madra’yı dahil edip efsanevi müzisyen, şarkıcı, besteci ve ozan ‘Pete Seeger’a odaklanıyor. Amerikan halk müziğinin öncü isimlerinden Seeger’ın yurttaş hakları, barış ve çevre hakları peşinde 70 yılı aşkın süre geçirdiği müzik ve aktivizm serüvenine ve bıraktığı kültürel mirasa bir bakış denemesi Açık Radyo’da.

22:00 – 23:00 Sarhoş Atlar Zamanı / Akif Burak Atlar / Konu parantezinde rock

sarhosatlarzamani.tumblr.com/

mixcloud.com/SarhosAtlarZamani/

23:00 – 24:00 Jirayr’ın Walkman’i / Bilindik Ermeni müziğinin öbür türlüsü / Saro Usta ve Vartan Estukyan

Bildiğimiz Ermeni müziğinin dışında kalan Ermeni müzisyenlere, müziklere yeni üretimlere yer verilen bir program.

24:00 – 01:00 Audiocity / Türler arası / Bahadır Dilbaz

Yıllardır sürdürdüğü Kılavuz programını bitiren Bahadır Dilbaz, bu yayın döneminde 25 yıllık Dj’lik serüveninde eleğin üzerinde kalan müzikleri Audiocity’ye taşıyor.

01:00 – 02:00 Münakaşa / Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali / Erkan Ömür

“Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali” şiarıyla yola çıkan programda downtempo elektronik müzik, etnik elektronik, elektronika, minimal, breakbeat örnekleri dinleyiciyle buluşuyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

08:50 – 09:00 Nasrettin Hoca Hikâyeleri (Yayın sıklığında değişiklik) / Yazan: Orhan Veli Kanık / Okuyan: Mesut Özkeçeci

Pazar sabahları yayınlanan Nasrettin Hoca Hikâyeleri bu yayın dönemi hem Cumartesi, hem de Pazar.

09:00 – 10:30 Radyo Agos / Haftalık Agos gazetesinin penceresinden Türkiye ve Dünya gündemi. Agos’un mutfağından haberler, söyleşiler, olaylar

radyoagos20191130

Radyo Agos kayıt arşivi

10:30 – 12:00 Şansonlar (Yeni program) / Fransızca şarkılar dünyasında bir devr-i âlem / Hazırlayan: Cengiz Işılay

12079 listebaşı olmuş şarkıyı radyoya taşıyan Cengiz Işılay bu yayın döneminde Fransız Şansonlarına ve Fransız popüler müziğinin seçme örneklerine el atıyor.

12:00 – 13:00 Dünya Dönüyor / Naim Dilmener / ’Türkçe Pop’un 50 yılı

diskotek.info/(Naim abinin “Bu sitede milyon hazine var” diyerek önerdiği site)

zz11

Açık Radyo’da pop tarihi… 1800’lerden, Muzika-yı Humayun’dan başlayarak ve günümüze kadar gelerek, haftalarca/aralıksız sürecek bir pop tarihi… Kantolar, tangolar, şarkılar, yıldızlar… Hem ciddi hem de komik ayrıntılar… Kaydetmeyi unutmayın  15 Haziran’da başlıyor. 12:00/94.9

facebook.com/naimdilmener

***

Murat Meriç Açık Radyo’da. İki ciltlik yeni kitabı Hayat Dudaklarda Mey’i konuşacak, meyli şarkılar çalacağız. 30 Kasım/12:00

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, gülümseyen insanlar

13:00 – 14:00 Açık Deniz / Beysun Gökçin / Üç tarafı denizlerle çevrili bir radyo programı

acikdeniz20191130

Açık Deniz kayıt arşivi

facebook.com/beysun.gokcin

14:00 – 15:00 El Fueye / Tangonun büyülü kutusu / Ortaç Aydınoğlu

Tangonun büyülü kutusu bu yayın döneminde 15 günde bir Cumartesi günleri saat 14:00’de.

15:00 Sadânüvîs (Yeniden program) / Hazırlayan: Cemal Ünlü

Açık Radyo’nun efsane programlarından Sadanüvis geri dönüyor. Fonograf, gramofon ve taş plak kayıtları Cemal Ünlü’nün anlatımıyla Cumartesi günleri saat 15.00’de Açık Radyo’da

16:00 – 17:00 Dünyanın En Güzel Müzikleri (Yayın saatinde ve sıklığında değişiklik) / Reha Uz’a göre / Hazırlayan: Reha Uz

60 yılı aşkın bir müzik dinleme serüveninde Reha Uz’a göre Dünyanın En Güzel Müzikleri bu yayın dönemi hem Cumartesi hem de Pazar günleri saat 16.00’da.

17:00 – 18:00 Music of the World İstanbul / Refika Kadıoğlu ve Kutay Derin Kuğay / Tokyo’dan Barcelona’ya müzik ve ötesi

facebook/Kutay Derin Kuğay

***

On the occasion of Fairouz’s 84th birthday Music of the World Istanbul celebrates this day with music from the living legend of Lebanese and Arab music Fairouz on Saturday at 5pm with special guest Kindah M S Abbas.
Fairouz was ethnically Syriac by birth although she sang most of her songs in Arabic.
Selections from several albums are:
1) Bhebak ya lubnan
2) Ohebu Dimashqa
3) Shat Iskendaria
4)Ya anw
5)Saalony Alias
6)Lokana Kalbi Maui
7)Yamn Hawa wardalryadi
8)Jadaka Alghaythu
9) Yalaylu Sabbu
10)Baadana
11)Baghdad

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, Kutay Derin Kugay dahil, gülümseyen insanlar

18:00 – 19:00 Connections / Tim Hallam / 60′lar ve 70′lerde pop

connectionstr.blogspot.com/

mixcloud.com/tim-hallam/

19:00 – 20:00 Tighten Up / Simon Johns / Tematik bir müzik programı

tightenupwithsimonjohns.blogspot.com/

20.00 – 21:00 Güneyin Sesi / Salsa’dan Morna’ya, Bossa Nova’dan Nueva Canción’a Afro-Latin ezgiler… / Karaca Yiğit Pehlivanlı

guneyinsesi4.program30kasim2019

zz4

“Güney’in Sesi” Latin Amerika müziğinin beslendiği kültürler (Afrika, İspanya, Portekiz ve Amerikan yerli kültürü) üzerinden, geçirdiği değişimleri ve günümüze kadar hangi müzik türlerini nasıl etkilediğini ya da hangi müzik türlerinin etkisinde kalarak çeşitlendiğini anlatan; hepsinin temelinde var olan ‘yaşama sevincini’ yansıtan bir program.

facebook.com/karaca.pehlivanli

***

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi
Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, gülümseyen insanlar, sahnedeki insanlar ve müzik enstrümanı çalan insanlar
Görüntünün olası içeriği: 9 kişi, gülümseyen insanlar

Karaca Yiğit Pehlivanlı  Güney’in Sesi / Açık Radyo

Dördüncü programda kulağımızda olacak Güney’in seslerine dair… Güney’in Sesi saat 20’de Açık Radyo da 😊

21:00 – 22:00 High Times / Ras Memo/ Reggae

22:00 – 23:00 Flow / Türler arası gece müzikleri / Özgür Özer

flow56

Eklektik gece müziklerine yer verdiğimiz Flow bu yayın dönemi gece 22.00’de.

23:00 – 24:00 Login / Christopher Çolak / Elektronik müziğin alt türleri ve tüm renkleri

24:00 – 01:00 Lovaj / Ahmet Güneş / Elektronik ağırlıklı müzik

lovaj.com/

01:00 – 02.00 Alan Kod 212 / Türler arası / Batu Boran

Alan Kod 212 programı bu yayın döneminde haftasonuna transfer oluyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/11/28

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak, Emre Gülşer

Acikgaste_29-11-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

***

Birleşmiş Milletler’in ‘iklim krizi’ raporu

30 Kasım 2019
Fotoğraf: Getty Images

Açık Gazete’de Ömer Madra ve Can Tonbil, Birleşmiş Milletler (BM)’nin iklim raporunu değerlendirdi. Rapora göre, Paris Anlaşması’nın 1,5 derece hedefi için önümüzdeki 10 yıl boyunca yılda %7,6’lık küresel emisyon azaltımı yapılması gerekiyor.

Ömer Madra: Tartışmasız günün en önemli haberi kesinlikle Birleşmiş Milletler (BM)’nin raporu; iklim değişikliği konusunda dünyanın bütün milletlerini temsil eden en büyük örgüt olan BM ve ona bağlı Dünya Meteoroloji Örgütü (DMÖ) atmosfere yayılan ve küresel ısınmaya yol açan sera gazı salımı yoğunluğunun 2018 yılında rekor seviyeye ulaştığı uyarısında bulundu, dün de değinme fırsatımız olmuştu. Bu üçüncü rapor oluyor çok kısa bir zaman içinde, 3 gün içinde üçüncü rapor ve dünyada çok ciddi bir krizin bütün belirtilerinin olduğunu dünyanın en büyük örgütü ve ona bağlı örgütler de söylüyorlar. 2018’de rekor kırıldı ve DMÖ sera gazı salımı yoğunluğunun yani fosil yakıt yakmaya bağlı olarak küresel ısınmaya yol açan gazların yoğunluğunun 2017’ye kıyasla yaklaşık %1 arttığını açıklamış, dün de verdik. Gene verilere göre artış oranı son 10 yılın ortalamasının da üzerinde. Yani rekor üstüne rekor ve hızlanarak devam ediyor. Sanayi devriminin başlangıcı sayılan 1750’ye kıyasla sera gazı salımı yoğunluğunun %47 yani yarıya yakın fazla olduğuna da dikkat çekiyor. DMÖ’nün genel sekreteri Petteli Talas Paris iklim sözleşmesinin ardından verilen sözlere rağmen atmosfere sera gazı salımında düşüş olduğuna hatta yavaşlama olduğuna dair bile hiçbir işaret olmadığını söylüyor. Bunun da sonuçları olarak Petteli Talas diyor ki “Uzun vadede gelecek nesillerin iklim değişikliğinin yol açacağı hava sıcaklığının artması, sıcak dalgaları bir, deniz suyu seviyelerinin yükselmesi iki, deniz ve kara ekolojik sistemlerinin bozulması üç ve olağanüstü hava koşulları dört gibi ciddi etkilerle karşılaşacağını gösteriyor. Mevcut sera gazı salım düzeyi en son 3 ila 5 milyon yıl önce görülmüştü yani 5 milyona yakın zamandır görülmüş en yüksek sıcaklık, en büyük denge bozuklukları var.” Artık kapıda da değil kapıyı girmiş vaziyette olduğunu söylüyor ama o dönemde deniz seviyesi mevcut düzeyden 20 metre de yukarıda, bu son veriler gelecek hafta İspanya’nın başkenti Madrid’te yapılacak MB iklim zirvesi öncesi açıklanıyor. Trump da hatırlanacağı üzere ABD’yi Paris anlaşmasından çekmişti 2 yıl önce geçen ay da başlatmıştı bu çekme sürecini resmen. Türkiye de G20 ülkeleri arasında bu anlaşmayı meclisinden geçirip onaylamayan tek ülke olarak gözüküyor. BM sera gazı salımlarını bir de BM çevre programı UNEP’in dehşet verici bir raporu daha var, onu da hemen söyleyelim. Bugünün ve bütün önümüzdeki günlerin de en önemli konusu bu hiç şüphesiz. Küresel iklim değişikliğinin yol açacağı kaosu önlemek için sera gazı salımlarının yani fosil yakıt dediğimiz petrol, kömür ve gazdan çıkanların salımların önümüzdeki 10 sene boyunca her yıl %7,6 oranında azaltılması gerekiyor. Bu şimdi “gerçekçi değil” denecek, “imkansız” denecek fakat fizikle, kimyayla, yer çekimiyle tartışılacak bir durum yok, bu matematik bir hesap. UNEP dünyadaki sıcaklık artışı bu yüzyıl sonunda yani bu yüzyıl içinde diyelim 1,5 santigrat dereceyi aşmaması gerektiği biliniyor, onun için de ülkelerin sera gazı salımlarını azaltma hedeflerini tam 5 katına çıkartması gerektiğini söylemiş. Yani bugünkü çabaların 5 katına, yani %500 mü oluyor artış?

 

Can Tonbil: Evet.

 

ÖM: Yani akıl durdurucu bir şey ama öyle, UNEP’in raporu da yıllık sera salımlarını azaltmak için belirlenmiş mevcut hedeflere uyulsa bile yüzyıl sonuna kadar dünyada sıcaklık artışı 3 dereceyi bulacak hatta aşacak 3,2 derece.

 

CT: İyimser tahminlere göre.

 

ÖM: Evet iyimser tahmin. Bu da yeryüzündeki yaşamın neredeyse imkansız hale geleceğini açıkça ortaya koyan bir şey. Daha önce bu raporlarda koyduk ama bu şimdiye kadar gördüğümüz en ağır durum. En zengin ülkelerin sera gazı salımlarını azaltmak için gereken tedbirleri zamanında almadığı, bu gecikme nedeniyle çok daha hızlı hareket etmek ve daha yüksek hedefler belirlemek gerektiği ifade ediliyor. Daha ne söylenebilir bilmiyorum? En zengin 20 ülkenin 15’i sera gazı salımlarını 0’a düşüreceği tarihi belirlemiş değil. Uzmanlar dünyada canlı yaşamını tehlikeye atabilecek şiddette bir iklim değişikliğini önlemek için sıcaklık artışının bu yüzyıl sonunda 1,5 dereceyi aşmaması gerektiğini söylüyor. Petrol, kömür gibi fosil yakıt tüketimi endüstriyel ve tarımsal, hayvancılık tarımı başta olmak üzere o faaliyetler sonucu atmosferde başta karbondioksit olmak üzere başka sera gazlarının, metan, azot oksit gibi gazların artmasıyla meydana gelen küresel ısıtma iklim değişikliğine hatta krizine neden oluyor. Karbon dioksit artışı rekor düzeyde, Paris anlaşmasında belirlenmiş hedeflere ulaşılsa bile aradaki açığın kapatılamayacağını söylüyor. Çok net açık acımasız bir rapor bu ama böyle, gerçekler böyle, veriler böyle, değiştiremeyiz yani. Raporda “küresel sera gazı artışını engellemek konusunda ülkeler bütün olarak sınıfta kaldı” diyor. Çok açık söylemişler, karbon emisyonunun çok daha fazla ve çok daha hızlı azaltılması gerekiyor, oysa DMÖ verilerine göre atmosferdeki karbon dioksit ve diğer sera gazları yoğunluğu 2018’de son 10 ortalamasının üzerinde seyretti biraz önce söylediğimiz gibi. Azalma olmadığı gibi hızlanma var ve hükümetler arası iklim değişikliği paneli diye adlandırılan bu dünyanın en büyük bilimsel heyeti geçen yılki toplantısında bu yüzyıl sonuna kadar 1,5 dereceyi aşarsa insanların, bitkilerin ve hayvanların yaşamının bir bütün olarak da dünyanın muazzam zarar göreceği uyarısında bulunmuştu zaten. Bu yılki raporsa sıcaklık artışını 1,5 derecede tutmak için karbon emisyonunun salımının önümüzdeki 10 yıl boyunca yılda %7,6 düzeyine azaltılması gerektiğini vurguluyor. Bunu yapan hiçbir ülke yok, azaltmak şöyle dursun arttırıyorlar hepsi Türkiye de dahil büyük bir artış var. UNEP’in direktörü Inger Andersen “iklim değişikliği konusunda zamanında yeterli çaba gösterilmediği için, ayak süründüğü için gelecek 10 yıl içinde yılda %7,5 gibi çok daha büyük kesinti yapılması gerekiyor” demiş. Özellikle zengin ülkelerin rolüne dikkat çekilmiş, en zengin 20 ülke dünyadaki sera gazı salımlarının %78’inden neredeyse %80’inden sorumlu, sadece 20 ülke bunların arasında Türkiye de var, G20 deniyor bunlara. ABD, Avustralya, Brezilya, Japonya, Kanada, Güney Kore ve Güney Afrika mevcut hedeflerine ulaşmak için çok daha ciddi önlemler almaları gerekiyor. Türkiye konusunda da şöyle deniyor UNEP’in raporunda “Türkiye, Hindistan ve Rusya’nın sera gazı salımlarını azaltmak için belirledikleri hedefleri %15 aştılar ve başarı kaydettiler” ama bu neden kaynaklanıyor? Aldatıcı olabilir demeye gelmiş, tebrik etmek için çok erken çünkü baştaki ilk hedeflerin düşük olmasından. Yani orada da bir çeşit aldatmaca olduğunu söyleyebiliriz, onlar söylememişler ama biz söyleyebiliriz herhalde. Belirlenen hedefe uyan, hem doğru hesaplayan hem de hedefe uyan sadece 3 birim varmış, AB ülkeleri, Çin ve bir de Meksika belirlenen hedeflere uydukları belirtiliyor. “Tek tek ülkelerin sera gazı salımlarını azaltma hedeflerini yükseltmemesi halinde 2030’da gerçekleşecek” diyor. Yani 10 yıl içinde yüzyıl sonunda Paris anlaşmasında belirlenmiş asla aşılmaması gerektiği söylenen 1,5 derecelik tavan 10 yıl içinde aşılmış olacak 2030’da, 2100’de de söylediğimiz gibi yüzyıl sonuna daha varmadan 3,2 derecelik rekor bir artışla dünyanın cayır cayır yanacağı, kuraklık, sel ve fırtınalardan mahvolacağı söyleniyor. En büyük adımların enerji sektöründe atılması gerekiyor, Guardian gazetesi iklim araştırmaları kuruluşlarının verilerine dayanarak küresel karbon salımlarının en az 1/3’ünden sadece 20 petrol şirketinin sorumlu olduğunu yazmıştı bir kısmı özel bir kısmı devletlerin. İlk 3 sırada da S.Arabistan petrol şirketi Aramco, Amerikan enerji devli özel Shevron ve Rus devi Gasprom yer alıyor. Gereken değişiklikleri yapmak için 2050’ye kadar yılda 2020 ile 2050 arasındaki 30 yılda 3,8 trilyon Dolar harcanması gerektiği belirtiliyor, milyar değil trilyon dikkat çekerim! BM raporu bu adımları atmak için zaman kalmadı, zamanın şimdi olduğuna dikkat çekiyor ve bu konuların 2 Aralık’ta başlayıp 13 Aralık’a kadar devam etmesi beklenen, önce Şili’de yapılacaktı ama devlet başkanı Pinera’nın bir kararıyla iptal edilen ve dolayısıyla hemen İspanyol hükümetinin müdahalesiyle Madrit’e alınan iklim zirvesinde bu konferansta konunun ayrıntılı olarak ele alınması da bekleniyor. Yani çok ürkütücü bu BM raporu, küresel sıcaklıklar 3,9 dereceye kadar da çıkabilirmiş. Sen iyimser dedin bir de kötümserini verelim.

 

CT: Kaç dediniz?

 

ÖM: 3,9 yani 4 derece santigrata da çıkmasının mümkün olacağını gayet net olarak bilimsel raporlara, verilere, sadece onlara dayanarak veriyor. Şimdiye kadar görülmemiş emisyon yani salım kısıtlamalarına gidilmesi gerektiği iklim krizinin en korkunç sonuçlarından kurtulabilmek için deniyor. Yıllık emisyon açığı (emitions gap) raporu deniyor BM’nin çevre programı UNEP tarafından verilmiş. Çok ciddi uyarılar var, yeterli bile olmak mümkün değil Paris iklim anlaşmasında öngörülen taahhütlerin, dünya liderlerine de şunu söylüyoruz fosil yakıt endüstrisinin, ilk defa söylüyor BM fosil yakıttan bu kadar net olarak yani petrol, kömür ve gazın adının da geçtiği fosil yakıtların ve derhal azaltılması için son çağrı olduğu ilk defa söyleniyor. 350 org’un yöneticisi Mebuvi diyor ki “dünya liderlerine şunu söylüyoruz, şu anda fosil yakıt endüstrisini durdurmanın zamanı, genişlemesinin, tek bir yeni maden bile açılamaz, tek bir yeni kömür ya da başka bir fosil yakıt madeni açılamaz, tek bir yeni petrol boru hattı bile kurulamaz ya da doğal gaz, halbuki Suriye ile Sibirya ile daha Çin yeni Rusya bunlara girişiyorlar.

 

CT: Evet.

ÖM: Türkiye’nin de hesapları var ve “tek bir petrol kuyusu okyanusların dibinde açılamaz” diyor Mebuvi. Gayet açıkça şöyle devam ettirmişler “böyle azar azar gıdım gıdım yükselecek tedbirlerin yeterli olamayacağı apaçık, yeterli olmayacak ve hızlı, dönüşsel adeta devrimci bir dönüşüme ihtiyaç var” diyor rapor, açıkça söylemiş yani “zorunlu olarak bu bir enerjimizin, iki yiyecek sistemimizin ve diğer maddi müşevviklerle yürütülen servislerin, hizmetlerin nasıl yürütüleceğini hepsinin derinlemesine değişmesi gerekiyor. Bütün dünyadaki yaşama biçimimizi, düşünme biçimimiz de dahil değiştirmemiz gerekiyor, hem hükümetler hem iş yerleri ve sanayi yani ve ticaret merkezleri hem de piyasalar buna ayak uydurmak zorundalar. Yani bu çok acayip bir şey, şu anda harekete geçmemiz gerekiyor, yeterince ayak sürüdük, safsakladık ve şu anda hareket geçmenin zamanı, çok tehlikeli zamandayız, 3 dereceyi aşabilir ve DMÖ’nün raporu da ortada, hepsi ortada. Ölümcül ve felakete yol açacak sıcak dalgaları, fırtınalar ve kirlenmeye gidecek” diyorlar. Fevkalade bu şimdiye kadar 22 yıldır yaptığımız yayınlar içindeki belki de en önemli gördüğümüz rapor, yani resmi düzeyde çıkarılan rapordan bahsediyoruz. Zaten açıkça gayretlerin 5 kat arttırılması gerektiğini, %500’lük bir artış mı oluyor? Her yıl %7’nin üzerinde bir gayret, kesinti gayretleri bu petrol, kömür, gaza ve şöyle diyor mesela 3 büyük rapor 350.org’un bir basın açıklaması var “bilim haykırıyor!” başlığında ‘The Science is Criming’ “ne cüretle bunu gözden kaçırırırsınız?” diye Greta’nın BM’de liderlere yaptığı konuşmayı da anımsatarak o başlığı koymuşlar. 3 rapor vardı diyor ve “iklim çöküşünün, yıkılışının korkunç durumunu açıkça ortaya koyuyorlar” diyor 350.org’un açıklamasında, çözümler de orada olduğu halde Paris anlaşmasındaki hedefleri tutturma halinde çözümü mümkün olduğu halde bu korkunç iklim durumuna ilişkin 3 rapor. Birincisi işte biraz önce sözünü ettiğimiz 26 Kasım 2019 tarihli emisyon açığı raporu, yani salım açığı diyebiliriz ‘emissions gap’ diyorlar. Bu da dünyanın 3,2 derece artışına gidiyor G20 ülkelerinin de %78’i bütün emisyonların, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu G20 ülkelerinden bahsediyoruz. Artık lamı cimi kesin kalmadı. İki, DMÖ raporu biraz önce söyledik, o da 25 Kasım 2019’da çıkmıştı. Yani iklimi ısıtan sera gazlarının hiçbir yavaşlama olmaksızın hatta azalmayı bıraktık hiçbir yavaşlama bile olmadan yüksek bir rekora çıkmasını gösteriyor ikinci rapor 25 Kasım’daki DMÖ raporu. O da BM’ye bağlı ve bütün taahhütlere rağmen yapılıyor, hiçbir taahhüt tutulmuyor Paris anlaşmasındaki.

 

CT: Evet.

 

ÖM: Anlaşmayı onaylamayan ülkeler bile var Türkiye gibi. Üç, ‘production gap report’ denilen 20 Kasım 2019’da yani geçen hafta, 1 hafta önce yayımlanmış olan bir üçüncü büyük rapor üretim açığı raporu. Bu da dünyanın 2030’da yani sadece 10 yıl içinde, bundan 10 yıl sonra %50 daha fazla fosil yakıt üreteceğini her şeye meydan okuyarak, bütün bilime, bütün akıl, sağduyu, rasyonel düşünce, ne varsa, hatta vicdan da varsa onlara da aykırı olarak %50 daha fazla fosil yakıt üreteceğini söylüyorlar sadece bir avuç, bir avuç bile değil aslında milyarlarca insanı hesaba kattığımızda ya da yüzlerce ülkeyi, bir avuç şirketin kâr hırsı yüzünden oluyor bu ve 10 yıl içinde %50 daha fazla fosil yakıt üretilecek ve böylece 2 derecede tutmanın imkanı olmayacak %120 aşacak ve %50 aşacak 2 derecenin üzerine aşmasını, 1,5 dereceyi aşması ise %120 gibi imkansız bir şeye gidecek” diyor. Yani bu 3 rapor diyor Mebuvi.

 

CT: Tekrar edebilir miyiz?

 

CT: Birinci rapor emisyon açığı raporu 26 Kasım 2019 ve G20 ülkelerini suçluyor işte 3,2 derece en az iyimser raporu yüzyıl içinde gidecek. İkinci rapor DMÖ o da BM’in uzmanlık kuruluşu 25 Kasım 2019 tarihli evvelki gün, dün ve evvelki günkü raporları söyledik. “Hiçbir konsantrasyonda azalma yok iklimi ısıtan sera gazlarında rekor var ve azalmak şöyle dursun yavaşlamıyor bile” diyor. Üç, üretim açığı raporu ‘production gap report’ bu da gene BM tarafından yayımlanmış ve dünyanın sadece 10 yıl içinde gerekli olandan yani 2 derecede tutabilmek için ısınmayı ki 2 derece de çok zaten felaketi önleyecek bir sayı değil 2 derecelik bir artış tavanı. Onun için 2030’da tutarlı olabilmesi için %50 daha fazla öngörüyor. Tutarlı değil yani, Paris’i tutturmak imkansız, 2 dereceyi bile. Paris anlaşmasının iyimser hedefi ise 1,5 derece onu tutturabilmesinin %120 açığını bulmuş, yani %120 daha fazla tutturamayacağı anlaşılıyor. “Bu 3 rapor artık bir uyarı değil” diyor Meybuvi 350.org kuruluşunun, uluslararası iklimle mücadele kuruluşunun bildiğimiz baş yöneticisi diyor ki “Bu artık bir uyarı değil, şu anda iklim yıkımının gündelik hayatımızdaki etkilerini görüyoruz. Kongo’da, Kaliforniya’da ve Avustralya’da muazzam yangınlar var, aynı zamanda başka yerlerde de, Avrupa’nın dört bir tarafında da, işte Fransa’da, İtalya’da, Yunanistan’da gördüğümüz seller var, sular seller götürüyor her tarafta, bu artık gündelik deneyimimiz” diyor. Bu 3 rapor, yanlış anlaşılmasın bu 3 rapor öyle sıradan bir grup meraklı bilim insanının filan yaptığı bir şey değil demeye getiriyor Meybuvi, bunu açıkça söylememiş ama bunlar bilimsel olarak hakemli yayınlarda defalarca kontrol edilmiş ve son derece ciddi şekilde araştırılmış, bilim haykırıyor artık. Dünya liderlerine söylüyoruz fosil yakıt endüstrisinin derhal ama derhal genişlemesinin durdurulması gerekiyor. Hiçbir tane bile yeni maden açılmayacak, kömür şeyi yapılamayacak” diyor. Türkiye’de kaç tane kömür yakıtıyla termik santral yapılıyor? Hesabı 80’e yakın, aslında daha mevcut olanlar artık gündemden düşmüş olmaları gerekirken bile onların da uzatma kararı alındı filtresiz olarak çalışıyorlar üstelik. Filtre meselesi bile değil artık. “Hiçbir tane bir tane bile boru hattı olamayacak, oysa daha yeni Sibirya üzerinden yeni petrol boru hattı üzerinde konuşuluyor, Çin, Rusya, vs. ve bir tane bile okyanuslarda artık petrol, sondaj kuyusu açılmayacak, açılamaz. Oysa bütün ülkeler, ABD, Rusya, Norveç hatta eriyen buzların altında kuzey kutbunda aramalara girişiyorlar, geniş ölçüde. Biz derhal sürdürülebilir, yenilenebilir enerji sistemlerine geçmek zorundayız” diyor. Çok önemli bir şey, muazzam bir ucuzlama var yenilenebilir enerjide, bütün raporlar onu gösteriyor, özellikle güneş ve rüzgarda dünyanın ihtiyacının kat be kat, 5 kat üstünde olabileceği de hesaplandı, öyle bir rapor da okuduk eğer sığ sularda, offshore denilen yerlerde rüzgar türbinleri kurulursa ve dolayısıyla da “COP 25 için Madrid’te toplanan hükümetlere bütün gelecek nesillerin gözleri sizin üzerinizde diyoruz. Dünya artık iklim yıkımı gerçekliğine uyanmış durumda, iklim değişikliğinin önünde duranlara biz de şunu söylüyoruz hangi cüretle, ne cüretle yapabilirsiniz bunu diyorlar. Tek önleme şeyi de budur, bu size bu dünyanın en önemli konuları hakkındaki bilgileri BBC’den, BBC’nin hem İngilizce hem de Türkçe yayınlarından, hem Washington Post’tan, hem de Guardian’dan derleyip toparlamaya çalıştık. Gözümüze uyku girmiyor ama bunlarla uğraşıyoruz, bir de Common Dreams’den aldığımız pek çok siteden ve gazetelerden baktık, öğrenmeye çalıştık. Bizzat BM çevre programı UNEP’in sitesine de girip baktık. ‘Executive Summery’ dedikleri şeyi de okuduk yönetici özetini de okuduk ve durumu özetlemeye çalıştık. Greenpeace UK yani Britanya’nın başkanı John Soven da dün günün sözüydü, iklimi mahveden sera gazları yoğunluğunun rekor kırdığını, azalma şöyle dursun yavaşlama bile göstermediğini belirten son raporunu şöyle anlatmıştı “Karbondioksit yoğunluğuna ilişkin bu rakam gerçek dünyanın kıyamet saatine en yakın şey olduğunu söyleyelim. Bizi gece yarısı 12’ye doğru hızla itiyor arkamızdan” demişti. Yani Açık Gazete’nın naçiz elemanları olarak uyarmamız şart ve Yale Environment 360 dergisinde de Bill Mc Kibben şunu söylemişti “İklim değişikliği pek çok anlama geliyor, bir etik mesele, ahlaki bir mesele, ikincisi nesiller arası bir adalet sorunu, çocukları ve torunlara ne diyeceğimiz, üçüncüsü büyük bir ekonomik sorun getiriyor ve şimdi de dördüncü olarak günlük ve dehşet verici bir gerçeklikle karşı karşıyayız”.

 

CT: Şöyle bir durum da söz konusu, biraz önce bahsettiniz bir avuç şirket küresel iklim krizinin başlıca sebebi olan bir avuç şirketin başında gelen Suudi Aramco’nun bile bazı faaliyetlerinin iklim krizi nedeniyle durma noktasına gelebileceğine dair bir açıklama yapıldı, daha doğrusu bir araştırma yapılmış. Paris merkezli danışmanlık şirketi Calender’ın hazırladığı rapor deniz seviyesindeki yükselişin Aramco için büyük bir tehdit oluşturduğunu, bazı tesislerinin sular altında kalmasına yol açabileceğini ve şirketin faaliyetinin göstermesinin zorlaşacağını söylemiş. Onlar dahil yani bu krize neden olan şirketler dahi bu krizden doğrudan etkilenecekler kurumlar ve yapılar arasında

 

ÖM: Dünyanın sonundan bahsediyoruz yani yapılacak bir şey yok. Öte yandan da Deutsche Welle’den bir haber Rusya’nın doğalgazını Çin’e taşıyacak olan boru hattı 2 Aralık’ta tam da bugünlerde devreye giriyor işte BM’nin kıyamet raporları, 3 rapor birden gelirken ve en önemli iklim COP zirvesi toplanırken aynı tarihlerde 2 Aralık’ta yeni petrol boru hattı devreye sokuluyor Sibirya’nın Gücü adını taşıyor, adı da çok hoş değil mi: Sibirya’nın Gücü! 50 milyar Euro’yla Rusya’nın bugüne kadarki en maliyetli boru hattı projesi Deutsche Welle’den okuyabiliriz. Kremlin’den yapılan açıklamaya göre Rus doğagazını Çin’e taşıyacak olan Sibirya’nın Gücü isimli petrol boru hattının açılışında dün de bahsetmiştik, Rusya lideri Vladimir Putin’le Çin devlet başkanı Xi Jinping’in video konferans yoluyla da yer almaları bekleniyormuş. Bravo ben de video konferans yoluyla alkışlıyorum onları!

 

CT: Öyle oluyor.

 

ÖM: Duyuyor musun?

 

CT: Evet.

 

ÖM: Devlete ait Rus Gasprom, en önemli 10 sorumdan bir tanesi Gasprom işte yeryüzünde bütün kuşakları mahveden, canlıları bitiren, bitkisini ve şeyi bitiren Sibirya’nın Gücü hayvanları, bitkileri ve insanları 50 milyar Euro’ya mal olmuş. Peki bu Kuzey Akım 2 projesinin yaklaşık 5 katıymış, bu da Baltık denizi üzerinden Avrupa’ya taşıyacak ve o da yıl sonunda açıklanması planlanan Kuzey Akım 2 var. Bir yandan BM’nin dünyanın bütün raporları var, bir yandan da bunlar açıklanıyor, Sibirya’nın Gücü var, Kuzey Akım 2 var, bu iki doğalgaz hattına ek olarak bir tane daha var: Türk Akımı! Türk Akımı projesini de 2020 yılının başında hayata geçirmeyi hedefliyor. Bizimle dalga mı geçiyorlar?

 

CT: Dalga geçiyorlar, sizinle değil sadece diğer türlerle de dalga geçiyorlar. Dünyanın bütün kurumlarıyla dalga geçiyorlar.

 

ÖM: BM’yle de dalga geçiyorlar.

 

CT: Ama asıl dalga geçenler bence bu haberleri duyduktan sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eden herkes.

 

ÖM: Mesela birçok önemli haber varken neden bununla açıyorsun ve yarım saat 40 dakikadan beri sadece bundan bahsediyorsunuz diyebilecek olanlara da söyleyebiliriz. Yani Türk Akımı projesi 2020 yılı başında hayata geçirilecek, Karadeniz’den geçen boru hattı Kırklareli’nin Kıyıköy ilçesindeki dağıtım noktasına ulaşıyormuş. Bak ne güzel! Rusya’dan gelen doğalgaz buradan nereye ulaşacak? İki yere birden Can, bir tanesi hem Türkiye’ye geliyor hem de Avrupa’ya. Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov Ocak’ın ilk 10 gününde yapılması planlanan Türk Akımı projesinin açılışına katılmak üzere Putin geliyormuş! Sevindin değil mi? Putin Türkiye’yi ziyaret edecekmiş. Çin’e yılda 38 milyar metreküp varmış Sibirya Gücü, en büyük petrol boru hattı projelerinden biri. Yani tamamen dalga geçiyorlar, yani bir kabustan bahsediyoruz, korkutucu bir şey!

 

CT: Dalga geçiyorlar gerçekten, 2100 tarihi nedir? Yani şu anda çocuğunuz olsa ve o çocuğunuzun çoğunun görebileceği bir tarih, hatta çocuğunuzun da görebileceği bir tarih, yani hayatının son evrelerinde görebileceği bir tarih. Diğer taraftan torunlarınızın içinde bulunacağı bir tarihten bahsediyoruz 2100 denildiği zaman ve bununla alakalı herhangi bir şey yapmıyorsunuz. Bilim insanları net bir şekilde 2100 yılına gelindiği zaman iyimser rakamlarla 3,2 derecelik bir artıştan bahsediliyor. 3,2 derecelik bir artış dünyanın ölümü demek iyimser rakamlarla, kötümser rakamlarla 3,9. Her iki durumda da bu dünyanın tamamen içinde bulunan canlılarla beraber ölümü demek. Tekrardan başlar dünya, orada bir problem yok ama kendi elimizle yok edeceğimiz ve bizden sonra gelecek olan kuşakların tamamen ipini çektiğimiz, altındaki sandalyeye tekme attığımız bir zaman diliminden geçiyoruz.

 

ÖM: Çocuklar ve torunlar “sen ne yapıyordun?” demezler mi? 2100’ü bekleyecek değiliz tabii, 2030’da da korkunç felaketler olacak.

 

CT: Evet.

 

ÖM: Ama biz diyeceğiz ki “Sibirya’nın Gücü vardı, Türk Akımı vardı, Çin’e 38 milyar metreküp vardı” öyle mi? Ne yapacağız? Çok korkunç aslında!

 

CT: Hiçbir şey yapmayacağız, Hürriyet gazetesini açacağız ve ondan sonra okumaya devam edeceğiz “Acun beni denizde uçurdu!” Her neyse bundan bahseden çok fazla gazete yok, çok fazla haber yok ama doğrudan içinde bulunduğumuz gezegenin varoluşuyla alâkalı.

 

ÖM: Ama biz mücadele edeceğiz, çocukların, bugünkü kuşağın geleceklerini kurtarmaları için ve hesap sormaları için de “bu ne cüret!” diye hesap soran çocukların, Greta varmak üzere, birkaç haftası daha var aslında, iklim zirvesine yelkenliyle gidiyor, katamaranla ama onun izindeki pek çok çocuk da Türkiye’den de hepsi mücadele halindeler, onları da size nakletmeye giderek artan bir şekilde nakletmeye devam edeceğiz. Şimdi ara verelim.

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Cuma Sezin Öney’le Seyyare: Türkiye ve Dünya Olayları Arasında Paralellikler, Karşılaştırmalar

seyyare20191129

Seyyare kayıt arşivi

09:30 – 10:00 Cuma Alp Ulagay ile Spor

spor20191129

10:00 – 10:30 İklim Acil / Dünya Acil Durum ilan ediyor / Can Tonbil

Gençler sokağa çıkıyor, yurttaşlar haklarını talep ediyor. İklim Acil, iklim aktivistleri ile beraber yeryüzündeki iklim mücadelesine panoramik bir bakış atıyor.

***

Havalar nasıl oralarda?

29 Kasım 2019
Fotoğraf: Greenpeace
İklim değişikliği ve hava kirliliği, Türkiye’de hava kirliliği, kirli havanın sağlığa etkileri, hava kirliliği ve kömür, yapabileceklerimiz ve Temiz Hava Platformu’ndan 10 öneri.

İklim Krizi Yazıları/Bianet

İnsan açlığa altı hafta, susuzluğa altı gün dayanabilirken; havasız ancak altı dakika yaşayabilir.

Türkiye’de soluduğumuz havanın kalitesi ne durumda? Havanın kirli olduğunu nasıl anlarız?

Kirli hava sağlığımızı nasıl etkiliyor? Hava kalitesinin artması için neler yapabiliriz?

Bütün bu sorulara 2015’te çevre ve sağlık alanında çalışan 16 sivil toplum kuruluşunun bir araya gelerek kurduğu Temiz Hava Hakkı Platformu (THH) ile birlikte cevap arayacağız.

Havadaki gazlar ve asılı duran katı ve sıvı halindeki gaz karışımının içerisinde insan sağlığına zararlı kimyasalların ağırlıkta olmasına hava kirliliği diyoruz. Hava kirliliğini bazen sis ve koku gibi özelliklerinden dolayı duyularımızla anlayabiliriz.

Bazen de gözle görünmeyen saç telinin 30’da biri kadar olan ince partikül maddelerden (PM2.5) kaynaklandığından anlamamız mümkün olmayabilir. Bu sebeple hava kirliliğine “Sessiz Katil” diyoruz. Hava kirliliği volkan patlaması, çöl tozu gibi doğal sebeplerden kaynaklanabileceği gibi günümüzde genellikle ısınma, enerjide tüketilen fosil yakıtlar ve trafik gibi insan faaliyetlerinden kaynaklı olarak ortaya çıkıyor.

Hava kalitesini takip edebilmek için belli kriterlere göre yerleştirilen, kalibrasyonu olan cihazlarla ölçümler ve potansiyel kaynaklarla ilgili modellemeler yapılıyor.

İklim değişikliği ve hava kirliliği  

Hava kirliliği ve iklim değişikliğinin ikisi de temel olarak insan faaliyetlerinden, hatta çoğunlukla fosil yakıt tüketiminden kaynaklanan, ekonomik, sosyal ve sağlık boyutları da olan yüzyılın en büyük çevre sorunları.

Sadece karbondioksit değil partikül madde gibi diğer hava kirleticileri de atmosferde bir tabaka oluşturarak yeryüzünde ısıyı tuttukları için ikinci bir sera etkisine sebep olurlar. Bu nedenle, yakın zamanda Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ile İklim ve Temiz Hava Koalisyonu (CCAC)gibi uluslararası kuruluşlar hükümetlere iklim değişikliği ve hava kirliliği krizlerinin birlikte ele alınması için çağrıda bulundu.

WHO’ya göre iç ve dış ortam hava kirliliği, her yıl sekiz milyon erken ölüme yol açıyor. Dünyadaki her yedi çocuktan biri, WHO’nun önerdiği değerlerin üzerinde kirli hava soludukları yerlerde yaşıyor.

Paris Anlaşması’nda sunulan iklim değişikliği hedeflerine ulaşılması, aynı zamanda 2050 yılına kadar her yıl en az bir milyon erken ölümü ve hava kalitesindeki iyileşmeler sayesinde yaklaşık 54,1 trilyon dolar maliyeti engelleyebilir. Bu rakam, iklim değişikliğiyle mücadele için harcanan bütçenin iki katı demek.

Hava kirliliği ve iklim değişikliğinin ikisi de temel olarak insan faaliyetlerinden, hatta çoğunlukla fosil yakıt tüketiminden kaynaklanan, ekonomik, sosyal ve sağlık boyutları da olan yüzyılın en büyük çevre sorunları.

Sadece karbondioksit değil partikül madde gibi diğer hava kirleticileri de atmosferde bir tabaka oluşturarak yeryüzünde ısıyı tuttukları için ikinci bir sera etkisine sebep olurlar. Bu nedenle, yakın zamanda Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ile İklim ve Temiz Hava Koalisyonu (CCAC)gibi uluslararası kuruluşlar hükümetlere iklim değişikliği ve hava kirliliği krizlerinin birlikte ele alınması için çağrıda bulundu.

WHO’ya göre iç ve dış ortam hava kirliliği, her yıl sekiz milyon erken ölüme yol açıyor. Dünyadaki her yedi çocuktan biri, WHO’nun önerdiği değerlerin üzerinde kirli hava soludukları yerlerde yaşıyor.

Paris Anlaşması’nda sunulan iklim değişikliği hedeflerine ulaşılması, aynı zamanda 2050 yılına kadar her yıl en az bir milyon erken ölümü ve hava kalitesindeki iyileşmeler sayesinde  yaklaşık 54,1 trilyon dolar maliyeti engelleyebilir. Bu rakam, iklim değişikliğiyle mücadele için harcanan bütçenin iki katı demek.

Türkiye’de hava kirliliği 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kurduğu istasyonlarda yapılan hava kirliliği ölçümleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Ulusal Hava İzleme Ağı üzerinden ve Türkiye dahil tüm dünyadaki ölçümleri buradan anlık olarak takip edilebilirsiniz. Ülkemizde diğer kirleticiler olan PM10 ve SO2 için yasal mevzuat ile belirlenen sınır değerler Avrupa Birliği ile uyumlanmış olsa da sağlık açısından WHO’nün önerdiği kılavuz değerlerin üzerindedir.

Temiz Hava Hakkı Platformu’nun yayımladığı Kara Rapor’daki resmi ölçüm verileri kullanılarak yapılan analizler, Türkiye’de 2018 yılında yeterli ölçüm yapılan 163 istasyonun yüzde 96,3’ünde yıllık PM10 ortalamasının WHO limitlerinin üzerinde kirli olduğunu gösteriyor.

Aynı rapora göre Türkiye’de hava kirliliği 2017 yılında Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) önerdiği seviyelere indirilseydi 30 yaş üzerinde yaklaşık 52 bin kişinin hayatını kaybetmesi yani trafik kazalarının yedi katı kadar ölüm önlenebilirdi.

Ayrıca tüm dünyada en tehlikeli hava kirleticilerinden birisi olarak kabul edilen ince parçacık maddeler (PM2.5) ülkemizde hala tüm illerde ölçülmüyor, ölçülse bile azaltılması için yasayla tanımlanmış bir ulusal sınır değerimiz yok.

Kara Rapor’dan öne çıkan diğer bulgular:  

2017’de hava kirliliği WHO’nun önerdiği kılavuz değerlere indirilseydi Türkiye’de yaşanan ölümlerin yaklaşık yüzde 13’ü önlenebilirdi.

Ulusal sınır değerlere göre değerlendirildiğinde de, 2018’de 81 ilin yarısından fazlası (%56) kirli hava soludu.
Ölçümler yetersiz olduğundan 2018’de her 10 ilden birinde yaşayanların nasıl bir hava soluduğunu bilemiyoruz. (Eskişehir, Bolu, Kastamonu, Kırıkkale, Kütahya, Muş, Şırnak ve Uşak)
2018’de hava kalitesi en kötü olan il, Afşin – Elbistan ilçesinde işletmede iki kömürlü termik santrali olan ve 6 yeni santral daha yapılması planlanan Kahramanmaraş.
2018’de WHO’nun önerdiği kılavuz hava kirliliği değerlerini sadece tek ilimiz karşılıyor. (Ardahan). 

Kirli havanın sağlığa etkileri 

Yapılan bilimsel çalışmalar hava kalitesinin artmasının sağlık durumunu iyileştirdiğini gösteriyor. Özellikle PM10 ve PM2.5 miktarlarının düşürülmesi akciğer sağlığını koruyor, var olan solunum sistemi hastalıklarının kötüleşmesini önlüyor ve yaşam beklentisini artırıyor.

PM2.5 düzeyindeki her 10 µg/m3 düşüş ortalama yaşam beklentisini 0.61 ± 0.20 yıl uzatıyor. Tam tersine, maruz kalınan havadaki partikül maddelerde (PM2.5) her 10 µg/m3’lük artış akciğer kanseri kaynaklı ölümlerde yüzde 15-27 oranında artışa yol açıyor.

Ayrıca, çocuklar anne karnında ve erken bebeklik dönemlerinde sinir sistemi toksinlerine çok duyarlılar. Bu kapsamda Çin’de yapılan pek çok araştırmada, gebelik süresince fosil yakıtlardan kaynaklanan hava kirliliğine maruz kalan annelerin çocuklarında zeka düzeylerinin daha düşük olduğu saptandı.

Belçika Hasselt Üniversitesi’nde yapılan çalışmalar, solunan havadaki kirletici maddelerin akciğerler yoluyla plasentaya girdiğini gösteriyor. Anne karnındayken maruz kalınan bu partiküllerin, anne karnındaki bebekler üzerinde doğrudan etkilerinin olması kaçınılmaz. Örneğin ABD’de ve Danimarka’da yapılan araştırmalar, çocuk yaşta maruz kalınan hava kirliliğinin bipolar bozukluk, şizofreni ve depresyon gibi rahatsızlıklarla ilişkili olduğunu ortaya koydu.

Santraller yüzünden Çan’a bağlı Yaya Köyü’nün yüzde 80’i göç etti (Fotoğraf: Greenpeace / Caner Özkan)

Hava kirliliği ve kömür

Greenpeace Hindistan’ın NASA Ozon Görüntüleme Aracı (OMI) görüntülerinden faydalanarak hazırladığı rapor, 2018’de Türkiye’nin insan faaliyetleri kaynaklı kükürt dioksit (SO2) emisyonlarında dünyada 10. sırada bulunduğunu gösteriyor.

Sıralama şöyle: Hindistan, Rusya, Çin, Meksika, İran, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Ukrayna, ABD, Türkiye.

Türkiye’de kükürt dioksit emisyonlarının yüzde 90’ı kömür kaynaklı. Emisyonların en yoğun olduğu bölge ise; tatil mekanı olarak bilinmesine rağmen Kemerköy, Yeniköy ve Yatağan Termik Santralleri’nin bulunduğu Muğla. Türkiye kömür kaynaklı kükürtdioksit emisyonlarında dünya genelinde 6. sırada yer alıyor. Afşin – Elbistan A ve B Termik Santralleri ile Kangal Termik Santrali’nin oluşturduğu bölge de dünyada en çok kükürtdioksit emisyonuna sebep olan kaynaklar arasında 10. sırada.

Yapabileceklerimiz

Anayasa’nın 56. maddesi şöyle diyor: “Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamak ve çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir.”

Bu sebeple temiz hava hakkına sahip çıkmak için vatandaş, yerel ve merkezi yönetimlerin birlikte çalışması gerekiyor.

14 Şubat 2019’da kömürlü termik santrallere havayı kirletme izni veren ve meclisteki tüm partilerin ortak kararıyla geri çekilen yasal düzenleme (eski Madde 45), altı ay sonra tekrar Meclis gündemine geliyor.

15 adet kömürlü termik santrale 4. kez havayı kirletme izni verecek teklif yasalaşırsa, Türkiye’nin en eski ve kirli santralleri 2022’ye kadar havayı kirletme ve halk sağlığını tehdit etmeye devam edecek.

Bunun için siz de bütün partilerin grup başkan vekillerine hem twitter üzerinden, hem telefonla arayarak hem de imza vererek bu santrallerin havayı kirletmesine izin verecek tasarı kabul edilmesin diyebilirsiniz.

Hava kirliliğini azaltacak önlemlerin alınması gibi hava kalitesini artıracak politikaların geliştirilmesi için sesimizin ulusal ve yerel düzeyde karar vericilere ulaşmasını hep birlikte sağlayabiliriz.

10 öneri

Ölçüm: Hava kirliliği konusunda veri güvenliğinin geliştirilmesi, anlaşılabilir, erişilebilir, gerçek zamanlı kanallar ile doğru ve güncel verilerin halka sunulması, ölçüm yapılan ama bilgileri paylaşılmayan istasyonların da geriye dönük tüm verilerinin paylaşılması, yeni ölçüm istasyonu yerleri seçilirken uygun modelleme yöntemlerinin kullanılması, yer seçim kriterlerinin şeffaf şekilde açıklanması ve tüm çalışan istasyonlara uygulanması,

Kamuya açık veri: Hava kirliliğinin sağlık etkilerini ve Türkiye’de her ildeki tahmini erken ölüm sayısını ortaya koyabilecek tüm veri kaynaklarının kamuoyuna açıklanması ve akademik çalışmalar için kolaylıkla ulaşılabilir olması,

Yasa ve politikalar: PM10, PM2.5 ve SO2 başta olmak üzere tüm kirletici limitlerinin WHO’nun limitleri ile uyumlu hale getirilmesi için mevzuat düzenlemesinin tamamlanması ve limitlerin çalışmakta olan sanayi tesisleri için de istinasız olarak uygulanması ve hava kirliliğinden oluşan zararlara karşı hem önleyici hem de tazmin edici tedbirler konusunda bağlayıcı, uygulanabilir mevzuat geliştirilmesi,

PM2.5 limitleri: WHO’nun önerdiği değerler ile uyumlu yasal limitler konusunda hızla bağlayıcı mevzuat kabul edilmesi, uygulamaya koyulması ve mevcut durumda pilot uygulama olarak ölçümleri yapılan PM2.5 ölçümlerinin tüm ülke çapında yaygınlaştırılması ve halk sağlığı açısından temsiliyeti olan yerlere kurulacak olan ölçüm istasyonlarının verilerinin kamuoyuyla paylaşılması,

Sanayi izin süreçleri: Endüstriyel yatırımların Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) izin süreçlerinde proje sahiplerinden; kompleks arazi koşullarını da hesaba katan, kümülatif etkiler ve ikincil PM2.5 oluşumunu da kapsayan ve dünya çapında kabul gören en güncel programları kullanılarak hava kirliliği dağılımı modelleme çalışması yapılmasının talep edilmesi,

Sağlık Etki Değerlendirmesi: Endüstriyel yatırımların izin süreçlerinde yatırımcılardan istenen “Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu”nun yanı sıra, “Sağlık Etki Değerlendirmesi Raporu”nun hazırlanması, özellikle hava kirliliği nedeniyle oluşan sağlık etkileri, yaşanacak erken ölümleri ve iş gücü kaybının modellenerek hesaplanmasının istenmesi bu yönde bağlayıcı yasal yükümlülükler eklenmesi ve Sağlık Bakanlığı’nın da sanayi tesislerinin izin süreçlerine aktif olarak dahil olması,

Fosil Yakıt Desteklerine Son: Hava kirliliğinin en önemli kaynaklarından kömüre dayalı enerji üretiminin teşvik edilmesine son verilmesi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından enerji verimliliği politikalarının yürürlüğe konması ve yenilenebilir kaynakların enerji üretimindeki payının arttırılmasını için politikaların oluşturulması,

Temiz Hava Eylem Planları: Ani kirlilik durumunda yöneticilerin görevlerini, halkın alacağı tedbirleri de tanımlayan ve Yönetmeliğe göre yapılması zorunlu olan Temiz Hava Eylem Planlarının bütün iller için katılımcı bir anlayışla hazırlanarak, kamuoyu ile paylaşılması ve acilen uygulamaya koyulması,

Alternatifler: Kentlerde toplu taşıma ve bisikletli ulaşımın teşvik edilmesi, motorlu araç trafiğine kapalı alanlar yaratılması, ormanların korunması ve artırılması, araçlardan kaynaklanan kirletici emisyonları azaltacak yasal değişiklikler yapılması ve evsel ısınma için kömürün yerine alternatif kaynakların yaygınlaştırılması,

İşbirliği: Hava kirliliğinin sağlık etkilerinin değerlendirilmesi ve kirliliğin azaltılması ile ilgili politika geliştirilmesinde, özellikle Sağlık Bakanlığı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlıklarının koordinasyonun arttırılması ve disiplinler arası olarak kendi aralarında ve ayrıca çevre ve sağlık alanında çalışan meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliği içinde çalışmalar yürütülmesi.

10:30 – 11:00 Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam / Buğday Ekibi (Leyla Aslan Ünlübay – Turgay Özçelik)

tohumdanhasadaekolojikyasam20191129

facebook.com/bugdaydernegi/

Tohumdan Hasada Ekolojil Yaşam kayıt arşivi

***

Zehirsiz Kampanya başladı.

🌾 Buğday Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Aslan Ünlübay’ın hazırlayıp sunduğu Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam Programı’nda bu hafta, Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı’nın başlattığı, pestisitlerin yasaklanmasına ilişkin kampanya konuşuluyor.

Zehirsiz Sofralar Projesi İletişim ve Kampanya Koordinatörü Turgay Özçelik ile pestisitlere ve kampanyaya dair her şeyi konuştuğumuz programımız, yarın (29 Kasım) saat 10.30’da Açık Radyo’da. (94.9)

📻 Radyonuz Açık olsun!

Kampanyaya imza vererek destek olmak için: Change.org/ZehirsizSofralar

Açık Radyo’yu internetten dinlemek için: http://acikradyo.com.tr/stream/index.html

Kaçıranlar, daha önceki programların kayıtlarına buradan ulaşabilirler: http://acikradyo.com.tr/program/84105/kayit-arsivi

#BuğdayDerneği #TohumdanHasadaEkolojikYaşam #AçıkRadyo

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, yazı

11:00 – 12:00 Hikâyenin Her Hali / Hayata dair cinsiyet-aşırı sohbetler / Aslı, Ayşe Gül, Didem, Kristen, Özlem ve Sema

Hayatın ‘olağan akışında’ normalleşen, olağan gözüken, ‘eşyanın tabiatı gereği’ akıp gidenleri, cinsiyet-aşırı sohbet masamıza koyuyoruz. Gündemi kentte, kırda, sokakta, fabrikada, evde, mahkemede, sinemada, müzikte takip ederken, gündeme gömülen hafızayı da hikâyelerle kazıyoruz. Bugünü kadim zamanlarda arayabiliyoruz, başımızın çaresine tarihsiz antik hikâyelerin penceresinden de bakıyoruz. Program, misafirleriyle olağanda olağanüstüyü, düzende darmadağını, dertte dermanı, yasta gücü, birlikte farkı aşındırıp, kamplara bölünmüşlerin peşinden gidiyor. Masamız kalabalık, masamız renkli. Masa da, masaymış ha!

12:00 – 13:00 Caz Türbülans / Recep Şencan / Cazda serbest dolaşım

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Önce Sağlık / Ayşegül Tözeren, Betigül Öngen ve Selim Badur

oncesaglik20191129

Kış yaklaşıyor ve havalar her defasında daha da kestirilemez oluyor. Önce Sağlık, her sefer olduğu gibi, bu kışın tekinsiz havalarında da nöbette.

14:00 – 14:30  Bir Yaşam Dili (Yeni program) / Hazırlayanlar: Deniz Spatar ve Canan İrtem

İsmini Marshall Rosenberg’in Şiddetsiz İletişim – Bir Yaşam Dili kitabından alan programda, anlaşmazlık içindeki bütün tarafları empati ile can-ı gönülden dinleyerek anlama, bu yoldan bağlantı kurarak işbirliği zemini yaratma ve herkesin ihtiyacının gözetildiği ortak çözümler üretme sanatı olan Şiddetsiz İletişim, çeşitli boyutları ile ayrıntılı olarak ele alınıyor.

Facebook.com/Şiddetsiz İletişim Türkiye

14:30 – 15:30 Wanderer / Can Denizci / (Richard Wagner özel programı)

Doğumunun 200. yılında Richard Wagner özel programı. 19. yüzyıl operasının en önde gelen iki isminden biri olan ve müziğin üst dilinin üstadı sayılan Wagner’in hayatı ve eserleri Wanderer’de

15:30 – 16:30 Sinefil / Melis Behlil ve Yeşim Burul Seven / Sinemasever muhabbetleri

sinefil_29.11.2019

Sinefil kayıt arşivi

***

Melis Behlil ve Yeşim Burul tarafından haftalık olarak hazırlanıp sunulan “Sinefil” Cuma günleri 15:30’da Açık Radyo 94.9’da yayınlanmakta; podcast olarak da tüm sinemaseverlerle paylaşılmaktadır.

Konuk: “Küçük Şeyler” filminin yönetmeni Kıvanç Sezer
***

‘Küçük Şeyler’: Yönetmen-senarist Kıvanç Sezer’le söyleşi

02 Aralık 2019

Bu hafta Sinefil’de vizyona yeni giren filmi ‘Küçük Şeyler’ ile yönetmen-senarist Kıvanç Sezer’i ağırladık. Modern dünyada beyaz yakalılık, erkeklik ve kadınlığın yanı sıra filmin güzel afişi ve müzikleri üzerine de söyleştik.

IMG 4998

16:30 – 17:00 Kavanozdaki Yıldız (Yeni program) / Hazırlayanlar: İsmail Başöz, Haluk Levent ve Mustafa Yılmazer

Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin toplumsal ve ekonomik etkilerini  kapsamlı biçimde ele almaya gayret eden bir program.

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20191129

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 29 Kasım 2019

01 Aralık 2019
Fotoğraf: İzmir Belediyesi

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Gediz Deltası’nın UNESCO Dünya Doğa Mirası ilan edilmesi için resmi başvuruda bulundu.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı, küresel emisyonları inceleyen önemli bir raporu kamuoyu ile paylaştı. UNEP Emisyon Açığı Raporu, ülkelerin ulusal emisyon azaltım çalışmalarını inceleyerek, Paris İklim Anlaşması’nın hedefleri çerçevesinde küresel durumu analiz ediyor. Yıllık olarak yayımlanan bu önemli rapor, küresel emisyonların halen artmaya devam ettiğini ve iklim krizini önlemek için acilen azalmaya başlaması gerektiğini gözler önüne seriyor. Rapora göre, küresel ısınmayı 2030 yılında 1.5 ºC hedefinde durdurabilmek için, sera gazı emisyonlarının her yıl ortalama yüzde 7.6 oranında azaltılması gerekiyor.  Rapor’da, Paris İklim Anlaşması ve iklim değişikliği ile mücadele çerçevesinde yapılan çalışmalara rağmen, küresel emisyonların artmaya devam ettiği de ortaya konuluyor. Rapora göre, küresel emisyonlarda son on yılda, yıllık ortalama yüzde 1.5 artış kaydedildi. Ülkelerin mevcut iklim planlarını da inceleyen çalışma, 1.5 ºC hedefini tutturmak için bu mevcut planların en az beş kat iyileştirilmesi gerekiyor.

Nature’da yayınlanan yeni bir makaleye göre güçlü bir sera gazı olan azot oksit emisyonları, bilim insanlarının tahmininden çok daha hızlı artıyor. Stratosferdeki ozonu yok eden gaz, genellikle tarlalara uygulanan azot bazlı gübrelerin kullanımının bir yan ürünü olarak ortaya çıkıyor. Kjeller’deki Norveç Hava Araştırmaları Enstitüsü’ndeki Rona Thompson ve arkadaşları, 1998’den 2016’ya kadar azot oksit emisyon oranını hesaplamak için küresel bir gözlem ağından atmosferik taşıma modelleriyle verileri birleştirdi. Ekip, küresel emisyonlardaki artışın, temel olarak gübre kullanımıyla ilgili istatistiklere dayanan önceki tahminlerin neredeyse iki katı olduğunu buldu. Doğu Asya ve Güney Amerika’dan gelen emisyonlar, tahmin edilen artışın büyük kısmını oluşturmakta. Yazarlar, azot oksit emisyonlarının tarımda azot kullanımına yanıt olarak orantısız şekilde yükseldiğini yazıyor. Küresel emisyonları azaltmak, daha doğru, kimyasal olmayan, karbon depolayan bir gübre uygulaması gerektirecek. Nihayetinde insan gıda sistemi ve beslenmesinde değişiklikler olması gerekecek.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Gediz Deltası’nın UNESCO Dünya Doğa Mirası ilan edilmesi için resmi başvuruda bulundu. Gediz Deltası, Türkiye’nin en büyük yüz ölçümüne sahip kıyı sulak alanlarından biri. Tüm Türkiye’deki tuz üretiminin yaklaşık üçte birini karşılayan delta, aynı zamanda İzmirli balıkçı ve çiftçilerin de üretim alanı. Yüzlerce kuş ve canlı türünün yaşadığı Gediz Deltası’nın korunması ve gelecek nesillere aktarılması için 2002’den bu yana çalışma yürüten Doğa Derneği de Şubat 2019’da bir kampanya başlatarak alanın UNESCO Dünya Doğa Mirası ilan edilerek koruma altına alınmasını talep etmişti. Alanın UNESCO Dünya Doğa Mirası kıstaslarını karşıladığı akademisyen ve doğa korumacıların hazırladığı bilimsel rapora göre ortaya konmuştu. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından Gediz Deltası’nın UNESCO Dünya Doğa Mirası ilan edilmesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na yapılan başvurunun ardından İzmirliler, bilim insanları ve doğa korumacılar UNESCO Dünya Mirası Yolunda Gediz Deltası Çalıştayı’nda bugün bir araya geldi. Gediz Deltası’nın UNESCO dünya mirası olması için hazırlıkları tamamlayıp Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na başvurduklarını söyleyen Tunç Soyer, bir belediyenin asli görevinin doğayı korumak olduğunu vurguladı. Soyer, “Gediz Deltası ülkemizdeki 305 doğa alanı ve 14 RAMSAR alanından biri. Çok özel bir sulak alan. 298 kuş türüyle ülkemizde kuş çeşitliliğinin en çok olduğu yerlerden birisi.” dedi.

Edirne’de merkeze bağlı Hasanağa köyündeki dere sabah saatlerinde kahverengi ve siyah akmaya başladı. Durumu farkeden köylüler Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü yetkililerine haber verdi. Derenin siyah akmasının nedeninin Edirne Belediyesi’nin yeni açtığı çöplükte, atık sularını arıtmadan salması olduğunu ifade eden köylüler, duruma çözüm bulunmasını istedi. Köy Muhtarı Mehmet Üstün, “Deremiz bu sabah böyle siyah akmaya başladı. Biraz ileride Hıdırağa köyüne gittiğimizde orada hiçbir şey yok. Burada ise durum bu. Köyümüzde vatandaşlarımız tarım ve hayvancılıkta sürekli bu dereyi kullanıyor. Ama artık korkudan hayvanlarımızı bile bu dereden geçiremiyoruz. Yetkililere haber verdik, gelip numune almalarını bekliyoruz” dedi.  Köylülerden Yılmaz Akgün ise, “Köyümüzde bu dere can damarı niteliğinde. Ben kendim de hayvancılık ve tarımla uğraşıyorum. Ama bu görüntüden sonra hayvanlarımı derenin yakınında bile tutmuyorum. Kaldı ki kendimiz bile derenin yakınına gelmek istemiyoruz” dedi. Gün boyunda siyah akmaya devam eden dere için Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü yetkililerinin gelip numune alması bekleniyor. Akan siyah suyun kalitesi ve içeriği söz konusu numune testinden sonra belli olacak.

Yeşil Düşünce Derneği ve Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği işbirliğiyle 9. Yeşil Ekonomi Konferansı’nı 3 Aralık 2019’da Yeşil Yeni Düzen başlığıyla Cezayir Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilecek. Katılım için Yeşil Düşünce Derneği’nin sosyal medya hesaplarından ulaşılabilen başvuru formu doldurulması gerekiyor.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Hafta boyunca Ben Bugün Bişey Öğrendim Yayına Hazırlayanlar: Doruk Yurdesin, Ozan Sezgin ve Rauf Kösemen

facebook.com/benbugunbiseyogrendim

Açık Dergi Cuma Ceyhan Usanmaz’la Bu Köşe Kitap Köşesi

***

Haftanın kitabı ‘Mesleğim Yazarlık’: Murakami’den ‘yazma dersleri’

30 Kasım 2019
Fotoğraf: L’Express

Uzun zamandır adı Nobel Edebiyat Ödülü’yle birlikte anılan bir yazar var çünkü karşımızda; daha doğrusu, adı favori listesinin ilk sıralarından inmeyen ama bir türlü de ödüle ‘uzanamayan’ bir yazar…

Murakami’nin Türkçedeki yeni kitabı ‘Mesleğim Yazarlık’ı farklı yaklaşımlarla okumak mümkün. Öncelikle, Murakami ne yazsa okuyacaklar için sevindirici bir haber bu. Murakami’nin artık bu kategoride bir yazar olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz; alışveriş listesi bile yazsa, belli bir kitle tarafından ilgi görecektir! Diğer yandan, yazma heveslilerinin ilgisini çekecek bir kitap olarak da nitelendirebiliriz ‘Mesleğim Yazarlık’ı; ne de olsa Murakami, bir roman yazarının yazarlık yaşamından anekdotlar paylaşıyor, ‘ne hakkında yazmalıyım, nasıl karakterler yaratalım, kime yazarız’ gibi soruları cevaplandırmaya çalışıyor. Benim gibi işin biraz daha ‘magazinel’ yönünü merak edenler de, eminim ilk olarak “Edebiyat Ödülleri Hakkında” başlıklı bölümden başlayacaklardır kitabı okumaya. Uzun zamandır adı Nobel Edebiyat Ödülü’yle birlikte anılan bir yazar var çünkü karşımızda; daha doğrusu, adı favori listesinin ilk sıralarından inmeyen ama bir türlü de ödüle ‘uzanamayan’ bir yazar…

İşin ‘magazini’ bir yana, Nobel Edebiyat Ödülü’nü gerçekten de Murakami’den çok daha fazla dert edinenler var gibi görünüyor. Her ne kadar, Murakami’nin örneğin Akutagava Ödülü ile ilgili “Bugüne dek kim bu ödülü almış, kim almamış onu da bilmiyorum” gibi sözlerine pek inanmasam da, ya da yine inandırıcı olmayan bir şekilde, Haruki Murakami Akutgava Ödülünü Neden Alamadı? isimli bir kitap hakkında “Okumadığım için kitabın içeriğini bilmiyorum ama…” diyorsa da; “edebiyat dünyası denen dünyaya girmeye en başından beri ne ilgim vardı ne de bu yer hakkında yeterli bilgim,” cümlesinin samimiyetinden şüphe duymuyorum. Tam zamanlı yazarlık öncesi yapıp ettiklerini az çok biliyoruz. Ayrıca, şu söylediklerinde de gayet haklı zaten: “Bu söylediklerim bana sadece Akutagava Ödülü değil, dünyadaki tüm edebiyat ödülleri ‘gerçekte ne kadar değerli?’ sorusunu sorduruyor ve böyle olunca da konu orada tıkanıp kalıyor. Ödül dediğimiz şey, ister Akademi Ödülü olsun ister Nobel Edebiyat Ödülü, değerlendirme kriterlerinin sayısal değerlere dayandıklarını bir kenara bırakırsak, objektif hiçbir dayanağı olmayan bir şeydir.”

Sonuç olarak; dünya ölçeğinde ‘başarılı’ kabul edilen bir roman yazarının roman yazmak üzerine, roman yazmayı sürdürmekle ilgili dile getirdikleri nereden yaklaşırsak yaklaşalım ilgi çekici bir metindir. ‘Mesleğim Yazarlık’ da, hiç kuşkusuz böylesi bir metin.

MESLEĞİM YAZARLIK

Haruki Murakami

Çeviren: Ali Volkan Erdemir

Doğan Kitap, 2019, 207 s.

Açık Dergi Cuma Zîn (Açık Dergi’de yeniden köşe) (15 Günde 1) / Hazırlayan: Mehmet Said Aydın

Yazar ve editör Mehmet Said Aydın Açık Dergi’ye geri dönüyor. Farklı kültürlerden ve alfabelerden beslenen Türkiye Edebiyatı’nın tarihinden notlar ve güncel gelişmeler, tartışmalar her hafta Açık Dergi’de.

Açık Dergi Cuma Duygular Sözlüğü ( Açık Dergi’de yeni köşe) / Yazan: Tiffany Watt Smith / Çeviren: Hale Şirin / Okuyan: Ömer Madra / Kolektif Kitap

Neredeyse her şeyin sözlüğünü yayınlama sürecine giren Açık Dergi yeni yayın döneminde duyguları da işin içine karıştırmaya karar verdi! Tiffany Watt Smith’in kaleme aldığı ve Kolektif Kitap tarafından Türkçe’ye kazandırılan Acımadan Zevklenmeye Duygular Sözlüğü, Ömer Madra’nın sesinden Cuma akşamları birer maddeyle radyo yayınına karışıyor.

Açık Dergi Cuma Serbest Atış (Açık Dergi’de yeni köşe – 15 Günde 1) / Dünya Basketbol Gündemi / Hazırlayanlar: Mehmet Çopuroğlu ve Kayhan Ergin

Volkan Ağır ve Utku Gökerküçük’ün hazırlayıp sunduğu Efektif Pas bu yayın döneminde bir ara veriyor. Yerine, bir basketbol programı olan Serbest Atış geliyor.

Açık Dergi Cuma Normalin Sınırları / Klinik Felsefe Sohbetleri / Alper Hasanoğlu ve Bülent Usta

normalinsinirlari20191129

“Normalin Sınırları”nda, insanları hapseden bireysel ve toplumsal sınırların ve kalıpların ötesine geçip, dinleyicilerin kendilerine ve hayatlarına başka bir açıdan bakabilmesinin olanakları araştırılan bir ‘klinik felsefe’ programı.

Teoriyle uygulamayı birleştiren yazı ve çalışmalarıyla tanınan psikiyatristlerin, psikoterapistlerin, felsefecilerin ve edebiyatçıların konuk olarak yer aldığı yayın; günümüzde ilaç tekelinin baskısı altında insanın doğasına ait normal ve doğal acının bir hastalık olarak tanımlanması tehlikesi karşısında normali koruma çabası.

“Normalin Sınırları”nı, psikiyatrist, psikoterapist, yazar Alper Hasanoğlu ile antropolog, psikoterapist, yazar Bülent Usta birlikte sunuyor.

Açık Dergi Cuma Mazruf (Açık Dergi’de yeni köşe) (15 Günde 1) / Hazırlayan: Murat ‘mrt’ Seçkin ve Audioban

İki haftada bir yayımlanan “Mazruf” müzik sektöründe, özellikle bağımsız sahnede yer alan kolektif, müzisyen ve projelerin yanı sıra, sahne arkası – yani masabaşı –işleri yüklenen ekip ve kişilerin seslerine de kulak veriyor. Mülakatlar ve bolca müzik eşliğinde ve 15 günde bir.

20:00 – 21:00 Koyu Mavi / Gülçin Orgun / Türler arası

koyumavi.org/

***

Fotoğraf açıklaması yok.

Gülçin Orgun  Koyu Mavi / Açık Radyo

Mavi yağmur şarkıları

Tom Waits / Diamonds on My Windshield

Teoman / Yağmur (Bülent Ortaçgil)

Peggy Lee / I Get the Blues When It Rains

Lightnin’ Hopkins / Rainy Day Blues

John Lee Hooker, Van Morrison / Rainy Day

Brownie McGhee / Rainy Day

Etta James / Cry Like A Rainy Day

Gary B.B. Coleman / The Sky Is Crying

ZZ Top /Sure GotCold After the Rain Fell

Willie Nelson, Johnny Lang / Rainy Day Blues

bu akşam

saat 20-21 arasında

Koyu Mavi’de.

21:00 – 22:00  Aşağı Mahalle / Ümit Baykara / New York Downtown Cazve ötesi…

twitter.com/asagimahalle

22:00 – 23:00 Mint / Efkan Kula ve Mert Emcan / Gıcır cızır plâklar

mixcloud.com/mertemcan/

Alternatif rock’ın geçmiş ve günümüz klasiklerinin çalınacağı “Mint”te Stüdyo İmge yazarları; Efkan Kula ve Mert Emcan plak koleksiyonlarının en değerli single’larını hikayeleriyle birlikte çalıyor.

23:00 – 24:00 13 Melek / Yiğit Atılgan / Zamanın ruhundan bağımsız sesler

13melek-acikradyo366

Zamanın ruhundan bağımsız seslere kulak verdiğimiz 13 Melek bu yayın döneminde Cuma günleri 23.00’te.

24:00 – 01:00 Blackout / Gürkan Vayis ve Ümit Şenol / Kirli ve aksak ritimler ile Siyah müzikler

Yeni yayın döneminde Overphonic ve Blackout programları birleşip yollarına, Overphonic’in saatinde Blackout adı altında devam ediyor.

overphonic.blogspot.com/

mixcloud.com/overphonic/

blackout949.blogspot.com/

soundcloud.com/blackout949

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2019/11/27

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgaste_28-11-2019

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

***

***

Açık Radyo programcıları, 1996.
#tbt #acikradyokacyasinda

Görüntünün olası içeriği: 63 kişi, gülümseyen insanlar

***

***

Sacha Baron Cohen’den Facebook’u köklerinden sarsacak eleştiri: “Dünya tarihindeki en büyük propaganda makinası”

28 Kasım 2019
Fotoğraf: Daily Beast

21 Kasım Perşembe akşamı İftira ve Karalama ile Mücadele Birliği’nde (Anti-Defamation League, ADF) yaptığı konuşmada aktör/komedyen Sacha Baron Cohen, Facebook ve diğer sosyal medya platformlarını hedef alarak nefret söylemi ve doğru olmayan çeşitli bilgi yayımladıklarını iddia etti.

(Britanya’nın saygın medya kuruluşlarından The Guardian’da yayınlanan bu makale Semra Somersan tarafından Açık Radyo için çevrilmiştir.)

Geçen hafta yaptığı bir konuşmada Cohen, “Eğer geçmişte Facebook olsaydı Hitler’in propaganda malzemelerini bile düşünmeden yayımlardı” dedi.

21 Kasım Perşembe akşamı İftira ve Karalama ile Mücadele Birliği’nde (Anti-Defamation League, ADF) yaptığı konuşmada aktör/komedyen Sacha Baron Cohen, Facebook ve diğer sosyal medya platformlarını hedef alarak nefret söylemi ve doğru olmayan çeşitli bilgi yayımladıklarını iddia etti.

Samimiyeti açısından konuşma son derece çarpıcı idi; çünkü Baron Cohen orada, alaya aldığı tiplerden biri veya oynadığı bir karakter değil, tam da azarlayan- çıkışan kendisi olarak sahnedeydi.

Facebook’u “tarihteki en büyük propaganda makinesi” olarak niteleyen Baron Cohen, kullanıcılar tarafından yayımlanan siyasi malzemelerin şirket tarafından ve doğruluk açısından denetlemediğini ve platformunda Hitler’in bile propaganda yapmasına izin vereceğini iddia etti.

Aşağıda hazırlanmış konuşma metninin tümüyle yayımlıyoruz:

Irkçılık, nefret ve bağnazlık ile savaşımı için İftira ve Karalama ile Mücadele Birliği’ne teşekkür ediyorum. Ve hemen ekleyim. “Irkçılık, nefret ve bağnazlık” derken Stephen Miller’ın ‘Labradoodlelarının’ isimlerinden  bahsetmiyorum.

Şimdi bazılarınızın, ‘bir komedyen böyle bir konferansta konuşarak ne halt ediyor’ diye düşündüğünü fark ediyorum. İşte gördüğünüz gibi buradayım ve konuşuyorum. Geçen iki yılı çeşitli karakterleri oynayarak geçirdim. Durum şu ki, bugün ilk defa oynadığım karakterlerden en az popüler olanı, Sacha Baron Cohen olarak konuşuyorum. İtiraf etmeliyim ki bu son derece ürkütücü.

Farklı bir nedenle de buradaki varlığımın beklentilere hiç de uymadığının farkındayım. Bazıları benim oynadığım komik rollerin, aslında, mevcut klişeleri pekiştirmekten başka bir işe yaramadığını düşünüyor.

Gerçek şu ki ömrüm boyunca bağnazlık ve hoşgörüsüzlüğe karşı meydan okumak en tutkulu olduğum alandı. İngiltere’deki daha ilk gençlik yıllarımda, ırk ayrımcılığı rejimine karşı çıkmak üzere Ulusal Cephe karşıtı yürüyüşe katıldım. Üniversiteye girdikten sonra tüm ABD’de seyahat edip İftira ve Karalama ile Mücadele Birliği’nin arşivlerini de kullanarak, tezimi, buradaki sivil haklar hareketi konusunda yazdım. Bir komedyen olarak da, insanların kendilerini koruma duvarlarını alçaltmaya çalışarak, önyargıları dahil, gerçekten neye inandıklarını ortaya dökmek istedim.

Şimdi kalkıp da her şeyi yüce bir amaca hizmet etmek üzere yaptığımı iddia etmeyeceğim. Evet yaptığım komikliklerin bir kısmı, haydi kabul edeyim, belki yarısı çok çocukça, diğer yarısı ise tamamen aptalca idi. Kabul etmeliyim ki ipotek komisyoncuları konferansında çırılçıplak koşturarak, ilk uydurma haberi yapan Kazakistanlı gazeteci Borat rolünde pek de aydınlatıcı bir yön yoktu.

Ama ne zamanki, Borat, Arizona eyaletinde koca bir barı ayağa kaldırarak “Yahudi’yi kuyuya at” şarkısını söyletmeyi başardı, işte o zaman insanların Yahudi karşıtlığını ne kadar umursamadığını gösterebilmiştim. Ya da Bruno’nun kişiliğinde, Avusturyalı kafes dövüşündeki erkeği öpmeye çalışan eşcinsel moda gazetecisi olarak, neredeyse bir isyan başlattığımda, homofobinin şiddete ne kadar yaklaştığını gösterdim. Ve başka bir sefer kırsal alanda bir cami inşa etmeyi teklif ettiğimde de, orada yaşayanlardan bir kişi kalkıp, gururla “Ben ırkçıyım, Müslümanlara karşıyım” dediğinde Batı’daki Müslümanlık korkusunu gösterebildim.

İşte tam da bu nedenlerle bugün burada sizlerle beraber olma fırsatını yakalamış olmaya çok değer veriyorum.  Bugün dünyanın hemen her yerinde demagoglar en kötü içgüdülerimize hitap ediyor. Bir zamanlar kıyıda köşede duran komplo teorileri artık revaçta. Sanki Akıl Çağı -kanıtlara dayalı tartışma- sona eriyor; bilgi hükmü yitirdi ve bilimsel mutabakatın da hiçbir itibarı kalmadı. Paylaşılan hakikatlere dayalı demokrasi gerilerken, yerini hızla, paylaşılan yalanlara dayalı otokrasi alıyor. Nefret suçları dolup taşarken, dini ve etnik azınlıklar saldırıya maruz kalıyor.

Bu tehlikeli gidişatın ortak yönü ne? Ben bir aktör veya bir bilim insanı değil, sadece bir komedyenim.  Ama şu bana çok açık görünüyor. Bütün bu nefret ve şiddet, tarihteki en büyük propaganda makinası olan bir avuç internet şirketi tarafından kolaylaştırılıyor.

Tarihteki en büyük propaganda makinası

Bir düşünün. Facebook, YouTube, Google, Twitter ve diğerleri- bunlar milyarlarca insana ulaşıyor. Bu ortamların dayandığı algoritmalar kasten kullanıcıları sürekli angaje edecek şekilde içeriklerini büyütüp bollaştırıyor- öyle içerikler, öyle hikayeler ki bunlar çok temel içgüdülerimize hitap ederek korku ve öfkemizi tetikliyor. İşte tam da bu nedenle Youtube, komplocu Alex Jones  videolarını milyarlarca kere tavsiye ediyor. İşte bu nedenle yalancı haberler gerçek haberlerden çok daha başarılı bir performans ortaya koyuyor- çünkü araştırmalara göre, yalanlar gerçeklerden çok daha hızlı yayılıyor. Ve şu da hiç şaşırtıcı değil; tarihteki en büyük propaganda makinası- Yahudilerin bir şekilde tehlikeli olduğu yalanını, tarihteki en eski komplo teorisini yaydı. Bir gazete manşetinin ortaya attığı gibi “Hele bir düşünün, Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbels hayatta olsaydı Facebook ile neler yapabilirdi?”

İnternette her şey eşit derecede meşru görünebilir. Breitbart BBC’ye benzer. Aslında hikayeden başka hiç bir tarihsel içeriği olmayan Siyon Liderleri (Elders of Zion ) protokolleri, İftira ve Karalama ile Mücadele Birliğiniz’in bir raporu kadar geçerli görünebilir. Ve bir manyağın yüksekten atması, Nobel Ödüllü bir bilimcinin bulguları kadar inandırıcı sanılabilir. Öyle görünüyor ki demokrasinin dayanağı, paylaşılan “temel olgular” anlayışını kaybettik.

Gangster olmaya can atan Ali G’nin kişiliğinde ben, astronot Buzz Aldrin’e “Güneşte yürümek nasıl bir şeydi” diye sorduğumda, şaka işe yaradı çünkü seyirci aynı olgulara inanıyordu. Eğer insanın aya ayak bastığı olgusunun palavra olduğunu düşünüyorsanız, şakam hiç de komik gelmemiştir.

Arizona’daki barda hemen herkes, “Yahudiler tüm insanların parasını denetler ve asla geri vermez” cümlesindeki Borat esprisini doğru algıladı; çünkü seyirciler Yahudilerin paracanlısı ve tamahkar olduğu fikrinin, Orta Çağ’dan kalma bir komplo teorisi olduğunu biliyordu.

Ama bazı komplo teorileri, sosyal medya sayesinde gerçek olarak algılanıp yerleşmeye başlayınca, o zaman nefret gruplarının yeni üye kazanması, yabancı istihbarat ajanslarının seçimlerimize müdahale etmesi ve Myanmar (eski ismiyle, Burma) gibi bir ülkede Rohingalara soykırım yapılması kolaylaşıyor.

Aslına bakarsanız komplo teorilerini şiddete dönüştürmek o kadar kolay ki, şaşıp kalırsınız. Son yaptığım ‘Amerika kimdir?’ şovumda, iyi eğitilmiş, iyi bir işte çalışan normal bir erkeğin, sosyal medyada, Başkan Trump’ın Twitter’da , 67 milyon takipçisine bin 700 kere yolladığı komplo teorilerini tekrar tekrar kopyalayıp paylaştığını gördüm. İş o hale gelmişti ki Başkan, aşırı sağa karşı yürüyüş yapan Anti-fa (anti-faşist) grubunu bile terör örgütü olarak nitelemeyi düşündüğünü vurgulayan tweetler atmıştı.

Ve günün birinde İsrailli bir anti-terör uzmanı, Albay Erran Morad kimliğine bürünmüş olarak San Francisco’da Kadınların Yürüyüşü’nde mülakat yaptığım kişiye, Anti-fa örgütünün, bebek bezlerine hormon koyarak onları cinsler-arası yaratıklara dönüştürmeyi söylediğimde bana inanmıştı.

Yine aynı kişiye, yürüyüşteki üç tane dünyadan habersiz masum insanın üstüne küçük araçlar eker de gösterdiğim bir düğmeye basarsa büyük bir patlamaya yol açıp herkesi öldürebileceğine ikna ettim. Aslında bunlar gerçekten patlayıcı değildi, ama o, öyle olduklarını sanıyordu.  Öğrenmek istediğim, gerçekten de dediğimi yapacak mıydı?

Cevap “Evet”ti. Düğmeye bastı ve gerçekten de üç kişiyi öldürdüğüne inandı. Voltaire haklıydı, “Sizi saçmalıklara inandıranlar, canavarlığa da yönlendirebilir”. Ve işte sosyal medya,  milyarlarca otoriter insana saçmalıklar yaptırtmayı başarıyor.

Yiğidi öldür, ama hakkını ver: Şunu da söylemem lazım, bazı sosyal medya şirketleri kendi platformlarında nefret söylemini ve gizli tezgahları asgariye indirmek için belli adımlar atıyor, ama genellikle bunlar pek yüzeysel kalıyor.

Bugün konuşuyorum çünkü şuna inanıyorum: Çoğulcu demokrasimiz bir uçurumun kenarında ve önümüzdeki 12 ay içinde sosyal medyanın konumu bu açıdan belirleyici olacak. İngiliz seçmenler seçim sandıklarına giderken internetteki komplocular, şu iğrenç “yerinden edip-yerine geçme” kuramını öne sürerek son derece bilinçli bir şekilde, Hıristiyanların,  yerlerini Müslüman göçmenlerin alacağını ileri sürecekler. Amerikalılar başkan seçerken troller ve parazitler, seçmenleri, “iğrenç Hispanikler Amerika’yı işgal ediyor” yalanına inandırmaya çalışacak. Ve YouTube’un yıllarca gösterdiği “iklim felaketi tamamen uydurmadır” videolarından sonra, Amerika Birleşik Devletleri de, 2016’da imzalanan iklim için Paris Antlaşması’ndan resmen çıkmaya çalışacak.  Demokrasimizi ve gezegeni tehdit eden, insanların kafalarında bağnazlık ve zehirli komplo teorileri eken bir internet- eminim ki yaratıcılarının aklında asla böyle bir şey yoktu.

Şuna inanıyorum: Sosyal medyayı temelden yeniden gözden geçirerek, nefret, komplo ve yalanları çevreye  nasıl yaydığını, al baştan düşünmeliyiz. Buna rağmen daha geçen ay yaptığı önemli bir konuşmada Facebook’un Mark Zuckerberg’i, kendininki gibi şirketlerin yeni yasa ve yönetmeliklerle sınırlandırılmasına karşı uyardı. Aslında bu argümanların bir kısmı tamamen saçma. Şimdi şöyle bir bakalım.

İlk olarak Zuckerberg bütün meseleyi “İfade özgürlüğü bağlamında yapılacak seçim” diye niteledi.  Bu tamamen gülünç  Bu, kimsenin ifade özgürlüğünü kısıtlamıyor ki. Sadece bir kısmı gezegenin en nefret edilesi insanlarına, gezegende yaşayanların üçte birine ulaşma olanağı veriyor. İfade özgürlüğü, erişme özgürlüğü değildir. Ne yazık ki hemen her zaman ırkçılar, kadınlar ve Yahudilerden nefret edenler ve çocukları istismar etmeye yatkın kişiler olacak. Ama ben yobazlara ve sübyancılara kendi görüşlerini büyütüp yaymak ve kurbanlarını hedeften vurmak imkanı vermek gerektiğine inanmıyorum.

İkincisi, Zuckerberg, sosyal medyaya konanlara sınır koymanın “ifade özgürlüğünden geriye adım atmak” olduğunu belirtiyor. Bu tamamen saçma. Amerikan Anayasası’na yapılan birinci değişiklik şöyle: “Kongre, ifade özgürlüğünü kısıtlayan hiç bir yasa yapamaz”; ne var ki bu Facebook gibi özel teşebbüs şirketlerini içermiyor. Biz bu şirketlerin tüm toplumda ifade özgürlüğünün sınırlarını belirlemesini istemiyoruz. Tek istediğimiz kendi alanlarında, kendi platformlarında sorumlu davranmaları.

Eğer yeni yetme bir Nazi, paldır küldür bir restorana gelip diğer müşterileri tehdit ederek Yahudileri öldürmek istediğini söylerse restoran sahibi ona dört dörtlük yemek dolu bir masa hazırlatır mı? Tabii ki hayır. Restoran sahibinin bu müşteriyi lokantasından bir an önce, hatta,  isterse tekmeleyerek dışarı atma hakkı var, benzer şekilde, internet şirketlerinin de.

Üçüncüsü, Zuckerberg kendisininkine benzeyen şirketlerin yönetmeliklerle düzenlenmesinin “en baskıcı toplumların işi” olduğunu söylüyor. İnanılmaz. Bunu söyleyen de kim? Tüm gezegende yaşayan sekiz milyar insanın hangi bilgileri göreceğine karar veren gezegendeki  sadece altı kişiden biri. Facebook’tan Zuckerberg, Google’dan Sundar Pichai ve onun ana kuruluşu Alphabet’ten Larry Page ile Sergey Brin, YouTube’dan Brin’in eski baldızı Susan Wojcicki ve nihayet Twitter’dan Jack Dorsey.

Hayatlarındaki en büyük gayeleri de demokrasiyi korumaktan ziyade hisse senetlerinin fiyatını arttırmak olan hepsi Amerikalı, hepsi milyarder Silikon Altılısı. Bunun ismi ideolojik emperyalizmdir- seçilmemiş ve Silikon Vadisi’nde iş yapan altı kişi, dünyanın geri kalanına kendi görüşlerini empoze ediyor; hiçbir hükümete hesap vermek zorunda değiller ve tüm kanunların üstündeymişçesine davranıyorlar. Sanki Mark Zuckerberg’in Sezar olduğu Roma İmparatorluğu’nda yaşıyoruz.  Bu, hiç olmazsa, onları örnek alarak niye tıpkı aynı modelde saç kestirdiğini açıklar.

İşte size bir fikir. Kaderimizi Silikon Altılısı’na bırakmak yerine, dünyadaki her demokraside, halk tarafından seçilmiş temsilcilerin bu kararlara asgari katkısı olmalı.

Dört, Zuckerberg “fikir çeşitliliğini” çok hoş karşılayacağını söylüyor, geçen yıl bize bunun bir örneğini de verdi. Dedi ki, Yahudi Soykırımı’nı inkar eden Facebook yazılarını son derece rencide edici buluyormuş; ama bunların internetten çıkarılmasını istemedi çünkü “bazı insanlar bundan farklı sonuçlara varabilirmiş.”  Facebook’ta hala şu an hala Yahudi Soykırımı inkarcıları var, Google da tek bir klik ile sizi dünyanın en iğrenç inkarcı sayfalarına götürebiliyor.  Geçenlerde bir gün Google’ın tepe yöneticilerinden biri, bana, bu sitelerin  sadece “olayın iki yüzünü gösterdiğini” söyledi. Bu bir çılgınlık.

Edward R. Murrow’dan  alıntı yapacak olursam, “Her olay, ve her hikayede farklı ve eşit derecede mantıklı iki görüş olduğu kabul edilemez.” Yahudi Soykırımı konusunda milyonlarca kanıtımız var- bu tarihi bir gerçek. Ve bunu inkar etmek öyle sıradan, tesadüfi bir iddia değildir. Yahudi Soykırımı’nı inkar edenler yeni bir soykırımı teşvik etmeyi amaçlar.

Buna rağmen Zuckerberg diyor ki “Neyin inanılabilir olduğuna teknoloji şirketleri değil, insanlar karar versin.”  İyi güzel de iki binler de doğmuş gençlerin üçte ikisi, Auschwitz’den haberleri bile olmadığını söylüyor; o zaman neyin inanılabilir olacağına nasıl karar verecekler? Yalanın yalan olduğunu onlar nasıl bilecek?

Objektif hakikat diye bir şey var. Olgular var. Eğer bu internet şirketleri gerçekten bir fark yaratmak istiyorsa, yeterince yetiştiriciyi işe alıp İftira ve Karalama ile Mücadele Birliği gibi gruplarla yakından çalışarak olguların ne olduğunu öğrenip bunlarda ısrar etmeli, platformlarını yalan ve komplo teorilerinden temizlemeli.

Beş,  Zuckerberg bazı içeriğin platformlardan kaldırılması konusunun zor olduğuna değinerek “Çizgiyi nereden çizeceksiniz?” diye sordu. Doğru çizgiyi çizmek zor bir konu. Ama aslında o, şunu söylemek istiyor: Bu veya bunun gibi yalanları platformlardan kaldırmak çok pahalı bir iş.

Bunlar dünyanın en zengin şirketleri ve dünyanın en iyi mühendisleri onlarla çalışıyor. İsteseler bu soruna bir çözüm bulurlardı. Twitter bir algoritma ile beyaz üstünlüğüne dayalı çok daha fazla nefret söylemini platformundan silebilir, ama böyle yapmadı çünkü ortaya çıkan haberler gibi, bu, bazı ünlü politikacıları da platformlarından çıkarmak anlamına gelebilirdi. Aslında belki bu o kadar da kötü bir şey değildir. Gerçek şu ki bu şirketler tüm iş modellerini değiştirmez ,çünkü model sürekli daha fazla angajman yaratmak üzerine kurulmuş ve işin doğrusu, yalan, korku ve aşırı kızgınlıklar çok daha fazla angajman yaratıyor.

Aslında bu şirketlerin ne olduğunu kendilerine söyleme zamanı geldi- dünya tarihindeki en büyük yayıncı bunlar.  İşte işlerine yarayabilecek bir fikir; aynen gazete, dergi ve televizyon haberleri gibi onlar da gündelik olarak, her gün, temel standartlara uymalı:  Televizyonlarda, sinemalarda bazı standartlar ve alışkanlıklar, insanların söyleyip yapamayacağı şeyler var. İngiltere’de bana şöyle dediler: Ali G akşam saat 21’den önce televizyona çıkarsa küfür edemez. ABD’de de Amerika Film Derneği (Motion Picture Association of America), ne seyredebileceğimizi derecelendirip denetliyor. Eğer sinema ve televizyon için ne gösterip-ne gösteremeyecekleri konusunda standart ve uygulamalar var ise milyarlarca insan için malzeme yayımlayan şirketler için de mutlaka temel standart ve pratikler olmalı.

Siyasi reklamlara bakalım. Neyse ki Twitter artık onları yasakladı, Google da bazı değişiklikler yapıyor. Ama onlara para verirseniz, mesela Facebook, istediğiniz her tür “siyasi” reklamı internete koyabilir. Hatta isterseniz en fazla etki için mikro-hedefleyerek, bu yalanları kullanıcılarına da iletir. Bu çarpık mantıkla, eğer 1930’larda Facebook olsaydı, Hitler’in “Yahudi Sorununa” “çözümünü” 30 saniyelik reklamlar halinde yayımlayabilirdi. Dolayısı ile, işte iyi bir standart ve pratik: Haydi bakalım Facebook, gelen siyasi ilanları yayımlamadan önce kontrol et, mikro-hedefli yalanları derhal durdur ve reklamlar yanlış ise, şirketin parasını iade et, reklamını da asla internete koyma.

İşte iyi bir pratik daha: yavaşla!. Her gelen iletinin o an yayımlanması gerekmez.  Oscar Wilde bir keresinde şöyle demişti: “Öyle bir devirde yaşıyoruz ki lüzümsüz şeyler ihtiyaçlarımız haline geldi.” Peki ama gelen düşünce ve video ırkçı veya canice ise, veya insanı cinayet işlemeye yönlendiriyorsa bile anında yayımlanması gerekir mi? Tabii ki hayır!

Yeni Zelanda’da Müslümanları katleden kişi, yaptığı korkunç işi Facebook’tan yayımlayarak tüm internete dağılmasına ve böylelikle, herhalde, milyonlarca kere izlenmesine neden oldu. Sosyal medyanın ayaklarınıza kadar getirdiği gerçek bir film. İnsanı böylesi berbat bir ruhi  duruma sokan böylesi pislik filmin yayılması niye önceden fark edilip önlenemedi?

Ve nihayet, Zuckerberg sosyal medya şirketlerinin “sorumluluklarını yerine getirmesi” gerektiğini söylüyor, ama yerine getirmedikleri zaman ne olacağı konusunda son derece sessiz. Artık şu kesin, bu şirketlerin kendilerini kontrol edeceğine güvenemeyiz. Aynen endüstri devrimi gibi bu yüksek teknolojinin, hırsız baronların açgözlülüğünün denetlenmesi ve yasalara tabi kılınması gerekiyor.

Bütün diğer endüstrilerde ürünü bozuk çıkan bir firma bundan sorumludur ve ilgili yasaya tabidir. Motorlar patladığında veya emniyet kemerleri düzgün çalışmadığında, arabaları yapan şirketler binlerce aracı geri çağırır ve milyonlarca lira para öder. O halde Facebook, YouTube ve Twitter’a şunu söylemek gerekiyor: “Malınız bozuk, maliyeti her ne olursa olsun, kaç moderatörü işe almanız gerekirse gereksin, bunu düzeltmeye mecbursunuz.”

Diğer tüm endüstrilerde, birine zarar verdiğinizde, sebep olduğunuz rahatsızlık için mahkemeye gitmeniz gerekir. Bana pek çok kere dava açıldı. Buna karşılık sosyal medya şirketleri, müşterileri her ne kadar ve ne tür zarar verirse versin, tüm sorumluluktan korunuyor- dikkatinizi çekerim Topluma Uygunluk İletişim Yasası’nın 230. bölümüne göre.

Neyse ki şimdi internet şirketleri, pedofillerin, çocukları hedef alarak kurdukları siteler nedeniyle sorumlu tutuluyor. Bence din ve ırklarından dolayı çocukları kitle halinde katletmeyi öneren şirketleri de bu sorumluluk ağı içine almalıyız. Ama belki bu bile yeterli olmaz. Belki şirketleri parasal ceza ödemeye mecbur etmek de yerli değildir. Belki Mark Zuckerberg’e ve benzer şirketlerin genel müdürlerine şunu deme zamanı geldi: “Halen bir yabancı ülkenin seçimimize müdahale etmesine izin verdiniz, Myanmar’daki soykırımın gerçekleştirilmesinde kolaylaştırıcı rolü oynadınız; bir daha benzer bir şeyler yaptığınızda gideceğiniz tek yer var: Hapishane.”

Sonuçta iş dönüp dolaşıp nasıl bir dünyada yaşamak istediğimize dayanıyor. Zuckerberg konuşmasında, amaçlarından birinin “ifade özgürlüğünün en geniş tanımını el üstünde tutmak” olduğunu söyledi. Özgürlükleriniz kendi başlarına birer amaç değil, aynı zamanda başka bir amacı gerçekleştirecek yoldur da- burada, ABD’de ifade edildiği gibi, yaşam hakkı, özgürlük, ve mutluluk arayışı. Ama bugün bu haklar, nefret, komplo ve yalanlar ile tehdit ediliyor.

Şimdi toplum için farklı bir amaç önererek sizlerden ayrılayım. Son tahlilde toplumun amacı, insanların, kimliği nedeniyle, nereden geldikleri, kimi sevdikleri ve nasıl dua ettikleri nedeniyle hedef alınmamasını, rahatsız edilmemesini ve  öldürülmemesini sağlamaktır.

Eğer bunları amacımız haline getirirsek, eğer hakikati yalanlara üstün tutabilir, vurdum duymazlık yerine empati kurabilir ve cehalet yerine bilgili kişiler olabilirsek, o zaman belki, belki, tarihteki bu propaganda makinasını durdurabilir, demokrasiyi kurtarıp yine de özgür ifadenin çok önemli yerini koruyabiliriz ve en önemlisi de benim esprilerim hala işe yarayabilir.

Hepinize çok teşekkür ederim.

***

***

İklim Krizi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği

28 Kasım 2019
Fotoğraf: forestsnews.org

Kadınlar eşit ve özgür olmayan ve haklarına ulaşamayan bu güç hiyerarşisinin tabanında yer aldığı için iklim değişikliğinin etkilerinden erkeklere oranla daha fazla etkileniyor.

Bianet/İklim Krizi Yazıları

İklim değişikliği şüphesiz günümüzün en büyük krizidir.

Birleşmiş Milletler Afet Risk Azaltım Dairesi (United Nations Office for Disaster Risk Reduction /UNDRR) doğal afet diye tanımlanan olayları doğadaki tehlikeler (hazards) sosyo-ekonomik koşullara bağlı olarak afete (diaster) dönüştüğü için “doğal afet” değil sadece “afet” olarak tanımlıyor.

Yani günümüzde meydana gelen doğal yıkımlar insan etkisi ile afete dönüşmüş kabul edilmektedir.

İklim değişikliği insan etkisi ile geri dönüştürülemez noktaya gelmiş birbiri ile bağlantılı olarak gerçekleşen afetlerin krizidir. Üstelik artık uzun zaman dilimlerinde başımıza gelecek bir takım doğal felaketlerin afete dönüşmüş hali de değildir. Ekonomide, çevrede, sağlıkta, kültürde, sosyal hayatta ve gündelik hayatımızın her aşamasında birebir hepimizin hayatına dokunan bir krizdir.

Bu sebeple yalnızca iklim değişikliği olarak adlandırmak eksik bir tanımamladır. Tüm gezegendeki yaşamı tehdit eden bir kriz olduğu için iklim krizi adlandırması en doğru tanımlamadır.

Üstelik iklim değişikliği sadece çok uzak diyarlarda eriyen buzullar yüzünden kaybolan birkaç adanın sorunu değil tam da hayatımızın içinde cebimizde, soframızda, hücrelerimizde ve psikolojimizde bir sorundur.

Tüm bu sebeplerden ötürü, iklim değişikliği aynı zamanda bir sosyo-ekonomik sorundur. Yoksullukla ilgilidir, bir sınıf ve eşitlik sorunudur. Haklarla ilgilidir ve insan hakları sorunudur. Bir hak sorunu olduğu içinde toplumsal cinsiyet eşitliği sorunudur.

Bir ekonomi, çevre, sosyoloji ve sağlık sorunu olarak iklim değişikliği cinsiyet eşitliği ile doğrudan ilgilidir. Bu ilginin detaylarına inmeden önce toplumsal cinsiyet eşitliği, iklim değişikliği ve iklim adaleti nedir diye kısaca bir hatırlayalım.

Toplumsal cinsiyet eşitliği nedir?

Biyolojik olarak kadın ya da erkek olarak tanımlanmamız ‘cinsiyet’ olarak tanımlanırken, toplum içindeki kültürel ve sosyal rollerimiz ise toplumsal cinsiyet olarak tanımlanır. İngilizcede ‘gender’ olarak ifade edilen kavramın Türkçe karşılığı toplumsal cinsiyettir. Kavramın kendi içinde de ifade edildiği gibi cinsiyet rolleri, sosyal ilişkiler ve kültüre bağlı olarak belirlenir.

Halihazırdaki sosyal yapı içerisinde tüm cinsiyet gruplarının (sadece biyolojik kadınlar ve erkekler değil, kendini hissettiği cinsiyette tanımlayan tüm bireyler) eşit haklara sahip olması ise ‘toplumsal cinsiyet eşitliği’dir.

Toplumsal cinsiyet eşitliği sosyal adaletin kalbindedir. Buradan hareket ile sağlıklı bir toplum ve sosyal yapı için ve de bu yapı içerisinde sağlanacak adaletin baki olması için toplumsal cinsiyet eşitliği temel taştır.

İklim değişikliği nedir?

Dünya Meteoroloji Örgütü’ne (World Meterorological Organization/WMO) göre ‘iklim’ aylık, yıllık, otuz yıllık veya birkaç yüzyıllık zaman diliminde ortalama hava değerlerinin (sıcaklık, yağış, rüzgar) istatistiksel rejimidir.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli‘nin (Intergovernmental Panel on Climate Change/ IPCC) 2007’de yayımladığı Dördüncü Değerlendirme Sentez  Raporu’nda ‘iklim değişikliği’ bir yörede, iklim durumunun, en az on yıllık bir zaman diliminde, iklim değerlerindeki değişme ile değişmesidir, diye tanımlanıyor.

IPCC raporlarına göre 1700’lü yıllarda başlayan sanayi devrimi ile birlikte doğada 280 ppm oranında bulunan karbon dioksit 2000’li yıllarda 398 ppm değerine ulaşarak yüzde 40 oranında artış gösterdi.

Doğadaki karbon dioksit oranı Ocak ayı itibari ile ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Araştırmaları Müdürlüğü (Unites States National Oceanic & Atmospheric Administration, NOAA Research) verilerine göre, 400 ppm 3 seviyesi kalıcı olarak aşıldı ve artık maalesef fosil yakıtların kullanımı hemen yarın dursa bile bu değerin altına düşmeyecektir.

İklim adaleti nedir?

İklim adaleti, insan haklarının ve gelişmenin iklim değişikliği ile ilintili olarak güvenceye alınması, iklim değişikliği etkilerinin adil paylaşılması ve iklim değişikliğine adil ve ortak çözümler aranması olarak tanımlanıyor.

İklim adaleti bir kavram olarak 1990’lı yıllardan itibaren hem akademinin hem de sivil toplumun gündeminde olan bir kavramdır. Fakat bu kavram ilk kez Kopenhag’da düzenlenen 15. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı’nda müzakere edildi.

Toplumu ilgilendiren tüm krizlerde ve toplumsal krizlerde cinsiyet eşitliği sebepler, etkiler ve sonuçlar bakımından çok kritik bir odaktır. Sosyal adaletin sağlanması için en başta olması gereken eşitlik cinsiyet eşitliğidir. Herhangi bir toplumsal veya ekonomik krizde en başta derinleşecek eşitsizliklerin başında yine toplumsal cinsiyet eşitsizliği geliyor.

Maalesef bir neoliberal devlet politikası bir kriz durumunda her zaman en uçtaki ötekinden vazgeçer. Birçok sosyolojik krizin sebeplerinden biri cinsiyetler arası eşitsizliğin yarattığı adaletsizliğin çarpıklığa dönüşmesidir. Ekonomik krizlerde ve çevre felaketlerinde ise bu eşitsizlik krizin etkileri ve neticeleri açısından büyük bir çarpandır.

İklim krizine bağlı olarak gerçekleşen tüm krizler elbette en başta en dezavantajlı grupları vuracaktır. Zira vurmaktadır. Bu krizin ortaya çıkışından, etkilerine, sonuçlarına, yönetilmesine ve bu krizle baş edilmesine kadar her aşamasında cinsiyet eşitliğinin sağlanmamış olmasının olumsuz etkileri yaşanıyor.

Özellikle yoksul veya gelişmekte olan ülkelerde kadınların, mülkiyet hakkının olmaması, eğitime ve sağlığa erişim hakkı olmaması, gelir sahibi olamamaları, onları yoksul sınıfın en altındaki bireyler yapmakla kalmıyor, iklim değişikliğinin etkilerinin en fazla zarar verdiği alt sınıf haline de getiriyor.

Afrikalı kadınlar üzerinde iklim değişikliği etkisini araştıran Garce Adeniji’ye göre toplumsal cinsiyet iklim değişikliği etkilerinin bir bileşenidir. Cinsiyet eşitsizliği bu iklim değişikliği etkilerinin kadınları erkeklere göre fazla etkiliyor. [Adapting to climate change in Africa. Grace Adeniji, Jotoafrika. no. 6 (2011)]

Maalesef iklim değişikliğinin yol açtığı iklim krizi aynı zamanda bir sınıfsal sorundur. Özellikle iklim değişikliğinin etkilerinin acı bir biçimde gözlendiği ülkelerde, iklim değişikliği önce en alt sınıfları ve alt sınıflarda da en çok kadınları vuruyor.

Bunun altında ise kadınların haklarının ellerinden alınması yatmaktadır. Eğitim hakkı, kendini ifade etme hakkı, bedeni ile ilgili kararları alma hakkı, hayatı ile ilgili kararları alma hakkı elinden doğar doğmaz alınmış bir birey elbette ki yaşanacak tüm olumsuz şartların en çok etkileneni olacaktır. İklim krizinin yaşandığı yörelerde etkisinin yayılması güç hiyerarşisine göre gerçekleşir.

Eşit ve özgür olmayan ve haklarına ulaşamayan kadın bu güç hiyerarşisinin tabanında yer aldığı için iklim değişikliğinin etkilerinden erkeklere oranla daha fazla etkileniyor.

İklim krizinin tüm sınıfları aynı oranda tehdit ettiğini öngörmek oldukça naif ya da derinlikten yoksun bir bakış açısıdır. İklim krizi, yoksulları, bilakis yoksul kadınları, orta ve üst sınıf insanları etkilediği gibi etkilemiyor. Örneğin orta üst sınıf için istihdam sorunu olan iklim krizi bir Üçüncü Dünya ülkesinde açlık demektir. Yoksul ülkelerin çoğunda kadın olmak doğrudan yoksul olmak olduğu için de bu ülkelerin kadınları etki hiyerarşisinin en dibindedir.

Hatta birçok örnekte, kadının yaşam hakkı bu adaletsizlik sebebiyle elinden alınmıştır. Adeniji’nin çalışmasında, London School of Economics (LSE) tarafından 141 ülkede yürütülmüş iklim değişikliği sebepli felaketlerde ve krizlerde kadın ölüm oranlarının daha yüksek olduğu bunun da sebebinin kadınların sosyo-ekonomik durumları olduğu belirtiliyor. Kadınların daha az hakka ve güce sahip olduğu örneklerde ölüm oranların daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir.

Eğitime erişim hakkı elinden alınan kadın birçok yoksul veya gelişmekte olan ülkede evin geçimini sağlamak için çiftçilik yapmak durumunda kalmaktadır. Dünya Gıda ve Tarım Örgütü’nün 2011 yılı Tarımda Kadınlar raporuna göre, teknolojiye ulaşamayan, daha az ürünü ve tarım toprağı olan ve daha az geliri olan kadın çiftçiler, erkek çiftçilere göre iklim değişikliğinden daha fazla etkilenmektedir.

Çiftçilik yapan kadın için bile eşit şartlar söz konusu değildir. Alman Kalkınma Enstitüsü’nün 2009’da yayımladığı İklim Değişikliğine Adaptasyon ve Toplumsal Cinsiyet raporunda, gelişmekte olan ülkelerde gıdanın yüzde 60-80 oranında üretilmesini sağlayan kadınların, bütün tarım topraklarından ancak yüzde 10’luk bir kısmına ve tüm topraklardan ancak yüzde 2’lik bir kısmına sahip oldukları belirtiliyor.

İklim değişikliği sınıf gözetmeden her bir dünya gezegeni sakinini aynı ölçüde demokratik bir şekilde tehdit ederken bunun sadece yoksul ülkelerin yoksul kadınlarının derdi olarak görülmesi oldukça sığ bir toplumsal cinsiyet bakışıdır. Cinsiyet eşitsizliği sorunun temellerinden birisi eşit olmayan temsiliyettir.

Gezegeni bu hale getiren kararların erkek egemen iktidarlarca alındığı gözlerden kaçmasın. Bu elbette cinsiyet eşitliği olsaydı iklim değişikliği politik kararlar ile önlenebilirdi anlamına gelmiyor. Sadece erk ile doğrudan ilgili olan erkin eşitsiz ve adaletsiz kararlar ile bu sonuca ulaştığının altının çizilmesi gerekir. Mücadele ve adalet birbirini besleyerek yükselir. İklim değişikliği ile mücadele ederken, iklim adaletini talep ederken, cinsiyet eşitliği ve adaleti talep etmemek, ‘sorunlar daha kritik olduğu için şimdilik talep etmemek ‘iklim değişikliğinin etkileri ile mücadele etmeyi eksik bırakır. Cinsiyet eşitliği mücadelesi iklim mücadelesini, iklim mücadelesi cinsiyet eşitliği mücadelesini besleyecek ve yükseltecektir.

Toplumsal cinsiyet eşitliği günümüzde artık iklim krizi politikası gündemlerinden biridir. Nasıl bir gündem haline geldiğini ve nasıl bir politika yapma mekanizmasına dönüştüğünü açıklamak gerekirse, Birleşmiş Milletler İklim Krizi Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS)    gündeminde yer alma hikâyesini anlatmak gerekir.

Birleşmiş Milletler İklim Krizi Çerçeve Sözleşmesi kapsamında Bali’de düzenlenen 13. Taraflar Konferansı’nda sivil toplum örgütleri ‘cinsiyet adaleti olmadan, iklim adaletinin olmayacağını’ dile getirdiler.

Bu çalışmaların ardından kadın çalışmaları ve iklim adaleti ağları kurulmuş bu ağların çalışmaları üzerinde de Lima’da yapılan 20. Taraflar Konferansı’nda ‘Lima Toplumsal Cinsiyet Çalışma Programı’ başlatıldı.

Bu program hem iklim değişikliğine çözümler bağlamında kadına yönelik çalışmaları teşvik etti, hem de BMİDÇS çatısı altında yapılan müzakerelerde kadınların katılımı ve karar alma süreçlerine müdahil olması yönünde hayli etkiledi. Günümüzde bir çok önemli görevde kadın müzakereci bulunması Lima Programı’nın başarılarından birisidir. Ne yazık ki Paris Anlaşması toplumsal cinsiyet eşitliğine değinmiş olsa da emisyon azaltma konusu gibi bu konuda da taraf ülkelere hukuken bağlayıcılığı olan yaptırımlar öngörmedi.

Marakeş’te gerçekleşen 22. Taraflar Konferansı’nda da toplumsal cinsiyet eşitliği konusu en çok finansman konusu ile birlikte ele alındı. Toplumsal cinsiyet toplantı ve müzakerelerinin yüzde 80’ni toplumsal cinsiyet ve finansman ile ilgiliydi. Bu finans aktörlerinin bu konuyu finansman sağlama şartlarından biri olarak ele almaya başladıkları anlamına geliyor. Daha basitleştirilmiş bir ifade ile iklim değişikliği ile mücadele için finans kaynağı sağlayacak kurum ve kuruluşlar finansman sağlayacakları her program ve proje için toplumsal cinsiyet eşitliği boyutu şartı uygulayacak.

2017 yılında ise bu konu sivil toplumun ve özel sektörün tartışmalarını aşıp BMİDÇS gündemlerinden biri haline geldi. 10-11 Kasım 2017‘de yapılan toplantı ve görüşmeler neticesinde özellikle kadın organizasyonları Toplumsal Cinsiyet Aksiyon Planı’nın Paris Çalışma Programında karar olarak yer alacağı müjdesini verdiler.

14 Kasım 2017’de günün sonunda yapılan son ana oturumda diğer başlıklar ile birlikte BMİDÇS uzunca bir zamandır tartışılan Toplumsal Cinsiyet Eylem Planı’nı (Gender Action Plan, GAP) kabul etti. Özellikle kadın örgütleri ve sivil toplum kuruluşları bu alanda yıllardır böyle bir plan çıkması için mücadele vermekteydi. En sonunda bu mücadele geniş kapsamlı ve geliştirilmeye açık bir eylem planının kabul edilmesi ile ivme kazandı.

Bu karar kesinlikle bu alandaki nihai başarı değil çünkü alınacak o kadar uzun bir yol var ki. Bu mücadele temelde bir hak ve eşitlik mücadelesi bu sebeple tüm hak ve eşitlik mücadeleleri gibi karşısında çıkar odaklı iktidar sahipleri ile karşı karşıya. Üstelik bu durumda bir de ‘erkeklik’ ve sinsi cinsiyetçilik de bu iktidarın tam kalbinde yer almakta.

Kadınlar, sadece kendi adlarına değil toplumsal cinsiyet eşitliği adına zor bir kazanım elde ettiler. Bu kazanım için yıllarca mücadele eden hem sivil toplumdan hem devlet delegasyonlarından gelen kadınların hakkını teslim etmek gerekir. Bu iklim müzakerelerinde yer alan kadın hareketinin bir başarısıdır.

Toplumsal Cinsiyet Aksiyon planı bir SB46 uygulaması olarak COP22’ye sunuldu. COP22 ise Lima Kararlarını 2019’a kadar uzatma kararı aldı. Ardından yapılan iki günlük bir çalıştay ile Aksiyon Planı oluşturuldu. Bu çalıştaya ise hem BMİDÇS hem kadın Organizasyonları katıldı.

Aksiyon Planı hedefleri şu şekilde belirlendi;

Bu alanda kapasite geliştirme, bilgi paylaşımı ve iletişim geliştirme
Cinsiyet eşitlikçi katılım ve kadın liderliğinin desteklenmesi
BMİDÇS ve BM arasında bu kararlar ile ilgili olarak en yeni ve ilerici kararın kabulü bağlantısı
Cinsiyete duyarlı uygulamalar ve Paris’in uygulanmasında cinsiyete duyarlı kararların alınması
İzleme ve raporlama.

Aslında bu plan toplumsal cinsiyet politikasını ana akımlaştırıp tüm kararlarda gözetilmesini hedeflemekte. Ayrıca cinsiyet hassasiyeti olan iklim aksiyonu ve iklim politikası da ana hedeflerinden birisi. Bu plan ile birlikte tüm BMİDÇS mekanizmaları uzun vadede etkilenecek. Üstelik daha önceki kararlar gibi alınıp bir köşede tutulacağa da benzemiyor.

Toplumsal cinsiyet eşitliğini bir iklim politikasına dönüştürmeyi başaran kadın hareketi Paris Anlaşması ile birlikte başlayan yeni iklim rejiminde tüm ötekilerin hakları için yoğun çaba gösteriyor. Aynı zamanda patriarkaya karşı bu çetin mücadele öfkesiz mümkün değil.

Bu alandaki en temel eşitsizlik temsiliyet konusunda. Kadınların yerine, sadece erkeklerden oluşan grupların konuştuğu karar aldığı o kadar çok yaşandı ki. Kadınların özne değil araç hatta meta olduğu o kadar çok oldu ki. Teknik konularda dışarıda bırakıldıkları hatta uzun ve saçma açıklamalara maruz kaldıkları o kadar çok oldu ki…

Bu yüzden öfkeliler.

İklim değişikliğine karşı mücadele için çaba gösteren kadınlar bu sebeple daha fazla öfkeliler. Aynı mücadeleyi aynı çabayla verirken neden eşit değiliz, diye sormakta çok haklılar. Hem gezegeni yok edip hem de bizi yok saymaya devam edemezsiniz demekte çok haklılar.

Ben bile bu yazıyı kaleme alırken ve bu konuyu anlatırken kendimi aynı öfkeye kapılmaktan alamıyorum. Günümüzün en büyük krizi ve felaketi ile mücadele ederken bir de en temel eşitlikleri sağlayıp adaleti gerçekleştirmek aynı kriz için mücadele eden avantajlı gruplara göre daha fazla yük taşımak demektir.

İklim krizi durdurulabilir mi sorusunun cevabını vermek zor fakat iklim krizi ile baş ederken adaleti sağlamak mümkün. Bunu da en temelde toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele edenler sağlayacak. En azında gelecek kuşaklara daha adaletli bir gelecek bırakma şansımız var. (MK/APA)

* UNFCCC Taraflar konferansları ile ilgili tüm numerik bilgiler ilgili toplantının ilgili mekanizmasının tutanakları burada.

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Perşembe Seyfettin Gürsel’le Ekonomik Gidişat

ekonomikgidisat20191128

09:30 – 10:00 Güncel Hukuk Dergisi’nde bu ay (Ayda 1)

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Ekonomi&Ekoloji / Pelin Cengiz, Barış Gençer Baykan, Serkan Ocak ve Mahir Ilgaz

ekonomiekoloji20191128

Ekonomi Ekoloji kayıt arşivi

Facebook.com/Pelin Cengiz

11:00 – 11:30 Yeşil Bülten (Yeni program) / Hazırlayan: Utku Zırığ

yesilbulten28.11.2019

İMC Televizyonunun kült programı Yeşil Bülten bu yayın döneminde Açık Radyo’da

Yeşil Bülten kayıt arşivi

11:30 – 12:00 Açık Mimarlık / Hüseyin Kahvecioğlu, İpek Akpınar, Yağmur Yıldırım ve Cenk Dereli / Mimarlığın tüm halleri üzerine konuşmalar

acikmimarlik20191128

acikmimarlik.blogspot.com/

Açık Mimarlık facebook sayfası

Açık Mimarlık kayıt arşivi

facebook.com/yagmurlyildirim

***

Dilara Tekin Gezginti ve Sait Ali Köknar ile Genç Mimarlar Seçkisi ve mimarlıkta genç olmak üzerine

28 Kasım 2019
Sait Ali Köknar ve Dilara Tekin Gezginti, fotoğraf: The Circle

40 yaş altındaki mimarların birer projeleri ile başvurdukları Genç Mimarlar Seçkisi ve Sergisi’nin küratörü Sait Ali Köknar ve sergi tasarımını gerçekleştiren Dilara Tekin Gezginti konuğumuz. Kendileriyle proje sürecini, yapılan yüzden fazla başvuru üzerinden bugün genç mimarlarda yorumladıkları eğilimleri ve farklılıkları, mimarlıkta genç olma hallerini konuştuk. Genç Mimarlar Seçkisi ve Sergisi 30 Kasım tarihine kadar The Circle’da görülebilir.

12:00 – 12:55 Afrikon (Yeni program) / Hazırlayan: Ufuk Aktaş

“Afrika üzerinde dolaşan sesler” şiarıyla yolan çıkan programda her hafta Afrika’nın başka bir ülkesinden geleneksel ve gelenekselden beslenen yeni icralar dinliyoruz.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Aheng-i Hengâme / Alper ve Esra Kaliber / Soul, Funk ve Afrika müzikleri

28kasim2019ahengihengame501

 ahengihengame.blogspot.com/

14:00 – 14:30 Günün ve Güncelin Edebiyatı / Seval Şahin / Romanlar, Hikâyeler, Kahramanlar

gunun-ve-guncelin_28-11-2019-2

twitter.com/sevalsahinn/media

Günün ve Güncelin Edebiyatı kayıt arşivi

Twitter.com/Guncel Edebiyat  

***

Günün ve güncelin edebiyatı
***

Ömer Madra ile Söyleşi: Kıyamet Tacirlerine Karşı Kıyam Et

30 Kasım 2019

Bu hafta programımızda Ömer Madra ile son kitabı Kıyamet Tacirlerine Karşı Kıyam et kitabını konuştuk.

Kitap hakkında detaylı bilgi için bkz.

https://www.kitapkoala.com/kitap/kiyamet-tacirlerine-karsi-kiyam-et-omer…

Programımız hakkında Soru ve önerileriniz içinTwitterFacebook 

14:30 – 15:30 Notalarla Sohbet / Zerhan Gökpınar / Açıklamalı ve karşılaştırmalı bir klasik müzik programı

Notalarla Sohbet – Zerhan Gökpınar

***

28. Kasım tarihinde Notalarla Sohbet programımızda romantik dönem eserlerimiz var, saat 14.30/94.9 Açık Radyo’dayız, sohbetimize bekleriz. 🎧🎤😊

www.acikradyo.com.tr

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, gülümseyen insanlar, yazı

15:30 – 16:30 Hukuk Güvenliği (Yeni program) / Hazırlayanlar: Bahri Belen ve Aynur Tuncel

hukukguvenligi20191128

Hukuk güvenliğinin enine boyuna konuşulduğu programın sürekli konuğu Aynur Tuncel bu yayın döneminde aslî programcı kadrosuna dahil oldu.

16: 30 – 17:00 Biofilia (Yeni program) / Hazırlayan: Nurhan Keeler

Evrenin Suyuna Giden Tasarım programının zaman içinde eko-tasarım sınırlarını aşıp yeni bir programa dönüştü: Biofilia. Doğayla, diğer canlılarla, kültür ve tasarımla kurulan özenli ilişkiler üzerine bir program

twitter.com/nurhankeeler

Biofilia Fotoğraf Albümü

facebook.com/nurhan.keeler

***

Biofilia bugün saat 16.30’da 94.9 Açık Radyo’da: Konular:

1. Venedik son haftalarda 1872’den beri en feci Mose / gel git sonucu su baskınını yaşadı. Buna iklim krizinin yanı sıra endüstriyel turizmin dev gemilerin de katkısı olduğu tartışılıyor.

2. Bir araştırma gençlerin kafataslarının arkasında boynuzsu sivri uçlar geliştirdiğini gösteriyor. Bu çıkıntının akıllı telefon ve tablet gibi el tipi cihazların yaygın kullanımıyla geliştirilen duruşlarla bağlantılı olabileceği sonucuna varmışlar.

3. Fizikçi Bülent Aslan Işığın Kirli Yüzü adlı kitabında yapay ışık ve melatonin ilişkisinden bahsediyor. Yapay ışık demek daha az melatonin ve yüksek kanser riski demek…

4. Kosta Rika hükümeti #StopAnimalSelfies başlıklı bir kampanya başlattı. Bu kampanya ile turistlerin hayvanları beslemelerini, fotoğraf çekmelerini ve onları manipüle etmelerini önlemeyi hedefliyorlar.

5. Tom Shadyac I Am filmi için “Dünyada neyin yanlış olduğunu sorarak başladık ve neyin doğru olduğunu keşfettik” diyor.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gökyüzü ve açık hava

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

facebook.com/pages

dunyanincazi-loget.blogspot.com/

***

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve yazı

Levent ÖgetÖget Caz ile birlikte.

DÜNYANIN CAZI-AÇIK RADYO 94.9 FM – Perşembe-17:00/18:00 (canlı)
Hazırlayan ve Sunan: Levent Öget

Anouar Brahem
Michel Portal
John Surman
Steve Kuhn
Craig Taborn
Django Bates
Scott Colley
Bill Frisell
Kevin Eubanks
Jacob Bro
Dave Holland
Victor Bailey
Thomas Morgan
Ron Carter
Trilok Gurtu
Brian Blade
Jon Christensen
Billy Cobham
Jack De Johnette
Wolfgang Haffner
Airto Moreira
Ralph Alessi
Palle Mikkelborg

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20191128

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 28 Kasım 2019

28 Kasım 2019
Fotoğraf: Independent Türkçe

 Zoologlar dünyanın en küçük gergedanı Sumatra gergedanının esaret altında yaşayan son üyesinin de ölmesiyle bu hayvanın soyunun Malezya’da tükendiğini bildirdi.

Independent’ten Hurry Cockburn’un haberine göre, Zoologlar dünyanın en küçük gergedanı Sumatra gergedanının esaret altında yaşayan son üyesinin de ölmesiyle bu hayvanın soyunun Malezya’da tükendiğini bildirdi. Ülkenin doğusundaki Sabah eyaletinin Vahşi Yaşam Dairesi, Borneo adasındaki Iman isimli gergedanın kanser nedeniyle öldüğünü açıkladı. Artık doğada kalan Sumatra gergedanı sayısının 100’ün altına düştüğü tahmin edilirken, bazı tahminler yasadışı avlanma ve bir zamanlar gezindikleri doğal habitatlarının endüstriyel ölçekte ormansızlaştırılması sonucu yok olmasıyla bu sayının 30’un bile altında olduğunu öne sürüyor. Dünya Doğayı Koruma Vakfı bu gergedandan şu anda yalnızca 80 civarında kaldığını tahmin ediyor ve bunlar çoğunlukla Endonezya’daki Sumatra ve Borneo’da doğada yaşıyor.

İngiliz iklim düşünce kuruluşu Sandbag, Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi ve Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen araştırmaya göre, 40 yıldır giderek büyüyen ve iklim krizinin nedenlerinden olan küresel kömürden elektrik üretiminde büyük düşüşün gerçekleşmesi bekleniyor. Verilere göre kömürden elektrik üretiminde 2019’un sonunda %3 azalma yaşanması bekleniyor. Bu oran Almanya, İspanya ve İngiltere’nin geçtiğimiz yılki toplam kömürden elektrik üretiminden fazla ve artan emisyonların düşürülmesinde etkili olabilir. Son 30 yıldır, Hindistan’ın kömür santrallerine olan bağımlılığında ilk kez bu yıl düşüş yaşanması ve Çin’in kömür enerjisi üretimini arttırmamasıyla küresel kömür üretiminde azalışın yaşanabileceği belirtiliyor. Asya’da ekonomik büyümenin yavaşlamasıyla ve yenilenebilir enerji alternatiflerinin yükselişte olması nedeniyle gelişmekte olan ülkelerin kömürden elektrik üretimi azalıyor. Ayrıca Avrupa Birliği içerisinde ve ABD’de, gelişmiş ülkelerin yenilenebilir enerjiye geçmesiyle kömür enerjisinde beklenmedik bir düşüş söz konusu. Ancak raporun yazarları, küresel kömür kullanımında azaltım olmasına rağmen Paris Anlaşması kapsamındaki hedeflere ulaşılmasında bu oranın oldukça düşük olduğu uyarısında bulundu.

Dünyada gittikçe daha fazla orman tahrip edilirken, bilim insanları bir sonraki ölümcül salgının ormansızlaşmadan dolayı çıkabileceğini söylüyorlar. Kaliforniya Üniversitesi Toprak Araştırma Enstitüsü’nün ekolojisti Andy MacDonald, “Ormansızlaşmanın, bulaşıcı hastalıkların yayılmasında itici güç olduğu biliniyor. Bu bir sayı oyunu: Orman habitatlarını ne kadar bozarsak, bulaşıcı hastalıkların ve salgınların meydana geldiği durumların içerisinde kendimizi bulma ihtimalimiz o kadar yüksek” diyor. Sivrisinekler tarafından yayılan Plasmodium parazitlerinin neden olduğu enfeksiyondan dolayı yılda bir milyondan fazla öldüren sıtmanın, ormansızlaşma ile el ele gittiğinden şüpheleniliyor. Brezilya’daki kontrol çalışmaları geçmişte sıtmayı önemli ölçüde azaltmış olsa da yüzyılın başında, Amazon havzasında yılda 600.000’den fazla vaka vardı. Ulusal Bilim Akademisi Bildirileri’nde yayınlanan dergide yakın zamanda yayınlanan uydu ve sağlık verilerinin karmaşık bir analizinde MacDonald ve Stanford Üniversitesi’nden Erin Mordecai, Amazon havzasındaki ormansızlaşmanın, sıtmanın yayılmasında önemli bir etkisi olduğunu rapor ettiler. 2003 ve 2015 yılları arasında, orman kaybında yıllık yüzde 10’luk bir artışın sıtma vakalarında yüzde 3’lük bir artışa yol açtığı tahmin edildi. Bu etki en çok, bazı orman bütünlüğünün hala yerinde olduğu, sivrisineklerin sevdiği nemli habitat ortamını sağlayan orman içlerinde belirgindi. Sivrisinekler, insanlara ölümcül hastalıklar bulaştırabilecek tek tür değil. Ormanlarda yaşayan hayvanlardan kaynaklanan HIV, Ebola ve Nipah da dahil olmak üzere insanlarda ortaya çıkan yeni bulaşıcı hastalıkların yüzde 60’ı, çoğu yaban hayatı olan bir dizi başka hayvan tarafından bulaşmakta. Küresel olarak bulaşıcı hastalıkları izleyen New York merkezli Ecohealth Alliance’ın 2015 yılında yaptığı bir araştırma, yeni ve tekrar ortaya çıkan hastalıkların neredeyse üçte birinin ormansızlaşma ile bağlantılı olduğunu gösteriyor. Bulaşıcı hastalıklar ayrıca enfeksiyon taşıyan türleri ormandan kovmaya çalıştığınızda da ortaya çıkabilir. MacDonald, “Eğer doğayı koruyabilirsek, o zaman belki sağlığı da koruyabiliriz” diyor.

İklim krizine karşı hükümetlerin eyleme geçmesi talebiyle okul grevine çıkan öğrenciler 29 Kasım Cuma günü dördüncü kez küresel iklim grevine çıkıyor. Kasım ayının son cumasına denk gelen bugünün bir özelliği de alışveriş günü Kara Cuma’ya yani Black Friday’e denk gelmesi. Gerçekleşecek grevlerde İstanbul’daki öğrenciler Kadıköy Tasarım Atölyesi’nde kıyafet takası, Ayvalık’taki öğrenciler ise kitap ve oyuncak takası etkinlikleri düzenlemeyi planlıyor. 29 Kasım’da gerçekleşecek eylem ile öğrenciler dördüncü kere tüm dünya ile eş zamanlı olarak sokaklarda olacak. Fridays for Future (Gelecek için Cumalar) tarafından organize edilen etkinlikte öğrenciler Black Friday’e, önüne geçilemeyen üretim-tüketim çılgınlığının doğal kaynaklarımıza ve iklim krizine etkilerine karşı duruşlarını hep birlikte takas yaparak sergilemeyi amaçlıyor. Ayvalık Perşembe Pazarı Pazar Alanı’nda, saat 16.00’da buluşacak öğrenciler ise kitap ve oyuncak takası düzenleyecek. Etkinlik çağrısında “Sizi, sadece indirimde olduğu için kullanmayacağınız eşyalar satın alarak bu tüketim çılgınlığa destek olmak yerine, para kullanmadan yeni eşyalar alabileceğiniz takas şenliğine davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Seçil Türkkan – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Perşembe Melis Behlil ile Sinemalardan

Açık Dergi Perşembe Beraber ve Solo Ahkâmlar (Açık Dergi’de yeni köşe) / 15 günde bir / Hazırlayanlar: Seyit Ali, Turgut Yüksel ve ve Mehmet Kekik

Farklı disiplinlerden 3 insanın müzik dinleme serüvenleri.

Açık Dergi Perşembe Sarı Tuğlalı Yol / Zeynep Arıca ve Burak Dinler / Müzikal Tiyatro’da bir gezinti

Müzikal tiyatro tarihinden klasikler hem ses kayıtları hem de sahne notlarıyla bu yayın dönemi Açık Dergi’de. Eski programcımız Zeynep Arıca’nın yanına sahne arkadaşı Burak Dinler’i alıp sunacağı Sarı Tuğlalı Yol’da amatör ve profesyonel müzik grupları da zaman zaman yayına konuk oluyor.

Açık Dergi Perşembe Fransız Öpücüğü (Gün ve saat değişikliği) / Hazırlayan: Devrim Özkan

French Kiss 28.11.19

Şansonların ötesinde çağdaş Fransızca müzik programı Fransız Öpücüğü bu yayın döneminde on beş günde bir, üstelik bir saatlik formatıyla Açık Dergi’de bizlerle. Devrim Özkan, özel profilleri ve muhtelif anekdotlarıyla güncel müziğin Fransızcasına bakmayı sürdürüyor.

Twitter.com/Fransız Öpücüğü

***

Ünlü şairlerin eserlerinin Fransız müziğine olan yansımaları

28 Kasım 2019

Fransız Öpücüğü’nün bu haftaki bölümünde ünlü şairlerin eserlerinin Fransız müziğine olan yansımalarını inceledik. Programda Charles Baudelaire, Jacques Prévert ve Guillaume Apollinaire gibi Fransız sanatçıların yanı sıra Yunus Emre ve Rudyard Kipling gibi farklı kültürlerden gelen isimlere ait şiirlerden yapılan uyarlamalara da yer verdik.

28 Kasım 2019 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.

Programın açılışında Ridan, 2007 tarihli Ulysse adlı şarkısını seslendirdi. Joachim du Bellay’nin 1558 tarihli Heureux qui comme Ulysse adlı eserinden ilham almış sanatçı bu şarkı için. Türkçeye de çevrilmişti bu eser Sabri Esat Siyavuşgil tarafından. Du Bellay doğduğu şehir olan Liré’yi terk edip Roma’ya yerleşmişti, ailesini ve ülkesini terk etmenin kendisinde yarattığı hüzün duygusunu dile getiriyordu bu şiirde. Cezayir asıllı bir sanatçı olan Ridan da şarkının ikinci kısmında, göç meselesine getiriyor konuyu ve Fransa’daki göçmenlerin sorunlarından bahsederek güncel bir dokunuş katıyor parçaya.

Eserleri müziğe en fazla uyarlanan Fransız şairlerden olan Jacques Prévert’den yapılan uyarlamaları; Yves Montand, Mouloudji ve Juliette Gréco gibi isimler seslendirmişti. Bir başka ünlü Prévert yorumcusu da Serge Reggiani’ydi. Reggiani asıl mesleğinin aktörlük olması ve tok sesi sayesinde şiirlere bambaşka bir hava katıyordu. Yakın zamanda onun kaydettiği farklı şiirlerden oluşan dört albüm, yenilenmiş kayıtlarla tekrar piyasaya sürüldü. Bu albümlerde yer alan Cet amour isimli şiir, Prévert tarafından kırklı yılların ortasında kaleme alınmış, Türkçeye de Orhan Suda tarafından Bu Sevda ismiyle çevrilmişti. Prévert geleneksel bir tema olan aşkı ele almış ama bunu doğanın bir gücüne, hatta insanlığı kurtaracak bir tanrıya dönüştürmüştü eserinde.

Serge Reggiani tarafından yorumlanan şiirlerden biri de Charles Baudelaire’e ait. Aslında bir şiir de değil bu, bir nesir demek daha doğru olur. Enivrez-vous yani Sarhoş olun bu eserin adı. Şairin Paris Sıkıntısı isimli kitabında yer alıyor. Türkçe çevirisinin giriş kısmı şöyle:

“Her zaman sarhoş olmak gerekir, her şey ondadır; bütün sorun bu. Sizin omuzlarınızı çökerten ve sizi yere çalan zamanın korkunç yükünü duymamak için, durmadan sarhoş olmak gerekir. Ama neyle? Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz.” (Çeviri: Celal Kabadayı)

Baudelaire alkole ve uyuşturucuya düşkün biriydi. Eserine, Sarhoş olun adını vermesi on dokuzuncu yüzyıl Fransız burjuvazisi için bir provokasyondu bir yandan ama aslında hayatın yükünü hafifletmek, hayattan daha fazla zevk almak için önerdiği tek yöntem şarap içmek değildi Baudelaire’in. İki farklı önerisi daha vardı. Bunlardan biri şiirdi. Yani hayatın dertlerinden sanat aracılığıyla uzaklaşmayı öneriyordu şair ki bu da entelektüel anlamda bir sarhoşluk demekti aslında. Bir diğer yöntem de erdemdi. Aslında Baudelaire için şaşırtıcı bir tavsiyeydi bu çünkü sonuçta erdem, biraz dini ve ahlaki bir kavramdı. Ne var ki burada da “erdem”i, insanı günlük hayatın sıradanlığından uzaklaştıran, adeta nirvanaya ulaştıran bir duygu gibi ele almış Baudelaire. Bu açıdan da bu sözcüğün burada ruhani ya da mistik bir kaçışı simgelediğini söyleyebiliriz.

1903-1976 yılları arasında yaşayan yazar ve şair Raymond Queneau, Zazie metroda adlı romanıyla tanınıyor. Yüzün üzerinde şiiri de müziğe uyarlanmıştı Queneau’nun. Onun en ünlü yorumcularından biri de Juliette Gréco’ydu. 1947’de Jean-Paul Sartre’ın tavsiyesi üzerine şiir uyarlamalarını seslendirmeye başlamıştı Gréco. Bu uyarlamalardan biri de, bestesi Joseph Kosma’ya ait olan Raymond Queneau şiiri Si tu t’imagines’di. Bu şiirde gençliğin çabucak gelip geçtiğinden ve anı yaşamanın öneminden bahsediyordu Queneau. Aynı zamanda Pierre de Ronsard’ın bu tema üzerine yazdığı üç şiire de atıfta bulunuyordu.

Modern şiirin kurucularından Paul Verlaine’in birçok eseri Léo Ferré tarafından müziğe uyarlanmıştı. Bunlardan biri de 1847 tarihli Romances sans paroles adlı derlemede bulunan Green adlı şiirdi. Eser, Türkçeye Cahit Sıtkı Tarancı tarafından çevrilmişti. Bu şiirin giriş kıtası başka bir sanatçıya da ilham kaynağı oldu ilerleyen yıllarda. Serge Lama, 2001 tarihli “Feuille à feuille” albümünün açılış şarkısında şiirdeki ilk dörtlüğü kullanmış, buna kendi yazdığı sözleri de ekleyerek ortaya Voici des fleurs, des fruits isimli hüzünlü bir ayrılık şarkısı çıkarmıştı. Parçanın müziği ve düzenlemesi de Nicolas Montazaud ve Sergio Tomassi’ye aitti.

Repertuarında şiirlerden yapılan uyarlamalara yer veren başka bir isim de Bernard Lavilliers. 2003’te “La Marge” adlı bir albüm yayınlayan sanatçı, bu çalışmasında Franoçis Villon, Charles Baudelaire ve Guillaume Apollinaire gibi şairlerin eserlerinin yanı sıra Léo Ferré ve Boris Vian imzalı şarkılara da yer vermişti. Albümde yer alan parçardan biri de İngiliz yazar ve şair Rudyard Kipling imzasını taşıyan If idi.. Eser, Türkçeye Bülent Ecevit tarafından Adam Olmak ismiyle çevrilmişti.

1897- 1982 yılları arasında yaşayan Aragon’un eserleri başta Léo Ferré olmak üzere Georges Brassens, Georges Chelon ve Jean Ferrat gibi isimlerce müziğe uyarlanmıştı. Eserlerinde günlük hayatı ve aşkı olduğu kadar politik konuları da ele alan Aragon, 1995’te Jean Ferrat tarafından müziğe uyarlanan La complainte de Pablo Neruda (Pablo Nerdu’nın yakınması) adlı şiirini,  yolunun hem gerçek hayatta hem de edebi anlamda kesiştiği Şilili meslektaşı Pablo Neruda’ya adamıştı.

 Tüm insanlar eşittir
Müzik güzel olduğunda
Ve adaletsizlik isyan ettirir
Paris’te de Santiago’da da

Aynı dili konuşuyoruz
Ve aynı ezgi bağlıyor bizi
Kodes sonuçta kodestir
Fransa’da da, Şili’de olduğu gibi

Kariyeri boyunca Tristan Corbière, Pierre MacOrlan ve Pierre de Ronsard gibi şairlerin eserlerinden yapılan uyarlamaları seslendiren Monique Morelli, Louis Aragon şiirlerini de yorumlamıştı.  Bunlardan biri de bestesi Léo Ferré imzalı Il n’aurait fallu yani Gerekliydi sadece adlı şiirdi. Umutsuz bir adamın aşk sayesinde hayatla yeniden barışmasını konu alan bu şiiri Aragon ellili yıllarda eşi Elsa için yazmıştı. Türkçeye Gertrude Durusoy ve Ahmet Necdet tarafından çevrilen şiirin ilk dizeleri söyleydi:

Birazcık daha vakit
Gerekliydi sadece
Ölümün gelmesine
Ne var ki çıplak bir el
O zaman çıktı geldi
Ve dokundu elime

Kim böyle geri verdi
Kaybolmuş renklerini
Günlere haftalara
Bir de gerçekliğini
Uçsuz bucaksız yaza
O insancıl şeylerin 

Yirminci yüzyıl Fransız şiirinin dikkate değer ama pek fazla tanınmayan isimlerinden olan Bernard Dimey, 1931-1981 yılları arasında yaşamıştı. Şiirleri ve şarkı sözleri altmışlı yıllardan itibaren müziğe uyarlanmaya başlamış ve Yves Montand, Henri Salvador, Juliette Gréco ve Mouloudji gibi isimlerce seslendirilmişti. Özellikle Henri Salvador’un Syracuse ve Zizi Jeanmaire’in Mon truc en plumes yorumları büyük ses getirmişti. Seksenlerde Charles Aznavour da onun eserlerini yorumladığı bir albüm yayınlamıştı. Geçtiğimiz aylarda Dimey’nin kızı Dominique, babasının eserlerinden yapılan uyarlamaları seslendirdiği “Père & fille” (Baba & kız) adlı albümü piyasaya sürdü. Bu çalışmada yer alan parçalardan biri  L’enfant maquillé (Makyajlı çocuk) idi. Buradaki makyajlı çocuğun Dimey’nin kendisi olduğu, bu açıdan otobiyografik bir yön de taşıdığı belirtiliyor bu şiirin. Şarkı, 1983 tarihli “Aznavour chante Dimey” albümünde de yer alıyordu. Bu albümdeki La salle et la terasse adlı parçada ise, Charles Aznavour, çalıştığı restoran ya da bistroda, hatıralarına dalıp giden yaşlı bir garsonun rolüne bürünüyor ve umutsuzca aşık olduğu Marie-Louise’den bahsediyordu bizlere.

Kariyeri boyunca birçok şiiri müziğe uyarlayan Hélène Martin, bu uyarlamaları bir araya getirdiği “Abécédaire des poetes” adında, dört albümlük bir koleksiyon da yayınlamıştı. Bu albümlerde Louis Aragon, Jacques Audiberti, Paul Eluard ve Pablo Neruda gibi onlarca şairin eserlerini yer alıyordu. Bu çalışmada bizim yakından tanıdığımız bir halk ozanının bir eseri de vardı. Anadolu kültüründe derin izler bırakan Yunus Emre’nin imzasını taşıyan Şöyle Garip Bencileyin adlı şiiri 2000 yılında Fransızca sözlerle seslendirmişti Hélène Martin. Eserin orijinali, geçmiş yıllarda Esin Afşar tarafından da yorumlanmıştı. Martin’in parçasının girişinde Anadolu bozkırlarında koşan bir atın ayak sesini duyuyoruz, ayrıca şarkı boyunca kullanılan vurmalı ve üflemeli çalgılar da oldukça mistik bir atmosfer yaratıyor.

1880-1918 yılları arasında yaşayan Guillaume Apollinaire, gerçeküstücülük akımının öncülerinden biri olarak görülüyor. Apollinaire’in en ünlü şiirlerinden biri 1913 tarihli Le Pont Mirabeau. Mirabeau köprüsü 1893-1896 yılları arasında inşa edilmiş, bu açıdan hem modernliği temsil ediyor hem de Seine nehrinin iki yakasını birleştirdiği için kavuşma anlamını taşıyor. Ne var ki Apollinaire’in eseri, geçmiş yıllarda ressam Marie Laurencin ile yaşadığı ayrılığı konu alıyor, bu açıdan da ikili bir paradoks söz konusu.Köprünün altından akıp giden Seine nehri de geçip giden zamanı temsil ediyor. Şiir altmışlı yıllarda Serge Reggiani tarafından kaydedilmişti, 2001 yılında ise Marc Lavoine, daha modern bir uyarlamasına imza attı.

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Albüm Adı Süre
Ridan
Ulysse
L’ange de mon démon
3:41
Serge Reggiani
Cet amour
Poètes 2 et 3
3:58
Serge Regiani & Zen Baboon
Enivrez-vous
Origiro
2:09
Juliette Gréco
Si tu t’imagines
A l’Olympia 92
3:02
Serge Lama
Voici des fleurs des fruits
Feuille à feuille
3:24
Bernard Lavilliers
If
La marge
3:00
Jean Ferrat
Complainte de Pablo Neruda
Ferrat chante Aragon Vol.2
3:32
Monique Morelli
Il n’aurait fallu
Chante Aragon
2:22
Dominique Dimey
L’enfant maquillé
Père & fille
3:13
Charles Aznavour
La salle et la terasse
Aznavour chante Charles et Dimey
3:01
Hélène Martin
Y a t-il en ce monde?
Abécédaire des poètes 2
3:49
Marc Lavoine
Le Pont Mirabeau
Olympia deuxmilletrois
3:40

20:00 – 21:00 Caz Orkestrası / Hülya Tunçağ / Dünden bugüne büyük caz / orkestraları

21:00 – 22:00 Sosyal Müzik (Yeni program) / Hazırlayanlar: Gonca Açıkalın, Sina Hakman)

acikradyo.com.tr/program/sosyal-muzik

“Caz ve cazdan etkilenen müzikler” şiarıyla yola çıkan programda, caz müziğine, cazla ilişkili ya da ondan esinlenip etkilenmiş müziklere yer veriliyor.

***

28 Kasım 2019 – Bi Dünya

28 Kasım 2019

Sosyal Müzik’e başlarken keskin sınırlarımız olmasın, caz etrafında serbest dolaşım hakkımız olsun istemiştik. Bu gece tam da böyle, hem caz hem de caza dokunan parçalar çalıyoruz.

Playlist:

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Albüm Adı Süre
Black Flower
Ankor Wat
Future Flora
5:03
Arat Kilo feat. Mamani Keïta, Mike Ladd
Dou Coula
Visions of Selam
4:43
Altın Gün
Anlatmam Derdimi
Gece
4:13
Yazz Ahmed
Lahan al-Mansour
Polyhymnia
9:57
Bokanté, Metropole Orkest, Jules Buckley
La Maison En Feu
What Heat
7:18
Céu
Nascente
Vagarosa
3:21

***

Bi Dünya müzik…
🌍
Sosyal Müzik’e başlarken keskin sınırlarımız olmasın, caz etrafında serbest dolaşım hakkımız olsun istemiştik. Bu gece tam da böyle, hem caz hem de caza dokunan parçalar çalıyoruz.
📻
Sosyal Müzik her perşembe 21:00’de Açık Radyo 94.9’dahttp://acikradyo.com.tr/sosyal-muzik/28-kasim-2019-bi-dunya
Fotoğraf açıklaması yok.

22:00 Alçak Basınç / Popüler kültürün kıyısında yeşeren, alternatif, yenilikçi müzik akımları / Harun İzer

Popüler kültürün kıyısında kenarında yeşeren alternatif ve yenilikçi müzik akımlarının izini süren Alçak Basınç bu yayın döneminde Perşembe akşamları saat 22:00’de.

23:00 – 24:00 Falan: Freeform Freakout / Clint Willey

Funk kanallarında ve farklı sadaların zengin çeşitliliğe sahip âleminde bir keşif gezisine çıkan Falan: Freeform Freakout bu yayın döneminde saat 23:00’de.

24:00 – 01:00 Modyan Bulundurur / Sesin İnternetteki Serüveni / Barış Yalaz, Ömer Ergün, Ayşe İdil İdil

Radyo içinde radyo! İnternet radyosu Radyo Modyan bu yayın döneminde sesin internetteki macerasına Açık Radyo içinden bir tünel açıyor.

Açık Radyo’yu online dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri içinTIKLAYINIZ

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi: 4 Kasım 2019 – 20 Mayıs 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow

democracynow.org/shows/2019/11/26

07: 00 – 07:20 Tehlikeli Oyunlar (Yeniden) / Yazan: Oğuz Atay / İletişim Yayınları / Okuyan: Tilbe Saran

Usta yazar Oğuz Atay’ı ölümünün 40. yılında, “Tehlikeli Oyunlar” romanının okumasının tekrarı ile anıyoruz.

07:30 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Murat Can Tonbil, Selahattin Çolak

acikgazete27.11.2019

acikgazete27.11.2019a

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Küresel sera gazı emisyonu artışını engelleme konusunda ülkeler bir bütün olarak sınıfta kaldı. Karbon emisyonunun çok daha fazla ve çok daha hızlı azaltılması gerekiyor.”

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), küresel iklim değişikliğinin yol açacağı kaosu önlemek için sera gazı salımlarının önümüzdeki 10 sene boyunca her yıl yüzde 7,6 oranında azaltılması gerektiğini açıkladı. UNEP, raporda dünyadaki sıcaklık artışının bu yüzyıl sonunda 1,5 santigrat dereceyi aşmaması için, ülkelerin sera gazı salımlarını azaltma hedeflerini 5 katına çıkarması gerektiğine dikkat çekti. (BBC Türkçe)

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar, gökyüzü, ağaç ve açık hava

BM İklim Krizi Raporu

***

Birleşmiş Milletler’in ‘İklim Krizi’ raporu

01 Aralık 2019
Fotoğraf: Getty Images

Açık Gazete’de Ömer Madra ve Can Tonbil, Birleşmiş Milletler (BM)’nin iklim raporunu değerlendirdi. Rapora göre, Paris Anlaşması’nın 1,5 derece hedefi için önümüzdeki 10 yıl boyunca yılda yüzde 7,6’lık küresel emisyon azaltımı yapılması gerekiyor.

Ömer Madra: Tartışmasız günün en önemli haberi: Birleşmiş Milletler’in (BM) yeni raporu. Dünyanın bütün milletlerini temsil eden en büyük örgüt olan BM ve ona bağlı Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) atmosfere yayılan ve küresel ısınmaya yol açan sera gazı salımı yoğunluğunun 2018 yılında rekor seviyeye ulaştığı uyarısında bulundu. Çok kısa bir zaman içinde yayınlanmış üçüncü rapor oluyor bu – Bir hafta içinde üçüncü rapor! Dünyanın en büyük örgütü ve ona bağlı örgütler dünyada çok ciddi bir iklim krizinin bütün belirtilerinin olduğunu söylüyorlar.

2018’de rekor kırıldı ve WMO sera gazı salımı yoğunluğunun, yani fosil yakıt yakmaya bağlı olarak küresel ısınmaya yol açan gazların yoğunluğunun 2017’ye kıyasla yaklaşık yüzde 1 arttığını açıklıyor raporlar. Bunu dün de verdik programımızda. Gene verilere göre, sera gazı artış oranı son 10 yılın ortalamasının da üzerinde. Yani rekor üstüne rekor kırılıyor ve süreç hızlanarak devam ediyor. Maalesef!

Sera gazı salımı yoğunluğunun sanayi devriminin başlangıcı sayılan 1750’ye kıyasla yüzde 47 yani yarıya yakın fazla olduğuna da dikkat çekiyor raporlar. Dünya Meteoroloji Örgütü genel sekreteri Petteri Taalas Paris iklim anlaşmasının ardından verilen tüm sözlere rağmen atmosfere sera gazı salımında düşüş olduğuna hatta yavaşlama olduğuna dair bile hiçbir işaret olmadığını söylüyor. Bunun da sonuçları olarak Taalas diyor ki uzun vadede gelecek nesillerin iklim değişikliğinin yol açacağı hava sıcaklığının artması,

  1. sıcak dalgaları,
  2. deniz suyu seviyelerinin yükselmesi,
  3. deniz ve kara ekolojik sistemlerinin bozulması ve
  4. olağanüstü hava koşulları gibi ciddi etkilerle karşılaşacağını gösteriyor.

Mevcut sera gazı salım düzeyi en son 3 ila 5 milyon yıl önce görülmüştü; yani 5 milyona yakın zamandır görülmüş en yüksek sıcaklık, en büyük denge bozuklukları sözkonusu! İklim felaketinin artık kapıda da değil, kapıyı kırıp girmiş vaziyette olduğunu söylüyor genel sekreter ve hatırlatıyor ki, o dönemde deniz seviyesi bugünü mevcut düzeyden 20 metre de yukarıda!

Bu son veriler gelecek hafta İspanya’nın başkenti Madrit’te yapılacak BM iklim zirvesi öncesi açıklanıyor.  ABD Başkanı Trump, hatırlanacağı üzere, ABD’yi Paris anlaşmasından çekmişti 2 yıl önce, geçen ay da başlatmıştı bu çekme sürecini resmen. Türkiye de G20 ülkeleri arasında bu anlaşmayı meclisinden geçirip onaylamayan tek ülke olarak gözüküyor.

Sera gazı salımları konusunda bir de BM çevre programı UNEP’in dehşet verici bir raporu var, onu da hemen söyleyelim. Bugünün ve bütün önümüzdeki günlerin en önemli konusu bu, hiç şüphesiz.

Küresel iklim değişikliğinin yol açacağı kaosu önlemek için sera gazı salımlarının yani fosil yakıt dediğimiz petrol, kömür ve gazdan çıkan salımların önümüzdeki 10 sene boyunca her yıl yüzde 7,6 oranında azaltılması gerekiyor. Bu şimdi “Gerçekçi değil” denecek, “İmkânsız” denecek –  fakat fizikle, kimyayla, yer çekimiyle tartışılacak bir durum da yok: bu matematik bir hesap meselesi. Dünyadaki sıcaklık artışının bu yüzyıl içinde 1,5 santigrat dereceyi aşmaması gerektiği biliniyor, onun için de UNEP ülkelerin sera gazı salımlarını azaltma hedeflerini tam 5 katına çıkartması gerektiğini söylemiş! Yani bugünkü çabaların 5 katına çıkması gerektiğini. Can, yüzde 500 mü oluyor artış?

Can Tonbil: Evet.

ÖM: Yani akıl durdurucu bir şey ama öyle, UNEP’in raporu yıllık sera salımlarını azaltmak için belirlenmiş mevcut hedeflere uyulsa bile yüzyıl sonuna kadar dünyada sıcaklık artışı 3 dereceyi bulacak hatta aşacak diyor! – 3,2 derece!

CT: İyimser tahminlere göre.

ÖM: Evet iyimser tahmin. Bu da yeryüzündeki yaşamın neredeyse imkânsız hale geleceğini açıkça ortaya koyan bir veri. Daha önce böyle raporlara yer verdik ama bu şimdiye kadar gördüğümüz en ağır durum raporu denebilir bence. En zengin ülkelerin sera gazı salımlarını azaltmak için gereken tedbirleri zamanında almadığı, bu gecikme nedeniyle çok daha hızlı hareket etmek ve daha yüksek hedefler belirlemek gerektiği ifade ediliyor. Daha ne söylenebilir bilmiyorum?

En zengin 20 ülkenin 15’i sera gazı salımlarını sıfıra düşüreceği tarihi belirlemiş değil. Uzmanlar dünyada canlı yaşamını tehlikeye atabilecek şiddette bir iklim değişikliğini önlemek için sıcaklık artışının bu yüzyıl sonunda 1,5 dereceyi aşmaması gerektiğini söylüyor. Petrol, kömür, gaz gibi fosil yakıt tüketimi ve endüstriyel ve hayvancılık tarımı başta olmak üzere tarımsal/endüstriyel faaliyetler sonucu atmosferde karbondioksit ve eşdeğer sera gazlarının, yani metan, azot oksit gibi gazların artmasıyla meydana gelen küresel ısıtma, iklim değişikliğine, hatta iklim krizine neden oluyor.

Karbon dioksit artışı rekor düzeyde, Paris Anlaşması’nda belirlenmiş hedeflere ulaşılsa bile aradaki açığın kapatılamayacağını söylüyor rapor. Çok net, açık, “acımasız” bir rapor bu, ama böyle işte: gerçekler böyle, veriler böyle – değiştiremeyiz yani. Raporda “Küresel sera gazı artışını engellemek konusunda ülkeler bütün olarak sınıfta kaldı” diyor. Çok açık söylemişler, karbon emisyonunun çok daha fazla ve çok daha hızlı azaltılması gerekiyor, oysa WMO verilerine göre atmosferdeki karbon dioksit ve diğer sera gazları yoğunluğu 2018’de son 10 yıl ortalamasının üzerinde seyretti – biraz önce de söylediğimiz gibi. Azalma olmadığı gibi hızlanma var ve Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) diye adlandırılan dünyanın en büyük bilimsel heyeti geçen yılki toplantısında bu yüzyıl sonuna kadar 1,5 dereceyi aşarsa insanların, bitkilerin ve hayvanların yaşamının ve bir bütün olarak da dünyanın muazzam zarar göreceği uyarısında bulunmuştu zaten.

Bu yılki raporsa sıcaklık artışını 1,5 derecede tutmak için karbon emisyonu salımının önümüzdeki 10 yıl boyunca yılda yüzde 7,6 düzeyinde azaltılması gerektiğini vurguluyor! Bunu yapan hiçbir ülke yok dünyada! Ve, azaltmak şöyle dursun arttırıyorlar! Türkiye de dahil hepsinde büyük bir artış var. UNEP’in direktörü Inger Andersen “İklim değişikliği konusunda zamanında yeterli çaba gösterilmediği için, ayak sürüdüğümüz için, gelecek 10 yıl içinde yılda yüzde 7,5 gibi çok daha büyük oranda kesinti yapılması gerekiyor” demiş.

Özellikle zengin ülkelerin rolüne dikkat çekiliyor burada: en zengin 20 ülke dünyadaki sera gazı salımlarının yüzde 78’inden (yani neredeyse yüzde 80’inden) sorumlu! Sadece 20 ülke –G20 ülkeleri deniyor bunlara ve aralarında Türkiye de var – ağır sorumluluk taşıyorlar. Farklı derecede sorumluluk değerlendirmesi var tabii: ABD, Avustralya, Brezilya, Japonya, Kanada, Güney Kore ve Güney Afrika özellikle sorumlu gösterilmiş: mevcut hedeflerine ulaşmak için onların çok daha ciddi önlemler almaları gerekiyor.

Türkiye konusunda da şöyle deniyor UNEP’in raporunda: “Türkiye, Hindistan ve Rusya sera gazı salımlarını azaltmak için belirledikleri hedefleri yüzde 15 aştılar ve başarı kaydettiler”. Ama bakalım bu neden kaynaklanıyor? Aldatıcı olabilir demeye getriyorlar. Tebrik etmek için çok erken, çünkü  asıl sebep, baştaki hedeflerin düşük tutulmuş olması. Yani orada da bir çeşit aldatmaca olduğunu söyleyebiliriz. Raporu hazırlayanlar söylememişler ama biz bunu söyleyebiliriz herhalde.

Belirlenen hedefe uyan, yani hedefleri hem doğru hesaplayan hem de bunlara uyan sadece 3 birim varmış: AB ülkeleri, Çin, bir de Meksika. Bunların belirlenen hedeflere uydukları belirtiliyor. “Tek tek ülkelerin sera gazı salımlarını azaltma hedeflerini yükseltmemesi halinde tehlike 2030’da gerçekleşecek” diyor rapor. Yani Paris Anlaşması’nda belirlenmiş, asla aşılmaması gerektiği söylenen 1,5 derecelik tavan 10 yıl içinde aşılmış olacak! 2030’da, yüzyıl sonuna daha varmadan 3,2 derecelik rekor bir artışla dünyanın cayır cayır yanacağı, kuraklık, sel ve fırtınalardan mahvolma tehlikesinin başgöstereceği söyleniyor.

En büyük adımların enerji sektöründe atılması gerekiyor, Guardian gazetesi, bir ay kadar önce iklim araştırmaları kuruluşlarının verilerine dayanarak küresel karbon salımlarının en az 1/3’ünden sadece 20 petrol şirketinin sorumlu olduğunu yazmıştı. Bu şirketlerin bir kısmı özel, bir kısmı devletlerin. İlk 3 sırada da S.Arabistan petrol şirketi Aramco, Amerikan enerji devi özel Chevron şirketi ve Rus devi Gazprom yer alıyor. Tehlikeyi bertaraf etmek için gereken değişiklikleri yapmak için 2020 ile 2050 arasındaki 30 yılda 3,8 trilyon dolar harcanması gerektiği belirtiliyor! Milyar değil trilyon – dikkat çekerim!

Özetle, BM raporu bu adımları atmak için zaman kalmadığına, zamanın şimdi olduğuna dikkat çekiyor. Bu konuların 2 Aralık’ta başlayıp 13 Aralık’a kadar devam etmesi beklenen iklim zirvesinde (COP 25) ele alınması bekleniyor. COP 25 normal olarak Şili’de yapılacaktı ama büyük bir toplumsal isyan dalgası çıktı ve insanlar sokağa döküldü. Bunun üzerine devlet başkanı Piñera’nın keyfî bir kararıyla alelacele iptal edilen ve İspanyol hükümetinin müdahalesiyle alelacele Madrit’e alınan iklim zirvesinde bunların ayrıntılı olarak tartışılması bekleniyor. Yani çok ürkütücü bu BM raporu: küresel sıcaklıklar 3,2 dereceye kadar çıkabilirmiş.

CT: Kaç dediniz?

ÖM: 3,2 derece. Ama kötümser senaryoya göre daha da yukarı çıkmasının mümkün olacağı bilimsel raporlara, verilere dayanarak belirtiliyor. İklim krizinin en korkunç sonuçlarından kurtulabilmek için şimdiye kadar görülmemiş emisyon (yani salım) kısıtlamalarına gidilmesi gerektiği açıkça belirtiliyor.

Buna ilişkin bir başka yeni rapor daha var: “Yıllık Emisyon Açığı” (“Emissions Gap”) raporu. BM’nin çevre programı UNEP tarafından verilmiş bir rapor bu da. Çok ciddi uyarılar içeriyor: Paris iklim anlaşmasında öngörülen taahhütlerin tutulması için son çağrı gibi birşey bu: Dünya liderlerine de şunu söylüyoruz diyorlar: fosil yakıt endüstrisine, fosil yakıtların derhal azaltılması için son çağrı olduğu ilk defa bu netlikte söyleniyor. İklim adaleti için uğraşan 350 org kuruluşunun yöneticisi May Boeve raparlar üzerine çıkan deklarasyonda diyor ki :

“Dünya liderlerine şunu söylüyoruz, şu an fosil yakıt endüstrisini durdurmanın zamanı, genişlemesinin yolu yok, tek bir yeni maden bile açılamaz, tek bir yeni kömür ya da başka bir fosil yakıt madeni açılamaz, tek bir yeni petrol ya da doğal gaz boru hattı kurulamaz!”

Halbuki Çin ile Rusya bu projelere asıl şimdi girişiyorlar. “Sibirya’nın Gücü” gibi en pahalı gaz boru hattı yatırımları BM iklim zirvesiyle aynı gün açılıyor!

CT: Evet!
ÖM: “Yeni tek bir petrol kuyusu bile okyanusların dibinde açılamaz” diyor May Boeve. Gayet açıkça şöyle devam ediyor çevreci kuruluşun raporu da: “Böyle azar azar, gıdım gıdım yükselecek tedbirlerin yeterli olamayacağı apaçık –  yeterli olmayacak ve hızlı, dönüşsel, adeta devrimci bir dönüşüme ihtiyaç var.” Böyle diyor rapor. Açıkça söylemiş yani:

“1) enerjimizin,

2) yiyecek sistemimizin ve

3) diğer maddi müşevviklerle yürütülen hizmetlerin nasıl yürütüleceği değişmeli…

Bütün bunların hepsinin derinlemesine değişmesi gerekiyor. Dünyadaki yaşama biçimimizi – düşünme biçimimiz de buna dahil tabii – değiştirmemiz gerekiyor. Hem hükümetler hem iş yerleri yani sanayi ve ticaret merkezleri hem de piyasalar buna ayak uydurmak zorundalar.”

Yani bu çok acayip bir şey: BM raporu “Şu anda harekete geçmemiz gerekiyor, yeterince ayak sürüdük, safsakladık ve tam hareket geçmenin zamanı, çok tehlikeli zamanlardayız, sıcaklık ortalaması 3 dereceyi aşabilir” diyor. WMO’nun raporu da ortada, hepsi ortada.

Bütün raporların uyarısı aynı aslında: “Ölümcül ve felakete yol açacak sıcak dalgaları, fırtınalar ve kirlenmeye gidiyor dünya” diyorlar.

Bunlar, şimdiye kadar neredeyse 22 yılı aşkın zamandır yaptığımız yayınlar içinde yer verdiğimiz belki de en önemli raporlar – resmî düzeyde çıkarılan ve yayınlanan raporlardan bahsediyoruz. Zaten bir rapor açıkça gayretlerin 5 kat arttırılması gerektiğini, yüzde 500’lük bir artış gerektiğini söylüyor? Petrol, kömür, gaza her yıl yüzde 7’nin üzerinde salım kesintisi yapılmasının şart olduğunu!…

350.org’un bir basın açıklaması var bu 3 büyük rapor hakkında: Başlığı: “Bilim haykırıyor!” (‘The Science is Screaming’). Şöyle diyor mesela: “Ne cüretle bunları gözden kaçırırırsınız?” diye soruyor, Greta’nın BM’de dünya liderlerine hitaben yaptığı çarpıcı konuşmayı da anımsatarak.

Bu 3 rapor “iklim çöküşünün, yıkılışının korkunç durumunu açıkça ortaya koyuyor” diyor 350.org’un açıklamasında. Ve devam ediyor: “Çözümler de orada olduğu halde, yani Paris anlaşmasındaki hedefleri tutturma halinde çözüm pekala mümkün olduğu halde bu korkunç iklim durumuna geldiğimize ilişkin 3 rapor var elimizde.”

Birincisi – işte biraz önce sözünü ettiğimiz – 26 Kasım 2019 tarihli emisyon açığı raporu. Salım açığı da diyebiliriz (“emissions gap”). Bu da dünyada sıcaklığı 3,2 derece artışına götürüyor. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu G20 ülkelerinin de bütün emisyonların yüzde 78’inden sorumlu olduğu ortaya konuyor! Artık lamı cimi kalmadı yani.

İkincisi, Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) raporu. O da 25 Kasım 2019’da yayınlandı. Yani iklimi ısıtan sera gazlarının – azaltmayı bıraktık – hiçbir yavaşlama bile olmadan yüksek bir rekora çıktığını gösteriyor. Bütün taahhütlere rağmen kırılıyor rekor, yani hiçbir taahhüt tutulmuyor Paris anlaşmasındaki. Türkiye gibi anlaşmayı daha meclisinden geçirip onaylamayan ülkeler bile var.

CT: Evet.

ÖM: Üçüncüsü de üretim açığı raporu (“Production Gap Report”). 20 Kasım 2019’da yayımlanmış olan bir büyük rapor. Bu da 2030’da, yani sadece 10 yıl içinde, dünyada yüzde 50 daha fazla fosil yakıt üretileceğini gösteriyor. Yani, her şeye meydan okuyarak, bilime, akıl, sağduyu, rasyonel düşünce, ne varsa, hatta vicdan da varsa hepsine aykırı olarak, şirketlerin yüzde 50 daha fazla fosil yakıt üreteceğini söylüyor. Özetlersek, sadece bir avuç şirketin kâr hırsı yüzünden milyarlarca insanı ya da iki yüze yakın ülkenin halklarını mahva sürüklemesinden bahsediyoruz! 10 yıl içinde yüzde 50 daha fazla fosil yakıt üretilecek ve böylece dünya sıcaklığındaki artışı 2 derecenin altında tutmanın imkânı kalmayacak. 1,5 dereceyi aşması ise yüzde 120 ihtimal oluyor. Yani, içinden çıkılması imkânsız bir şeye, bir “devrilme noktası”na – ya da “bardağı taşıran damla” durumuna (“tiping point”) – gidilecek diyor rapor.

CT: Tekrar edebilir miyiz?

ÖM: Özetlersek, birinci rapor emisyon açığı raporu, 26 Kasım 2019 tarihli. Ağırlıkla G20 ülkelerini suçluyor. Yüzyıl içinde dünya 3,2 sıcaklık artışı görecek diyor.

İkinci rapor BM’nin uzmanlık kuruluşu WTO’nun 25 Kasım 2019 tarihli raporu. “Hiçbir konsantrasyonda azalma yok, iklimi ısıtan sera gazlarında rekor var ve azalmak şöyle dursun, yavaşlamıyor bile!” diyor.

Üç, gene BM’nin “Üretim Açığı” (“Production Gap”) raporu. 20 Kasım’da yayınlanmıştı bu da. Dünyayı 2 derecelik sıcaklık artışı tavanının altında tutabilmek için gerekli olandan yüzde 50 daha fazla fosil yakıt üretileceğini öngörüyor – sadece 30 yıl içinde! Tutarlı değil yani. Paris’te belirlenen hedefleri tutturmak imkânsız, 2 derecenin altında kalma hedefini tutturmak bile imkânsız görünüyor. Paris anlaşmasının iyimser hedefi 1,5 derece, onu tutturabilmesinin yüzde 120 açığını bulmuş, yani şyüzde 120 daha fazla oranda tutturamayacağı anlaşılıyor.

“Bu 3 rapor artık bir uyarı değil” diyor May Boeve. Kendisi uluslararası iklimle mücadele kuruluşu 350.org’un yöneticisi. Ve şöyle devam ediyor:

“Bu artık bir uyarı değil, şu anda iklim yıkımının gündelik hayatımızdaki etkilerini görüyoruz. Kongo’da, Kaliforniya’da ve Avustralya’da muazzam yangınlar var, aynı zamanda başka yerlerde de, Avrupa’nın dört bir tarafında da, işte Fransa’da, İtalya’da, Yunanistan’da gördüğümüz seller var, sular seller götürüyor her tarafı, bu artık gündelik hayatımız oldu.”

“Hani yanlış anlaşılmasın, bu 3 rapor öyle sıradan bir grup meraklı bilim insanının filan yaptığı bir şey değil” demeye getiriyor. Bunu açıkça söylememiş ama şunu belirtiyor net olarak:

“Bunlar bilimsel olarak hakemli yayınlarda defalarca kontrol edilmiş, son derece ciddi şekilde araştırılmış raporlar. Bilim haykırıyor artık. Dünya liderlerine söylüyoruz: fosil yakıt endüstrisinin genişlemesinin derhal durdurulması gerekiyor. Hiçbir yeni maden açılmayacak, kömür çıkarma yapılamayacak…”

Oysa, bakalım, Türkiye’de kaç tane kömür yakıtıyla termik santral yapılıyor? Hesabı 80’e yakın, aslında mevcut olanlar arasında artık miadını doldurmuş olanların, kapatılmaları gerekenlerin bile ömürlerinin uzatılması kararı alınıyor ve üstelik filtresiz olarak çalışıyorlar. Oysa mesele filtre meselesi bile değil artık.

“Hiçbir yeni boru hattı açılamaz” diyor 350.org.  Oysa bakıyoruz: Sibirya üzerinden 2 yeni petrol boru hattı açılmak üzere, biri rekor maliyetli….Çin – Rusya anlaşmışlar. İklim zirvesi açılırken onlar da 2’li zirve yapıp açacaklar bunu. Ayrıca bir de Türk Akımı2 projesi var Rusya – Türkiye arasında – onun da resmî açılışı yeni yılın başında yapılacak. Avrupa’ya da o hattan gaz sevkiyatı yapılacak.

Okyanuslarda artık petrol sondaj kuyusu açılmayacak, açılamaz BM raporlarına göre. Oysa bütün ülkeler, ABD, Rusya, Norveç vb eriyen buzların altında kuzey kutbunda aramalara girişiyorlar, geniş ölçüde. BM raporlarında derhal sürdürülebilir, yenilenebilir enerji sistemlerine geçmek zorunluluğu belirtiliyor ama gidişat bunun tam tersi yönde.

Ayrıca, çok önemli bir nokta ilave edelim: Yenilenebilir enerjide muazzam bir ucuzlama var – araştırma ve raporlar onu gösteriyor, özellikle güneşte. Ayrıca rüzgârda dünyanın ihtiyacının 5 kat üstünde enerji sağlanabileceği de hesaplandı. Guardian’da geçen ay öyle bir rapor haberini de okuduk: eğer sığ sularda, “offshore” denilen yerlerde rüzgâr türbinleri çiftlikleri kurulursa adeta devrimci bir sonuç elde edilebiliyor. Dolayısıyla da iklim aktivistleri ve ilgili kuruluşlar şöyle bağlıyorlar bildirilerini:

“COP 25 için Madrit’te toplanan hükümetlere bütün gelecek nesillerin gözleri sizin üzerinizde diyoruz. Dünya artık iklim yıkımı gerçekliğine uyanmış durumda, iklim değişikliğinin önünde duranlara biz de şunu söylüyoruz : Ne cüretle yapabilirsiniz bunu!”

Evet, iklim felaketini tek önleme imkânı da budur.

Biz de naçizane söyleyelim: Dünyanın bu en önemli konuları hakkındaki bilgileri BBC’den, BBC’nin hem İngilizce hem de Türkçe yayınlarından, Washington Post’tan, Guardian’dan derleyip toparlamaya çalıştık. Gözümüze uyku girmiyor ama bunlarla uğraşıyoruz, bir de Common Dreams’den aldığımız pek çok siteden ve gazetelerden baktık, öğrenmeye çalıştık. Bizzat BM çevre programı UNEP’in sitesine de girip baktık. “Yönetici Özeti” (“Executive Summary”) dedikleri metni de okuduk ve durumu özetlemeye çalıştık.

Greenpeace UK yani Greenpeace Britanya’nın başkanı John Sauven da – Açık Radyo’da dün günün sözüydü – iklimi mahveden sera gazları yoğunluğunun rekor kırdığını, azalma şöyle dursun yavaşlama bile göstermediğini belirten son raporu şöyle anlatmıştı:

“Karbon dioksit yoğunluğuna ilişkin bu rakamın gerçek dünyanın kıyamet saatine en yakın şey olduğunu söyleyelim. Bizi gece yarısı 12’ye doğru hızla itiyor arkamızdan.”

Yani Açık Gazete’nin naçiz elemanları olarak bu uyarıları dinleyicilerimize aktarmamız bir görev.

“Yale Environment 360” internet dergisinde de Bill McKibben şunu söylemişti:

“İklim değişikliği pek çok anlama geliyor: birincisi, etik/ahlaki mesele; ikincisi nesiller arası bir adalet sorunu, çocukları ve torunlara ne diyeceğimiz; üçüncüsü büyük bir ekonomik sorun getiriyor ve şimdi de dördüncü olarak günlük ve dehşet verici bir gerçeklikle karşı karşıyayız.”

CT: Şöyle bir durum da söz konusu, biraz önce bahsettiniz, küresel iklim krizinin başlıca sebebi olan bir avuç şirketin başında gelen Suudi Aramco’nun bile bazı faaliyetlerinin iklim krizi nedeniyle durma noktasına gelebileceğine dair bir açıklama yapıldı. Daha doğrusu bir araştırma yapılmış. Paris merkezli danışmanlık şirketi Calender’in hazırladığı rapor, deniz seviyesindeki yükselişin Aramco için büyük bir tehdit oluşturduğunu, bazı tesislerinin sular altında kalmasına yol açabileceğini ve şirketin faaliyet göstermesinin zorlaşacağını söylemiş. Yani bu krize neden olan şirketler dahi bu krizden doğrudan etkilenecek kurumlar ve yapılar arasında…

ÖM: Evet. Dünyanın sonundan bahsediyoruz yani, yapılacak bir şey yok. Öte yandan da Deutsche Welle’den bir haber: Rusya’nın doğalgazını Çin’e taşıyacak olan boru hattı 2 Aralık’ta, yani tam da bugünlerde devreye giriyor. BM’nin kıyamet raporları, 3 raporu birden gelirken ve en önemli iklim zirvesi olan COP 25 toplanırken aynı tarihlerde, 2 Aralık’ta yeni petrol boru hattı devreye sokuluyor “Sibirya’nın Gücü” adını taşıyor, adı da çok hoş değil mi: Sibirya’nın Gücü! 50 milyar Euro’yla Rusya’nın bugüne kadarki en maliyetli boru hattı projesiymiş! Deutsche Welle Türkçe’den okuyabiliriz: Kremlin’den yapılan açıklamaya göre Rus doğalgazını Çin’e taşıyacak olan Sibirya’nın Gücü isimli petrol boru hattının açılışında Rusya lideri Vladimir Putin’le Çin devlet başkanı Xi Jinping’in video konferans yoluyla yer almaları bekleniyormuş. Bravo! Ben de video konferans yoluyla alkışlıyorum onları!

CT: Öyle oluyor.

ÖM: Duyuyor musun?

CT: Evet.

ÖM: Devlete ait Rus Gazprom, küresel iklim krizinin en önemli 10 sorumlu şirketinden bir tanesi işte yeryüzünde bütün kuşakları mahveden, canlıları bitiren, bitkisini bitirenlerden bir Şirketin Sibirya’nın Gücü adlı dev projesi 50 milyar Euro’ya mal olmuş. Kuzey Akım 2 adlı gaz projesinin maliyetinin yaklaşık 5 katıymış. Bu da Baltık denizi üzerinden gazı Avrupa’ya taşıyacak. Bu da yıl sonunda açıklanması planlanıyor. O da İklim zirvesine denk gelir inşallah. Alay eder gibi. Bir yandan BM’nin bütün raporları var, bir yandan da bunlar açıklanıyor, Sibirya’nın Gücü, Kuzey Akım 2. Evet, bu iki doğalgaz hattına ek olarak bir tane daha var: Türk Akımı! Türk Akımı projesini de 2020 yılının başında hayata geçirmeyi hedefliyor. Bizimle dalga mı geçiyorlar?

CT: Dalga geçiyorlar, sizinle değil sadece, diğer canlı türleriyle de dalga geçiyorlar. Dünyanın bütün kurumlarıyla dalga geçiyorlar.

ÖM: BM’yle de dalga geçiyorlar.

CT: Ama asıl dalga geçenler, bence bu haberleri duyduktan sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eden herkes.

ÖM: Bu haberleri veren medya mı var ki? Mesela “Birçok önemli haber varken neden bununla açıyorsunuz programı ve yarım saat 40 dakikadan beri sadece bundan bahsediyorsunuz?!” diyebilecek olanlara da şunları söyleyebiliriz. Türk Akımı projesi 2020 yılı başında hayata geçirilecekmiş. Karadeniz’den geçen boru hattı Kırklareli’nin Kıyıköy ilçesindeki dağıtım noktasına ulaşıyormuş. Bak ne güzel! Rusya’dan gelen doğalgaz buradan nereye ulaşacakmış peki? İki yere birden Can: bir tanesi hem Türkiye’ye geliyor hem de Avrupa’ya. Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov’un açıklamasına göre Ocak’ın ilk 10 gününde yapılması planlanan Türk Akımı projesinin açılışına katılmak üzere Putin geliyormuş! Sevindin değil mi? Putin Türkiye’yi ziyaret edecekmiş. Çin’e yılda 38 milyar metreküp gaz akıtacakmış Sibirya’nın Gücü, en büyük petrol boru hattı projelerinden biri. Yani tamamen dalga geçiyorlar – bir kâbustan bahsediyoruz aslında, korkutucu bir şeyden!

CT: Dalga geçiyorlar gerçekten, 2100 tarihi nedir? Yani şu anda çocuğunuz olsa ve o çocuğunuzun çocuğunun görebileceği bir tarih, hatta çocuğunuzun kendisinin bile belki görebileceği bir tarih, yani hayatının son evrelerinde görebileceği bir tarih. Diğer taraftan torunlarınızın içinde bulunacağı bir tarihten bahsediyoruz 2100 denildiği zaman ve bununla alakalı herhangi bir şey yapmıyorsunuz. Bilim insanları net bir şekilde 2100 yılına gelindiği zaman iyimser rakamlarla 3,2 derecelik bir artıştan bahsediliyor. 3,2 derecelik bir artış dünyanın ölümü demek iyimser rakamlarla, kötümser rakamlarla daha da fena. Her iki durumda da bu dünyanın tamamen içinde bulunan canlılarla beraber ölümü demek. Tekrardan başlar dünya, orada bir problem yok ama kendi elimizle yok edeceğimiz ve bizden sonra gelecek olan kuşakların tamamen ipini çektiğimiz, altındaki sandalyeye tekme attığımız bir zaman diliminden geçiyoruz.

ÖM: Çocuklar ve torunlar “Sen ne yapıyordun?” demezler mi? 2100’ü bekleyecek değiliz tabii, 2030’da da korkunç felaketler olacak.

CT: Evet.

ÖM: Ama biz diyeceğiz ki “Sibirya’nın Gücü vardı, Türk Akımı vardı, Çin’e 38 milyar metreküp gaz vardı!…” Böyle mi diyeceğiz? Ne yapacağız? Çok korkunç aslında!

CT: Hiçbir şey yapmayacağız, Hürriyet gazetesini açacağız ve ondan sonra okumaya devam edeceğiz “Acun beni denizde uçurdu!” Her neyse bundan bahseden çok fazla gazete yok, çok fazla haber yok doğrudan içinde bulunduğumuz gezegenin varoluşuyla alâkalı.

ÖM: Ama biz mücadele edeceğiz, çocukların, bugünkü kuşağın geleceklerini kurtarmaları için ve hesap sormaları için de – “bu ne cüret!” diye hesap soran çocukların, Greta Avrupa’ya varmak üzere, birkaç haftası daha var aslında, iklim zirvesine yelkenliyle gidiyor, katamaranla, ama onun izindeki pek çok çocuk da – dünyadan da, Türkiye’den de – hepsi mücadele halindeler… Biz de onların bu çabalarını size giderek artan bir gayretle nakletmeye devam edeceğiz…

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

09:00 – 09:30 Nereye Doğru: Cengiz Aktar’la Geleceğe Bakışlar

nereyedogru20191127

Nereye Doğru kayıt arşivi

09.30 – 10:00 50. Yılında 68 Devrimi (Açık Gazete’de yeni köşe) / Tarih Vakfı’nın katkılarıyla.

30. yılını bir sergi, 40. yılını ise 6 dakika 8 saniyelik bir dizi program ile andığımız 68’in, 50. yaşını de es geçmiyoruz. Tarih Vakfı’nın katkılarıyla 68 Devrimini enine boyuna konuşuyoruz.

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Utkan Çınar ve Gülşah Görücü / Oldies

10:30 – 11:00 Açık Yeşil /Ümit Şahin ve Ömer Madra / Hayatın, politikanın ve sokağın çevre ekoloji gündemi

acikyesil20191127

Açık Yeşil kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Metropolitika / Aysim Türkmen, Korhan Gümüş ve ve Murat Güvenç / Kent ve kentlilik üzerine tartışmalar

metropolitika20191127

Metropolitika kayıt arşivi

12:00 – 12:55 Midday Blues / Gün ortasında müzik arası / Ahmet Uncu

Coğrafyalardan ve türlerden bağımsız “günortası müzikleri” programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Tuna’nın Beri Yanı / Muammer Ketencoğlu / Balkan ağırlıklı etnik müzik

Kadınlar söylüyor

muammerketencoglu.com/

tunaninberiyani.blogspot.com/

facebook.com/ketencoglumuammer

facebook.com/muammerketencoğlu

***

14:00 – 14:30 Türlerin Yaşam Hakkı / Işıl Karaelmas / Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey

turlerinyasamhakki27.11.2019

zz4

“Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey” şiarıyla yola çıkan program; Türkiye ve dünyadaki hayvan hakları gündeminden, etik veganlık anlayışına; hayvansal ürünleri tüketmeyi bırakmaktan, sokak hayvanlarına yardım etmeye kadar faydalı insan yaklaşımları ve pratikleri üzerine.

twitter.com.türlerin.yaşam.hakkı 

pictosee.com/turlerinyasamhakki/

***

94.9 Açık Radyo – Türlerin Yaşam Hakkı

Hazırlayan ve sunan: Işıl Karaelmas
İnek sütü; süt endüstrisi hakkında bilinmeyenler
***
zz11

Bugün (27 Kasım Çarşamba) en fazla tüketilen hayvansal ürünü, inek sütünü konuşuyoruz. . 🐄Süt endüstrisindeki bir ineğin hayatı nasıl? 🐄Yeni doğan yavrulara ne oluyor? 🐄Süt miktarını arttırmak için yapılanlar . Saat 14.00’te 94.9 Açık Radyo’da. . Görsel: onegreenplanet.org . #dairy #süt #milk #dairycow #veal #vegan #veganism

14:30 – 15:30 Alla Turca / Ali Pınar ve Ersin Antep / Türkiye’den klâsik müzik yorumcuları ve bestakârları

www.facebook.com/alla.turca.5

instagram.com/allaturca2001/

***

zz13

BESTECİ VE ORKESTRA ŞEFİ OĞUZHAN BALCI; ALLA TURCA’DA…

zz14

Ali Pınar ve Ersin Antep’in hazırlayıp sunduğu Alla Turca’ya bu Çarşamba, Besteci, Orkestra Şefi ve Akademisyen Oğuzhan Balcı konuk olacak. Son dönemde sanatçılar ve orkestralarca sıkça eserleri seslendirilen, Orkestra İstanbul başta olmak üzere idaresinde gerçekleşen senfonik konserlerle göz dolduran Oğuzhan Balcı ile besteciliği üzerine sohbet edeceğiz. Oğuzhan Balcı’nın yönettiği Orkestra İstanbul’un “Yol” adlı eserinin, Keman Sanatçısı Cihat Aşkın’ın solistliğinde Keman Konçertosu’nun bir bölümünün seslendirisi yanında Açık Radyo dinleyicilerine bir sürpriz olarak; Devrim Erbil’in tablosu üzerine bestelediği ve Keman Sanatçısı Rüstem Mustafa ile Piyanist Gökhan Aybulus’un seslendirdiği “Samatya’da Bir Akşamüstü” adlı eserini dinleyeceğiz. Alla Turca; Çarşamba saat 14.30’dan itibaren 94.9 Açık Radyo’da… (instagram ve twitter: @allaturca2001 /
facebook grubu: Alla Turca /
e-posta: allaturca@acikradyo.com.tr)

#OğuzhanBalcı @ogzhnbalci
@muzikbilim @alipinarofficial @cihataskin @acikradyo @gokhanay1 @rustus_mustus #ersinantep #AliPınar #94.9Açık Radyo #AçıkRadyo #AcikRadyo #AllaTurca #Yol #SamatyadaBirAkşamüstü #keman #piyano #violin #piano #klasik #konçerto #CihatAşkın #radyo #klasikmüzik #classicalmusic #radio #Türkiye #Turkey #Orkestraİstanbul #orkestra #orchestra

15:30 – 16:30 Altın Saatler / Nuray Aydınoğlu, Elvan Cantekin, Argun Yum ve Gürhan Ertür / 17 Ağustos’u unutma

altinsaatler20191127

Altın Saatler kayıt arşivi

16:30 – 17:00 Sudan Gelen (15 Günde 1) / Suya doğanın, bilimin, sanatın, edebiyatın içinden bakmak / Hazırlayan: Akgün İlhan

sudangelen20191127

Hayat suyun varlığıyla başladı ve onunla devam ediyor. Hayatın sonunu ise suyun yokluğu getirecek. Yaşadığımız gezegende içinde su bulunmayan, sudan gelip suya karışmayan hiçbir şey yok. Suyun yaşamın başlangıcı olduğunu, her varlık için vazgeçilmezliğini ve yeri dolduramazlığını vurgulamak hiç bu kadar önemli olmamıştı. İşte bu yüzden sudan gelen hikâyelerle insanlığın doğayla ve kendiyle olan ilişkisini anlatmak için tasarlandı Sudan Gelen. Parçası olduğumuz doğayla nasıl bir ilişki içindeyiz? Doğaya nasıl bakıp, ona nasıl davranıyoruz? Kendimizi doğanın neresinde konumlandırıyoruz? Biz insanlar kimiz, nasıl canlılarız? İnsanlık için nasıl bir gelecek hayal ediyoruz? Bu Can alıcı sorulara cevap ararken doğanın en temel bileşeni ve bedenimizin yüzde %60’ını oluşturan suyla ilişkimize baktıkça kendimizi de daha iyi tanıyacağız.

Sudan Gelen facebook sayfası

***

Suyumuz kuruyor: Akgün İlhan’ın hazırlayıp sunduğu Sudan Gelen’de yarın saat 16.30’da yazar ve psikolog Hande Aydın ile doğayla olan ilişkimizi 2017 yılı basımı kitabı Kuru Su üzerinden konuşacağız. Sohbetimize herkesi bekleriz. Saat 16.30’da 94.9 FM bandında ya da http://acikradyo.com.tr/stream/index.html adresinde görüşmek üzere! Açık Radyo

Görüntünün olası içeriği: yazı
***

Akgün İlhan’ın hazırlayıp sunduğu Sudan Gelen’e konuk olan yazar ve psikolog Hande Aydın suyla ve doğayla olan ilişkimizi 2017 yılı basımı kitabı Kuru Su üzerinden anlattı. Kaçıranlar programın kaydını buyursun buradan dinlesin: http://acikradyo.com.tr/podcast/220715 Açık Radyo #KuruSu

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar ve ayakkabılar

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu Argın, Sanat Deliorman, Başak Yavuz, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Açık Radyo kurucularından, programcı dostumuz Atilla Aksoy’u yakın zaman önce kaybettik. Dünyanın Cazı programının ilk programcısı Aksoy’un 2004 yılında bu çerçevede hazırlayıp sunduğu programları 13 yılın ardından Çarşamba günleri 17.00’de tekrar yayınlıyoruz.

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi20191127

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gezegenin Geleceği: 27 Kasım 2019

27 Kasım 2019
Fotoğraf: Birgün

İngiltereli indie rock grubu Coldplay, çıkacak yeni albüm tanıtımını seyircisiz olarak vereceği, ayrıca çevre kaygıları nedeniyle, albüm için dünya turnesine çıkmayacağını da duyurdu.

 Business Green’den Madeleine Cuff’ın haberine göre, İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, İngiltere’nin sanayi sektörünü canlandıracak ve ülkenin 2030 yılında sıfır karbon bir enerji sistemine ulaşmasını sağlayacak yeşil bir sanayi devrimi yaratacağı sözünü verdi. Corbyn, İngiltere’de görmezden gelinen topluluklar adına, kamu hizmetlerini artırarak ve temiz büyümenin öncüsü olarak “gerçek değişimi” yaratacağını söyledi. Corbyn büyük çoğunluğu petrol ve doğalgaz şirketlerinden sağlanacak vergilerle yeşil enerjiye ve elektrikli otomobillere milyarlar yatırma taahhüdünde bulundu. Corbyn ayrıca, 11 milyar euroluk verginin petrol ve doğalgaz şirketlerinin tarih boyunca sorumlu olduğu emisyonlar kapsamında alınacağını söyledi. “İklim krizi hızlı bir eylem gerektiriyor. Ancak iklim acil eyleminin sorumluluğunu halka veya enerji sektöründeki işçilere yüklemek doğru değil. Dolayısıyla bir İşçi Partisi hükümeti, gezegenimizi ısıtan fosil yakıt şirketlerinin bu sorumluluğu üstleneceğinin ve sorumlu oldukları parayı Adil Dönüşüm vergisi kapsamında ödeyeceklerinin güvencesini sağlayacak” dedi. Parti manifestosunda, fosil yakıt şirketlerine karşı aşırı önlemler alınacağı taahhüdü Londra Borsası’nda “iklim kriziyle mücadeleye katkı sağlayamayan şirketlerin” listeden çıkarılmasıyla sağlanacağı belirtiliyor.

Katolik Kilisesi ruhani lideri Papa Francis, İkinci Dünya Savaşı sonrasında atom bombasıyla vurulan Nagazaki ve Hiroşima kentlerini ziyaret etti. Francis, dünya liderlerinden sahte bir güvenlik hissi sunduğunu söylediği nükleer silah stoğunu durdurmalarını talep etti. Francis konuşmasında “Nükleer silahları olmayan bir dünyanın mümkün ve gerekli olduğuna inandığım için, siyasi liderlerden bu silahların bizi şu anki tehditlerden koruyamayacaklarını ulusal ve uluslararası güvenliğe karşı koruyamayacaklarını unutmamalarını istiyorum” ifadelerini kullandı. Francis, “Savaş amacıyla nükleer enerji kullanımı, bir etik suçu ve ihlali. Savaş için modern bir silah geliştirilirken barıştan nasıl söz edilebilir? Gerçek barış, yalnızca silah olmadan sağlanabilir” dedi.

Gümüşhane’nin Taşköprü Yaylası’nda “define” iddiası üzerine yasal izin alınarak yapılan kazı sonucu yok olan ve “eski haline dönüştürülecek” iddiasıyla su takviye edilen Dipsiz Göl’de inceleme yapan Jeomorfoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Turoğlu, “Kazıldıktan sonra gölün dengesi bozuldu. Gelip bu yeni yapılan çanağa suyu doldurursanız ancak havuz olur” dedi. Prof. Dr. Hüseyin Turoğlu, Dipsiz Göl çevresinden yaptıkları incelemeler ve topladıkları taş ve toprak gibi numuneler üzerinde çalışmalarının sürdüğünü belirtti. Ayrıca Turoğlu, gölün eski haline dönüştürülmesi çalışmalarını da yakından takip ettiklerini söyledi. Turoğlu, “Bu gölün oluşumuyla ilgili bazı kaynaklarda ‘çökme gölü’, ‘karstik dolin’ olduğu söyleniyor. Bu doğru değil. Çünkü çevrede hiç kireç taşı yok. Bunların yerinde gelip gözlemlenmesi, çalışılması, incelenmesi ve ondan sonra bu konuda görüş bildirilmesi gerekir. Biz bunu yapmaya, delillere dayanarak, gözlemlerimizin sonucunu tartışarak değerlendirmeye ve bir şeyler söylemeye çalışıyoruz” dedi. Turoğlu, “Karlar eriyerek bu çukurlukta birikiyordu. Gölün zemininde ana kaya kırıntılarının oluşturduğu bir örtü malzeme var. Bu nedenle su, kısmen hareket edebilme yeteneğine sahip. Gölün, hem yüzeyden hem yer altından da beslenme imkanı vardı ve kendi ekosistemini oluşturmuştu. Bu düzen hidrolojik bir denge içerisinde devam ediyordu. Kazıldıktan sonra bu denge bozuldu. Şu anda kotlara da baktığımız vakit doğal kotlardan çok farklı. Şekil özelliği de bozuldu. Şu anda başka bir şey var burada” diye konuştu.

Harvard ve Yale üniversitelerinden gelen öğrenci ve mezunlar iki üniversite arasında her yıl gerçekleşen yıllık futbol karşılaşmasını bir saat boyunca durdurdu. Futbol sahasını giren öğrenciler, üniversitelerin fosil yakıtlara yatırım yapmayı sonlandırmasını talep etti. Sahaya inen 200’den fazla protestocu “Hey Hey! Ho Ho! Fosil yakıtların gitmesi gerekiyor!” sloganları attı. “Kazanan olmayacak. Yale ve Harvard iklim adaletsizliğinde suç ortakları” yazılı pankartı açan eylemciler, sahada oturma eylemi gerçekleştirdi. Guardian’ın haberine göre her iki okulun da iklim krizine katkıda bulunan petrol ve gaz ve kömür şirketlerine yatırım yapmayı bırakması için 2012 yılından itibaren kampanyalar başlatıldı. Her iki üniversite de ortak olarak kalırlarsa kurumsal iklim eylemlerini teşvik etmek için daha iyi bir konumda olacağını savunarak reddetti. Her yıl Harvard Üniversitesi 39 milyar dolar, Yale ise yaklaşık 29 milyar dolar değerinde yatırım yapıyor. Aktivistler, eğer üniversiteler yatırımlardan çıkarsa, yüzlerce kurumun onları takip edeceğine inanıyor.

İngiltereli indie rock grubu Coldplay, çıkacak yeni albüm tanıtımını seyircisiz olarak vereceği, YouTube’dan canlı yayımlanacak iki konserle yapma kararı aldı. Grup, ayrıca çevre kaygıları nedeniyle, albüm için dünya turnesine çıkmayacağını da duyurdu. Grup Londra Doğal Tarih Müzesi’nde vereceği konserin tüm gelirini bir çevre kuruluşuna bağışlayacak. BBC Türkçe’nin haberine göre; grubun solisti Chris Martin, “Son iki yıldır, turumuzun sadece sürdürülebilir değil aynı zamanda nasıl yararlı olabileceğini düşünüyorduk. Yeni turumuz mümkün olduğunca çevre dostu olacak. Karbon salımına yol açmamız, bizi hayal kırıklığına uğratır” dedi. Martin, “Çok büyük konser turları düzenledik. Şimdi nasıl alırız değil, nasıl veririz diye bakıyoruz” diye de konuştu.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna – Eser Epözdemir – Feryal Kabil / Hergün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Açık Dergi Çarşamba Oyun Arası / Emre Gümüşer

Muhtelif tiyatro müziği örneklerine kulak atıp, oyunlar arası bir yolculuğa çıkıyoruz.

Açık Dergi Çarşamba Her ayın son Çarşamba akşamı 18:30 – Fasikül / Aylık Özgür Sinema Gündemi / Ekrem Buğra Büte

Sinemada ifade özgürlüğünün önündeki engeller ve bunlara karşı geliştirilen yaratıcı çözümler Fasikül’de raporlanıyor ve muhtelif aktörlerle değerlendiriliyor.

Açık Dergi Çarşamba 15 günde bir Çarşamba 19.00 – Küçük Düşünürler Topluluğu / Özge Özdemir

Küçük Düşünürler Topluluğu programı, felsefeci ve eğitmen Dr. Özge Özdemir’in kolaylaştırıcılığında çocukların bir soru ya da kavram üzerine felsefi tartışma yürüttükleri bir tartışma programı. İki haftada bir biraraya gelen 12 yaşındaki felsefeciler nitelikli düşünme ve yargıda bulunma becerisinin nasıl geliştiğini hep birlikte işliyor.

Açık Dergi Çarşamba Yerden Yüksek / Çocukların Mekân Algısı ve Mekânsal Hakları / Gizem Kıygı

yerdenyuksek20191127

Değişen kentsel ve kırsal mekânlarda çocuıkların mekânlarda nasıl varoldukları ve mekânı nasıl algıladıklarını ve bu konuda yapılan çalışmaları konuşuyoruz. Her bölümde bir araştırmacı-uzman konuk yayına eşlik ediyor.

yerdenyuksek.medium.com

instagram.com/yerden.yuksek94.9/

***

zz12

📻 Yerden Yüksek günü! Geçtiğimiz hafta #çocukhaklarıgünü toplu taşıma kullanımında normalleştirilmiş bir konu iki yurttaş tarafından başlatılan bir kampanya ile gündeme getirildi: Çocukların Toplu Taşımada Oturma Hakkı. Bugün konuklarım, bu kampanyayı başlatan @blogcuanne Elif Doğan ve @efsun.sertoglu 🎧 Programda, mevcut toplu taşıma deneyiminde çocukların “yersizliği” üzerine sohbet edeceğiz. 19.00’da @acikradyo frekanslarında buluşalım! Kampanyayı imzalamak isteyenler için link profilde ☝️

***

zz2

📻 Podcast yayında!
.
Konuklarım @blogcuanne Elif Doğan ve @efsun.sertoglu ile #önceçocuklarotursun kampanyası hakkında konuştuk. Toplu taşıma araçları çocuklar gözetilerek tasarlanmıyor. Yolculukta beliren zorluk, oturan çocuğun kaldırılması, azarlanması gibi hallerle kamusal mekanda teması şiddet ve sabırsızlıkla çevrelenen zorlayıcı bir tecrübeye dönüştürüyor. Oysa bu yolda birlikteyiz! Elif ve Efsun başlattıkları kampanya ile hem çocukların toplu taşıma haklarına, kent hakkına hem de bireylik haklarına dikkat çekiyorlar. Önce kampanyayı imzalayın, sonra programı dinleyin ve hep ama hep çocuklara yer verin! 🌿 Program kaydı profildeki linkte ☝️
.
#açıkradyo #podcast #çocuk #çocukhakları #çocukdostuşehirler

Açık Dergi Çarşamba 18:50 Tasarım Sözlüğü (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Muğlak Standartlar Enstitüsü

Muğlak Standartlar Enstitüsü’nün uzun süredir üstünde çalıştığı ve memlekete özgü tasarımsal terim ve icatların derlendiği müstesna Tasarım Sözlüğü’nün maddeleri Enstitü üyelerince her Çarşamba akşamı birer maddeyle radyoda seslendirilmeye başlıyor.

Açık Dergi 19:30 Çıplak Ayakla Dans (Açık Dergi’de yeniden köşe, 15 günde 1) / Hazırlayanlar: Duygu Güngör ve Mihran Tomasyan

ciplakayakladans20191127

Çıplak Ayaklar Kumpanyası bu yayın döneminde yeni konu ve konuklarıyla aramıza dönüyor. Tezahür programıyla dönüşümlü olarak.

Çıplak Ayakla Dans kayıt arşivi

20:00 – 21:00 Ay’da Caz (Yeni program) / Caz tarihinde bu ay / Hazırlayanlar: Nazlı Toprak ve Leyla Diana Gücük

Caz tarihinde o ay doğan-ölen müzisyenler, çıkan albümler, önemli olayların işlendiği bir caz programı

21:00 – 22:00 Akdeniz Güneşi / Müzikli Akdeniz Turu / Tolga Esmer

Akdeniz’in cazla buluştuğu radyo programı. Tabii Akdeniz kültürünün katı sınırlardan hoşlanmadığı düşünüldüğünde caz dışındaki müzik türlerine ve Akdeniz dışından, yüreği Akdeniz güneşiyle ısınmış müzisyenlere de yer veriyor. Bu yayın döneminde çarşamba akşamları saat 21.00’de.

22:00 – 23:00 Ayın Karanlık Yüzü / Yosi Falay / Bir albüm

23:00 – 24:00 Caz Portreleri / Mustafa Aykın / Ayrıntılı caz tiplemeleri

24:00 – 01:00 Beton Orman / Da-Frogg Eyez /  Reggae, Dub ve alt türleri

8 yıl aradan sonra Beton Orman, Reggae, Dub ve alt türlerinin pozitif titreşimlerini yaymak için döndü.

Blog Stats

  • 92.873 hits