Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 51. Yayın Dönemi: 4 Mayıs 2020 – 1 Kasım 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık  

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/7/6

07:00 – 07:45 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

Twitter.com/DidemGençtürk

07:45 – 08:00 Türkiye Hikayelerini Anlatıyor

1 Haziran itibariyle hafta içi her sabah saat 7:45’te Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor tekrar Açık Radyo’da…

zz6

2015 yılında Açık Radyo ve Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi, “Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor” sloganıyla herkesi kendi hikâyesini anlatmaya davet etti.

Bize ulaşan yüzlerce hikâye Murat Gülsoy, Güven Güzeldere, Ömer Madra ve İlksen Mavituna’dan oluşan seçici kurul tarafından ön elemeden geçirildi ve yazar, şair ve akademisyenlerden oluşan bir editör ekibi tarafından yayına hazırlandı: Deniz Altınay, Ömer Aygün, Nalan Barbarosoğlu, Enis Batur, Hakan Bıçakçı, Behçet Çelik, Feride Çiçekoğlu, Berna Durmaz, Sine Ergün, Mahir Ünsal Eriş, Hülya Ekşigil, Semih Gümüş, Hakan Günday, Meltem Gürle, Hikmet Hükümenoğlu, Sibel Irzık, Ercan Kesal, Melisa Kesmez, Ergun Kocabıyık, Adnan Kurt, Birgül Oğuz, Hatice Örün, Mahmut Temizyürek, Serhat Uyurkulak, Murat Yalçın.

Seslendirilen hikâyeler 2015 yılında yani Açık Radyo 20. yaşını kutlarken hafta içi her gün 12:55-13:10 saatleri arasında yayınlandı. Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor programında okunan öyküler, Açık Radyo’da yayınlandıktan sonra, 2017 yılının Mayıs ayında Can Yayınları tarafından kitap olarak yayımlandı. Kitabı bu bağlantıdan satın alabilirsiniz.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Özdeş ÖzbayRobılınd Tayyar, Berhem Baltaş

Açık Gazete kayıt arşivi

Açık Gazete Spotify Kanalı

Açık Gazete Jingle

Günün Sözü

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

08:30 – 08:45 Korona Günleri: Selim Badur’la Hafta İçi Her Gün

Salgının ülkemizde yayılmaya başlamasıyla; konunun uluslararası alanda tanınmış uzmanlarından mikrobiyoloji profesörü programcımız Selim Badur, Açık Gazete içinde düzenli bir köşeye başladı. Covid -19 pandemi’si hakkındaki doğru bilgileri, yanlış bilgileri, dünyada yapılan araştırmaları, yayınlanan makaleleri günü gününe yayına taşıyor.

Korona Günleri

Korona Günleri Spotify Kanalı

09:00 – 09:30 Salı Ahmet İnsel’le Ufuk Turu

Ufuk Turu kayıt arşivi

09:30 – 09:50 Açık Bilinç /  Güven Güzeldere ile Bilim ve Felsefe Sohbetleri

Açık Bilinçkayıt arşivi

zz13

Açık Bilinç program metinleri

Açık Bilinç Spotify Kanalı

twitter.com/açık bilinç

***

10:00 – 10:30 İklim İçin / Yücel Sönmez, Ömer Madra ve Özdeş Özbay / İstanbul Forumu’ndan, Paris Zirvesi’ne yeryüzünün iklim güncesi

İklim İçin kayıt arşivi

10:30 – 11:00 Ahşaptan Betona, Mecidiyeden Jetona / Pınar Erkan / Alameti kerametinden menkul kent hikayeleri

“Alameti kerametinden menkul kent hikâyeleri” şiarıyla yola çıkan programda tarihten günümüze tarihsel katmanlar da deşilerek Bizans köşklerinden, sarayların altyapısının nasıl oluşturulduğuna, konutlardan ofislere, kaldırımlardan sokaklara, dehlizlerden şarap üretilen üzüm bağlarına kadar şehrin farklı unsurlarına dair az ya da çok bilinen detaylar konuşuluyor.

zz23

Ahşaptan betona Mecidiyeden jetona kayıt arşivi

Twitter.com/PınarErkan

Ahşaptan Betona Spotify Kanalı

11:00 – 12:00 Deniz Aşırı / Deniz Pak / Bozcaadalılar, adaya yolu düşenler ve adanın kıyısına vuranlar…

bozcaadasozlugu.blogspot.com/denizairi

zz6

facebook.com/deniz.pak

Deniz Aşırı Spotify Kanalı

12:00 – 13:00 Ruby Tuesday / Robılınd Tayar / Türlerden bağımsız yol müzikleri

Reggae, blues rock, indie ve zaman zaman soul müziklerle sol şeritte ilerleyen bir müzik programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Öteki Rüzgar / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Musica Brasileira / Jozi Levi / Brezilya’dan müzik

soundcloud.com/joezeex/

9facebook.com/jozi.levi

14:00 – 14:30 Dünya Mirası Adalar / Asu Aksoy, Derya Tolgay ve Alp Orçun

Adalar, yüzyıllarca imparatorluklara başkentlik yapmış, siyasi ve kültürel dönüşümlerin aktörlerini beslemiş dünya şehri İstanbul’un hikâyelerinin hep bir parçası olagelmiş. Krallar, kraliçeler, dini liderler sürgüne buralarda zindanlara atılmış, ardından Osmanlı’dan günümüze  farklı kültürel cemaatlerin zengin bürokratları, iş insanları, Adaları İstanbul’un sayfiye merkezi haline getirmiş, sanatçılar, yazarlar, Adalar’ın renginden, havasından, kokusundan beslenmek için buraları mekân tutmuş. Adalar, muhteşem mimari ve yaşam dokusuyla dünyada eşine az rastlanır bir kültürler havzası olma halini bugüne kadar taşımışlar.
Şanslıyız ki Adalarda İstanbul tarihinin tüm veçhelerinin mekânsal izdüşümlerini hâlâ görebiliyoruz ve barındırdıkları hikâyelerin bazen yaşayan bilgi kaynaklarına erişebiliyoruz. Kendimizi gerçekten müstesna hissetmeliyiz: Adalar’a adımımızı attığımızda İstanbul tarihinin çok da bozulmamış tanığının varlığını hissedebiliyoruz, şaşırıyor ve nedenini çok da bilmeden mutlu oluyoruz. Bu yayın döneminde bizi mutlu eden Dünya Mirası Adalar’ı enine boyuna konuşuyoruz.

Dünya Mirası Adalar facebook sayfası

***

PrensAdaları’nın kamusal alanlarının planları katılıma, yarışmalara kapalı yapılmaktadır. Adalar’ın meydanları, kamusal alanlarında başlatılan inşaatlar durdurulup, hemen yarışmalara açılmalıdır. Bu meydanlar en az İzmir, Kadıköy, Taksim meydanları kadar değerlidir. Bu Salı 14.00 de @acikradyo @dunyamirasiadalar program konuğumuz mimar-tasarım Prof @tevfikbalcioglu ile “Kamusal alanlar anonim tasarımlara teslim edilebilir mi?” konuşacağız. Bugün bu programı kaçırmayın; İzmir‘in kamusal mekanlarının yarışmalar ile tasarlanması süreçlerini 2000 lerin başından başlayarak ele alıyor; uzun soluklu planlama ve yönetim vizyonunu masaya yatırıyor. @istanbulhepimizin Girişimi’nin hazırlayıp sunduğu, @medyascope Prof. Dr. İpek Akpınar, İzmir’e özgü zihinsel ve kültürel pratiklerin yeni tamamlanan Olivelo Yarışmasına yansımalarını Jüri Başkanı Doç. Dr. @korayvelibeyoglu ve yarışmada birincilik ödülüne layık görülen ekipten Mimar Ömer Selçuk baz ile konuşuyor. Program Başlığı: “İzmir’in Kentsel Mekan Yarışmaları Üzerine-1”#prensadaları #katılım #meydanlar #kentselmekan #planlama #vizyon #unesco

Görüntünün olası içeriği: yazı

14:30 – 15:30 Yeni / Hande Akkan / Yeni Philip Glass’ın 80. yaşını kutluyor

Hande Akkan Twitter

15:30 – 16:00 Foto Müze Gülderen Bölük (15 Günde 1)

Osmanlı dönemi ağırlıklı olmak üzere Türkiye fotoğraf tarihinde bir gezinti… Eski gazete, dergi, fotoğraf koleksiyonu ve sayısız malzemenin kaynaklık ettiği programda, konusunda uzman olan bir çok konuk da ağırlanıyor. Osmanlı dönemi fotoğrafhaneleri ve fotoğrafçıları, dönemin fotoğrafa yaklaşımı, basın-fotoğraf ilişkisi, arşivcilik ve koleksiyonculuk programın ana konuları.

instagram.com/fotomuzeturkiye/

16:00 – 16:30 Emeğin Gündemi / (15 Günde 1)Fabrikalardan plazalara emekçilerin ortak sorunları ve örgütlenme deneyimleri / Ayşe Berna Uçarol

Emeğin ve emekçinin gündemini gözönünde tuttuğumuz program bu yayın döneminde 15 günde bir Salı günleri 16:00’da.

emegingundemi.blogspot.com/

emegingundemi.blogspot.com/search/label/aç1kradyo

Twitter.com/BernaUçarol

Twitter.com/EmeğinGündemi

16:30 – 17:00 Diğerkâm (Yeni program) / Hazırlayanlar: Damla Özlüer ve Rauf Kösemen

Geçtiğimiz dönemlerde Hemzemin programını hazırlayan Rauf Kösemen ve Damla Özlüer yine sosyal fayda iletişimi üzerine daha geniş düşünmeye çağırdıkları yeni programları Diğerkâm ile bu yayın döneminde de aramızdalar.

Twitter.com/Myra İstanbul

Facebook.com/Diğerkam

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu ArgınSanat DeliormanBidarLevent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Dünyanın Cazı kadrosuna Caz vokalisti Sanat Deliorman dahil oluyor. Salı günleri

 

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna, Ömer Şahin, Selahattin Çolak, Feryal Kabil / Her gün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Twitter.com/İlksenMavituna

Açık Dergi Salı Dünyayı Okumak / Aytaç Timur ve Akif Pamuk

Yazmaya övgü. Eleştiriye ve eleştirmene kapı. Düşünmeye, düşünceye, üretmeye ve tartışmaya alan açmayı amaçlayan bir kültür programı.zz3

facebook.com/dunyayiokumak/

Twitter.com/DünyayıOkumak

Açık Dergi Salı 18:50 Harici Bellek / Şarkılarla Dünya Tarihi / Murat Meriç

Şarkılarla Memleket Tarihi programıyla geçtiğimiz dönemlerde çok sevilen Murat Meriç, Açık Radyo’ya geri dönüyor. Müziğin bellek ile ilişkisini konu edinen bu yeni yayında Meriç, insanlık tarihinden vakaların izlerini plaklar/kayıtlar aracılığıyla sürüyor.

Twitter.com/MuratMeriç

Instagram/MuratMeriç

Açık Dergi Salı  Kulis Sesleri – Bircan Yorulmaz (Ayda 1)

Açık Dergi’nin kadim köşelerinden Kulis Sesleri bu yayın döneminde de tiyatro kulislerinin derinliklerinden bize sesleniyor.

Açık Dergi Salı 40 Yılda 1 / Sedat Nemli

Bu yaz da 1977’den müzikler dinliyoruz. Haziran ayı itibariyle.

Açık Dergi Salı  50. Yılında Velvet Underground & Nico 

Açık Dergi’de Salı akşamları, yayınlanışının 50. yılında Velvet Underground & Nico albümünün parçaları da yer alacak

Açık Dergi Salı Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Evrim Hikmet Öğüt / (15 günde bir)

Bir süredir Suriyeli müzisyenler ve onların Türkiye’de yer alabileceği müzikal konum üzerine çalışmaları bulunan etnomüzikolog Evrim Hikmet Öğüt’ten “Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü”, yeni programlarımızdan bir diğeri. Program, farklı müzik kültür ve türleri üzerinden göçün müzik üretimine etkisini müzikolog-etnomüzikolog, iletişimci, müzik yazarı, müzisyen ve sanatçılarla tartışıp, göçmen müzisyenlerin deneyimlerini ilk ağızdan aktarmayı da hedefliyor.

Açık Dergi Salı Yararlı Sanat Arşivi (Açık Dergi’de yeni köşe) / Hazırlayan: Can Gümüş ve Onur Yıldız / (15 günde bir)

Yararlı Sanat Arşivi, sanatta yarar ve kullanım konularının tartışmaya açılması için kurulan Arte Util (Yararlı Sanat) Topluluğu tarafından bir araya getirilmiş yararlı sanat örneklerini tartışır. Sanatın aktivizm ve kültür kurumlarıyla ilişkisi bağlamında geleceğini ele alan bir program.

20:00 – 21:00 Açık Şemsiye / Hakan Gürvit, Levent Dönmez, Mehmet Yusuf ve Şebnem Suer Grimm / Gelmiş geçmiş tüm müzik türleri

Twitter.com/SebnemSuerGrimm

Twitter.com/AçıkŞemsiye

21:00 – 22:00 Gitaresk / Jak Kohen, Gonca Açıkalın, Meral Akman ve Murat Ermert / Neo-klasik rock ve fusion

Açık Radyo’nun kült programlarından Gitaresk ekibine yeni yayın dönemimizde Murat Ermert de katılıyor. Jak Usta’nın (Justa) aramızdan ayrılmasından sonra Meral Akman ve Gonca Açıkalın tarafından yürütülen programda bir süredir konuk oyuncu olarak yer alan Murat Ermert bu yayın dönemi kadroya dahil oluyor.

gitaresk.com/

22:00 – 23:00 Esintiler / Seda Binbaşgil / Jazz

23:00 – 24:00 Psychoacoustics (Program gününde ve saatinde değişiklik) / Hazırlayanlar: Osman Kaytazoğlu, Berk Gökberk ve Barış Karakaş

Cumartesi geceleri 02.00’de yayınlanan Psychoacoustis bu yayın dönemi Salı geceleri saat 23.00’de

24:00 – 01:00 Dikenli Tel / Cünort / Ağır metal 50 yaşında

‘Ağır Metal 50 yaşında’ şiarıyla yola çıkan programda Cünort, metal müziğin 50 yıllık serüvenini ele alıyor.

Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program    blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 51. Yayın Dönemi: 4 Mayıs 2020 – 1 Kasım 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık  

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/7/3

07:00 – 07:50 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

Twitter.com/DidemGençtürk

07:45 – 08:00 Türkiye Hikayelerini Anlatıyor

1 Haziran itibariyle hafta içi her sabah saat 7:45’te Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor tekrar Açık Radyo’da…

zz6

2015 yılında Açık Radyo ve Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi, “Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor” sloganıyla herkesi kendi hikâyesini anlatmaya davet etti.

Bize ulaşan yüzlerce hikâye Murat Gülsoy, Güven Güzeldere, Ömer Madra ve İlksen Mavituna’dan oluşan seçici kurul tarafından ön elemeden geçirildi ve yazar, şair ve akademisyenlerden oluşan bir editör ekibi tarafından yayına hazırlandı: Deniz Altınay, Ömer Aygün, Nalan Barbarosoğlu, Enis Batur, Hakan Bıçakçı, Behçet Çelik, Feride Çiçekoğlu, Berna Durmaz, Sine Ergün, Mahir Ünsal Eriş, Hülya Ekşigil, Semih Gümüş, Hakan Günday, Meltem Gürle, Hikmet Hükümenoğlu, Sibel Irzık, Ercan Kesal, Melisa Kesmez, Ergun Kocabıyık, Adnan Kurt, Birgül Oğuz, Hatice Örün, Mahmut Temizyürek, Serhat Uyurkulak, Murat Yalçın.

Seslendirilen hikâyeler 2015 yılında yani Açık Radyo 20. yaşını kutlarken hafta içi her gün 12:55-13:10 saatleri arasında yayınlandı. Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor programında okunan öyküler, Açık Radyo’da yayınlandıktan sonra, 2017 yılının Mayıs ayında Can Yayınları tarafından kitap olarak yayımlandı. Kitabı bu bağlantıdan satın alabilirsiniz.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Özdeş ÖzbayRobılınd Tayyar, Berhem Baltaş

acik-gazete-06.07.2020

Açık Gazete Spotify Kanalı

Açık Gazete Jingle

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Altın maskenin virüse karşı koruyuculuğu konusunda emin değilim ancak temizlik ve sosyal mesafeye dikkat ediyorum.”

Hindistanlı iş adamı Shankar Kurhade 55 gram ağırlığında ve 4 bin dolar değerinde altın maske yaptırdı. (NTV)

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar ve açık hava

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

08:30 – 08:45 Korona Günleri: Selim Badur’la Hafta İçi Her Gün

Salgının ülkemizde yayılmaya başlamasıyla; konunun uluslararası alanda tanınmış uzmanlarından mikrobiyoloji profesörü programcımız Selim Badur, Açık Gazete içinde düzenli bir köşeye başladı. Covid -19 pandemi’si hakkındaki doğru bilgileri, yanlış bilgileri, dünyada yapılan araştırmaları, yayınlanan makaleleri günü gününe yayına taşıyor.

Korona Günleri

Korona Günleri Spotify Kanalı

09:00 – 09:30 Pazartesi  Ali Bilge’yle Ekonomi Politik

ekonomi-politikk-20200706

Ekonomi Politik kayıt arşivi

09:50 – 10:00 İzel Rozental ile Haftanın Karikatürleri

haftanin-karikaturleri-20200706

Sevgili dostumuz çizer İzel Rozental dünyadan ve Türkiye’den seçtiği haftanın karikatürlerini radyoda anlatıyor.

facebook.com/izel.rozental

***

Yaz geldi, sıcaklar tam anlamıyla bastırdı! Bu hafta sizi serinletecek, içinizi ferahlatacak karikatürlerle birlikte olacağız. “Haftanın Karikatürleri” yarın sabah ve her pazartesi 94.9 AÇIK RADYO’da, Açık Gazete programının içinde, saat 9.30’dan sonra…

Fotoğraf açıklaması yok.
Görüntünün olası içeriği: 3 kişi
Görüntünün olası içeriği: şunu diyen bir yazı 'Muhammet Şengöz'
Fotoğraf açıklaması yok.
Görüntünün olası içeriği: çizim
+2
10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Selahattin Çolak / Oldies

10:30 – 11:00 Kamusla Güreş (Yeni program) / Hazırlayanlar: Didem Gürzap ve Kerem Doğan

Kelimelerin, hayata dokunan anlamları, güncel ve geçmişe dayalı anlam ve çağrışımlarıyla tekrar ele alınacağı bir program.

zz8

Kamusla Güreş kayıt arşivi

Kamusla Güreş Twitter

Kerem Doğan Twitter

Didem Gürzap Twitter

***

Sokak sözcüklerini incelemeye başlıyorus

Didem Gürzap (@DGrzapq) ve Kerem Doğan’la (@kdleme) #KamuslaGüreş (@kamuslagures) az sonra (10.30-11.00) Açık Radyo’da

Resim

***

Kamusla Güreş; İçerisi, Dışarısı derken yarın (Pazartesi 10.30da) SOKAKta. 94.9 Açık Radyoda “Sokak”tan geçen sözcükler ve kavramlarda buluşmak üzere…

Resim
11:00 – 12:00 Bisiklet Zinciri (Yeni program) / Hazırlayan: Muzaffer Çorlu

Müzik programcımız Muzaffer Çorlu yıllar sonra heyecanlı bir dönüş yapıyor. Programda müzik, film ve bilim üst şemsiyesi altında besteciler, bilim insanları ve dahi siyasetçiler nöro-bilimdeki yeni gelişmelerle birlikte ele alınıyor.

Bisiklet Zinciri kayıt arşivi

Twitter/Muzaffer Çorlu

***
Oyunculukta eylem: Cüneyt Uzunlar’la söyleşi

Muzaffer Çorlu’yla (@muzaffercorlu) #BisikletZinciri az sonra (11.00 – 12.00) Açık Radyo’da

Resim

12:00 – 13:00 Neu / Türlerden Bağımsız Yeni Sesler / Selin VS

“Türlerden bağımsız yeni sesler” şiarıyla yola çıkan programda indie rock, psychedelic rock, alternatif rock, garage, surf, new wave, lo-fi, psych tınıları ve elektronik altyapılar içeren yeni dönem üretimleri yayına taşınıyor.

acikradyo.com.tr/program/neu

Twitter.com/Selinvesaire

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Öteki Rüzgar / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Babil’den Sonra / Hazırlayan: Ercüment Gürçay

babil-20200706

Dünyanın her yanından rüzgâra bırakılmış sesler bu yayın döneminde Pazartesi günleri saat 13.00’te.

zz6

archive.org/details/@babil_den_sonra?tab=uploads

facebook.com/ercumentgr

***

Görüntünün olası içeriği: 10 kişi

Ercüment Gürçay

[BABİL’DEN SONRA] LADY SMİTH BLACK MAMBAZO

1964’de geleneksel Zulu müziklerini armonize ederek yorumlamak amacıyla bir araya geldiler. 1985’de Paul Simon ile birlikte yaptıkları “Graceland” albümüyle bütün dünyada tanındılar. 1991’e kadar apartheid rejiminin baskısına uğrayan Lady Smith Black Mambazo grubu, Nelson Mandela yönetimi tarafından Güney Afrika’nın Kültür Elçileri ilan edildiler…

Bugün 13:00’de 94.9 Açık Radyo’da “Babil’den Sonra”da grubun albümlerinden seçtiğim şarkıları dinleyeceğiz.

Programı www.acikradyo.com.tr‘den dinleyebilirsiniz.

#LadySmithBlackMambazo #GüneyAfrika #NelsonMandela #PaulSimon #GraceLand #AçıkRadyo #BabildenSonra #ErcümentGürçay

14:00 – 14:30 Festival Alanı / Esra Aysun / 15 Günde 1

2021 yılında İstanbul’da düzenlenecek olan WOW – Women of the World – Dünya Kadınları Festivali’nin ön programı olarak kurgulanan ‘Festival Alanı’nı, festivalin lokal küratörlüğünü de yapan British Council Sanat Direktörü Esra Aysun sunuyor. Program, toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki iyi uygulamaların yaratıcı ve sivil toplum sektörlerinden öncü kadın profesyonellerle tartışıldığı kapsayıcı bir platform sunmayı hedefliyor. İlk program 11 Mayıs’ta.

Twitter.com/EsraAysun

***
Şehirde kuir yaratıcılık: Müzisyen, şarkı yazarı, DJ ve queer activist Kübra Uzun ve LGBTİ+ hakları aktivisti, editor ve yazar Seçil Epik ile söyleşi

Esra Aysun’la (@esraaysun) #FestivalAlanı az sonra (14.00 – 14.30) Açık Radyo’da

Resim

14:30 – 15:30 Opus 94 9 / Berna Uzunoğlu

Daha önceki dönemlerde her bölümünü dâhi bir besteciye ayrılan programda, 39. yayın döneminden itibaren her bölümünü bir müzik enstrümanına ayrılıyor.

15:30 – 16:30 Yolgeçen Rahmi Öğdül ve Evrim Altuğ / Hayatî ve kitabî patikaların kesiştiği yol ağızlarında ayaküstü konuşmalar

instagram.com/hassangalimar5/

16:30 – 17:00 Hariçten Sanat (Yeni Program) / Gezegenden Kültür-Sanat Haberleri  / Hazırlayan: Çelenk Bafra

acikradyo.com.tr/program/144512/kayit-arsivi/hariçten-sanat

Programda özellikle Türkiye’yi ilgilendiren ve/ya Türkiye’den katılımcılara yer veren uluslararası sanat gündeminden bir kesit sunulacak. Müzeler, bienaller ve sergilere özellikle odaklanarak geniş bir perspektifle sanat, mimarlık, tasarım ve müzecilik alanlarındaki yeni gelişmeleri, haberleri ve güncel tartışmaları incelenecek.

Hariçten Sanat kayıt arşivi

Hariçten Sanat Spotify Kanalı

Twitter.com/HariçtenSanat

facebook.com/celenk.bafra

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu ArgınSanat DeliormanBidarLevent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Twitter.com/DuyguArgın

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna, Ömer Şahin, Selahattin Çolak, Feryal Kabil / Her gün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Twitter.com/İlksenMavituna

***

***

#AçıkDergi‘de #HaftanınAlbümü: Stuart Duncan, Yo-Yo Ma, Edgar Meyer ve Chris Thile’dan “Not Our First Goat Rodeo”.

Dört ödüllü müzisyenden, klasik ve folk müzik türleri arasında gezinen, tam bir grup müziği kaydı.

İlk parçalar saat 19:30’daResim

Açık Dergi Pazartesi Murat ‘Mrt’ Şeçkin ile Kadıköy Postası

Kadıköy’deki kültür-sanat takviminin tutulduğu programda Tayfun Polat’ın Kadıköy’den göçüyle oyuncu değişikliğine gidildi. Yine bir Kadıköylü Murat ‘Mrt’ Seçkin aramıza katıldı.

Açık Dergi Pazartesi Duygular Sözlüğü / Yazan: Tiffany Watt Smith, Okuyan: Ömer Madra

Açık Dergi Pazartesi Kültür Sektörü / Funda Lena

“Çeşitlilik perspektifinden Türkiye’nin kültürel sektörleri” şiarıyla yola çıkan programda; müzik, sinema ve yayıncılık başta olmak üzere kültür endüstrilerinde ilk bakışta teknik gibi görülebilecek yapısal dengesizliklerin kültür sektöründe yol açtığı adaletsizlikleri hem sektör temsilcileri, hem de konunun uzmanı akademisyenlerle irdeliyor. Kültürel ve sanatsal ifadelerin çeşitliliğinin hem üretim, hem tüketim tarafında artırılması için yapılması gerekenler üzerine fikir egzersizleri yapılıyor.

acikradyo.com.tr/program/kultur-sektoru

Kültür Sektörü Spotify Kanalı

facebook.com/Kültür.Sektörü

facebook.com/funda.kurtuldu.lena

***
“Tiyatronun Politik Ekonomisi”: Funda Lena (@FundaLena) kültür ekonomisi alanında çalışan ender akademisyenlerden Prof. Dr. Sacit Hadi Akdede ile söyleşiyor.

Saat 19:00’da Açık Dergi içinde Kültür Sektörü’nde

Resim
***

Kültür Sektörü’nde bu haftaki konuğum kültür ekonomisi alanında çalışan ender akademisyenlerden Prof. Dr. Sacit Hadi Akdede. Yarın akşam (6 Haziran) 19.00’da Açık Radyo’da Sacit Hoca’nın “Tiyatronun Politik Ekonomisi” başlıklı yeni kitabını konuşacağız.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, şunu diyen bir yazı 'Kültür Sektörü Her pazartesi 19.00'da 'Açık Radyo." YİRMİBEŞİNCİYIL 94.9 I Hazırlayan ve sunan Funda LENA NAZİK 6 Temmuz 2020 Konuk Prof. Dr. Sacit Hadi AKDEDE Akademisyen'

Kültür Sektörü

5 saat

Her pazartesi akşamı 19.00’da Açık Radyo’da yayınlanan Kültür Sektörü’nün bu haftaki (6 Haziran) konuğu tiyatro alanında çalışmaları olan, kültür ekonomisti, akademisyen Prof. Dr. Sacit Hadi Akdede.

Açık Dergi Pazartesi  Haftanın Albümü

20:00 – 21:00 Bir Baba Indie Lokal / Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu

Yerli sahneden yeni yayınlanan müzikler, konuklar ve canlı performanslar Bir Baba Indie Lokal’de.

facebook.com/birbabaindie/

birbabaindie.com/

Twitter.com/TuğçeYapıcı

Twitter.com/CihadSatıroğlu

twitter.com/birbabaindie

instagram.com/birbabaindie/?hl=tr

21:00 – 22:00 Vertigo / Hilmi Tezgör ve Osman Öztürk / Savrulan şarkılar

vertigo500.blogspot.com/

22:00 – 23:00 Ahtapotun Bahçesi / Cem Sorguç / Alter-latif müzik

ahtapotunbahcesi.blogspot.com/

twitter.com/ahhtapot

23:00 – 24:00 Ay Palas / Tolga Yağlı / Bağımsız müzik

aypalas.blogspot.com/

Twitter.com/TolgaYağlı

Twitter.com/AyPalas

00:00 – 00:55 Rock on Rock / Ömer Şahin ve Cemil Topuzlu / Hard Rock ve Heavy Metal

Taş üstüne taş koyanların işlendiği hard rock ve heavy metal program Rock On Rock geri dönüyor.

24:00 – 01:00 Erguvani İstimbot / Cüneyt Cebenoyan / 51. yayın döneminde yok ama bu da benim gönlümden kopan olsun 🙂  ( #anavarrza )

Erguvan20141229

Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz dostumuz, programcımız Cüneyt Cebenoyan’ın ardından, kendisinin 2014 yılında hazırladığı ve her bölümde bir filmi konuklarıyla birlikte ele aldığı Erguvani İstimbot programını bu yayın döneminde tekrar yayınlıyoruz.

‘Bir film, pir film’ şiarıyla yola çıkan programda Cüneyt Cebenoyan, her bölümde bir filmi  konuklarıyla ele alacak.

* * *

Yılsonu/Yılbaşı Özel Programı

23

Erguvani İstimbot Gaye Su Akyol’la Çölde İzler

Gaye Su Akyol, Erguvani İstimbot’un Yılbaşı Özel programında Söylüyor

Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 51. Yayın Dönemi: 4 Mayıs 2020 – 1 Kasım 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

09:00 – 10:00 Gezgin’in Şarkısı / Rönesans’tan Barok Dönem’e yaratıcı dehanın keşfi / İlknur Akman Erk

Rönesans’tan Barok Dönem’e uzanan uzun, çok yaratıcı ve verimli bir çağın bestecilerini, eserleriyle birlikte tanıtmayı amaçlayan bir program bu dönem Açık Radyo’da yayında.

gezgininsarkisi@gmail.com

facebook.com/gezgininsarkisi/

10:00 – 10:30 Bir Dolap Kitap / Banu Aksoy ve Yıldıray Karakıya / Her yaş için çocuk kitabı

birdolapkitap.com/

birdolapkitap.com/radyo-arsivi/

podcast.app/bir-dolap-kitap

Twitter.com/BirDolapKitap

10:30 – 11:00 Botanitopya (Yeni program) / Sesli Doğa Tarihi Müzesi / Hazırlayan: Benan Kapucu

Bitkiler âleminin tuhaf ve muhteşem dünyasını belgeleyen botanik sanatına dair her şeyin konuşulacağı bir program.

zz5

Botanitopya kayıt arşivi

twitter.com/botanitopya

Botanitopya Spotify Kanalı

instagram.com/botanitopya/

botanitopya@gmail.com

***

Monet’nin çiçeklerinden konuşuyor, ‘En büyük şaheserim’ dediği Giverny’deki bahçesinde geziniyoruz

Benan Kapucu’yla (@benan_kapucu) #Botanitopya (@botanitopya) az sonra (10.30 – 11.00) Açık Radyo’da

Resim

Resim

***

Monet: “Benim için manzara kendi başına var olamaz, çünkü görünümü her an değişir; ancak çevresindeki hava ve ışık onu canlandırır. Benim için nesnelere gerçek değerlerini veren yalnızca çevresindeki atmosferdir”
Resim
***
Gelincik ve sığırkuyruğu gibi yabani çiçeklere de yer vermiş; her sene tohumlarından tekrar üretmiş. Yeni tohumlar, soğanlar, bitkiler de denemiş; Japonya’dan zambaklar ve şakayıklar dahil dünyanın her yerinden egzotik bitkiler sipariş etmiş.
***
zz14
İzlenimci ressam Claude Monet’nin kendi elleriyle yarattığı ve “en büyük şaheserim” dediği Giverny’deki cennet bahçesinde geziniyoruz. Bugün müze olarak korunan bahçe, her yıl binlerce ziyaretçinin akınına uğruyor.
***
Fransa’nın sulak alanlarından gelen bataklık süsenleri, suokları ve düğünçiçekleri ile Lyon yakınlarındaki özel bir fidanlıktan getirtilen egzotik türleri birbiriyle karıştırmış. Japon süseni de bunların arasında…
Resim
***
Ressam, planlarını hayata geçirirken, çiçek ve bitki çeşitliliği yaratmak konusunda botanikçilerden yardım almış elbette. Bu su bahçelerinin yaratıcısı Joseph Bory Latour-Marliac onlardan biri…
Resim
Resim
***
zz15
Nilüferleri, arkadaşı, drama yazarı ve gazeteci Octave Mirbeau’nun eserlerini de ekiler. Mirbeau bahçeyi karmaşık, yaratıcı ve biraz da eski moda diye anlatır Marcel Proust da 1913’te Paris’te yayınlanmış Swannların Tarafı kitabında Monet’nin bahçesinden ilham alır…
***
Monet floral kompozisyonlarını, elma, erik ve kiraz ağaçlarının pembe ve beyaz çiçeklerini tamamlayacak biçimde yerleştirmiş…
Resim
***
Gül sevgisi de olağandır tabii. Dostu, eleştirmen Gustave Geffroy’nın anlattığı gibi: “En nadiri ve en sıradanı, yabani gül kümeleri, en parlağı ve en soluğu taçyapraklarıyla büyülü bir saatten söz eder, yaz korosunu dile getirir; mutluluğun mümkün olduğuna bizi inandırırlar.”
Resim
***
Monet’nin yenilikçi yaklaşımı botanikçilerin hayal güçlerini de tetikler yalnızca bazı türlerin melezlenmesinde değil, bahçede sergilenme biçimleriyle de… 1903’te Japon köprüsünün üzerine bir demir çardak yerleştirilip mor salkımların sardırılması bu yeniliklerden biri…
Resim
***
Japonya’dan gelen bu salkımlar, kemerlerin ana hatlarını bulanıklaştırarak doğal ve yapay olanı kaynaştırıyor; Morsalkımların suya yansımış olan gökyüzü görüntüsünü tersyüz ediyordu. Monet bunu özel olarak düşünüp planlamıştır…
Resim
***
Nilüferlerin arka planında açelyalar, ılgınlar ve salkım söğütler de vardır. Tesadüfen orada değillerdi kuşkusuz. Ressamın pek çok resminde yer alan salkım söğütler, boğum boğum gövdeleri, dalgalar halinde, zarifçe aşağı sarkan yapraklar gibi resimler nitelikleri için oradaydı…
Resim
Resim
***
Hatırlatayım
Sabancı Müzesi 2013’te Marmottan Monet Müzesi işbirliğiyle düzenlediği Monet’nin Bahçesi sergisini geçtiğimiz günlerde erişime açtı, küratör eşliğinde izleyebilir, youtube kanalında bahçeleri dolaşabilirsiniz. youtube.com/watch?v=aP4rpY

***
Programda çaldığım parça…
***

11:00 – 12:00 Mekânlar ve Çağlar İçinde Ses / İştar Gözaydın / İskender Savaşır

facebook.com/istar.gozaydin

12:00 – 13:00 Dünyayı Dinliyorum / Zekeriya Şen / Bir dünya müziği programı (Radio MultiCult 2.0 ile ortak yayın)

13:00 – 14:00 Ma’nın Tınısı / Hakan Ünseven / Anadolu müziğinin çağdaş yorumları

archive.org/details/@alabanda

14:00 – 15:00 Dilden Dile Titreşimler / Emre Dağtaşoğlu / Türk halk müziği

dildendiletitreimler.blogspot.com

15:00 – 16:00 Musıkî Arşivi / Bülent Aksoy / Musıkî icrasının geçmişine ayrıntılı bir bakış

16:00 – 17:00 Semt-i Nihavend / Klasik Türk musikisine dair / Fikret Karakaya

Usta müzisyen Fikret Karakaya Semt-i Nihavend programında bu yayın dönemi;  bazen bir makamı, bir sazı, bir bestekârı, bir icracıyı tanıtıp kayıtlarını dinletiyor. Bazen de konuklarla Türk Musıkisi üzerine söyleşiyor.

17:00 – 18:00 Modernin Sesi / Aykut Köksal / Dört yüzyıllık müzik serüvenine derkenar

18:00 – 19:00 Öbür Dünya / Ahmet Uluğ

Açık Radyo’nun 25 yıllık kült programı Öbür Dünya geri dönüyor. Ritm ve armoni ekseninde farklı türlerde bir yolculuğa çıkıyoruz.

19:00 – 20:00 Korona Günlerinde Aşk / Ayşe Köse Badur ve Selim Badur / 21. yüzyılda pandemi, hayat ve temas tahayyülleri

Aşk ve hastalık, birer doğa olayı oldukları kadar politik ve toplumsal — tabii ki. Korona Günlerinde Aşk programı 21. yüzyılda pandemi, hayat ve temas tahayyüllerine aşk parantezinden bakıyor.

20:00 – 21:00 The Big Easy / Aylin ve Varol Ünel / New Orleans kültürü ve müziği

New Orleans müziğinin ve kültürünün işlendiği The Big Easy bu yayın döneminde saat 20’de.

Twitter.com/BigEasy

21:00 – 22:00 İstanbul’dan Gelen Telefon / Pazar gecesi biterken dinlemek isteyeceğiniz, her telden güzel şarkılar. Bazen de müzik arkeolojisi. / Altuğ Güzeldere, Mahir Ilgaz, ve Güven Güzeldere. Bu yayın döneminde Hakan Gürvit ve zaman zaman Ömer Madra’nın katkılarıyla…

İstanbul’dan Gelen Telefon bu yayın döneminde ekiplerine Hakan Gürvit ve zaman zaman Ömer Madra’yı dahil edip efsanevi müzisyen, şarkıcı, besteci ve ozan ‘Pete Seeger’a odaklanıyor. Amerikan halk müziğinin öncü isimlerinden Seeger’ın yurttaş hakları, barış ve çevre hakları peşinde 70 yılı aşkın süre geçirdiği müzik ve aktivizm serüvenine ve bıraktığı kültürel mirasa bir bakış denemesi Açık Radyo’da.

22:00 – 23:00 Sarhoş Atlar Zamanı / Akif Burak Atlar / Konu parantezinde rock

sarhosatlarzamani.tumblr.com/

mixcloud.com/SarhosAtlarZamani/

Twitter.com/AkifBurakAtlar

Sarhoş Atlar Zamanı Spotify Kanalı

23:00 – 24:00 Jirayr’ın Walkman’i / Bilindik Ermeni müziğinin öbür türlüsü / Saro Usta ve Vartan Estukyan

Bildiğimiz Ermeni müziğinin dışında kalan Ermeni müzisyenlere, müziklere yeni üretimlere yer verilen bir program.

24:00 – 01:00 Audiocity / Türler arası / Bahadır Dilbaz

Yıllardır sürdürdüğü Kılavuz programını bitiren Bahadır Dilbaz, bu yayın döneminde 25 yıllık Dj’lik serüveninde eleğin üzerinde kalan müzikleri Audiocity’ye taşıyor.

Twitter.com/BahadırDilbaz

01:00 – 02:00 Münakaşa / Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali / Erkan Ömür

“Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali” şiarıyla yola çıkan programda downtempo elektronik müzik, etnik elektronik, elektronika, minimal, breakbeat örnekleri dinleyiciyle buluşuyor.

Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 51. Yayın Dönemi: 4 Mayıs 2020 – 1 Kasım 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

09:00 – 10:30 Radyo Agos / Haftalık Agos gazetesinin penceresinden Türkiye ve Dünya gündemi. Agos’un mutfağından haberler, söyleşiler, olaylar

radyo-agos-20200704

Radyo Agos Spotify Kanalı

zz3

Radyo Agos kayıt arşivi

Twitter.com/YetvartDanzikyan

Facebook.com/Agos

***

Açık Radyo/ Radyo Agos’ta bugün: İlk bölümde Protestan Kiliseler Birliği Basın Sözcüsü Soner Tufan Protestan din adamlarına yaşatılan zorlukları anlatacak, ayrıca İnsan Hakları Ortak Platformu Genel Koordinatörü Feray Salman ile Büyükada Davası’nda hak savunucularına verilen cezaları konuşacağız. İkinci bölümde (09.30) Anadolu Kültür Genel Müdürü Asena Günal ile Osman Kavala 977 gündür hapiste iken Anadolu Kültür’ün gerçekleştirdiği faaliyetleri ve yeni projeleri konuşacağız. Son bölümde (10.00) akademisyen Talin Suciyan ünlü tarihçi Harry Harootunian’ın son kitabı “Konuşulmayan Miras”ı anlatacak. 94.9’da, 09.00’da. İnternet yayını için acikradyo.com.tr

***

Protestan din adamlarına yaşatılan zorlukları Soner Tufan’la, Büyükada Davası’nda hak savunucularına verilen cezaları Feray Salman ile konuşacağız

Pakrat Estukyan ve Yetvart Danzikyan (@yozgatedirnetra) ile #RadyoAgos az sonra (09.00 – 10.30)

Resim

***

Asena Günal ile Osman Kavala hapiste iken Anadolu Kültür’ün gerçekleştirdiği faaliyetleri ve yeni projeleri konuşacağız. Akademisyan Talin Suciyan Harry Harootunian’ın son kitabı “Konuşulmayan Miras”ı anlatacak.

#RadyoAgos az sonra (09.30-10.30)

Resim

10:30 – 12:00 Şansonlar (Yeni program) / Fransızca şarkılar dünyasında bir devr-i âlem / Hazırlayan: Cengiz Işılay

12079 listebaşı olmuş şarkıyı radyoya taşıyan Cengiz Işılay bu yayın döneminde Fransız Şansonlarına ve Fransız popüler müziğinin seçme örneklerine el atıyor.

12:00 – 13:00 Dünya Dönüyor / Naim Dilmener / ’Türkçe Pop’un 50 yılı

diskotek.info/(Naim abinin “Bu sitede milyon hazine var” diyerek önerdiği site)

zz11

Açık Radyo’da pop tarihi… 1800’lerden, Muzika-yı Humayun’dan başlayarak ve günümüze kadar gelerek, haftalarca/aralıksız sürecek bir pop tarihi… Kantolar, tangolar, şarkılar, yıldızlar… Hem ciddi hem de komik ayrıntılar… Kaydetmeyi unutmayın  15 Haziran’da başlıyor. 12:00/94.9

facebook.com/naimdilmener

Twitter.com/NaimDilmener

13:00 – 14:00 Açık Deniz / Beysun Gökçin / Üç tarafı denizlerle çevrili bir radyo programı

acik-deniz-20200704

Açık Deniz kayıt arşivi

acikdenizsingle

facebook.com/beysun.gokcin

***

14 Aralık 2019 program tekrarı.
Yusuf Han Mengüçoğlu ile Açıkdeniz 94.9 Açık Radyo.
Saat 13.00 de yayındayız.

Görüntünün olası içeriği: yazı

14:00 – 15:00 Sandıktaki Sesler / Ariana Ferentinou ve Niyazi Dalyancı / Anadolu’da Rum müziği,Yunan şarkısının yüz yılı

***

Anadolu’da Rum müziği, Yunan şarkısının yüz yılı

Ariana Ferentinou ve Niyazi Dalyancı ile #SandıktakiSesler az sonra (14.00 – 15.00) Açık Radyo’da

Resim

***

Kanatları gümüş yavru bir kuş-Nihâvend Mes’ud Cemil-N.Hikmet, Ahmet Çağan ve niceleri

Ariana Ferentinou ve Niyazi Dalyancı ile #SandıktakiSesler az sonra (14.00 – 15.00) Açık Radyo’da

Resim

‏16:00 – 15:00 Sadânüvîs (Yeniden program) / Hazırlayan: Cemal Ünlü

Açık Radyo’nun efsane programlarından Sadanüvis geri dönüyor. Fonograf, gramofon ve taş plak kayıtları Cemal Ünlü’nün anlatımıyla Cumartesi günleri saat 15.00’de Açık Radyo’da

facebook.com/cemal.unlu2

***

4 TEMMUZ CUMARTESİ AÇIK RADYO’DA SAAT 15.00 DİNLEYECEĞİNİZ SADANÜVİS’TEN SEÇMELER:
Kanatları gümüş yavru bir kuş-Nihâvend Mes’ud Cemil-N.Hikmet, Ahmet Çağan.. FELEK BANA GÜZEL BİR GÜN NASİP ETMEZ DERTLİYİM_UŞŞAK_YESARİ ASIM, SAFİYE AYLA… KİRPİKLERİNİ HANÇER YAPTI BANA -TANGO-İBRAHİM ÖZGÜR… Fitneler gizlemiş mahmûr gözüne-Rast, M.Celâleddin Paşa-Necmi Rıza… Bir gün o güzel şâd edecek rûhumu sandım sakin geceler puşiş-i mi hicranla andım…-Nihâvend Mûsa Süreyyâ Bey-Ahmet Üstün… Pek özledim sesini çok var görmedim seni-Nihâvend, Muhlis Sabahattin Ezgi-Muzaffer İlkar… AŞKINLA HARÂB OLDUM SEVGİLİM DİYE DİYE,,, SEGÂH, ABDULLAH YÜCE…

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, oturuyor, çizgiler ve iç mekan
16:00 – 17:00 Dünyanın En Güzel Müzikleri (Yeni program) / Reha Uz’a Göre

Reha Uz’un 60 yıllık müzik dinleme serüveninden eleğin üzerinde kalanları paylaştığı çok öznel, çok özel bir müzik programı

17:00 – 18:00 Music of the World İstanbul / Refika Kadıoğlu ve Kutay Derin Kuğay / Tokyo’dan Barcelona’ya müzik ve ötesi

facebook/Kutay Derin Kuğay

facebook.com/Music-of-the-World-Istanbul-

***

Yarın, saat 5 ‘da İstanbul yerel müziği, Hindistan klasik müziğinin büyük ustası Ali Ekber Khan’ ın iki albümünden müziğini sergileyecek. Hindistan ‘ da virtüöz sarod ustası, besteci ve öğretmen olarak yıllarca seminer figürü oldu.

Ali Ekber Khan, (14 Nisan 1922, Shibpur, Bengal, Hindistan [şimdi Bangladeş ‘ te]- 18 Haziran 2009, San Anselmo, California., ABD) besteci, virtüöz sarod oyuncu ve öğretmen, klasik Hint müziğini Batı izleyicilerine sunmada aktif. Khan ‘ ın müziği Hint müziğinin (kuzey) geleneğinde kök salmıştır.

Khan, babası Alaeddin Khan tarafından eğitildi ve 13 yaşında performans sergilemeye başladı, kısa sürede Jodhpur ‘un maharaja’ sında mahkeme müzisyeni oldu. Maharajın ölümüne kadar yedi yıl boyunca o pozisyonda kaldı, ta ki devlet ona usta müzisyen (ustad) unvanı verdi. 1955 yılında kemancı Yehudi Menuhin onu New York ‘a davet etti ve ardından sık sık Batı’ da performans sergiledi ve kaydetti, besteci ve sitarist Ravi Shankar ile işbirliği içinde. Bir besteci olarak Khan, film skorlarıyla tanınır-özellikle Satyajit Ray ‘ in Devi (1960) ve İsmail Tüccar-James Fildişi yapımcısı (1963) ile ve birçok raganın yaratıcısı olarak. Khan, Hint müzik performanslarının uzun ve ayrıntılı gösterilerini kaydeden ilk Hintli müzisyen oldu; birçok albümünün arasında The Forty-Minute Raga (1968) ve Journey (1990). Kolkata ‘ da müzik okullarını kurdu (Calcutta; 1956 ); San Rafael, Calif. (1967); ve Basel, İsviçre. (1985). 1991 yılında MacArthur Vakfı bursu kazandı.
Kuzey Hindistan ‘ ın klasik müziği, binlerce yıl öncesine dayanan dünyanın en eski sürekli müzik geleneklerindendir. Ali Ekber Han ‘ ın babası, Acharya Baba Allauddin Han, 20 yüzyılın Kuzey Hint müziğinin en büyük figürlerinden biri olarak kabul edilir. Aileleri, 16 yüzyıl müzikal dehası olan Mian Tansen ‘ den, İmparator Ekber ‘ in 16 yüzyıl müzikal dehası ve mahkeme müzisyeni Muhammed Wazir Khan ‘ a, Rampur State ve Baba Allauddin Khan ‘ ın gurusuna kadar izliyor. Aşağıdaki, Mian Tansen hakkında geleneksel bir hikaye:
Maestro Ali Ekber Khan Hindistan ‘ ın en başarılı klasik müzisyenlerinden biriydi. Hindistan ‘ da ′′ Ulusal Yaşam Hazinesi ′′ olarak görülmesine rağmen, hem Doğu hem de Batı müzisyenleri tarafından parlak kompozisyonları ve sarode ustalığıyla hayran kalmıştı. Hayatı, büyük babasının gölgesinde yaşayan küçük kasabalı bir çocuktan dünyanın dört bir yanındaki büyük klasik müzik mekanlarında performans sergilemeye kadar destansı bir duruş sergiledi. Çok sayıda ödül ve unvan almaya devam eder, hatta zor MacArthur (dahi ödül) bile. Yine de hep tevazu ile kendinden bahsederdi. ′′ Ben sadece bir müzik aşığıyım ′′ dediği biliniyordu, ancak konser kemancısı rahmetli Lord Yehudi Menuhin Ali Ekber Khan ‘ a ′′ Tam bir dahi… dünyanın en büyük müzisyeni,” ve pek çok kişi onu kabul etti ′′ Hintli Johann Sebastian Bach.”

Yirmi yılı aşkın süredir günde 18 saate kadar eğitim ve pratik yaptı. Babası efsanevi bir görev ustasıydı. Bu, Khansahib ‘ in en yüksek dereceye sahip bir müzisyen olması anlamına geliyordu. Arkadaşlarla oynayıp hayatını seçmek genç Ali Ekber için bir seçenek değildi. Babası 100 yaşına kadar Khansahib öğretmeye devam etti. 1972 yılında 105. yaşında vefat etti. Babasının ölümünden sonra Khanşahib rüyalarında babasından öğrenmeye devam edecekti.

Lord Menuhin ‘ in isteği üzerine Ali Ekber Khan ilk olarak 1955 yılında ABD ‘ yi ziyaret ederek New York ‘ taki Modern Sanat Müzesi ‘ nde eşi benzeri görülmemiş bir konser verdi. Ayrıca Hint klasik müziğin ilk Batı LP kaydını ve Hint müziğinin ilk televizyon performansını, Allistair Cooke ‘ s Omnibus ‘ ta 1960 ‘ lerde Hint müziğinin popülerliği dalgası için tohum ekti. 1967 yılında ertesi yıl Marin County, Kaliforniya ‘ya taşınan Ali Ekber Müzik Koleji’ ni kurdu. Daha sonra önümüzdeki 40 yıl boyunca haftada 6 ders, yılın 9 ayı düzenli bir öğretmenlik programı yaptı.
Khansahib, Hindistan ‘ ın Kalküta kentinde ilk Ali Ekber Müzik Koleji ‘ ni kurdu. 1956. ‘ lerin başında Montreal Kanada ‘ daki McGill Üniversitesi ‘ nde bir grup Mother Superiors ‘ a öğretmesi istendi. Onlarla birlikte Gregorian şarkıları ile Kuzey Hindistan ‘ ın eski dhrupad tarzı arasındaki benzerlikleri keşfetti. Khansahib ayrıca İsviçre ‘ nin Basel kentinde okulunun bir şubesi açtı, bu hala öğrencisi Ken Zuckerman tarafından yönetiliyor.
Khansahib, kariyeri boyunca filmler için müzik besteledi ve kaydetti. Chetan Anand (1953) tarafından ′′ Aandhiyan ′′ ile başlayarak Hindistan ‘ da geniş bir şekilde besteledi ve Fildişi / Tüccar (ilk filmi) ′′ Khudita Pashan ′′ (veya ′′ Aç Stone ′′) tarafından ′′ House Holder ′′ için müzik yapmaya devam etti. Satyajit Ray ‘ in ′′ Yılın En İyi Müzisyeni ′′ ödülünü kazandığı ′′ Devi ′′ ve Amerika ‘ da Bernardo Bertolucci ‘ nin ′′ Küçük Buda ′′ ödülünü kazandı.
Baba Allauddin Han arkasında öyle bir malzeme bıraktı ki Khanşahib babasından her zaman yeni şeyler öğrendiğini hissediyordu. Khansahib babasının geleneğini sürdürdü, Maihar ve Rampur, Hindistan ‘ın Sri Baba Allauddin Seni Gharana’ sı. Şu anda ailesi ve ailesi bu müzik hazinesi ile devam ediyor. Bu geniş geleneğin korunmasını sağladıktan sonra, geleceğin öğrencilerini eğitme çalışmaları klasik dünyanın henüz deneyimlemediği bir şeye sahip olacak; geleneğin kaynağından bir zenginlik ses kayıtları. Müzik devam edecek.
Etkili Hindustanlı müzisyen Allaudin Khan ‘ ın oğlu Ali Ekber Khan, Doğu dünyanın en büyük müzisyenlerinden biriydi. Sarod ustası, 25 ipli, lute benzeri, Hint enstrümanı olan Han, Kuzey Hindistan klasik müziğini uluslararası sahneye çıkardı. Beş kez Grammy adayı olan Khan, Yehudi Menuhin tarafından ′′ dünyanın en büyük müzisyeni, dünyanın en iyi müzisyeni ′′ olarak adlandırıldı. Atalarının köklerini İmparator Ekber mahkemesinde 16 yüzyıl müzisyen olan Mian Tansen ‘ e kadar takip ediyor Khan üç yaşında müzik okumaya başladı. Başlangıçta babasıyla vokal müzik eğitimi alan amcası Fakir Aftabuddin ile davul okudu. Çok çeşitli enstrümanları çalmaya çalışmasına rağmen sarod üzerinde en rahat hissetti. Günde 18 saat eğitim ve pratik yaparak, yavaş yavaş enstrümanı ustalaştı. 1936 yılında Allahabad ‘ da bir konser sırasında halka açık ilk çıkışını yaptı.
1971 yılında, Khan kayınbiraderi Ravi Shankar ile birlikte Madison Square Garden ‘ da Bangladeş konserinde sahne aldı. Khan, 1963 ‘ de Hindistan Başkanı Ödülü, 1988 ‘ de Padma Vibhusan, 1993 ‘ de Bill Graham Ömür Boyu Başarı Ödülü ve 1997. ‘ de Asya Boyaları Shiromani Şöhret Ödülü dahil olmak üzere sayısız ödül aldı. Madya Pradesh Müzik ve Güzel Sanatlar Akademisi ‘ nden Kalidas Sanman ve 1991. yılında MacArthur Vakfı ′′ Dahi Grant ′′ ödülüne layık görülen ilk Hintli müzisyen oldu. Khan, 1997. yılında Ulusal Sanat Desteğinden Ulusal Miras Arkadaşlığı aldı.
Khan ‘ ın müziğinin yer aldığı uzun filmler listesi Chetan Anand ‘ s Aandhiyan, Satyajit Ray ‘ s Devi ve Bernardo Bertolucci ‘ nin Küçük Buddha ‘ sıdır. Khudita Pashan filminin film müziği ile yılın en iyi müziği ödülünü aldı.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi
18:00 – 19:00 Connections / Tim Hallam / 60′lar ve 70′lerde pop

connectionstr.blogspot.com/

mixcloud.com/tim-hallam/

19:00 – 20:00 Tighten Up / Simon Johns / Tematik bir müzik programı

tightenupwithsimonjohns.blogspot.com/

20.00 – 21:00 Güneyin Sesi / Salsa’dan Morna’ya, Bossa Nova’dan Nueva Canción’a Afro-Latin ezgiler… / Karaca Yiğit Pehlivanlı

zz4

“Güney’in Sesi” Latin Amerika müziğinin beslendiği kültürler (Afrika, İspanya, Portekiz ve Amerikan yerli kültürü) üzerinden, geçirdiği değişimleri ve günümüze kadar hangi müzik türlerini nasıl etkilediğini ya da hangi müzik türlerinin etkisinde kalarak çeşitlendiğini anlatan; hepsinin temelinde var olan ‘yaşama sevincini’ yansıtan bir program.

facebook.com/karaca.pehlivanli

***

Bugün ikinci yarıda Garifuna halkının Orta Amerika’dan yükselen seslerine örnekler the Garifuna Collective şarkılarıyla radyonuzda

Karaca Yiğit Pehlivanlı’yla #GüneyinSesi az sonra (20.00 – 21.00) Açık Radyo’da

Resim

***

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi
Görüntünün olası içeriği: 6 kişi, yazı
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, ayakta duran insanlar

Karaca Yiğit Pehlivanlı  Güney’in Sesi / Açık Radyo

Bugün ilk yarıda Brezilya durağında Maria Bethania, Cumbia’nın farklı hallerine örneklerde Peru’dan Chacalon y su Nueva Crema ve daha fazlası. İkinci yarıyı ise Garifuna halkının seslerine ayırıyor, The Garifuna Collective’e kulak veriyoruz. Saat 20’de Açık Radyo’da ✌️

21:00 – 22:00 High Times / Ras Memo/ Reggae

22:00 – 23:00 Flow / Türler arası gece müzikleri / Özgür Özer

Eklektik gece müziklerine yer verdiğimiz Flow bu yayın dönemi gece 22.00’de.

23:00 – 24:00 Login / Christopher Çolak / Elektronik müziğin alt türleri ve tüm renkleri

Twitter.com/ChristopherÇolak

24:00 – 01:00 Lovaj / Ahmet Güneş / Elektronik ağırlıklı müzik

lovaj.com/

01:00 – 02.00 Alan Kod 212 / Türler arası / Batu Boran

Alan Kod 212 programı bu yayın döneminde haftasonuna transfer oluyor.

Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 51. Yayın Dönemi: 4 Mayıs 2020 – 1 Kasım 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/7/2

07:000 – 07:45 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

Twitter.com/DidemGençtürk

07:45 – 08:00 Türkiye Hikayelerini Anlatıyor

1 Haziran itibariyle hafta içi her sabah saat 7:45’te Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor tekrar Açık Radyo’da…

zz6

2015 yılında Açık Radyo ve Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi, “Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor” sloganıyla herkesi kendi hikâyesini anlatmaya davet etti.

Bize ulaşan yüzlerce hikâye Murat Gülsoy, Güven Güzeldere, Ömer Madra ve İlksen Mavituna’dan oluşan seçici kurul tarafından ön elemeden geçirildi ve yazar, şair ve akademisyenlerden oluşan bir editör ekibi tarafından yayına hazırlandı: Deniz Altınay, Ömer Aygün, Nalan Barbarosoğlu, Enis Batur, Hakan Bıçakçı, Behçet Çelik, Feride Çiçekoğlu, Berna Durmaz, Sine Ergün, Mahir Ünsal Eriş, Hülya Ekşigil, Semih Gümüş, Hakan Günday, Meltem Gürle, Hikmet Hükümenoğlu, Sibel Irzık, Ercan Kesal, Melisa Kesmez, Ergun Kocabıyık, Adnan Kurt, Birgül Oğuz, Hatice Örün, Mahmut Temizyürek, Serhat Uyurkulak, Murat Yalçın.

Seslendirilen hikâyeler 2015 yılında yani Açık Radyo 20. yaşını kutlarken hafta içi her gün 12:55-13:10 saatleri arasında yayınlandı. Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor programında okunan öyküler, Açık Radyo’da yayınlandıktan sonra, 2017 yılının Mayıs ayında Can Yayınları tarafından kitap olarak yayımlandı. Kitabı bu bağlantıdan satın alabilirsiniz.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Özdeş ÖzbayRobılınd Tayyar, Berhem Baltaş

acik-gazete-03.07.2020

Açık Gazete Spotify Kanalı

Açık Gazete Jingle

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Anlattık, dinlemediniz. Başkentimize geldik, yürütmediniz. Adalet Komisyonuna almadınız, görüşmediniz. Basın yayınladı, ekranlarını kararttınız. Sosyal medyada göründük, kapatmaya kalktınız. Miting çağrısı yaptık, yasak koydunuz. Haberiniz olsun: vazgeçmeyeceğiz!”

Bugün Baroların çağrısıyla 14.00’da Ankara’da yapılacak “Savunma Mitingi” öncesi gelen Ankara’da eylem yasağına karşı baro başkanlarının açıklaması. (Gazete Duvar)

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, oturuyor, ayakkabılar ve açık hava

acik-gaste-03.07.2020-konuk-isil

***

3 Temmuz 2020 tarihinde Açık Gazete programına katılan Avlaremoz kurucularından yazar ve akademisyen Işıl Demirel programda konuşulanları Açık Radyo için yazıya çevirdi.

(Bu yazı Açık Gazete’deki programın ardından konuğumuz Işıl Demirel tarafından kaleme alınmıştır.)

2008 yılında Yeditepe Üniversitesi Antropoloji bölümünde tamamlamakta olduğum yüksek lisans eğitimi sırasında hazırladığım bitirme tezinin konusu beni, ailemi ve geçmişimi yakından ilgilendiren 1934 Trakya Olayları idi. 21 Haziran 1934 tarihinde Çanakkale’de başlayan olaylar Trakya’da Yahudilerin yaşadıkları büyük, küçük tüm yerleşim birimlerine bir orman yangını gibi yayılmıştı. Çanakkale’nin ardından Gelibolu, Edirne, Keşan, Uzunköprü, Kırklareli, Babaeski, Tekirdağ, Lüleburgaz, Çorlu, Silivri’ye yayılan olaylar sonucu yerli kaynakların aktardığına göre 3.000, yabancı kaynaklara göreyse 7 bin, 10 bin kadar Yahudi yaşadıkları şehirleri terk etmişlerdi. Bir kısmı olayların 5 Temmuz günü sona ermesi ardından yurtlarına geri dönse de bir kısmı ise bir daha geride bıraktıkları o şehirlere hiç adım atmamışlardı. Gelibolulu bir Yahudi olan Anneannemin ailesi de geri dönmeyenlerden biriydi. 2001 yılında ölümüne dek ailede hiç konuşulmayan bu olaylar ancak benim tez çalışmam sırasında gündeme gelecek ve ilk kez konuşulacaktı.

90’lı yılların ikinci yarısına kadar konuşulmadı

Bizim evde konuşulmadığı gibi, başka evlerde ve toplumsal alanda üzerinde tek kelime dahi konuşulmayan Trakya Olayları, 1990’lı yılların ikinci yarısına kadar üzerine tek bir kelime yazılmamış ve konuşulmamış bir vakaydı. İlk kez 1996 yılının şubat ayında Tarih ve Toplum dergisinde Haluk Karabatak tarafından yazılan “1934 Trakya Olayları ve Yahudiler” başlıklı makale ile Trakya Olayları konu edilir.  Aynı yılın temmuz ayında Avner Levi’nin yine Tarih ve Toplum dergisinde yayınlanacak “1934 Trakya Yahudileri Olayı: Alınamayan Ders” adlı makalesi ikinci girişim olacaktır. Olayların üzerinden 62 yıl geçtikten sonra ilk kez konu edilen Trakya Olayları’nın bir ilgi ve merak konusu olması ise aslında Rıfat Bali’nin 2008 yılında yayınladığı “1934 Trakya Olayları” adlı kitapla mümkün olmuştur. O zamana toplumsal alanda konuşulmayan, tartışılmayan ve ne gariptir ki bilinmeyen Trakya Olayları özellikle son 15 yıl içinde bir merak konusu olarak karşımıza çıkmaktadır.

38 Trakya göçmeni Yahudi ile yaptığım araştırmada sözlü tarih, yaşam öyküsü derleme ve derinlemesine mülakat yöntemleri ile Trakya Olayları hakkında bilgi toplamıştım. Pek çoğu çocukken yaşadıkları olayları, duyduklarını, dinlediklerini benimle paylaşmıştı. Yahudilerin toplumsal hafızasına anadilleri Yahudi İspanyolcası (Cudeo-Espanyol) dilinde La Vaka (olay, vak’a), Barunda (gürültü, karışıklık, kıyamet) ve en yaygın olarak bilinen hali ile La Fortuna (kader) adlandırmaları ile kazınmış Trakya Pogromu’nda yaklaşık 15 gün boyunca taşlı sopalı saldırılarla, evleri, işyerleri yağmalanan, fiziksel şiddete maruz kalan, mahalleleri abluka altına alınan, yiyecek-içecek satmayarak boykot edilen ve her şeyin üstüne bir de can ve ırz tehditleri alan Yahudileri ne yerel yönetimler ne de güvenlik güçleri korumamıştı. Olaylara müdahale etmek bir yana tam tersine Yahudilerin şehri terk edebilmeleri için limanlarda vapur, istasyonlarda tren bulundurulmasını sağlayan yerel yönetimler, daha da ötesi olayların sona ermesine iki gün kala herhangi bir gerekçe göstermeden Yahudilere 48 saat içinde şehri terk etmeleri için emir vermişti. Pek çok yerleşim biriminde geceleri yaşanan saldırılar sırasında, mahallelerini ateşe vermeye çalışan vandallardan kurtulmak için can havliyle yardım isteyen Yahudilerin seslerine kulaklarını tıkayan karakollarda ışıklar yansa da müdahalede bulunulmamıştı. Kırklareli en vahşi olayların yaşandığı şehirdi. Kırklareli’nde halkın yanı sıra silahsız askerlerin de katıldığı saldırılarda yağmanın yanı sıra Yahudiler dövülmüş, bıçakla tehdit edilmiş, kadınlara tecavüz edilmiş, kimilerinin ziynet eşyaları için elleri, parmakları kesilmişti. Kırklareli Hahamı’nın evini basan saldırganlar sakalını kestikleri Hahamı dövmüş, elbiselerini çıkartıp çırılçıplak soymuş, eşine saldırmış ve saatlerce işkence etmişlerdi.

21 Haziran günü ansızın başlayan olaylar 5 Temmuz günü dönemin Başvekili İsmet İnönü’nün TBMM’de yaptığı konuşmada olayların durmasını emretmesi ile aniden sona ermiştir. Trakya Olayları’nda devletin sorumluluğu ya da -iyi niyetle- sorumsuzluğu hala gündeme gelmemiştir. Oysa gerek devletin gerek yerel idarelerin gerekse güvenlik güçlerinin sorumsuz tutumlarının bir alt yapısının da bulunduğu aşikardır. 1928 yılında “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyaları ile ötekileştirilmenin ana hedefi haline getirilen Yahudiler, onları kovan bir milletin (İspanya) dilini konuşmaya devam ettikleri için nankörlükle suçlanıyorlardı. Kampanya ile beraber Yahudilerin yaşadıkları hemen her yerde kamusal alanda Yahudiler Türkçe konuşmaya zorlanıyor, tehdit ediliyor ve fiziksel saldırıya maruz kalıyorlardı. Olaylar büyüdüğünde Fecr-i Ati edebiyat topluluğunun kurucularından Yakup Kadri söz alacaktı. Millî Mücadele yıllarından itibaren Mustafa Kemal’e yakınlığı ile tanınan ve dönemin TBMM milletvekillerinden olan Kadri, Yahudileri olayları abartmakla suçlarken, halka ise Türkçenin ticaret dili haline getirilmesinin gerekliliğini anlatacak, bunun gerçekleşmesi halinde Yahudilerin de Türkçe konuşacaklarını söyleyecekti.

Yazılı basının ilgi alanı: Yahudiler

Yahudileri ekonomi, ticaret, para düşkünlüğü ile ilişkilendiren tek kişi elbette Yakup Kadri değildi. 1920’li ve 30’lu yıllar boyunca yazılı basının neredeyse en önemli ilgi alanı Yahudilerdi. Irkçı yaklaşımları ve Nasyonal Sosyalizme yakınlıkları ile tanınan Nihal Atsız ve Cevat Rıfat Atilhan’ın yanı sıra Mustafa Nermi, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç antisemit yazılarıyla Cemal Nadir ise antisemit “Cumartesi karikatürleri” ile Yahudileri kendine konu edinen isimlerdi. Milli İnkılap, Orhun, Akbaba gibi çok okunan dergilerin yanı sıra dönem hükümetinin resmi yayın organı niteliğindeki Cumhuriyet gazetesi de bu yazı ve karikatürleri yayınlamaktaydı. Yahudileri, “alçak”“kahpe”“sinsi”“korkak”“küstah”“fırsat düşkünü”“hain”“soysuz” gibi sıfatlarla niteleyen bu yazılarda okuyucuya, çengel Sami burunlu, şişman ve göbekli, paragöz, menfaatçi, cimriliğinden üstü yamalı eski elbiseler giyen, mutlaka ticaret yapan bunu yaparken de kâr elde etmek için hileye başvuran, yazlarını Büyükada’da geçiren, yıkanmayı sevmediğinden ve pintiliğinden deniz banyosunu tercih eden bir tiplemesi sunuluyor ve Yahudinin “vatanı da dini de paradır” algısını oluşturulmaya çalışılıyordu. Aşağılamalar yıl 1934’te tehdite dönüşmüştü.  Özellikle pogromun başlamasından birkaç gün önce Milli İnkılap’ta Osman oğlu Rasih imzasıyla yayınlanan bir yazı bir kaç gün sonra yaşanacakların habercisi niteliğindedir:

“Edirne kan ağlıyor. Edirne’nin şanlı cumaları Cumartesi oldu artık… Söğütlerin koyu gölgelerinde kahramanlık hikâyeleri anlatılmıyor, orada Musa oğulları günlük kazançlarını hesaplıyorlar… Onlar dünyanın en soysuz milletidir. Onun için Tanrı onları her vakit ezilmeğe mahkûm etmiştir. Tanrının yaptığını kul bozamaz. Bundan büyük adalet mi olur? Niçin onları başımızın üstünde taşıyoruz? Tanrının sevmediğini peygamber sopa ile kovalarmış, Peygamberin sopa ile kovaladığını biz ne yapsak yeridir!”

Tüm bu yayınlar 1934 yılında gerçekleşecek Trakya Olayları’na zemin hazırlayarak, arzu edilen husumet ortamını filizlendirse de elbette tek başına olayların faili olma niteliğinde değildir. Trakya’da yaşanan olayların organize bir zihniyetin eseri olduğunun en önemli ispatı ise İskân Kanunu’dur. İtalya’nın faşist lideri Benito Mussolini’nin, Akdeniz’i ise Mare Nostrum (bizim deniz) olarak tanımlaması, Türkiye Hükûmeti açısından açık bir tehdit olarak algılanmış, düşman işgaline en yatkın ve korunmasız mıntıka olarak düşünülen Trakya bölgesinin durumunun değerlendirilmesi için burada bir Umumi Müfettişlik kurulmasına karar verilmiştir. Söz konusu Müfettişlik görevine yine Mustafa Kemal’e yakınlığı ile bilinen İbrahim Tali Bey getirilir. İbrahim Tali, Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da Samsun’a beraber çıktığı 18 subaydan biridir. Aynı zamanda 1927 yılında da Şeyh Sait Ayaklanması’ndan sonra Doğu Anadolu’da kurulan Birinci Umumi Müfettişliğin başında beş yıl görev yapmıştır. 1934 yılının aralık ayında, Trakya Olayları’ndan yaklaşık 6 ay sonra çıkarılacak “Soyadı Kanunu” sırasında kendisine bizzat Mustafa Kemal tarafından “Öngören” soyadı verilecektir.

Tali’nin “Yahudi Meselesi” raporu

22 Nisan 1934 tarihinde görevine Edirne’de başlayan İbrahim Tali, 33 gün sürecek bir gezi ile Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, Çanakkale ve bunlara bağlı yerleşim birimleri başta olmak üzere tüm Trakya’yı mercek altına alır. Araştırmaları ışığında hazırladığı raporlar ise bir bölgenin ihtiyaçlarının tespitinden öte “Yahudi Meselesi”ne odaklanmaktadır. Tali, yazdığı raporlarda Yahudileri, Trakya’nın iktisadi hayatına köylü ve memurları rüşvet ve hile yoluyla kandırarak hâkim olmak, Bulgaristan için casusluk yapmaya meyilli olmak ve Türkçe konuşmaya, Türk kültürünü ve Türk ülküsünü benimsemeye katiyen niyetli olmamakla suçlar. Tali’nin vazifesi, 14 Haziran 1934 tarihinde, kendisinin hazırladığı “öngörülü” raporların ışığında kabul edilecek İskân Kanunu ile aslında fiilen sona erer. Bir tür techir politikası olan kanun metnine göre Trakya 3 bölgeye ayrılacaktır. İskân politikası ile Türk ırkından olmayanların “serpiştirme” suretiyle dağıtılmalarıyla Türk kültürünü benimsemiş insanların içinde kendi kültürlerini unutarak asimile olmaları amaçlanmıştır.

Ancak kanunun uygulamaya koyulması beklenemeden Trakya Olayları patlamış, İskân Kanunu ile amaçlanan nihai hedefe 15 günlük süre içinde göreceli olsa da ulaşılmıştır. Olayların sonucunda İbrahim Tali’nin, antisemit pek çok yazar, çizerin ve hükümetin arzu ettiği olmuş, Yahudilere ait gayrimenkul ve ticarethaneler değerlerinin çok altında meblağlara el değiştirmiş ve bölge ekonomisinde Müslüman Türk unsurunun hâkim duruma gelmesi sağlanmıştır. Olaylar sırasında bölgeyi hemen terk etmeyen pek çok Yahudi ailesi 1940’larda, 50’lerde ve 60’larda bölgeyi terk etmiştir. Bir zamanlar 13.000’den fazla Yahudi’nin yaşadığı Trakya’da bugün bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda Yahudi kalmış, onlardan kalan izler de büyük ölçüde silinmiştir. Yakın zamana kadar harap vaziyetteyken restore edilen Büyük Edirne Sinagogu ile Çanakkale’deki Mekor Hayim Sinagogu Yahudiler’den geriye kalan nadir izlerdendir.

Yazık ki yaşananlardan tek ders alan Yahudiler olmuştur. 1934 Trakya Olayları’nı yaşadıktan sonra bu coğrafyada güven içinde olmadıklarını öğrenmiş, temkinli davranmayı, gizlenmeyi, mal edinmekten kaçınmayı ve en önemlisi de susmayı kendilerine ödev bilmişlerdir. Trakya Pogromu, Yahudilerin aldığı dersi açıkça ortaya koyan bir de Cudeo-Espanyol dilinde deyiş bırakmıştır geriye. Türkçe çevirisi: “Göz yakmayan soğan, acı vermeyen Türk olmaz!”

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

08:30 – 08:45 Korona Günleri: Selim Badur’la Hafta İçi Her Gün

korona-gunleri-20200703

Salgının ülkemizde yayılmaya başlamasıyla; konunun uluslararası alanda tanınmış uzmanlarından mikrobiyoloji profesörü programcımız Selim Badur, Açık Gazete içinde düzenli bir köşeye başladı. Covid -19 pandemi’si hakkındaki doğru bilgileri, yanlış bilgileri, dünyada yapılan araştırmaları, yayınlanan makaleleri günü gününe yayına taşıyor.

Korona Günleri

Korona Günleri Spotify Kanalı

***

3 Temmuz

09:00 – 09:30 Cuma Sezin Öney’le Seyyare: Türkiye ve Dünya Olayları Arasında Paralellikler, Karşılaştırmalar

seyyare-20200703

Seyyare kayıt arşivi

09:30 – 10:00 Cuma Alp Ulagay ile Spor

spor-20200703

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Selahattin Çolak / Oldies

zz24

Twitter.com/SelahattinÇolak.KoltukçularÇıkmazı

10:30 – 11:00 Vakayiname / Güven Güzeldere ve Ömer Madra / Salgın günlerinde memleket manzaraları

vakayiname-20200703

zz22

acikradyo.com.tr/program/vakayiname

twitter.com/vakayiname

***

Salgının geride kaldığını nasıl bileceğiz? Sonrasında nasıl hatırlayacağız? Tıp tarihçisi Dr.@FatihArtvinli1 Osmanlı döneminden örneklerle, bugünkü durumumuzu değerlendirecek. 3 Temmuz 2020 Cuma 10:30 acikradyo.com.tr yayın ve acikradyo.com.tr/program/223875 podcast. +
Resim

11:00 – 12:00 Hikâyenin Her Hali / Hayata dair cinsiyet-aşırı sohbetler / Aslı, Ayşe Gül, Didem, Kristen, Özlem ve Sema

hikayenin-her-hali-20200703

Hayatın ‘olağan akışında’ normalleşen, olağan gözüken, ‘eşyanın tabiatı gereği’ akıp gidenleri, cinsiyet-aşırı sohbet masamıza koyuyoruz. Gündemi kentte, kırda, sokakta, fabrikada, evde, mahkemede, sinemada, müzikte takip ederken, gündeme gömülen hafızayı da hikâyelerle kazıyoruz. Bugünü kadim zamanlarda arayabiliyoruz, başımızın çaresine tarihsiz antik hikâyelerin penceresinden de bakıyoruz. Program, misafirleriyle olağanda olağanüstüyü, düzende darmadağını, dertte dermanı, yasta gücü, birlikte farkı aşındırıp, kamplara bölünmüşlerin peşinden gidiyor. Masamız kalabalık, masamız renkli. Masa da, masaymış ha!

Twitter.com/ÖzlemYalçınkaya

***

Salgın günlerinde Türkiye’de kapalı kurumlar ve insan hakları: Zafer Kıraç ile söyleşi

Özlem Yalçınkaya ile (@Ozlemykaya) #HikâyeninHerHali az sonra (11.00 – 12.00)

Resim

12:00 – 13:00 Caz Türbülans / Recep Şencan / Cazda serbest dolaşım

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Öteki Rüzgar / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Önce Sağlık / Ayşegül Tözeren, Betigül Öngen ve Selim Badur

once-sailik-20200703

Kış yaklaşıyor ve havalar her defasında daha da kestirilemez oluyor. Önce Sağlık, her sefer olduğu gibi, bu kışın tekinsiz havalarında da nöbette.

Twitter.com/AyşegülTözeren

***

Covid-19 pandemisinin dünü, bugünü, yarını: Prof. Gaye Usluer ile söyleşi

Ayşegül Tözeren (@TozerenAysegul) ve Selim Badur’la #ÖnceSağlık az sonra (13.00-14.00)

Resim

14:00 – 14:30 İklim Acil / Dünya Acil Durum ilan ediyor / Can Tonbil

iklim-acil-20200703

Twitter.com/CanTonbil

Gençler sokağa çıkıyor, yurttaşlar haklarını talep ediyor. İklim Acil, iklim aktivistleri ile beraber yeryüzündeki iklim mücadelesine panoramik bir bakış atıyor.

14:30 – 15:30 Wanderer / Can Denizci / (Richard Wagner özel programı)

Doğumunun 200. yılında Richard Wagner özel programı. 19. yüzyıl operasının en önde gelen iki isminden biri olan ve müziğin üst dilinin üstadı sayılan Wagner’in hayatı ve eserleri Wanderer’de

15:30 – 16:30 Sinefil / Melis Behlil ve Yeşim Burul Seven / Sinemasever muhabbetleri

sinefil-20200703

Sinefil kayıt arşivi

16:30 – 17:00 Kavanozdaki Yıldız (Yeni program) / Hazırlayanlar: İsmail Başöz, Haluk Levent ve Mustafa Yılmazer

kavanozdaki-yildiz-20200703

Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin toplumsal ve ekonomik etkilerini  kapsamlı biçimde ele almaya gayret eden bir program.

Evrim Ağacı / Spotify

evrimagaci.org/podcast

facebook.com/treeofevolution

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu ArgınSanat DeliormanBidar, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Twitter.com/CeyhanUsanmaz

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegenin-gelecegi-20200703

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Gökpınar Gölü çevresinin sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmasını talep eden kampanyanın imzaları Sivas Valiliği’ne teslim edildi.

Gezegenin Geleceği

Gezegenin Geleceği

podcast servisi: iTunes / RSS

Gökpınar Gölü çevresine bungalov evler yapmak ve göl çevre düzenlemesini iyileştirmek üzere açılmış olan ihalenin iptal edilmesi ve bölgenin küçük gölü ve kıyı alanlarını da içine alacak  şekilde sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmasını talep eden kampanyanın imzaları Sivas Valiliği’ne teslim edildi. Change.org/GokpinarGolu adresindeki kampanayı yürüten Gökpınar Gölü Korunmalı Platformu, “Kampanyamızda 10 bin kişi olmak üzereyiz. Sizler imzalarınızla desteğinizi gösterirken biz de imzalarınızdan ve haklı taleplerimizden aldığımız güçle taleplerimizi ve Gökpınar ile ilgili kaygılarımızı CİMER’e yanı sıra hazırladığımız Gökpınar’ın bir an önce doğal sit alanı ilan edilmesi için gerekli bilgi ve verileri içeren dosyamızı ise Sivas Valiliği’ne ilettik. İmzalarınızın ve taleplerimizin takibini yapmak ve Gökpınar’ın bir an önce doğal sit alanı ilan edilmesi için gereğinin yapılmasını sağlamak üzere Sivas Valiliği ile yüz yüze görüşmeler yapmak için girişimlerimiz sürüyor. Daha çok destek, daha çok imza bu girişimlerde bizi daha da güçlü kılacak. Gökpınar’ı kurtarmak için kampanyamızı desteklemeye, yaygınlaştırmamıza yardım ederek devam edebilirsiniz.” diyor. Kampanyaya imza atmak için Change.org/GokpinarGolu adresini ziyaret edebilirsiniz.

Kapatılması gereken termik santrallar hala çalışıyor

Çevre yatırımı yapmayan kömürlü termik santrallere çalışma izni verilmemesi için geçtiğimiz yıl Temiz Hava Hakkı Platformu tarafından yürütülen kampanya, 104 bin imzayla başarıya ulaşmış ve çevre yatırımı yapmayan kömürlü termik santrallerin kapatılacağı açıklanmıştı. Ancak Temiz Hava Hakkı Platformu’nun verdiği bilgilere göre bazı santrallar yatırımların tamamını yapmadan, havayı ve çevreyi kirletmeye devam ederek “geçici izin belgesiyle” tekrar çalışmaya başladı. Bunun üzerinde platform Change.org/TemizHavaHaktir adresindeki kampanyayı tekrar imzaya açtı. Temiz Hava Hakkı Platformu şu bilgileri paylaştı: ‘’Covid-19 salgını ile mücadele ettiğimiz ve her nefesin önem taşıdığı bu günlerde, çevre izni almak için gerekli yatırımlarını tamamlamadan tekrar çalışmaya başlayan kömürlü termik santrallar Kahramanmaraş, Kütahya, Zonguldak, Manisa’da havamızı kirletmeye devam ediyor. 1 Ocak 2020’de gerekli yatırımları yapmadığı için kapatılan santrallerin bazı üniteleri çevre izni alacak yatırımları henüz yapmamalarına rağmen, geçici faaliyet belgesi verilerek Haziran itibariyle çalışmaya başladılar. Yine her gün Kahramanmaraş Afşin’den, Zonguldak Çatalağzı, Kütahya Seyitömer ve Manisa Soma’dan akşam saatlerinde koyu dumanlar çıkmaya başladı. 2019 yılında imza veren, sosyal medyadan paylaşım yapan ve telefonla arayan yüz binlerce vatandaş ve kurumun sesi duyulmuş ve özelleştirilmiş santrallere çevre yatırımı yapmadan 2 yıl daha çalışma izni veren Madde 50 veto edilmişti. Ardından 1 Ocak 2020’de 6 tane kömürlü termik santralın kapatıldığı müjdesi ile yıla başladık. Halk sağlığını korumak için yapılması gereken yatırımları tamamlayacak süre geçmemişken, geçici faaliyet belgesi verilen ve çalışmaya başlayan kömürlü termik santraller hangi yatırımları tamamladı kamuoyu olarak bilmek istiyoruz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı santraller tekrar açılırken tesislerin bacalarındaki emisyon değerini sürekli izleyeceklerini ve limit değerlerin aşılması durumunda ise kapatma dahil tüm idari yaptırımları uygulayacağını duyurdu. Fakat her gün sağlığımızı tehdit eden bacalardan ne çıktığını Bakanlığa sorduğumuzda kamuoyuna açıklamıyor. Bu bacalardan çıkan gazların emisyon değerleri ne? Limitler aşılıyor mu? Çevre mevzuatına uyulması için hangi yatırımlar yapıldı? Yapılan yatırımlar çevre mevzuatındaki toz, azot oksit, kükürt dioksit limit değerlerini, kül depolama gerekliliklerinin karşılanması için uygun teknolojiler mi? Sağlıklı bir çevrede yaşayabilmemiz için gerekli yatırımlarını tamamlamadan, 6 ay geçmeden açılan kömürlü termik santrallerin temiz hava hakkımızı çalmasına #izinvermeyin! ” Bu kampanyaya imza atmak isterseniz Change.org/TemizHavaHaktir adresini ziyaret  edebilirsiniz.

Bir kampanya da kuşlar için

Yaşasın Kuşlar Hareketi adı altında bir araya gelen 28 kurum, geçtiğimiz yıl Change.org/yasasinkuslar adresinde yürüttükleri kampanyayla nesli tehlike altındaki kuşların avının yasaklanmasını talep etmiş ve Nesli tehlike altındaki kuşların av sayıları düşürülmesini sağlamıştı.  Her yıl toplanan Merkez Av Komisyonu, sene içerisinde ava açılacak canlı türlerini, av günlerine ve alanlarına karar veriyor. Yaşasın Kuşlar Hareketi, nesilleri tehlike altında olmasına rağmen avlanmalarına halen izin verilen üveyik ve elmabaş patka kuş türleri gibi yüzlerce canlı türünün avının tamamen yasaklanması için çağrı yapıyor ve “Komisyon toplantı tarihi olan 8 Temmuz’a kadar change.org/yasasinkuslar adresi üzerinden 28 kurumun ve yüz bine yakın doğa severin desteğiyle büyüyen mücadelemize destek olabilirsiniz.”  diyor.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna, Ömer Şahin, Selahattin Çolak, Feryal Kabil / Her gün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Twitter.com/İlksenMavituna

Hafta boyunca Ben Bugün Bişey Öğrendim Yayına Hazırlayanlar: Doruk Yurdesin, Ozan Sezgin ve Rauf Kösemen

facebook.com/benbugunbiseyogrendim

Açık Dergi Cuma Ceyhan Usanmaz’la Bu Köşe Kitap Köşesi

Açık Dergi Cuma Mazruf (Açık Dergi’de yeni köşe) (15 Günde 1) / Hazırlayan: Murat ‘mrt’ Seçkin ve Audioban

Bu yayın döneminde Mazruf, yayın süresini yarım saatten bir saate çıkarıyor. Çağdaş müzik sahnesinin bir yansıması olan programda bu dönem, COVID-19 gündemiyle büyük bir krizin içine çekilen müzik dünyasının güncel sorunlarını yakın takibe alıyoruz.

facebook.com/mazrufacikradyo

20:00 – 21:00 Koyu Mavi / Gülçin Orgun / Türler arası

koyumavi.org/

Twitter.com/KoyuMavi

***

Henüz çıkmamış albümlerden, yenilenen kayıtlardan, zamanı gelen eskilerden, bizden, buralardan, lodosa tutulmuş şarkılar

Gülçin Orgun’la #KoyuMavi (@acikkoyumavi) az sonra (20.00 – 21.00) Açık Radyo’da

Resim

***

Görüntünün olası içeriği: bulut, gökyüzü, okyanus, yazı, açık hava ve su

Gülçin Orgun  Koyu Mavi / Açık Radyo

Henüz çıkmamış albümlerden,
yenilenen kayıtlardan,
zamanı gelen eskilerden,
bizden, buralardan, lodosa tutulmuş
Eski Yeni şarkılar
Cem Adrian / Bu Şarkı Aşka Yazıldı
Cem Adrian, Halil Sezai, Hayko Cepkin / Tutacağım Ellerini
Cem Adrian, Şanışer / Yeniden
Da Poet, Barış Demirel / Bi Milyon
Da Poet, Barış Demirel, Murat Ertel / Dün 1 Bugün 1
Tanju Eren / Dog 3, Dog 5
So Duo / Işığa Dönüyoruz
Gökhan Türkmen, Serkan Emre Çiftçi / Yüzüme Vurma
Hakan Kurtaş, Kalben / Tesadüfen
Büyük Ev Ablukada / Boşluk
Dolu Kadehi Ters Tut / Duvar
Ozan Kotra / Halim Yok
bu akşam
saat 20-21 arasında
Koyu Mavi’de.

21:00 – 22:00  Aşağı Mahalle / Ümit Baykara / New York Downtown Cazve ötesi…

twitter.com/asagimahalle

***

Süper saksafoncu Rudresh Mahanthappa

, Süper basçı François Moutin ve Süper davulcu Rudy Royston

Hero Trio olarak Parker, Coltrane, Coleman, Cash, Jarrett ve fazlasını Aşağı Mahalle’de yorumluyor… Saat 21:00

#live #music #radio #Jazz

Resim

22:00 – 23:00 Mint / Efkan Kula ve Mert Emcan / Gıcır cızır plâklar

mixcloud.com/mertemcan/

Alternatif rock’ın geçmiş ve günümüz klasiklerinin çalınacağı “Mint”te Stüdyo İmge yazarları; Efkan Kula ve Mert Emcan plak koleksiyonlarının en değerli single’larını hikayeleriyle birlikte çalıyor.

Twitter.com/Mint

23:00 – 24:00 13 Melek / Yiğit Atılgan / Zamanın ruhundan bağımsız sesler

Zamanın ruhundan bağımsız seslere kulak verdiğimiz 13 Melek bu yayın döneminde Cuma günleri 23.00’te.

24:00 – 01:00 Blackout / Gürkan Vayis, Ümit Şenol / Kirli ve aksak ritimler ile Siyah müzikler

Yeni yayın döneminde Overphonic ve Blackout programları birleşip yollarına, Overphonic’in saatinde Blackout adı altında devam ediyor.

overphonic.blogspot.com/

mixcloud.com/overphonic/

blackout949.blogspot.com/

soundcloud.com/blackout949

Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo’yu mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 51. Yayın Dönemi: 4 Mayıs 2020 – 1 Kasım 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık 

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/7/1

07:00 – 07:45 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

Twitter.com/DidemGençtürk

07:45 – 08:00 Türkiye Hikayelerini Anlatıyor

1 Haziran itibariyle hafta içi her sabah saat 7:45’te Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor tekrar Açık Radyo’da…

zz6

2015 yılında Açık Radyo ve Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi, “Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor” sloganıyla herkesi kendi hikâyesini anlatmaya davet etti.

Bize ulaşan yüzlerce hikâye Murat Gülsoy, Güven Güzeldere, Ömer Madra ve İlksen Mavituna’dan oluşan seçici kurul tarafından ön elemeden geçirildi ve yazar, şair ve akademisyenlerden oluşan bir editör ekibi tarafından yayına hazırlandı: Deniz Altınay, Ömer Aygün, Nalan Barbarosoğlu, Enis Batur, Hakan Bıçakçı, Behçet Çelik, Feride Çiçekoğlu, Berna Durmaz, Sine Ergün, Mahir Ünsal Eriş, Hülya Ekşigil, Semih Gümüş, Hakan Günday, Meltem Gürle, Hikmet Hükümenoğlu, Sibel Irzık, Ercan Kesal, Melisa Kesmez, Ergun Kocabıyık, Adnan Kurt, Birgül Oğuz, Hatice Örün, Mahmut Temizyürek, Serhat Uyurkulak, Murat Yalçın.

Seslendirilen hikâyeler 2015 yılında yani Açık Radyo 20. yaşını kutlarken hafta içi her gün 12:55-13:10 saatleri arasında yayınlandı. Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor programında okunan öyküler, Açık Radyo’da yayınlandıktan sonra, 2017 yılının Mayıs ayında Can Yayınları tarafından kitap olarak yayımlandı. Kitabı bu bağlantıdan satın alabilirsiniz.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Özdeş ÖzbayRobılınd Tayyar, Berhem Baltaş

acik-gazete-02.07.2020

Açık Gazete Spotify Kanalı

Açık Gazete Jingle

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Önce yılbaşı çekilişinde numaralar çekilmeden televizyonda servis ediliyor, sonra 20 gün arayla yapılan iki ayrı çekilişte aynı numaralar çıkıyor. Üstelik son çekilişte 6 rakamı da tam bilen yine aynı yerden, Ankara Yenimahalle’den.”

CHP Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan, Meclis’e verdiği soru önergesinde Milli Piyango çekilişlerindeki şaibe iddialarının ayrıntılı bir şekilde soruşturulması gerektiğini söylüyor. (T24)

Fotoğraf açıklaması yok.

***

***

İmroz Takvimi, Temmuz 2020 (Hazırlayan: Erdoğan Kahyaoğlu)
Resim

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

08:30 – 08:45 Korona Günleri: Selim Badur’la Hafta İçi Her Gün

korona-gunleri-20200702

Salgının ülkemizde yayılmaya başlamasıyla; konunun uluslararası alanda tanınmış uzmanlarından mikrobiyoloji profesörü programcımız Selim Badur, Açık Gazete içinde düzenli bir köşeye başladı. Covid -19 pandemi’si hakkındaki doğru bilgileri, yanlış bilgileri, dünyada yapılan araştırmaları, yayınlanan makaleleri günü gününe yayına taşıyor.

Korona Günleri

Korona Günleri Spotify Kanalı

***

2 Temmuz

BM pandemiyle mücadele için en az 90 gün çatışmalara ara verilmesini istedi. Günde 160 binden fazla olgu bildiriliyor. Aşı çalışmalarında son durum.

***

Korona Günleri’nde Prof. Selim Badur, son gelişmeleri aktardıktan sonra aşı çalışmalarıyla ilgili önemli bilgiler paylaştı.

(2 Temmuz 2020 tarihinde Açık Radyo’da Korona Günleri programında yayınlanmıştır.)

Ömer Madra: Günaydın Selim Badur, merhabalar.

Selim Badur: Günaydın, merhabalar.

Özdeş Özbay: Günaydın.

SB: Günaydın Özdeş. Çatışmalardan bahsettiniz çeşitli bölgelerdeki. Bu arada BM ki şimdiye dek pandemi konusunda çok sessiz kaldı, hiçbir açıklamasını görmedik, Covid’le mücadeleyi kolaylaştırmak için çatışmalara ara verilmesini istedi en az 90 gün. Geçen hafta yapılan öneriyi de 180 ülke ve 20 silahlı grup onay verdiler ama somut adım atılması bekleniyor ki bu beklenti sırasında da Yemen ve Libya’da çatışmaların şiddetinin de arttığını belirtelim. Böyle bir girişimde bulundu BM Covid konusuyla ilgileniyor dolaylı yoldan.

ÖM: Evet ilk ağızda da ilk seferinde de söylemişti Covid daha yeni çıktığı zaman “bütün çatışmalara son verip bir araya gelmesi lazım bütün hükümetlerin” diye öyle bir şey, siz şimdi söyleyince hatırladım. Epey önce, üç veya üç buçuk ay önce öyle bir açıklaması vardı.

SB: Bu da bana biraz garip geliyor yani “90 gün ara verin sonra devam edin!” gibi filan.

ÖM: Evet.

SB: Bir haftadan beri günde 160 binin üzerinde olgu bildirilmeye başlandı DSÖ’nün dünkü açıklamasında. Olguların yüzde 60’ı geçen ay saptandı, bu çok büyük bir oran. Israrla her programda bıkmadan söylemekte yarar olduğunu düşünüyorum. Olgu sayısı artıyor azalmıyor, hafiflemiyor durum ağırlaşıyor. ABD’yle ilgili bilgileri verdiniz ama şunu eklememe izin verin lütfen, New York’taki ölümlere bakılmış, hesaplanmış 2019 aynı dönemine oranla 122 bin ilave ölüm varmış. Bu da tüm ölümlerde yüzde 18 artış demek, bu çok ciddi bir oran ve bu oran tamamen covid-10’dan yaşamını yitirenlerle ilintili bir durum. ABD Başkanı’nı zor günler bekliyor, neden öyle? Çünkü önce kadınlar, özellikle eğitimli ve üniversite mezunu, dil eğitimsiz olmayan çalışan ve işçi kadınlar, o kesimde de ki bunlar 2016’da Hillary Clinton’a verdikleri desteğin çok daha fazlasını John Biden’a verecekleri görülmüştü ama bir süreden beri, bu covid-19 sorunu yaşandığından, başladığından beri de 65 yaş üzeri Trump destekçileri desteğini çekmeye başlamışlar. Bu önemli bir gelişme. Dr. Antony Fauci “ABD’de her gün 40 bin olan yeni olgu sayısı 100 binlere çıkabilir” dedi ve dediğinin üzerinden sekiz saat geçmeden -siz de belirttiniz- dün 52 binden fazla olgu ortaya çıktı ki Kaliforniya dahil birçok eyalette yeniden kısıtlamalar ve ciddi oranda kısıtlamalara geçildi. Fas ve Pakistan DSÖ değerlendirmelerine göre oldukça kritik bir aşamada çünkü her bir ülke için en az 1 milyon olgudan bahsediliyor, bu çok büyük bir oran. Bugün programın bilimsel çalışmalara kısmında aşılara değineceğim, ona ait bir iki haber var ama ondan önce Fransa’daki Dr. Didier Raoult Marsilyalı hekim, bu hidroksiklorokini öneren, çalışmaları yayınlayan ve çok eleştiriye uğrayan o ilginç kişi. Bu kez de kendisine Paris Hastaneleri Birliği demeç verip verdiği rakamlar yanlış çünkü Didier Raoult demişti ki “Fransa genelinde yoğun bakıma yatan hastaların yüzde 43’ü ölüyordu, bizde Marsilya’da yüzde 16’sı” demiş yani böyle sürtüşmeler, çekişmeler, yalanmalar ve suçlamalar sürüyor Fransa bilim dünyasında. Edebiyat dünyasından dün iki örnek vermiştim, bu yaşanan Covid-19 pandemisiyle ilintili olarak çıkan kitapların sayısı birdenbire patlayacak. Dün Bernard Henri Levy’nin ‘Bizi çıldırtan virüs’ ki ‘Raoult’ü delirten virüs’ diye çevrilebilecek kitabı vitrinlere çıktı. Slovak Zizek’in kitabı ‘Virüs fırtınası, pandemi’ bundan daha önce de bahsetmiştim. Margareth Athwood ‘Çıkış burada’ isimli kitabını çıkartıyor. Galimar Yayınevi de 556 sayfalık bir ‘Kriz Söylevleri’ diye içinde 70 yazı olan bir kitap. Birdenbire özellikle sonbaharda tatil dönüşü herhalde bir pandemi kitapları ve büyük bir olasılıkla sinemaları, filmleri patlaması göreceğiz, yaşayacağız herhalde.

ÖM: Evet, biz de takip etmeye çalışırız.

SB: Zizeg’in kitabında da bu ‘Virüs fırtınası’nda “aslında Covid bizi yok etmek isteyen bir düşman değildir, bunu bu şekilde görmemek lazım. İşgal planları falan yok, sadece yaşamını sürdürmek istiyor” diyor, doğru da. Bazılarına göre yaşanan kriz özellikle bir takım sorunları arttırır, derinleştirir görüşüne de tam katılmıyor, karamsar değil biraz daha iyimser bir yaklaşımla “krizlere çözüm getiremeyen serbest piyasa ekonomisinin bu piyasaya, bu yaklaşıma insanlar sırtını çevirecek” diye yorum yapıyor. Şimdi ABD’de öğretim yılı başlarken üniversitelerin açılışı konusunda çok soru işareti var ve bir belirsizlik sürmekte, her gün de artıyor. Dün itibariyle açılan derslerde 25 kişinin altında öğrenci kabul edilecek olan derslerin canlı olarak yapılmasına karar verilmiş. Daha fazla öğrencinin katılacağı derslerin ise online şekilde yürütülmesi kararlaştırılmış. Bunun üzerine inanılmaz bir şekilde 25 kişinin altındaki canlı yapılacak olan yani hocanın sınıfa girip ders vereceği derslere kayıt yapılmış. Bu da şunu gösteriyor, en azından ABD’de bu online eğitime çok karşılar ve canlı, birebir eğitimin sürmesinden yana tavır koyuyorlar. Aşılar konusuna gelince, bir hesaplama var, diyelim ki dünya nüfusunun dörtte biri için aşı üretildi, ki üç büyük üreticinin üretebileceği aşı yine DSÖ verilerine göre ancak bu kadar nüfusu kapsayacak, 1.085 milyar için. Bu demektir ki 4,2 milyar doz aşı lazım, kişi başına iki doz ve yüzde 12-15 kadar fire verir aşı üretimden sonra, kullanım sırasında, bunları da kattığınız zaman 4,2 milyar doz aşı çok büyük bir rakam. DSÖ dün ve bugün 1-2 Temmuz tarihlerinde 1000’den fazla bilim insanıyla ‘İkinci Araştırma ve Buluşlar Fuarı’nı yapıyor. Burada da tartışılıyor ama bütün bu çalışmalar yoğun bir şekilde sürerken dün itibariyle bir iki ufak haber çıktı aşılarla ilgili. Bir tanesi Biontech ve Pfizer kuruluşlarının aşı çalışmalarının iyi sonuç verdiği haberiydi. İkincisi Belçika’da hatırlayacaksınız Gen Üniversitesi’nde lamalarla ilgili çalışma yapan bir merkez vardı Myneo üniversal aşı için çalışıyor, demek ki bütün yani herhangi bir mutasyon söz konusu olursa bu mutasyondan etkilenmeyecek üniversal aşı çalışmalarını sürdürüyor. Bu önemli bir gelişme. Güney Afrika’da da aşı çalışmaları var ama bu çalışmalar protestolarla karşılanmış, neden bilmiyorum ama Güney Afrika’daki aşı çalışmalarına karşı böyle bir duruş sergiliyor o ülkenin vatandaşları. Dün New England Journal of Medicine’de Megan Damien isimli bir araştırıcı arkadaşlarıyla birlikte yazdığı bir yazıda aşı hazırlama sürecini irdeleyen bir yayın yaptılar. Önce klasik aşı geliştirme sürecini irdeliyorlar ve diyorlar ki “bu yaklaşık 10 yıl sürüyor, çok fazla kontrol aşaması geçiyor ve 10 yıl kadar sürmekte bir yeni aşı geliştirme süreci bütün bu preklinik, faz1, faz2, faz3 çalışmaları” ama H1N1 döneminde gördük ki bazı aşamalar atlanarak, süreç hızlandırılarak pandemik aşı geliştirme yaklaşımı var. “Biz Covid-19 için hibrit bir model öneriyoruz, özellikle insan kontrol gruplarını ekleyeceğiz. Böylece süreç çok kısalıyor” diyorlar, bu ne demek? Aşının etkinliğini gönüllülerde denediğiniz zaman buna daha önce de değinmiştik ama bunu vurgulamakta yarar var sanırım, iki yol izlenebilir, birincisi aşı yaptığınız kişiye canlı virüs verirsiniz ama bu etik olarak pek mümkün değil böyle bir çalışmanın yapılması ya da aşılanan ve aşılanmaya grupları uzun süre izlersiniz 1-2 yıl kadar, bunların hangi grupta ne kadar ve ne oranda hastalık ortaya çıktı? Aşılananlar acaba korundu mu? O vakit alacağı için bu yeni önerilen hibrit modelinin etik değil artık yapılamaz dediğim katılımcılar yani gönüllü olarak deneylere katılanlara onların rızasıyla canlı virüsün verilmesi tartışılmakta. Yani bu konularda sıkıntılar var onun için bunlar yapılmadan dönem dönem yazılı görsel basında “aşı geldi, çok iyi sonuç verdi” filan diyorlar, daha bir şey verdiği filan yok, bu aşamalara geçilmedi. Oxford Üniversitesi’nin Xeneca firmasıyla birlikte yaptığı CHADOX1 aşı çalışması var, Güney Afrika ve Brezilya’da 3 bin kadar gönüllüde başlayacak çalışma. Bir diğer çalışma ‘inovio’ aşısı ino4800 bir DNA aşısı, bu kez binlerle değil sadece 40 sağlıklı gönüllüye “bir yan etkisi var mı?” diye bakılıyor. Aşı bir ay arayla iki doz verilecek ve aşı cilt altına özel bir aletle uygulanacak, bu ilginç bir yeni yaklaşım. DNA aşısının dondurulması gerekmediği için sıcak Afrika ülkelerinde soğuk zincir uygulamasına başvurulması söz konusu değil. Bu önemli bir gelişme. Bitirirken belki de önemli bir yazı Vaxin Dergisi’nde çıktı, yazının ilk yazarı bizim 3-4 hafta önce ‘Önce Sağlık’ programında ağırladığımız Dr. Ümit Kartoğlu DSÖ’nden, onun bir yazısı. Kendisini belirttiğim gibi ‘Önce Sağlık’ta konuk almıştık. Ümit’in o programımızda da bahsettiğim aşının geliştirilmesi, üretimi, iyi sonuç vermesi filan her şey yolunda gitse bile başka sorunlar var aşıyla ilgili. Bunlar nasıl depolanacak? Nasıl transport edilecek? Nasıl uygulanacak? Aşının sunulan formatı nasıl olmalı? Bir kere basit olmalı ki minimum manipülasyon gerektirmeli, yani aşı eğer liofilize aşı olursa her uygulamadan önce onun sulandırılması, çözülmesi lazım filan, bunun olmaması lazım. Dağıtımı etkili bir şekilde yapmak lazım, ısıya duyarlı mı olacak? Çok dozlu mu tek dozlu mu olacak? “Bunun ne önemi var?” derseniz Ümit bunu bizim programımızda da anlatmıştı, hani “tek doz aşıların kapsayacağı yer ile çok dozlu aşıların kapsayacağı depo miktarı ya da gelişi çok farklı. Bu gelişmekte olan ülkeler için büyük sorun; bu kadar aşıyı depolayacak soğuk oda filan yok” diyordu. Örneğin Ebola aşı çalışmalarında ısıya çok duyarlı olması nedeniyle birçok aşı çalışması başarısızlıkla işin başından terk edilmişti. Bir de kendilerinin geliştirdiği bir VVM kontrol sistemi var, aşı kutularının üzerinde bir belirteç var, bu eğer uygun koşulda saklanmazsa uygun olmayan bir koşulda geldiği zaman kutunun ısı nedeniyle hemen renk değiştiriyor. Bunlar Ümit’in yazdıkları ve bizim burada konuğumuz olan arkadaşımız Dr. Ümit Kartoğlu’nun böyle bir dergide önemli bir yazıyı imzalamış olması sevindirici bir olay. Son olarak da AB biraz önce değindiğim gibi “10 yılda geliştirilecek aşıyı biz 12-18 aya sıkıştırmaya çalışıyoruz ve dünyanın geri kalan bölgelerinde güvenilir ortam sağlanmadıkça Avrupa da güvenilir topraklar olmayacaktır” diye bir açıklaması var. Bütün bunlar aşı konusunda öyle yazılı ve görsel basında çıkan “oldu, oluyor, çok iyi sonuç verdi” haberlerine pek rağbet edilmemesi gerektiğini herhalde düşündürmeli diye söyleyerek bugünkü programı kapatalım. Bu arada Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarından sosyal medya paketleri arasında Netflix de varmış, Netflix nasıl bir sosyal medya olduğunu ben anlamadım, ona bakacağım şimdi!

ÖM: Evet onu inceleyelim.

ÖÖ: O araya kaynamış bence! Netflix’i önceden beri hedef alıyordu çünkü.

ÖM: Çok teşekkür ederiz.

SB: Ben teşekkür ederim, iyi yayınlar.

ÖM: Görüşmek üzere.

SB: Görüşürüz, sağ olun, teşekkürler.

09:00 – 09:30 Perşembe Seyfettin Gürsel’le Ekonomik Gidişat

ekonomik-gidisat-20200702

09:30 – 10:00 Tuğba Tekerek ile Avrupa Ne Konuşuyor?

avrupa-ne-konusuyor-20200702

Euro Topics Gündeminden başlıklar

zz4

32 Avrupa ülkesinden 500 civarı haber kanalından haber ve makalelerden örnekler

Avrupa Ne Konuşuyor Spotify Kanalı

eurotopics.net/tr/

***

Avrupa Ne Konuşuyor programında bu hafta Belçika’nın sömürge tarihiyle yüzleşmesine, Yunanistan’da rüşvet skandalına ve Zürih’teki bir gece kulübünde yaşanan koronavirüs vakasına değindik.

Belçika kralının mektubu

Belçika Kralı Philip önceki gün Kongo Demokratik Cumhuriyeti Felix Tshisekedi’ye hitaben bir mektup yazarak“Toplumumuzda bugün de varolan ayrımcılık nedeniyle kanayan geçmişin yaraları için en derin üzüntülerini” bildirdi. Mektupta kral, sömürge döneminde yaşanmış “şiddet ve vahşet eylemlerinden” bahsetti. Ayrıca ayrımcılığın her türüyle savaşmaya devam edeceğini de belirtti.

Mektup, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 60. yılı vesilesiyle kaleme alındı. Ancak, elbette ki bu mektuba asıl zemin hazırlayan George Floyd’un öldürülmesinin ardından ABD’de başlayan ve Avrupa’ya da yayılan ırkçılık karşılık gösterilerdi. Belçika’da da gösterilere çok geniş katılım olmuş ve bu gösterilerde Kongo’da 10 milyon insanın ölümünden sorumlu tutulan Belçika Kralı 2. Leopold’un heykelleri yakılmış, üzerine boya dökülmüştü, heykeller ırkçılık karşıtlığının sembollerine dönüştürülmüştü.

Ayrıca 14 yaşında bir gencin başlattığı bir imza kampanyasında Leopold’un yurt çapındaki tüm heykellerinin kaldırılmasını isteyenlerin sayısı 80 bini aşmış vaziyette.

Peki kimdir bu 2. Leopold? Biraz daha yakından bakalım.

2. Leopold 1885-1908 döneminde bugünkü Kongo dahil Afrika’nın çok geniş topraklarını mülk ediniyor, kendi serveti için çocuklar dahil insanları korkunç bir şekilde çalıştırıyor, köleleştiriyor. Yeterli üretimi yapamadığı için uzuvları kesilen insanların iç kanatıcı fotoğraflarını internette bulmak mümkün.

Belçika başbakan da geçtiğimiz hafta ülkesinin geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini söyledi. Haziran ayında ise Meclis’te hakikat ve uzlaşma komisyonu kurulması yönünde karar alındı. Bu komisyon çalışmalarına eylül ayında başlayacak.

Kral Philippe’in Kongo Devlet Başkanı’na üzüntüsünü bildirmesi böyle bir ortamda geldi.

Bu basında genel olarak olumlu bir adım olarak görülüyor.  Örneğin Le Soir gazetesinden bir köşe yazısında şöyle deniyor:

Bu mektuba asıl gücünü veren üç unsur var. Öncelikle kral, ‘kendi’ ailesinin sorumluluğunu ilk kez üstlenmiş oldu. İkinci olarak, Haziran’da kurulması kararı verilen Hakikat Komisyonu’nun kendisini mecbur bırakmasını beklemedi. Üçüncü olarak ise üzüntüsünü, sömürgeci tarihin bizi günümüzde de rahat bırakmayan ayrımcılık ve ırkçılık mirasını yok etme mecburiyetine dönüştürdü.

De standaard gazetesindeki köşe yazısında ise bu mektup yeterli bulunmuyor:

Kral Philippe’in üzüntüsünü ifade etmesi her ne kadar tarihi bir olay olsa da bu Kongo halkının karnını doyurmaz.(…) İnsan sermayesine yatırım yapmak aynı zamanda Belçika’daki Kongo diasporasının çocuklarına kucak açmak olacaktır. Bu insanların yüksek eğitimli olmalarına rağmen diğer azınlıklardan daha fazla ayrımcılığa uğramaları üzücü olmaya devam ediyor. Kongo, gerçekten de Belçika’nın umurundaysa, o zaman Kongo asıllı Belçikalıları da düşünmeli.

Tabii, Kral Philippe’in yalnızca üzüntülerini bildirmesi, doğrudan özür dilememesi de eleştiriliyor.

Ufak bir not daha, Belçika borsasındaki en büyük 20 şirketin yarısının kökleri Kongo’daki sömürüye gidiyor. Yani Belçika’nın bu kanlı mirası bugün de toplumunda ekonomisinde sürüyor. Önümüzdeki dönemde daha başka hangi adımları atılacak, izleyeceğiz.

Yunanistan: Novartis rüşvet skandalı

İlaç şirketi Novartis ve eski iştiraki Alcon hakkında, ABD makamları tarafından belli ülkelerde kamu hastanelerindeki doktorlara rüşvet verdikleri iddiasıyla soruşturma yürütülüyordu. Şirketler işledikleri bazı suçları kabul ederek, uzlaşma yoluna gitti ve 346 milyon dolar ödedi.

Soruşturmanın, bel kemiğini Yunanistan’da verilen rüşvetler oluşturuyordu. Gelinen noktada Novartis Yunanistan’da kamu hastanelerindeki doktorlara 2012-2015 yılları arasında gözle ilgili kullanılan Lucentis ilacını daha fazla yazmaları için kamu hastanelerindeki doktorlara rüşvet verdiklerini kabul etti. Rüşvetler, doktorları ABD’dekiler bazı organizasyonlar dahil uluslararası tıp kongrelerine götürmek şeklinde oluyor. Ayrıca Novartis 2009-2010’da yapılan bir epidemiyolojik çalışmayla ilgili rüşvet verdiğini de kabul ediyor. Alcon firması da Vietnam da verdiği rüşvetleri gizlemek için muhasebe kayıtlarını değiştirdiğini kabul ediyor.

Daha önce Yunanistan’da da eski Başbakan Samaras, eski Maliye Bakanı ve Merkez Bankası başkanı dahil üst düzey siyasetçi ve bürokratlarının isminin geçtiği soruşturmalar açılmış, Meclis’te de bunun için komisyon kurulmuştu. Yunanistan’daki bu soruşturmalarda, rüşvetin yanısıra Novartis’in ilaç fiyatlarının şişirilmesi suçlamaları da gündeme gelmişti. Syriza, bu olayı “Modern Yunan tarihinin en büyük skandalı” olarak tanımlarken, suçlananlar “Yunan tarihinin en büyük komplosu”yla karşı karşıya olduklarını söylüyorlardı. Ve Yunanistan’da bu hukuki süreçler hiç kimse ceza almadan kapatıldı.

Sol eğilimli Avgi gazetesinde bir köşe yazarı şöyle diyor:

ABD’deki sürecin bize kanıtladığı tek şey Novartis davasının, Yunanistan’da söylendiği gibi bir komplo olmadığı birinci dereceden bir skandal olduğu. Bu skandalın Samaras-Venizelos döneminde, tasarruf memorandumunun en ağır yılları sırasında yaşandığı da bir gerçek. Toplum ağır tasarruf önlemleri altında inlerken Novartis, dönemin muktedirlerini arkasına almış büyük kârlar yapmayı sürdürmüş

Şimdi bu karardan sonra Yunan yetkililer Syriza’yı bu konunun üstüne gitmemekle suçluyor ve Novartis’ten tazminat talep edeceklerini söylüyorlar. Ama bu ne kadar mümkün olur bilemiyoruz.

İsviçre: Gece kulübünde koronavirüs

Zürih’te Flamingo isimli bir gece kulübüne giden bir kişide koronavirüs tespit edildi, sonra yapılan araştırmada 5 kişide daha tespit edildi ve ardından 300 kişi karantinaya alındı.

İsviçre’de haziran ayında eğlence mekanlarının açılmasına izin verilmiş, ama aynı zamanda bu işletmelere müşterilerinin iletişim bilgilerini kaydetme zorunluluğu getirilmişti.

Flamingo gece kulübünün elindeki müşteri bilgilerinin üçte biri hatalıydı. Kimisi yanlış isim vermişti, kimisi yanlış e-posta adresi. Şimdi hem bu kayıtların tutulamamış olması bir mesele İsviçre medyasında hem de “Gece hayatını ne yapmalı?” sorusu.

Tages-Anzeiger gazetesinden bir köşe yazarı şöyle diyor:

Gece hayatında korunmak özellikle zor, çünkü fiziksel yakınlık ve taşkınlık bu hayatın bir parçası. İlk deneme hatalıydı. Şimdi durup düşünmeli ve yanlışları düzeltmeliyiz, ki bu da barların, kulüplerin yaz sonuna kadar kapatılması anlamına gelebilir.

Neue Zürcher Zeitung köşe yazarı ise risk almayı ama eğlenceyi bitirmemeyi savunuyor:

Toplumun liberal ruhu kendisini, farklı eğlence anlayışlarına saygı göstermekle belli eder. (…) Toplum, bu virüsü en ücra köşeye dek kontrol altına alamayacağını kabul etmeli.

Bu haftalık Avrupa Ne Konuşuyor’dan bu kadar. İnternet sitemizde çok daha fazlasını bulabilir, bizi Twitter ve Facebook’tan da takip edebilirsiniz.

09:30 – 10:00 Güncel Hukuk Dergisi’nde bu ay (Ayda 1)

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Selahattin Çolak / Oldies

zz24

Twitter.com/SelahattinÇolak.KoltukçularÇıkmazı

***

Selahattin Çolak’la (@koltukcular949) #KirliÇıkı az sonra (10.00 – 10.30) Açık Radyo’da
Resim

10:30 – 11:00 Ekonomi&Ekoloji / Pelin Cengiz, Barış Gençer Baykan, Serkan Ocak ve Mahir Ilgaz

ekonomi-ekoloji-20200702

Ekonomi Ekoloji kayıt arşivi

Facebook.com/Pelin Cengiz

11:00 – 11:30 Yeşil Bülten (Yeni program) / Hazırlayan: Utku Zırığ

yesil-bulten-20200702

İMC Televizyonunun kült programı Yeşil Bülten bu yayın döneminde Açık Radyo’da

Yeşil Bülten kayıt arşivi

11:30 – 12:00 Açık Mimarlık / Hüseyin Kahvecioğlu, İpek Akpınar, Yağmur Yıldırım ve Cenk Dereli / Mimarlığın tüm halleri üzerine konuşmalar

acik-mimarlik-20200702

acikmimarlik.blogspot.com/

zz8

Açık Mimarlık facebook sayfası

Açık Mimarlık Spotify Sayfası

Açık Mimarlık kayıt arşivi

Twitter.com/Yağmur Yıldırım

facebook.com/yagmurlyildirim

12:00 – 12:55 Afrikon (Yeni program) / Hazırlayan: Ufuk Aktaş

“Afrika üzerinde dolaşan sesler” şiarıyla yolan çıkan programda her hafta Afrika’nın başka bir ülkesinden geleneksel ve gelenekselden beslenen yeni icralar dinliyoruz.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Öteki Rüzgar / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Loustroi / Görkem ve Yannis Saoulis / Ege’den sesleniş

14:00 – 14:30 Günün ve Güncelin Edebiyatı / Seval Şahin / Romanlar, Hikâyeler, Kahramanlar

gunun-ve-guncelin-edebiyati-20200702

twitter.com/sevalsahinn/media

Günün ve Güncelin Edebiyatı kayıt arşivi

Google Podcast

Apple Podcast

Günün ve Güncelin Edebiyatı Spotify Kanalı

Twitter.com/Guncel Edebiyat   

***

zz21

Seval Şahin, Ayşegül Yüksel ile Haldun Taner Tiyatrosu’nu konuşuyor. Programımız 2 Temmuz Perşembe saat 14:00’da 94.9 Açık Radyo’da. #halduntaner #aysegulyuksel #gununveguncelinedebiyati

14:30 – 15:30 Notalarla Sohbet / Zerhan Gökpınar / Açıklamalı ve karşılaştırmalı bir klasik müzik programı

Notalarla Sohbet – Zerhan Gökpınar

***

Bugün Notalarla Sohbet programımızda ünlülerden duetler dinliyoruz; saat 14.30/94.9 Açık Radyo’dayız, bekleriz🎶🎤🎧 www.acikradyo.com.tr

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi

15:30 – 16:30 Hukuk Güvenliği (Yeni program) / Hazırlayanlar: Bahri Belen ve Aynur Tuncel

hukuk-guvenligi-20200702

Hukuk güvenliğinin enine boyuna konuşulduğu programın sürekli konuğu Aynur Tuncel bu yayın döneminde aslî programcı kadrosuna dahil oldu.

***

Avukatlık kanunu değişikliği

Bahri Belen ve Aynur Tuncel’le #HukukGüvenliği az sonra (15.30 – 16.30) Açık Radyo’da

Resim

16:30 – 17:00 Toplumsal Dönüşümde Sosyal Grişimcilik / Hülya Denizalp ve Ayzen Atalay Durmuşoğlu

toplumsal-donusumde-sosyal-girisimcilik-20200702

sosyalgirisimci-lik.blogspot.com/

facebook.com/pages/Toplumsal-dönüşüm için Sosyal Girişimcilik-(Social Entrepreneurship)

http://hulyadenizalp.net/

hulyadenizalp.net/radyo-programlari/

Fotoğraf açıklaması yok.

Hulya DenizalpAçik Radyo‘da.

2002 yılında
@acikradyo da başladığım “Gönüllülük ve Sosyal Sorumluluk Programı,
2010 yılından itibaren🎙️🎧🎙️🎧 #Toplumsaldönüşümiçinsosyalgirişimcilik olarak devam etmektedir.

📻 2019 yılından itibaren radyo programımın kayıtları
#hulyadenizalp.net e yüklenmektedir.
🔊🔊🔊🔊🔊🔊🔊Daha önceki yayınları ise
http://sosyalgirisimcilik.biz/ den dinleyebilirsiniz.

***

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gözlük

Toplumsal dönüşüm için SOSYAL GİRİŞİMCİLİK (Social Entrepreneurship)

Açık Radyo’da 2 Temmuz 2020 Perşembe günü saat 16.30 da Toplumsal dönüşüm için Sosyal Girişimcilik programının konuğu;
Kayhan Karlı
Kendisiyle eğitim alanında sosyal girişimcilik üzerine sohbete devam ettik
#sosyalgirisimcilik
#sosyalenterpreneurship
@acikradyo

***

Eğitim alanında sosyal girişimcilik: Kayhan Karlı ile söyleşi

Hülya Denizalp’le (@hdenizalp) #ToplumsalDönüşümdeSosyalGirişimcilik az sonra (16.30 – 17.00) Açık Radyo’da

Resim

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu ArgınSanat DeliormanBidarLevent Öget ve Ceyhan Usanmaz

facebook.com/pages

dunyanincazi-loget.blogspot.com/

Twitter.com/LeventÖğet

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegenin-gelecegi-20200702

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

KuzeyDoğa Derneği’nce Kars’ın Sarıkamış ilçesindeki ormanlara yerleştirilen fotokapan ve video kapanlar ile ayıların kaşınma anları görüntülendi.

Fotoğraf: KuzeyDoğa Derneği
Gezegenin Geleceği

Gezegenin Geleceği

podcast servisi: iTunes / RSS

KuzeyDoğa Derneği’nce Kars’ın Sarıkamış ilçesindeki ormanlara yerleştirilen fotokapan ve video kapanlar ile ayıların kaşınma anları görüntülendi. Sarıkamış ilçesindeki ormanlık alanda yaşayan ve dünyada göçeden ayılar olarak literatüre giren bozayıların yaşantılarına bu kez kaşınma görüntüleri de eklendi. KuzeyDoğa Derneği, Kars’ın 33 kilometre güneybatısındaki Sarıkamış ormanlarında, 2006 yılından beri yaban hayatın yaşamını belirlemek için ısı ve harekete duyarlı sensörlü fotoğraf makineleriyle çekimler yapıyor. KuzeyDoğa Derneği Bilim Koordinatörü Emrah Çoban, “Onları önce yakalayıp uydu verici tasmalar takıp, takip ediyoruz. 2012 yılında yaptığımız çalışmayla dünyada ilk defa bozayıların göç ettiğini ortaya çıkardık” dedi.

Kars’ın Deniz Gölü görülmeye değer

Kars’ın Kağızman ilçesinde Aras Vadisi’nin kuzeyindeki dağlar arasında bulunan ve “kuş cenneti” olarak nitelendirilen Deniz Gölü, eşsiz doğasıyla keşfedilmeyi bekliyor. Kışın beyaz, yaz aylarında ise yemyeşil görüntüsüyle hayran bırakan göl ve çevresi, çok sayıda göçmen kuşun yanında, aynalı sazan balıklarına da yaşam alanı sunuyor. Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nce uygulanan “Türkiye’nin İç Sularını Balıklandırma Projesi” kapsamında daha önce 20 bin yavru sazan balığının bırakıldığı göl, yöre halkı tarafından da özenle korunuyor. Tektonik özelliğe sahip olan ve kar sularıyla beslenen göl, çevresindeki yürüyüş yollarıyla doğaseverleri ve kampçıları ağırlamayı bekliyor.

En fazla plastik atığı Türkiye alıyor

Geçtiğimiz hafta BBC’de bir haber yayınlandı. İngiltere’den Türkiye’ye giren plastik atıklara neler olduğunu anlatan bu haberde bazı atıkların gelişigüzel doğaya atıldığı, hatta zaman zaman yol kenarlarında yakıldığı görülüyor. Eurostat verilerine göre Avrupa’nın plastik atıklarını en çok alan ülke Türkiye. Yeterli denetimi yapılmayan bu atıklar Türkiye’nin denizlerini, toprağını kirletiyor.  Greenpeace’in başlattığı “Türkiye plastik çöplüğü olmasın” kampanyasında #çöplükolmasın etiketiyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na binlerce tweet atıldı. İmza sayısı 80.000’i aştı. Greenpeace, ‘’Türkiye henüz kaynağını doğru ve yeterli ayrıştıramayan ve denetimini şeffaf yapamayan bir ülke. Atıkları değerlendirip ekonomiye kazandırmak istiyorsak buna öncelikle kendi atıklarımızdan başlamalıyız. Ucuza başka ülkelerden satın alınan bu atıklar yetersiz denetimle bir araya gelince hem doğamızı hem de sağlığımızı tehdit eden bir tehlikeye dönüşüyor. Ayrıca Türkiye’nin kendi atık yönetimi alanında gelişmesine engel oluyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Sıfır Atık politikasıyla plastik kirliliğine karşı bir süredir mücadele ediyor. Fakat diğer yandan ülkeye girmesine izin verilen bu atıklar Türkiye’nin denizlerini ve toprağını kirletmeye devam ediyor. Tek kullanımlık plastiklerin yasaklanmasını talep ettiğimiz gibi plastik atık ithalatının da yasaklanmasını istiyoruz’’ dedi. İmza kampanyasına destek vermek için Greenpeace web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Geyik böceği Balıkesir’de görüldü.

Amanos Dağlarında yaşadığı bilinen “Geyik Böceği” (Lucanus cervus) Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde görüldü. Balıkesir’in Sındırgı ilçesine bağlı Pürsünler Mahallesi’nde, iki geyik böceğini gören yurttaşlar durumu belediyeye bildirdi. Milli Parklar Genel Müdürlüğüne bilgi verilmesinin ardından dişi ve erkek olduğu belirlenen geyik böcekleri Sındırgı Belediye Başkanı Ekrem Yavaş ve sosyal medyada çeşitli hayvan videoları çeken 12 yaşındaki Mehmet Kanur tarafından doğaya salındı. Mehmet Kanur, yaptığı konuşmada, geyik böceklerine nadir rastlandığını ve doğaya salmaktan dolayı mutlu olduğunu söyledi.

ABD, Çin ve Hindistan iklim için bir araya geliyor

ABD, bu yıl iklim acil durumu konusundaki tek büyük uluslararası zirvede, koronavirüs krizinden küresel bir yeşil iyileşme planının formüle edilmesi için Çin, Hindistan ve AB gibi diğer büyük güçlerle bir araya gelecek. Yeşil iyileşme fikri, seragazı emisyonlarının salgın öncesi seviyelerinden yukarı çıkmasını önlemeyi amaçlıyor ancak çok az sayıda hükümet taahhütte bulundu. Önümüzdeki birkaç ayda da taahhütte bulunmazlarsa, koronavirüs ekonomik iyileşme planları iklimsel çöküşe neden olacak yüksek karbon emisyonlarını içerecek. Gelecek hafta, Uluslararası Enerji Ajansı dünyanın en büyük ekonomileri ve gelişmekte olan ülkeler için küresel emisyonlarının %80’ini kapsayan bir çevrimiçi zirveye ev sahipliği yapacak. Zirve, pandemide kaybedilenlerin yerine dünya çapında on milyonlarca “yapılmaya hazır” yeşil iş yaratmayı ve yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve diğer emisyon azaltma projelerini artırma planlarını ortaya koymayı hedefliyor.

Sıcak Uyarı Sistemi kurulacak

İstanbul Kent Konseyi İklim Krizi Çalışma Grubu, küresel iklim değişikliğinin yol açtığı sıcak hava dalgalarına karşı korunmak için yerel yönetimlere önerileri içeren bir bilgi notu hazırladı. Aşırı sıcakların artmasının beraberinde ölümleri ve hastalıkları getirdiği belirtilen notta, sıcak hava dalgasının olduğu günlere özel uyarı sistemleri geliştirilmesi öneriliyor. Sıcak Uyarı Sistemi (SUS) adını taşıyacak bu sistemle kamu yönetiminin ve halkın uyarılması için valilik ve sağlık müdürlükleriyle birlikte yerel yönetimlerin birlikte çalışarak bu doğrultuda eylem planları hazırlaması öngörülüyor.  Bu çerçevede İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Meteoroloji Genel Müdürlüğü‘nden (MGM) alacağı sıcak hava dalgası uyarılarını, risk grubunun alacağı önlemleri de göz önünde bulundurarak halka iletecek, yerel yönetimler ayrıca risk gruplarını özel olarak düşünerek ne gibi korunma önlemlerinin alabileceğini hesaba katacak.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna, Ömer Şahin, Selahattin Çolak, Feryal Kabil / Her gün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Twitter.com/İlksenMavituna

Açık Dergi Perşembe Melis Behlil ile Sinemalardan

Açık Dergi Perşembe Açık Mutfak – İrem Aksu ve Tan Morgül (15 günde 1)

acik-mutfak-20200702

acik-mutfak-20200702_202007

***

Yemek kitaplarında reçeteden fazlası var. Çoğu yemek kitabı yazıldıkları dönemin günlük hayat akışına, toplumların ve kentlerin tat hafızasına dair ipucu verir.

#AçıkMutfak‘ta gezgin şair Archestratus’tan bugüne yemek kitapları ve yayıncılığını konuşuyoruz. Saat 19:30’da.

Resim

Açık Dergi Perşembe Sarı Tuğlalı Yol / Zeynep Arıca ve Burak Dinler / Müzikal Tiyatro’da bir gezinti

Müzikal tiyatro tarihinden klasikler hem ses kayıtları hem de sahne notlarıyla bu yayın dönemi Açık Dergi’de. Eski programcımız Zeynep Arıca’nın yanına sahne arkadaşı Burak Dinler’i alıp sunacağı Sarı Tuğlalı Yol’da amatör ve profesyonel müzik grupları da zaman zaman yayına konuk oluyor.

Açık Dergi Perşembe / Serbest Atış / Kayhan Ergin ve Mehmet Çopuroğlu (15 günde 1)

serbest-atis-20200702

Açık Dergi Perşembe Fransız Öpücüğü (Gün ve saat değişikliği) / Hazırlayan: Devrim Özkan

Şansonların ötesinde çağdaş Fransızca müzik programı Fransız Öpücüğü bu yayın döneminde on beş günde bir, üstelik bir saatlik formatıyla Açık Dergi’de bizlerle. Devrim Özkan, özel profilleri ve muhtelif anekdotlarıyla güncel müziğin Fransızcasına bakmayı sürdürüyor.

Twitter.com/Fransız Öpücüğü

20:00 – 21:00 Caz Orkestrası / Hülya Tunçağ / Dünden bugüne büyük caz / orkestraları

21:00 – 22:00 Sosyal Müzik (Yeni program) / Hazırlayanlar: Gonca Açıkalın, Sina Hakman)

acikradyo.com.tr/program/sosyal-muzik

“Caz ve cazdan etkilenen müzikler” şiarıyla yola çıkan programda, caz müziğine, cazla ilişkili ya da ondan esinlenip etkilenmiş müziklere yer veriliyor.

Twitter.com/GoncaAçıkalın

Twitter.com/SosyalMüzik

***

Aklımızın kaldığı, ama uzun oldukları için bir türlü çalamadığımız harika parçalardan birkaçını dinletiyoruz bu hafta.

Şarkıcı / Yorumcu Parça Adı Albüm Adı Süre
Nik Bartsch’s Ronin Modul 22 Live 14:45
Matthew Halsall Loving Kindness Oneness 9:40
John Scofield, Steve Swallow, Bill Stewart She Was Young Swallow Tales 9:29
John Abercrombie, Marc Johnson, Peter Erskine Samurai Hee-Haw John Abercrombie, Marc Johnson, Peter Erskine 8:23
22:00 Alçak Basınç / Popüler kültürün kıyısında yeşeren, alternatif, yenilikçi müzik akımları / Harun İzer

Popüler kültürün kıyısında kenarında yeşeren alternatif ve yenilikçi müzik akımlarının izini süren Alçak Basınç bu yayın döneminde Perşembe akşamları saat 22:00’de.

23:00 – 24:00 Falan: Freeform Freakout / Clint Willey

Funk kanallarında ve farklı sadaların zengin çeşitliliğe sahip âleminde bir keşif gezisine çıkan Falan: Freeform Freakout bu yayın döneminde saat 23:00’de.

24:00 – 01:00 Modyan Bulundurur / Sesin İnternetteki Serüveni / Barış Yalaz, Ömer Ergün, Ayşe İdil İdil

Radyo içinde radyo! İnternet radyosu Radyo Modyan bu yayın döneminde sesin internetteki macerasına Açık Radyo içinden bir tünel açıyor.

Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 51. Yayın Dönemi: 4 Mayıs 2020 – 1 Kasım 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık 

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/6/30

07:00 – 07:45 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

Twitter.com/DidemGençtürk

07:45 – 08:00 Türkiye Hikayelerini Anlatıyor

1 Haziran itibariyle hafta içi her sabah saat 7:45’te Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor tekrar Açık Radyo’da…

zz6

2015 yılında Açık Radyo ve Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi, “Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor” sloganıyla herkesi kendi hikâyesini anlatmaya davet etti.

Bize ulaşan yüzlerce hikâye Murat Gülsoy, Güven Güzeldere, Ömer Madra ve İlksen Mavituna’dan oluşan seçici kurul tarafından ön elemeden geçirildi ve yazar, şair ve akademisyenlerden oluşan bir editör ekibi tarafından yayına hazırlandı: Deniz Altınay, Ömer Aygün, Nalan Barbarosoğlu, Enis Batur, Hakan Bıçakçı, Behçet Çelik, Feride Çiçekoğlu, Berna Durmaz, Sine Ergün, Mahir Ünsal Eriş, Hülya Ekşigil, Semih Gümüş, Hakan Günday, Meltem Gürle, Hikmet Hükümenoğlu, Sibel Irzık, Ercan Kesal, Melisa Kesmez, Ergun Kocabıyık, Adnan Kurt, Birgül Oğuz, Hatice Örün, Mahmut Temizyürek, Serhat Uyurkulak, Murat Yalçın.

Seslendirilen hikâyeler 2015 yılında yani Açık Radyo 20. yaşını kutlarken hafta içi her gün 12:55-13:10 saatleri arasında yayınlandı. Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor programında okunan öyküler, Açık Radyo’da yayınlandıktan sonra, 2017 yılının Mayıs ayında Can Yayınları tarafından kitap olarak yayımlandı. Kitabı bu bağlantıdan satın alabilirsiniz.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Özdeş ÖzbayRobılınd Tayyar, Berhem Baltaş

acik-gazete-01.07.2020

Açık Gazete Spotify Kanalı

Açık Gazete Jingle

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Barolarımızın bölünmesine, içi boş, sesi kısık, cübbesi düğmeli topluluklara indirgenmesine karşı, tüm meslektaşlarımızı ‘Büyük Savunma Mitingi’ne bekliyoruz.”

Çoklu baro yasasına karşı 03 Temmuz Cuma saat 14.00’te Anıtpark’ta yapılacak miting için Ankara Barosu’nun çağrısı. (Gazete Duvar)

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar, kalabalık ve açık hava

***

***

2020, dünyayı değiştiren bir yıl oluyor.

(Eva Ontiveros’un bu söyleşisi BBC Türkçe’nin internet sitesinden alınmıştır.)

Tüm dünyada etkili olan koronavirüs salgını, birçok ülkede sağlık sistemi ve refah üzerinde büyük bir baskı yaratırken, sistematik ırkçılığın uzun dönemli etkileri de hiç olmadığı kadar su yüzüne çıkıyor.

Siyahların Yaşamı Değerlidir hareketinden, toplumsal cinsiyetler arası eşitsizliğin giderilmesine kadar birçok kampanya düzenleniyor.

Peki ama tüm bunlar kötüye gidişi durdurup, salgın sonrası daha adil ve iyi bir toplumun kurulmasına yol açabilir mi?

Tarihçi Rutger Bregman, bu dönemin çok büyük bir fırsat olduğu görüşünde.

‘Aptal hayırseverlik oyunlarını bırakın’

Gerçekçiler İçin Ütopya gibi eserlere imza atan Bregman’ın kitapları, aralarında Türkçe’nin de bulunduğu 30’dan fazla dile tercüme edildi ve milyonlarca kişiye ulaştı.

Tarihsel örnekler kullanarak, “İnsan insanın kurdudur” fikrinin hatalı olduğu ortaya koyma çalışmalarıyla ün kazandı. İyi kalpliliğin, insanlığın yeni temel değeri olduğuna dayanan görüşler ortaya attı.

Ancak Bregman’ın daha geniş kitleler tarafından tanınması Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda yaptığı konuşma sayesinde oldu.

Bregman, dünyanın en zengin ve seçkin isimlerinin oluşturduğu topluluğa yaptığı konuşmada, “Sir David Attenborough’nun gezegeni nasıl mahvettiğimizi anlattığı konuşmasını dinlemek için 1500 özel jetle buraya uçtunuz” dedi ve kendisini dinleyenlerden artık “aptal hayırseverlik oyunlarını” bırakarak, “vergiden kaçınma ve zenginlerin kendi üstlerine düşeni ödememeleri gibi gerçek konulardan” bahsetmeye başlamaları gerektiğini söyledi.

Her kriz bir dönüm noktası olabilir

Bregman, Hollanda’daki evinde Zoom uygulaması üzerinden BBC’nin sorularını yanıtladı. Tarihçilerin uzun zamandır, krizlerin toplumlar için dönüm noktaları olabileceğinin farkında olduklarını belirten Bergman, ilk etapta biraz karamsar bir tablo çizdi:

“Koronavirüs krizinin bizi çok ama çok karanlık bir yola sokabileceğini tahayyül etmek kolay. Tarih, krizlerin iktidarı elinde tutanlar tarafından suistimal edindiğini gösteren örneklerle dolu. Mesela tek başına 20’nci yüzyıla bile yeter: Almanya’da Reichstag yangını ve Hitler’in yükselişi… Sonra 11 Eylül saldırıları ve bunun sonucunda yaşanan iki meşru olmayan savaş ve devletin vatandaşlarını izlemeye başlaması.”

Ancak Bregman, yine de zenginlerden alınan vergilerin artırılması, iklim değişikliğiyle mücadele için daha çevreci yeni bir anlaşma yapılması ve yoksulluğun ortadan kaldırılması amacıyla evrensel temel gelir uygulaması gibi birkaç yıl öncesine kadar çok radikal olarak değerlendirilen bazı görüşlerin ana akımlaşmaya başladığını ve bunun da iyimser olmak için yeterince neden sağladığını söylüyor.

Irkçılık, eşitsizlik ve yoksulluk

Bregman’a göre, her ne kadar ilk etapta çelişki gibi görünse de, her şeyin hiç olmadığı kadar kötü olduğunu düşündüğümüz zamanlarda aslında işler de iyiye gitmeye başlamış oluyor.

“Eşitsizlik, yoksulluk ve ırkçılık… Aslında öfkenin dışa vurduğunu görüyorsak, bu ilerleme sağladığımız anlamına da geliyor” diyen Bregman, buna örnek olarak ABD’den başlayarak tüm dünyaya yayılan Siyahların Yaşamı Değerlidir eylemlerini gösteriyor:

“Irkçılığın kötüleştiğini düşünüyor olabiliriz ancak artık bu konu hakkında hiç olmadığı kadar çok konuşmaya başladık. Irkçılığın kökleri, tarihimizin derinlerine işlemiş durumda. Bununla birlikte tüm dünyada protestocuların buna karşı sesini çıkarıyor olması, bu durumu değiştirebileceğimizi ve değiştirmemiz gerektiğini ortaya koyuyor.”

Bregman, benzer bir durumun zenginlerin vergiden kaçınma çabalarında görüldüğünü söylüyor ve bundan yaklaşık 15 yıl önce kimsenin vergi cennetlerinden bahsetmediğini ancak artık bu konunun gündeme gelip, insanların tepki gösterdiği bir meseleye dönüştüğünü savunuyor.

Aslında kimlerin önemli olduğu fark edildi

Bregman, pandemi sürecinin en ilginç noktalarından birinin devletlerin yayımladığı kilit sektörlerde çalışanlar listesi olduğunu vurguluyor:

“Bu listelere bakıp hiç ‘neden burada bir hedge fon yöneticisi ya da bankacı yok’ diye düşündünüz mü? Aslında en kilit olanların çöpçüler, öğretmenler, hemşireler olduğu görüldü. En yüksek maaşı alanlar arasında yer almayanların ya da genellikle en prestijli meslekler olarak görülmeyenlerin, esasen en gerekli olanlar olduğu ortaya çıktı.”

Bregman, burada biri saygının ve gelirin yeniden dağıtılması gibi, iki noktanın önemli olduğuna dikkat çekiyor ve artık insanlara gıda, barınma ve kıyafet gibi en temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için aylık belli bir ödemenin yapılmasını öngören “evrensel temel gelir” konusunun da gündeme geldiğini belirtiyor.

Dünyayı değiştirecek nesil geliyor

“Şu anda nesil değişiminin de yaşandığını görüyoruz” diyen Bregman, bugünkü gençlerin “dünyanın bugüne kadar gördüğü en ilerici kuşak” olacağını öne sürüyor:

“Bu kuşak demokrasi yanlısı, değişim talep ediyor, iklim krizinin yarattığı tehlikelerin farkında ve giderek artan eşitsizliğe karşı tepki duyuyor.”

Bregman, sadece 40 yaşın altındakilerin oy kullanmasına izin verilmiş olsaydı, dünya genelinde iktidarı elinde tutan liderlerin de çok başka isimler olacağını savunuyor:

“İngiltere’de İşçi Partisi her yerde kazanırdı. ABD’de çok büyük ihtimalle bu Kasım’da Bernie Sanders başkan seçilirdi. İster sağcı olun, ister solcu. Şu bir gerçek: Yeni bir nesil geliyor ve bu, her şeyi değiştirecek.”

Umutlu olmakla iyimserlik arasında fark olduğunu ve insanların bu farkın ayrımına varması gerektiğini belirten Bregman, gençlerin “Her şeyin iyi olacağı” yönündeki hatalı düşünceye kapılmamasının önemli olduğunu aktarıyor:

“Umutlu olmak için çok fazla nedenimiz var. Mesela son beş yılda yaşananlara bakalım, neler görüyoruz? Tarihteki en büyük iklim adaleti hareketinin, 16 yaşındaki İsveçli bir genç kız tarafından başlatıldığına tanık olduk. ABD’de hayatım boyunca gördüğüm en büyük ırkçılık karşıtı protestolar yaşanıyor. Zamanın ruhu değişiyor ve hem bilimsel hem de toplumsal açıdan farklı bir döneme giriyoruz.” 

***

***

Grup, uyarı sistemleriyle risk grubundaki bireylerin korunması için yerel yönetimlerin Meteoroloji Genel Müdürlüğü ile koordineli çalışmasını öneriyor.

Yeşil Gazete’de yer alan habere göre İstanbul Kent Konseyi İklim Krizi Çalışma Grubu, küresel iklim değişikliğinin yol açtığı sıcak hava dalgalarına karşı korunmak için yerel yönetimlere önerileri içeren bir bilgi notu hazırladı.

Aşırı sıcakların artmasının beraberinde ölümleri ve hastalıkları getirdiği belirtilen notta, sıcak hava dalgasının olduğu günlere özel uyarı sistemleri geliştirilmesi öneriliyor. Sıcak Uyarı Sistemi (SUS) adını taşıyacak bu sistemle kamu yönetiminin ve halkın uyarılması için valilik ve sağlık müdürlükleriyle birlikte yerel yönetimlerin birlikte çalışarak bu doğrultuda eylem planları hazırlaması öngörülüyor.

Kronik hastalıkları olanlar ve yaşlılar risk grubunda

Bu çerçevede İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden (MGM) alacağı sıcak hava dalgası uyarılarını, risk grubunun alacağı önlemleri de göz önünde bulundurarak halka iletecek, yerel yönetimler ayrıca risk gruplarını özel olarak düşünerek ne gibi korunma önlemlerinin alabileceğini hesaba katacak. Çalışmada, sıcak hava dalgalarının özellikle kronik hastalığı olanları ve yaşlıları etkilediği vurgulanıyor.

Akdeniz Havzası’nın iklim değişikliği açısından “duyarlı bölge” olarak tanımlandığı belirtilen notta, Türkiye’de sıcaklık artışının yüzyıl sonuna doğru altı sekiz derecenin üzerinde olacağı ifade ediliyor.

Yaşa özgü SMS uygulaması

SUS ile ilgili olarak İBB’nin alması gereken önlemler ise çalışmada şöyle sıralanıyor:

– MGM’den sıcak dalgası ile ilgili uyarılar düzenli olarak alınmalıdır.

– Sıcak dalgası yaşanacağı anlaşıldıktan sonra medya, sosyal medya ve diğer iletişim kanalları yoluyla İstanbul halkı sıcak dalgası konusunda uyarılmalıdır.

– Yaşa özgü SMS gönderilmesi yoluyla risk grubundaki ileri yaştaki kişiler özellikle uyarılmalıdır.

– Yalnız yaşayan ileri yaştaki ve kırılgan kesimlerden insanların komşuları ve yakınlarınca kontrol edilmesi hatırlatılmalıdır.

Tanınmış kişilerle çalışılabilir

– Yayınlanan uyarılarda sıcağın olumsuz etkilerinden korunmak için kişilerin alması gereken önlemler, risk gruplarına özel önem verilerek aktarılmalıdır.

– Billboard, toplu ulaşım ekranları gibi araçlarla sıcak dalgaları konusunda farkındalık artıcı mesajlar verilmeli, infografik, animasyon, tanınmış kişilerin vereceği mesajlar gibi yollarla iletişim güçlendirilmeli ve farkındalık artırılmalıdır.

– Sıcak dalgalarına karşı yapılmakta olan çalışmalar kamuoyuna aktarılmalıdır.

Kısa vadede ise, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, sıcağın etkilerinin azaltılmasına yönelik olarak bir eylem planı hazırlanarak, bu plana göre kısa ve orta vadede yapılacak olanları n belirlenebileceği ifade ediliyor.

Duraklar yeniden tasarlanmalı

İklim Krizi Çalışma Grubu’nun bu önlemlerle ilgili önerileri ise şöyle:

– Afet Koordinasyon Merkezi’nin (AKOM) sıcak hava dalgalarını bir afet olarak kabul etmesi, bu konuda önceden hazırlanmış risk haritaları kapsamında afet planlarını harekete geçirmesi gerekmektedir.

– Sıcak dalgalarına dair yapılacaklar konusunda ilçe belediyeleriyle olan koordinasyonun İBB tarafından yürütülmesi önemlidir.

– Sıcak hava dalgası öncesi ve sırasında riskli yaş gruplarının daha yoğun olarak yaşadığı bölgelere özel hareket planlarının geliştirilmesi, Covid-19 salgını döneminde elde edilen bilgi ve birikimin (evde sağlık hizmeti, takip vb.) 65 üstü grup için bu afet planına aktarılması çok önemli bir kazanım olacaktır.

– Özellikle metrobüs ve büyük meydanlardaki durakların sıcak hava dalgalarında yaya konforunu öne çıkaracak şekilde yeniden tasarlanması gereklidir.

– Duraklara İstanbul Kart ile çalışacak soğuk su otomatlarının yerleştirilmesi, meydanlara mobil su istasyonları kurulması sıcak hava dalgalarının etkilerinin azaltılmasına katkı sağlayacaktır.

Evsizler için klimalı barınma mekanları

– Kentlilerin sıcak dalgaları sırasında sığınabilecekleri klima ile soğutulmuş, internet hizmeti, su, tuvalet, masa-sandalye ve gazete-dergi gibi ihtiyaçlarla donatılmış sıcaktan sığınma merkezleri oluşturulmalı ve buralarda bir sağlık personeline erişim sağlanmalıdır. Kamu binalarının geniş zemin veya bodrum katları, gerekirse park yapılarının bazı kısımları bu iş için uyarlanabilir.

– Evsizler için sığınacak klima olanağı bulunan geçici barınma mekanları sağlanmalı.

– Ana meydanlarda soğuk su ve güneş şemsiyesi bulunabilecek dinlenme çadırları açılmalı.

– Parkların özellikle yaz aylarında gerçekleşen sıcak hava dalgaları sırasında sığınılacak şekilde düzenlenmesi, yanlış budamalar yoluyla gölgeliklerin azaltılmaması gerekmektedir.

Besleme alanlarında mama-su kontrolü arttırılmalı

– Park ve diğer yeşil alanların peyzaj düzenlemelerinin az su isteyen bitkilerle oluşturulması, sulamaların gün içi yerine daha az nem oluşturacak zaman dilimlerinde yapılması gerekmektedir.

– Pazar yerleri, çarşılar gibi yoğun kullanılan açık alanlarının ve sokaklardaki uygun yerlerin üzerinin az su isteyen endemik bitkiler kullanılarak örtülmesi, sarmaşık çalı ağaçlar gibi yeşil bitkilerle gölgelikler ve serin geçiş alanlarının oluşturulması gerekmektedir.

– Dikey bahçe uygulamaları serinletici etki yaratabileceğinden az maliyetli, su ihtiyacı düşük, endemik ve aşırı neme yol açmayacak bitki türleri kullanılmak kaydıyla uygun yerlerde şehir ısı adasının azaltılması için kullanılmalıdır.

– Aşırı sıcak günlerde sokak hayvanlarının susuz ve aç kalmaması için besleme alanlarındaki mama-su kontrolü artırılmalı ve yeni besleme alanları açılmalıdır.

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

08:30 – 08:45 Korona Günleri: Selim Badur’la Hafta İçi Her Gün

korona-gunleri-20200701

Salgının ülkemizde yayılmaya başlamasıyla; konunun uluslararası alanda tanınmış uzmanlarından mikrobiyoloji profesörü programcımız Selim Badur, Açık Gazete içinde düzenli bir köşeye başladı. Covid -19 pandemi’si hakkındaki doğru bilgileri, yanlış bilgileri, dünyada yapılan araştırmaları, yayınlanan makaleleri günü gününe yayına taşıyor.

Korona Günleri

Korona Günleri Spotify Kanalı

***

1 Temmuz

Saramago’nun “Körlük” kitabı ile pandemi arasındaki paralellik. Yeni olgu artışlarında sonbahar aylarına dikkat çekiliyor. Cezayir’de salgın tırmanıyor. Covid-19’a yakalanan her bireyde antikor oluşturuyor ancak yüzde 80 olguda antikor miktarı oldukça düşük.

***

Korona Günleri’nde Prof. Selim Badur, özellikle gelişmekte olan ülkelerde koronavirüs salgını nedeniyle çocukların aşılanmalarının aksamaya uğramasının çok ciddi sonuçlara gebe olduğunu belirtti.

(1 Temmuz 2020 tarihinde Açık Radyo’da Korona Günleri programında yayınlanmıştır.)

Ömer Madra: Günaydın Selim Badur, merhabalar.

Selim Badur: Merhaba, günaydın!

Özdeş Özbay: Günaydın.

ÖM: Gidişat nasıl?

SB: O kadar çok olumsuzluktan bahsettiniz haklı olarak çünkü olumlu fazla gelişme olmuyor. Ben biraz havayı dağıtayım mı?

ÖM: Evet.

SB: 3 tane başarılı politikacı, 3’ünün de tek ortak yönü var, tek demeyeyim ama en önemli ortak yönleri kadın politikacılar olmalı. Yeni Zelanda’da Jasinda Ardert, Tayvan’da Tsai Ing-wen, Almanya’da Angela Merkel. Bu üçünün karşılarında da İngiltere, ABD ve Brezilya’daki erkek politikacılar. Bunları kıyaslayan bir yazı çıktı, çok da hoş bir yazı, aslında politikacıların bu feminen yaklaşımlarının hiçbir zaman küçümsenecek, gülümsetecek bir şey olmaması gerektiği ve otorite ile politikadaki başarıyla kadın olmanın çelişmediği, bazı eleştiriler oluyormuş demek ki, örneğin Ardert dünyada i görevi sırasında doğum yapan ikinci politikacı, Merkel anne değil ama ülkesinin ‘mommy’si, annesi, Tsai ise doktorası olan sorunlara iyi niyetle davranan ve yaklaşan bir politikacı. Bütün bunların üçünün ortak yönü kadın politikacılar olmaları, çok farklı coğrafyalardan gelmelerine rağmen erkeklere oranla da bu koronavirüs sorunu karşısında başarılı olmaları.

Bir diğer hoş haber, bir süreden beri bahsettiğim edebiyat ve pandemi ilişkisinde sizin de radyoda okuduğunuz Camus’nün eseri Veba’nin dışında iki tane edebiyat eserini konu alan bilimsel makale, bir tanesi Lancet’te diğeri JAMA’da çıktı. Lancet’teki yazı Jose Saramago’nun ‘Körlük’ isimli kitabıyla pandemi arasında olup bitenler ya da oradaki söylevler arasında bir paralellik kurması. Bilindiği gibi Saramago’nun ‘Körlük’ kitabını 95’te kaleme almıştı Portekizli yazar, bir kentte körlük salgını oluyor, neredeyse sanki bir bulaşıcı hastalıkmış gibi ve sonuçta ordu tarafından belirli yerlere kapatılan, bu sorunu yaşayan insanlar var. Romanın kahramanlarından doktorun eşinin söylevi, “aslında insanların gözleri değil yürekleri kördü çünkü biz gören körlerdik” gibi bir söylevi vardı olup bitenleri görmüyorduk gibi. Yazıyı Daniel Marchalik kaleme almış Lancet’te, Covid-19’da da aslında biz olup bitenlerin gerisindeki eşitsizlikleri ve haksızlıkları görmüyoruz. Bu iş bir gün bitecek ancak bittiği zaman geriye ne kalacak? Bunu yaşayıp göreceğiz, ekonomik zorluk yaşayanlar, ailelerinden, sevdiklerinden bazı kişileri yitirenler, sağlık çalışanlarının kahramanlıkları, bunların dışında biz yine büyük resmi yani esas nedeni oluşturan adaletsizlikleri, eşitsizlikleri ve yoksullukları görmeyeceğiz. Bundan endişe eden bir yazı. İkincisi bana daha da hoş geldi bu JAMA’da (The Journal of the American Medical Association) çıktı. 1925 yılında Nobel Edebiyat Ödülü alan, ancak ödülü de kabul etmeyen Sinclair Lewis’in eserinde Martin Arrowsmith’in öyküsünü anlatıyor. Yazı David Einstein isimli bir araştırıcı tarafından yazılmış ve “covid-19 pandemisi sırasında Arrowsmith’i yeniden okumak” isimli bir yazı. Sinclair Lewis oldukça ilginç bir yazar ve Martin Arrowsmith ismini taşıyan kitabını Paul de Kruif isimli bir bilim yazarıyla çalışarak yazıyor, hatta onunla ortak yazıyor, ki satışların yüzde 25’ini de bu kişiye veriyor. Paul de Kruif ülkemizde de Mikrop Avcıları isimli kitabın yazarı olarak tanınan kişi. Aykırı bir hekim Arrowsmith ABD’de, küçük bir kentte hekimlik yapıyor. Oldukça çalkantılı bir özel hayatı var ama sonunda kendisini Chicago’da bir özel hastanede buluyor ve orada çalışırken o sırada Karayip adalarında yaşanmakta olan veba salgınında kullanılmak üzere bakteriyi, etken olan mikroorganizmayı parçalayan bir faj buluyor: bakteriofaj. Bunlar bakterileri eriten, bakterileri öldüren virüsler. Bu virüsle beraber salgına neden olan bakteriyi öldürmek için Karayip adalarına gidiyor ve orada yaygın olarak fajı kullanıyor ve gittikçe kendisi bir popülerlik kazanıyor, çok seviliyor halk tarafından, New York’a döndüğü zaman bir kahraman ilan ediliyor. Bu arada bilimsel araştırmaları mı hızlandırsın, olayın mekanizmasını mı çözsün, yoksa insanları mı kurtarsın? Bu ikilemi yaşamakta taa ki adaya gittiğinde eşinin de vebadan ölmesine kadar. Ondan sonra konunun tamamen halk sağlığı kısmına eğiliyor ve o bilimselliğin birazcık üstten bakan görüşünü terk ediyor. Bu iki eser bu dönemde okunması gereken ya da okunması ilginç olacak iki eser. Dediğim gibi bu 1925’te Nobel ödülü almış, dediğim gibi Sinclair Lewis Nobel ödülüne layık görülen ama ödülü reddeden, onun da öyküsü ilginç ama vaktinizi almayayım.

Pakistan’dan bir haber vereyim, Pakistan’da 16 milyonluk Karaçi’nin 7 milyonu neredeyse yüzde 45’i kentin kayıtsızmış, yerleri- yurtları belli değil, nerede oturdukları tam bilinmeyen kayıt dışı insanlardan oluşuyor. Karaçi’nin bu bölgesinde yaşayan çocukların aşılanmasında bir sorun var deniyordu ancak Covid-19 sorununu yaşarken aşılamanın düşüş oranlarını vermişler çıkan yazıda, Lancet Global Health’de çıktı. Kısıtlamalar gelmeden önce, pandemi nedeniyle getirilen yasaklar başlamadan önce altı haftalık sürede bu kesimde 608 bin çocuk aşılanmış, yasaklar ve kısıtlamalar başladıktan sonra bu sayı 92 bine düşmüş. Yani günde aşılanan çocuk sayısında yüzde 52,8’lik bir azalma varmış. Günde 2 bin 734 çocuk aşılanamıyor bu nedenle, sadece zorluklar, lojistik sorunlar değil örneğin aşı merkezlerinin yüzde 18’i de kendilerini kapatmışlar. Bu Pakistan’da olan biteni niye söylüyorum? Gerçekten bunu unutmayalım, sonbahar kış aylarında birçok ülkede, özellikle gelişmekte olan ülkelerde pandemi nedeniyle rutin çocuk aşılamalarının aksamasına bağlı olarak çok aza indirgenmiş olan kızamık gibi, çocuk felci gibi hastalıkların salgınlarıyla karşılaşacağız. Şaşırtıcı olmasın, bu konuda çok ciddi önlemlerin alınması gerekiyor, şu anda kimse bir şey yapamıyor, ABD’de de azalma oldu ama gördüğünüz gibi Pakistan’da durum oldukça vahim, benzer bir durum komşusu Hindistan’da da ortaya çıktı. 

ÖM: Ben burada araya girebilir miyim?

SB: Elbette.

ÖM: Bir hafta önceki Korona Günleri programında “her gün bildirilen yeni vaka sayısına baktığınız zaman çok artış olduğunu ve ısrarla söylüyorum ama bıkmayacağım bunu söylemekten” demiştiniz, yani “lütfen beni frenlemeyin!” diye. “Olup bitenlere baktığımız zaman işte Türkiye’de olsun, Avrupa ülkelerinde olsun bu yavaş yavaş önlemlerin kaldırılması, kademeli de olsa çeşitli alanlardaki rahatlamalar insanların “artık bu iş bitti herhalde!” düşüncesine kapılmalarına yol açacak. Şu anda olgu sayısının azalması nisan ve mayıs ayındaki o birtakım yasakların, kısıtlamaların sonucunda olan, gelinen noktaydı. Şu anda açılan bütün kısıtlamaların ne getireceğini ise biz temmuz sonuna doğru göreceğiz” demiştiniz özellikle sonbaharda. Şimdi bütün yeni gelen haberlerde orada söyledikleriniz doğrultusunda, koronavirüsün New York Times’ın son değerlendirmesinde mesela ABD’de Antony Fauci gündelik vaka sayısının 100 bini bulacağını söylüyor. Günde 100 bin gibi muazzam bir rakam! Yeni virüs vakalarının son 2 hafta içinde yüzde 80 arttığını söylemiş. Kaliforniya’da bilinen 200 bini aşkın vaka olduğunu söylüyor aynı haberde. Zaten DSÖ de “esas itibariyle bu işin sonuna filan gelmedik” demişti. Lester şehrinde de karantina önlemleri geri getirilmiş. Vakaların artışına büyük olasılıkla açılmışken tekrar kapatılmış gibi durumlar da var. Onu da ben eklemek istedim.

SB: Teşekkür ederim. Gerçekten bu göreceli azalma nisan ayında alınan önlemlerin sonucu gibi görünüyor. Şu andaki kademeli açışlar temmuz sonunda getirisini yaşayacağız ancak unutmayalım temmuz ayında insanlar bir arada çok fazla olmayacak, dağılacaklar ve açık havada daha mesafeli yaşam sürecekler. Bu nedenle çok büyük artışlar görmeyeceğiz, evet temmuz ayı sonunda ortadan kalkmadığını göreceğiz ama kısmi ve az oranda artış göreceğiz. Biz esas artışları eylül ve ekim aylarında göreceğiz, kapalı alanlarda yaşamaya başladığımızda, okullar açıldığında ya da tatil bitip işyerleri dolduğunda. “İşyerleri dolduğunda” dedim, tabii birtakım ekonomik sıkıntıları beraberinde getiriyor demiştim bu salgın ama sadece ekonomik kısıtlamalar işten çıkarmalara ve maaşların azalmasına değil, örneğin işyerlerinin, ofislerin satışlarını da etkilemiş. Fransa’da La Defence’da 70 kadar gökdelen ve 3 bin 600 kadar işyeri varmış, 180 bin çalışanı varmış, şu anda 35 bin kişi çalışıyormuş, yani emlak sektörü de çökme riskiyle karşı karşıya. Bu arada 14 Kübalı doktor üç ay için Martinik’te çalışmaya başlamışlar, böylece Fransa, İtalya ve Angola’dan sonra üçüncü Küba sağlık yardımını alan ülke ya da bölge oldu Martinik. Dün politik gelişmeler oldu, Fransız senatosu oy birliğiyle pandemi dönemi yönetiminin araştırılması için bir komisyon oluşturdu. Bunun yanı sıra eski Sağlık Bakanı kendisi bir hematolog olan Agnes Buzyn sorgulandı; sorgulanma nedeni maskeler. Biliyorsunuz kendisinin sağlık bakanlığı döneminde 600 milyon kadar maske ya satıldı ya bağışlandı yani Fransa’nın dışına çıktı. Bu soruşturuluyor.

ÖÖ: Salgın öncesinde değil mi bu?

SB: Evet, evet 2006’da

ÖÖ: Beklenmiyordu?

SB: Tabii i beklenmiyordu, “gerek yok bunları stoklamaya” diye ya bağışlamışlar ya satmışlar ya da son kullanım tarihi gelmiş ve imha etmişler. Kimse aslında çok ciddiye almıyordu bu salgını.

Hangi ülkelerde rekor var? Bazen şu ülkede rekor olgu bildirimi oldu diyoruz, dün rekor Cezayir’de, Cezayir’de en başından beri pandemide en fazla saptanan olguyu dün bildirdi. Joe Biden de seçimlerden önce miting yapmayacağını açıkladı. Bunlar politik haberler, bitirmeden önce bir iki tane de bilimsel yayına değineyim. Bir tanesi önce Çin’de Wuhan’da sonra İran’da ve nihayet İtalya’da bu Covid-19’a yakalanan insanların bir kısmında koku ve tat duyularında azalma olduğu bildirilmişti. Doğrusu isterseniz ben bunu bir rastlantısal gelişme zannediyordum, daha sonra bunun ciddi bir bilimsel temeli olduğu ortaya kondu. Hatta bu duyu kaybına bakarak iş yerinde insanlar çalıştırılsın veya çalıştırılmasın, en azından “39 derecenin üzerinde ateşiniz var mı?” filan sorgulamalar yapılıyor “duyu ve koku kaybı oldu mu sizde?” gibi sorular da sorulabilir, anketlerin içine girdi bu iki özellik. Şimdi ‘anosmia’ yani koku almanın tamamen ortadan kalkması ya da ‘hiposmia’ azalması. Bunun temeli ve önemi ortaya çıktı. Bir kere sevindirici olan hiçbir zaman geri dönüşümsüz bir hasar meydana gelmiyor, yani 2-3 hafta sonra tekrar koku almanız normale dönüyor. Bunun olfaktif nöronları yani burun bölgesindeki nöronların, sinir hücrelerinin enfekte olması sonucunda ortaya çıktığı, ikinci bir mekanizmanın ise virüsün bu bölgede oluşturduğu birtakım hasarlar nedeniyle bu koku almanın ortadan kalktığı. İlginçtir, burun fizyoterapisi diye bir alan ortaya çıkmış, burun fizyoterapisi yapılıyormuş. İsterseniz yine bir bilimsel çalışmaya değineyim, dün Nature Dergisi’nde yayınlandı, ilk isim David Robjani aslında Michael Musseng ve ekibinin yaptığı NIH’ten, Amerika’dan bir çalışma. Antikor konusunun altını çizmekteler; bu konuyu dönem dönem gündeme getirmekte yarar var çünkü gelecek olan aşı ya da beklenen aşı, oluşacak antikorları hedeflemekte. Bu nedenle antikor dünyası, Covid’de ne oluyor antikorların, bu koruyucu moleküllerin rolünü araştırmakta? Bunun özellikleri ortaya çıktıkça dillendirmekte yarar var. Çalışmada, “Covid-19’a yakalanan, yani Sars-cov-2 virüsü ile temas eden her bireyde antikor oluşuyor. Ancak oluşan antikorlar yüzde 79 olguda yani neredeyse yüzde 80’inde koruyucu düzeyin altında. Yani oluşan antikorların titresi, miktarı oldukça düşük” bu önemli bir bulgu. Demek ki doğal Covid-19 enfeksiyonlarında koruyucu antikorlar olmasına rağmen miktarı yetersiz. Bu bize tabii bir yerde ümit ışığı çünkü demek ki bir koruyucu antikor kavramı var doğal enfeksiyonda, aşıda da bunu hedefleyebiliriz ama bu antikorların düzeyini ve kalıcılığını yani süresini iyi ayarlamak lazım. Buradan hemen bu konvalasen plazma konusuna geçelim; enfeksiyonu geçiren insanların plazmaları alınıyordu ve tedavi için kullanılıyordu, tabii ülkemizde de böyle bir ekip çalışıyor ve bunu mucizevi olarak “tamam, oldu, hallettik, bunu kullanıyoruz ve kullandığımız bu yaklaşım sonucunda da insanları kurtarıyoruz” deniyordu. Bu o kadar kolay bir şey değil, yani sizin kullandığınız plazmalarda hastalığı geçiren ve antikor oluşturmuş kişilerin plazmalarında demin belirttiğim gibi bu antikor miktarı saptanmadıkça siz istediğiniz kadar geçiren insan plazması kullanın belki yeterince antikoru yok, yüzde 80’inde oluşmuyormuş zaten yüzde 79’unda. Önemli bir nokta, bu plazma konusu daha çok tartışılacaktır, üstelik de Journal of Infection Diseases’de Lei Zeng ve arkadaşları bu plazma tedavisinin ölüm oranlarını fazla etkilemediğini, daha çok hastalığın daha hafif seyretmesine yaradığını söylüyorlar.

Covid-19’un bize öğrettiği bunun iyileştirilmesi ve tedavisiyle ilgili önemli bir nokta var. Aslında herkes bir arayış içinde, farklı ülkeler, farklı ekipler, aynı ülke içinde farklı gruplar değişik tedavi protokollerini uygulamaktalar ama önemli olan hastalığın hangi evresinde hangi ilacın kullanılacağı. Üçüncü haftasında iyi gelen bir ilaç birinci ya da beşinci haftada hiçbir işe yaramayabiliyor, bunu unutmamakta yarar var. Bu önemli bir nokta, basit bir şey değil. Bir de özellikle Çin’de lopinavir ve vitomadir gibi hammaddeleri bunlar olan ve AIDS’te kullanılan bir ilaç protokolü vardı, antiviraller. Dün bir yazı çıktı ‘recovery’ klinik araştırma sonuçları bu iki ilacın hiçbir işe yaramadığına dair. Aslında Çinlilerin yayınlarında yararlandıklarından bahsediyorlardı. Yine burada “hangi dönemdeki hasta grubunu alıp ona uyguluyorsunuz?” bu ön plana çıkıyor. Şimdiye kadar pek göz ardı edilmişti, dikkate alınmamıştı. İsterseniz burada duralım, yarın biraz bilim dünyasında ne oldu ne bitti? Covid-19 neye ayna tuttu? Bunlara bakalım.

ÖM: Tamam çok teşekkür ederiz.

SB: Ben teşekkür ederim, iyi yayınlar, sağ olun.

ÖÖ: Teşekkür ederiz.

09:00 – 09:30 Nereye Doğru: Cengiz Aktar’la Geleceğe Bakışlar

nereye-dogru-20200701

Nereye Doğru kayıt arşivi

***

Açık Gazete’nin Nereye Doğru köşesinde Cengiz Aktar ile Belçika’da bir grup avukatın girişimi olan Türkiye Mahkemesi ve Libya’daki gelişmeler konuşuldu.

Nereye Doğru

Nereye Doğru

podcast servisi: iTunes / RSS

(1 Temmuz 2020 tarihinde Açık Gazete’nin içindeki Nereye Doğru isimli programda yayınlanmıştır.)

Cengiz Aktar, 1966’da Bertrand Russell ve Jean Paul Sartre’ın başını çektiği bir Vietnam Mahkemesi’ni hatırlatarak başladı. Bu mahkemede (henüz Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kurulmadığı bir dönemde) ABD’nin suçlarının yargılandığını söyledi. Bu ilk girişimin ardından birçok benzer mahkeme kurulduğunu anlattı. Arjantin ve Şili’deki diktatörlüklerin, 2004’te Irak’ın işgalinin, 2005’te de İstanbul’da Irak işgalinin benzer sivil mahkemelerle yargılandığını, 2009’da Barselona’da Filistin mahkemesinin kurulduğunu belirtti.

Cengiz Aktar, Brüksel’de kurulan Türkiye Mahkemesi’nin ise Belçikalı bir hukuk firması tarafından organize edildiğini ve içerisinde çok önemli isimlerin olduğunu anlattı. Mahkemenin “Türkiye’de son yıllarda yaşanan işkence, kaçırma, basın ve ifade özgürlükleri, insan hakları ihlalleri” konularında karar vereceğini söyledi.

Türkiye Mahkemesi’ndeki bazı kişilere de yerdi Aktar; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi eski başkan yardımcısı, Amerikan İnsan Hakları Mahkemesi eski genel sekreter yardımcısı, Venedik Komisyonu eski üyesi gibi heyet üyeleri; bunlar dışında insan hakları uzmanlarının ve kuruluşlarının muhabir olarak yani bilgi toplamak üzere görev yapacaklarını, bir rapor sunacaklarını anlattı. Bu grupta Türkiye’den de iki kurumun yer aldığını söyledi. Bunlar; Avukatlar Kolektifi ve Ankara Barosu. Ayrıca Şebnem Korur Fincancı’nın da uzmanlar heyetinde yer aldığını belirtti. Türkiye Mahkemesi’nin ilk duruşmasının 21-25 Eylül’de Cenevre’de gerçekleşeceğini açıkladı Aktar.

Libya’da savaş kötüye gidiyor

Libya konusunda ise savaş sürecinin kötüye gitmekte olduğunu söyledi. BM tarafından yürütülen ve Libya’daki Hafter ve resmi hükümetin beşer temsilcisinin görüştüğü 5+5 görüşmelerinin başlaması için çalışma koşullarında uzlaşıya varıldığının açıklandığını söyledi Aktar. Bir türlü başlayamayan bu görüşmelerin hâlâ da başlayıp başlamayacağının belirsiz olduğunu ve zaten BM’nin bu açıklaması dışındaki bütün açıklamaların son derce olumsuz olduğunu belirtti.

Mısır’ın Sirte (General Hafter’in kontrolünde olan bölge) konusunda resmi Libya hükümetine karşı açıklamaları olduğunu, bu arada IMF’den bekledikleri 6,5 milyar dolarlık kredinin (her ne kadar savaş için kullanılamayacak olsa da) eline ulaşmasıyla elinin güçlendiğini belirtti Aktar. Ayrıca, Mısır ile Yunanistan’ın münhasır ekonomik bölge anlaşmasında uzlaştığını ve ağustosta imzalanacağını, bunun da Türkiye-Libya arasındaki anlaşma bölgesinin üzerinden geçtiğini ve bölgede gerilimi artıracağını belirtti.

Aktar, Rusya’nın da Sirte’ye askeri yığınak yapmakta olduğunu açıkladı. Fransa’nın da Rusya gibi Hafter güçlerine destek verdiğini ve Türkiye ile ilişkilerinin kriz aşamasına geldiğini belirtti. Macron’un Türkiye’ye karşı ağır açıklamalar yaptığını ve hatta cezai sorumluluklardan söz ettiğini söyledi.

Bu gelişmeler yaşanırken eski asker ve DEVA Partisi kurucusu Metin Gürcan’ın iki makale yazarak bir hafta içinde bir Sirte Harekatı’nın başlayacağını duyurduğunu söyledi.

Libya’ya özellikle Türkiye’den taşınan cihatçılar meselesinin en önemli mesele olduğunu söyledi. Eğer TSK askerleri gönderilseydi bu kadar büyük bir sorun olmazdı yorumunda bulundu Aktar. Libya meselesinin bir diğer nedeninin de petrol rezervleri olduğunu anlattı.

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Selahattin Çolak / Oldies

zz24

Twitter.com/SelahattinÇolak.KoltukçularÇıkmazı

10:30 – 11:00 Açık Yeşil / Ümit Şahin ve Ömer Madra / Hayatın, politikanın ve sokağın çevre ekoloji gündemi

acik-yesil-20200701

Açık Yeşil kayıt arşivi

11:00 – 12:00 Metropolitika / Aysim Türkmen, Korhan Gümüş ve ve Murat Güvenç / Kent ve kentlilik üzerine tartışmalar

metropolitika-20200701

Metropolitika kayıt arşivi

***

İBB’nin satın aldığı Bellini tarafından yapıldığı düşünülen Fatih portresini ve tablonun İstanbul için önemini konuşuyoruz

Aysim Türkmen, Korhan Gümüş ve Murat Güvenç’le #Metropolitika az sonra (11.00 – 12.00) Açık Radyo’da

Resim

12:00 – 12:55 Midday Blues / Gün ortasında müzik arası / Ahmet Uncu

Coğrafyalardan ve türlerden bağımsız “günortası müzikleri” programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Öteki Rüzgar / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Tuna’nın Beri Yanı / Muammer Ketencoğlu / Balkan ağırlıklı etnik müzik

Theodore Bikel – Yiddish Folk and Theatre Songs

muammerketencoglu.com/

tunaninberiyani.blogspot.com/

facebook.com/ketencoglumuammer

facebook.com/muammerketencoğlu

14:00 – 14:30 Türlerin Yaşam Hakkı / Işıl Karaelmas ve Melike Dirikoç / Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey

Hayvan Deneyleri: Yağmur Özgür Güven ve Dr. Oğuzcan Kınıkoğlu ile söyleşi

zz4

“Gezegeni paylaştığımız canlıların özgürce yaşama haklarına dair her şey” şiarıyla yola çıkan program; Türkiye ve dünyadaki hayvan hakları gündeminden, etik veganlık anlayışına; hayvansal ürünleri tüketmeyi bırakmaktan, sokak hayvanlarına yardım etmeye kadar faydalı insan yaklaşımları ve pratikleri üzerine.

turlerinyasamhakki. Image may contain: text that says 'Radyo.\" 94.9 TÜRLERİN YAŞAM HAKKI IŞIL KARAELMAS Türlerin Yaşam Hakkı By Açık Radyo 94.9'

📌 94.9 Açık Radyo’da her Çarşamba saat 14.00’te yayınlanan Türlerin Yaşam Hakkı programının tüm geçmiş kayıtlarına Spotify / Podcast bölümünden program adını aratarak ulaşabilirsiniz 🦜 Kanalın Spotify Linki profilde ⬆️ #hayvanhakları #vegan #veganizm #veganlık #sokakhayvanları #satınalmasahiplen #hayvanözgürlüğü #etikvegan #doğa

twitter.com.türlerin.yaşam.hakkı 

Twitter.com/IşılKaraelmas

Twitter.com/MelikeDirikoç

Türlerin Yaşam Hakkı Spotify Kanalı

pictosee.com/turlerinyasamhakki/

instagram.com/turlerinyasamhakki/

***

Hayvan Deneyleri: Hayvanlar bizim için mi var? kitabının yazarları Yağmur Özgür Güven ve Dr. Oğuzcan Kınıkoğlu’nu ağırlıyoruz

Işıl Karaelmas (@isilkaraelmas) ve Melike Dirikoç’la (@vegan__earth) #TürlerinYaşamHakkı az sonra (14.00-14.30)

Resim

***

zz12

Yarın (1 Temmuz Çarşamba) saat 14.00’te “Hayvan Deneyleri: Hayvanlar bizim için mi var?” kitabının yazarları, @deneye_hayir Derneği’nden Yağmur Özgür Güven @yao.bgd ve Dr. Oğuzcan Kınıkoğlu’nu @o.kinikoglu ağırlıyoruz.
Tıpta hayvan deneylerinin tarihi, Türkiye’deki mevcut durumu ve hayvan deneylerinin yöntem olarak neden yanıltıcı olduğunu konuşuyoruz.
Önümüzdeki hafta da deney karşıtı hareketi ve alternatif yöntemleri konuşmaya devam edeceğiz.

Melike Dirikoç @vegan__earth ve Işıl Karaelmas’ın birlikte hazırlayıp sunduğu @turlerinyasamhakki her Çarşamba saat 14.00’te 94.9 @acikradyo ‘da.

#hayvanhakları #hayvanözgürlüğü #deneysiz #deneyehayır #deneyehayırderneği #vegan

14:30 – 15:30 Alla Turca / Ali Pınar ve Ersin Antep / Türkiye’den klâsik müzik yorumcuları ve bestakârları

www.facebook.com/alla.turca.5

instagram.com/allaturca2001/

twitter/allaturca

15:30 – 16:30 Altın Saatler / Nuray Aydınoğlu, Elvan Cantekin, Argun Yum ve Gürhan Ertür / 17 Ağustos’u unutma

altin-saatler-20200701

Altın Saatler kayıt arşivi

facebook.com/GürhanErtür

***

Okan Tüysüz ile son depremleri konuşacağız. Ardından İstanbul’un pilot seçilen üç ilçesinde yürütülecek çalışmayı ele alacağız

Nuray Aydınoğlu, Elvan Cantekin ve Gürhan Ertür’le #AltınSaatler az sonra (15.30 -16.30) Açık Radyo’da

Resim
***
Bugün Altın Saatler Programında konuğumuz Prof. Dr. Okan Tüysüz ile son depremleri konuşacağız. Ardından M. Nuray hoca ile İstanbul’un 39 ilçesi için hazırlanan deprem riskine ilişkin broşürleri ve seçilen 3 pilot ilçede yürütülecek çalışmayı ele alacağız.
Programı hazırlayan ve sunanlar: Mehmet Nuray Aydınoğlu, Elvan Cantekin ve Gürhan Ertür.
Canlı yayın 15:30’da FM 94.9 ve www.acikradyo.com.tr adresinde.

16:30 – 17:00 Çetin Ceviz / Otizme Yönelik Toplumsal Savunma / Deniz Yazgan (15 günde bir)

cetin-ceviz-20200701

Otizm ve otizmlinin hayat rutinini, otizmin küresel, bölgesel ve yerel anlamlarını, otizmin hayata dokunuşlarıyla tartıştığımız bir program. Hepsi birbirinden farklı kıvrımlara, hacme ve şekle sahip olan cevizleri inceler gibi, farklılıkları farklılığı bilenlerle kurcalıyor, içinden ne çıkacağını merakla birlikte keşfediyoruz.

Twitter.com/Deniz Yazgan

***

Otizm politikaları ve aktivizm: Sedef Erken’le (@SedefErken) söyleşi

Deniz Yazgan’la (@deniz_yazgan) #ÇetinCeviz az sonra (16.30 – 17.00) Açık Radyo’da

g

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu ArgınSanat DeliormanBidar, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Hafta içi akşamüzeri caz kuşağı direksiyonuna çarşamba günleri Bîdar oturuyor

Twitter.com/Bidar Music

facebook.com/bidarofficial/

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegenin-gelecegi-20200701

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

Türkiye’de her yıl, avlanmasına izin verilecek av hayvanları, avlanma miktarları, avlanma süreleri, zamanı ve günleri, avlanma araçları, yasak avlanma sahaları gibi konular,  Merkez Av Komisyonu (MAK) tarafından belirleniyor.

Fotoğraf: WWF
Gezegenin Geleceği

Gezegenin Geleceği

podcast servisi: iTunes / RSS

Türkiye’de her yıl, avlanmasına izin verilecek av hayvanları, avlanma miktarları, avlanma süreleri, zamanı ve günleri, avlanma araçları, yasak avlanma sahaları gibi konular,  Merkez Av Komisyonu (MAK) tarafından belirleniyor. Komisyon halen 21 üyeden oluşuyor, bu üyelerin 10’u ise avcı temsilcileri. Fakat bu yıl, doğa korumacıları umutlandıran bir haber var: TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda görüşülecek değişiklik önerisine göre Merkez Av Komisyonu’nda yer alan toplam üye sayısı 25’e, bilim insanı sayısı birden ikiye, sivil toplum kuruluşlarının sayısı ise birden dörde çıkarılıyor.  Popülasyonları azalan, habitatları yok olan yaban hayvanlarının daha iyi korunması adına bu girişim Doğa Koruma sivil toplum kuruluşları tarafından destekleniyor. “Yaban hayvanları av hedefi değil, korunması gereken ulusal ortak değerlerimiz. Yaban hayat için #YeniBirBaşlangıç “ diyor WWF-Türkiye ve diğer doğa koruma kuruluşları.

Koalaların nesli tükenebilir

Avustalya’nın Yeni Güney Galler eyaletinde yürütülen parlamento soruşturmasında, bölgedeki koalaların 2050 yılından önce tükenebileceği kaydedildi. Hazırlanan raporda, koalalar için en büyük tehdidin yaşam alanlarının tahrip edilmesi olduğu belirtildi. Yeni Güney Galler Doğa Koruma Konseyi’nin raporunda izleme yöntemlerinin iyileştirilmesi, fonların artırılması ve arazinin korunmasını içeren 42 öneri sunuldu. Soruşturma süreci için oluşturulan komite, koalaların yaşam alanlarının tahribatının 2019 yılında Avustralya’da yaşanan ve bütün ülkeye yayılmasına karşın en çok Yeni Güney Galler eyaletine zarar veren dev orman yangınlarıyla zirveye ulaştığını belirtti.

Amasra’da halk kazanıyor

10 yılı aşkın süredir bir holdingin Amasra’ya yapmak istediği kömürlü termik santral projesine karşı mücadele veren Bartın Platformu, Amasra Belediyesi’nde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada 1/100 bin ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğiyle ilgili müjdenin geçen hafta geldiği, Danıştay 6. Dairesi’nin bu değişikliğin yürütmesini durdurduğu belirtildi. Platform, aynı mahkemeden yürütmeyi durdurma kararını iptale çevirmesini beklediklerini açıkladı. Süreç içinde termik santrale ve limanına ait iki farklı ÇED olumlu kararının 2019’da Danıştay 14. Dairesi tarafından iptal edilmesi ve 1/100 bin ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda termik santral için yapılan değişikliğin geçtiğimiz hafta Danıştay 6. Dairesi tarafından yürütmesinin durdurulmasına rağmen termik santral sürecinin devam etmesi “hukuksuz” olarak nitelendirildi. Açıklamada ayrıca, bütün bu gelişmelerin yanında termik santral başvurusu kapsamında ormanlık alana kurulması planlanan kül depolama sahası için Bartın İl Mahalli Çevre Kurulu’nun verdiği olumlu kararın yöre halkını temsil eden Bartın Belediyesi ve Bartın Ticaret ve Sanayi Odası’nın muhalefetine karşı alındığı vurgulandı, bu karara karşı Zonguldak İdari Mahkemesi’nde dava açıldığı belirtildi. Açılan bu dava holdingin termik inadına karşı açılan 13. dava olma niteliğini taşıyor.

AB sıfır karbona doğru

Avrupa Komisyonu’ndan kıdemli bir uzman, Avrupa Birliği’nin (AB) kömür madeni bölgelerini, iklim hedefine ulaşmak ve ithalat bağlılığını azaltmak adına temiz teknoloji için gereken, kobalt gibi nadir elementleri arama bölgelerine dönüştürmesi gerektiğini söyledi. AB bir süredir doğal kaynakların ithalatına olan bağımlılığıyla mücadele ediyor. Ancak tartışmalar, blokun, 2050 yılına kadar yeşil bir toparlanmayı teşvik etmek ve net sıfır karbon ekonomisi olma hedeflerini karşılamak için koronavirüs krizini kullanmayı amaçlamasıyla ivme kazandı. Avrupa Komisyonu, sürdürülebilir madencilik planlarını ortaya koymak için yeni maden çıkarma ihtiyacını sınırlamayı ve geri dönüşümü artırmayı hedefleyen bir strateji üzerinde çalışıyor.

1000 yıllık dutlar meyve veriyor

Nevşehir’in Gülşehir ilçesine yaklaşık 10 kilometre uzaklıkta bulunan Yeşilöz köyünün Kale mevkiindeki dut ağacı görenlerin dikkatini çekiyor. Nevşehir Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından tescillenerek koruma altına alınan ve bin yıllık olduğu değerlendirilen ağaç, hala dut meyvesi veriyor, bin yıla rağmen.

Otomotiv sektörü ‘yeşil’e yöneliyor

Alman otomobil üreticisi elektrikli araçlarının yenilenebilir enerji kullanılarak üretilen akü hücrelerini kullanacağını söyledi. Şirket CEO’su Oliver Zipse, şirketin web sitesinde yayınlanan bir röportajda, “Şimdi hücre imalatçılarımızla beşinci nesil akü hücrelerimizi üretmek için yalnızca yeşil güç kullanacakları konusunda bir sözleşme imzaladık.” dedi. Elektrikli otomobillerinin üretim hacimleri arttıkça, yeşil güç kullanımı önümüzdeki on yıl boyunca yaklaşık 10 milyon ton karbondioksit tasarruf sağlayacak, bunun bir milyondan fazla nüfusu olan bir şehir tarafından üretilen yıllık karbondioksit emisyonuna eşdeğer olduğunu da ekledi.

Kirazlıyayla’da keşif çalışması

Birgün’den Gökhan Başçan’ın haberine göre, Bursa’nın Yenişehir ilçesi Kirazlıyayla Köyü’nde yapımına başlanan flotasyon ve atık tesisi için bölgeye gelen bilirkişi heyetinin keşif çalışmasına köylülerden ve köylüler adına davacı olan Kirazlıyayla Derneği’nden kimse alınmadı. Sadece avukatların dahil edildiği keşif çalışmasına, Bursa Barosu Çevre Komisyonu Başkanı Eralp Atabek de alınmadı. Atabek ve yöre halkı yaşanan duruma tepki gösterdi. Tepkiler sonucu yaşanan tartışmanın ardından, Atabek keşif çalışmasına katıldı. İnceleme öncesi yöre halkı tarafından yapılan ortak açıklamada ise, “Heyetin doğru tespitlerde bulunmasını bekliyoruz. Tesisin köye vereceği zarar kaçınılmaz” ifadeleri yer aldı. Toprağını savunan Kirazlıyayla köylüleri Bursa’nın Yenişehir ilçesinde yer alan köyde yapımına başlanan flotasyon ve atık tesisi tesisin yapımına karşı aylardır direnişini devam ettiriyor. Birçok özel ‘yasak’la karşı karşıya kalan köylüler, kendi arazilerine gitmekte ve hayvanlarını otlatmakta zorluk çekiyor. Madenci şirket ise jandarma eşliğinde tesisin yapımını sürdürüyor.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna, Ömer Şahin, Selahattin Çolak, Feryal Kabil / Her gün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Twitter.com/İlksenMavituna

Açık Dergi Çarşamba Oyun Arası / Emre Gümüşer

Muhtelif tiyatro müziği örneklerine kulak atıp, oyunlar arası bir yolculuğa çıkıyoruz.

Açık Dergi Çarşamba Her ayın son Çarşamba akşamı 18:30 – Fasikül / Aylık Özgür Sinema Gündemi / Ekrem Buğra Büte

Sinemada ifade özgürlüğünün önündeki engeller ve bunlara karşı geliştirilen yaratıcı çözümler Fasikül’de raporlanıyor ve muhtelif aktörlerle değerlendiriliyor.

Ocak 2020 itibariyle Açık Dergi’de her ayın son Çarşambası, geçtiğimiz ayın sinema gündemini “özgür sinema” perspektifinden değerlendireceğimiz yayını Ekrem Buğra Büte ve Fırat Yücel hazırlıyor.

Altyazı Fasikül günümüz Türkiye’sinde çoğu kez görmezden gelinen sansür ve baskı vakalarının arşivini tutarak özgür sinemanın hafızası olmayı hedefliyor. Bu ilk bölümde de, yeni sinema yasası ve 2019 yılında sinemacılara açılan davaların, alanda yaşanan sansür vakaları ve film festivallerin durumuna göz atıyoruz.

Twitter.com/AltyazıFasikül

Açık Dergi Çarşamba 15 günde bir Çarşamba 19.00 – Küçük Düşünürler Topluluğu / Özge Özdemir

Küçük Düşünürler Topluluğu programı, felsefeci ve eğitmen Dr. Özge Özdemir’in kolaylaştırıcılığında çocukların bir soru ya da kavram üzerine felsefi tartışma yürüttükleri bir tartışma programı. İki haftada bir biraraya gelen 12 yaşındaki felsefeciler nitelikli düşünme ve yargıda bulunma becerisinin nasıl geliştiğini hep birlikte işliyor.

Açık Dergi Çarşamba Sahibine Şarkılar – Banu Kanıbelli (15 günde 1)

facebook.com/banu.kanib

***

Bu akşamki 25 dakikalik #SahibineŞarkılar radyo programının içine Italo Calvino’nun “Kozmokomik Öyküler” kitabından “Ayın Uzaklığı” öyküsünü sığdırdım😅
Öykü arkasına ve aralarında da Gyda Valtysdottir ve Clare Maguire den müzikler var. Ve ayrıca spotify da bulduğum tüm ay şarkılarını Banu Kanıbelli altında “Sahibine Şarkılar 05 / Ay* Moon” playlistinde topladim. Ay tutulmasına ithafen🌛
.
Bu akşam 19.00 da, Açik Radyo 94.9 frekansinda veya www.acikradyo.com.tr canlı yayın sekmesindeyiz hep birlikte🌛

Fotoğraf açıklaması yok.
***

“Sahibine Şarkılar” programından, birkaç gün sonraki tutulma öncesi aya bir selam!

Bu kez, şarkılar arası sohbet yerini, İtalyan yazar Italo Calvino’nun “Kozmokomik Öyküler” kitabından “Ay’ın Uzaklığı” öyküsüne bırakıyor. Öykünün tamamına yakınını yine şarkılar eşliğinde okuyorum.

Calvino, 1963 tarihli Kozmokomik öykülerin çıkışıyla ilgili şunları söylüyor: “Günümüz biliminin ele aldığı konunun sınırında kalarak, sözgelişi kozmogoni ile ilgili bir kitap okurken, bilimsel bir konudan yola çıkarak aklıma gelen imgeleri işaret etme alışkanlığı edindim ve ilkel insanın içimizde gömülü hayal gücünü konuşturmaya karar verdim…. Dante’den Aristo’ya, Leopardi’ye İtalyan edebiyatının ay sever şairlerine bir armağan olması amacıyla “Ay” öyküsüyle başladım. Her astronomi kitabı ‘Ay’ maddesinde ilk olarak Ay’ın bir zamanlar Dünya’ya daha yakın olduğu ve sonra zamanla uzaklaştığı kuramını öne sürer…”

Bütünlüğün bozulmaması için öykü dışında konuşmaya yer vermiyorum. Öyküye eşlik eden parçalar İngiliz şarkı yazarı Clare Maguire’den “Hanging in the Stars”; İzlandalı müzisyen Gyda Valtysdottir’den “An Empty Space”“Strange Attractor”“Moonchild” ve “Seikilos Epitaph”.

Dileyenler, Spotify’da Banu Kanıbelli profili altında, #SahibineŞarkılar 05 / Ay * Moon playlistinden hem bu programda çalınan müziklere hem de “Ay” teması altında daha geniş bir şarkı seçkisine de ulaşabilirler. Tüm programların temalarına göre şarkılardan playistler aynı adreste ayrıca bulunuyor.

 

Clare Maguire / “Hanging in the Stars”

 

Dustin O’Halloran & Gyda Valtysdottir / “An Empty Space”

 

Gyda Valtysdottir / “Strange Attractor” 

 

Gyda Valtysdottir / “Moonchild”

 

Gyda Valtysdottir /  “Seikilos Epitaph”

Açık Dergi 19:30 Tezahür (15 Günde 1) / Hazırlayan: Gülin Dede Tekin / İstanbul tiyatro hayatı üzerine gündelik konuşmalar

tezahur-20200701

Tiyatro dünyasından haberler, röportajlar, yeni oyunlar, güncel meseleler. Artık Salı değil Çarşamba akşamları. Çıplak Ayaklarla Dans’la dönüşümlü.

Tezahür kayıt arşivi

Twitter.com/GülinDedeTekin

***

zz22

Salgın döneminde kadınların, kuirlerin sesine yer verecek olan K’nın Sesi”

#Tezahür‘de (@gulinddt) Duygu Dalyanoğlu (@duygudal) ile BGST Tiyatro’nun (@BgstTiyatro) “ses tiyatrosu formunda kısa oyunları” olacak.

 

19:30-20:00 arası Açık Dergi’de! acikradyo.com.tr
***

K’nın Sesi podcast serisinin Duygu Dalyanoğlu’ndan dinliyoruz.

Tezahür

Tezahür

podcast servisi: iTunes / RSS

Bu seri kimin sesi? 

Kimilerinin, kadınların, kuirlerin, kızkardeşlerin;

sadece

koronanın, karantinanın

değil 

kainatın, kavganın, kanunun, keşfin, kuşun, kanadın;

kağıdı, kalemi, klavyeyi aşan

kemandan, kastaniyetten, klarinetten taşan

kulağa, kalbe ulaşan sesi

Salgın döneminde kadınların, kuirlerin sesine yer verecek olan K’nın Sesi podcast serisinde her hafta ses tiyatrosu formunda kısa bir oyun yayımlanıyor.

Üç boyutlu ses tasarımı ile hazırlanan oyunlar, dinleyiciyi tiyatro izleme deneyimine yaklaştırarak hayal gücünü harekete geçirmeyi hedefliyor. K’nın Sesi’nde her hafta oyunlardaki temalardan hareketle, ilgili konular üzerine çalışan uzmanlarla ya da bu alanda faaliyet gösteren aktivistler ile söyleşiler de var.

York Üniversitesi (İngiltere) tarafından desteklenen, tiyatro sanatçısı Duygu Dalyanoğlu ve akademisyen Özlem Aslan tarafından yürütülen bu programda Karantina Psikolojisi ve Toplumsal Cinsiyet, Korona Sürecinde LGBTİ+ Deneyimleri, Şiddet, Kadın Emeği, Yaşlı Hakları ve Sağlığı, Salgın Tarihinde Kadınlar gibi temalar ele alınmakta.

Duygu Dalyanoğlu tarafından monolog formunda kaleme alınan oyunların ses tasarımı ve müziği Beril Sarıaltun’a, jenerik seslendirme Feryal Öney’e, her bölüme özel hazırlanan görsel tasarımlar ise Dilek Şenyürek’e ait.

Tezahür’de ayrıntıları Duygu Dalyanoğlu’ndan alıyoruz.

***

K’nın Sesi oyunları BGST Tiyatro ve BGST Records Youtube kanallarından da takip edilebilir.

https://www.youtube.com/BGSTTiyatro

https://www.youtube.com/BGSTRecords

20:00 – 21:00 Ay’da Caz (Yeni program) / Caz tarihinde bu ay / Hazırlayanlar: Nazlı Toprak ve Leyla Diana Gücük

Caz tarihinde o ay doğan-ölen müzisyenler, çıkan albümler, önemli olayların işlendiği bir caz programı

***

zz23

Haziranın son günlerinde yitirdiğimiz iki önemli ismi anarak başlıyoruz: Freddy Cole ve Johnny Madel

Nazlı Toprak ve Leyla Diana Gücük’le #AydaCaz az sonra (20.00 – 21.00) Açık Radyo’da

21:00 – 22:00 Akdeniz Güneşi / Müzikli Akdeniz Turu / Tolga Esmer

Akdeniz’in cazla buluştuğu radyo programı. Tabii Akdeniz kültürünün katı sınırlardan hoşlanmadığı düşünüldüğünde caz dışındaki müzik türlerine ve Akdeniz dışından, yüreği Akdeniz güneşiyle ısınmış müzisyenlere de yer veriyor. Bu yayın döneminde çarşamba akşamları saat 21.00’de.

Twitter.com/AkdenizGüneşi

***

2020’de yayınlanan albümleri dinlemeyi sürdürüyoruz

Tolga Esmer’le #AkdenizGüneşi (@AkdenizGnei2) az sonra (21.00 – 22.00) Açık Radyo’da

Resim

22:00 – 23:00 Ayın Karanlık Yüzü / Yosi Falay / Bir albüm

23:00 – 24:00 Caz Portreleri / Mustafa Aykın / Ayrıntılı caz tiplemeleri

***

01.07.2020 – CAZ PORTRELERİ (50. inci Yayın Dönemi – 94.9 Açık Radyo – saat 23.00 / 23.55)
170.inci portre – davulcu – Ronald Shannon Jackson
Değerli dinleyicilerim; dostlarım, arkadaşlarım, iyi akşamlar; bu akşam size 12 Ocak 1940 Forth Worth / Teksas / ABD de doğan, 19 Ekim 2013 de 73 yaşında hayatını kaybeden davulcu Ronald Shannon Jackson ‘ı tanıtmak istiyorum; program esnasında kayıtları 23 / 27 Mart 1981 tar,hinde New York ‘daki The Hit Factory stüdyolarında kayıtları gerçekleşen ‘’ Nasty ’’’ başlıklı albümü dinleyeceğiz.
Albümde yer alan müzisyenler :
• Alto, Baritone Saksofon, Piccolo Flut – Byard Lancaster
• Davullar – Ronald Shannon Jackson
• Electrikli Bas – Melvin Gibbs, Bruce Johnson*
• Electrikli Gitar – Vernon Reid
• Soprano, Tenor Saksofon – Charles Brackeen, Lee Rozie
• Vibrafon – Khan Jamal
Albümün çalma listesi :
A1 Small World 3:20
A2 Black Widow 10:18
A3 Sweet Natalie 5:01
B1 Nasty 5:55
B2 When We Return 11:39
Tüm besteler portremiz Ronald Shannon Jackson’un elinden çkan parçalardır
Toplam süre: 36’08’’
Albüm notlarına:
• https://www.allmusic.com/album/nasty-mw0001882508
• https://www.discogs.com/Shannon-Jackson-The-Decod…/…/1084520
adreslerinden ulaşabilirsiniz.
Şimdi size bakiye zamanı değerlendirmek amaçlı bir parça daha takdim etmek istiyorum:
1. Man Dance ( beste : Ronald Shannon Jackson ) ( 4.32 )
Davullar – Ronald Shannon Jackson
Electrikli Bas – Melvin Gibbs
Electrikli Perdesiz Bas – Reverend Bruce Johnson
Electrikli, Stiil Gitar, Roland Gitar Sintisayzır, Banjo – Vernon Reid
Tenor, Alto, Soprano Saksofon – Zane Massey
Tenor ve Soprano Saksofon – Lee Rozie
Trumpet – David Gordon
Parça 1982 de yayınlanan Man Dance albümünde yer almış; albüm kaydı Temmuz 1982 de New York’daki Electric Lady Studios kaydı gerçekleşmiş.
haftaya 171.inci portremizde, aynı gün ve saatte buluşmayı umar, hepinize müzik, barış, umut ve yaşam mücadelesi dolu bir hafta dilerim…. en derin sevgilerimle saygıdeğer Açık Radyo dinleyenlerim..
….
Mustafa Aykın – Caz Portreleri

Label: Moers Music – Moers Music 01086,Moers Music – momu 01086 • Format: Vinyl LP, Album • Country: Germany • Genre: Jazz, Funk / Soul • Style: Free Funk, Contemporary Jazz
Bu internet sitesi hakkında

 

DİSCOGS.COM
Label: Moers Music – Moers Music 01086,Moers Music – momu 01086 • Format: Vinyl LP, Album • Country: Germany • Genre: Jazz, Funk / Soul • Style: Free Funk, Contemporary Jazz

24:00 – 01:00 Beton Orman / Da-Frogg Eyez /  Reggae, Dub ve alt türleri

8 yıl aradan sonra Beton Orman, Reggae, Dub ve alt türlerinin pozitif titreşimlerini yaymak için döndü.

Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 51. Yayın Dönemi: 4 Mayıs 2020 – 1 Kasım 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık 

————————————————————————————

06:00 – 07:00 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/6/29

07:00 – 07:45 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

Twitter.com/DidemGençtürk

***

Aşk şarkıları

Didem Gençtürk’le (@didemgencturk) #Sabahlık az sonra (07.00 – 07.45) Açık Radyo’da

Resim

07:45 – 08:00 Türkiye Hikayelerini Anlatıyor

1 Haziran itibariyle hafta içi her sabah saat 7:45’te Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor tekrar Açık Radyo’da…

zz6

2015 yılında Açık Radyo ve Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi, “Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor” sloganıyla herkesi kendi hikâyesini anlatmaya davet etti.

Bize ulaşan yüzlerce hikâye Murat Gülsoy, Güven Güzeldere, Ömer Madra ve İlksen Mavituna’dan oluşan seçici kurul tarafından ön elemeden geçirildi ve yazar, şair ve akademisyenlerden oluşan bir editör ekibi tarafından yayına hazırlandı: Deniz Altınay, Ömer Aygün, Nalan Barbarosoğlu, Enis Batur, Hakan Bıçakçı, Behçet Çelik, Feride Çiçekoğlu, Berna Durmaz, Sine Ergün, Mahir Ünsal Eriş, Hülya Ekşigil, Semih Gümüş, Hakan Günday, Meltem Gürle, Hikmet Hükümenoğlu, Sibel Irzık, Ercan Kesal, Melisa Kesmez, Ergun Kocabıyık, Adnan Kurt, Birgül Oğuz, Hatice Örün, Mahmut Temizyürek, Serhat Uyurkulak, Murat Yalçın.

Seslendirilen hikâyeler 2015 yılında yani Açık Radyo 20. yaşını kutlarken hafta içi her gün 12:55-13:10 saatleri arasında yayınlandı. Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor programında okunan öyküler, Açık Radyo’da yayınlandıktan sonra, 2017 yılının Mayıs ayında Can Yayınları tarafından kitap olarak yayımlandı. Kitabı bu bağlantıdan satın alabilirsiniz.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Özdeş ÖzbayRobılınd Tayyar, Berhem Baltaş

acik-gazete-30.06.2020

Açık Gazete Spotify Kanalı

Açık Gazete Jingle

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“AKP çaydanlığı fokurduyor, çıkan buhar muhalefetin toprağına yağmur olarak düşecek mi belli değil.”

KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, Sayıların Dili’nde Murat Sabuncu’ya AKP’ye oy desteğinin azaldığını, partinin yeni seçmen kitlelerinden oy alamadığını açıkladı. (T24)

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, oturuyor, ayakta ve iç mekan

***

***

Bir dizi olarak yayınlanacak olan aşağıdaki söyleşi Açık Radyo’da 1999-2001 yılları arasında Bülent Aksoy ve Ersu Pekin tarafından hazırlanan, radyo sanatkârlarının ağırlandığı “Radyo Anıları” serisinin ikincisidir.

Yayıma hazırlayanın (Bülent Aksoy) sözü:

“Radyo Anıları” uzun bir radyo programı dizisidir. 1999-2000, 2000-2001 yayın dönemlerinde iki buçuk yıl süreyle, İstanbul’da faaliyet gösteren özel bir radyo istasyonu olan Açık Radyo’da (94.9) yayımlanmıştır. Bu diziyi, musiki araştırmacısı, grafik tasarımcısı arkadaşım Ersu Pekin’le birlikte tasarladık, görüşmeleri birlikte yürüttük. 

Bu iki buçuk yıl içinde kırk beş radyocu ile görüştük, görüşmeler toplam yüz on altı saat sürdü. Burada “radyocu” diye tanımladığım kişilerin büyük çoğunluğu musikişinastı. Musikişinas olmayan iki radyocuyla da görüştük: İstanbul radyosunda görevli bir ses mühendisi ile Ankara radyosunda görevli bir spikerle. Radyoda görevli olmayan ama bazı radyo programlarına katkıda bulunmuş olan bir reklamcı, bir sigortacı, bir de radyoyu çok seven vefakâr bir radyo dinleyicisi de program konuğumuz oldular. 

“Radyo Anıları” dizisine başlarken beklentimiz bu söyleşilerin radyo tarihine ışık tutmasıydı. Konumuz genel olarak radyo tarihi değil, radyolardaki Türk musikisi yayınlarıydı. Radyo, daha doğrusu devlet radyosu, yirminci yüzyılda musikimizin en önemli icra ve yayın organıydı. Ama aynı zamanda bir yarı okul, bir yarı konservatuvar gibiydi. Konservatuvarın olmadığı bir dönemde radyo, aynı zamanda, yetenekli gençleri alıp eğitiyor, birer icracı olarak yetiştiriyordu. Gençleri yetiştirdiği için bir okuldu, ama öte yandan, ülkenin birinci sınıf musikişinaslarını çatısı altında topladığı, böylece bir musiki mahfili kurduğu için de bir musiki merkeziydi radyo.

Türkiye’de radyo yayınları 1927’de Ankara ve İstanbul’da başlar. Bu radyolar ihaleyle Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketinin yönetimine verilmiş olan özel kuruluşlardı. Teknik yetersizlik, mali sıkıntılar yüzünden yayınları sık sık aksayan, günün ancak belirli saatlerinde faaliyet gösterebilen, yayınları düzensiz radyolardı. Ankara Radyosunun günlük yayın süresi sadece üç saatti. Hükûmet 1938’de radyo yayıncılığını tekelleştirdi. Aynı yıl ilk devlet radyosu olan Ankara Radyosu yayın hayatına girdi. Asıl radyoculuk Ankara Radyosu’nun bir devlet radyosu olarak faaliyete geçmesiyle başlar. 1938-1949 yılları arasında radyo denince Ankara Radyosu gelirdi akla. O yıllarda İstanbul’da da bir radyo istasyonu vardı, ama çok istikrarsızdı. Beyoğlu’daki Ambassador adlı binanın üst katındaki bu özel radyonun günlük yayın süresi de sadece dört saatti, bu kadarı bile sık sık aksardı. 1949’da İstanbul’da da bir devlet radyosu kurulup faaliyete geçirildi. 

Bizi ilgilendiren, genel olarak Türkiye radyolarının bir tarihçesi değil, çok etkili bir musiki kurumu olan radyodaki Türk musikisi yayınlarının bir tarihçesiydi. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: 1927’den İstanbul’da Türk Musikisi Devlet Konservatuvarının kurulduğu 1976’ya kadar, yani en az elli yıl boyunca, Ankara, İstanbul radyoları geleneksel musikinin en etkili kurumu oldu. Radyo, önemini 1976’dan sonra da muhafaza etti. Konservatuvarda yetişen yeni kuşak kendini hemen gösteremezdi. Bu yeni kuşağın musiki hayatına atılıp kendi varlığını hissettirdiğini görebilmek için 1990’lı yılları beklemek gerekiyordu. Kaldı ki, konservatuvarın öğrencilerini yetiştirenler de radyolarda görev almış olan musikişinaslardı. 

Çok çeşitli yayınları olan devlet radyosunun tarihçesi değişik yönlerden yazılı kaynaklara dayanarak da incelenebilir elbette. Fakat neler olabilirdi ki yazılı kaynaklar? Radyo tarihine ışık tutan bir iki kitap vardı o zaman, ama bunların da konusu genel olarak Türk radyoculuğunun tarihiydi. Radyodaki musiki bu kitapların ana konusu değildi. Radyonun dinlettiği musikiye eğilebilmek için günlük, haftalık, aylık basın-yayın organlarını taramak; oralarda çıkan haberlere, radyo yayınları hakkında görüş bildiren yazarların, dinleyicilerin yazdıklarına bakmak gerekirdi. Tabii, o dönemin gazetelerini, dergilerini taramak hiçbir zaman küçümsenemez. Oradan da edinilebilir bazı izlenimler. Ama ötesi yoktu… 

İşte bu yüzden, bizler radyoda görev almış kişilerle görüşerek, onların gözlemlerine, anılarına dayanarak radyo musikisinin geçmişine yepyeni bir açıdan eğilmek istedik. Radyolarda bir ömür geçirmiş olan insanların “içerden” bakışla biriktirdikleri gözlemler, yaşantılar hiçbir metinde bulamayacağımız şeyler olabilirdi. Nitekim, pek çok şey bulduk da… 

Tarih denince “büyük” olayların tarihi gelir akla. Yirminci yüzyılın ikinci yarısı tarihe bakışta yeni pencereler açtı; modern yaklaşımlarda, “küçük” tarihleri dışta bırakmayan kuramlar, paradigmalar önem kazandı. “Mikro tarih” diyorlar buna. İşte bu radyo yayınlarında bizim uyguladığımız şey bir mikro tarihçilik denemesiydi. Hem bir kurumun tarihine, üstelik de o kurumun tarihi içinde sadece bir faaliyet alanına, yani Türk musikisi yayınlarına eğildiğimiz için, hem de bu faaliyetin tek tek kişilerin pencerelerinden nasıl göründüğünü önemsediğimiz için… Beklenti ufkumuzda beliren konu, Osmanlı’dan kalma Türk musikisinin devlet radyosundaki serencamı gibi küçücük bir konuydu. Ama bu konu bizler için hiç de küçük bir şey değildi… Sözün burasında bir noktaya kısaca değinmem gerekir. Her çalışma kendi tarihî şartlarına göre bir değer kazanır. Bu görüşmeleri radyoda yayımladığımız günlerde makro tarih, mikro tarih, sözlü tarih gibi terimler henüz yaygınlaşmamıştı. Sadece tek tek kişilerin anlatımlarının yazıya geçirildiği birkaç nehir söyleşisi vardı. O zamana kadar yayımlanan kitap, dergi, gazetelerine yansıyan radyo musikisi tek tek kişilerin yalnızca birkaç noktaya değindikleri bir yan-konuydu. Radyo musikisinin bir bütün olarak ele alındığı kapsamlı bir yayın yoktu. Yirminci yüzyılın en önemli yayın organı olan devlet radyosunun sunduğu Türk musikisi, tarihi bugün de tam anlamıyla yazılmamış bir konu olarak ortada duruyor. Okurlar bu söyleşilerin bir bileşkesini çıkarırlarsa radyo musikisinin tarihçesini daha geniş bir panorama içinde görebileceklerdir; buna inanıyoruz.

Anıları burada yayımlanacak bütün radyoculara Ersu Pekin’le birlikte içtenlikle teşekkür ederiz. Geçen yirmi yıl içinde çoğunu ne yazık ki kaybetmişiz; onların hâtırasını daima saygıyla, sevgiyle anmak bir gönül borcudur bizler için. Pek çoğu bu dizi programda musiki tarihimize bir not düşeceğini inanarak gözlemlerini, anılarını içtenlikle anlattı. Ama bazılarının adlarını özel bir vurgu ile anmamız lazım. Nevzat Atlığ, Necdet Yaşar, Nihat Doğu, Cüneyd Orhon, Afife Ediboğlu, Cüneyd Kosal, Rüştü Eriç, Sami Göğüş, Perihan Kövenç aklıma ilk gelenler. Bu musikişinaslar bu nehir söyleşilere değer verdiler. Bizleri teşvik ettiler, “şu şu kişilerle de görüşün…” tavsiyesinde bulundular. Buna karşılık, bazıları da söyleşilerimizi magazin sohbeti sanarak, isteksizce radyoya gelmişlerdi. Ama stüdyoda sorduğumuz sorulara muhatap olunca bunun bir magazin sohbeti olmadığını anladılar; radyodan memnun olarak ayrıldılar. 

Bu diziyi hazırlamanın zorluklarından bahsedilmesi lazım. Görüşmelere katılan kırk beş kişi arasında bazılarını görüşmeye razı edebilmek bir hayli zor oldu. Bazılarını da razı edemedik. Birkaçı bizleri haftalarca oyaladı, herhalde çekindikleri için gelmek istemiyorlardı, bunun canlı yayın olmadığını, ağızdan kazayla uygun olmayan sözler çıkarsa, bunları yayın dışı bırakacağımızı açıkça söyledikse de gelmemeyi tercih ettiler. Bu programın ciddi bir program olduğunu, radyo gibi çok önemli bir kurumun tarihine eğildiğimizi anlatamadığımız kişiler de oldu. Bir iki kişiden de çok garip cevaplar almıştık. Bunlardan birinin söylediği şey unutulur gibi değildi. “Bunlar da bana kalsın…” demişti. Görüşme sırasında anlatacakları, o kişinin mahremiyetinin bir parçasıydı sanki! Bir başkası, ilke olarak basınla görüşmediği cevabını vermişti. Biri de “anılarını sattığını”, o yüzden kimseye mülakat veremeyeceğini söylemişti. Bu zat 2001’de öldü, geçen on dokuz yıl içinde “hatıratı” hâlâ yayımlanmadı!  

Bu söyleşileri okuyacak olanlar, “şu şu kişiler neden yok…” diyebilirler. Haklı olabilirler, eksiklerimiz var çünkü. Herkesin aklına gelebilecek bazı musikicilere ulaşmak için gayret gösterdiysek de onlara bir türlü ulaşamamıştık.    

Türkiye’de radyoculuğun Ankara devlet radyosunda başladığını söylemiştim. Radyoculuğun temeli orada atıldı. Daha sonra kurulan İstanbul, İzmir radyoları bu temel üzerinde kurulup gelişti. Aynı durum, bizim konumuz olan Türk musikisi yayıncılığı için de geçerli. Burada yayımlanacak olan görüşmeleri de bu gelişme sürecini göz önüne alarak sıraya koyacağız. Ankara radyosunu görmüş, orada yetişmiş yahut orada saz çalmış, okumuş kişilere öncelik vereceğiz. İstanbul radyosunun musikicilerine sıra daha sonra gelecek.        

İki buçuk yıl süren bu söyleşiler herhalde Türkiye radyolarının en uzun dizi programı olmasa da çok uzun dizilerinden biri oldu. Dizinin hacmi çok büyük olduğu için yazıya geçirilmesi büyük işti. Arada geçen yirmi yıl içinde pek azının yazıya geçirilmesini sağlayabilmiştik. Bu işi kotaramamanın sıkıntısı hep içimizdeydi. Radyo Anıları dizisi bir radyo kaydı olarak kalmamalıydı. Söz uçar yazı kalır demişler. Nice yıllar sonra, Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu okuyucularından, aynı zamanda bir musiki araştırmacısı olan genç dostum Hüseyin Kıyak’ın önayak olmasıyla kayıtlar yazıya geçirilmeye başladı. Aşağıda adlarını gördüğünüz arkadaşlarımız bu zorlu işi gönüllü olarak üstlendiler. Böylece, radyo tarihine ışık tutan bu değerli anıların atmosfere karışmasının önüne geçtiler. Her birine ne kadar teşekkür etsek azdır. Bantların on saat tutan bir bölümünü daha önce, Pan Yayıncılıktan Ayşen Kaya kâğıda geçirmişti. Arkadaşlarım Güneş Günter, Gaye Köseoğlu, Filiz Erten de beş saat süren üç söyleşinin kaydını çözmüşlerdi. Bütün söyleşiler kasetlerde kayıtlıydı. İzmirli dostum, yüksek mühendis Orhan Yıldırım kasetleri musiki sevgisi ile bir bir disklere kopyalama sabrını gösterdi; ona da gönül borcumuz var. 

Burada belirtilmesi gereken çok önemli bir nokta daha var. Aşağıda adları yazılı olan arkadaşlarımızın radyo bantlarını çözmeye gönüllü olarak katıldıkları günlerde Covid-19 gribi bütün dünyayı sarmış, binlerce insanı öldürmüştü. Tıbbın bugüne dek tanıdığı virüslere benzemeyen koranavirüs sokağa çıkmayı bile tehlikeli hale getirmişti. Herkes günlerce evine kapanmak zorunda kaldı. Bu satırları yazdığım sırada bu durum bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bütün korkutuculuğuyla devam ediyordu. Bizim radyo anıları dizisinin bantları işte böylesine garip bir kadere, eski deyimle, dûçar oldu.  

Bu görüşmelerin metin olarak yayıma hazırlanışı hakkında bir noktayı açıklamak isterim. Söyleşilerde yazı dilinin disiplini beklenemez. Ağızdan çıkan sözlerde çoğu zaman bir düzensizlik görülür. Mükerrer sözler söylenir. Bunlar olduğu gibi yazıya geçirilemez. Ben kayıtları çözen arkadaşlarımızın kelimesi kelimesine yazıya geçirip verdikleri ham metinleri —bantları da dinleyerek — yayıma hazırlarken hem metnin rahatça okunabilmesini sağlamaya hem de söyleşi üslubunu bozmamaya çalıştım. 

Anıların tamamını bir çırpıda, bir kitap gibi yayımlayamayacağız. Arkadaşlarımız kayıtları çözüp verdikçe yayıma sokabileceğiz. Böylesinin de bir yararı olabilir; söyleşilerin bir çeşit tefrika düzeni içinde yayıma girmesi metinlerin çok vakit harcamadan okunmasını sağlayabilir.

Tarihî bir musikinin Cumhuriyet dönemindeki serencamı içinde devlet radyosunun çatısı altında geçirdiği safhalar bu musikinin icra tarihinde özel olarak incelenmesi gereken büyük bir uğraktır. Bir “radyo musikisi” çıkmıştır ortaya. Plak kayıtlarını, konser yayınlarını alıp kullanabilirdi radyo. Ama Türkiye’de öyle olmadı, bünyesine aldığı musikişinaslarla radyo kendi musikisini kendi yarattı. Yeni Türk musikisi icrasını şekillendiren radyo oldu diyebiliriz. 

Devlet radyosu yıllar boyunca ülkenin nerdeyse bütün seçkin musikişinaslarını halka dinletmiştir. Radyo çağında yaşadığı halde radyo mikrofonunun önüne hiç geçmemiş iyi musikişinasların sayısı çok azdır. Ülkenin her köşesinde musiki severler canlı olarak dinleyemedikleri o seçkin sanatkârların sazlarını, seslerini Ankara, İstanbul, İzmir radyolarından yıllarca dinledi. Radyolar Türk musikisine bu açıdan çok şey verdi. İnkâr edilemez bu. Öte yandan, bürokrasinin sevimsiz yüzü burada da kendini göstermekten geri kalmamıştır. Musikişinaslara memur gözüyle bakan, sanat kültüründen yoksun bürokrat zihniyetli kişiler yüzünden radyolarda çok üzücü, çok tatsız şeyler de olmuştur. Nitekim, radyoların gerek yönetimi gerekse yayınları hakkında basında olumsuz yönde pek çok şey yazılmıştır. Konuştuğumuz radyocuların söyleyecekleri bu bakımdan çok önemliydi. Musikişinaslardan bazıları radyonun daha çok olumlu yönleri üzerinde durdular; bazıları da radyolarda olup bitenlerin olumsuz yönlerini de gözler önüne sermekten çekinmediler. Okurlar radyo tarihinin eski musikişinasların anılarıyla dolu yapraklarını çevirirlerken bu “sihirli kutu”nun yazıya kitaba geçmemiş, üstü örtülü kalmış pek çok gerçeğini bu dizide bulacaklardır.    

Okurlar bağışlasın, sözü tamamlamadan önce kişisel duygularım için de bir paragraf açacağım. Ben hep sadık bir radyo dinleyicisiydim. Ta çocukluk yıllarımda başlayan bir tiryakiliktir benim için radyo. Radyo bana musiki zevki aşıladı, aşıladığını büyüttü, büyüttü.  Çok şey öğrendim radyodan. Yıllar sonra, bana musiki zevki veren radyo icracılarıyla yüz yüze konuşmak benim için bambaşka bir duyguydu. O kadar sevdiğim radyoyu onlar da benim kadar seviyorlar mıydı acaba? Sevinerek görmüştüm ki, ilk elli yılın radyocularının pek çoğu radyo işini gerçekten ciddiye almış, radyoevini kendi evleri gibi benimsemiş kimselerdi. Radyoda geçen yılları, hayatlarının çok değerli yılları, radyoda tanıştıkları musikiciler en yakın arkadaşlarıydı. Radyonun radyo olduğu dönemin musikişinaslarıydı onlar. Ben de o dönemin bir dinleyicisi olduğum için onlarla bir duygudaşlık yaşantısı içinde birleşmiştim bu söyleşilerde. Bantları yirmi yıl sonra yayıma hazırlarken duygudaşlığımın kaybolmadığını, tersine, derinleştiğini hissettim. 

  Sözü radyonun musikişinaslarına bırakırken, onlara teşekkür etmek gönül borcumuzdur. Başta, radyoculuğa bir ömür veren, devlet radyosunun gelişmesinde büyük payları olan, musiki yayınlarının seviyesini hep yüksekte tutan Cevdet Kozanoğlu, Mesut Cemil, Ruşen Ferit Kam’ın; hemen ardından, Ankara, İstanbul, İzmir radyolarında genç yetenekleri yetiştiren değerli hocaların; sesleriyle, sazlarıyla radyo mikrofonlarından bu ülkeye musiki zevki veren bütün musikişinasların hâtırasını bu vesileyle saygıyla, sevgiyle yâd ederim.  

 

Serinin ilk bölümü olan Melahat Pars’la söyleşiye buradan ulaşabilirsiniz.

(29 Nisan 2001 tarihinde Açık Radyo’daki Saz ve Söz programında yayınlanmıştır.)

EP. 2001 yılındayız. Siz 1947’de radyoya girmişsiniz. Demek ki elli dört yıl geçmiş. Artık emeklisiniz, ama radyoyla ilişkinizi kesmediniz herhalde, gidip geliyor musunuz?

MB.Radyoya gidip geliyorum ama, şu ara hiç uğrayamadım doğrusu. Bir hastalık, iki ameliyat geçirdim. Ama sağlığım yerinde, bir gün giderim inşallah. Arkadaşları özlüyorum, onlar da beni özlüyorlardır. Geçen akşam Serap Mutlu telefon etti, “Muzaffer ağabey neredesin, özledik, lûtfen gel radyoya, seni bi görelim…” dedi. Ben de onları çağırdım, siz gelin diye.

BA. Siz rahatsız da olsanız, gönlünüzle hep radyodasınız…

MB. Şekerim, aksini düşünmenin imkânı var mı, bir ömür vermişsin… Ailenden çok radyo arkadaşlarınla beraber olmuşsun… Öyle günler olmuştur ki, sabah gidiyorsun öğleyin oradasın, akşam saat sekizde eve dönüyorsun, sekiz saat orada arkadaşlarınla berabersin. Bu arkadaşlık unutulur mu, bir anda silinir mi! İmkânı yok. İçine işliyor insanın.

EP. Radyo musıki icra edilen bir mecra, bir mekân ama, musıki birtakım dostlukları da pekiştiriyor. Böylece radyonun kendisi bir arkadaş çevresi oluyor.

MB. Gayet tabii. Ben çok severim arkadaşlarımı, yani her biri hatırıma geldikçe burnumun direği sızlar, o kadar severim. Zaten o sevgi olmazsa, o beraberlik olmazsa hiçbir şey yapamazsınız.

BA. Aşk olmazsa meşk olmaz!

MB. Meşk olmaz!

EP. Evet, çok güzel… Başlayalım öyleyse. Bu radyo maceranız nerede, nasıl başladı? Sizden dinleyelim.

BA. Şuradan girelim konuya: radyo dostluğu ne zaman başladı? Siz radyoya girmeden önce mutlaka bir radyo dinleyicisiydiniz. Bu arada, Ankara doğumlusunuz, değil mi? 1922 Ankara doğumlusunuz. Delikanlılık çağınızda başlamış Ankara Radyosu yayınlarına, düzenli yayınlara başlamış, bir kurum olarak kendini kabul ettirmiş, yurt çapında sesini duyurabileceği bir kilovat yüksekliğine de ulaşmış. O yıllarda Ankara’da olduğunuz için rahatça dinliyordunuz radyoyu. Nasıl bir radyo dinleyicisiydiniz?

MB. Radyo ne verirse, müzik bakımından ne verirse onu almaya çalışıyordum.

BA. Devamlı olarak dinliyordunuz değil mi?

MB. Devamlı olarak dinliyordum, en çok da fasılları

BA. Evinize radyo girmişti demek ki. Dinlediğinize göre…

MB. Biraz geç girdi. Radyo evimize girdiği gün piyangodan milyarlar çıkmış gibi sevinmiştim.

BA. Radyo pahalı bir şeydi tabii o zaman.

MB. Evimize radyo daha yeni girmişti ki, o günlerde bir zelzele olmuştu. Ablam, “Muzaffer radyoyu al da aşağı in!” diye bağırıyordu. O da çocuğunu alıp aşağıya inmişti. “Sen de radyoyu al” diyordu. O da çok severdi radyo dinlemeyi.

BA. Değerli bir hazine radyo. Kimleri dinliyordunuz Ankara Radyosunda?

MB. Şekerim, ilkin fasılları dinliyorduk. Safiye Tokay, Celal Tokses, Tahsin Karakuş’un okuduğu fasılları. Sonra Ali İçinger’i.

BA. Ali İçinger, çok güzel bir fasıl okuyucusuymuş.

MB. Tabii tabii, Sonradan bizler de yavaş yavaş onlara katılmaya başladık.

BA. Radyoya girince…

MB. Daha sonra ama. Onlar bir ara ayrıldılar radyodan. Biz kaldık. Mesela Ekrem Güyer, ben, Ahmet Üstün, Melahat Pars, Müzehher Güyer. Dört beş kişi fasıllarda okuyorduk.

EP. Siz radyoya girmeden önce de musıkiyle meşgul oldunuz mu?

MB. Radyoya girmeden önce Fahri Kopuz’dan ders aldım, özel ders. Ondan sonra girdim radyoya.

EP. Ne kadar önce?

MB. 1947’de staj imtihanını kazanıp radyoya girdiğime göre, daha önce. Demek ki 1945, 1946 civarında.

BA. Birkaç yıl sürdü herhalde bu hazırlık safhası. Haftanın belli günlerinde ders alıyordunuz.

MB. Tabii, hazırlıklı olmak lazım. İnsanın sesi ne kadar güzel olursa olsun, kulağının da sağlam olması lazım, ritim kabiliyeti olması, musıkinin ritmini kavraması lazım. İşte bu alışkanlıkları kazanmak, hazırlıklı olmak için Fahri Kopuz’dan ders aldım.

Fahri Kopuz’a gittiğim gün, talebeleriyle çalışıyordu. “Otur bakalım,” dedi, oturdum, musıki meşk ediyorlardı. Lem’î Atlı’nın bir nihavend şarkısı vardır, “Bin gül çıkarırdım sana kalbimdeki külden” diye, onu okuyorlardı. Şarkı bitince, “Hadi bakalım bana bir şarkı oku, dinleyeyim,” dedi hocam, ben de bu nihavend şarkıyı okuyayım,” dedim.  Ses verdi, okudum. Elindeki udu tersine çevirip sırtına vurarak, “Olamaz böyle şey, ders almışsın sen, saklıyorsun benden,” dedi. “Hocam, vallahi ders almadım” dedim. “E, nasıl oluyor da bu kadar düzgün, hatasız olarak okuyabiliyorsun,” diye sordu. Dedim, kulaktan ezberledim, hiçbir şekilde ders almadım. Böyle başladı.

BA. O yıllarda radyo dinliyordunuz, ondan başka plak da dinliyordunuz, değil mi? Ayrıca, belki gazinolara da gidiyordunuz, yahut şurada burada verilen konserlere…

MB. Şu kadarını söyleyeyim: bir plakçı dükkânının önünden geçerken yeni çıkan plaklara kulak kabartırdım. Söz gelimi, Münir Nurettin’in yeni bir plağı çıkmış, “Hastayım, yalnızım, seni yanımda sanıp da bahtiyar ölmek isterim.” Üç defa gidip gelirdim, plakçının önünde dura dura şarkıyı ezberlerdim.

EP. Kuvvetli bir hafızanız, hassas bir kulağınız olduğunu fark etmiş, yeteneğinizi keşfetmişsinizdir. Peki, Fahri Kopuz’a ders almaya gittiğinizde radyoya girmek gibi bir hevesiniz var mıydı?

MB. Vardı. Zaten çevrem de beni o yönde hazırlıyordu. Radyoya girmek istiyordum.

BA. Radyoya girmekten önce, zaten musıkişinas olmak istiyordum demek istiyorsunuz herhalde. Ama o yıllarda radyo en önemli musıki kurumu olduğu için ilkin orası akla geliyor.

EP. Tabii. Yani musıkiye yönelişiniz amaçsız bir şey değildi.

BA. Değildi tabii. Hassas bir kulağınız var. O yıllarda radyo yayınları da her yerden dinlenebildiği için, siz sık sık radyo dinliyor, belki de yüzlerce eseri hafızanıza kaydediyordunuz…

MB. Şekerim, hakikaten öyleydi. Şimdi radyoda çalınan binlerce eser var. Bilmediğim, duymadığım bir tane eser çıkmıyor, bir tane bile… Yeni şarkılardan bir iki şarkı olabilir bilmediğim duymadığım. Ama kendi devrimin şarkılarının yahut kendi devrimde öğrendiğim şarkıların büyük çoğunluğu hafızamdadır.

EP. Çok güzel… Sevgiyle başlıyor. Musıki sevgisiyle. Peki bu Türk musıkisi sevgisi nasıl başlamıştı? Çocukluk çağınızın tercihi miydi?

MB. Çocukluğumda başlıyor bu sevgi. Evvela ailedeki insanlar dinliyor beni. Bir şey okuyorlar, ben de onlarla beraber okuyorum… Her toplantıda, “Hadi Muzaffer bir şarkı oku” falan diyorlardı, ben de okuyordum. “Maşallah, ne güzel okudu, bu çocuğu kaçırmayın, radyoya girsin…” gibi telkinler… Böyle sözler gün geçtikçe bir çığ gibi büyümeye başladı. İş bu noktaya gelince kimse mâni olamıyor zaten.

BA. Sonra, günün birinde radyo sınavları açıldı…

MB. Radyo sınavları açıldı 1947’de.

BA. Fahri Kopuz da radyonun hocalarından biriydi. İmtihan heyetinde o da vardı herhalde, değil mi?

MB. Vardı tabii. O da vardı. 1947’de imtihana girdik, kazandım. Üç sene sonra da terfi ettirdiler, tekrar imtihana girdik. Ben üç derece birden atladım…

BA. Peki bu üç sene nasıl geçti?

EP. Stajyerlik imtihanıydı bu.

MB. Stajyer imtihanı ama, talebe olduğumuz halde bizi korolarda görevlendiriliyordu. Kulağımız dolsun, musıkiye daha kolay alışalım diye, korolarda, fasıllarda okuyorduk.

BA. Stajyerler için hazırlanan derslerin hemen hemen hepsine girdiniz değil mi?

MB. Hepsine.

BARadyo adlı derginin 1942’de çıkan bir sayısında bu dersler hakkında ayrıntılı bilgi veriliyor. Bu metnin altında Şerif Sait Çeren imzası var, yani Mesut Cemil. Radyodaki kurslar hakkında bilgi veriyor. Yayın saatleri dışındaki çalışmalar şunlarmış, okuyayım:

Klasik Türk musıkisi kursları, halk musıkisi kursları; makamlar, şedler, usûller, umumi musıki bilgisi, kulak terbiyesi; Türkçe ve metin okuma kursu, ses sağlığı.

Hem yayında verilen vazifeyi o günkü provalarla beraber başarmak, hem de bu yedi ayrı kursa muntazaman devam etmek için, radyoda ödevli bir genç sanatkârın sabah en geç 8’de ayakta bulunması, 9’da vazifesine gelmesi ve yemek saatleri hariç bütün gün ve akşam çalışması lazım geliyor. Bu kurslar genç sanatkârlara tarihî ve millî musıkimizin bütün bilgileriyle beraber umumi musıkinin geniş ufuklarını açmak, yeni musıki üslubumuzu muhtaç olduğu çokseslilik alanında onlara radyoya düşen yayın işinin şerefli elemanları haline getirmek gayesini güdüyor. Böyle bir yetiştirme ve hazırlama usulünün vereceği neticeler çok emin olsa da çok kolay değildir. Sanat yemişleri tatlılığı nisbetinde emekle, sabırla, sebatla, dikkatle, bilgiyle, usûl ve erkânıyla çalışmayı isteyen oluşlardır. Bu gayret gösterilmezse meydana gelen yemiş acı, bozuk ve ham olur. Mideyi de kolayca bozar, fayda yerine zarar getirir. Bu bakımdan genç radyo sanatkârlarının yetişmeleri için kurulan sistemin birinci devresi tanınmış simalardan mürekkep bir jürinin görüş ve tavsiyelerini; mevcut imkanlar, radyonun içinden görülen ihtiyaçlarla amelî tarzda birleştiren bir durumda kurulmuştur. Mevcut kursların müfredat programı, hepsi Devlet Konservatuvarı veya herhangi bir akademik müessesede tatbik edilen en yeni usûllere uygundur. Ve bu kursları idare eden arkadaşlar, en tanınmış ve tecrübe görmüş mütehassıslardır…

Bu metnin yanında resimler var. Resim altlarından biri ilgi çekici: “Makam kursuyla kulak terbiyesi yan yana.” Burada Nurullah Şevket Taşkıran bir kanon söyletiyor. Biraz yukarısında bir resim: “Makam ve şedler kursunda Kemal İlerici.”

MB. Kemal İlerici, evet, derslerinin çoğu nazariyat.

BA. Böyle… Siz bu kurslara katıldınız.

MB. Evet, tabii.

EP. Muzaffer Bey programa girmeden önce söylemişti, hatırlatayım, jimnastik dersleri bile varmış, nefes açmak için.

MB. Vardı, bizden, bizim dönemden evvel jimnastik dersleri, göğüs kafeslerini genişletmek için, sabahleyin jimnastik yaparlarmış. Biz geldiğimiz zaman kaldırmışlar bu dersi.

(Şarkı dinletilir…)

BA. Muzaffer Bey, şimdi size bir sürpriz. 1950’desiz radyodasınız, bu programda solistsiniz. Fahri Kopuz’un yönettiği bir köçekçe takımının programı var. Gerdaniye ve karcığar köçekçeler birbirine bağlı olarak okunmuş. Solo bölümlerini Muzaffer Birtan, Müzehher Güyer, Melahat Pars okuyorlar. Daha sonra, birbirine bağlı üç köçekçe dinliyoruz. “Tavlada beslerler” (gerdaniye köçekçe), “Tuna’da çırpar bezini, kim sevmez Bulgar kızını”, yine gerdaniye köçekçe; bu ezgi, karcığar makamındaki meşhur “Benli”ye bağlanıyor, Muzaffer Birtan’la Müzehher Güyer okuyorlar solo bölümlerini. Yöneten Fahri Kopuz, yıl 1950 Ankara Radyosu. Biz bu programın kısa bir bölümünü dinleyeceğiz.

O bölüm dinletilir

BA. Bu programı hatırlıyorsanız biraz anlatır mısınız?

MB. Hatırlıyorum, yeniden okuyormuşum gibi heyecanlandım şu anda vallahi! Hâtıra işte….

EP. Çok güzel bir icra olmuş. Coşkulu bir yorum var.

MB. Tabii, seslerimiz de genç… Köçekçe böyle okunur zaten.

EP. Fahri Kopuz’un udu her şeye hâkim, ritmi müthiş.

BA. Solo bölümlere yer verilmesi de dinamizm getirmiş köçekçeye.

EP. Kimler çalıyordu hatırlıyor musunuz?

MB. Ali İçinger hanende, aynı zamada def çalıyor. Hatırlamaya çalışayım… Zühtü Bardakoğlu vardı, santur, Osman Güvenir kanun, Vedia Tunççekiç kemençe, Faize Ergin tanbur, Naci Tektel keman, Hamdi Tokay klarnet çalıyorlardı.

BA. Fahri Kopuz hazırladı bütün programı tabii.

MB. Gayet tabii, şef o.

BA. Bu program canlı yayında mı plağa kaydedilmişti acaba?

MB. Bizim yayınlarımız hep canlıydı. Sonradan, canlı yayınlar plağa alınmaya başlamıştı. Büyük plaklara.

BA. Canlı yayın plağa alınmamışsa, siz icraya katılanlar yayından sonra dinleyemiyorsunuz. Kaydedilmişse bile, herhalde uzun zaman sonra dinleyebiliyordunuz. Ancak o şekilde…

MB. Evet, tabii

EP. Biz gene şu staj konusuna dönelim. Demin Bülent’in okuduğu, altında Mesut Cemil’in imzası bulunan metinden radyoda verilen dersleri öğreniyoruz. Radyoda imtihanı kazanıp staja başladınız. İmtihan kurulunda kimler vardı?

MB. İmtihan kurulunda, bütün şefler, hocalar, sazendeler vardı nerdeyse. Hatırımda kalanları söyleyeyim: Mesut Cemil, Ruşen Kam, Cevdet Kozanoğlu, Fahri Kopuz, Refik Fersan, Vecihe Daryal, İzzettin Ökte… yani bütün sazlar, hocalar oradaydı.

EP. Size ne sorduklarını hatırlıyor musunuz?

MB. Bir şarkı istediler benden, ben de bir şarkı okudum. Sonra bir kulak yoklaması. Sonra, “Peki, çıkın” dediler. İmtihanı kazandığımı öğrendikten sonra staja başladık. Üç yıl sonra yeni bir imtihana tâbi tuttular, sanatçı imtihanına. O zaman daha başka şeyler de sordular.

BA. Bu herhalde daha geniş kapsamlı, daha zor bir imtihandı.

MB. Evet, makamları, usûlleri sordular.

BA. O üç yıl içinde toplu icralara katılmıştınız. Repertuvarınız, bilginiz genişlemişti. Sonra, nazariyat derslerine de girmiştiniz. O dersleri biraz anlatır mısınız bize? Ne öğrendiniz o derslerden? Kemal İlerici’nin makam, şed derslerine girdiniz mi?

MB. Ben Kemal İlerici’ye yetişemedim. Kemal İlerici yoktu. Bizim zamanımızda, Orhan Veli’nin babası Veli Kanık’tı solfej hocamız. Ruşen Kam edebiyat, aynı zamanda makam dersine girerdi. Diksiyon, doğru okuma konuları da edebiyat dersine dahildi. Bir solistin ağzını iyi açması lazım. Kapalı ağızla şarkı okunmaz. Diksiyonunun güzel olması, kelimeleri bölmemesi lazım. Mesela Hacı Arif Bey’in bir kürdilihicazkâr şarkısı vardır: Gurub etti güneş, dünya karardı. Bunu okurken “gurub etti, güneş dünya karardı” diye okuyorlar, hatalıdır, yanlıştır. Virgülü “güneş”ten sonra konmalı, “güneş”ten önce virgül koyarsanız mısra hatalı olur.

BA. Bunlar çok faydalı bilgiler.

MB. Tabii. Cemal Reşit’in bir lafı vardır, duymuşsunuzdur. Birisi ona sormuş, nasıl sanatçı olunur diye. Ah monşer demiş, hiçbir insan sanatçı olmaz, sanatçı sanatçı olarak doğar, o hasletini, o kabiliyetini sonradan edindiği bilgilerle çoğaltır, ondan sonra temayüz eder, sanatçı olur. Yoksa ben sanatçı oldum diye ortaya çıkılmaz demiş… Çok doğrudur bu. Yani o kabiliyetiniz yoksa, ne yaparsanız yapın, kimden ders alırsanız alın, yapamazsınız. Bakın, bizim stajyerler arasındaki birçok arkadaşımız yapamadı, kafası almadı, ayak uyduramadı. Ayrılmak zorunda kaldılar. Bıraktılar radyoyu.

BA. O çalışmalarda makam, usûl bilgileri de öğrendiniz, nazarî bilgiler, makamların incelikleri gibi…

MB. Gayet tabii. Her makamın bir dörtlüsü beşlisi vardır. Basit makamlar var, mürekkep makamlar var; bunları ayırt edebilmek lazım. Usûller de öyle, küçük usûller var, büyük usûller var. En azından küçük usûlleri bilmeyen birinin şarkı okumasına imkân yoktur; aksak nasıldır, yürük semai, düyek, sofyan nasıldır, bunları bilmedikten sonra nasıl şarkı okuyabilir ki?

BA. Ruşen Kam nasıl öğretiyordu makamları, tahtaya mı yazıyordu, kemençeyle mi gösteriyordu?

MB. Tahtaya yazıyordu daha çok, biz de sesle terennüm etmek suretiyle çalışıyorduk.

EP. Bir yandan bu kurslara devam ederken bir yandan da radyo yayınlarına katılıyordunuz, değil mi?

MB. Radyodaki her faaliyete katılıyorduk.

BA. Siz ud da çalıyorsunuz. Fahir Kopuz’dan ud dersi de aldınız mı?

MB. Hayır, ben udu kendi kendime öğrendim. Fahri Kopuz’a gittiğim zaman da tıngır mıngır bir şeyler çalıyordum, ezbere çalıyordum.

BA. Ama udla girmiyordunuz değil mi, Fahri Kopuz’un derslerine. Siz hanende adayı olarak gidiyordunuz.

MB. Hayır, doğrudan doğruya Fahri hocadan meşk etmeye, eser geçmeye, makam, usûl bilgileri öğrenmek için gidiyordum. Udu ben kendi kendime çalıyordum. Udu notayla çalacak hale gelince daha çok fayda sağlamaya başladım.

BA. Bir hanendenin bir sazı mükemmel olmasa bile…

MB. Çalması lazım. Bence çok fayda sağlar.

(Fahri Kopuz’un yönettiği aynı köçekçe takımından bir bölüm daha dinletiliyor. Fahri Kopuz’un kendi eseri: “Pala oyunu”, çargâh makamında, “Karanfil tüfek elde”. Solo bölümlerini Muzaffer Birtan okuyor, daha sonra da çargâh sirtoyla program kapanıyor.)

BA. Bu kaydı dinlettikten sonra yine Ankara Radyosuna dönelim. Stajyer olarak katıldığınız çalışmalar üç yıl kadar sürdü, sonra radyonun…

MB.  Açmış olduğu imtihanına girdik, tekrar imtihandan geçtik. “Sanatçı imtihanı”ydı bu, ondan sonra üç derece terfi ettim, sanatçı oldum. Böylece solo programlara da katılmaya başladım. Toplu icralara, fasıllara zaten katılıyorduk. Aklınıza ne kadar topluluk gelirse giriyorduk.

Ankara Radyosunun bütün yayınlarına katıldık. Hattâ Karagöz programlarına bile… Hayalî Küçük Ali’nin doldurduğu Karagöz plaklarına Ekrem Güyer’le beraber katıldık, Karagöz’ün sesine uygun makamlardan, yegâh, eviç, ferahnak gibi makamlardan şarkılar okurduk, Hayalî Küçük Ali için.

BA. Radyo plakları mıydı bunlar?

MB. Radyo plaklarıydı tabii, bant yoktu.

BA. Bunlar radyolarda özellikle bayram günlerinde yayımlanıyordu.

MB. Evet.

BA. Çok sayıda plak doldurmuşsunuzdur bu şekilde.

MB. Çok, ama bilmiyorum, kıymetini bildiler mi, ne yaptılar.

EP. Siz Ankara Radyosunun kütüphanesinde de çalıştınız, öyle değil mi?

MB. Kütüphanede, evet, nota kütüphanesinde.

BA. Cevdet Kozanoğlu’nun gayretiyle bir kütüphane kurulmuştu orada.

MB. Onun girişimiyle, direktifiyle. Ama o kütüphaneyi faydalı hale getiren bendim. Pazar günleri herkes çıkar gezerdi. Bense çalışırdım.

BA. Siz nereden temin ediyordunuz notaları?

MB. Radyonun kütüphanesi vardı zaten, notalar var.

BA. Peki sizin göreviniz neydi?

MB. Kütüphaneyi tanzim etmek… Sonra, notaları makbuz karşılığında programlara vermek. Çünkü biri alır getirmeyebilir.

BA. Notaya alınmış eserlerin sayısını artırmak için de bir çalışma olması lazım. Demek ki, o yönde bir görev değildi sizinki.

MB. Hayır, o benim işim değildi. Burada şunu da belirteyim: radyonun nota basmak için bir makinesi vardı. Matbaa makinesi gibi bir şeydi.

BA. Cevdet Kozanoğlu anılarında, bozuk sazların onarılması için Ankara Radyosunun alt katında bir saz onarım atölyesi açıldığını yazmış. Bu atölyeyi gördünüz mü, hatırlıyor musunuz?

MB. Söylerlerdi, ama görmedim, hatırlamıyorum gördüğümü şu anda. Kozanoğlu kendisi de saz yapardı, hem de iyi yapardı. Elinde göğüssüz udlar vardı, karınsız udlar.

BA. Cevdet Kozanoğlu sizin gözünüzde nasıl bir insandı, bir idareci olarak? Çok disiplinli olduğu, hattâ fazlasıyla disiplinli olduğu söylenir.

MB. Disiplinli, evet. Ama tabii, biraz da adamına göredir bu, sen vazifeni yerine getirdikten sonra ne yapacak ki…

EP. Ama bir görevi yerine getirmek yeterince bir disiplindir zaten.

MB. Tabii, ama bir insana bir görev verilmişse, o görevi yerine getirmek de onun yükümlülüğüdür.

EP. Siz sanatçı kadrosuna geçtikten sonra solo programlarına da başladınız, repertuvar nasıl tespit ediliyordu?

MB. Bir ara bu iş için Melahat Pars’ı görevlendirmişlerdi. Melahat Hanım, solistine göre, okuyucusuna göre, bir de günün hangi saatinde ise o programı ona göre hazırlayıp herkesin eline veriyordu. Biz de bir ara bunu tatbik ettik, ama daha sonra dedik ki, bu böyle olmaz. Hangi yemeği yiyeceğimi, hangisini yemeyeceğimi bilmeden önüme bir yemek koyuyor, illa bunu yiyeceksin diyorsun bana… Olmaz böyle şey!

EP.  Sonra değişti mi bu?

MB. Değişti. Solistin kendi zevkine göre, kendi yorumuna göre eser seçmesi, ona göre çalışması gerekiyordu. Kendi okuduğu bir program onun zevkini taşımalıydı.

(Bu söyleşide adı sık sık geçen Fahri Kopuz’un bir hüzzam şarkısı dinletiliyor: “Şâd olurdum belki, bu baht-ı siyahım olmasa” Muzaffer Birtan okumuş.) 

BA. Ankara Radyosunda siz fasılda da okuyordunuz, Ekrem Güyer’le, iki kişi, sadece ikiniz…

MB. Kadrolar ancak bu kadarına müsaitti.

BA. Fasıl iki kişiyle de olur, bir kişiyle de olur. Def çalar mıydınız fasıl okuduğunuz zaman?

MB. Def çalmadım, ama çalarım.

BA. Ekrem Güyer çalar mıydı? O fasılda def kullanılmış mıydı?

MB. Hayır. Ekrem çalmadı.

BA. Defsiz miydi fasıl?

MB. Ya defsizdi ya da Ali İçinger çalıyordu.

EP. İki okuyucu olunca, faslı yöneten diye biri nasıl oluyordu?

MB. Fahri Kopuz yönetiminde…

BA. Ama Fahri Kopuz ud çalıyor orada.

MB. Olsun.

BA. Programı o hazırlamış olabilir, ama icra…

MB. Elini kaldırıp da idare etmek şart değil, işareti verdi mi başlıyorsun. Şarkılar aranağmeleriyle birbirine bağlı zaten, akıp gidiyor.

BA. Demek bu şekilde idare ediliyordu.

MB. Evet.

EP. Bu durumda, radyo kendi koşullarına göre faslı biçimlendirmiş oluyor.

MB. Bizler radyoda bazen öyle müşkil durumlarda kalmışızdır ki… Bakın, yine Fahri Kopuz’lu bir hâtırayı anlatayım. Hoca yeni bir program hazırlamış, pek bilinmeyen birkaç şarkı da koymuş. Bir gün gelip “Haydi çocuklar,” dedi, çocuklar dediği Ekrem’le ben, “bugün ikinizsiniz, programda bir iki yeni şarkı da var, bakalım ne yapacağız…” Okuruz hocam dedik. Ekrem’le omuz omuza verdik. Evvela notasını okuduk eserlerin. Arkasından bir prova, bir prova daha. İşte böyle canlı olarak yayımlanan bir fasıl oldu. Okuyup çıktık stüdyodan. Baktım Fahri Hoca, daha evvel vadetmişti bize, birer gazoz ısmarladı. Sonra gazozlar geldi, içtik.

BA. Biraz da Ruşen Ferit Kam’ın korosundan bahsedelim, onun yönettiği bir koro vardı. Önce Mesut Cemil yönetiyordu koroyu Ankara Radyosunda. Şu soruyu soracağım: Mesut Cemil yönetimindeki koro icrası kayıtlarına baktığımız zaman gitgide değişen, gelişen bir icra anlayışı olduğunu görüyoruz. Ankara Radyosundaki koronun en eski kayıtlarında kudüm kullanılmış. Daha geleneksel denebilecek bir tarzda, nüanslamaya pek önem vermeden okutmuş. Ama Istanbul Radyosu kayıtlarında daha gelişmiş, daha incelmiş, daha nüanslı bir anlayış var, ritim sazı bırakılmış. Yani adım adım gelişen bir çizgisi var. Siz Mesut Cemil’in korosunda Ankara Radyosunda da, Istanbul Radyosunda da yer aldınız. Bütün bunları gördünüz. Bu değişimi nasıl değerlendirirsiniz?

MB. Istanbul’da kadrolar genişlemişti. Geniş bir kadro daha bir güven vericidir. Tabii, seneler geçtikçe koro icrasında takip edilen fikirlerde bazı değişiklikler, yenilikler olacaktı. İcra şekilleri de yerinde saymayacaktı. İleri doğru bir gidiş olması lazımdı. Mesut Cemil Bey de yerinde saymamış, hep ileri adımlar atmıştır.

BA. Siz bu ileri gidişin herhalde farkındasınız değil mi? Bütün icralarda.

MB. Gayet tabii.

BA. Peki, ilk icralarda kudüm görüyoruz, daha sonra terk ediliyor, neden?

MB. O günkü anlayışına göre kudümü…

BA. O anlayış ne? Kudüm kullanırken neyi düşünüyordu, çıkartırken neyi düşünmüştü? Biz burada şu doğrudur şu yanlıştır demiyoruz, onun anlayışı neydi?

MB. Anlıyorum, ritmi muhafaza etmek için kudüm kullanılmış. Başka bir şey olamaz.

BA. Ama kudüm kalktığı zaman ritim kalkmış olmuyor ki. Mesut Cemil ritme de hâkim bir adam, çok kıymetli musıkişinas.

MB. Demek ki, başlangıçta koroda kudüm bulunmasını tasvip ediyordu. Sonradan vazgeçmiştir.

EP. Tabii, ritim için ama, neticede o da bir ses, koronun icrasına katılan bir ses, bir tını.

MB. Ben soloda kudümü, darbukayı falan tercih etmem, hiçbir zaman kullanmadım.

BA. Buradan biraz sıçrayarak gidelim, ona da değinsek. Mesut Cemil kudümü kaldırmıştı Istanbul’daki koroda. Mesut Cemil’den sonra koroyu Nevzat Atlığ devraldı. Nevzat Atlığ ritim sazlarından hoşlanmaz, bunu biliyoruz. Yönettiği korolarda hiçbir zaman kullanmamıştır; karşıdır kullanılmasına. Onun anlayışı böyle. Nevzat Atlığ’dan sonra Mefharet Yıldırım yönetti bir süre o koroyu, birkaç yıl. Orada yine kudüm kullanıldığını gördük. Ondan sonra da siz şef oldunuz aynı koroya, sizin bantlarınıza bakıyorum siz de kullanmışsınız kudümü. Sizin kendi görüşünüz nedir?

MB. Ben “klasik koro”da kudümü isterim doğrusu.

BA. Nasıl bir fayda sağlıyorsunuz, ritmin kaçmaması mı?

MB. Ritmin kaçmaması. Çok eskiden beri, yani o klasik eserlerin bestelendiği günlerden beri kudüm hep kullanılmıştır. Nevzat’ta yoktur kudüm. Ama koro yöneticisine sorarlar, kudüm istiyor musunuz diye. O da istiyorum diyebilir. Bu tamamen şefin isteğine bağlı bir konu.

EP. Evet ama, sizin görüşünüz nedir?

BA. Sizin ölçünüz nedir?

MB. “Klasik koro”da olabilir, “beraber şarkılar”da da olabilir, ama soloda istemem. Benim görüşüm bu.

BA. Saz eserlerinde gerek var mı?

MB. Saz eserlerinde olabilir.

EP. Sizin idare ettiğiniz “klasik koro”da viyolonsel var mıydı?

MB. Vardı. Hüsnü Özenen çalardı.

EP. Bir bas ses ihtiyacından mı kaynaklanıyordu viyolonsel?

MB. Ee, tabii, tabii..

EP. Daha önce olmayan bir çalgı çünkü.

BA. Siz Ruşen Kam’ın korosunda da okudunuz. Radyodaki her programda görev aldığınızı söylediniz. Ruşen Kam’ın korosunda da yoktu ritim sazı. Gelin görün ki, 1975’ten sonra “ritim sazı niye yok!” diye, Türkiye çapında diye kampanya başlatıldı; kampanya diyebiliriz pekâlâ.

Herhaldeşefler de bu kampanyanın etkisi altında kaldılar. Bugün bakıyorum öyle bir ritim sazı yaygınlaşması var ki, soliste bile daire, bendir eşlik ediyor! Solistin bu sazlara ihtiyacı yoktur ki. Olmaması lazım. Bana kalırsa, işte o kampanyanın etkisi bu.

MB. Olabilir olabilir. Bunlar hep bir görüş meselesi. Ben şahsen soloda kudüm de istemem, bendir de. Çünkü benim nüanslarımı kısıtlayabilir.

BA. Peki, Ruşen Ferit Kam’ın korosundan bahsedelim, orada nasıl çalışıyordunuz, provalar nasıl geçiyordu?

MB. Aynıydı, değişen bir şey yoktu.

BA. Eserleri Ruşen Kam seçiyordu herhalde.

MB. Evet, ama birlikte seçtiğimiz de olurdu. Bana da söylerdi, haydi bir program hazırlayalım derdi. Ben seçtiğim eserleri gösterirdim, olur derse notalarını hazırlar, yayın saatinden bir buçuk saat evvel stüdyoya girerdik.

BA. Bir buçuk saat mi sürüyordu provası?

MB. Bir buçuk saat, bir saat kadar işte. Provada eksikliklerimiz tamamlanır, yayına sonra girerdik.

BA. Yeterli oluyor muydu bir buçuk saat? En ciddi eserler okunuyor. Bazı eserler ilk defa icra ediliyor…

MB. Bana sorarsanız, yeterli değildi. Ama ben bir program için bir bütün gün çalışmak isterim.

BA. Elbette çok iyi yetişmiş sanatkârlar var radyoda. Bildikleri eserlerse, şöyle bir bakınca besteyi hatırlarlar, ama ilk defa icra edilen yahut çok az icra edilmiş eserler de var. Böyle eserler bir buçuk saatlik bir provada nasıl çıkıyor ortaya, ben bunu pek anlayamıyorum.

Doğrusu, geniş kapsamlı bir soru oluyor bu, bütün radyo tarihini kapsayacak bir konu belki de. Radyo programlarının süresi bellidir; bir saatlik, kırk beş dakikalık, yarım saatlik olabilir. Ne kadar sürelik bir çalışmayla ortaya çıkar bu programlar? Sorunca çoğu kez şu cevabı alıyoruz: kırk beş dakika sürecek bir koro, bir saatlik, bir buçuk saatlik provayla ortaya çıkabiliyormuş. Seslendirilecek eserler çok iyi hazmedilmiş, bilinen eserlerse yetebilir bu süre. Ama bu programlarda, özellikle “klasik koro” programlarında ilk defa icra edilen “takım”lar yer alabiliyor, yahut çok az icra edilmiş eserler. Bunlar nasıl çıkıyor bir buçuk saatlik provayla, hep merak etmişimdir. Seçkin musıkıcilerin reddettikleri bir arabesk musıki vardır. Bakın, Orhan Gencebay şöyle demiş: radyoda bir Yurttan Sesler programı iki saatlik bir provayla ortaya çıkıyor. Benim bir plağım, diyor, iki buçuk aylık bir çalışmayla piyasaya çıkar… Bir eleştiridir bu. Orhan Gencebay’ın bestelerini ciddiye alırız almayız, o ayrı şey. Bu soruyu sorarken ne sizi, ne de öteki radyocuları suçlamak geçer aklımdan. Merak ettiğim şey sizin bu konuda ne düşündüğünüz…

MB. Şunu söylemek isterim… Benim için, şahsen, bu prova saatleri hiçbir zaman tatminkâr olmamıştır. Hani beni tatmin etmedi ama, “ben yaptım, oldu” demiş ya adam, onun gibi, bizimki de o hesap… Provaya başlanır, eserler okunur, bu kadarı kâfidir denir, sonra hemen yayına geçilir… Bir defa şunu bilmek lazım, stüdyolarda çalışma imkânları yetersizdir. Bir günde beş altı bant doldurulur stüdyolarda; koro var, fasıl var, solo var, türkü programları var, oyun havaları var, bilmem ne var… Bunların hepsi stüdyo için taksim edilecek, her birine zaman ayrılacak, her biri için bant doldurulacak. Ama bizim burada üzerinde durduğumuz “klasik koro”ya büyük stüdyoyu bütün bir gün tahsis ederseniz, o stüdyoda başka bir şeyin yapılmasına imkân kalmaz. Oysa yalnızca o koronun çalışması gerekir o gün. Bu bakımdan, imkânsızlıklar zorluyor bir taraftan da. Program sayısı fazla, anlatabiliyor muyum? Üretim fazla olunca, bazı şeyler, olduğu kadar oluyor. Belki hiçbir şey fevkalade olmuyor, ama biraz iyi bir şey çıkınca, tesadüfen her zamankinden daha iyi bir şey ortaya çıkınca, “Aaa, iyi oldu” deyip seviniyoruz… Ama bu hiçbir zaman beni tatmin etmedi.

EP. Bu anlattığınız bir çaresizlik hali. Çünkü radyonun yayınlarının sürmesi lazım. Dediğiniz gibi, birçok programın kaydedilmesi lazım o stüdyoda. Herkese, her programa bir gün verilirse, bunun haftalık yayın akışına yetişmesi imkânsız olur.

Radyo binalarının birçok stüdyodan meydana gelmesi gerekir. Ama gerçek böyle değil. Bizim radyodaki mekânlarımız, söylediğiniz gibi, son derece sınırlı. Demek ki radyoda icra edilen musıki bu şartlar altında icra edilen bir musıki olacaktır. Sizce sonuç nedir, ne olmuştur, bu açıdan, altmış yıllık bir mesafeden baktığınız zaman?

MB.Sonuç, fevkaladedir, yahut düşündüğümüzün çok üstündedir diyemem. Hiçbir zaman diyememişimdir. O kadar büyük imkânsızlıklar içinde çalıştık ki biz…Son iki senedir radyoya gitmiyorum. Daha önce, gittiğim zamanlarda kışın soğuk hava, yazın sıcak hava verirlerdi, düşünebiliyor musunuz! Kışın stüdyoya girince üşürsün, palto giyersin, sazların akortları tutmaz. Eee, bu şartlar altında hangi müziği çalıp söylersin?

EP.Siz İcra Heyetinde de okudunuz, bu topluluğu yönettiniz de. Bu toplulukla radyo dışında konserler verdiniz. O topluluk konserlere nasıl hazırlanırdı? On beş günde bir konser veriyordu, burada aldığınız sonuç nasıldı?

MB. Eh, orada aldığım sonuç biraz daha iyiydi diyebilirim. İyi olduğumuz konserler vardı. Ama orada da başka imkânsızlıklarla karşı karşıyaydık. Radyoda istediğin sazı karşında buluyorsun, ama prova imkânı azdır. Konservatuvarda ise yeterince çalışabilmek için, prova için vakit var, ama orada da istediğin sazı bulamıyorsun. Birbirinin tersi iki durum. Ama neticeyi değiştiren bir şey yoktu.

EP. Demek ki, şartlar her zaman kötüydü, sonuçta sizin düşündüğünüz bir musıki olmadı.

MB. Tepebaşı’nda, konservatuvarın İcra Heyetine prova için verilen oda kömürlük gibi bir yerdi, bizler orada çalıştık vallahi!

EP. Yirminci yüzyılda Türk musıkisi icralarına bakarsak, radyolara, konserlere, plaklara… Tatminkâr bir icra çıkmadığını söylemiş oluyorsunuz burada.

MB.Bir ölçüde öyle tabii.

BA. Aslındabu doğru değil tabii.

EP. Değil, evet, haksızlık olur böyle konuşmak.

BA. Tam tersine, yirminci yüzyılda güzelleşti icra. Eski yüzyıllardaki icrayı dinleyebilmiş olsak, beğenmezdik.

MB.İcra, eskiye nazaran değişmiştir. Her şeye rağmen değişmiştir.

EP.Hiçbir şeyi beğenmemek de haksızlık olur gerçekten.

MB. Tabii tabii. Anladım.

EP. Radyoda provalara ayrılan sürenin yetersiz olması yüzünden sizin zihninizdeki ideal icraya, mükemmeliyete erişilememiş olsa bile, radyolardan iyi icralar da dinlenebildiğini teslim etmek gerekir tabii.

MB.Piyasada çıkan kasetleri dinliyorum, sonra bizim radyo bantlarını. Piyasa maddî kazancı önde tuttuğu için çalıp söyleyenler stüdyoya kapanıyor, on gün, on beş gün, bir ay, bir buçuk ay çalışıyorlar. CD’yi çıkardıkları zaman en ufak bir akortsuzluk, küçük bir ses aykırılığı, en ufak bir ritimsizlik filan, hiçbir arıza göremiyoruz. Ben bunları söylerken radyoyu kötülemek de istemiyorum, radyonun imkânları aynı değil çünkü. Demin söylediğim gibi, bir stüdyodan beş altı bant çıkacaksa bunun neticesi gayet tabii öyle olacaktır.

BA. Bir noktanın yanlış anlaşılmaması lazım. Şöyle toparlarsak, 1938’de Ankara Radyosu bir devlet radyosu olarak açılmadan önce Istanbul’da da, Ankara’da da düzensiz bir biçimde süren radyo yayınları vardı. Bunların denetim mekanizmaları zayıftı. Bir icracı, iki icracı radyoya geliyor, o gün ne temin edilebiliyorsa içlerinden geldiği gibi çalıp okuyorlardı. Hazırlıksız programlardı bunlar. İcra bir disiplin altında değildi, gelişigüzeldi. Ankara Radyosu kurulduğu zaman icra bir disiplin altına alınmak istendi. Ankara Radyosunun getirdiği en önemli şey bu gelişi güzel icraya bir çekidüzen vermekti. İşte bunu gerçekleştirdi radyo. Radyoya gelenler piyasada, gazinolarda çalışan kimselerdi. Ama onlar radyoya gelince o başıboş icrayı sürdüremediler. Bunu görüyoruz. Ne var ki, zaman geçtikçe musıki daha ciddiye alındı, böylece daha disiplinli bir şekilde icra edilmesi ihtiyacı doğdu. İşte böyle bir gelişme karşısında radyo biraz geride kalmış olabilir. Musıki icrasındaki anlayış değişiyor. Daha iyi olması ihtiyacı duyulmaya başlıyor. Bir eksiklik varsa, bu yüzden hissediliyor. Zamanın akışı içinde ortaya çıkan bir şey bu.

EP. Bu şartlar altında, günahıyla sevabıyla, radyonun yirminci yüzyılın musıki icrasında önemli bir yeri vardır.

MB. Gayet tabii, hatası, sevabıyla, gayet tabii. Eskisine göre, anlayış değişti, hem koro icrasında, hem de sololarda. Yorum değişti. Bir ilerleme var. Radyo bu açıdan yabana atılacak icra kurumu değildir.

BA. Evet, ilerleme de vardır, bunu unutmamak gerekir.

EP. Sizin söylediğiniz gibi, hem solo, hem de toplu icrada, hem üslup, hem teknik bakımından bir ilerleme vardır; bunda da radyonun payı büyüktür.

(Söyleşinin burasında Muzaffer Birtan’ın okuduğu, Arif Sami Toker’in hüzzam makamındaki “Bu akan yaşları dindir güleyim fecre kadar” diye başlayan şarkısı dinletilir.)

MB. Çok güzel bir şarkıdır. Övünmek gibi olmasın da, ben çıkarmıştım bu şarkıyı. Daha sonra notasını yazdım, koroda da okuttum

BA. Nereden bulmuştunuz bu şarkıyı?

MB. Arayıp buluyorum işte. Vaktiyle Arif Sami Toker’in kendisinden almışımdır. Onun külliyatı basılmıştı, orada da vardır. Biraz araştırmacılık huyum olduğu için; yoksa herkes bulabilir istediği şarkıyı.

EP. Ama onu icra edip ortaya çıkarmak lazım.

MB. Tabii.

BA.Bu yönünüzü biraz anlatmanızı rica edeceğim.

MB.Yalnız bu şarkı değil. Bende hakikaten biraz araştırmacılık vardır. Araştırmayı severim, koroda yeni eser, az okunmuş eser bulmak için araştırmalarımı durmadan sürdürmüşümdür. Yeni bir şarkının notasını bulduğum zaman da şunu hemen basalım da göndereyim, okutayım falan demem. Önce tetkik ederim, arızalarında bir eksiklik var mı yok mu, ona bakarım; ondan sonra, nefes yerlerini tayin ederim; prozodi hatası var mı, yok mu, ona da bakarım. Ancak ondan sonra basılacak hale gelir. Bir teksir makinem vardı benim. Notaları bastıktan sonra götürürdüm koroya. Böyle tertemiz, pırıl pırıl olunca okur, okuturum. Benim koromda, kalem maleme lüzum yoktur; şurası fa diyez mi, natürel midir, böyle tereddütlere mahal yoktur, icracılar nota kâğıdında ne görüyorsa onu çalarlar.

BA. Siz o meseleleri artık halletmiş olarak geliyorsunuz.

MB.Tabii, başka türlü olmaz zaten. Provaya geldiğinizde, burası fa diyez mi, fa natürel mi, mi bemol mü diye tartışmaya başlarsanız, size stüdyoda ayrılan zaman geçip gider.

EP. Bunun için mi teksir makinesi almıştınız?

MB.Evet.

EP. Mumlu kâğıda mı yazıyordunuz?

MB. Evet.

EP. Çok güzel… Peki, teksir makinesi çağını doldurunca, fotokopi makinesi de aldınız m?

MB.Hayır, fotokopi makinesi almadım.

BA. İcra Heyetinde de kullandınız değil mi aynı makineyi?

MB. Tabii, tabii.

EP.Notaları siz kendiniz mi yazıyordunuz?

MB. Ben de yazarım, gayet güzel nota yazarım. Benim hanım da bana çok yardımcı olmuştur.

BA.O da nota yazabiliyor demek ki.

MB.Tabii. Hem de çok güzel yazar.

BA. Eşiniz musıkişinas mıdır?

MB. Değil ama, musıkiyi çok sever, çok meraklıdır. Şu bantlarda sesi vardır, çalabilseydik dinletirdim size.

EP. Onları çalamadık maalesef. Sohbetimizde Ankara’da bırakmıştık sizi. Sonra, radyolardaki teknik imkânlar, povalar üzerinde durdunuz. Şimdi Istanbul Radyosuna gelelim. 1952’de Istanbul’a geldiniz Ankara’dan. Istanbullu oldunuz. Hemen radyoya geçtiniz mi?

MB. Hayır, birkaç ay sonra radyoya girdim. Ankara Radyosundan izin istemiştim, vermediler, ben de ayrıldım, istifa ettim. Ondan sonra, Cevdet Kozanoğlu bu adamı biraz cezalandıralım, buradan çekip gitti demiş. Birkaç ay radyoya almadılar beni. Birkaç ay sonra girebildim.

Şunu da söyleyeyim… Istanbul’a gelişimin sebebi —Küçükçiftlik Parkı’nda bir gazino vardı—orasıyla bir angajmanımız olmasıydı, eski eşim Mefharet Atalay, Radife Erten ile birlikte. O gazinoda ben de okudum, daha sonra da Turkuaz’da.

EP.Kristal’de de okudunuz mu?

MB. Kristal’de de okudum bir ara.

EP.Sonra Belediye Konservatuvarına mı girdiniz?

MB. Radyodakisololarımda İzzettin Ökte eşlik ediyordu bana. “Gel seni konservatuvara alalım,” dedi bir gün. Ben de, bu yaştan sonra kalkıp konservatuvar imtihanına gireceğim, istemem dedim. “Yahu, ne imtihanı, sen onu bana bırak,” dedi. Sonra gittik İzzettin Ökte’yle, müdürle tanıştık, beni derhal konservatuvarın İcra Heyetine aldılar. O günden beri ben seksen iki kere İcra Heyetinin konserine çıktım.

EP. Münir Nurettin şefti.

MB. Önce Nevzat Atlığ, ondan sonra Münir Nurettin. Mefharet Yıldırım’la beni şef muavini yaptılar. Şef yardımcısı olarak yılda birkaç konserin idaresi bizlere bırakılırdı. Münir Nurettin uzun zaman idare etti heyeti. Münir Bey’in vefatından sonra ben şef olarak tayin edildim.

EP. Siz radyoya da devam ettiniz bu arada.

MB. Tabii tabii.

EP. Ama kadronuz Belediye Konservatuvarındaydı….

MB. Ben radyoda istisna aktiyle, yani sözleşmeli olarak çalışıyordum.

BA. Bir yandan radyo çalışmaları, bir yandan da İcra Heyetindeki çalışmalarınız devam ediyor. Paralel gidiyor bunlar birbirine, değil mi?

EP. Bir de Istanbul Radyosunda sololarınızvar. Biraz anlatır mısınız radyoda hangi topluluklara katıldınız Istanbul’da?

MB. Ankara’da ne yaptıysam Istanbul’da da aynı. Katılmadığım hiçbir topluluk yoktur. Klasik Koro, Beraber ve Solo Şarkılar, Erkekler Faslı… Hangi topluluk aklınıza geliyorsa hepsinde sesim vardır.

BA. O halde şu soruyu sorayım: haftada üç dört programa çıkıyordunuz, değil mi?

MB. EvetÇoğu zamansabahleyin gelirdik, saat onda,akşam saat altıya kadar oradayız.Koro varsa koro, arkasından erkekler faslı, böyle birkaç neşriyata art arda girdiğim olurdu.

BA. Böyle böyle nice yıllar geçirdiniz radyonun çatısı altında…

MB. Uzun zaman geçti.

EP. Bazen de sabahları İcra Heyetine gidiyorsunuz, öğleden sonra radyoya. Bütün gününüz böyle geçiyor. Siz Istanbul Radyosunda Diskotek Tarama Kurulunda da çalışmışsınız. Nedir bu?

MB. Evet, Diskotek Tarama Kurulunda da çalıştım. Diskotek diye bir şey var, bantların, plakların muhafaza edildiği oda. Vaktiyle bantlara, plaklara müzik kaydedilip konmuş gözlere, raflara. Bunlar biriktikçe birikmiş. Artık gözler, raflar dolmuş, yenilerini almıyor. Bunların sağa sola dökülmüş bir halde kalması zayiine yol açıyor. İşte bu işler için bir diskotek tarama kurulu ihdas edildi radyoda. Biz de Türk sanat müziği diskotek-repertuvar taraması işine koyulduk. Mümkün olduğu kadar her eserden, her solistten, her fasıldan, her klasik korodan, her şeyden örnekler vermek suretiyle… Bunları muhafaza ettik. Ama fazlalıkları, yani ihtiyaç fazlası olanları da kaldırdık; lüzumu yoktu çünkü. Mesela bir bantta aynı şarkıdan üç tane var. Ne gerek var, bir tanesini koyarsın, ikisini kaldırırsın.

EP. Nasıl üç tane, yani birbirinin kopyası mı?

MB. Şöyle: mesela bir solist nihavend şarkılar okumuş, iki üç program sonra bir nihavend daha, aynı solistin programlarında üç aynı şarkı var; bunun gibi. Böyle bir taramaydı.

EP. İyi icraları tuttunuz… Daha kötü olanlarını çıkardınız diskotekten.

MB. Tabii, evet, çıkardık.

EP. Kimler vardı bu kurulda sizden başka?

MB. Benden başka, Cüneyd Kosal, Alâeddin Şensoy, Abdullah Özman vardı.

BA. Ne kadar sürdü bu çalışma?

MB. Birkaç sene sürdü.

BA. Siz ayrıldıktan sonra da sürdü mü?

MB. HayırBiz o çalışmayı tamamlayıp raporumuzu yazmıştık.

EP. Diskotek taraması hangi dönemdeki bantları kapsıyordu?

BA. Radyoda bulunan bütün bantları, en başından beri biriken bütün kayıtları mı?

MB. Tabii tabii. Baştan beri.

EP. Sadece bantlar mıydı taradıklarınız, plaklar da var mıydı?

MB. Bant, plak, hepsi.

EP. Ne zaman oldu bu çalışma?

MB. Valla, bin dokuz yüz…1

BA. Ankara Radyosunda da vardı bu bant, plak birikmesi.

MB. Vardı, ama ben ayrıldıktan sonra onlar ne oldu, bilemiyorum. İlk radyo plaklarımı orada doldurmuştum. Şehnaz makamında eserler okumuştum. Onlar şimdi ne oldu, sakladılar mı, saklamadılar mı, hiç bilmiyorum.

EP. Bir de şöyle bir şey var kulağımda kalmış: bantlar doldurulduktan sonra kayıt yayına girmeden önce dinlenilirmiş. Demek ki, böyle bir denetim işlemi vardı.

MB. Tabii tabii. Şöyle olurdu… Radyo yönetiminin kadrosunda olan bir sanatçı, mesela bir şef, bir kişiyi görevlendirir. O kişi geçer makinenin başına, o günün bütün bantlarını dinler. Elinde bir de yazılı program vardır. Kendi kulağına göre, kendi anlayışına göre, herhangi bir yerde bir aksama görürse oraya işaret koyar, ondan sonra şefe der ki, ben burada şöyle bir şey gördüm, bir de siz dinleyin, bir mahzuru var mı, falan… Şef dinler, mahzurluysa o bant yayına girmez, yoksa girer.

EP. Peki bu nasıl bir denetim? Teknik bir denetim, teknik kusurlara bağlı bir şey yani…

MB. Evet, başka ne olabilir? Bir ses düşmesi olabilir, yanlış bir sese basmıştır, ne bileyim ben, şarkıcıyı gıcık tutmuştur, öksürmüştür, olmaması gereken bir şey mikrofon açıkken olmuştur.

EP. Yani birtakım pürüzler, kusurlar, defolar…

MB. Bu gibi şeyler önceden önlenmiş oluyordu. Ben bir de nota komisyonunda çalıştım.

EP. Bir de bunu anlatsanız.

MB. Nota Tetkik Kurulu… Bunun mânâsı şu… Bir yığın bestekâr, yeni bestekârlar, eskiler, bir şeyler besteliyorlar. Bir güfteyi alıp besteleyip gönderiyorlar radyoya. Bunlar epey bir yekûn tutuyor. Bunların hepsini arşive kaldırmak imkânsız. Bu kurul, Nota Tetkik Komisyonu, notaları tetkik etti. Ondan sonra, matlûba hasıl olanları, yani radyoda icra edilebilir olanları ayırdık, olmayanlara red cevabı verdik. Bu iş ben ayrıldığım zaman da devam ediyordu.

EP. Buradaki ölçütünüz neydi? Matlûba uygun olup olmaması mı?

MB. Pek çok faktör var. Bir defa güfte, en başta güfte, edebiyat kaidelerine uygun olacak. Sonra, müstehcen olmayacak. Prozodinin iyi olması lazım. Makamın, usûlün iyi kullanılmış olması lazım. Bunun gibi faktörler.

BA. Güftenin müstehcen olmaması dediniz ya, orada önemli bir noktayı gözden kaçırmamak lazım. Bazı eserler vardır, üstelik değerli bestekârların eserleri, güfte müstehcen sayıldığı için, sırf bundan dolayı okunmuyor. Bu konuda ne yapılabilir acaba?

EP. Bazı kelimeler değiştirilerek okunuyor.

BA. Bazıları çok küçük değişikliklerle okunmuştur, ama değiştirilemeyecek olanlar da var, yani güftenin tamamı neredeyse öyle. O zaman yeni bir güfteyle mi okumak gerekir? Bu çok düşündürücü bir nokta, çünkü o eser okunmamış olacaktır, silinmiş olacaktır tarihten.

MB. Bir yorum meselesi bu.

BA. Yorum değil, güftenin kendisi ortada…

MB. Şimdi bakınız, bir şehnaz şarkı var: Bir nevcivana dil müpteladır. Nedir nevcivan?

BA. Erkek, genç erkek. Ama bunlar daha bir örtük olduğu için pek dikkat çekmiyor. Bir de doğrudan doğruya açık saçık şeyler var.

MB. Tamam, örtük biçimde. Açık saçık şeyler varsa onları zaten okumamak lazım.

BA. Ama ben onu soruyorum. Bu eserler de okunmadığı sürece yok edilmiş olmuyor mu?

EP. Bir parantez açayım, tabii sen bunu sadece radyo bağlamında söylemiyorsun. Çünkü radyoda okunmayabilir, ama başka bir yerde okunursa tarihten silinmez. Sen daha genel bağlamda soruyorsun bunu.

BA. Hem radyo hem genel olarak musıki tarihi açısından soruyorum. Müstehcen olduğu için okunmuyor dediniz de, radyoda başlatılmış bir uygulama bu. Hiçbir yerde okunmuyordur belki de.

EP. Tabii, şunu da söylemeli: radyo örnek oluyor aslında. Radyoda okunmuyor veya değiştiriliyorsa dışarıdakiler de o örneğe göre davranırlar. Öyle bir tarafı da var işin. Peki kimler vardı Nota Tetkik Kurulunda?

MB. Aşağı yukarı aynı arkadaşlar. Alâeddin Şensoy, Alêeddin Yavaşça, Sadun Aksüt, Abdullah Özman, Erol Sayan, ben.

BA. Muzaffer Bey, sizin radyo hayatınıza kısaca baksak bile şunu görürüz: siz radyonun tam anlamıyla mutfağından gelen bir insansınız.

MB. Herhalde!..

BA. 1947’de Ankara Radyosuna giriyorsunuz stajyer olarak. Sonra kademe kademe çeşitli programlarda, faaliyetlerde yer alıyor, radyo bünyesindeki bütün basamaklardan geçiyor, en sonunda da, bu kurumun en itibarlı, en seçkin topluluğu olan, Mesut Cemil’in kurduğu “Klasik Koro”ya şef olma şerefine erişiyorsunuz.

MB. Öyle ise, eriştim demektir. Size bir şey söyleyeyim mi? Ben Mesut Cemil Bey’le tanıştığım, onun karşısında okumaya başladığım zaman, o, bende o kadar büyük bir hayranlık uyandırmıştı ki, şöyle demiştim içimden: azmedeceğim, inşallah, ben de bir gün onun gibi bir şef olacağım…

BA. O hevesi duydunuz.

MB. O hevesi duydum, o gayeyi güttüm; başarabildiysem, onun kâbına erişemem tabii ama, bir şeyler başarabildiysem ne mutlu bana.

BA. Elbette başarılı oldunuz.

EP. Sizi hayran bırakan şey neydi Mesut Cemil’de, nesine hayran olmuştunuz?

MB. Bir defa, Mesut Bey dopdolu bir insandı. Hem edebiyat bakımından, hem musıki bakımından. Çok güzel konuşurdu. Onu tanıyınca hayranlık duymamanıza imkân yoktu. Hakikaten komple bir insandı.

EP. Sizin disiplinli bir sanatçı olduğunuz besbelli. İlkeleriniz var, bütün musıki hayatınızda görülüyor bu disiplin. Ama bütün arkadaşlarınız böyle değildi herhalde.

BA. Evet, sizin tenkitleriniz de olması lazım, radyoyu bu kadar iyi tanıyan bir musıkicisiniz.

MB. Eee, bu kadar senedir ekmek yiyoruz oradan, nasıl tenkit edeyim ben şimdi!

BA. Edebilirsiniz, her müessesenin tenkit edilecek tarafları vardır.

MB. Tabii tabii, muhakkak ki. Size samimi bir şey söyleyeyim… Ben kendimi müziğe, mesleğime o kadar verirdim ki, bilemezsiniz. Bir konserde topluluğun şefi bir anda hastalansa, pat diye başı dönüp yere yıkılsa… Ne olur o konser? İptal mi edilir? Bence birimizin çıkıp idare etmesi gerekir. Münir Nurettin İcra Heyetini idare ederken bazen böyle bir sahne gelirdi gözümün önüne. Derdim ki içimden, Allah göstermesin, Münir Bey’in başına böyle bir şey gelirse, ne yapabilirim? Çok çok istisnai bir durum tabii. Öne çıkıp o konseri idare edebilecek şekilde hazırlardım kendimi.

BA. Bu kadar büyük bir sorumluluk duygusu taşıyordunuz… Siz o zaman Münir Nurettin’in yönettiği İcra Heyetinde koristsiniz. Koro elemanıyken gösterdiğiniz ciddiyeti şef olarak da gösteriyorsunuz. Şef olduğunuzda koro elemanlarından aynı ciddiyeti beklemeniz kadar tabii bir şey olamaz. Herhangi bir korist aynı ciddiyeti göstermezse ona karşı tutumunuz nasıl olurdu? Aradığınız ciddiyeti göstermeyen kişiler de vardı belki.

MB. Aynı sorumluluğu herkes taşımaz, taşıyamaz tabii. Size yine bir hikâye anlatayım. Münir Nurettin insanı her an şaşırtabilecek bir adamdı. Üsküdar Tiyatrosunda konserdeyiz. Birden bana işaret etti. Hani o “Çepçevre bahar içinde” şarkısı vardır ya, muhayyer makamında, gel bunu oku demez mi! Prova yapmamışım, onun okuduğu akort “bir ses aşağı”. Benim sesim bariton, akordum daha aşağıda. Salonda Şehime Hanım da var, karısı. Kontrpiyede kalmıştım. Ama şarkı ezberimde, çıktım okudum. Konserden sonra Şehime Hanım, “Muzaffer tebrik ederim” diyordu. Kısacası, her an hazırlıklı olmak lazımdı.

EP. Doğru söylüyorsunuz, aslında bir musıkici, bütün ömrü musıkiyle geçmiş bir insanın her an çıkıp bir şarkı söyleyebilmesi lazım. Ama bu gibi şeyler nadiren görülür. Sizin başınızdan geçen ilginç şeyler çoktur. Böyle bir iki anınızı anlatır mısınız?

MB. Ankara’ya dönelim. Stajyeriz. Bizim devreden Berrin Kurt (sonra Erbay oldu soyadı) bir gün bana dedi ki: “Muzaffer, senden bir şey rica edeceğim. Benim bir arkadaşım var, hasta yatıyor kızcağız, senin sesine hayran. Seni görmek, senden bir şarkı dinlemeyi çok istiyor, onun bu isteğini yerine getirir misin?” Peki dedim, yerine getireyim. Kalktık bir gün Berrin’le o hanımın evine gittik, hakikaten hasta, yatıyor, geçmiş olsun dedim. Muzaffer Bey, n’olur bana Udî Hasan Bey’in ısfahan şarkısını, “Sen de mi hâlâ esir-i zülf-i yâr olmaktasın”ı okur musunuz dedi. Okurum dedim, okudum. Kızcağız ağladı, memnun oldu, sevindi.. Sonra ayrıldık. Seneler sonra bir imtihan için Ankara’ya gitmiştim. Şefin odasında oturuyordum, sarışın bir hanım girdi içeri. Hocam, dedi, beni tanıdınız mı? Valla dedim, gözüm ısırıyor, ama çıkaramayacağım şu anda dedim. Ben, dedi, Gönül Akın… Hani benim evime gelmiştiniz, hastaydım, şarkı söylemiştiniz bana!… Ayyy! Demek oymuş, o kızcağızmış… Sarıldım, hislendim, gırtlağım düğümlendi, ağlamaklı oldum. Öyle bir hadise geçti başımdan. Hiç unutamayacağım bir olaydır.

BA. Çok ilgi çekici. Güzel bir üslubu vardır Gönül Akın’ın. Siz o zaman tanımıyordunuz o genç kızın Gönül Akın olduğunu, musıkiyle alakası olduğunu…

MB. Hayır, bilmiyordum.

BA. O zaman musıkiyle alakası yoktu belki, bilmiyorsunuz.

MB. Hayır, ondan sonra oldu alakası. 2

EP. Sizin bir de Yusuf Nalkesen’le ilgili bir anınız vardı. Onu da anlatır mısınız?

MB. Istanbul Radyosunda “Beraber ve Solo Şarkılar”ı yönetiyorum. Nota tetkik etmeyi, araştırmayı severim dedim ya, Yusuf’un hüzzam makamındaki bir şarkısını geçtim, “Madem küstün dargındın”. Baktım şarkı gayet güzel. Tam da “beraber şarkılar”da okunacak bir şey. Notayı tashih ettim, sonra basıp çoğalttım, programa koydum. Başka bir gün, getirip Nadir Hilkat Çulha’ya verdim okusun diye. “Bu şarkıyı sen oku, bak, ilk defa okunacak,” dedim. Sırası geldi, Nadir şarkıyı okudu, ondan sonra şarkı meşhur oldu.

Bir gün bir mektup geldi bana. Baktım, Yusuf’tan. Mealen şunları yazmıştı: “Sevgili Muzaffer, yahu, nereden çıkardın o şarkıyı? Bende bile notası yok, unutmuş gitmişim. O kadar sevindim ki, bilemezsin. Sana çok teşekkür ederim.” Ee tabii, insanın hoşuna gidiyor böyle şeyler. Araştırmakla oluyor bu.

EP. Evet, siz notayı buluyorsunuz. Sizde “çantalık” denilen notalardan da çok vardır herhalde.

MB. Tabii, evet.

BA. 1994’te rahatsızlığınız dolayısıyla radyodaki çalışmalarınızı bırakmak zorunda kaldınız.

MB. Öyle oldu evet.

BA.1994’ten bu yana radyoda bir icracı olarak yer almıyorsunuz, ama radyo dinlemeye devam ediyorsunuz, değil mi?

MB. Dinliyorum, radyo da dinliyorum, televizyon da seyrediyorum.

EP. Arkadaşlarınızı özlüyorsunuzdur.

BA. Çok teşekkür ederiz programımıza katıldığınız için.

MB. Ben de teşekkür ederim, zevk aldım sizlerle beraber olmaktan.

 

Bandı çözenler Bilge Çanakçı – Enes Kökdemir

 

——————————————————————

1 Muzaffer Birtan burada tereddüt etti. Aynı çalışmaya katılan Cüneyd Kosal’ın (bkz.) anılarından 1990’lı yıllar olduğunu öğreniyoruz- y. h.

Gönül Akın 1933’te Ankara’da doğdu. Ankara Devlet Konservatuvarında okudu. 1953’te Ankara Radyosuna girdi. 1961’de yılın en beğenilen ses sanatçısı seçildi. Yıllarca Ankara Radyosunda okudu. 2018’de Ankara’da öldü. Aynı zamanda ressamdı. Muzaffer Birtan 1952’te Istanbul’a geldiğine göre, Gönül Akın o günlerde henüz musıkicilik mesleğine adımını atmamıştı.- y.h.

08:02 Eduardo Galeano: Ve Günler Yürümeye Başladı / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

08:30 – 08:45 Korona Günleri: Selim Badur’la Hafta İçi Her Gün

korona-gunleri-20200630

Salgının ülkemizde yayılmaya başlamasıyla; konunun uluslararası alanda tanınmış uzmanlarından mikrobiyoloji profesörü programcımız Selim Badur, Açık Gazete içinde düzenli bir köşeye başladı. Covid -19 pandemi’si hakkındaki doğru bilgileri, yanlış bilgileri, dünyada yapılan araştırmaları, yayınlanan makaleleri günü gününe yayına taşıyor.

zz7

Korona Günleri

Korona Günleri Spotify Kanalı

***

30 Haziran

Altı ayda 10 milyon olgu, 500 binden fazla ölüm. New York’ta toplumsal bağışıklık yüzde 12, ama hedeften yine çok uzakta. İran ve Almanya’da rekor olgu sayısı. Beş aşı için güvenlik sorunu yok.

***

Korona Günleri’nde Selim Badur, çeşitli ülkelerden son haberleri verirken bilimsel yayınları da paylaşmayı sürdürdü.

(30 Haziran 2020 tarihinde Açık Radyo’da Korona Günleri programında yayınlanmıştır.)

Ömer Madra: Günaydın Selim Badur, merhabalar.

Selim Badur: Günaydın, merhaba.

Özdeş Özbay: Günaydın.

SB: Günaydın Özdeş. Acaba Fransa’daki yerel seçimlerden bahsettiniz mi? Ben atlamış olabilirim.

ÖM: Bahsettik, bugün değil ama dün biraz bahsettik.

SB: Basına “ekoloji dev adım attı” diye yansıyor, bunu söylememin nedeni, bu ekolojik, iklim krizi ve pandemi ilintisinin gittikçe daha çok ortaya çıkması, o nedenle yeşiller ve sol parti ittifakının Lyon, Bordeaux, Marsilya gibi büyük kentlerdeki belediyeleri almış olması önemli bir gelişme. Araya sıkıştırmak istedim.

Dün DSÖ’nün sürekli yaptığı basın toplantısında bir kutlama gerçekleştirdi DSÖ Başkanı. Söylenen şu, diyorlar ki “30 Aralık 2019 günü Çin yetkilileri DSÖ’ye “ülkemizde nedeni bilinmeyen bir takım pnömoni, zatürre olguları var, bunları size bildiriyorum” diyor. “Bu gelişmenin üzerinden altı ay geçti ve ne yazık ki altıncı ayına girerken 10 milyon olgu ve 500 binden fazla ölümün ortaya çıktığı bir pandemi yaşadık” dendi, bu önemli bir gelişme. Aynı toplantı şu görüşlere yer verilerek devam etti: “Geçen sürede bir takım dayanışma, iyilik ve fedakarlıklar yapılırken aynı zamanda aynı ülkelerde bilgi kirliliği, dışlama, damgalama ve konunun politize olması gündeme geldi.” DSÖ grubu, aynı toplantıda, “Dayanışma günüdür artık” deyip ülkelere beş maddeden oluşan bir öncelik tanıma listesi sunmuşlar. Birincisi “ülkenizde yurttaşlarınıza sağlık sizin elinizde aslında, sağlığınızı, kendinizi ve çevrenizi koruyun. Bunları sosyal mesafe, el hijyeni gibi bir takım bildik önlemlerle yapacaksınız. İkincisi, bulaşın tamamen durdurulması için gerekli zaman eve kapanmalar ya da hastaların izolasyonuna dikkat edin, yaşamı kurtarın, bunu lütfen yurttaşlarınıza öğretin, ayrıca çeşitli ilaçlar, oksijen, deksametazon gibi tedaviler konusundaki eksiklerinizi tamamlayın. Global olarak da araştırmaya ağırlık verin, araştırmayı destekleyin ve dikkatli olun.” Bu tarz önerileri var DSÖ’nün, bu arada bu ikinci dalga konusu çok spekülasyona açık bir konu ve bu tartışılıyor. Konuyla ilgili olarak İngiltere Başbakanı Boris Johnson’a Kings College’den bir Profesör Tim Spector bir mektup, bir rapor yazdı “bunu engellemenin yolları var, birincisi çok daha süratle ve yaygın tanıya gitmek için testleri arttırmak lazım. Toplumu eğitmek lazım” diyor. DSÖ’nün biraz önce değinmeye çalıştığım bildirisine de toplumun eğitilmesi ve mesajların doğru verilmesiyle ilgili birtakım kaygılar, birtakım öneriler dile getirilmişti. Tim Spector’un raporunda da belirtiliyor “insanların ‘self izolasyon’ dediğimiz hasta oldukları zaman kendi kendilerini izole etmeleri yolu önemli diyerek vurguladığı ve eğer günde 1000 yeni olgunun altına düşer isek ki şu an için İngiltere’de 3 bin 612 imiş, ancak o zaman ikinci dalgayı korktuğumuz kadar şiddetli yaşamayız. Çünkü artık okulların kapatılması, ekonominin yeniden dondurulması, bütün bunlar çok daha güç olacaktır, onun için eylül ayında biz ikinci dalga gelmeden, madem böyle bir risk var, biz önlemlerimizi alalım” diyor.  Taramalar ve bağışıklık ya da sürü bağışıklığı, toplumsal bağışıklık, doğal enfeksiyon sonucu oluşan bağışıklık “bu hedeften çok uzağız” demiştim. Fransa’da toplum yüzde 4’ü, İngiltere’de yüzde 6’sı, dün bir yazı çıktı, New York’la ilgili bir çalışmanın sonucu New York’taki toplumun yüzde 19’unun antikor taşıdığı hesaplanmış yapılan bir preliminer çalışmada.

ÖÖ: Şimdiye kadar ki en yüksek rakam herhalde?

SB: Evet ama New York’ta salgın hem yaygın, ama yine de yüzde 60’ların çok altında, bu da çok önemli bir nokta. Gereken yüzdenin henüz oldukça gerisindeyiz.

İlginç bir çalışma çıktı Gamma Chavarria- Miro isimli bir araştırıcı tarafından, İspanya’da yapılmış bir çalışma; Sars-cov-2 virüsü Avrupa’da hep düşünüldüğü ya da kabul edildiği gibi yaygın kanıya göre etken ocak ayında mı girdi Avrupa kıtasına yoksa daha önceden var mıydı? Sonbahara ait veriler vardı, İtalyanlar “bize bu virüs 2019 Ekim-Kasım aylarında girdiğini kanıtlandı” diyorlardı, İspanyollar “bizde ise Mart 2019’da virüs vardı” diyorlar. Demek ki tam 14 ay önce bunu PCR ile saptamışlar, saklanan atık sularda göstermişler. Elbette incelenmesi, üzerinde durulması gereken bir konu ama böyle bir iddia var. 29 Haziran dün itibariyle İran’da ve Almanya’da rekor düzeyde yayılım söz konusu oldu, ki Almanya bir kantonunu kapattı dış dünyaya, Kazakistan ve Sırbistan’da yeniden sert önlemler alınıyor. Bütün bunlar aslında -konu gündemden düşmeye başlasa bile bazı ülkelerde ya da bazı haber kanallarında- durumun pek öyle olmadığını gösteriyor çünkü hatırlayacaksınız ilk 1 milyon olguya 3 ayda varılmıştı, sonra “son 1 milyon olguya 1 ayda varıldı” dendi, sonra “800 bin” dendi, dünkü haberde “son 1 milyon olguya son 6 günde” gelindiği görülüyor; yaklaşık bir süre sonra belki biz her gün 1 milyon olguyu katlayarak gideceğiz. Buraya doğru gidiyor hastalığın yaygınlığı.

ÖM: Ben de şunu ekleyeyim izninizle, 10 bin 412 gibi gözüküyor şu andaki son rakam ve bunları daha dün konuştuğumuzda 10 milyonun biraz üstüne çıkmış durumdaydı. Yani 200-300 bin artış var bir günde, böyle acayip! Ölüm sayısı da dün 502 bin civarındaydı, şimdi 508 bini aşmış durumda olduğunu görüyoruz. Yani bir yükselme var, ayrıca da sizin sözünü ettiğinize ilaveten Hindistan’da da çok büyük bir yükseliş haberi var, İran’ın ve Avustralya’daki rekorların dışında. Yani pek öyle yatışacak gibi gözükmüyor. Onu da eklemek istedim.

SB: Evet, Hindistan’a değinmişken biliyor musunuz dün Hindistan’da nedeni bilinmeyen yeni bir hastalık alarmı verildi. Patrapur eyaletinde önce beş yaşında bir erkek çocuk daha sonra 44 yaşında bir kadın ateş ile hastaneye kaldırıldılar, yaşamlarını yitirdiler ve ne olduğunu bilinmiyor. Benzer olgular hastaneye başvurmaktaymış, böyle yeni bir sorundan bahsediliyor. Bu tamamen rastlantısal olabilir ama bu konuda artık daha duyarlı sağlık çalışanları.

Mortalite yani ölüm oranlarına baktığımızda bir değerlendirmeye göre orta ve doğu Avrupa ülkeleri daha başarılı, bunun nedeni araştırılıyor. Örneğin Slovakya’da milyonda beş ölüm olurken İngiltere’de milyonda 628, İspanya’da 606, İtalya’da 573, Yeni Zelanda’da sadece dört, Türkiye’de hesaplamayı kendim yaptım: Milyonda 24. Neden bu ülkeler daha az insanını, yurttaşlarını yitiriyorlar? Bu araştırılmakta, Avrupa basınına göre örneğin Hırvatistan yakın zamanda savaş yaşadı, böyle xanafoik birtakım klişelerle açıklamaya çalışıyorlar, o da ilginç. Onun için toplum disiplini daha fazla, kurallara ya da birtakım önlemlere daha fazla sayıda insan daha yüksek oranda uyum gösteriyorlar. Bu arada Fransa’da ve Almanya’da ilginçtir, sosyal medyada Rus ve Çin kaynaklı haberler Le Monde ya da Der Spiegel kadar takip ediliyormuş. Oxford Internet Enstitüsü’nün bir araştırması yani Fransız ve Alman yurttaşları daha çok Rus ve Çin kaynaklı haberleri sosyal medyada izliyorlarmış, kendi basın organlarından daha fazla ya da aynı oranda. Bu arada Afrika için beklenen bir patlama bir türlü olmuyor, bunun nedeni nedir diye soran bir yazı çıktı. “Acaba burada dolaşımdaki virüs farklı mı?” diye soruyorlar ama diğer yandan nüfusun genç olması, daha az yer değiştirme söz konusu Afrikalılar için ve tabloyu ağırlaştıran bir takım ek patolojiler, hastalıklar, örneğin hipertansiyon ve diyabetin Afrika’da daha az görülmesi nedeniyle böyle bir durum var. Güney Afrika hariç Afrika genelinde mortalite daha düşük, genel kanı da artık “bu bir Avrupa hastalığı” demeye başlamış Afrikalılar, bu da ilginç bir tanımlama. 

Ülkemizde nedense her gün böyle garip garip aklı evveller haber yayarlar, dün “maskeler karbondioksit solumamıza yol açıyor, maske tehlikeli” gibi haberler çıkmaya başladı. Mehmet Ceyhan’ın da dediği gibi “karbondioksit solumanız için maskenin içine arabanın egzoz borusunu sokmanız lazım.” Böyle bir şey olmaz, böyle saçma sapan, insanları doğru uygulamalardan soğutacak haberlere elbette pek rağbet etmemek lazım.

Bilimsel çalışmalara baktığımız zaman dün henüz hakem denetiminden geçmemiş bir makale o listede çıktı. Avashti ve arkadaşları çeşitli ülkelerdeki hastalığın insidansında yani görülme sıklığında ısı ve nem oranlarının etkisine bakmışlar. Sadece günlük ısı ile değişim Kanada ve İngiltere’deki olgu sayındaki değişim arasında bir bağlantı kurmuşlar ama genel anlamıyla herhangi bir şekilde ortamın nemi ya da ısısının Covid-19 dağılımında pek etkili olmadığını söylüyorlar, bu Hindistan’dan bir çalışma. Aynı zamanda bir çalışma da güneş ışınıyla ilintisine bakılan bir çalışma, orada da güneş ışını virüsü inaktive etmekte oldukça güçlü bir aracı olduğu söyleniyor.

Aşılar konusunda birtakım gelişmeler var, aşılarla ilgili olarak hep vurgulamaya çalıştığımız bu korona günleri sürecinde de birincisi aşıların etkisi olacak mı? Yani bunlar yararlı sonuç doğuracak mı, verecek mi? İkincisi tabii her şeyden önce güvenilir mi? Yan etki olacak mı olmayacak mı? Birtakım sorunlara yol açacak mı? Daha sonra da işin önemli ama pratik yöne, nasıl dağıtılacak, eşit dağıtılacak mı? Bu konular gittikçe daha çok tartışılır oldu, en azından şu aşamayı galiba tamamlanmak üzere beş aşı için güvenlik sorununun olmadığı, yani yapılan ön çalışmalarda hayvan deneyleri hem de gönüllülerde akciğerde herhangi bir sorun oluşturmadığı, çünkü Sars ve Mers’te böyle sorunlar yaşandığı için aşı çalışmaları durdurulmuştu bundan önceki koronavirüs enfeksiyonlarına karşı aşıda. Bu önemli bir gelişme, önemli ve sevindirici bir gelişme ama aşıların bundan sonraki aşamada etkili olduklarının gösterilmesi, daha sonra da etkili bulunan aşının kime nasıl dağıtılacağı? Bu çok tartışılmaya başlandı, şimdiye dek niye tartışılmadı bilmiyorum ama herhalde işin bilimsel yönüyle ilgileniyordu haber kanalları. Parası olana mı dağıtılacak? Her üretici ülke önce kendi vatandaşlarına mı uygulayacak? Kimler aşılanacak? Yaşlılar, sağlık çalışanları deniyor öncelikle verilecek diye. Zorunlu mu olacak, gönüllü mü olacak? Gönüllülük esasına mı dayanacak? Tüm bunlar tartışmalı derken Fransa’dan daha önce değindiğimiz “aşı çıkarsa ben aşıyı yaptırmam” diyenlerin oranı yüzde 26 idi, dün ABD’de bu oran yüzde 49 imiş; toplumun yüzde 49’u “aşı çıksa da ben hayatta yaptırmam” diyormuş. Bu da onların yaklaşımı.

ÖM: Evet, yani nüfusun yarısı aşı karşıtı, bilime inanmama durumu da var. Yani şunu da söyleyebiliriz, Başkan Yardımcısı Mike Pence de Teksas Valisi’nin ne kadar başarılı bir iş yaptığını ve bütün Teksaslıların kendisiyle gurur duyabileceğini, liderlik yaptığını ve bütün Teksas ekonomisini tekrar açtığını söyleyerek övmüştü. Fakat Teksas’ta tekrar muazzam bir yükselme olduğu için ki Amerika’nın en büyük nüfusuna sahip eyaletlerinden bir tanesi, muazzam bir çıkış olunca vazgeçmiş oradaki ziyaretini yapmaktan. Böyle tuhaflıklar oluyor yani, Teksas da tamamen tekrar kapatmış bazı restoranları, vs. Çünkü feci bir yükseliş var.

SB: Evet bu politikacıların bu demeçleri hem ABD’de hem de diğer ülkelerde, dalga mı geçiyorlar? Kendileri söylediklerine inanıyorlar mı? Bu konuda benim kuşkularım var, çünkü sadece bir solunum yolu enfeksiyonu ve solunum yetersizliği, akciğer sorunu ile seyretmiyor bu hastalık, gün geçtikçe kalpte ne kadar çok hasar yaptığı ortaya çıkıyor. Dün bir olgu çıktı, 16 yaşındaki bir vaka takdimi miyokardit ile seyreden bir enfeksiyon söz konusu Sars-cov-2’ye bağlı olarak. Ayrıca 16 kişinin raporu çıktı İngiltere’den. Bir sürü nörolojik komplikasyona yol açmakta, beyin hasarına yol açmakta bu virüs. Hep söylediğim solunum yolları enfeksiyonların farklı olarak, örneğin bir grip ya da bir nezle, soğuk algınlığı etkeni virüslerden farklı olarak reseptörü yani vücuda yapıştığı hücreler üzerindeki algaçları, birçok organda, birçok sistemde var, o nedenle sadece akciğerde ve solunum yollarında kalmıyor. Bu önemli bir bulgu, yaygın enfeksiyon oluşturuyor, patolojisi gittikçe daha iyi anlaşılıyor.

ÖM: Biterken bir de soru sormak istiyorum, belki yarına da bırakabiliriz ama size bırakayım, koronavirüse karşı nispeten etkili olduğu açıklanan bir Amerikan ilaç şirketi Gilead tarafından üretilen remdesivir adlı ilacın bir kür tedavi fiyatının 2 bin 340 dolar yani yaklaşık 16 bin TL olduğu, üstelik de Amerika dışındaki gelişmiş ülkeler için belirlenen fiyat da 3 bin 120 dolar yani 21 bin 375 TL, asgari ücretlinin Türkiye’de dokuz aylık maaşına denk geliyor. Buna karşılık da işte Amerika’nın önde gelen politikacıları filan da çok kuvvetle eleştiriyorlar Berny Sanders başta olmak üzere. “İğrenç ötesi” diye nitelendirilmiş “tam bir soygun” diyorlar buna. Yani vergi verenlerin cebinden alınan paralarla böyle bir ilaç üretilmesi durumu var. Türkiye’de kullanılıyor mu remdesivir?

SB: Küresel olarak remdevisir Amerikalıların ve Fransızların Didier Raout’un önerdiği … Remdesivir sıtmada ve romatizmal hastalıklarda kullanılan çok ucuz olan hidroksiklorokin remdevisir’e karşı böyle bir savaş var tabii. O nedenle bu hidroksiklorokin’in yasaklanmaları, durdurmaları, yani kendi ülkelerindeki bilim insanının, bir Fransız’ın önerdiği, önayak olduğu, öncülük etti bu hidroksiklorokin tedavi protokolünü kendi Fransız yetkilileri, Sağlık Bakanlığı yasakladı biliyorsunuz. DSÖ durdurdu ertesi gün açtı, Lancet’te bir yazı çıktı “hidroksiklorokin zararlıdır, bir işe de yaramaz” diye. Ondan sonra ‘Lancetgate’ oldu. Yani bu bilim dünyasında epey karanlık işler dönüyor değil mi? Ülkemizde daha çok hidroksiklorokin tedavisi kullanıyorlar. Sanıyorum bugün durmamız lazım ama yarın biraz edebiyat ve pandemi ilişkisine değinmek istiyorum. Buradan hareketle biraz daha konuyu en azından çok dramatik yönünden birazcık uzaklaştırmış oluruz.

ÖM: Tamam, çok teşekkürler.

ÖÖ: Görüşmek üzere.

SB: İyi yayınlar, sağ olun.

09:00 – 09:30 Salı Ahmet İnsel’le Ufuk Turu

ufuk-turu-20200630

***

Ufuk Turu’nda Ahmet İnsel Polonya, Sırbistan ve Fransa’daki seçimlere değinirken Avrupa’nın Doğu Türkistan’daki Uygurlara yapılan uygulamalarla ilgili Çin’i uyarmaya hazırlandığı ittifaktan da söz etti.

Ufuk Turu

Ufuk Turu

podcast servisi: iTunes / RSS

(30 Haziran 2020 tarihinde Açık Gazete içindeki Ufuk Turu programında yayınlanmıştır.)

Ahmet İnsel’le Ufuk Turu’nun bu haftaki ilk gündem maddesi Polonya’da gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimleriydi.

İnsel, seçim sürecini şöyle değerlendirdi: “Birinci turu gerçekleşen seçimlerde; 2016 yılında muhafazakâr kesimden cumhurbaşkanı seçilmiş Andrzej Duda ve karşısında ise Varşova Belediye Başkanı Rafal Trzaskowski yer almaktaydı. Geçmiş yayınlarda belirttiğim, ikinci turda adaylar arasındaki oy farkının oldukça az olacağı öngörüsü kısmen doğrulandı. 2016 yılında da seçimin ilk turundan galip çıkamayan Andrzej Duda, bu seçimde de aynı performansı sergiledi. Fakat bu seçimde Varşova Belediye Başkanı Rafal Trzaskowski’nin kendisine oy vermeyen seçmenlerden, ikinci turda oy alma ihtimali daha yüksekti. Duda, Polonya’nın on altı bölgesinin on ikisinde birinci gelerek seçilme şansının yüksek olduğunu gösteriyor. 

Seçime katılım oranı yüzde 64 ve bu oran Polonya için oldukça yüksek. Polonyalı seçmenler Covid-19 tehdidine rağmen sandığa gitti. 12 Temmuz’da gerçekleşecek ikinci turda katılımın artmasını bekleniyor. Hukuk ve Adalet Partisi adayı ve aynı zamanda cumhurbaşkanı olan Andrzej Duda’nın oylarının yüksek olmasındaki en önemli etken, Duda’nın aday gösterildiği partinin muhafazakâr ve milliyetçi olmasının yanı sıra çok da neoliberal bir kimliği olmaması. Hukuk ve Adalet Partisi daha çok taşranın, dar gelirli ailelerin desteklediği bir kırsal bölge partisi. Partinin halktan gördüğü bu destek, Polonya’nın 90 sonrası şok neoliberal yaklaşımına bir tepkiyi de ifade ediyor. Aile, okul, yaşlılara ilaç, emeklilere ekstra maaş desteği ve 26 yaş altı için ciddi vergi indirimleri gibi sosyal politika önlemleri ile Hukuk ve Adalet Partisi; muhafazakâr, milliyetçi, aşırı otoriter ama neoliberal değil. Aşırı sağ olarak tanımlansa da klasik aşırı sağ programlarından daha farklı bir milliyetçi/ulusalcı korumacı politikalar benimsiyor. İlerleyen günlerde gerçekleştireceğimiz çalışmalarda bu profili, “Nasyonel Kapitalist Otoriterizm” olarak tanımlamak doğru olacak.” 

BBC’de yer alan habere göre söz konusu seçimler boyunca Duda’nın antisemit bir alt tutuma sahip olduğu iddia edilmekte. Bu iddia doğrultusunda İnsel; Polonya’da Antisemitizm’in Almanya’dan bile güçlü bir yere sahip olduğunu ifade etti.

Sırbistan’ta seçimin galibi Vucic

İnsel’in bir diğer gündem maddesi ise haziran ayında Sırbistan’da gerçekleşen ve Sırp İlerleme Partisi (SNS) milliyetçi adayı Aleksandar Vucic’in kazandığı seçimlerdi. İnsel geçtiğimiz haftalarda; Vucic’in cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmasının Kosova Görüşmeleri’ni başlatabileceğini ve Kosova Cumhurbaşkanı Hashim Thaçi ile Vucic’in ABD Başkanı Trump ile üçlü bir görüşme yapabileceklerini dile getirmişti. Ancak bu görüşme; Kosova Cumhurbaşkanı Hashim Thaçi hakkında savaş suçu ve insanlığa karşı suç işlemiş olmak nedeniyle soruşturma açıldığının belirtilmesi üzerine gerçekleşmedi. Bu sebeple Sırbistan, Kosova ve ABD arasındaki bu üçlü görüşme planları askıya alındı. İnsel, söz konusu durumda Cumhurbaşkanı Thaçi ve Kosova Kurtuluş Ordusu İstihbarat Şefi Kadri Veseli’nin savaş suçu ve insanlığa karşı suç iddialarıyla soruşturmaya tabi tutulacaklarını dile getirdi.

Ahmet İnsel’in bu haftaki Ufuk Turu’ndaki bir diğer gündem maddesi; 5 Haziran’da on beş ülkenin milletvekili ve senatörlerinin katıldığı, Çin konusunda Parlamentolar Arası İttifakı adından bir platformun kurulduğu görüşmeydi. İnsel’in; Avrupa ülkelerinin parlamentolarından, G7 Ülkeleri’nin parlamentolarından, AB üyesi birkaç ülkenin parlamentosundan ve daha çok büyük, oturmuş patilerin milletvekilleri ve senatörlerinden oluşan bir platform olduğunu ve yüz civarında üyesi olduğunu belirttiği bu ittifak, ilk eylemlerini 30 Temmuz’da duyuracaklarını açıklamıştı. İnsel, bu eylemin; Doğu Türkistan’da Uygurlara yapılan zulmün dile getirilmesi, hükümetlerin bu konuyla yakından ilgilenmelerini ve Çin’e bu konuda uyarıda bulunmalarını sağlamak olduğunu belirtti.

Aynı zamanda 2015 yılından beri, bölgedeki Uygurlara nüfus planlaması kapsamında zorunlu doğum kontrolü ve kısırlaştırma uygulandığını ifade eden İnsel, Çin konusunda Parlamentolar Arası İttifakı’nın bu durumun soykırım ve insanlığa karşı suç olup olmadığının araştırılmasını talebinde bulunduğunu belirtti. İnsel’in ifadelerine göre son yıllarda Çin’in dayattığı politikalar sonucu bölgeden ayrılan Uygurlarla da beraber ciddi bir nüfus düşüşü gözlenmekte.

Fransa’da belediye seçimleri yapıldı

Fransa’da belediye seçimlerinin ilk turu mart ayında gerçekleştirilmiş ancak Covid-19 önlemleri kapsamında ikinci tur askıya alınmıştı. Üç ay sonra Fransa’da belediye seçimlerinin ikinci turu gerçekleşti. İnsel, karantinada geçen üç ayın seçimin seyrini değiştirdiğini dile getirdi. Birinci turda da öne çıkan yeşil harekete mensup partinin, farklı bölgelerdeki farklı koalisyonlarla ciddi başarı elde ettiğini belirten İnsel, katılımın yüzde 40’ın altında olmasının da sonuçta belirleyici olduğunu ifade etti.

İnsel; gelecek ile alakalı öngörüde bulunmadan önce Fransa’nın yaşadığı bu olağanüstü durumun unutulmaması gerektiğini, normalde bir cumhurbaşkanlığı seçiminde minimum yüzde 70 barajında olan katılımın yüzde 40’larda seyretmesi halinin göz ardı edilmesinin ve 2022 yılı seçimleri için bu hataya düşerek tahminde bulunmanın çok büyük yanılgılara yol açabileceğini dile getirdi.

Yeşil hareketin artık sol partilerin toparlayıcı gücü olduğunu da görmezden gelmemek gerektiğini belirten İnsel, bir yıl önce Sarı Yelekliler Hareketi’nin akabinde Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un başlattığı ve iklim değişikliği mücadelesini ön planda tutan yüz elli kişilik konvansiyona rağmen toplumsal militan bir örgüt tabanı olmadığı için Macron’un partisinin hüsrana uğradığını ve temsil gücü olmadığını gözler önüne serdiğini de ifade etti. Buna rağmen Macron’un seçimler öncesinde yüz elli kişilik konvansiyonun kendisine sunduğu yüz elliye yakın maddelerin neredeyse hepsini kabul ettiğini ifade eden İnsel, Macron’un yalnızca üç şu maddeyi kabul etmediğini belirtti: Otoyollarda hızın saatte 130 kilometreden 110 kilometreye indirilmesi (Macron bu talebi, tüm paketin odak noktasını değiştirebileceği ve çok fazla itiraz gelebileceği ihtimaliyle reddetti); 10 Milyon avrodan fazla kâr dağıtan şirketlerden yüzde 4, 10 Milyon avrodan az kâr dağıtan şirketlerden ise yüzde 2 vergi alınması; Fransa Anayasası’nın başlangıcına Fransa halkının insan haklarına bağlı olduğunun ve bu bağlamda sahip olunan hak ve özgürlüklerin çevreye zarar veremeyeceğinin belirtildiği bir giriş eklenmesi. İnsel, Macron’un bu maddeyi de “İnsan haklarının ve temel hak ve özgürlüklerinin, doğa haklarının altında yer almasının bu anlayışlara aykırı olacağını ve bu kavramların birbirlerinin önüne geçmesinin karmaşa doğuracağını” ifade ederek reddettiğini belirtti.

09:30 – 09:59 Açık Bilinç /  Güven Güzeldere ile Bilim ve Felsefe Sohbetleri

Açık Bilinç kayıt arşivi

zz13

Açık Bilinç program metinleri

Açık Bilinç Spotify Kanalı

twitter.com/acikbilinc

***

Aşılar niçin önemli? Aşı olmakta ve aşı olmamayı seçmekteki gerçek riskler neler? Prof. Selim Badur’la konuştuk.

Güven Güzeldere ile #AçıkBilinç (@AcikBilinc)

acikradyo.com.tr/acik-bilinc/as

Resim

***

Aşılar niçin önemli? Aşı olmakta ve aşı olmamayı seçmekteki gerçek riskler neler? Her sabah #KoronaGünleri‘nde bizlere #COVID19 bulgularını aktaran, aşı uzmanı Prof. Selim Badur ile, 30 Haziran 2020 Salı 09:30 acikradyo.com.tr ve acikradyo.com.tr/program/44255/ podcast +

Resim
***

Açık Radyo’nun Korona Günleri’nde bizlere son Covid-19 bulgularını aktaran, virüsbilimci ve aşı uzmanı Prof. Selim Badur ile konuştuk.

Aşılar serimizin ilk iki programında, Dr. Işıl Arıcan, aşıların keşfini, aşı kullanımının tarihçesini ve aşı karşıtlığının nedenlerini anlatmıştı:

1. https://acikradyo.com.tr/acik-bilinc/asilar-nasil-kesfedildi-nasil-hazirlanir-ne-sekilde-calisir

2. https://acikradyo.com.tr/acik-bilinc/asi-karsitligi-bireysel-ozgurluk-mu-bir-toplumsal-sorumluluk-meselesi-mi

Bu hafta da soruşturmamızı aynı çizgide sürdürüyoruz.

— / —

Bu programda, Prof. Selim Badur’un bu yıl içinde yayımlanmış iki çalışmasını kaynak alacağız.

İlk makalede, grip aşısının farklı yaş ve cinsiyet gruplarında ve hamilelik gibi durumlarda, kimler için ve hangi zamanlarda faydalı olacağı tartışılıyor.

Bu makale ise, aşılara karşı oluşan güvensizlikle nasıl mücadele edilebileceğini, kamu nezdinde bilime güvenin nasıl yeniden tesis edilebileceğini konu ediyor.

— / —

Son yıllarda artan kızamık salgınları, aşı karşıtlığına bağlanıyor.

Aşı konusu günümüzün salgın koşullarında daha da önem kazanmış durumda.

Etkili bir Covid-19 aşısı bulunsa bile, toplumda yaygın kabul görüp kullanılmazsa, istenilen bağışıklık ortaya çıkmayacak.

Aşı karşıtlığı, belirli bir coğrafyaya özgü bir durum değil.  Avrupa’da da, Asya ve Afrika’da da yükselişte.

Peki, niye?

— / —

Aşı karşıtlığının tek veya yekpare bir nedeni de yok. Bu çeşitliliği iyi anlamak, aşıların yaygın ve etkili kullanımını sağlamak açısından özellikle önemli.

Örneğin ABD ve İngiltere’de aşı karşıtları, bilimin gerekli önlemleri almadığı için, vücuda enjekte edilen maddeler dolayısıyla aşılamayla çocukları riske attığını savunuyor. Yani bilime güvensizlik söz konusu.

Öte yandan, Afrika ülkelerinde bilimin etkililiğinden ziyade hangi amaçla kullanıldığından kuşku duyuluyor.

Aşının emperyalist ülkelerce kendi nüfuslarını kısırlaştırma amacıyla kullanıldığına inanılıyor.

Yani, herkesin komplo teorisi farklı!

Yıllardır Asya ve Afrika ülkelerinde aşı kampanyalarında görev alan virüsbilimci ve aşı uzmanı Prof. Selim Badur, farklı coğrafyalarda rastladığı aşı karşıtlığı nedenlerini aktaracak, gerçek risklerle komplo teorilerinin ardında yatan korkuları ve boş inançları karşılaştıracak.

— / —

Haftaya, serinin bu ilk bölümünün son programında, yine Prof. Selim Badur’la, özellikle salgın döneminde hayatı önem kazanan aşı kullanımına güvenin nasıl sağlanabileceği, aşı karşıtlığıyla nasıl mücadele edilebileceği konusunu ele alacağız.

(Serinin 2. bölümünde konumuz: Komple teorilerine inanma yatkınlığının bilişsel ve psikolojik nedenleri. 3. bölümdeyse, “sahte haber” paradigmasının yaygınlaşmasını, bu ilk iki bölümün temalarına bağlayarak ele alacağız.)

— / —

Açık Bilinç’i salı sabahları 9:30’da dinleyebilir, podcast arşivine http://acikradyo.com.tr/program/acik-bilinc‘den ulaşabilirsiniz.

10:00 – 10:30 İklim İçin / Yücel Sönmez, Ömer Madra ve Özdeş Özbay / İstanbul Forumu’ndan, Paris Zirvesi’ne yeryüzünün iklim güncesi

iklim-icin-20200630

İklim İçin kayıt arşivi

10:30 – 11:00 Ahşaptan Betona, Mecidiyeden Jetona / Pınar Erkan / Alameti kerametinden menkul kent hikayeleri

ahsaptan-betona-mecidiyeden-jetona-20200630

“Alameti kerametinden menkul kent hikâyeleri” şiarıyla yola çıkan programda tarihten günümüze tarihsel katmanlar da deşilerek Bizans köşklerinden, sarayların altyapısının nasıl oluşturulduğuna, konutlardan ofislere, kaldırımlardan sokaklara, dehlizlerden şarap üretilen üzüm bağlarına kadar şehrin farklı unsurlarına dair az ya da çok bilinen detaylar konuşuluyor.

zz23

Ahşaptan betona Mecidiyeden jetona kayıt arşivi

Twitter.com/PınarErkan

Ahşaptan Betona Spotify Kanalı

***

Yeldeğirmeni ve Almanlar

Pınar Erkan’la (@pinar__erkan) #AhşaptanBetonaMecidiyedenJetona az sonra (10.30 – 11.00) Açık Radyo’da

Resim

11:00 – 12:00 Deniz Aşırı / Deniz Pak / Bozcaadalılar, adaya yolu düşenler ve adanın kıyısına vuranlar…

bozcaadasozlugu.blogspot.com/denizairi

zz6

facebook.com/deniz.pak

Deniz Aşırı Spotify Kanalı

12:00 – 13:00 Ruby Tuesday / Robılınd Tayar / Türlerden bağımsız yol müzikleri

Reggae, blues rock, indie ve zaman zaman soul müziklerle sol şeritte ilerleyen bir müzik programı.

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Öteki Rüzgar / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00 Musica Brasileira / Jozi Levi / Brezilya’dan müzik

9

soundcloud.com/joezeex/

facebook.com/jozi.levi

14:00 – 14:30 Dünya Mirası Adalar / Asu Aksoy, Derya Tolgay ve Alp Orçun

dunyamirasiadalar-30.06.2020

Adalar, yüzyıllarca imparatorluklara başkentlik yapmış, siyasi ve kültürel dönüşümlerin aktörlerini beslemiş dünya şehri İstanbul’un hikâyelerinin hep bir parçası olagelmiş. Krallar, kraliçeler, dini liderler sürgüne buralarda zindanlara atılmış, ardından Osmanlı’dan günümüze  farklı kültürel cemaatlerin zengin bürokratları, iş insanları, Adaları İstanbul’un sayfiye merkezi haline getirmiş, sanatçılar, yazarlar, Adalar’ın renginden, havasından, kokusundan beslenmek için buraları mekân tutmuş. Adalar, muhteşem mimari ve yaşam dokusuyla dünyada eşine az rastlanır bir kültürler havzası olma halini bugüne kadar taşımışlar.
Şanslıyız ki Adalarda İstanbul tarihinin tüm veçhelerinin mekânsal izdüşümlerini hâlâ görebiliyoruz ve barındırdıkları hikâyelerin bazen yaşayan bilgi kaynaklarına erişebiliyoruz. Kendimizi gerçekten müstesna hissetmeliyiz: Adalar’a adımımızı attığımızda İstanbul tarihinin çok da bozulmamış tanığının varlığını hissedebiliyoruz, şaşırıyor ve nedenini çok da bilmeden mutlu oluyoruz. Bu yayın döneminde bizi mutlu eden Dünya Mirası Adalar’ı enine boyuna konuşuyoruz.

Dünya Mirası Adalar facebook sayfası

***

Hangisi? Eski taş duvar mı? Yeni otoban korkuluğu mu?
Prensadaları hızlı bir yaşam mı istiyor? Yavaş yaşam mı?
Sanırız bu fotoğraf üzerinden bir çok soru sorabiliriz.
Yarın 14.00 de @açıkradyo- Dünya Mirası Adalar programına kaldığımız yerden, “Adalar yaya yoludur” Kevser Üstündağ ile devam ediyoruz.
23 Haziran 2020 tarihli Açık Radyo Dünya mirası Adalar programında, konu ile ilgili yaptığımız program linki:
https://acikradyo.com.tr/program/193273/kayit-arsivi

Sorulara devam etmek isterseniz siz de katkıda bulunabilirsiniz:)
Sürdürülebilir bir model, örneğin yerelden çıkarılarak örülmüş bir taş duvar mı? Yoksa deniz aşırı taşınarak, ormanlar ve yeryüzü kazılarak çıkarılan madenlerden üretilen bir metal duvar mı?
Oradan her geçişinizde sizi geçmişe bağlayan bir örgü mü? Bügünün hızlı tüketimi ile üretilmiş, ekosisteme maliyeti yüksek bir korkuluk mu?

Görüntünün olası içeriği: ağaç, gökyüzü, açık hava ve doğa
***
Görüntünün olası içeriği: ağaç, gökyüzü, açık hava ve doğa
Görüntünün olası içeriği: okyanus, gökyüzü, bitki, açık hava, doğa ve su
Görüntünün olası içeriği: ağaç, gökyüzü, bitki, açık hava ve doğa
Görüntünün olası içeriği: açık hava
+2

Dünya Mirası Adalar

Hangisi? Eski taş duvar mı? Yeni otoban korkuluğu mu?
Prensadaları hızlı bir yaşam mı istiyor? Yavaş yaşam mı?
Sanırız bu fotoğraf üzerinden bir çok soru sorabiliriz.
Yarın 14.00 de @açıkradyo- Dünya Mirası Adalar programına kaldığımız yerden, “Adalar yaya yoludur” Kevser Üstündağ ile devam ediyoruz.
23 Haziran 2020 tarihli Açık Radyo Dünya mirası Adalar programında, konu ile ilgili yaptığımız program linki:
https://acikradyo.com.tr/program/193273/kayit-arsivi

Sorulara devam etmek isterseniz siz de katkıda bulunabilirsiniz:)
Sürdürülebilir bir model, örneğin yerelden çıkarılarak örülmüş bir taş duvar mı? Yoksa deniz aşırı taşınarak, ormanlar ve yeryüzü kazılarak çıkarılan madenlerden üretilen bir metal duvar mı?
Oradan her geçişinizde sizi geçmişe bağlayan bir örgü mü? Bügünün hızlı tüketimi ile üretilmiş, ekosisteme maliyeti yüksek bir korkuluk mu?

14:30 – 15:30 Yeni / Hande Akkan / Yeni Philip Glass’ın 80. yaşını kutluyor

Hande Akkan Twitter

***

Bugün “YENİ”de, Beethoven’ın 250. yaşını kutlamayı sürdürüyor, 2 genç müzisyen Tamsin Waley-Cohen ve Huw Watkins’in yorumuyla, üstadın Keman-Piyano Sonatları’ndan bir seçki dinliyoruz.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, yazı

15:30 – 16:00 Türk İşi Kovboylar / Hazırlayan: Utku Uluer / (15 günde bir)

turk-isi-koyboylar-30.06.2020

zz1

Bugün Açık Radyo 94.9’da yeni bir yolculuğa çıkıyoruz. Yeni programın ismi; Türk İşi Kovboylar! – Türk Sineması ve Yeşilçam’da Westernler.

Yani Yeşilçam Arkeolojisi ile başladığımız yolculuğu daha spesifik bir başlığa taşıyoruz. Bugün saat 15:30’da yayınlanacak programda, içeriği ile ilgili detayları ve neler yapmayı planladığımızı anlatacağım. #western#yeşilçam#Türkişikovboylar#Kovboylar#cowboy#ErişteWesternEkrem GökkayaMelek Gorgun

sinematikyesilcam.com/

***

azı western dizileri ve temaları: Sinemamızın Maskeli süvarisi Altan Bozkurt’a ithafen

Utku Uluer’le #TürkİşiKovboylar az sonra (15.30 – 16.00) Açık Radyo’da

Resim

***

Türk işi Kovboylar, Western dizi temaları ve dün kaybettiğimiz Altan Bozkurt

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi

Utku Uluer

Bugün 15:30’da Açık Radyo 94.9’da yayınlanacak Türk İyi Kovboylar radyo programını, dün kaybettiğimiz, sinemamızın Maskeli süvarisi Altan Bozkurt’a ithaf ediyoruz.
Programda başta The Lone Ranger olmak üzere Kovboy dizi müziklerini ele alacağım.
#Türkişikovboy #Türkişikovboyfilmleri #yeşilçam #cowboys #Eriştewestern #altanbozkurt #BONANZA

16:00 – 16:30 Kentin Gizli Öyküleri (15 günde 1) / Kenan Doğan

Olağan insan hikâyelerinin işlendiği programda her hafta bir konukla kendi yaşamını konuşuyoruz.

16:30 – 17:00 Diğerkâm (Yeni program) / Hazırlayanlar: Damla Özlüer ve Rauf Kösemen

Geçtiğimiz dönemlerde Hemzemin programını hazırlayan Rauf Kösemen ve Damla Özlüer yine sosyal fayda iletişimi üzerine daha geniş düşünmeye çağırdıkları yeni programları Diğerkâm ile bu yayın döneminde de aramızdalar.

Twitter.com/Myra İstanbul

Facebook.com/Diğerkam

***

Thomas Kolster’in yeni kitabı vesilesiyle İş Dünyasında “Kahramanlık Tuzağı” üzerine konuşuyoruz

Damla Özlüer ve Rauf Kösemen’le #Diğerkâm (@MyraIstanbul) az sonra (16.30 – 17.00) Açık Radyo’da

Resim
***

Bu hafta Diğerkâm’da, Thomas Kolster’in yeni kitabı vesilesiyle İş Dünyasında “Kahramanlık Tuzağı” üzerine konuşuyoruz. Damla Özlüer ile Rauf Kösemen’in hazırlayıp sunduğu, sosyal fayda üzerine konuşulan Diğerkâm, her salı 16:30’da, Açık Radyo’da…
Canlı yayın için > https://acikradyo.com.tr
#Diğerkâm Açık Radyo Thomas Kolster

Fotoğraf açıklaması yok.

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı /  Duygu ArgınSanat DeliormanBidar, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Dünyanın Cazı kadrosuna Caz vokalisti Sanat Deliorman dahil oluyor. Salı günleri Dünyanın Cazı ondan sorulacak.

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegeningelecegi-30.06.2020

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

İstilacı hayvan türleri arasında adı geçen ve halk arasında “koypu” ve “esrarengiz fare” olarak bilinen su maymunları, yerleştikleri Iğdır’da doğaya zarar vermeden yaşıyor.

podcast servisi: iTunes / RSS

İstilacı hayvan türleri arasında adı geçen ve halk arasında “koypu” ve “esrarengiz fare” olarak bilinen su maymunları, yerleştikleri Iğdır’da doğaya zarar vermeden yaşıyor. Anavatanı Güney Amerika olan su maymunları, kürk üretimi için getirildikleri bölgede çiftliklerden kaçarak ulaştıkları Karasu ve Bulakbaşı sazlıklarında yaşamını sürdürüyor. Normalde istilacı tür olarak kabul edilen ve hızlı üremesiyle bilinen su maymunları, Iğdır’ın iklim şartlarında, diğer bölgelerin aksine daha yavaş üreyerek varlığını koruyor. Kuzeydoğa Derneği Bilim Koordinatörü Emrah Çoban, yaptığı açıklamada,  “İlginç bir şekilde, istilacı bir tür olmalarına rağmen Iğdır’daki sulak alanlarda doğaya zarar vermeden üreyip, beslenip, çoğalıyorlar, ancak istilacı tür oldukları için de her zaman izlenmeleri gerekiyor” diye konuştu.

İkinci nükleer santral için ÇED süreci

Yeşil Gazete’den Pınar Demircan’ın aktardığına göre, ”Türkiye’nin ikinci nükleer santral projesi için nihai ÇED süreci başlatıldı. Sinop’ta santralın yakın çevresi üzerindeki etkisi değerlendirmeye açılan projenin ne geçerli bir anlaşması var, ne de reaktörlerin inşaatı için görevlendirilen bir şirketi! ÇED özünde projelerin çevre üzerindeki etkilerinin tespit edilerek tedbirlerin alınmasını amaçlar. Planlama aşamasından başlayarak inşaat, işletme ve faaliyetin sona erdirilmesi dahil tüm süreçler kapsam dahilinde. Ne var ki son beş yıldır teoride sistematik değişikliklere uğratılan, pratikte politik karar mekanizmalarının kontrolüne giren ÇED raporları artık formalite icabı hazırlanıyor. Yukarıdaki süreçler Akkuyu Nükleer Güç Santralı‘nda (NGS) deneyimlendiği gibi Sinop‘ta kurulmak istenen nükleer santral projesinde de yaşanıyor. Ancak santral alanının yakın çevresi üzerindeki etkisinin değerlendirmeye açıldığı bu projenin ne geçerli bir anlaşması var, ne de reaktörlerin inşaatı için görevlendirilen bir şirketi!  Nihai ÇED raporunun en ilginç tarafı ise ortada teknoloji sahibi yatırımcı şirket yokken projenin çevre üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi için Flamanville 3 tipi reaktörün “referans reaktör” ilan edilmiş olması. Yani ÇED hazırlık dosyası sunulduğu zaman projenin %100 sahibi durumundaki Japonya’nın denenmemiş Atmea 1 tipi reaktörüne niyet edilmişken Fransa‘daki nükleer endüstrinin dünyayı donatmak istediği üçüncü nesil basınçlı su reaktörü alınmış – referans. Sinop NGS için, bu nihai ÇED raporunda yazıldığı gibi 2021’de kazı çalışmalarına başlanarak 2031’de faaliyete geçmesi gerçeklerden uzak. Kaldı ki, tek bir reaktör için bu gecikmeler yaşanırken Sinop’ta dört reaktörün kurulması gecikmelerin maliyet anlamına geldiği gerçeğiyle yurttaşların sırtına yeni bir ekonomik külfet binmesi demek. Şüphesiz bir nükleer santralin kurulmasıyla oluşan ekolojik ve toplumsal zararlar rakamsal olarak hesaplanıp ekonomik maliyetlere eklenebilseydi hiç bir yatırımcı şirket böylesi bir doğa tahribatında bulunmaya cüret edemezdi. Sinop NGS için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na yapılan nihai ÇED başvurusunun en can alıcı noktası atıklarla ilgili. Raporda açıkça Nükleer tesisin kurulması amacıyla Enerji Bakanlı’ğına devredilen 10 kilometrekarelik alanın santralin kullanım ömrü tayin edilen 60 yıl boyunca geçici atık depolama alanı olarak kullanılacağından ve bu atıkların Türkiye Hükümeti’nin sorumluluğu altında Türkiye Atom Enerjisi Kurumu tarafından kurulacak olan bertaraf tesisinde nihai olarak bertaraf edileceğinden bahsediliyor. 2004’ten beri Finlandiya’da tek örneği inşa edilmeye devam edilen Onkalo Nihai Atık Deposu‘nun bir benzerini ya da kendi deyimiyle “atık bertaraf merkezini” nükleer santral kurmaktan daha da maliyetli süreçleri üstlenmek suretiyle göze almış. Nihai ÇED raporunda nükleer karşıtlarının on yıllardır savunduğu; siyasi iktidarın inkar etmesine rağmen bir diğer itirafı da projenin “yerli ve milli”liğine ilişkin. Nükleer yakıtın diğer ülkelerden alınacağı ve yabancı teknolojiyle kurulan nükleer santralın Akkuyu için de geçerli olduğu gibi dışa bağımlılığı arttıracağı aşikar. Öte yandan Sinop NGS için yapılan bu nihai ÇED’de deniz yoluyla getirileceği beyan edilen yakıtın İstanbul Boğazı‘ndan geçirilmesi halindeki oluşabilecek risklere nihai raporda yer verilmediğini de not düşelim’’ diyor.

Küçükçekmece Gölü’nde balık ölümleri 

İstanbul Küçükçekmece Gölü‘nde bir kez daha görülen görülen balık ölümleriyle ilgili olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma Daire Başkanlığı ve İSKİ ekipleri gölden numune alarak  inceleme başlattı. İBB’den yapılan açıklamada su numuneleri analiz edilmeden ölümlerin atık su veya bir başka nedenden kaynaklı olduğuna dair kesin ifadelerin doğru olmayacağı belirtildi. Numuneler, İSKİ’ye ait laboratuvarlarda analiz edildikten sonra sonuçlar kamuoyu ile paylaşılacak.

Ağyatan Lagünü erozyondan kurtarıldı

Çukurova’nın önemli doğal zenginliklerinden Ağyatan Lagünü, Orman Genel Müdürlüğü’nün yürüttüğü ağaçlandırma çalışmalarıyla kumul erozyonundan kurtarıldı. Ceyhan Nehri’nin Akdeniz ile buluştuğu alanda tatlı ve tuzlu suyun bir araya gelmesiyle oluşan lagünün rüzgarla taşınan kum ile yok olma tehlikesine karşı 2015 yılında başlatılan proje tamamlandı. Orman Genel Müdürlüğü’nün 2015’ten bu yana yürüttüğü proje kapsamında 4.450 dekarlık alan yeşillendirildi. Sahaya 21 türde dikilen 610 bin fidanın meyve vermeye başladığı bildirildi.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna, Ömer Şahin, Selahattin Çolak, Feryal Kabil / Her gün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Twitter.com/İlksenMavituna

***
***

#AçıkDergi‘de rock ve caz klasikleri

Traffic’in 50. yıl önce yayınlanmış albümü John Barleycorn Must Die

Ve geçen hafta 88 yaşında ölen caz vokalisti Freddy Cole’den parçalar

Saat 18:00-19:00 arası 

Resim

Resim

Hafta boyunca Ben Bugün Bişey Öğrendim Yayına Hazırlayanlar: Doruk Yurdesin, Ozan Sezgin ve Rauf Kösemen

facebook.com/benbugunbiseyogrendim

Açık Dergi Salı Dünyayı Okumak / Aytaç Timur ve Akif Pamuk

dunyayiokumak-30.06.2020

Yazmaya övgü. Eleştiriye ve eleştirmene kapı. Düşünmeye, düşünceye, üretmeye ve tartışmaya alan açmayı amaçlayan bir kültür programı

zz3

facebook.com/dunyayiokumak/

Twitter.com/DünyayıOkumak

***

Yazarlar ve ilhamlarını konuştuğumuz Dünyayı Okumak’ta (@dunyayiokumak) bu akşam Gökhan Yavuz Demir (@gokhanyavuzd) ile “Dilin Belirsizliği” kitabından hareketle, pandemiyle geçen günleri ve zamanı konuşuyoruz.

Saat 19:00-19:30 arası Açık Dergi’de

Resim

Açık Dergi Salı 18:50 Harici Bellek / Şarkılarla Dünya Tarihi / Murat Meriç

Şarkılarla Memleket Tarihi programıyla geçtiğimiz dönemlerde çok sevilen Murat Meriç, Açık Radyo’ya geri dönüyor. Müziğin bellek ile ilişkisini konu edinen bu yeni yayında Meriç, insanlık tarihinden vakaların izlerini plaklar/kayıtlar aracılığıyla sürüyor.

Twitter.com/MuratMeriç

Instagram.com/MuratMeriç

Açık Dergi Salı  Kulis Sesleri – Bircan Yorulmaz (Ayda 1)

Program kaydı

20:00 – 21:00 Açık Şemsiye / Hakan Gürvit, Levent Dönmez, Mehmet Yusuf ve Şebnem Süer Grimm / Gelmiş geçmiş tüm müzik türleri

Twitter.com/SebnemSuerGrimm

Twitter.com/AçıkŞemsiye

***

Aşk: Şenol Ayla (@senolayla) ile söyleşi

Hakan Gürvit, Şebnem Süer Grimm ve Uğur Çıkrıkçılı ile #AçıkŞemsiye az sonra (20.00 – 21.00) Açık Radyo’da

Resim

21:00 – 22:00 Gitaresk / Jak Kohen, Gonca Açıkalın, Meral Akman ve Murat Ermert / Neo-klasik rock ve fusion

Açık Radyo’nun kült programlarından Gitaresk ekibine yeni yayın dönemimizde Murat Ermert de katılıyor. Jak Usta’nın (Justa) aramızdan ayrılmasından sonra Meral Akman ve Gonca Açıkalın tarafından yürütülen programda bir süredir konuk oyuncu olarak yer alan Murat Ermert bu yayın dönemi kadroya dahil oluyor.

gitaresk.com/

***

Bu gece saat 21:00’de, Açık Radyo 94.9, Gitaresk’te, bir süredir ara verdiğimiz 70’lerimize geri dönüp Barclay James Harvest, Strawbs, Procol Harum, ELP, Gentle Giant, Nektar, Camel, Van Der Graaf Generator, King Crimson, Yes albümlerinden seçtiğim parçaları dinleyebilirsiniz Detaylı liste için: http://www.gitaresk.com/Playlists/52nd/200630.htm

Fotoğraf açıklaması yok.

22:00 – 23:00 Esintiler / Seda Binbaşgil / Jazz

23:00 – 24:00 Psychoacoustics (Program gününde ve saatinde değişiklik) / Hazırlayanlar: Osman Kaytazoğlu, Berk Gökberk ve Barış Karakaş

Cumartesi geceleri 02.00’de yayınlanan Psychoacoustis artık Salı geceleri saat 23.00’de

24:00 – 01:00 Dikenli Tel / Cünort / Ağır metal 50 yaşında

‘Ağır Metal 50 yaşında’ şiarıyla yola çıkan programda Cünort, metal müziğin 50 yıllık serüvenini ele alıyor.

Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo Arşivi için TIKLAYINIZ

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 51. Yayın Dönemi: 4 Mayıs 2020 – 1 Kasım 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık  

————————————————————————————

06:00 – 06:55 DemocracyNow!

democracynow.org/shows/2020/6/26

07:000 – 07:45 Sabahlık / Didem Gençtürk ve Emre Aydoğdu

sabahlik.tumblr.com/

Twitter.com/DidemGençtürk

***

İberya Özkan’ın Kaf Dağından Ezgiler albümünden seçmeler

Didem Gençtürk’le (@didemgencturk) #Sabahlık az sonra (07.00 – 07.45) Açık Radyo’da

Resim

07:45 – 08:00 Türkiye Hikayelerini Anlatıyor

1 Haziran itibariyle hafta içi her sabah saat 7:45’te Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor tekrar Açık Radyo’da…

zz6

2015 yılında Açık Radyo ve Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi, “Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor” sloganıyla herkesi kendi hikâyesini anlatmaya davet etti.

Bize ulaşan yüzlerce hikâye Murat Gülsoy, Güven Güzeldere, Ömer Madra ve İlksen Mavituna’dan oluşan seçici kurul tarafından ön elemeden geçirildi ve yazar, şair ve akademisyenlerden oluşan bir editör ekibi tarafından yayına hazırlandı: Deniz Altınay, Ömer Aygün, Nalan Barbarosoğlu, Enis Batur, Hakan Bıçakçı, Behçet Çelik, Feride Çiçekoğlu, Berna Durmaz, Sine Ergün, Mahir Ünsal Eriş, Hülya Ekşigil, Semih Gümüş, Hakan Günday, Meltem Gürle, Hikmet Hükümenoğlu, Sibel Irzık, Ercan Kesal, Melisa Kesmez, Ergun Kocabıyık, Adnan Kurt, Birgül Oğuz, Hatice Örün, Mahmut Temizyürek, Serhat Uyurkulak, Murat Yalçın.

Seslendirilen hikâyeler 2015 yılında yani Açık Radyo 20. yaşını kutlarken hafta içi her gün 12:55-13:10 saatleri arasında yayınlandı. Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor programında okunan öyküler, Açık Radyo’da yayınlandıktan sonra, 2017 yılının Mayıs ayında Can Yayınları tarafından kitap olarak yayımlandı. Kitabı bu bağlantıdan satın alabilirsiniz.

08:00 – 10:00 Açık Gazete / Ömer Madra, Özdeş Özbay, Robılınd Tayyar, Berhem Baltaş

acik-gazete-29.06.2020

Açık Gazete Spotify Kanalı

Açık Gazete Jingle

Açık Gazete kayıt arşivi

Günün Sözü

“Beni bağışlayın ama, bu kez gelmeye mecbursunuz. 50 bin avukat olmalıyız.”

Baroların seçim sistemini değiştirmeye yönelik hükümet girişimine karşı 30 Haziran’da gerçekleşecek ‘Savunma Mitingi’ için İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu’nun mesajı. (Gazete Duvar)

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

08:02 Eduardo Galeano: Kadınlar / Çeviren Süleyman Doğru / Sel Yayıncılık

“Kabilemizin hikâye anlatıcısı” benzersiz yazar Galeano’ nun yeryüzündeki harikulade konukluğundan bizlere kalan son eserinden her sabah bir hikâyeyi Açık Gazete’nin açılışında okuyarak güne başlamanın hepimize iyi geleceğini düşünüyoruz.

08:30 – 08:45 Korona Günleri: Selim Badur’la Hafta İçi Her Gün

korona-gunleri-20200629

Salgının ülkemizde yayılmaya başlamasıyla; konunun uluslararası alanda tanınmış uzmanlarından mikrobiyoloji profesörü programcımız Selim Badur, Açık Gazete içinde düzenli bir köşeye başladı. Covid -19 pandemi’si hakkındaki doğru bilgileri, yanlış bilgileri, dünyada yapılan araştırmaları, yayınlanan makaleleri günü gününe yayına taşıyor.

Korona Günleri

Korona Günleri Spotify Kanalı

***

29 Haziran

Dünyanın ısısının artmasıyla insanlar ve hayvanların doğal direnci zayıflayacak ve bulaşıcı hastalıklara daha açık olacak. ABD’de yeni olguların yarısından fazlasını 35 yaşın altındakiler oluşturuyor.

***

Korona Günleri’nde Selim Badur ABD’deki durumu aktarırken, Myanmar’daki mülteci kampındaki mültecilere ve Sınır Tanımayan Doktorlar’ın “Afganistan’dan çekiliyoruz” haberlerine de değindi.

(29 Haziran 2020 tarihinde Açık Radyo’da Korona Günleri programında yayınlanmıştır)

Ömer Madra: Günaydın Selim Badur, merhabalar.

Selim Badur: Günaydın, merhabalar.

Özdeş Özbay: Günaydın.

SB: Günaydın Özdeş. Başlamış olduğunuz iç açıcı haberleri sürdürmekle görevliyim galiba! Sibirya’dan iklim kriziyle ilgili verdiğiniz haberlere müsaadenizle bunu enfeksiyon hastalıklarına bağlamak istiyorum. Çünkü tam benim önümde bu gelişmeyle ilgili ama enfeksiyon hastalıkları, bulaşıcı hastalıklar açısından bir haber var, Promet web sitesinde çıktı. Özellikle 38 dereceye varan Sibirya’daki ısı ki buna ‘arctic amplification’ diyorlar, bu artan ısılar sizin bahsettiğiniz gibi iklim krizinin, ekolojik denge üzerindeki olumsuz etkilerinin yanı sıra iki açıdan bulaşıcı hastalıkları da etkileyeceği ortaya kondu. Bir tanesi “hayvanların ve insanların doğal direnci bu ısı artışıyla birlikte zayıflayacak” diyorlar. Çünkü oradaki alışkanlıklar, alışılagelmiş dengenin bozulması sonucunda oluşacak ısı artışlarının doğal direnç üzerinde negatif bir etkisi olacak ve böylece insanların daha duyarlı hali gelmesi söz konusu olacak. İkincisi de hep başka ortamlarda dile getirdiğimiz gibi çeşitli vektörlerin görülme sıklığında artış olacak. Yani Sibirya’da artık belki daha önceleri sadece Afrika’ya özgü dediğimiz bir takım enfeksiyon hastalıklarını görebiliriz. Bunu 10 sene önce birisi söyleseydi Afrika’daki hastalıkların, örneğin sıtmanın Sibirya’da görüleceği herhalde insanlar gülerdi buna ama gelinen noktada böyle bir olumsuzluk yaşanmakta. İklim krizine bağlı olarak alışılagelenin dışında bir başka gelişme de ABD’nin kuzey bölgelerinde görülen bir sivrisinek türü ‘aedes albopictus’ bu sivrisinek Zika, Chikungunya ve Dengue virüsünü taşıyor. Son olarak Michigan’da da saptanmış olan bu sivrisineğe ‘asya kaplanı’ deniyor ve bu gelişme de pek beklenen, alışılagelmiş bir durum değil. Bu da iklim kriziyle enfeksiyon hastalıklarının ilintisini gösteren iyi bir örnek. Bu arada Bulgaristan’da geçen hafta kenelerle bulaşan kırım kongo kanamalı ateşi görüldüğü bildirildiğinin altını çizmek isterim.

Covid’den nerelere geldik? Bir süreden beri Korona Günleri kapsamında Didier Raoult’dan bahsediyoruz, Marsilyalı Fransız doktor hidroksiklorokin’i ilk öneren doktor. Kendisi geçen hafta belirtmiştim bir meclis araştırma komisyonunda deyim yerindeyse sorgulanmıştı. “Neden gerçek bir klinik çalışma yayınlamadınız, yani kontrolleriyle randomize bir çalışma, olması gereken bir klinik çalışmayı yapıp bunun sonuçlarını vermiyorsunuz?” diye sormuşlar. Kendisi diyor ki “ne kadar az sayıda hasta alınırsa bir çalışmada o kadar daha iyidir. Çünkü 1000 kişinin üzerindeki çalışma bulguları olmayanı göstermek için”. Bu tuhaf bir yaklaşım ama işin ilginç tarafı bu açıklamayı yaptıktan bir gün sonra, kendisinin de yer aldığı ekip Travel Medicine and Infection Diseases Dergisi’nde 3737 kişilik bir hasta grubunun bulgularını yayınladılar. Yani bir gün önce “1000 hastadan fazla olgunun değerlendirildiği çalışmalar güvenilir değil” dedi ve tam 1 gün sonra bu yayını yaptı. Yine sürekli olarak kontrol grubu sorunu söz konusu bu çalışmalarda. Yani şöyle söyleyeyim, ilacı verdiğiniz ve ilacı vermediğiniz 2 grup var kontrol grubu olarak ama örneğin bunların arasında kronik hastalığın daha az ya da daha çok olmaması lazım, dengeli olması lazım ya da yaş gruplarının dengeli olması lazım, akciğer bulgularının daha homojen dağılması lazım. Siz kontrol grubunu ağır hastalardan ilaç verdiğiniz grubu daha hafif hastalardan seçerseniz ilaç verdiğiniz gruptaki sonuçlar elbette daha olumlu çıkacaktır. Yani bu tarz gariplikler var Didier Raoult’un çalışmalarında.

ABD’ye ait haberler bilmiyorum Özdeş gördün mü son gelişmeleri? Rekor düzeye doğru gidiyor, özellikle Florida’da 9 bin 585 yeni olgu var, ülkede cuma günü salgının başından beri saptanan en yüksek sayıya erişildi, 45 bini geçti olgu sayısı. İşin ilginç yani genellikle belirli bir yaşın üstü ve belirli bir takım ek sağlık sorunu olan kişilerde Covid-19’un daha ağır seyrettiği söyleniyordu ama Amerika’da iş tersine dönmeye başladı, olguların yarısından çoğu 35 yaş altı göreceli olarak genç kesimde ortaya çıkıyor.

ÖÖ: Duvar işe yaramıyor galiba hep güneyde olduğuna göre? Trump, 2 hafta önce böyle bir açıklama yapmıştı “her şeyi durduruyor bizim duvarımız Covid-19 dahil” diyordu.

SB: Evet ne kadar ciddiye alınıp üzerinde konuşulması gerekiyor bilmiyorum. Bu ABD’de bilmiyorum gözünüze muhakkak çarpmıştır, Covid dışında Princeton üniversitesinin aldığı kararı gördünüz mü? Woodrow Wilson’ın ismini okuldan çıkarttılar.

ÖM: Bilmiyoruz.

ÖÖ: Görmedik.

SB: Kolonizasyonu tanımlayan, ‘self determination’ı savunan ve yeni bir yaklaşım getiren, siyah-beyaz ayırımında ırkçı yaklaşımıyla tanınan başkanın adı çıkartıldı öğrencilerin isteği üzerine Princeton üniversitesinden. Fransa’ya bakalım Institut Pasteur’ün eski direktörü 2000-2005 yılları arasında Institute Pasteur’ün Fransa’da direktörlüğünü yapan Philippe Kourilsky, kitaplarıda olan iyi bir epidemiyolog kendisi. “Covid krizi bazı demokrasilerin ne denli kırılgan olduğunu gösterdi bize. 2002-2004 ben direktör iken Güney Kore ve Çin’de 2 tane Institute Pasteur’un şubesi açıldı. Sars ve Mers’te doğrusunu isterseniz o dönem aktif olarak çalıştık ama bunlardan bir ders çıkarıp Covid başladığında ‘ya bu bizim buralara gelmez Avrupa’ya!’ filan dememiz çok yanlıştı” deyip yazısını da Marcel Proust’un “Kayıp Zamanın Peşinde isimli kitabına gönderme yaparak bir analojiyle bitirmiş. Özellikle koronavirüsleri üzerine 2002’den beri, Sars ve Mers çıktığından beri, o dönemden başlayarak çok daha fazla çalışma yapmalıydık ama bunu yapmadık” diyor.

Birtakım ülkelerden haberler verip sonra da birkaç bilimsel çalışmaya dönmek istiyorum. Bir kere Adriyatik sahillerinde, Dubrovnik gibi turistik beldelerde, 30-35 yıldır görülmeyen bir şekilde boş olduğu söylendi ve fotoğrafları var, 2019’un aynı dönemine kıyasla yüzde 89 azalmış oraya gelen turist sayısı. 27 Haziran Cumartesi günü Filistin’de Nablus ve Hebran bölgelerinde 48 saat boyunca Filistin topraklarında blokaj ilan edildi çünkü Filistin’de birdenbire patlak verdi Covid-19 olguları. Hindistan çok dramatik bir yere doğru gidiyor, Yeni Delhi’de temmuz sonuna kadar 500 bin yeni olgu olacağı bekleniyor. Hastaneler hazırlanıyor buna göre, hastane olarak nereyi kullanacaklar? Vagonları kullanacaklar, vagonlar ve birtakım oteller hastaneye dönüştürülüyormuş ellerinden geldiğince.

ÖM: Tren vagonları öyle mi?

SB: Evet boş tren vagonları hastaneye çevriliyor. Çok abartıp, durumu çok dramatikleştiriyor muyuz acaba diye bazen düşünüyorum ama gelişmeleri okudukça belki de çok daha fazla ciddiye almamız lazım şu yaşanan pandemiyi diye düşünmemek mümkün değil.

ÖM: Yani ben de şunu ilave edeyim izninizle, ABD’de en yüksek nüfuslu 3 büyük eyalette, yani Texas, California ve Florida’da toplamda 90 milyonu aşkın yani Türkiye nüfusunu aşkın sayıda, Amerikan nüfusunun da ¼’ünü oluşturuyor. Büyük artışlar var, hatta bütün başkan yardımcısı Mike Pence’in yeni seçim kampanyasını yapma planı da suya düştü, vazgeçtiler, gidemediler. Korkunç bir yükselmeden bahsediliyor ABD’de de.

SB: Evet, Hindistan’a değiniyordum, mesela Çin’de hastalık daha çok Wuhan bölgesinde yoğunlaşmış durumda, bazı ülkeler farklı, Hindistan da farklı, çok homojen bir şekilde bütün ülkede yükselmekte. Bu arada 27 Avrupa üyesi ülkenin aldığı kararı gördünüz mü acaba bu sınırlarının açıklamasıyla ilgili?

ÖÖ: Evet, bahsedemedik ama gördük.

ÖM: Evet.

SB: Herkese açıyorlar, 3 ülkenin vatandaşına kesin açılmayacağını söylediler Amerikalılar, Ruslar ve Türkler.

ÖÖ: Evet.

SB: Bu 3 ülkeyi, tehlikeli ülke kategorisine almaları ilginç, mesela niye Brezilya yok? Onu anlamış değilim ama sınırlarını açtıkları ülkelere baktığınız zaman 14 ülkenin adı geçiyor, Avustralya, Kanada, Japonya, Güney Kore, Ruwanda, Tayland, Uruguay, Gürcistan, çeşitli Balkan ülkeleri ve Magrip ülkeleri var, yasaklı ülkeler listesine daha sonra, Amerika, Rusya ve Türklerin dışında, İsrail ve S. Arabistan’ı da kattılar ama özellikle Türkiye’den gelecek kişilere kapılarını kesinlikle kapalı tutacaklarını açıklamaları ilginç. Dediğim gibi Brezilya filan neden yok? Onu anlamak pek mümkün değil.

ÖÖ: İngiltere’ye de açık ama mesela o konuda çok büyük bir tehdit

SB: Evet

SB: Ama İngiltere’yi kendilerinden ayırmıyorlar, o Brexit falan ama yine de tam kesinleşmedi onun için “bizi yine AB ülkesi kabul ediyoruz” deniyor bu haberde, o da ilginç bir yaklaşım. Haberlere baktığımızda yine biraz gelişmekte olan ülkelerden bahsedeyim, bilhassa unutulan, göz ardı edilen ülkelere, Afganistan’da Kızılhaç’ın bir açıklaması var, 11 Mart – 23 Mayıs tarihleri arasında yani pandeminin yoğun yaşandığı 2 aylık süreçte 12 tane saldırı olmuş sağlık çalışanlarına. Sınırsız Doktorlar Kuruluşu (SDK) (Médecins Sans Frontières) başkanı açıklıyor “hala yardımda bulunacağız diye yırtınıyoruz” şu son süreçte çok sayıda doğum yaptırdı SDK çalışanları ama 16 yıl boyunca Afganistan’da 70 tane bu kuruluşun görevlisi, gönüllüsü öldürülmüş. Çok ciddi saldırılar var “ben çekiyorum Afganistan’dan” diyor. İlginç bir ülke, tabii gelir düzeyine baktığınız zaman ülkenin yüzde 93’ü günde 2 doların altında yaşıyor. En basit pirinç gibi gıdalara erişim büyük bir lüks, çok ciddi sağlık sorunları, alt yapı sorunları olan bir yer. Sadece 172 tane hastanesi var ve 10 bin kişiye 4 doktor düşüyor. 37 milyonluk nüfustan bahsediyorum, 37 milyona 172 hastane. İlginç bir hesaplama sağlığa erişim konusunda yapılmış; sağlık hizmetlerine erişim konusunda bir kriterdir “evinizden ne kadar sürede sağlık kuruluşuna gidebiliyorsunuz?” Ortalama iki saatmiş Afganların sağlık hizmeti almak için bir sağlık merkezine gidiş süresi. Bangladeş’ten bir haber, Dovingia Myanmar’lı göçmenler burada 1 milyon 150 kadar göçmen var, bunların 860 bini kamplarda yaşıyorlarmış.

ÖÖ: Dünyanın en büyük kampı deniyor zaten.

SB: Evet ve örneğin o kamplarda hastalık çok yayılmasın diye kampta yaşayanlar sağlık merkezine gitmekten çekiniyorlarmış çünkü “hastalık yayılmasın diye bizi öldürüyorlar orada” diyorlarmış. Yani tedavi etmek yerine bizi öldürüyorlar ve korktukları için hastalar az sayıdaki ve çok kısıtlı sağlık merkezlerine gitmiyorlarmış. Böyle bir sorun var yani, özellikle bu kamp içinde kilometrekareye 40 bin kişinin düştüğü, dediğim gibi göçmenler için dünyanın en büyük göçmenlerin ağırlandığı kamplarda küçük çadırlarda en az 6 kişi kalıyorlar, bu nedenle de orada bulaş ve hızla yayılım var. Tabii ki elbette bu Myanmar’dan gelen göçmenlere ait bir haber duymayacağız biz herhalde.

ÖM: Duymayacağız tabii, Yemen’den de mesela duymuyoruz, halbuki dünyanın en yoksul ülkesi zaten idi 2015’teki savaştan önce, bombardımandan önce bile, şu anda Covid-19’a tutulmuş olanlar Democracy Now’dan öğreniyoruz yüzde 25’i enfekte olmuş. Bu son derece yüksek bir rakam dünya ortalamasından 5 kat daha yüksek. Yoksul ülkelerde böyle oluyor, bir de tabii Peru’da oksijen karaborsaya düşmüş, yüzde 1000 zamlanmış!

SB: Evet ondan bahsetmiştik ama oran artmış. Böyle unutulmuş bir kesim de Pigmeler. Orta Afrika’da çok izole yaşadıkları halde şimdiye kadar 3 bin 244 olgu saptanmış. Özellikle orada çalışan akciğer hastalıkları uzmanları ormanda soğuk ve nem nedeniyle hastalığın çok yaygınlaştığını ama bir diğer neden de başka topluluklarda görülmeyen bir şey, çocuklar bile yiyecek maddeleri olarak yarasa ve pangolin zaten avlıyorlar elleriyle filan yakalıyorlarmış. Tabii onlara yardım gönderilmesi istendiği zaman, düşünüldüğü zaman çok sağlıklı bir şekilde erişmiyor yardımlar; çünkü kimseye güvenmedikleri için ancak onların çok güvendiği, onlar tarafından saygınlığı olan insanların gitmesi lazım. Çok da fazla yokmuş böyle insanlar. Özellikle tedavi olarak kendileri kök ya da yaprak kaynatıp bunu içiyorlar. Son bir haber ki ayrıntısına yarın değinelim, Türkiye’den şimdiye kadar çok fazla yok ama ayakları yere çok sağlam basan bir yayın çıktı Turkish Journal of Biology TUBITAK yayınından. Ayşe Banu Demir, Hakan Abacıoğlu, gibi İzmir Ekonomi Üniversitesi çalışanları ile Roma Üniversitesi’nin bir iş birliğiyle Türkiye’deki 62 Sars-cov-2 virüsünün sekansını, nükleotit analizini yapmışlar ve mutasyonları incelemişler. Çok sağlam bir çalışma, herhalde süratle yayınlanması için Türkiye’deki TUBITAK yayın organına verdiler, yoksa yurt dışında kabul görmesi beklenirdi. İlginç olan çalışmalara bir ambargo konmuştu, izin alınmadan çalışma yayınlanmayacaktı bakanlık tarafından, belki özel üniversite olduğu için buna pek geçerli olmadı bu önemli yayın. Virüsün farklı bölgelerinde saptanan mutasyonların aslında ‘silent mutation’ dediğimiz mutasyon var ama bunların virüsün davranışına etkisi olmadığını gösteren bir çalışma. Çok doğru dürüst yapılmış bir çalışma olduğu için özellikle bu Ekonomi Üniversitesi Mikrobiyoloji Bölümü’ndeki Ayşe Banu Demir ve oranın çok genç dekanı Hakan Abacıoğlu’nun çok ciddi çalışmaları olduğunu biliyorum. Kendilerini kutlamak lazım, bu kadar doğru bir yayını kazandırdıkları için. Sürem dolduysa durayım yarın devam edelim.

ÖM: Evet yarın devam ederiz, çok teşekkür ederiz.

ÖÖ: Görüşmek üzere.

SB: Hoşça kalın.

ÖM: Görüşmek üzere.

09:00 – 09:30 Pazartesi  Ali Bilge’yle Ekonomi Politik

Ekonomi Politik kayıt arşivi

09:50 – 10:00 İzel Rozental ile Haftanın Karikatürleri

haftanin-karikaturleri-20200629

Sevgili dostumuz çizer İzel Rozental dünyadan ve Türkiye’den seçtiği haftanın karikatürlerini radyoda anlatıyor.

facebook.com/izel.rozental

***

No Panic! Panik yok! Tranquilo! Yazın başladığı bu güzel günlerde rahatlayın artık. Olmadı, yarın sabah radyonuzu açıp “HAFTANIN KARİKATÜRLERİ”ni dinleyin, biraz serinler, rahatlarsınız… 94.9 AÇIK RADYO kanalında, Ömer Madra ile Özdeş Özbay’ın birlikte sundukları dünyanın en optimist haber ve yorum programı “Açık Gazete”nin içinde dünyada olup bitenleri “karikatürce” anlatıyoruz… saat 9.30’dan sonra…

Görüntünün olası içeriği: yazı
Görüntünün olası içeriği: şunu diyen bir yazı 'SENCE BU KAÇINCI DALGA? SÜREKLİ AYNI İRTİFADAYIZ; BENCE DALGA FALAN YOK! Burak Ergin (Cumhuriyet)'
Görüntünün olası içeriği: çizim, şunu diyen bir yazı 'Hein? Aller voter dimancha?? త Trop dangereux! pLontiu Ne? Pazar günü oy kullanmak mı? Çok Tehlikeli! PLANTU (Le Monde)'
Görüntünün olası içeriği: yazı
Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi
+2
***

Açık Gazete’nin köşelerinden Haftanın Karikatürleri’nde İzel Rozental’in seçtiği ve anlattığı çizimler arasında Ercan Akyol’un ‘adalet ve baro’ eseri haftanın karikatürü seçildi.

10:00 – 10:30 Kirli Çıkı / Selahattin Çolak / Oldies

zz24

Twitter.com/SelahattinÇolak.KoltukçularÇıkmazı

10:30 Kamusla Güreş (Yeni program) / Hazırlayanlar: Didem Gürzap ve Kerem Doğan

kamusla-gures-20200629

Kelimelerin, hayata dokunan anlamları, güncel ve geçmişe dayalı anlam ve çağrışımlarıyla tekrar ele alınacağı bir program

zz8

Kamusla Güreş kayıt arşivi

Kamusla Güreş Twitter

Kerem Doğan Twitter

Didem Gürzap Twitter

***

Pandemi günlerinde içinde olmak ya da dışına çıkmakla ilgili hayli kafa yorduğumuz iki sözcüğü ele almaya devam ediyor: İçerisi ve dışarısı

Didem Gürzap ve Kerem Doğan’la #KamuslaGüreş (@kamuslagures) az sonra (10.30-11.00)

Resim

11:00 – 12:00 Bisiklet Zinciri (Yeni program) / Hazırlayan: Muzaffer Çorlu

Müzik programcımız Muzaffer Çorlu yıllar sonra heyecanlı bir dönüş yapıyor. Programda müzik, filim ve bilim üst şemsiyesi altında besteciler, bilim insanları ve dahi siyasetçiler nöro-bilimdeki yeni gelişmelerle birlikte ele alınıyor.

Bisiklet Zinciri kayıt arşivi

Twitter/Muzaffer Çorlu

***

Geleneksel reklamcılık, noromarketing müzik ve reklam: Cihan İşbaşı ile söyleşi

Muzaffer Çorlu’yla (@muzaffercorlu) #BisikletZinciri az sonra (11.00 – 12.00) Açık Radyo’da

Resim

12:00 – 13:00 Neu / Türlerden Bağımsız Yeni Sesler / Selin VS

“Türlerden bağımsız yeni sesler” şiarıyla yola çıkan programda indie rock, psychedelic rock, alternatif rock, garage, surf, new wave, lo-fi, psych tınıları ve elektronik altyapılar içeren yeni dönem üretimleri yayına taşınıyor.

acikradyo.com.tr/program/neu

Twitter.com/Selinvesaire

12:55 – 13:05 Yerdeniz Öyküleri – Öteki Rüzgar / Okuyan: Tolga Korkut

Amerikalı usta yazar Ursula LeGuin 22 Ocak 2018’de aramızdan ayrıldı. Yazarın Çiğdem Erkal çevirisiyle Metis Yayınları’ndan yayımlanan 6 kitaplık kült fantastik serisi Yerdeniz Büyücüsü’nün dördüncü kitabına bir süre önce başladık. Ne zaman biter, orası hâlâ meçhul.

13:00 – 14:00  Babil’den Sonra / Rüzgâra Bırakılmış Sesler / Hazırlayan: Ercüment Gürçay

babilden-sonra-22.06.2020

zz7

archive.org/details/@babil_den_sonra?tab=uploads

facebook.com/ercumentgr

***

Bugün 13.00’de!

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, Melis Birder dahil, ayakta duran insanlar, güneş gözlüğü, sakal ve açık hava

Ercüment GürçayMustafa Özkeskin ve 2 diğer kişi ile birlikte.

BABİL’DEN SONRA] EGE’NİN EFSANE GAYIĞI TIRHANDİL

Bugün programda Bodrum’dan konuklarım var.. İki hafta önce, tarihi 3 bin yıl öncesine kadar uzanan bir Ege efsanesini, TIRHANDİL kültürünü gelecek kuşaklara taşımak için klasik yöntemlerle Tırhandil üretmeye; 6 yıl önce başlayan Tırhandl Cup’ı sürdürmeye ve bu çabayı yaptıkları belgesellerle belgelemeye çalışan Mustafa, Deniz, Selva ve Melis ile Ege’nin iki yakasından şarkılarla- türkülerle bölünen çok keyifli bir söyleşi yapmıştık. Söyleşi çok keyifliydi ama o gün Açık Radyo’nun internet yayınları teknik bir nedenle yapılamadı. Sadece biz İstanbullular bu söyleşiyi karasal yayın üzerinden dinleyebildik. Bu nedenle bugün SAAT 13:00’DE PROGRAMI TEKRAR YAYINLIYORUZ..hepinizi radyolarınızın başına bekliyoruz!

Programı www.acikradyo.com.tr
‘den dinleyebilirsiniz.

#Tırhandil #TırhandilCup #Bodrum #EgeDenizi #BodrumLokal #SelvaBayyurt #MelisBirder #MustafaÖzkeskin #DenizMutlu #AçıkRadyo #YeşilGazete #BabildenSonra #ErcümentGürçay

***

BABİL’DEN SONRA] EGE’NİN EFSANE GAYIĞI TIRHANDİL

Bugün programda BodrumLokal ‘den Selva Bayyurt ve Melis Birder, Tırhandil ustası Mustafa Özkeskin ve Tırhandil Cup Organizasyonu Başkanı Deniz Mutlu ile tarihi 3 bin yıl öncesine kadar uzanan bir Ege efsanesini, TIRHANDİL’i konuştuk. Ege’nin iki kıyısından şarkılar dinledik.

Program kaydını buradan dinleyebilirsiniz: https://archive.org/details/babilden-sonra-22.06.2020

Eğer Tırhandil’i daha yakından tanımak ve BodrumLokal’in yaptığı 2 güzel belgeseli izlemek isterseniz Selva Bayyurt’un Yeşil Gazete’de yayımlanan yazısına göz atabilirsiniz: https://yesilgazete.org/…/egenin-efsanevi-gayigi-tirhandil…/

#Tırhandil #TırhandilCup #Bodrum #EgeDenizi #BodrumLokal #SelvaBayyurt #MelisBirder #MustafaÖzkeskin #DenizMutlu #AçıkRadyo #YeşilGazete #BabildenSonra #ErcümentGürçay

14:00 – 14:30 Entropi / Bikem Ekberzade / (15 Günde 1) / Sonsuz enerji, sonsuz devinim ve düzensizliğin değişmez ritmi

entropi-20200629

Entropi kaosun doğasına uygun olarak değişerek, devinerek, bazen karışıp bazen durularak, ama hep harekette kalarak devam etmeyi planlayan bir program. Biz var olduk olalı bize hep aslında var olmayan bir ‘denge’ den bahsedildi. Ama doğada, özellikle ekosistem temelinde, bir denge yani bilimsel adıyla bir ‘equilibrium’ nadiren görünen ve pek de istenmeyen bir durum. Dengeye giren sistemler durağan, doygun sistemler ve bir sonraki adım da onlar için ölüm ve yok oluş aslında. O yüzden bizden önce gelenler “hareket berekettir” demiş ya. İşte Entropi tam da bu. Göçler, nedenleri, doğa yıkımlarına inat direnen, değişen ve yeri geldiğinde biz koca insanlığı evlere hapseden, ya da yeri geldiğinde tam da bu yıkımlar yüzünden bizleri evsiz bırakan olaylar. Bunlar için, bunlarla birlikte ya da bazen bunlara karşı mücadele. Işte bu programda her iki haftada bir yarım saatliğine bunlar konuşuluyor.

Twitter/Bikem.Ekberzade

thevirtualstory.com/podcast/

***

zz12

Yarın #Entropi‘de aktivist/feminist/avukat @mericeyuboglu1   ile birlikte #feministgeceyurusu‘nden girip çocuk istismarına imkan verecek yasa tasarısından çıkacağız.Zaman dar, konu çok,bu daha başlangıç, katılırsanız da çok seviniriz

yarın saat 14:00te @acikradyo ‘dayiz! Bekleriz
***
zz13

Tüm renklerimizle, coşkumuzla, enerjimizle, sesimizle, fikrimizle, kimliğimizle sokaklar da meydanlar da geceler de bedenimiz de bizim!

Senin mi sandın? #Entropi tam bir buçuk saat sonra @acikradyo ‘da!

***
Çaldığımız parçanın videosunu da buradan paylaşayım 🙂 muhteşem Kim Gordon, ve Sonic Youth’dan Kool Thing (Goo albümünden)
***

#Entropi‘nin 5. bölümü bitti

Kaçıranlar ya da tekrar dinlemek isteyenler için link aşağıda

2 hafta sonra yeni bir konuk ve yeni bir konu ile tekrar beraberiz. O zamana kadar sağlıklı kalın, radyoyla kalın

#artıkbirsonrakindebizdestudyodaolalimnolur thevirtualstory.com/podcast/entrop

14:30 – 15:30 Opus 94 9 / Berna Uzunoğlu

Daha önceki dönemlerde her bölümünü dâhi bir besteciye ayrılan programda, 39. yayın döneminden itibaren her bölümünü bir müzik enstrümanına ayrılıyor.

15:30 – 16:30 Yolgeçen Rahmi Öğdül ve Evrim Altuğ / Hayatî ve kitabî patikaların kesiştiği yol ağızlarında ayaküstü konuşmalar

yolgecen-20200629

instagram.com/hassangalimar5/

16:30 Hariçten Sanat (Yeni Program) / Gezegenden Kültür-Sanat Haberleri / Hazırlayan: Çelenk Bafra

haricten-sanat-20200629

acikradyo.com.tr/program/144512/kayit-arsivi/hariçten-sanat

Programda özellikle Türkiye’yi ilgilendiren ve/ya Türkiye’den katılımcılara yer veren uluslararası sanat gündeminden bir kesit sunulacak. Müzeler, bienaller ve sergilere özellikle odaklanarak geniş bir perspektifle sanat, mimarlık, tasarım ve müzecilik alanlarındaki yeni gelişmeleri, haberleri ve güncel tartışmaları incelenecek.

Hariçten Sanat kayıt arşivi

Hariçten Sanat Spotify Kanalı

Twitter.com/HariçtenSanat

facebook.com/celenk.bafra

***

Arter Araştırma Programı: İz Öztat ve Merve Ünsal ile söyleşi

Çelenk Bafra’yla (@ChelloBiafra) #HariçtenSanat az sonra (16.30 – 17.00) Açık Radyo’da

Resim

***

Arter Araştırma Programı adına sevgili İz Öztat ve Merve Ünsal ile buluştuk. Sohbetimizi #HariçtenSanat ile Pazartesi 16.30’da Açık Radyo dinleyebilirsiniz 📣19 Temmuz’a dek Başvurabileceğiniz yeni dönemin detayları ise Arter (29.06.2020)

Görüntünün olası içeriği: 11 kişi, ayakta duran insanlar ve ayakkabılar

17:00 – 18:00 Dünyanın Cazı / Duygu ArgınSanat DeliormanBidar, Levent Öget ve Ceyhan Usanmaz

Twitter.com/DuyguArgın

18:00 – 18:10 Gezegenin Geleceği / Uygar Özesmi / Ekoloji Günlüğü

gezegenin-gelecegi-20200629

facebook.com/uygar.ozesmi.page

Gezegenin Geleceği kayıt arşivi

***

ABD hükümeti Alaska’da çevresel olarak hassas alanları petrol çıkarmaya açmak için on yıllarca önceye dayanan koruma planlarını etkisiz hale getirecek bir plan yayınladı.

Fotoğraf: Washington Post
Gezegenin Geleceği

Gezegenin Geleceği

podcast servisi: iTunes / RSS

ABD hükümeti Alaska’da çevresel olarak hassas alanları petrol çıkarmaya açmak için on yıllarca önceye dayanan koruma planlarını etkisiz hale getirecek bir plan yayınladı. Reuters’da yer alan habere göre İçişleri Bakanlığı Arazi Yönetimi Bürosu tarafından yayınlanan plan ile Alaska’daki Ulusal Petrol Rezervi‘nin batısındaki federal arazi kullanıma açılacak.  Bu da 23 milyon dönümlük arazinin 18,7 milyon dönümünün kullanımda olacağı anlamına geliyor. İçişleri Bakanı David Bernhardt yaptığı açıklamada petrol üretimini artırmak için eyleme geçmenin gerekli olduğunu söyledi. Yeni Ulusal Petrol Rezerv Planı, göçmen kuşları ve ren geyiği popülasyonları ile ünlü olan Kuzey Yamaçtaki en büyük göl olan Teshekpuk Gölü‘nün tamamında petrol gelişimine izin veriyor. Ayrıca Colville Nehri boyunca yeni alanlarda gelişime izin veriyor. Bu alanlar için getirilen korumalar 1970’lere dayanıyor. Yeni plan ile birlikte 240 kilometrelik boru hatları, 250 mil yol, çeşitli matkap pedleri ve diğer endüstriyel tesislerin inşa edilmesi planlanıyor. Böylece 20 yıla yakın süre günde 500 bin varil petrol elde edilebileceği belirtiliyor. Trump yönetiminin planı çevre aktivistleri tarafından tepkiyle karşılandı. Çevre hareketlerinden ve yerli topluluklardan oluşan 10 örgüt yaptığı ortak açıklamada “Bölgedeki topluluklar hali hazırda süren sanayi faaliyeti nedeniyle sağlık, gıda güvenliği ve kültürel egemenlik alanlarında  kabul edilemez etkilerle karşı karşıya” dedi. Alaska Yaban Hayatı Savunucuları program direktörü Nicole Whittington-Evans, Washington Post’a yaptığı konuşmada planın kutup ayıları, ren geyikleri ve göçmen kuşlar için kritik yaşam alanlarının petrol şirketlerine verilmesi anlamına geldiğini söyledi. Yeni sondajların açılmasının iklim krizini daha da şiddetlendireceğini belirten Evans, bu planın Batı Arktik olduğu kadar gezegen için de ölümcül olduğunu söyledi.

Akkuyu’nun ikinci ünitesinin temeli atıldı

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Akkuyu Nükleer Güç Santralı‘nın (NGS) ikinci ünitesinin temelinin atıldığını duyurdu.  Akkuyu Nükleer Santralı’nın bilimsel ve hukuki olarak geçerli bir ÇED Raporu ve üretim lisansı alana kadar inşaatının tamamen durdurulması talebiyle Danıştay’a yapılan başvuru, geçen hafta kabul edilmişti.  Danıştay İdare Mahkemesi’ne sunulmak üzere Adana Nöbetçi İdare Mahkemesi’ne yapılan başvuruda ayrıca ÇED raporunun santralın Türkiye’nin milli güvenliği, ekonomik geleceği ve halk sağlığı üzerindeki olası yıkıcı etkilerinin gözetilerek hazırlanması talebi yer alıyordu.

TMMOB’dan Salda raporu

Cumhuriyet’ten Bülent Ecevit’in haberine göre, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nce (TMMOB) hazırlanan Salda Gölü Raporu yayımlandı. Gölün mutlaka korunması, millet bahçesinden derhal vazgeçilmesi istendi ve gölün UNESCO Dünya Mirası statüsüne alınması için yasal girişimlerin başlatılması önerildi. 150 sayfalık raporda özetle şu uyarılar yer aldı: “Göl, yaklaşık 2 milyon yıl önce çevreden gelen sular ve yüzey sularının toplanmasıyla oluştu. Salda’yı besleyen akarsular ve derelere, bazıları yargı kararıyla durdurulmasına karşın su gelişini engelleyen gölet yapılması gölün yok olmasını ciddi olarak etkileyecek. Göl, madencilik faaliyetleri ve taş ocakları ile kirletilmemeli ve yok edilmemeli. Koruma statüleri değiştirilerek Salda Gölü’nde yapılaşmayı kolaylaştırıcı yeni statülerden tekrar mutlak korumacı statülere geri dönülmeli. Salda Gölü turizm baskısı ve ‘millet bahçesi’ projesiyle yok edilmemeli. Bu amaçlı yapılaşma kamu yararına ve toplum çıkarına aykırı” dendi.

Tuzla sahilinde deniz temizliği

Tuzla sahilinde dalgıçlar gençlerle birlikte denizin dibinden çöp topladı. Dalgıçlar denizden çıkardığı çöpler arasında çok sayıda maske, eldiven, tekne kalıntısı, çakmak, cam şişe gibi birçok atık vardı. Çuvallara alınan çöpler, farkındalık oluşturmak için sergilendi. Sergilenen çöplerin altına doğada kaç yılda çözüldükleri yazıldı. Maske doğada 400, eldiven ise 500 ile bin yıl arasında çözülüyor. Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı, “Denize kıyı bir ilçedeyiz, deniz insanlar için kıymetli, hayat veriyor. Denizden her türlü çöpün çıkması üzücü bir durum. Ekolojik dengede çok kıymetli, denizlerimizi korumalıyız. Gelecek nesillerin daha hassas olması geleceğe umutla bakmamıza vesile oluyor. Gençlere, emeği geçenlere teşekkür ediyorum” dedi. Dr. Yazıcı, “Kendi sağlımız için kullandığımız maske ve eldivenleri denize atmayalım. Ekolojik denge bozuluyor, bilinçsizlik. Vatandaşları bilgilendirmemiz lazım, denize atılan maske eninden sonunda insanı hatta belki de kendisini bulacak. Dünyayı etkileyecek, hassas düşünmeliyiz, global düşünüp yerelde uygulamalıyız” ifadelerini kullandı.

Yeşil Politika Okulu gelecek ay başlıyor

13 Temmuz – 9 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek olan Yeşil Politika Okulu, Yeşil Düşünce Derneği’nin geçmiş yıllarda da hayata geçirdiği bir eğitim programı. Yeşil Politika Okulu günümüzün toplumsal ve politik tartışmalarını yeşil düşünce ve yeşil politika temelleri üzerinden ele almak amacıyla oluşturulan bir müfredat doğrultusunda yeni katılımcılarını bekliyor. Programda, yeşil politika çerçevesinde yaşamın tüm alanlarının çeşitlilik, eşitlik, demokrasi ve haklar meseleleri bütüncül bir politik perspektifle ele alınacak. İklim krizi ve Türkiye’nin iklim politikaları, doğa korumacılık anlayışı, LGBTİQ+ ve kadın hakları, yurttaşlık ve azınlık hakları, barış politikaları, kırsal yaşam ve kent politikaları gibi konular uzman eğitimcilerin yürütücülüğü ile çevrimiçi ortamda hayata geçirilecek. Başvurular 3 Temmuz’a kadar devam ediyor. Başvurulara Yeşil Düşünce Derneği’nin web sitesinden ulaşılabilir.

18:10 – 20:00 Açık Dergi / İlksen Mavituna, Ömer Şahin, Selahattin Çolak, Feryal Kabil / Her gün İstanbul’da Ne Var Ne Yok

Açık Dergi kayıt arşivi

Twitter.com/İlksenMavituna

Açık Dergi Pazartesi Murat ‘Mrt’ Şeçkin ile Kadıköy Postası

Kadıköy’deki kültür-sanat takviminin tutulduğu programda Tayfun Polat’ın Kadıköy’den göçüyle oyuncu değişikliğine gidildi. Yine bir Kadıköylü Murat ‘Mrt’ Seçkin aramıza katıldı.

Açık Dergi Pazartesi Duygular Sözlüğü / Yazan: Tiffany Watt Smith, Okuyan: Ömer Madra

Açık Dergi Pazartesi Kültür Sektörü / Funda Lena

kultur-sektoru-20200629

“Çeşitlilik perspektifinden Türkiye’nin kültürel sektörleri” şiarıyla yola çıkan programda; müzik, sinema ve yayıncılık başta olmak üzere kültür endüstrilerinde ilk bakışta teknik gibi görülebilecek yapısal dengesizliklerin kültür sektöründe yol açtığı adaletsizlikleri hem sektör temsilcileri, hem de konunun uzmanı akademisyenlerle irdeliyor. Kültürel ve sanatsal ifadelerin çeşitliliğinin hem üretim, hem tüketim tarafında artırılması için yapılması gerekenler üzerine fikir egzersizleri yapılıyor.

acikradyo.com.tr/program/kultur-sektoru

Kültür Sektörü Spotify Kanalı

facebook.com/Kültür.Sektörü

facebook.com/funda.kurtuldu.lena

***

Funda Lena (@FundaLena) ile Kültür Sektörü’nde bu akşam konuğumuz Kültür-Emek Sendikası ve Orkestra Sanatçıları Meslek Birliği Platformu’nu temsilen Burç Balcı.

Açık Dergi içinde saat 19:00-19:30 arası 

Resim
***

Kültür Sektörü’nün bu akşamki konuğu orkestra sanatçısı Burç Balcı. Bu akşam 19.00’da Açık Radyo’da.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, şunu diyen bir yazı '-Kültür Sektörü Her pazartesi 19.00'da "Açık Radyo." YİRMIBEŞİNCİYIL 94.9 Hazırlayan ve sunan Funda LENA NAZİK 29 Haziran 2020 Konuk Burç Balcı Orkestra Sanatçısı'

Açık Dergi Pazartesi  Haftanın Albümü

20:00 – 21:00 Bir Baba Indie Lokal / Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu

Bir Baba Indie 29 Haziran

Yerli sahneden yeni yayınlanan müzikler, konuklar ve canlı performanslar Bir Baba Indie Lokal’de.

facebook.com/birbabaindie/

birbabaindie.com/

Twitter.com/TuğçeYapıcı

Twitter.com/CihadSatıroğlu

twitter.com/birbabaindie

instagram.com/birbabaindie/?hl=tr

***

zz25

Bir Baba Indie Lokal’in 29 Haziran Pazartesi günkü “Yerli Mix Özel” programında 9 parçalık bir seçki yayınlandı.

Tuğçe Yapıcı ve Cihad Satıroğlu tarafından hazırlanıp sunulan, yerli sahneden sesler sunan Bir Baba Indie Lokal her pazartesi saat 20.00 – 21.00 arasında 94.9 Açık Radyo’da yayınlanır.

SONIC BOOM – Please
Büyük Ev Ablukada – Boşluk (Aslan Şekli)
Kupa Onlusu – Yazlık Bir Sinemada
The Flabbies – Under the Sun
Birkan Nasuhoğlu – Ne Yapayım Bari
Serin – Aman Aman
Yolda – Liman
Selim Erdal – Su ve Zehir
Kırıka – Harabi

21:00 – 22:00 Vertigo / Hilmi Tezgör ve Osman Öztürk / Savrulan şarkılar

vertigo500.blogspot.com/

***

Vertigo başladı! Radyolarınızı açtınız mı?

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi

Hilmi Tezgör  Vertigo (Açık Radyo 94.9)

Program No: 1172. Mikrofon sırası bende☝️ (Osman koşuya çıktı)

22:00 – 23:00 Ahtapotun Bahçesi / Cem Sorguç / Alter-latif müzik

ahtapotunbahcesi.blogspot.com/

twitter.com/ahhtapot

23:00 – 24:00 Ay Palas / Tolga Yağlı / Bağımsız müzik

aypalas.blogspot.com/

Twitter.com/TolgaYağlı

Twitter.com/AyPalas

00:00 – 00:55 Rock on Rock / Ömer Şahin ve Cemil Topuzlu / Hard Rock ve Heavy Metal

Taş üstüne taş koyanların işlendiği hard rock ve heavy metal program Rock On Rock geri dönüyor.

24:00 – 01:00 Erguvani İstimbot / Cüneyt Cebenoyan / 51. yayın döneminde yok ama bu da benim gönlümden kopan olsun 🙂  ( #anavarrza )

Erguvan20141124

Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz dostumuz, programcımız Cüneyt Cebenoyan’ın ardından, kendisinin 2014 yılında hazırladığı ve her bölümde bir filmi konuklarıyla birlikte ele aldığı Erguvani İstimbot programını bu yayın döneminde tekrar yayınlıyoruz.

‘Bir film, pir film’ şiarıyla yola çıkan programda Cüneyt Cebenoyan, her bölümde bir filmi  konuklarıyla ele alacak.

* * *

3

Cuneyt Cebenoyan, “Blade Runner Tül Akbal Erguvani İstimbot 24/11/2014” albümüne 13 yeni fotoğraf ekledi.

Açık Radyo’nun yenilenmiş sitesi üzerinden dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Radyo Garden üzerinden Açık Radyo’yu dinlemek için T I K L A Y I N I Z

Açık Radyo 50. Yayın Dönemi Programları ve Podcast Arşivleri

Açık Radyo resmi web sitesi: acikradyo.com

Açık Radyo resmi twitter sayfası 

Açık Radyo’yu internet üzerinden ve mobil cihazlarından dinlemek isteyenler için faydalı bilgiler

Açık Radyo program blogları için TIKLAYINIZ

Açık Radyo 51. Yayın Dönemi: 4 Mayıs 2020 – 1 Kasım 2020 akışı için Tıklayınız Günlük / Tıklayınız Haftalık 

————————————————————————————

09:00 – 10:00 Gezgin’in Şarkısı / Rönesans’tan Barok Dönem’e yaratıcı dehanın keşfi / İlknur Akman Erk

Rönesans’tan Barok Dönem’e uzanan uzun, çok yaratıcı ve verimli bir çağın bestecilerini, eserleriyle birlikte tanıtmayı amaçlayan bir program bu dönem Açık Radyo’da yayında.

gezgininsarkisi@gmail.com

facebook.com/gezgininsarkisi/

10:00 – 10:30 Bir Dolap Kitap / Banu Aksoy ve Yıldıray Karakıya / Her yaş için çocuk kitabı

birdolapkitap.com/

birdolapkitap.com/radyo-arsivi/

podcast.app/bir-dolap-kitap

Twitter.com/BirDolapKitap

10:30 – 11:00 Botanitopya (Yeni program) / Sesli Doğa Tarihi Müzesi / Hazırlayan: Benan Kapucu

Bitkiler âleminin tuhaf ve muhteşem dünyasını belgeleyen botanik sanatına dair her şeyin konuşulacağı bir program.

zz5

Botanitopya kayıt arşivi

botanitopya twitter

Botanitopya Spotify Kanalı

botanitopya instagram

botanitopya@gmail.com

***

Çok eski iki gül türü var programda: Biri hoş kokulu özünden gül suyu ve yağ damıtılan Damask gülü; diğeri Çin kökenli Fortune’s Double Yellow

Benan Kapucu’yla (@benan_kapucu) #Botanitopya (@botanitopya) az sonra (10.30 – 11.00) Açık Radyo’da

Resim
***
zz9
İki gülün hikayesi var@botanitopya‘da: Biri, yağ damıtılan o çok değerli Damask gülü; diğeriyse Çin’in en güzel güllerinden Fortune’s Double Yellow. 10:30’da 94.9 @acikradyo ‘da buluşmak üzere
***
Damask gülü Anadolu’da; yağ gülü, yağlık gül, ısparta gülü, reçellik gül, pembe gül, katmer gül, yalınkat gül, şam gülü, güla muhammedi, peygamber kokusu, ölü gülü gibi yöresel isimlerle de biliniyor.
***
Bu damask güllerinin, antik metinlerde bahsi geçen o eski gül türü olduğunu öne sürenler var. Roma imparatorluğu boyunca yetiştirilen; Samos adasında Hera’ya adanmış Heraion tapınağında tanrıçaya sunulan güllerin Damask gülü olduğunu söyleyen tarihçiler var ama orası tartışmalı.
***
zz11
Damask gülünün, Şam’dan Fransa’ya getirilmesi aslında 13. yüzyıla dek uzanıyor. Champagne Kontu IV. Thibault tarafından Haçlı seferlerinden dönüşte Kutsal Topraklardan getirilerek Provence bölgesinde dikilmiş ve burada Provence gülü adını almış.
***
John Parkinson 1640 yılında, antik tarihçi Yaşlı Plinius’un kitabındaki Rosa praenestina için “Damask gülü” demiş ama sadece açık pembeye çalan rengini ifade etmek için söylediğine dair görüşler de var.
***
zz12
Damask gülü ile Şam arasındaki bağlantıyı ondan çok daha önce, 1554 yılında Dioscorides’in De Materia Medica’sını İtalyanca’ya çevirip resimleyen Mattioli de yorumlamış. Kitaptaki Damask gülü resminde, ön planda üzerinde Haçlılara ait bir kale motifi olan savaş kalkanı da eklemiş
***
John Gerard, The History of Plants (1597) kitabında da damask gülünün adı geçiyor. İki numaralı resim büyük olasılıkla bir “Trigintipetala”, üçüncüsü ise bir kuşburnu türü olan Rosa majalis…
Resim
***
zz13
Fortune’s Double Yellow ise “çay casusu” Robert Fortune’un Çin’e ilk gidişinde bulup Avrupa’ya taşıdığı en güzel güllerden biri…
***
Fortune keşfettiği bu güzel sarı gülü Journal’da şöyle anlatmış: “Mayıs ayında, güzel bir günün sabahında bahçelerden birine girdiğimde, ileride öbekler halinde sarı gülleri görünce çarpıldım; rengi bilinen bir sarı değildi, içinde sarımtırak kahverengiler de var gibiydi+++
Resim
***
+++ ve bu çiçeklere sıra dışı ve çarpıcı bir görünüm veriyordu. Tırmanıcı sarı güllerin en güzelini bulmuştum, büyük bir sürpriz oldu. Çin İmparatorluğunun daha kuzey bölgelerinden gelen bu gülün Avrupa iklimine dayanıklı olacağını biliyordum, ki sonradan da bu doğrulandı.”
***
Chiswick’te başarıyla yetiştirildiğinde, Journal haberini yapar: “Fortune’un Double Yellow Gülü. Çin’den evine dönerken Fortune tarafından getirildi. Dağınık büyüyen bir bitkiydi, R. arvensis gibi davranıyordu; ama her yıl dökülen yapraklarıyla ondan daha alengirliydi.+++
***
+++ Dalları mat yeşil sayısız kısa kancalı dikenlerle korunuyor. Yaprakları yumuşak, üç parçalı, üst kısımları parlak yeşil, alt kısmı puslu. Çiçekleri Çin gülü kadar büyük, mora kaçan mat kahverengi lekeleri de var.”
***
Kitaplığımdan güllerle ilgili…

11:00 – 12:00 Mekânlar ve Çağlar İçinde Ses / İştar Gözaydın / İskender Savaşır

facebook.com/istar.gozaydin

12:00 – 13:00 Dünyayı Dinliyorum / Zekeriya Şen / Bir dünya müziği programı (Radio MultiCult 2.0 ile ortak yayın)

tikabasamuzik.com/Katagorileri/dunyayi-dinliyorum

mixcloud.com/dunyayidinliyorum/

twitter.com/zekeriya.şen

soundcloudcom/tıkabasamuzik

13:00 – 14:00 Ma’nın Tınısı / Hakan Ünseven / Anadolu müziğinin çağdaş yorumları

archive.org/details/@alabanda

14:00 – 15:00 Dilden Dile Titreşimler / Emre Dağtaşoğlu / Türk halk müziği

dilden-dile-titresimler-28.06.2020

dildendiletitreimler.blogspot.com/

***

(Destekçi: Nafiz Aydın)

  1. Yağcılar Zeybeği – Filiz Kaya&Sedat Çılgın&Nail Üçyol
  2. Bulut Bulutun Üstüne – Ayşen Biten
  3. Ben Bir Göçmen Kızı Gördüm – Fındık Buse Katılmış&Sezgin Yaman
  4. Mavrova’dan Aldım Bir Okka Nohut – Sedat&Samet Gün
  5. Ayletme Beni – Nazlı Öksüz
  6. Manastır’ın Ortasında – Nazlı Öksüz
  7. Güldaniye’m – Salih Gündoğdu&Cansu Yolcu
  8. Suya Gider Allı Gelin – Ayşen Biten&Onur Aslan
  9. Evlerinin Önü Yaldız Piyade – Fındık Buse Katılmış
  10. Asmalar da Kol Uzatmış Dallere – Saniye Can
  11. Bülbülü Tuttum da Güle Bağladım – Nezahat Bayram
  12. İner Gelir Şu Dağların Dumanı – Kemal Koldaş

15:00 – 16:00 Musıkî Arşivi / Bülent Aksoy / Musıkî icrasının geçmişine ayrıntılı bir bakış

16:00 – 17:00 Semt-i Nihavend / Klasik Türk musikisine dair / Fikret Karakaya

Usta müzisyen Fikret Karakaya Semt-i Nihavend programında bu yayın dönemi;  bazen bir makamı, bir sazı, bir bestekârı, bir icracıyı tanıtıp kayıtlarını dinletiyor. Bazen de konuklarla Türk Musıkisi üzerine söyleşiyor.

17:00 – 18:00 Modernin Sesi / Aykut Köksal / Dört yüzyıllık müzik serüvenine derkenar

18:00 – 19:00 Öbür Dünya / Ahmet Uluğ
Açık Radyo’nun 25 yıllık kült programı Öbür Dünya geri dönüyor. Ritm ve armoni ekseninde farklı türlerde bir yolculuğa çıkıyoruz

19:00 – 20:00 Korona Günlerinde Aşk / Ayşe Köse Badur ve Selim Badur / 21. yüzyılda pandemi, hayat ve temas tahayyülleri

Aşk ve hastalık, birer doğa olayı oldukları kadar politik ve toplumsal — tabii ki. Korona Günlerinde Aşk programı 21. yüzyılda pandemi, hayat ve temas tahayyüllerine aşk parantezinden bakıyor.

20:00 – 21:00 The Big Easy / Aylin ve Varol Ünel / New Orleans kültürü ve müziği

New Orleans müziğinin ve kültürünün işlendiği The Big Easy bu yayın döneminde saat 20’de.

Twitter.com/BigEasy

21:00 – 22:00 İstanbul’dan Gelen Telefon / Pazar gecesi biterken dinlemek isteyeceğiniz, her telden güzel şarkılar. Bazen de müzik arkeolojisi. / Altuğ Güzeldere, Mahir Ilgaz, ve Güven Güzeldere. Bu yayın döneminde Hakan Gürvit ve zaman zaman Ömer Madra’nın katkılarıyla…

İstanbul’dan Gelen Telefon bu yayın döneminde ekiplerine Hakan Gürvit ve zaman zaman Ömer Madra’yı dahil edip efsanevi müzisyen, şarkıcı, besteci ve ozan ‘Pete Seeger’a odaklanıyor. Amerikan halk müziğinin öncü isimlerinden Seeger’ın yurttaş hakları, barış ve çevre hakları peşinde 70 yılı aşkın süre geçirdiği müzik ve aktivizm serüvenine ve bıraktığı kültürel mirasa bir bakış denemesi Açık Radyo’da.

22:00 – 23:00 Sarhoş Atlar Zamanı / Akif Burak Atlar / Konu parantezinde rock

sarhosatlarzamani.tumblr.com/

mixcloud.com/SarhosAtlarZamani/

Twitter.com/AkifBurakAtlar

Sarhoş Atlar Zamanı Spotify Kanalı

23:00 – 24:00 Jirayr’ın Walkman’i / Bilindik Ermeni müziğinin öbür türlüsü / Saro Usta ve Vartan Estukyan

Bildiğimiz Ermeni müziğinin dışında kalan Ermeni müzisyenlere, müziklere yeni üretimlere yer verilen bir program.

24:00 – 01:00 Audiocity / Türler arası / Bahadır Dilbaz

Yıllardır sürdürdüğü Kılavuz programını bitiren Bahadır Dilbaz, bu yayın döneminde 25 yıllık Dj’lik serüveninde eleğin üzerinde kalan müzikleri Audiocity’ye taşıyor.

Twitter.com/BahadırDilbaz

01:00 – 02:00 Münakaşa / Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali / Erkan Ömür

munakasa-2020-06-28

“Elektronik müziğin türleri arasında münazara hali” şiarıyla yola çıkan programda downtempo elektronik müzik, etnik elektronik, elektronika, minimal, breakbeat örnekleri dinleyiciyle buluşuyor.

Blog Stats

  • 100.545 hits